24.07.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 24/07(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB  arasındaki ilişkilere değinen 21-23 Temmuz 2006 tarihli  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda  sunulmaktadır:

 

            ALMANYA BASINI:  

            Süddeutsche Zeitung: "Erdoğan AB'yi Eleştiriyor":  "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin AB  üyeliğinin Kıbrıs sorununa bağlanmasını kesin bir dille  reddetti. Kıbrıs çıkarmasının 32. yıl kutlamaları  vesilesiyle Lefkoşa'da düzenlenen törenlerde bir konuşma  yapan Başbakan Erdoğan, 'Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB  üyeliği ile ilişkilendirilmesini doğru bulmuyor ve kabul  etmiyoruz.' dedi. Ankara, Kıbrıs'ı taviz koparabilmek  için yürütülmekte olan müzakereleri zorlaştırmakla  suçluyor. (21/07)

            Frankfurter Allgemeıne Zeitung: "Batı Karşıtı":  “Financial Times gazetesi, Türkiye Dışişleri Bakanı  Abdullah Gül'ün 'Son Yakın Doğu krizi ülkemdeki Batı  karşıtı tutumu teşvik ediyor' şeklindeki ifadesine yer  verdi. Tabii ki bir süre önce Kurtlar Vadisi adındaki  olağanüstü popüler Türk filmi, özellikle bazı Türk  gençlerinin bu konuda pek teşvike ihtiyaçları olmadığını  net bir şekilde göstermişti. Zira onlar Amerika karşıtıydı  ve zaman zaman da genelde Batı karşıtılar. Batı'nın,  özellikle de Amerika'nın Yakın Doğu politikasının tek  taraflılığından yakınılması, hele hele bir Müslüman için  meşrudur. Bu, o ölçü alınan meşhur 'çifte standarttır'.  Ancak: Bu tür şikayetler Batılı ülkelerde bile yüksek  sesle dile getiriliyor. Avrupalı ülkelerin çoğunda  basının Başkan Bush'la ilgili haberlerinin ne kadar kötü  olduğu, herhalde Gül'ün dikkatinden kaçmamıştır. Gül'ün  yine bu gazateye verdiği demeçte, ülkesinde artan Batı  düşmanlığını 'ağır ilerleyen AB katılım müzakereleriyle'  ilişkilendirmesi ise kabul edilemez. Politikada ele  alınması gereken zor sorunların tümü, 'düşmanlık' gibi  görülemez. (Wolfgang Günter Lerch 21/06)

            Frankfurter Rundschau: "Çılgın Kıbrıs": “Kıbrıs-Türk  muhalefet siyasetcisi Ali Erel, cüzdanındaki kırılgan Türk  Lirası'nı 'olabildiğince çabuk bir şekilde' avro ile  değiştirmek istiyor. Akdeniz adasında kullanılan resmi  para birimi lira son iki ay içerisinde yüzde 20 değer  kaybetti. 'Biz Türk ekonomisinin kırılganlığının  kurbanıyız. Bu nedenle olabildiğince hızlı bir şekilde  avroyu tedavüle almalıyız.' dedi. Erel, 2004 yılından bu  yana AB üyesi olan adanın Rum Kesimini kıskanıyor. 2008  yılında avroya geçebilirler ama halkın büyük bir çoğunluğu  bunu istemiyor. Oysa avroyu hemen isteyen Kıbrıs Türkleri  şimdilik alamayacaklar. Uluslararası hukuk açısından,  Kıbrıs, resmen 1 Mayıs 2004 tarihinde Türk tarafı da dahil  olmak üzere AB'ye girdi. Ancak, AB müktesebatı adanın  uluslararası camia tarafından tanınan ve sadece Rumlar  tarafından kontrol edilen güneyinde geçerli… Kıbrıs-Türk  Hükümeti şu ana kadar avroya geçilmesi çağrılarını  yanıtsız bırakıyor. Gerçi Karadağ örneğinde olduğu gibi  para birliğine girmeden mümkün olabilir. Ancak Türkiye'ye  olan yakın bağlantılar nedeniyle siyasi bir olay haline  gelebilir. Avro Kuzey Kıbrıs'a gelmese de 2008 yılından  itibaren resmen paralel para birimi olarak işlem görecek.  Adanın güneyine çalışmaya giden binlerce kişi maaş olarak  avrolarını tampon bölgeden kuzeye geçirecekler.”  (Gerd Höhler, 21/07)

