ABD BASINI:
The New
York Times: "Avrupa'nın Kapısını Çalan Türkiye'de Muhafazakarlık Giderek
Artıyor":
"Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin Birliğe alınması konusunda giderek daha
kararsız bir tavır takınması karşısında, ülke çapında gerek kültürel
gerekse siyasi açıdan muhafazakarlığa dair emarelerin giderek arttığı
gözleniyor. Üyeliğe uzanan uzun süreç ve engellerin aşılması yönünde
yapılan pek çok ekonomik, hukuki ve kültürel düzenleme,
gerçekleştirilen son kamuoyu araştırmasına göre Türkler arasında
olumsuz izlenimlere neden olmaya başlamış. İstanbul'daki Sabancı ve
Işık üniversitelerinden Profesör Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu
tarafından yapılan kamuoyu araştırmasında AB üyeliğine desteğin, geçen
sene yüzde 74 seviyesindeyken bu sene yüzde 58'e gerilediği görülüyor.
Siyasi arenada, geçmişin dini kökenli partilerinin küllerinden kurulan
Adalet ve Kalkınma Partisi muhafazakar bir hava estiriyor. 2002 yılında
neredeyse son 20 yıldır ilk defa bir parti tek başına iktidara geldi. O
günden bu yana, ülke çapında sokaktaki vatandaşta muhafazakarlığa dair
emareler giderek arttı, özellikle de sokaklarda türban takan kadın
sayısında önemli oranda artış yaşandı. Ancak türban takmak Anayasa
gereği halen kısıtlanmış durumda, dini partiler Avrupa Birliği'nin
Türkiye'den dini özgürlük adına mevcut kısıtlamaları da kaldırmasını
isteyeceğini umuyorlar. Yapılan araştırmada, yüzde 68'lik bir dilim
kısıtlamayı dini baskı olarak algılarken, yürürlükten kaldırılmasını
destekliyorlar. Değişen koşullardan İslami iş kesimi büyük fayda
sağlıyor. Türkiye'nin önde gelen İslami tarzda giyim mağazalarından
birinin sahibi olan Mustafa Karaduman ‘Tekbir’ adını kullanıyor. Şu anda
22 mağazası var ve önümüzdeki üç yıl içerisinde 78 tane daha açmayı
planlıyor. Karaduman, Türkiye'nin AB üyeliğini yoğun bir şekilde
desteklemezken, az gelişmiş ancak kültürel açıdan daha yakın ülkelerle
daha yoğun ticari ilişkiler kurulmasını tercih ediyor. Mustafa Karaduman,
‘Sadece sınırlarımızdaki gümrük vergilerini ortadan kaldırmamız
durumunda dahi, Balkanlardaki, Orta Asya'daki ve Orta Doğu'daki
komşularımızdan, AB üyeliğinin vadettiği gelirden çok daha fazlasını
elde ederiz’ diyor. Siyasi liderler, Birliğin Türkiye'ye karşı çok
hassas olmasının önemini vurguluyorlar. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Türkiye'nin komşu ülkeler arasında köprü olabileceğini ifade ediyor.
Devlet Bakanı Ali Babacan ise şöyle diyor: ‘11 Eylül saldırılarının
ardından bölgede bir değişim kaçınılmaz. AB içindeki tüm liderler
Türkiye'deki sürecin önemini idrak etmeliler ve şayet süreç raydan
çıkarsa ya da durursa ne tarzda olumsuz sonuçları olabileceğini
anlamalılar.’ Akademisyen Prof. Emre Kongar, hükümeti, Avrupa
Birliği’ni yeterince dikkate almamakla suçluyor. Profesör Kongar, ‘Ne
yazık ki mevcut hükümet siyasi nüfuzunu sermayenin laik kesimden dini
çevrelere akması için kullanıyor. Bu durum laik demokratik rejim için
gerçek bir tehdit’ diyor." (Şebnem Arsu, 29/07)
CNN
Traveller: "Türkiye'nin AB Üyeliği Tartışılırken, İstanbul'un Kültürel
Yaşamı ve Mutfağı Avrupa'nın İlham Verdiği Bir Rönesans Yaşıyor":
"Ayasofya'nın bahçesinde, tişört ve kot pantolonları ile daha çok bir
Avrupa kentinde yaşayan öğrencileri andıran İstanbul Üniversiteli üç
gençle sohbet ettim. İngilizce pratik yapacak birilerini arıyorlardı.
Bir tanesi ‘Çok fazla teorik bilgi ve gramer öğreniyoruz ancak gerçek
insanlarla konuşmadan bir dili öğrenemiyoruz. Bu günlerde iyi bir işte
çalışmak için iyi derecede İngilizce bilmeniz gerekli’ dedi. Türkiye ve
AB ile ilgili konuşmaya başladığımızda öğrencilerin düşünceleri
karmaşıktı. Sözcüleri ‘Bunun iyi bir şey olacağını düşünüyorum. Üyelik
ihtimali için yapılan hazırlıklar bile pek çok artılar getirdi. Ama
eğer AB'ye girerse Türkiye'nin rolü ne olacak? Ucuz işgücü mü?’ dedi.
