25.07.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 25/07(BYE)--- Dış basında Türkiye ile AB  arasındaki ilişkilere değinen 23-24 Temmuz 2006 tarihli  haber ve yorumlardan yapılan alıntılar aşağıda  sunulmaktadır:

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuters: "AB Ülkeleri, Lübnan'a Barış Gücü Gönderilmesi  Konusunda Olumlu Sinyal Verdi... İKÖ, Lübnan'a Uluslararası  Güç Gönderilmesini Desteklediğini Açıkladı": "Bazı AB ülkeleri  Lübnan'da konuşlandırılacak bir barış gücü operasyonuna iştirak  etmek için hazır olduklarını açıkladılar, ancak AB'li yetkililer,  bu görevin ne şekilde yerine getirileceği konusunda hala soru işaretlerinin

            olduğunu ifade ettiler. Almanya, Yunanistan,  İtalya ve AB adayı Türkiye'den olumlu yönde bir işaret gelirken,  Fransa da bu konuda istekli olduğunu belirtti. AB Dış Politika  Yüksek Temsilcisi Javier Solana da, Avrupa'nın kapsamlı bir  müdahalede bulunmasının 'gerçek bir olasılık' olduğunu belirtti.  Türk Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili yaptığı açıklamada,  'Barış gücüne iştirak etmemiz mümkündür, ancak öncelikle  askeri müdahalenin içeriği netlik kazanmalıdır.' ifadesinde  bulundu." (24/07) 

            RUSYA BASINI:   

            Kommersant: "Recep Tayyip Erdoğan: Buraya (KKTC),  Dünyanın Hiçbir Yerinde Olmayan Yaptırımlar Uygulanıyor":  "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'a  gerçekleştirilen Türk barış harekatının 32. yıldönümü  dolayısıyla düzenlenen kutlamalara katılmak için gittiği  Kıbrıs'ta yaptığı açıklamada, 'Buraya (KKTC) dünyanın hiçbir  yerinde olmayan yaptırımlar uygulanıyor. Sanki, burası  uyuşturucu ticaretinin merkezi veya terörizmin kalesi.  Zulüm hiç kimseye iyilik getirmez. Zulmedenler bunun bedelini   öderler' dedi. Rum tarafı, söz konusu harekatı, 'istila' ve  'kara gün' olarak nitelendiriyor. Başbakan Erdoğan'ın sözlerine  göre Türk Hükümeti, Kuzey Kıbrıs'ı, geniş imkanlara sahip bir  ülkeye dönüştürmeyi hedefliyor. Erdoğan'ın ziyareti sırasında,  Ankara ile KKTC arasında ekonomik ve mali işbirliği protokolü  imzalandı. Öte yandan Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye üyelik  meselesinin, Kıbrıs sorununa bağlanmaması gerektiğinin altını  çizdi. Erdoğan, 'AB'nin verdiği sözü tutması ve KKTC için  serbest ticaret ve hava uçuşlarını garanti etmesi lazım' dedi."   (24/07) 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            İmerisia: "Danuta Hubner: AB 3. Mali Yardım Paketinden  İki Milyar Avro Kaybetme Tehlikesiyle Karşı Karşıyasınız":  "KARAVİTİ: Türkiye'nin ilerleme raporunun sonbaharda  açıklanması bekleniyor mu? Rapor Ankara için sert mi olacak?

 

            HUBNER: Tek söyleyebileceğim, tamamlanması gereken  siyasi kriterlerin ve devam edilmesi gereken reformların  olduğudur.

 

            KARAVITI: Kıbrıs yeni üye devletlerden biri. Kıbrıs'ın   verimliliğinden   memnun musunuz? 

