ANKARA, 21/07(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB arasındaki
ilişkilere değinen 20 Temmuz 2006 tarihli haber ve yorumlardan yapılan
alıntılar aşağıda sunulmaktadır:
İNGİLTERE BASINI:
The Financial Times: “Türk Dışişleri
Bakanı Uyarıyor: Batı Karşıtlığı Güç Kazanıyor”:
Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
ülkesinin Avrupa Birliği'ne üyeliği konusundaki tereddütlerin ve ABD'nin
Orta Doğu politikalarının Türkiye'de Batı karşıtı havanın güçlenmesine
neden olduğunu söyledi.
The Financial Times'a verdiği mülakatta
Kıbrıs meselesinin çözülememesinin Türkiye'nin AB müzakere sürecini
"zehirlediğini" ifade eden Gül, ABD'nin Lübnan'daki İsrail eylemlerine
verdiği desteğin tüm Orta Doğu'da ani ve sert bir tepkiye yol
açabileceğini belirtti.
Dışişleri Bakanı, "Türkiye'deki ılımlı
liberal insanlar giderek Amerikan karşıtı ve AB karşıtı olmaya başlıyor.
Bizim genç, dinamik, eğitimli ve ekonomik açıdan etkin insanlarımızın
umudu kırılırsa, tavırları ve duyguları değişirse bu iyi olmaz. Küresel
politikalara ve stratejik meseleler karşısındaki hissiyat değişiyor. Bu
tehlikelidir" dedi.
Türkiye aynı zamanda ABD ve Irak'ı Kürt
gerillaların sınır ötesi saldırılarına engel olmaları aksi halde
Türkiye'nin meseleyi kendi başına çözeceği uyarısında bulundu.
Quentin Peel (20/07/2006)
YUNANİSTAN BASINI:
Apoyevmatini: “Türkiye ve Kıbrıs Orta
Doğu Savaşının Gölgesinde”:
Türklerin Kıbrıs
çıkarmasından 32 yıl sonra Türkiye Başbakanı Erdoğan da selefleri gibi
tahriklere devam ediyor.
Erdoğan işgal kuvvetlerini ve "kahramanlıklarını"
kutlamak üzere dünden beri işgal bölgesinde bulunuyor. Aynı zamanda
Ankara, Kürt üslerinin tahrip edilmesi için 50 bin askerini Kuzey Irak'a
göndermeye hazırlanıyor.
Türkiye'nin AB'nin kapısını çalarak tam
üye olmayı istemesi, Ankara'nın saldırgan planlarında erteleyici bir
unsur oluşturmuyor. Bu tavrıyla, AB'ye katılım şartlarına "kayıtsız"
görünümü veriyor. Bu durum AB'ye kabul edilse dahi Türkiye'nin AB
prensip ve fikirlerine karşı "ukala" ve "yayılmacı" politikasına devam
edeceği anlamına geliyor.
Öte yandan, 32 yıl önce Türk işgalinin ve
vahşetinin 200 bin göçmen-kurbanını kabul eden Lefkoşa ve Kıbrıs'ın
güney kesimi yani serbest Kıbrıs, bu günlerde de on binlerce Lübnanlı
göçmeni kabul ediyor. Bunlardan birçoğu, vatanlarına veya akrabalarının
yaşadıkları ülkelere
gidebilmek için serbest Kıbrıs'ı ara durak olarak
kullanıyorlar. Azımsanmayacak bir çoğunluk ise, yeni bir kariyere
başlamak veya koşullar uygun olduğu zaman geri dönmek üzere, bugün
bombalanan vatanlarına yakın olmak için Kıbrıs'ı kalacakları yer olarak
seçiyorlar.
Türkler tarafından işgal edilmiş olan
Kıbrıs'a değil, serbest Kıbrıs'a gidiyorlar. Türkiye haricinde tüm
dünyanın tanıdığı Kıbrıs'a. Zaten büyük ekonomik ve ticari fırsatlar da
bu Kıbrıs'ta mevcut. AB ile iş ve iletişim bu Kıbrıs'tan mümkün
olabiliyor. (20/07/2006)
AVUSTURYA BASINI:
Kronen Zeitung: “Türkler Kurtarma
Amaçlı Uçuşlara Engel Oluyor”:
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkmaya bir örnek daha:
Lübnan'daki savaştan kaçanları Kıbrıs üzerinden Viyana'ya
taşıyan uçağın Türkiye üzerinden uçmasına izin verilmedi.
Bu durumda pilot dolaylı bir rota izlemek durumunda kaldı. AB diplomatik
çevrelerine göre olay AB'nin Kıbrıs politikasıyla
doğrudan ilişkili. Ankara'nın uyguladığı politikaya göre
Kıbrıs'tan veya Kıbrıs'a yapılacak uçuşlarda Türk hava sahasının
kullanılmasına izin verilmiyor.
Bu durum herhalde, pazartesi günü olduğu
gibi, savaştan kaçanlara insani yardım için yapılan uçuşlar için de
geçerli. Türklerin AB karşısında düştükleri olumsuz durumun detayı
şöyle:
- Avusturya'nın Ankara Büyükelçiliği
Askeri Ataşesi Türk hükümetine başvurarak Federal Silahlı Kuvvetlerin
Herkules tipi askeri bir nakliye uçağının Türk hava sahasını kullanması
için izin istedi.
- Başvuruda Viyana-Larnaka-Viyana
uçuşunun Lübnan'dan kaçarak Beyrut'dan gemiyle gelen insanların
tahliyesi için yapılacağı açıkça belirtildi.