Aya Sofya'nın kendisi bile ziyaretçilerine Türkiye ve Batı Avrupa
arasındaki uzun ve sorunlu ilişkiyi hatırlatıyor. AB'nin ‘Çeşitlilik
İçinde Birlik’ düsturuna rağmen, Türkiye'nin üyeliği fikri, ülkenin,
zamanın Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortak üyelik statüsü kazandığı
1963 tarihinden önce dahi tartışmalı konumdaydı. Ülke 2002'de tam üye
adaylığı statüsünü elde etti ve görüşmelerin başlaması için
karşılanması gereken bir dizi koşul ile karşı karşıya kaldı.
Türkiye'nin Kıbrıs ile ilişkileri ve Kürt azınlığa yönelik tavrı AB
için endişe kaynağı. Türkler arasında da üyelik hevesi biraz azalmış
görünüyor. (…)" (Dan Hayes, Temmuz-Ağustos 2006)
FRANSA
BASINI:
AFP:
"Avrupalıların Yaklaşık Yarısı Türkiye'nin AB'ye Girişine Karşı":
"Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan kamuoyu araştırmasına göre, her
ne kadar Ankara gerekli tüm kriterleri yerine getiriyor olsa da
Avrupalıların yaklaşık yarısı Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı.
Genişleme konusunda yapılan Eurobarometre anketine göre, sadece
Avrupalıların yüzde 39'u Türkiye'nin üyeliğinden yana iken yüzde 48'i
bu üyeliğe karşı. Bu muhalif oran aralık ayında yayımlanan son ankette
yüzde 55 idi. Son rakamlar, Türkiye'ye muhalif olanların oranında bir
düşüş olduğunu gösteriyor, fakat bu kez soru biraz değiştirilerek
soruldu. Sonbaharda ankete katılanlara, bu ülkenin gelecekte AB'ye
girişinden yana olup olmadıkları sorulmuştu. İlkbaharda düzenlenen
ankette katılımcılara yöneltilen soruya, ‘Türkiye'nin AB'nin koymuş
olduğu şartlara uyması durumunda’ ifadesi eklendi. Türkiye'nin üyeliğine
en çok muhalif olan kesim Avusturyalılar (yüzde 81), sonra Almanlar ve
Lüksemburglular (yüzde 69), Kıbrıslılar (yüzde 68), Yunanlılar (yüzde
67), Çekler (yüzde 61), Belçikalılar, Slovaklar ve Finlandiyalılar
(yüzde 55) ve Fransızlar (yüzde 54) geliyor. İspanya, Polonya ve
Malta'nın (yüzde 31) da önünde yer alıyor , yüzde 23 oranıyla en az
muhalif olan ülke. Türkiye'nin üyeliğine destek yüzde 50 sınırına
sadece beş ülkede ulaşıyor: Danimarka (yüzde 50), Polonya (yüzde 51),
Slovenya (yüzde 53), Hollanda (yüzde 55) ve İsveç (yüzde 60). (…)"
(28/07)
İNGİLTERE
BASINI:
The
Economist: "Türkiye ve İfade Özgürlüğü... Uçuşan Hakaretler":
"(…) Avrupa Parlamentosu’nun Hollandalı üyesi Joost Lagendijk, Kıbrıs
ve Kürt konularıyla birlikte ifade özgürlüğüne yönelik baskıların,
Türkiye'nin AB'ye katılım ümitlerinin önündeki ‘en büyük engel’
olduğunu belirtti. Ne ilginçtir ki, Lagendijk'in kendisi de bu yıl
başlarında ‘Türkiye'ye hakaretten’ cezai takibata uğramıştı. İfade
özgürlüğünün engellenmesi yönündeki bu girişimlere aşırı milliyetçi
avukat Kemal Kerinçsiz öncülük ediyor. Kemal Kerinçsiz, Türkiye'nin en
çok tanınan yazarı Orhan Pamuk hakkında da suç duyurusunda bulunmuş,
ancak Pamuk geçtiğimiz ocak ayında beraat etmişti. Milliyetçi
duygulardaki yükseliş, Kemal Kerinçsiz'in Elif Şafak gibi yazarların
peşini bırakmamasına zemin hazırlıyor. Hükümet, Ceza Kanunu’nda ifade
özgürlüğünü tehdit eden yasaları kaldırmak şöyle dursun, yeni Terörle
Mücadele Yasası ile gazetecilere tekrar hapis cezaları getiren
düzenlemeleri kabul etti. Bu da, AB'nin, hükümetin reformlardan geri
adım attığı yönündeki yakınmalarını beraberinde getirdi. Ancak Avrupa
Birliği’ne olumlu bakanların oranının geçen yılki yüzde 61'lik orandan
bugün yüzde 40'a düştüğü dikkate alındığında, bu durumdan pek fazla
Türk rahatsız olmayacaktır. Gelecek yılki seçimler öncesi hükümetin de
bu durumu dikkate almayacağı ortada." (29/07)
KIBRIS RUM
BASINI:
Kıbrıs
Haber Ajansı: "Papadopulos: Türkiye'nin AB'ye Karşı Yükümlülükleri Var
ve Bunları Yerine Getirmek Zorunda":
"Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, Türk yetkililerin ‘Kıbrıs sorununun,
Türkiye'nin AB üyelik süreci için bir engel oluşturmayacağı’ yolunda
açıklamalarıyla ilgili bir soruya cevaben, bunun Türkiye'nin bir yıl
önceki eski bir görüşü olduğunu, Kıbrıs Rum tarafı olarak kendilerinin,
Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülükleri olduğunu söylediklerini ve AB'ye
karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda olduğunu
vurguladı." (29/07)
NOT:
Bu bülten, 28-30 Temmuz 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze
ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-