            HUBNER: Kıbrıs'ın birlik içinde varlığını, daha güçlü   ve daha aktif olarak görmek isterdim. Olumsuz olarak  söyleyebileceğim herhangi bir şey yok, fakat en kısa süre  içinde Ulusal Strateji Planı'nı almayı arzu ediyoruz.  Hükümetle ayrıntıları görüşmek amacıyla ekim ayında Lefkoşa'da  olacağız." (Fei Karaviti'nin AB Çevre Kalkınma Komiseri  Danuta Hubner ile yaptığı mülakatın Türkiye ile ilgili bölümü,   24/07) 

            Eleftheros Tipos: "Yunanistan Ara Bulucu Rolünde":  "Dışişleri Bakanlığı uzun zamandan beri Avrupa-Türkiye  ilişkilerinin yeniden düzenlenmesinin beklendiği sıcak bir   sonbahar için hazırlanıyor. Bundan kısa bir süre öncesine  kadar, Orta Doğu'nun yeniden alevlenmesiyle sıcak bir yazın  yaşanacağını, Türkiye'nin Kuzey Irak Kürtlerine karşı  'kendisini savunma hakkını' öne süreceğini, hükümetinse ana  muhalefet partisinin eleştirileri altında Lübnan'dan Yunan  ve yabancı uyrukluları tahliye etmek gibi zor bir operasyona  girişeceğini pek az kişi öngörebilirdi. Başbakan ile Dışişleri  Bakanı tarafından dile getirilen hükümetin resmi tezi,  ateşkesin uygulanmasının şart olduğu ve şiddetin nereden  gelirse gelsin kınandığı yönündeydi. Bu tür koşullarda  politikacıların yaptığı açıklamaların pek de önemi yok.  Açıklamalar, sadece Amerikalıların konuya yaklaşımlarının  açıkça farklı olduğu veya belirli bir faaliyete çağrı  oluşturduğu zaman önemli sayılır. Nasıl olsa Atina bu konuda  AB'nin yolunu izleyecek. Ancak, AB'nin bir tek yol üzerinde  ilerlemesi şartıyla, çünkü Irak'a karşı son savaşta bir tek  istikamette ilerlemedi. Orta Doğu'daki durumun hala gündemin  en başında yer aldığı bir dönemde, Yunanistan'ın, BM Güvenlik  Konseyi Başkanlığını üstlenecek olması ilginç bir tesadüf.  Yunanistan, Arap dünyası ile iyi ilişkilerde bulunma, Batı  için kapalı olan Suriye ve İran ile açık bağlantıları olan  bir ülke olma avantajına sahip. Arap dünyasına sızma  politikasından 1996 yılından sonra vazgeçilmiş olmasına rağmen,  bu ilişkilerde hala bir dinamizm var. Bu nedenle, AB ile ABD,  Yunanistan'ı gerektiğinde ara bulucu rolünü oynayabilecek  bir ülke sayıyor... Kısa bir süre önce AB, Ankara'nın Irak'a  askeri müdahale yönündeki tehditlerine karşı, Ankara'yı iyi  komşuluk ilişkilerine saygı göstermeye davet etti. Bu veriler  temelinde, AB-Türkiye ilişkilerinin kolay kopabilir zincirinde  hangi halkanın, Kıbrıs mı yoksa Kürtlerin mi, Türk politikasının   en zayıf halkasını oluşturduğu net değil."  (Angeliki Spanu, 23/07) 

            Kosmos Tu Ependiti: "Papandreu: Ben Ekim Ayında Türkiye  için Vetoyu Kullanacaktım": "KONSTANTAKOPULOS: Sayın Başkan,  Orta Doğu ile Avrupa arasında Türkiye de var. Türkiye'nin  Avrupa üyeliğinden  söz ediyorum. 

