ALMANYA BASINI
BERLINER ZEITUNG:
"YENİ BİR ORTAKLIĞA İHTİYACIMIZ VAR"
BERLİN,
27/07(BYE)--- Tirajı günde 184 bin 700 olan liberal eğilimli
Berliner Zeitung'un 27 Temmuz 2006 tarihli sayısında, Thorsten Knuf
imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yapılan
mülakatın çevirisi şöyledir:
--Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Adanın Yeniden
Birleşmesiyle İlgili Görüşleri--
Kıbrıs'taki iki halk grubu, Akdeniz'deki adanın bölünmüşlüğünü
aşmak için yeni bir girişim başlatmak istiyor. Ada Türklerinin
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hangi şanslara sahip olunduğuna
ilişkin açıklamalar yapıyor.
KNUF:
Sayın Talat, oldukça tuhaf bir konumunuz var. Siz Avrupa'daki kendi
devletinin dağılması yönünde çalışan tek cumhurbaşkanısınız. Siz de
bu görüşte misiniz?
TALAT: Tabii ki değilim. Doğru olan, diğer tarafla, yeni
federal bir devlet kurmayı arzu ediyor olmamdır. Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti (KKTC) yeni ve daha büyük bir birlikteliğe
taşınmalıdır.
KNUF:
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'la bu ayın sonunda yeniden
adanın geleceğiyle ilgili görüşmeleri başlatmak için
randevulaştınız. Nasıl bir yol izleyeceksiniz?
TALAT: İki koldan hareket edeceğiz. Bir yandan uzmanlar
komisyonunun güncel somut meselelerle ilgilenmeleri öngörülüyor,
örneğin su ihtiyacının karşılanması ya da çevre sorunları gibi.
Diğer yandan eşzamanlı olarak Kıbrıs sorununda kapsamlı bir çözüme
ulaşmak için görüşmeler yapılacak.
KNUF:
Görüşmelerin gerçekten adanın yeniden birleşmesine götürebileceğine
inanıyor musunuz?
TALAT: Bunu umut ediyorum.
KNUF:
Cumhurbaşkanı Papadopulos uzlaşmaya istekli görünüyor mu?
TALAT: Bunu göreceğiz. Bundan emin değilim. Papadopulos, gücü
bizimle paylaşmak istemiyor.
KNUF:
O zaman neden görüşmeyi kabul etti?
TALAT: Öncelikle AB, BM ve ABD gibi diğer devletlerin artan
baskısı yüzünden. Neredeyse tüm ülkeler ondan Kıbrıs sorununu
çözmesini talep ediyor.
KNUF:
Görüşmelerde hangi noktalar belirleyici olacak?
TALAT: İki bölgeli, iki halk grubundan oluşan federal bir
devlet istiyoruz. Ve her iki tarafın siyasi eşitliğini istiyoruz.
Bu bizim için vazgeçilmez. Birleşik bir Kıbrıs Devletinde varılacak
karar, eşitliği yansıtmalıdır. Yeni bir ortaklığa ihtiyacımız var.
KNUF:
Bir zaman planı var mı?
TALAT: Hayır. Diğer taraf bunu istemiyor. Buna karşın ben, bir
takvime ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bu, birkaç yılı da
kapsayabilir.
KNUF:
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın görev döneminde, yani yıl sonuna
dek bir çözüme ulaşmak mümkün mü?
TALAT: Bence bu tasavvur edilebilir. Temel olarak bir uzlaşıya
hizmet verebilecek bir Annan Planı mevcut, Ancak Güney buna hazır
değil. Fikirlerini değiştirecek olurlarsa, yıl sonuna kadar bir
çözüm mümkün olurdu.
KNUF:
Bu süreci hızlandırmak için AB ne yapabilir?
TALAT: AB, Güney Kıbrıslıların esiri oldu. Şu an bu konuda
hiçbir şey yapamaz durumda. AB üyesi olarak Güney, tüm önemli
kararları engelleyebilir. Kıbrıs'ın güney kesimindeki 700 bin kişi,
Avrupa Birliği'nin ne yapacağını belirliyor. Büyük üye devletler
Güney'i görmezden gelebilir, ama bunu yapmıyorlar.
KNUF:
Türkiye'nin AB üyelik süreci kapsamında, limanlarını Güney Kıbrıs'ın
uçak ve gemilerine açması öngörülüyor. Bu durum sizin yapacağınız
müzakereleri kolaylaştırır mıydı?
TALAT: Tam tersi olurdu. Daha ziyade Ankara'nın Türk liman ve
havaalanlarını, aynı şeyin Kuzey Kıbrıs liman ve havaalanları için
yapılması şartıyla açması daha doğru olurdu. Türkiye'deki şu anki
mevcut sınırlandırmalar, Güney Kıbrıs'ın Kuzey Kıbrıslılara
uyguladığı izolasyona yönelik bir tepkidir. Şimdi ise
sınırlandırmaların tek taraflı olarak kaldırılması isteniyor.
Türkiye'nin bunu kabul etmesi mümkün değildir.
KNUF:
Adanın kuzeyinde, ancak uzun yıllar cumhurbaşkanı olan Rauf Denktaş
emekli olduktan sonra barışçıl çözüm yönünde ilk girişim
başlatıldı. Bunun için Güney'de neler olması gerekiyor?
TALAT: Ben Kıbrıs Rum halkı adına konuşamam. Yönetimleriyle
ilgili kararı onlar kendileri verir. Biz, burada Kuzey'de
düşüncemizi değiştirdik. Bu Güney'de de gerçekleşecek olursa,
insanlar ya siyasetlerini ya da personeli değiştirecek.
SÜDDEUTSCHE
ZEITUNG: "AİHM, RUSYA VE TÜRKİYE'Yİ MAHKUM ETTİ"
BERLİN,
28/07(BYE)--- Tirajı günde 445 bin 600 olan liberal sol eğilimli
Süddeutsche Zeitung'un 28 Temmuz 2006 tarihli sayısında, "AFP/KNA"
rumuzuyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan, Strasbourg
çıkışlı haberin çevirisi şöyledir:
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi, Rus askerleri tarafından sorgulanmasından
sonra, bir Çeçenlinin ortadan kaybolmasından, Rusya'yı sorumlu
tuttu. Strasbourg'daki hakimler perşembe günü aldıkları kararda,
Rusya'nın insan hayatının korunması temel hakkını da ihlal ettiğine
hükmettiler. Davayı, oğlunu son olarak 2000 yılında televizyonda
gören, kaybolan şahsın 68 yaşındaki annesi açmıştı. Mahkeme,
Moskova Hükümeti'ni, anneye 35 bin avro tazminat ödemeye mahkum
etti.
Türkiye
ise AİHM tarafından Kürt bölgesinde vurularak öldürülen bir şahıs
nedeniyle mahkum edildi. Hakimler, perşembe günü Strasbourg'da,
şahsın üzerine ateş açan güvenlik güçlerinin, 1994'te gerçekleşen
olayla ilgili olarak hiç inandırıcı olmayan açıklamalar
yaptıklarının altını çizerek, Türkiye'nin de Batman'da yaşanan
olayı yeterince incelemediği sonucuna vardı.
Mahkeme,
aileye 44 bin avro tazminat verilmesine hükmetti. O dönemde 52
yaşında olan şahıs, bir grup teröristi arayan güvenlik güçleri
tarafından vurulmuştu.