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            BBC: "Türkiye-AB İlişkileri Krize Sürükleniyor":  “"Birçok Avrupalının kaygısı, Türkiye'nin reform  konusundaki kararlılığından sapması. Parlamentonun  gündemindeki Terörle Mücadele Yasası, ifade özgürlüğünü  kısıtlamayı kolaylaştıracak. Yaklaşık 50 gazeteci Ceza  Kanunu'nun meşhur 301. Maddesi'nden hüküm giyme  tehlikesiyle karşı karşıya. Bazı ilerlemelerin yaşandığı  Kürtlerle ilişkilerde ise durum şimdi kötüden daha kötüye  gidiyor. Tüm bunlar yeterince kötü, ayrıca Avrupa  Komisyonu'nun ekim ayında yayımlayacağı ilerleme  raporunda, Türkiye'nin Avrupa normlarına uyumu konusunda  sert ifadeler kullanılmasına neden olacak. Türkiye'nin  yanlış yola sapması, Avrupa ile daha yakın ilişkiler  kurulmasına karşı çıkan ülke içindeki grupların da işine  gelecektir… AB ve Türkiye, sonbaharda Kıbrıs konusunda  karşı karşıya gelecek olmasa, tüm bunlarla başedilebilirdi  belki. AB Türkiye'den, liman ve havaalanlarını bu yıl  sonuna kadar tüm üyelere açmasını talep ediyor. Türkiye  ise Kıbrıs'ın bir yarısı ambargo altındayken, diğer  yarısına limanlarını açmasının haksızlık olacağını  savunuyor ki bu da gayet mantıklı. Doğal çözüm, iki  tarafın aynı anda harekete geçmesi olacaktır. Ne var ki  AB, Gümrük Birliği Anlaşması ile ticaret ambargosu  arasında bir bağ olmadığını savunuyor. Yani kendisi  verdiği sözü tutmazken, Türkiye'den sözünü tutmasını  istiyor." (07.00-07.30 Türkçe 21/07)

            The Economist: "Ufuktaki Felaket": “Brookings  Institution'dan Philip Gordon şakacı bir ifadeyle,  'Türkiye'yi kim kaybetti?" diye soruyor. Cevapsa, şu ana  kadar, hiç kimse. Ancak, şayet bu kötü durum ortaya  çıksaydı, sorumlular listesinin başındakiler, genelde  Avrupa Birliği, özelde ise Kıbrıs hükümeti olurdu. Çünkü,  Türkiye ve AB geçen yıl içinde, biri Ekim 2005'te  Türkiye'nin katılım müzakereleri resmen başladığında,  diğeri ise Haziran ayında müzakerelerin ilk aşamasında  çıkan sorunların son dakikada aşılması olmak üzere iki  ciddi krizin eşiğinden dönmeyi başardı. Çoğu Avrupalı (ve  Amerikalı), nefeslerini tuttu ve herşeyin yoluna girmesini  umut etti. Ancak bir dahaki sefer, bu gerçekleşmeyebilir.  Son iki durumda herkes ne yapılması gerektiğini az çok  biliyordu; bu sadece, gerekenin yapılması ve iradenin  sağlanması sorunuydu. Sonbahar yaklaşırken, insanların  çoğu, ya olası bir tren kazasına karşı kayıtsız ya da bu  kazayı önlemek için gerekli olan uzlaşmayı sağlamaktan  aciz görünüyor. Brüksel'in tamamı, Türkiye ile ilgili bir  krizin kapıda olduğunu biliyor ancak, hiç kimse bunun  nasıl önleneceğini bilmiyor.Mesele daha da karmaşık bir hal  alıyor çünkü, hem Türkiye'de hem de Kıbrıs'la ilgili  konularda işler ters gitmeye başladı. Çoğu Avrupalı için en  büyük kaygı, Türkiye'nin liberal reform taahhüdünden geri  adım atıyor olması. Meclis'e gönderilen terörle mücadele  yasası, ifade özgürlüğünü sınırlamayı kolaylaştıracak.  Yaklaşık 50 Türk gazeteci hakkında, ceza yasasının kötü  şöhrete sahip 301. maddesi uyarınca dava açıldı. Bazı  ilerlemelerin ardından, güneydoğudaki Kürtlerle ilişkiler,  daha da kötüye gidiyor. Hükümet, kamu ihaleleri yasasında  daha önce yapılan değişiklikleri, şeffaflığı azaltmak için  iptal etmekle meşgul. Bunların hepsi yeterince kötü (ve bu  gelişmeler, Türkiye'nin Avrupa normlarına doğru kaydettiği  ilerleme ile ilgili Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan,  Ekim ayında yayınlanacak yıllık değerlendirme raporunun,  kesinlikle sert ifadeler içermesine neden olacak)... Bununla  birlikte AB, Kıbrıs'ın (ve diğer nedenlerden ötürü  Türkiye'nin Birliğe katılması fikrine karşı çıkan ve Kıbrıs  muhalefetinin arkasına sığınan ülkelerin) görüşlerini  yansıtarak, gümrük birliği ile ticaret ambargosu arasında  bir bağlantı olmadığında ısrar ediyor. Türkiye'nin üyelik  arayışında olduğunu, limanlarını açma sözü verdiğini ve bu  sözü şimdi tutması gerektiğini söylüyor. Bunun ardından, AB  ticaret ambargosunu yeniden değerlendirebilir. Bu, yasal  yönden doğru ancak, adadaki bölünmenin sona erdirilmesine  yardım etmiyor. Türklere göre, kendi sözünü yerine  getirmeden, Türkiye'den sözünü tutmasını istemek Birliği,  iki yüzlü bir konuma sokuyor. Nisan 2004'te Kıbrıs'ın iki  tarafı, BM barış planını oyladıklarında Avrupalılar, planı  kabul edenleri ödüllendireceğini, buna karşılık reddedenleri