- Türk hükümeti Türkiye hava sahasından
yapılacak uçuşla ilgili başvuruyu pazartesi sabahı reddetti. Uçak da
dolaylı başka bir rota izlemek zorunda kaldı. Salı günü yapılan ikinci
bir başvuru da Ankara tarafından reddedildi.
Peter Gnam (20/07/2006)
ALMANYA BASINI:
Handelsblatt: “Kıbrıs:Değişen
Roller”: Yıl dönümü
münasebetiyle Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini açıklayan Başbakan
Erdoğan, göreve geldiğinden bu yana ilk kez kutlama törenlerine katılmak
istiyor. Bu da ziyaretin siyasi bir görevin yerine getirilmesinin
ötesinde bir anlam taşıdığını göstermektedir.
Zira Kıbrıs sorunu Erdoğan için
ivedilikle halledilmesi gereken bir mesele, çünkü adanın bölünmüşlüğü,
Türkiye'nin AB yolunda giderek büyüyen bir engel teşkil ediyor. Daha
bundan
kısa bir süre önce başlatılan katılım müzakereleri
tıkanma tehlikesiyle karşı karşıya. Erdoğan bu nedenle, Kıbrıs konusunda
hızlı ve kalıcı bir çözümünden yana olmak durumunda.
Böylelikle Kıbrıs konusunda roller
değişmiş görünüyor. Geçen 30 yılda adanın birleşmesi Ankara ve Kıbrıs
Türk yönetiminin direnişi nedeniyle başarısızlığa uğramıştı, şimdiyse
Kıbrıs Rumları buna karşı çıkıyor. Bu 2004 yılında yapılan referandum
sonuçlarında da görülmüştü. Kıbrıs Türkleri büyük bir çoğunlukla Annan
planını kabul ederken; Kıbrıs Rumları reddetmişti. Neticede ada bölünmüş
olarak kalmış ve AB kapısı sadece Kıbrıs Rumlarına açılmış oldu.
Haksız yere cezalandırıldıklarını düşünen
Kıbrıs Türkleri bunu bir adaletsizlik olarak görüyor ve bugüne kadar
AB'den Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ekonomik ambargonun hafifletilmesi
için verilen sözü yerine getirmesini bekliyor. Kıbrıs
Rumlarının Kıbrıs Türklerine uyguladığı ambargo, Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan
kronik ekonomik krizin sebeplerinden birisidir. Kuzey Kıbrıs'ta kişi
başına düşen milli gelir, Güney Kıbrıs'takinin sadece üçte biri
oranında. AB
Komisyonunun Kıbrıs Türklerine yönelik kısıtlamaları
gevşetme çabaları şimdiye kadar Kıbrıs Rum hükümetince engellendi. 30
yıl boyunca adanın birleşmesi için uluslararası alanda destek arayan
Kıbrıslı Rumların, Güney Kıbrıs'ın güvenli AB limanına girmesiyle,
Kıbrıs sorununa siyasi çözüm bulunmasına pek ilgi göstermeyişi dikkat
çekici. Rumlar sadece referandumda değil, bu yılın ilkbaharında yapılan
parlamento seçimlerinde de Annan planını reddeden Tassos Papdopulos'un
izlediği politikayı desteklediklerini gösterdiler.
Gerd Höhler (20/07/2006)
FRANSA BASINI:
AFP: “Türkiye
Kıbrıs Sorunun Çözümü İle AB Üyeliğinin İlişkilendirilmesini Reddetti”:
Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan bugün, Kıbrıs sorununun çözümünün
Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilişkilendirilmesi
girişimlerine karşı uyarıda bulundu.
Türkiye'nin, adanın kuzeyine askeri
müdahalede bulunmasının 32. yıl dönümü kutlamaları için Kıbrıs Türk
kesiminde katıldığı törende yaptığı açıklamada Erdoğan, "Kıbrıs
sorununun Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilişkilendirilmesini kabul
etmiyoruz" dedi.
Erdoğan, Kıbrıs Rum hükümetine gönderme
yaparak, "Kıbrıs sorunu Türkiye'nin AB üyeliğine karşı kullanılmamalı"
diye sözlerine devam etti.
Ankara, Kıbrıslı Rumları, Kıbrıs
konusunda imtiyaz elde etmek için Türkiye'nin AB ile ekim ayında
başlattığı müzakereleri tehdit etmekle suçluyor.
Brüksel, Ankara'yı, hava ve deniz
limanlarını Kıbrıs Rumlarına açmayı reddederse müzakerelerin askıya
alınması ihtimaline karşı uyardı. Ankara ise, Avrupa bloku Kuzey
Kıbrıs'ın tecridine son vermediği sürece boyun eğmeyi
reddediyor.
AB, 2004 yılı Nisan ayındaki
referandumunda BM'nin birleşme planına destek verdiği için Kıbrıslı
Türklere mali yardım ve doğrudan ticaret sözü verdi.
Brüksel, söz verilen meblağın bir
bölümünü serbest bıraktı (139 milyon avro), ancak Kıbrıslı Rumların
direnmesi nedeniyle ticaret yapılamıyor.
Başbakan Erdoğan, şayet AB KKTC'ye
verdiği sözü tutarsa Türkiye'nin zorunluluklarını yerine getireceği
teminatı verdi.
NOT:
Bu bülten, 20 Temmuz 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber
ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
-
ESKİ SAYILAR