AVUSTURYA BASINI
DER STANDARD:
"BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ... TÜRKİYE MAHKUM EDİLDİ"
VİYANA,
27/07(BYE)--- Tirajı günde 118 bin olan sol eğilimli Der Standard
gazetesinin 27 Temmuz 2006 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık
altında yayımlanan Strasbourg çıkışlı ve AFP kaynaklı haberin
çevirisi şöyledir:
Türkiye,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, yeniden basın özgürlüğüne
aykırı davranmaktan mahkum edildi. Hakimler salı günü, Kürt yanlısı
bir yazı yayımlamaktan hapis ve para cezalarına çarptırılan Özgür
Bakış gazetesi sahibi ile bir gazetecinin itirazlarını haklı
buldu. Mahkeme, Ankara'yı şikayetçilere toplam 12 bin avro
tazminat ödemeye mahkum etti.
KRONEN ZEITUNG:
"FIRSATI DEĞERLENDİRME"
VİYANA,
31/07(BYE)--- Tirajı günde 1 milyon 103 bin olan bulvar gazetesi
Kronen Zeitung'un 30 Temmuz 2006 tarihli sayısında, okuyucu
mektupları köşesinde Avrupa Parlamentosundaki Türkiye delegasyonu
üyesi Andreas Mölzer'in yukarıdaki başlık altında yayımlanan
mektubunun çevirisi şöyledir:
AB'ye
aday bir ülke bir saldırı başlatabilir mi? Türkler şimdi fırsat bu
fırsattır diyerek, İsrail'i örnek alıp komşu bir ülkeye girmek
istiyor. Haftalardan beri Kuzey Irak sınırına birlikler ve savaş
malzemesi yığılıyor. Komşu ülkeye saldırı ihtimali giderek
güçleniyor. Başbakan Erdoğan bu girişime gerekçe olarak "terörizmle
mücadeleyi" gösteriyor, ama aslında söz konusu olan Kürdistan İşçi
Partisi'nin (PKK) yok edilmesi. Türkiye'de Kürt bölgelerindeki iç
savaşı andıran durumda, Ankara da o kadar suçsuz sayılmaz, çünkü
Kürt azınlık yüzyıllardan beri önce Osmanlıların, sonra da Türk
devletinin baskı politikasına maruz bırakıldı.
Avrupa
Birliği'nin, aday ülke Türkiye'nin açık savaş planlarına bir tepki
göstermemesi ise utanılacak bir skandal niteliğinde. Kuzey Irak'ta
çıkacak bir Türk-Kürt savaşının insanların sınırsız acı çekmesine
ve altyapının geniş ölçüde hasar görmesine neden olacağı gerçeği
bir yana, Ankara'nın Birleşmiş Milletler'in onayı olmadan Irak'a
girme planı, devletler hukukuna aykırıdır ve Nürnberg Statüsünün
6. Maddesine göre barışa karşı gerçekleştirilen bir saldırı ve
işlenen bir suç niteliği taşımaktadır. Devletler hukukunun bu
şekilde ihlal edilmesi tehlikesi, Avrupa Birliği'nin Birleşmiş
Milletler Şartı'nın ilkelerine uygun bir şekilde barışı koruma
şeklindeki ulvi hedefi ile hiç mi hiç bağdaşmıyor. Bu yüzden Ankara
ile giriş müzakerelerinin derhal durdurulması gerekir.
DER STANDARD:
"HÜKÜMET KADINLARIN ARTAN BASKISINI HİSSEDİYOR"
ANKARA,
31/07(BYE)--- Avusturya'da yayımlanan Der Standard gazetesinin 31
Temmuz 2006 tarihli sayısında, "mhe" rumuzuyla ve yukarıdaki başlık
altında bir yazı yer almıştır. İnternetten sağlanan yazının özet
çevirisi şöyledir:
Eurobarometer'e göre AB yurttaşlarının üçte ikisi, Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı. Türkiye'de ekonominin yanı sıra, önce insan
hakları alanında da iyileşme sağlanması ve kadının ikinci sınıf
konumu da çoğu zaman Türkiye'nin "Avrupa yeterliliği"ne karşı bir
argüman olarak görülüyor.
Daha
önceki istatistikler kurcalandığında, temel hak ve özgürlükler
prensibi çerçevesinde, kadın-erkek eşitliği konusunun 20'li yıllarda
-Mustafa Kemal Atatürk zamanından beri- en azından biçimsel olarak
kağıt üzerinde var olduğu anlaşılabilir. 1935 yılından beri,
Türkiye'de kadınların seçme ve seçilme hakkı var. Bu, Fransız,
İtalyan yahut İsviçreli kadınların oy kullanabilme hakkından
yıllarca önceydi.
--Kamuoyundaki Görüş Değişiyor--
Gerçekte
Türkiye'deki kadınların durumu elbette hem kadının toplum
içerisindeki eşitliği hem de aile içi şiddet bakımından farklıydı.
İstanbul'daki bir analizci Standard'a yaptığı açıklamada,
"Avrupalıların bu alanda çoğu kez taşıdığı önyargılar, maalesef
hala birçok yerde gerçekliğini korumaktadır" diye
konuştu.
"Ancak gerçek olan, son yıllarda eşitlik alanında olsun, aile içi
şiddet alanında olsun, bir şeylerin yapıldığıdır. Hem de şaşılacak
bir hızda".
--Kadına Yönelik Şiddet Özel Raportörü--
Viyana'da sosyal görevli ve bir Türk kadın organizasyonun üyesi olan
Tamar Çıtak da, zihniyetlerde bir değişimin fark edilebildiğini
onaylıyor: "Örneğin son yıllarda aile içi şiddet artık bir tabu
konusu olmaktan çıktı. Bu, yetkililer için de geçerlidir."
1998
yılında yürürlüğe giren Aileyi Koruma Kanunu, devletin bu alandaki
girişimini gösteriyor. Bir raportör, Birleşmiş Milletler
yardımıyla, namus cinayetleri konusunda güncel raporlar
hazırlamaktadır.
--Kadın Organizasyonlarının Başarısı--
Yavaş
ilerleyen bu değişimde, son yıllarda ülkenin dört bir yanına
dağılan yaklaşık 130 kadın organizasyonunun da payı var. Bu konuda
Nicole Pope, "Hükümet, kadınların giderek yoğunlaştırdığı baskısını
artık açıkça hissediyor" dedi. Sonuç olarak bu baskı, 2001 yılında
kadının ailedeki statüsünü koruyan bir yasanın Meclisten geçmesini
sağladı.
--AB Müzakereleri Hızlansın--
Tamar
Çıtak, "Elbette AB müzakereleri, 'kadına yönelik şiddet' konusunda
resmiyette pek çok değişimi tetikleyen etkenlerden birisidir"
şeklindeki değerlendirmesine rağmen, müzakerelerin kesilmesi
halinde, Türk kadınının eşitlik sürecinde de frene basılacağı
endişesini taşımaktadır. Tabii ki kadın örgütlerinin, o zamana
kadar -finansal bakımdan da- gereken yeterli güce erişmesi hariç.
Bazı kadın organizasyonları, uluslararası kuruluşlardan zaten maddi
destek görüyor, hem AB hem de ABD, finansman açısından destek
veriyor.
KURIER: "SCHÜSSEL:
BALKANLARDA BİR NOKTA KOYMAK GEREKİR"
VİYANA,
01/08(BYE)--- Tirajı günde 290 bin olan liberal eğilimli Kurier
gazetesinin 1 Ağustos 2006 tarihli sayısında, Maria Kern imzasıyla
ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yazının özet çevirisi
şöyledir:
--Başbakan Diğer Ülkeler İçin Ortaklık Öneriyor...