            ödüllendirmeyeceğini açıkladı. Planı reddeden Kıbrıslı  Rumlar, gene de bir hafta sonra AB'ye katıldı ve şimdi  Türkiye'nin üyeliğini veto edecek pozisyonda bulunuyorlar.  Planı kabul eden Kıbrıslı Türkler ise, ambargo altında  kalmaya devam ettiler ve AB'nin kendilerine söz verdiği  parayı alamadılar. Türkler, Kıbrıs konusunda kendilerini  ihanete uğramış hissettiler ve ticaret ambargosu  kaldırılmadıkça, seçimden önce limanlarını açmayacaklar.”  (22/07)

 

            FRANSA BASINI: 

            Le Figaro: "Erdoğan, Lefkoşa'da Gösteriş Yaparak  Avrupa'ya Meydan Okuyor": “İstiklal Marşı'nın ilk  notalarının çalınmaya başlandığı an, halk tek vücut oldu  ve hazırola geçti: İstiklal Marşı'nın çalınmasıyla birlikte,  20 Temmuz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 'Barış ve  Özgürlük Bayramı' töreni ile Türk askeri birliklerinin adaya  yaptığı çıkartmanın 32'inci yıldönümü kutlamaları başlatıldı.  Çarşamba sabahı, tören münasebetiyle Lefkoşa'nın kuzeyinde  kapatılan cadde boyunca binlerce seyirci Türk Hava  Kuvvetleri'nin alçaktan yaptığı gösteri uçuşunu izledi. Çoğu  kırmızı-beyaz küçük Türk bayrakları ve kopyası sayılabilecek  Kıbrıs Türk bayrağını sallayarak Recep Tayyip Erdoğan'ı  muhteşem bir şekilde karşıladılar. Türk Başbakan, 2002  yılında hükümetin başına geçtiğinden bu yana KKTC'nin milli  bayramını kutladığı bir törene ilk kez katılmış oldu. Bu yıl  törende bulunması, Brüksel'e yönelik sert bir uyarı, hatta  provokasyon niteliğinde. Kıbrıs sorunu, Avrupa Birliği ile  Türkiye arasındaki ilişkileri zehirliyor. 'Kuzey Kıbrıs,  katılım müzakereleriyle iribatlandırılmamalıdır' diye  belirten Başbakan, 'Rum kesiminin yürüttüğü düşmanca politika  ve kuzey kesiminin tecridi sona erdirilmeli.' dedi.KKTC  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dost ülkenin isteklerini  kendi adına tekrarlayarak, Kıbrıs'ı Türkiye'ye şantaj  yapmakla suçladı ve 'Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanı üste  çıkabilmek için Türkiye'nin AB üyeliğine adaylığı konusunu  kullanıyor ve hatta Türkiye için, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni  tanıması şartının getirilmesini isteyecek duruma geliyor'  şeklinde konuştu. Yirmibeşler, yıl sonundan evvel Türk liman  ve havaalanlarının Kıbrıslı uçak ve gemilere açılmasını  istiyor. Bu doğrudan Kıbrıs'ı tanımak anlamına gelir. Ankara,  adanın kuzeyine uygulanan uluslararası ekonomik yaptırımlara  son verilmedikçe, bu talebi kesinlikle reddediyor.” :  (Laure Marchand, 21/07)

 

            YUNANİSTAN BASINI:  