            PAPANDREU: Türkiye'nin üyeliği için iki hususu   hatırlatmam gerekiyor. Hükümet, başka konularda da yaptığı   gibi bu konuda da bir çuval inciri berbat etti. Önemli  konuları, en azından kıta sahanlığı konusunu çözümlememiz   için iki önemli tarihi fırsatı kaçırdı. Biz elimizden geleni  yaptık. Konuyu çözmüş olduğumuzu söylemiyorum, fakat istikşafi  temaslarla çözüme iyice yaklaştık. Konuyu  2004 Aralık ayında,  AB'de Türkiye'yle ilgili önemli kararların alındığı ve Sayın  Erdoğan'ın başarılı bir Avrupa yoluyla ilgili iç ihtiyaçları  nedeniyle, baskı aracının büyük olduğu o dönemde kapatmak için  tüm yetenekler elimizde mevcuttu. "Ya konu kapanır ya da  Ankara ilerlemez" demeliydik. Ancak, Sayın Karamanlis veto  hakkından resmen ve önceden vazgeçti. Amerika'da, CNN'e yaptığı açıklamada, veto hakkını hiçbir zaman kullanmayacağını belirtti.  Sayın Karamanlis, aslında sorumluluklardan kaçmak, zor bir konuyu   ele almaktan kaçmak istedi; çünkü YDP'nin tek politikası siyasi  maliyet üstlenmekten kaçmak yönündedir, ancak bu politikanın  Yunanistan ve çıkarları için bir maliyeti var. 

            KONSTANTAKOPULOS: YDP mensupları, en azından gayriresmi   olarak, 'Lahey'e gitseydik, Türkiye gri bölgeler konusunu  ortaya koyacaktı ve toprak kaybına uğrayacaktık' görüşünü  savunuyor, herhalde bunu ima ediyorlar. Sizin bu konuyla  ilgili teziniz nedir? Çünkü son aylarda kamuoyunun Lahey  hakkında, kara suları vb. pek de net olmayan konular hakkında  duyduklarıyla aklı karıştı. 

            PAPANDREU: Bizim tezimiz deniz hukuku çerçevesinde kara  sularımızı genişletme hakkımızı kullanacağımız yönünde. Bu  elbette komşu ülkelerin çıkarlarını da değerlendirmeyi içeriyor,  ancak Yunanistan tarafından alınacak bir karar. Bu karar, kıta  sahanlığı konusunun düzene sokulması üzerinde anlaşmamızı  mümkün kılacaktı. Türkiye'nin 'taleplerini havadan sudan  bahsederek' görüşmeyecektik. Sayın Karamanlis orada Türkiye'ye,  'Artık bitti. Gri bölgeler konusunu ortaya koyarsanız  Türkiye'nin Avrupa üyeliği yolunun devamı için  olumlu oy  kullanmam' demek fırsatını kaçırdı. 

            (...) 

            KONSTANTAKOPULOS: Şimdi önemli olan konu gümrük birliği,   Türk liman ve havaalanlarının Kıbrıslılara açılması konusu. 

            PAPANDREU: Ben bunun müzakere konusu olarak neden masaya getirildiğini

            anlayamadım. Aslında bu Türkiye'nin sözleşmeli   yükümlülüğü iken, bizler, Avrupa Birliği için uygulanması   gereğinin kendiliğinden anlaşılır olduğu bir konu üzerinde   müzakerelerde bulunma konumuna geldik. Bu yükümlülüğün bir   'pakete' dahil edilmemesi durumunda da sürekli olarak  erteleneceğine inanıyorum. Türkiye elbette bütün  yükümlülüklerini hiç aksamadan yerine getirmeli. Aslında iki  yıllık bir erteleme almış bulunuyor, çünkü ilk günden itibaren  protokolü, AB'nin yeni üye devletlerine uygulamalıydı. Ancak,  bizim sorunumuz gümrük protokolü değildi, Kıbrıs sorununun  çözümlenmesiydi ve hala çözümlenmesidir. 

            KONSTANTAKOPULOS: Yani sizce hükümet ne yapmalıydı? 

            PAPANDREU: Hükümet sadece, Türkiye-AB protokolünün   Kıbrıs yönünde de uygulanmasını talep edeceğine, Kıbrıs  Hükümetiyle birlikte Kıbrıs sorununun çözümü için bir yol   haritası talebini yeniden ön plana getirmeliydi. Protokol   çözüm oluşturmuyor, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tam olarak tanınması  anlamını da taşımıyor ve hiçbir zaman ülkemizin stratejik  hedefini oluşturmamıştı. Stratejik hedef Kıbrıs sorununun çözümlenmesiydi."

            (Dimitri Konstantakopulos'un PASOK Başkanı  Yorgo Papandreu ile yaptığı mülakat, 23/07) 

 

 
ESKİ SAYILAR