Güneydoğu Avrupa'da İstikrar Konusunda Toplantı--
Başbakan
Wolfgang Schüssel'in başkanlığındaki güneydoğu Avrupa ülkeleri
hükümet başkanları bugün Salzburg'da, Balkanlardaki istikrar
konusunu görüşmek üzere bir araya gelecek.
Toplantıda, öncelikle enerji sektöründe işbirliğinin
güçlendirilmesi, yatırımların finanse edilmesi ve serbest ticaret
konuları görüşülecek.
Schüssel,
daha toplantı öncesinde AB genişlemesinin sınırlarının nerede
bittiği hakkındaki görüşlerini açıkladı ve "Balkanlarda bir nokta
koymak gerekir" dedi.
Türkiye,
Ukrayna, Rusya ve Akdeniz ülkeleri için de sıkı bir ortaklık ağının
kurulmasını öneren Başbakan, özellikle Türkiye ile giriş
müzakerelerinin bir AB üyeliği ile sonuçlanacağına inanmadığını da
ifade etti. Schüssel, kendisinin daha çok sıkı bir işbirliği
kurulmasını beklediğini sözlerine ekleyerek, AB'ye katılım
ihtimalinin gerçekleşmesi halinde, Avusturya'da halk oylamasına
gidilmesinden yana olduğunu vurguladı.
Öte
yandan, Balkan ülkelerini de katılım yolunda bir dizi sorunlar
bekliyor. Bunların başında bu yıl belirlenmesi gereken Kosova'nın
statüsü geliyor. Halen BM tarafından yönetilen güney Sırbistan
eyaleti bağımsızlığı amaçlıyor, ancak bu istek Belgrad tarafından
reddediliyor.
AB
mayısta, Sırbistan ile istikrar ve ortak üyelik anlaşması
görüşmelerine ara vermişti. Balkan uzmanı Wolfgang Petritsch,
Sırbistan'dan bağımsız olmayı başaran Karadağ ile böyle bir
anlaşmanın yakında imzalanabileceğini düşünüyor. Uzman, AB'nin
anayasa krizine bir çare bulması kaydıyla, güneydoğu Avrupa
ülkelerinin er geç AB üyesi olacakları görüşünde.
DER STANDARD:
"ÖZELLİKLE AVUSTURYA TÜRKİYE'NİN KATILIMINA KARŞI"
ANKARA,
01/08(BYE)--- Avusturya'da yayımlanan Der Standard gazetesinin 1
Ağustos 2006 tarihli sayısında, APA kaynaklı ve yukarıdaki başlık
altında bir haber yer almıştır. İnternetten sağlanan Brüksel
çıkışlı haberin Türkiye'yle ilgili bölümünün çevirisi şöyledir:
--Özel Barometre Kamuoyu Yoklaması: Sadece Yüzde 39
Oranında Bir Destek, En Fazla Karşı Çıkanlar
Avusturya'da... Çoğunluk Hırvatistan'dan Yana...
Genişleme Hakkında "Yeterince Bilgi" Verilmiyor--
"Ülke
bütün kriterleri yerine getirmesi halinde bile" yine de AB
yurttaşlarının yüzde 48'lik bir dilimi aday ülke Türkiye'nin AB'ye
katılmasına karşı; sadece yüzde 39'u Türkiye'nin AB üyeliğini
destekliyor. Gerçi AB bölgesindeki karşıtlık böylelikle 2005
yılındaki oranın altında kalıyor, fakat hala üyeliğe karşı olanlar
çoğunlukta. Bu sonuçlar, AB Komisyonunun cuma günü duyurduğu
genişleme konulu özel Eurobarometer kamuoyu yoklamasının
verileridir. Avusturya'da, Türkiye'nin AB'ye alınmasına karşı
olanların oranı yüzde 81. Bu, 25 AB ülkesinin tamamı arasında en
yüksek oran; destekleyenlerse yüzde 13 ile en düşük oranda.
--On Ülkeden Biri Türkiye'yi Destekliyor--
Aralarında yeni üye ülkelerin de bulunduğu on ülkede, İngiltere,
İspanya ve Danimarka'da da Türkiye'yi destekleyenlerde nispeten bir
çoğunluk elde edildi. Hatta Hollanda, İsveç ve Slovenya'da
deneklerin yarıdan fazlası destek verdiklerini belirtti.
Avusturya'dan sonra en fazla karşı çıkanların olduğu ülkelerse
Lüksemburg ve Almanya (yüzde 69 ile), ayrıca Kıbrıs (yüzde 68).
FRANSA BASINI
AFP: "AİHM
TÜRKİYE'Yİ MAHKUM ETTİ"
STRASBOURG (AVRUPA KONSEYİ), 27/07(AFP)(BYE)--- Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) bugün Türkiye'yi, Kürt "terörist"
olduğundan şüphelendikleri bir kişiyi vuran köy korucularını
cezalandırmadığı gerekçesiyle mahkum etti.
AİHM
Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesini
(yaşama hakkı) ihlal ettiği hükmüne vardı.
52
yaşındaki Mehmet Mihdi Bilgin, 1994 yılında Batman'da köy
korucuları tarafından öldürüldü. Korucular "terörist" zannettikleri
Bilgin'i, Kürdistan İşçi Partisi'ne (PKK) karşı gerçekleştirilen
silahlı operasyonlar çerçevesinde vurduklarını açıkladılar.
1995
yılında, köy korucuları hakkında taammüden cinayet işlemek suçundan
soruşturma açıldı. Ancak Mahkeme 1997 yılında korucuların söz
konusu eylemi görev sırasında gerçekleştirdiklerine karar verdi.
AİHM,
korucuların eyleminin "'ateş emri' bağlamında bile uygunsuz olduğu"
ve "Türk yetkilileri tarafından sağlanan ifadelerde açık tezatlar"
bulunduğu kararına vardı.
Mahkeme
ayrıca, olay hakkında yeterli soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle
Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13. maddesini de
ihlal ettiğine hükmetti.
AİHM,
merhumun eşine 9 bin Avro, kızına 6 bin Avro ve diğer altı çocuğuna
4 biner Avro manevi tazminat ödenmesine karar verdi.
AFP: "TÜRKİYE,
AİHM TARAFINDAN MAHKUM EDİLDİ"
STRASBOURG (AVRUPA KONSEYİ), 27/07(AFP)(BYE)--- Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) bugün Türkiye'yi, Yeniden Doğuş Partisi
başkanıyken eski Bakan Hasan Celal Güzel'in ifade özgürlüğünü ihlal
ettiği gerekçesiyle mahkum etti.
Kayseri'de 13 Haziran 1998'de Türk Hükümetini eleştiren bir konuşma
yapan Güzel, halkı din ayrımı yaparak kine teşvik etmekten bir yıl
hapse mahkum edildi. Daha sonra bu cezanın infazı beş yıl tecil
edildi.
Strasbourg yargıçları, Türk mahkemeleri tarafından göz önüne alınan
gerekçelerin, Güzel'in ifade özgürlüğüne müdahale için yeterli
olmadığı hükmüne vararak, "Güzel, siyasetçi kimliğiyle kendini
ifade ediyordu, durumda ne bir şiddet kullanımına, ne orduya
direnmeye bir teşvik bulunuyordu ve kine teşvik edici bir konuşma
değildi" dediler.
AİHM,
cezanın infazının tecilinin, bu süre içerisinde Güzel'in parti
başkanı olarak etkinliklerini kısmi olarak sansürlediği ve "halka
açık bir tartışmada yeri olan tenkit etme hakkını sınırladığı"
hükmüne vardı.