            Eleftheros Tipos: "Kıbrıs'ın Yeniden Birleşmesi için  Mücadele": “Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin İngiliz  meslektaşı Margaret Beckett ile Londra'da gerçekleştirdiği  görüşmenin ana konusu Orta Doğu'daki dramatik durum oldu.  İngiliz tarafı yabancı uyrukluların Lübnan'dan tahliye  edilmesi yönündeki çabalara katkısı için Yunan tarafına  teşekkür etti. Bakoyanni, diplomatik çözümün için ateşkesin  uygulanması ve kaçırılan iki İsraillinin teslim edilmesini  öngören Yunan tezini tekrarladı.Dünkü görüşmeler sırasında  BM Genel Sekreter Yardımcısı Gambari'nin Kıbrıs'ı  ziyaretiyle başlayan Kıbrıs sorununun çözümlenmesi yönündeki  yeni çaba ve AB-Türkiye ilişkilerinin gidişatı da ayrıntılı  bir şekilde ele alındı. Yunan Dışişleri Bakanı, Yunanistan'ın  Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini, 'ancak bunun şartsız  olmadığını' tekrarladı ve Ankara'nın gümrük birliğini Kıbrıs  Cumhuriyeti yönünde genişletmesi yükümlülüğünden söz etti.  Ayrıca, AB ile işgal kesimi arasında doğrudan ticaret konusu  hakkında da iki bakan arasında görüş teatisinde bulunuldu.  Konuyla ilgili olarak Lefkoşa, Magosa limanının AB gözetimi  altında ortak yönetimi, kapalı Maraş kentinin eşzamanlı  olarak açılması ve işgal kesimindeki Kıbrıs Rum mülklerinden yararlanılmasında  bir moratoryumun uygulanması önerisi  üzerinde ısrar ediyor.” (Angeliki Spanu, 21/07)

            Ta Nea: "Erdoğan: Kıbrıs Konusunda Geriye Doğru Bir Tek  Adım Dahi Atılmayacak": “Türkiye Başbakanı Recep Tayyip  Erdoğan, Kıbrıs'ın Türkler tarafından işgali nedeniyle  düzenlenen etkinlikler sırasında yaptığı sert açıklamalarla,  Ankara'nın önümüzdeki kritik aylarda uygulayacağı politikanın  bir örneğini vermiş oldu. Lefkoşa'nın işgal kesiminde  düzenlenen resmi geçitten önce bir konuşma yapan Başbakan  Erdoğan, AB tarafından ekim ayında değerlendirilecek olan  Türkiye'nin AB üyeliği uğruna, Kıbrıs konusunda herhangi bir  ödün verilmesinin mümkün olmadığını söyledi. Bu, Türkiye'nin  gümrük birliği protokolünü Kıbrıs yönünde genişletmesinden  kaynaklanan yükümlülükleriyle ilgili herhangi bir hareket  yapmayacağı, başka bir ifadeyle, Türk liman ve havaalanlarını,  Kıbrıs gemi ve uçaklarına açmayacağı anlamını taşıyor. Türk  Başbakan için en önemli konuyu, Kıbrıslı Türklere karşı  uygulanan ambargonun kaldırılması oluşturuyor. Erdoğan'ın bu  sert çizgide hareket etmesi ve sınırlamaların kaldırılması  üzerinde ısrar etmesi, ABD'nin, Türkiye'nin liman ve  havaalanlarını açma yükümlülüğünü ve Kıbrıslı Türklerin sözde  izolasyonuna son verilmesini de içeren tüm sınırlamaların  kaldırılmasını öngören Ankara'nın faaliyet planının  özdeşleştirilmesi yönündeki çabalarına rastlıyor. Türkiye  Başbakanı'nı ile aynı çizgide konuşan Kıbrıslı Türk lider  Mehmet Ali Talat Annan Planı'na sadık kaldığını tekrarladı  ve böylece teknik komiteler çerçevesinde temel konuların  ele alınması sırasında takınacağı tavır hakkında bir ön  açıklamada bulunmuş oldu. Türk Başbakan, Kıbrıs sorunu için  bulunacak çözümün adadaki gerçekler temelinde olması gereğini  iki kez tekrarladı. Erdoğan, olası çözümün iki toplum ve iki  hükümet arasındaki yeni ortaklık temelinde olmasının gerekli  olduğunu da sözlerine ilave etti. Erdoğan, bugün, 2004'te  İsviçre, Bürgernstock'ta müzakere konularından birini  oluşturan, Karpasya Yarımadası'nı ziyaret edecek.”  (Yorgo Tsalakos, 21/07)  

 
ESKİ SAYILAR