Mahkeme,
Güzel'e dört bin avro maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar
verdi.
AFP:
"AVRUPALILARIN YAKLAŞIK YARISI TÜRKİYE'NİN AB'YE GİRİŞİNE KARŞI"
BRÜKSEL,
28/07(AFP)(BYE)--- Avrupa Komisyonu tarafından bugün yayımlanan
kamuoyu araştırmasına göre, her ne kadar Ankara gerekli tüm
kriterleri yerine getiriyor olsa da Avrupalıların yaklaşık yarısı
Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı.
Genişleme konusunda yapılan Eurobarometre anketine göre, sadece
Avrupalıların yüzde 39'u Türkiye'nin üyeliğinden yana iken, yüzde
48'i bu üyeliğe karşı. Bu muhalif oran aralık ayında yayımlanan son
ankette yüzde 55 idi.
Son
rakamlar, Türkiye'ye muhalif olanların oranında bir düşüş olduğunu
gösteriyor, fakat bu kez soru biraz değiştirilerek soruldu.
Sonbaharda ankete katılanlara, bu ülkenin gelecekte AB'ye
girişinden yana olup olmadıkları sorulmuştu.
İlkbaharda düzenlenen ankette katılımcılara yöneltilen soruya,
"Türkiye'nin AB'nin koymuş olduğu şartlara uyması durumunda"
ifadesi eklendi.
Türkiye'nin üyeliğine en çok muhalif olan kesim Avusturyalılar
(yüzde 81), sonra Almanlar ve Lüksemburglular (yüzde 69),
Kıbrıslılar (yüzde 68), Yunanlılar (yüzde 67), Çekler (yüzde 61),
Belçikalılar, Slovaklar ve Finlandiyalılar (yüzde 55) ve Fransızlar
(yüzde 54) geliyor.
İspanya,
Polonya ve Malta'nın (yüzde 31) da önünde yer alıyor , yüzde 23
oranıyla en az muhalif olan ülke.
Türkiye'nin üyeliğine destek yüzde 50 sınırına sadece beş ülkede
ulaşıyor: Danimarka (yüzde 50), Polonya (yüzde 51), Slovenya (yüzde
53), Hollanda (yüzde 55) ve İsveç (yüzde 60).
Avrupalılar daha çok Balkan ülkelerinin (Arnavutluk dışında)
girişinden yana bir tutum sergiliyorlar.
Avrupalıların yüzde 56'sı Hırvatistan'ın, yüzde 49'u Makedonya'nın,
yüzde 48'i Bosna Hersek'in, yüzde 47'si Sırbistan-Karadağ'ın
üyeliğini destekliyor.
Katılımcıların yüzde 44'ü ise Arnavutluk'un girmesine karşı.
Daha
genel bir ifadeyle, sadece yüzde 45'i genişlemeye destek veren
Avrupalılar, süreç konusunda yanlış bilgilendirildiklerini
düşünüyorlar ve büyük çoğunluğu genişlemenin öncelikle AB'ye değil
de ilgili ülkelere yarar sağlayacağını ifade ediyor.
İNGİLTERE BASINI
THE ECONOMIST:
"TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ... OKUL SKANDALLARI"
LONDRA,
28/07(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan The Economist dergisinin 29
Temmuz 2006 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında yer alan
Ankara çıkışlı yorumun çevirisi şöyledir:
--Türkiye'de Reform İçin Kritik Alanlardan Biri
Eğitim; Özellikle de Kız Çocukları İçin--
Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin taleplerine uymak için çoğu yasayı
değiştirmiş olmasına karşın devam eden sıkıntısı, bu yasaların
düzgün uygulanması için zihniyetin de değiştirilmesini sağlayamamış
olmasından kaynaklanıyor. Bu ancak, Türk eğitim sisteminin baştan
aşağı değiştirilmesiyle sağlanabilir. Çoğu Türkü değişime karşı
koyar hale getiren çapraşık bir milliyetçilik okullarda besleniyor.
Türkiye,
yıl sonuna doğru AB ile eğitim ve kültür konusundaki müzakerelere
başlamaya hazırlanırken, eğitimde reform konusu da acil önem
kazandı. Ancak değişim de, Türkiye'nin dış dünyayla rekabet
edebilir olması için aynı derecede hayati öneme sahip olacak. Dünya
Bankası'nın son çalışmasına göre, Türk gençliğinin sadece yüzde
40'ı, ortaokul diplomasına sahip. Okul çağındaki her üç kız
çocuğundan biri okula gitmiyor. Erkek çocukları için onda bir olan
bu oran, AB'deki cinsiyetler arası farktan çok daha büyük. Ülkenin
zorlu bulmacası Kürt bölgesindeki durum hepsinden daha kötü: Bu
bölgedeki kız çocuklarının sadece yüzde 14'ü ortaokula gidiyor.
Avrupa'ya akın edecek yoksul ve vasıfsız Türklerin oluşturduğu
kitleler, çoğu Avrupalının Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkmasının
nedenlerinden biri. Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki ılımlı
İslamcı AKP Hükümeti bu anlayışı değiştirmeye çalışıyor ancak, elde
ettiği başarı sınırlı. Eğitim, yıllardır sağcı ve solcu Türkler,
son zamanlarda ise İslamcılar ve laikler arasında devam eden
ideolojik bir savaş alanı.
1980
darbesinin hemen ardından ülkenin laiklik yanlısı ateşli
generalleri, yüzlerce muhalif akademisyeni ihraç etti ve fakülteler
ile üniversite kampüslerinin laiklikten sapmamasını sağlamak için
Yüksek Öğretim Kurulu'nu kurdu. YÖK olarak bilinen bu yapı hala,
üniversite müfredatını hazırlamak, üniversite giriş sınavını yapmak
ve rektörleri atamak gibi büyük yetkilere sahip. YÖK ayrıca, İslami
tarzdaki başörtüsü üzerindeki yasağın tam anlamıyla uygulanmasını
da sağlıyor. YÖK, AKP'nin, İmam Hatip liseleri olarak bilinen ve
din adamları yetiştiren okulların statülerinin yükseltilmesi
girişimlerini engelledi.
Ancak
AKP bazı ilerlemeler de kaydetti. 2004 yılında, YÖK'teki askeri üye
kaldırıldı. AKP ayrıca, ilk ve orta okullar için gözden geçirilmiş
müfredatı uygulamaya soktuğunda, şaşırtıcı şekilde az bir direnişle
karşılaştı. AKP'nin amaçlarından biri de, ezbere dayalı eğitimi,
eleştirel düşünceye dayalı eğitim sistemine çevirmekti. Öğrenciler
artık, tek tip üniformalar değil, kişisel özelliklerini ortaya
çıkaran kıyafetler giyebiliyorlar. Başta Yunanlılar olmak üzere
Türkiye'nin eski düşmanlarını hedef alan ırkçı dil ise yavaş yavaş
tasfiye ediliyor.
Kız
çocuklarının eğitimini desteklemeyi amaçlayan ülke çapındaki
kampanyaya ağırlığını koyan Başbakan Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan,
kızlarını okula göndermek istemeyen babaları bizzat ikna etmek için
karizmasını kullanıyor. 2003'te, Bayan Erdoğan'ın projesi
başladığından bu yana, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu sadece Van
ilinde, 14 bin kız, evlendirilmek ya da çalışmaya gönderilmek
yerine okula yazdırıldı.
Türkiye'nin bir numaralı özel üniversitesi Bilkent'in, yıllar süren
lobi faaliyetlerinin ardından Anadolu'nun bir ucundan ötekine, bir
dizi hazırlık okulu inşa etme izni almasıyla artık, Kürt ya da
diğer mağdur çocuklar için fırsatlar daha da artacak. Bu çocukların
üçte ikisine burs verilecek ve derslerin çoğu İngilizce olacak.
Hükümetin karşı karşıya olduğu başka talepler de bulunuyor. Ülkenin
liberal Şii Alevi mezhebi mensupları, din derslerinden muaf olmak
istiyor. Nüfusun beşte birini oluşturduğu düşünülen Aleviler, çoğu
Türk tarafından tatbik edilen Sünni İslam'ın çocuklarına zorla
öğretilmesini istemediklerini söylüyorlar. Alevi bir aile, bu
konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdı ve mahkemenin bu
ailenin lehinde karar alması bekleniyor. Kürt yanlısı siyasi parti
DTP'nin liderleri de ayrıca, Kürtçe eğitim üzerindeki tüm
yasakların kaldırılmasını talep ediyorlar. Kürtlerden tek bir ders
kitabında dahi söz edilmediği düşünülürse, bunun ne zaman
gerçekleşebileceğini hayal etmek bile zor.
THE ECONOMIST:
"TÜRKİYE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ... UÇUŞAN HAKARETLER"
LONDRA,
28/07(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan The Economist dergisinin 29
Temmuz 2006 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında yer alan
yazının çevirisi şöyledir:
--Türkiye'yi Aşağılamak İthamıyla Başka Bir Yazara Başka Bir Dava--
Sarışın,
zarif, İspanyolca ve İngilizce'yi ana dili gibi akıcı konuşan Elif
Şafak, Türkiye'nin Avrupa'ya katılımını desteklemek amacıyla
hazırlanacak afişlerde yer alabilecek biri. Ancak birçok Avrupalı,
bu ödüllü romancıyı, son romanı "Baba ve Piç"te, "Türklüğe hakaret
ettiği" suçlamasıyla, ilerleyen hamileliğine rağmen mahkemeye
çıktığında tanımaya başladı. Romanda, hayali bir Ermeni karakterin
1915'te Osmanlı Ermenilerinin toplu kıyımı üzerine düşüncelere
dalması, Elif Şafak'ın üç yıla kadar hapis cezası almasına neden
olabilir.
Eğer bu
gerçekleşirse, Elif Şafak'a çok sayıda kişi eşlik edecek. Türkiye
Yayıncılar Birliği 47 yazarın, modern Türkiye'nin kurucusu Kemal
Atatürk'e hakaret, vicdani reddi savunmak (her ne kadar, diğer bir
kadın yazar Perihan Mağden bu suçlamayla yargılanıp 27 Temmuz'da
beraat etmiş olsa bile) gibi nedenlerle cezai takibatla karşı
karşıya olduklarını bildirdi. Bu ay başlarında bir yüksek mahkeme,
gazete editörü Hrant Dink hakkında, Ermenileri Türklere karşı
duydukları nefretten arınmaya çağırdığı makalesi nedeniyle verilen
altı aylık hapis cezasını onayladı. Bu da Türklere hakaret olarak
yorumlandı.
Avrupa
Parlamentosunun Hollandalı üyesi Joost Lagendijk, Kıbrıs ve Kürt
konularıyla birlikte ifade özgürlüğüne yönelik baskıların,
Türkiye'nin AB'ye katılım ümitlerinin önündeki "en büyük engel"
olduğunu belirtti. Ne ilginçtir ki, Lagendijk'in kendisi de bu sene
başlarında "Türkiye'ye hakaretten" cezai takibata uğramıştı.
İfade
özgürlüğünün engellenmesi yönündeki bu girişimlere aşırı milliyetçi
avukat Kemal Kerinçsiz öncülük ediyor. Kemal Kerinçsiz, Türkiye'nin
en çok tanınan yazarı Orhan Pamuk hakkında da suç duyurusunda
bulunmuş, ancak Pamuk geçtiğimiz ocakta beraat etmişti. Milliyetçi
duygulardaki yükseliş, Kemal Kerinçsiz'in Elif Şafak gibi
yazarların peşini bırakmamasına zemin hazırlıyor. Bazıları, Kemal
Kerinçsiz'in, Türkiye'nin AB'ye katılım isteğine karşı olduğu iddia
edilen güvenlik yapılanmasının sakıncalı üyelerinden oluşan bir
gölge koalisyonu ifade eden "derin devlet"in ajanı olduğunu
düşünüyor.
Hükümet,
Ceza Kanununda ifade özgürlüğünü tehdit eden yasaları kaldırmak
şöyle dursun, yeni Terörle Mücadele Yasasıyla, gazetecilere tekrar
hapis cezaları getiren düzenlemeleri kabul etti. Bu da, AB'nin,
hükümetin reformlardan geri adım attığı yönündeki yakınmalarını
beraberinde getirdi. Ancak, Avrupa Birliğine olumlu bakanların
oranının geçen yılki yüzde 61'lik orandan bugün yüzde 40'a düştüğü
dikkate alındığında, bu durumdan pek fazla Türk rahatsız
olmayacaktır. Gelecek yılki seçimler öncesi hükümetin de bu durumu
dikkate almayacağı ortada.
REUTERS: "ŞAHİN
GENERALİN TÜRK ORDUSUNUN KOMUTASINI ALMASI BEKLENİYOR"
ANKARA,
31/07(REUTERS)(BYE)--- Gareth Jones bildiriyor:
Türkiye'nin bu hafta, sözünü sakınmayan şahin General Yaşar
Büyükanıt'ın güçlü ordunun komutanı olmasını onaylaması geniş
kesimlerce bekleniyor. Bu onaylama, bölücü Kürt asilerine yönelik
sıkı önlemler alınması şansını arttıracak.
Orgeneral Büyükanıt, Türkiye'yi Avrupa Birliği üyeliği için
hazırlamayı hedefleyen ve askerin etkinliğine yönelik sınırlamaları
da içeren hassas liberal reformların yapıldığı bir dönemde ordunun
hareketsiz durmasına yardımcı olan Orgeneral Hilmi Özkök'ün yerini
alacak.
Başbakan
Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında 1-4 Ağustos tarihleri arasında
toplanacak olan Yüksek Askeri Şura, Özkök'ün yerine yapılan atamayı
ve personelle ilgili diğer değişikleri onaylayacak. 30 Ağustos'ta
emekliye ayrılacak olan Özkök bir yıl daha görevde kalacağı
iddialarını reddetti.
İngiltere merkezli saygın Jane's Defense Weekly dergisinin Türkiye
muhabiri Lale Sarıibrahimoğlu, "Bu atama önemli, çünkü AB
reformlarının, yetkilerini sınırlandırmasına rağmen Türk Silahlı
Kuvvetleri hala büyük oranda özerktir. AK Parti'deki birçok kişi
Özkök'ün bir yıl daha kalmasını isteyecektir. Özkök daha
demokrattır, buna karşılık Büyükanıt ordu üzerinde tam bir sivil
kontrole karşı çıkan eski ekoldendir" diyor.
Diplomatlar, orduyu daha da dizginlemesi için AB'nin yaptığı
baskıyla karşı karşıya olan İslamcı kökenli AK Parti ile ordu
arasındaki sürtüşmenin yatıştırılmasına yardımcı olduğu için
Özkök'e büyük saygı duyuyorlar.
Ordu
kendisini Türkiye'nin laik düzeninin nihai garantörü olarak
görüyor. Ordu, 1997'de fazlasıyla İslami yönelimli olarak gördüğü
seçilmiş bir hükümeti devirmişti.
--Kürt Problemi--
Büyükanıt çoğunluğu Kürt olan güneydoğuda huzursuzlukları
körüklemeyi hedef aldığına inanılan bir bombalama olayından dolayı
daha sonra hapse atılan bir askeri övmüştü. Bombalama olayı bölgede
isyanları tetiklemiş ve bir parlamento soruşturması açılmasına
neden olmuştu.
Bölgedeki bir savcı, Büyükanıt'ı yasadışı bir grubu bombalama
olayını planlaması için organize etmekle suçladı ancak bu iddiayı
Genelkurmay Başkanlığı şiddetle reddetti. Daha sonra savcı
görevinden alındı. AB bu olayı, yargı bağımsızlığı konusunda soru
işaretleri doğuran bir olay olarak nitelendirdi.
Analizciler, Büyükanıt'ın görüşlerinin, 1990'larda güneydoğuda
bulunduğu sıralarda şekillendiğini belirtiyorlar. O yıllar bölücü
Kürdistan İşçi Partisi'nin güçlü olduğu yıllardı, şimdi bu gücün
kırıldığı, ancak henüz bozguna uğratılmaktan çok uzak olduğu
düşünülüyor.
Orta
Doğu Teknik Üniversitesi'nden Hüseyin Bağcı, "Büyükanıt, Özkök'e
nazaran daha Amerikan yanlısı ve daha güvenlik yönelimli.
Türkiye'nin Avrupalılaşmasına karşı değil, ancak Büyükanıt ulusalcı
eğilimlerin daha fazla etkisinde. Büyükanıt PKK'ya karşı mücadelede
daha sert olacak" diyor.
Ankara
PKK'yı, silahlı saldırıya başladığı 1984 yılından bu yana 30 bini
aşkın kişinin ölümünden sorumlu tutuyor.
Büyükanıt'ın muhtemel terfisi, Türkiye'nin Orta Doğudaki arka
bahçesi olan Lübnan ve Irak'ta huzursuzluğun arttığı bir döneme
denk geldi. Ankara, koşullar uygun olursa, Güney Lübnan'a
konuşlandırılacak uluslararası barış gücüne asker verebileceğini
söylüyor.
Bağcı,
eğer Türk ordusu Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da güvenliğin
sağlanmasına aktif bir biçimde katkıda bulunursa, AB'nin daha
iddialı bir Türk ordusu hakkında çok da yüksek sesle şikayette
bulunmayabileceğini söylüyor.
Analizciler ordu ile AK Parti arasındaki ilişkiler konusunda
umutlular ve Erdoğan'ın PKK'ya karşı tutumunu sertleştirdiğine ve
katı bir terörle mücadele kanunu çıkarttığına işaret ediyorlar.
Sarıibrahimoğlu, "Erdoğan AB reformları konusunda yavaşladı ve ordu
ile gerginlik istemiyor" diyor.
KIBRIS RUM BASINI
KIBRIS HABER
AJANSI: "PAPADOPULOS: TÜRKİYE'NİN AB'YE KARŞI YÜKÜMLÜLÜKLERİ VAR VE
BUNLARI YERİNE GETİRMEK ZORUNDA"
ANKARA,
29/07(BYE)--- Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KİPE) 29 Temmuz 2006 tarihli
internet sayfasında yer alan Yunanca haberin çevirisi şöyledir:
Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, bugün Baf'ta yaptığı açıklamada,
pazartesi günü teknik komitelere sunmak üzere hiçbir muhtıra
bulunmadığını söyledi. Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının sadece,
teknik komitelerde görüşülmesi gerektiğini düşündükleri konuları
sunacaklarını belirtti.
Papadopulos, Türk yetkililerin "Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin AB
üyelik süreci için bir engel oluşturmayacağı" yolunda
açıklamalarıyla ilgili bir soruya cevaben, bunun Türkiye'nin bir
yıl önceki eski bir görüşü olduğunu, Kıbrıs Rum tarafı olarak
kendilerinin, Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülükleri olduğunu
söylediklerini ve AB'ye karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmek
zorunda olduğunu vurguladı.
YUNANİSTAN BASINI
TA NEA: "LÜBNAN
YUNAN KARTLARINI YAKIYOR"
ATİNA,
31/07(BYE)--- Tirajı günde 68.570 olan Ta Nea gazetesinin 29 Temmuz
2006 tarihli sayısında, Aristotelia Peloni imzasıyla ve yukarıdaki
başlık altında yayımlanan haber-yorumun çevirisi şöyledir:
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı yaptığı değerlendirmeler ışığında,
Türkiye'nin daha da güçlenmesine yol açacak olan Orta Doğu'daki
savaşın "ertesi gününü" şimdiden düşünüyor ve yeni stratejiler
arıyor.
Hükümet
kaynaklarına göre, Irak Kürtlerine karşı bir Türk operasyonunun
gerçekleştirilmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Orta
Doğu'da yaşanan kriz, Yunan dış politikasının, özellikle Türkiye
yönünde, yeniden düzenlenmesini gerekli kılıyor. Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin daha güçleneceği, Yunanistan'ın
ise belki de AB-Türkiye kartını kaybedebileceği savaşın ertesi
gününü şimdiden düşünüyor.
Orta
Doğu'daki kriz Türk-Yunan ilişkilerinde de yeni koşullar yaratıyor,
gelişmeler Türkiye'nin bölgedeki anahtar rolünü güçlendiriyor.
Yunan
Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Türkiye'nin Kuzey Irak'a girerek
PKK'ya karşı harekete geçmek ve hesaplaşmak yönünde bir karar alsa
da almasa da, İsrail'le birlikte en büyük bölgesel güç olduğunu
bilerek, krizden yararlanmaya çalışacağı yönündeki kaygılarını dile
getiriyor. Yetkili hükümet kaynakları, Türkiye "bu konuda kararlı
olduğu" için Türk askeri güçlerinin Irak'a karşı operasyon
olasılığını kesin sayıyorlar.
--"Dondurulacak"--
Türkiye,
toprakları dışında bir operasyona yönelirse, ABD ve AB ile
ilişkilerinde kriz baş gösterecek ve Avrupa üyeliği süreci
"dondurulacak". Diplomatik kaynaklara göre, Atina için bu tür bir
gelişme, "Yunanistan'ın artık Avrupa çerçevesinde bunu Türk-Yunan
konularının çözümü için bir formül olarak kullanamayacağı" anlamını
taşıyacak. Aynı kaynaklara göre, Yunan Hükümeti Avrupa çerçevesinde
taleplerde bulunmaya devam ederse "gelişmelere ayak uyduramayacak".
Aynı
kaynaklara göre, Türkiye Avrupa yönünde takınmış olduğu iki anlamlı
tavırla mesaj gönderiyor. Bir zamanlar Türkiye'nin AB üyesi
olmasıyla "ülkenin Avrupa'nın esiri olacağını" açıklayan Sayın
Erdoğan'ın, ne pahasına olursa olsun Türkiye'nin Avrupa üyeliğini
desteklemeye devam edeceği kesin değil. Türkiye, Avusturya'nın
"özel ilişkiden" söz ederken önerdiği gibi üyelik yerine Avrupa
ile "a la carte" bir ilişkiyi de seçebilir.
--Ege--
Bu
durumda Yunanistan, Türk-Yunan sorunlarını ikili düzeyde ele almak
zorunda kalacak. Bu nedenle, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı dış
politikasını nasıl yeniden şekillendireceğini şimdiden düşünmeye
başladı. Avrupa'nın koruması olmazsa, Ege'deki gerginliğin aşılması
için mevcut garantiler daha da azalacak. Diplomatik kaynaklara
göre, Türkiye bundan böyle gelişmelerden yararlanmak için elinden
geleni yapacak, diğer taleplerinin yanı sıra Kıbrıs ve Ege'de
"kolaylıklar sağlamayı" da talep edecek.
Yunan
Hükümeti, kriz nedeniyle Atlantik doğrultusunda hareket etmekten
uzaklaşma belirtileri göstermekte ve bu da yeni bir strateji
aradığı anlamına gelmektedir. Sayın Dora Bakoyanni'nin Condoleezza
Rice'ın yanında ateşkesten söz ederek, kimlerden yana olduğunu,
kimlerden yana olmadığını netleştirmesi de "tesadüfi değildi".
ATİNA HABER
AJANSI: "BAKOYANNİ: TÜRKİYE'NİN AB SÜRECİNİ DESTEKLİYORUZ, ANCAK
AÇIK ÇEK VERMİYORUZ"
ANKARA,
31/07(BYE)--- Atina Haber Ajansının (APE) 31 Temmuz 2006 tarihli
internet sayfasında yer alan Yunanca haberin çevirisi şöyledir:
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, dış ülkelerde bulunan Yunanlı
Büyükelçilerin bugün Atina'da düzenlenen toplantısını açarken
yaptığı konuşmada, AB-Türkiye ilişkileri, Kıbrıs sorunu, Orta Doğu
krizi konusunda Yunanistan'ın görüşleri ve ekonomi diplomasisinin
önemine ağırlık verdi.
Bakoyanni, "Yıllık Gelenek" olacak bu toplantının, Yunan dış
politikasının daha iyi sonuç vermesi için siyasi merkez ile
büyükelçilikler arasında daha iyi koordinasyon kurulmasına olanak
sağlayacağını belirtti.
Bakoyanni, Yunanistan'ın Türkiye politikasına değinerek, Türkiye'nin
uyumu konusunda Avrupa çarkının kendilerine sağladığı olanakların
değerlendirilmesine öncelik verdiklerini ve aynı zamanda, her türlü
fırsatı değerlendirerek, diğer konuları işlediklerini açıkladı.
Türkiye'nin Avrupalaşma sürecini desteklediklerini vurgulayan
Bakoyanni, "Açık çek vermiyoruz ve Türkiye'nin adaylığının
ilerlemesi konusunda zaafın, kendi istek ve politikaları dışında,
istenen tercihe dönüşmesi için alternatif görüşler üzerinde
çalışıyoruz. Boş durmuyoruz ve her olası gelişmeye karşı çözüm
üretmekten geri kalmıyoruz. Herkesin bunu böyle bilmesi lazım"
dedi.
Bakoyanni, Kıbrıs sorununa değinerek, Kıbrıs sorununa, BM
kararlarına, BM Genel Sekreterinin şimdiye kadar yaptığı
çalışmalara ve Kıbrıs'ın BM'ye üye olması gerçeğine dayalı, iki
toplumlu ve iki bölgeli federasyon temelinde adil ve kalıcı çözüm
bulunmasına sadık kaldıklarını bildirdi.
Bakoyanni, son olarak Talat ile Papadopulos arasında BM Genel
Sekreter Yardımcısı Gambari gözetiminde sağlanan anlaşmayı,
Papadopulos ile Annan arasında Paris'te anlaşmaya varılan konuların
gerçekleşmesi açısından olumlu ve cesaret verici bir gelişme olarak
nitelendirdi.
Sözde
"Doğrudan Ticaret" tüzüğüne de değinen Bakoyanni, "Magosa
konusundaki önerinin, iyi ve sağlam bir temel olduğuna inanıyoruz.
Böyle bir çözüm, ortamın önemli ölçüde iyileşmesine yol açar ve iki
toplumu daha fazla yakınlaştırırdı" dedi.
ELEFTHEROTİPİA:
"DORA: 'TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİ İLERLEMEZSE ALTERNATİF TEZ HAZIR'...
RICE'IN TEŞVİKİYLE TÜRKİYE'DEN ENERJİ"
ATİNA,
01/08(BYE)--- Tirajı günde 68.588 olan Eleftherotipia gazetesinin 1
Ağustos 2006 tarihli sayısında, Kira Adam imzasıyla ve yukarıdaki
başlık altında yayımlanan haber-yorumun çevirisi şöyledir:
Ankara'nın AB yönündeki yükümlülüklerini yerine getirmesi şartıyla
AB-Türkiye yakınlaşmasının lehinde olan Yunan tezinin yanı sıra
hükümet, komşumuz ülkenin AB üyeliği sürecinin ilerlememesi
durumuna karşı Türkiye ile ilişkilerinde "alternatif bir tez"
geliştirilmesi için çalışmalara başladı.
Yunan
büyükelçilerinin dünkü toplantısında bu konuya değinen Dışişleri
Bakanı Dora Bakoyanni, AB-Türkiye ve Ankara ile ikili düzeyde
ilişkilerde alternatif çözümün, ikili sorunların çözümlenmesine
dair çalışmalar ile enerji alanında ve özellikle enerji ağlarında
işbirliği temeline dayanacağını açıkladı.
Aynı
toplantıda, enerjiden sorumlu Kalkınma Bakanı Dimitris Siufas
Türkiye'nin, Yunanistan için bundan böyle doğalgaz belki de petrol
alan önemli ülkelerden, belki de en önemli ülke olacağını, bunun da
"iki ülke arasındaki dengeleri derinden etkilemesinin" beklendiğini
açık bir şekilde ifade etti.
--"Açık Çeke Hayır"--
Diğer
konuların yanı sıra, konuşmasında ekonomi diplomasisine de büyük
önem veren Bakoyanni, Türkiye'ye "açık çek vermeden", Yunan
sınırlarına ve egemenlik haklarına saygı göstermesi "casus belli"yi
kaldırması gibi şartlar altında, Türkiye'nin AB üyeliği lehinde
olan Yunan tezlerinden söz ettikten sonra, Türkiye'nin AB üyeliği
sürecinin başarılı olmaması durumuna karşılık geliştirdikleri
"alternatif tez" konusunu gündeme getirdi:
"Yunanistan iyimserliğini sürdürmesine ve AB-Türkiye yakınlaşmasına
yapıcı bir şekilde katkıda bulunmasına rağmen, tüm iyi niyetimize
karşın dilemediğimiz bir gelişme meydana gelir ve Türk adaylığı
ilerlemezse oluşacak bu yeni durumla ilgili elimizde alternatif bir
çözümünün bulunmama düşünülemez. Bundan dolayı ekonomik
işbirliğimizi geliştiriyoruz. Yeni, önemli ortak enerji ağları
kuruyoruz. Tüm sorunlarımıza ilişkin çözümler için çalışıyoruz. Ve
en önemlisi, hiçbir zaman dinlenmiyoruz."
--Siufas--
Aynı
toplantıda konuşan Kalkınma Bakanı Siufas, ülkenin enerji
politikasıyla ilgili bilgi aktarırken, Yunanistan'ın petrol ve
doğalgaz boru hatlarıyla özellikle Türkiye ile enerji bağları
üzerinde durdu:
1.
Bulgaristan'dan gelen Rus doğalgaz boru hattının önemini azaltarak,
Rusya ile doğalgaz bağlantısı için Yunanistan ile Türkiye
arasındaki anlaşmanın imzalanması.
2.
Gelecekte Ürdün, Suriye ve elbette Türkiye yoluyla doğalgaz
sevkiyatının sağlanması için boru hattı inşa edilmesini de içeren
bir proje çerçevesinde Mısır Hükümetiyle işbirliğinin
geliştirilmesi.
3. Bakü-Ceyhan
petrol boru hattından Yunanistan'a petrol sevkiyatı yapılabilmesini
sağlayacak proje üzerinde çalışılması.
Her iki
Bakan da Türkiye'yle giderek artan enerji işbirliğinin, "Yunanistan
için alternatif kaynakların" aranması çerçevesinde geliştirildiğini
ısrarla vurguladılar. Bu yeni politika da zaten derin bir uykuya
dalmış olan Burgaz-Dedeağaç boru hattı projesi kapsamında
Rusya'yla yürütülen işbirliğinin önemini doğal olarak azaltıyor.
Tabii,
ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın Yunan mevkidaşıyla son iki
görüşmesinde bu politika üzerinde ısrarla durmuştu.
APOYEVMATİNİ:
"TÜRKİYE'YE YENİ UYARILAR..."
ATİNA,
01/08(BYE)--- Tirajı günde 16.343 olan Apoyevmatini gazetesinin 1
Ağustos 2006 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında
yayımlanan başmakalenin çevirisi şöyledir:
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile Milli Savunma Bakanı Vangelis
Meymarakis'in, dün Türkiye'yle ilgili olarak kullandıkları sert
ifadeler, komşumuz ülkenin AB üyesi olmayı gerçekten istemesi
durumunda, ciddi bir şekilde göz önünde bulundurması gereken
uyarıcı mesajlardı.
Dışişleri Bakanı, Ankara'ya AB'nin aday ülkelere koyduğu ön
şartlara uyum sağlaması yönündeki yükümlülüğünü hatırlatarak,
Türkiye'nin diğer aday ülkelere yapılmayan indirimlerin kendisine
yapılacağını beklememesi gerektiğini vurguladı. AB üyesi olmak
isteyen ülkeler için ne geçerliyse, Türkiye için de aynısı geçerli
olacak. Türkiye'de adil olmayan devlet yönetim koşullarının olduğu
açıktır. Avrupa'da ayrımlar yapılmıyor.
Türk
pilotun Yunan hava sahası içinde Yunanlı bir meslektaşının ölümüne
neden olduğu tahrikçi davranışın üzerinden sadece iki buçuk ayın
geçmiş olduğu göz önünde tutulursa, Meymarakis'in konuşmasındaki
sert ifadeler tamamıyla doğal sayılmalı.
Meymarakis, Yunan hava sahasının ihlalleri ve kazalara neden olan
ihlallere bundan böyle tahammül etmeyeceğimiz yolundaki
uyarılarının yanı sıra, kara sularımızın ihlal edilmesi ve 12 mile
genişletilmesinin Ankara için savaş nedeni oluşturduğu yönündeki
tehditlere karşılık uyarılarda bulundu.
Türkiye
barışçı bir ülke olması ve saldırgan davranışına son vermesinin
gerekli olduğunu anlamalı. Ancak, Ankara'nın Kürt hareketini
bastırmak için Kuzey Irak'ı işgal etmek yönündeki hazırlıklarıyla
ortaya koyduğu tavır, hala değişmediğini ve Avrupalılaşmasının
kolay olmayacağını gösteriyor. Tabii bu durumda AB dışında kalacak;
Ankara'nın davranışı Avrupa'daki davranışa uygun olmadıkça AB'ye
kabul edilme olasılığı da azalıyor.
ELEFTHEROS TİPOS:
"VALİNAKİS: YUNANİSTAN TÜRKİYE'Yİ KATI ANCAK ADİL BİR ŞEKİLDE
DEĞERLENDİRECEK"
ATİNA,
02/08(BYE)--- Tirajı günde 40.399 olan Eleftheros Tipos gazetesinin
2 Ağustos 2006 tarihli sayısında, Maritina Zafiriadu imzasıyla ve
yukarıdaki başlık altında yayımlanan haber-yorumun özet çevirisi
şöyledir:
--Ankara'ya AB Üyeliği İçin Mesaj--
Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Valinakis, "Büyükelçiler
toplantısının" ikinci gününde yaptığı konuşmada "Yunanistan'ın
titiz, katı ancak adil bir değerlendirme yapacağını" vurgulayarak,
Türkiye'ye bir mesaj verdi. Yunanistan'ın, Türkiye'nin AB üyeliği
sürecine verdiği desteğin "körü körüne olmadığı ve kesin
sayılmaması gerektiği"ni söyledi.
Valinakis, Türkiye'nin AB süreciyle ilgili olarak sonbaharda AB
Komisyonu tarafından açıklanması beklenen "İlerleme Raporu"nun çok
önemli olduğunu belirtti. Ayrıca "Türkiye'nin iyi komşuluk,
sürtüşme odaklarıyla baş edilmesi, şiddet tehditleri veya şiddet
kullanılması konusunda taahhüt altına girmesinin" önemli olduğunu
vurguladı.
Valinakis, Ankara Anlaşması Ek Protokolünün en kısa zamanda
uygulanması, bu bağlamda, Türkiye'deki liman ve havaalanlarının
Kıbrıs gemi ve uçaklarına açılması gereğini belirtti. Ayrıca, 2005
Ekim ayında AB'nin yaptığı "Türkiye tarafından Protokolün
uygulanmaması, müzakere sürecini etkileyecek" şeklindeki
açıklamasını hatırlatarak, "bu yükümlülüğün, pazarlık veya ödeşme
zihniyeti çerçevesinde sarf edilecek herhangi bir çabanın dışında
olduğunu" söyledi.
--Genişlemeler--
Valinakis, AB'nin gelecekteki genişlemesine ilişkin olarak ise,
şimdikinden farklı olacağını, aday ülkelerin Kopenhag kriterlerini
yerine getirip getirmemelerinin yanı sıra, artık siyasi nitelikli
belirli bazı ön şartları yerine getirmek durumunda olup
olmadıklarının da değerlendirildiğini belirtti. Batı Balkan
ülkelerinin AB üyeliği konusuna da değinen Valinakis, AB üyelikleri
için bu ülkelere samimi güvencelerin uygulamada verilmesinin
gerekli olduğunu, ancak bu güvencelerin geri alınmasının da mümkün
olduğunun belirtilmesi gerektiğini söyledi. Bakan Yardımcısı
ayrıca, AB sınırlarının etkili bir şekilde kontrol altına alınması,
yasa dışı göçmenler sorununa karşı mücadele edilmesi ve Yunan
turizmini geliştirme hedeflerine de değindi.
Valinakis, AB'nin Yeni Deniz Politikası ile ilgili "Yeşil Kitap"tan
özellikle söz ederek, diplomatları ulusal çıkarları savunmak,
ülkenin uluslararası saygınlığını yükseltmek yönünde faaliyette
bulunmaya davet etti.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Evripidis Stilianidis, büyükelçileri,
ekonomi ve kalkınma diplomasisini görevlerinin parçalanmaz bir
bölümü olarak görmeye, Yunan işletmelerinin ve ihracatlarının
gidişatını takip etmeye ve kalkınma için doğru değerlendirmeler
yapmaya davet etti.
ABD BASINI
CNN TRAVELLER:
"TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİ TARTIŞILIRKEN, İSTANBUL'UN KÜLTÜREL YAŞAMI
VE MUTFAĞI AVRUPA'NIN İLHAM VERDİĞİ BİR RÖNESANS YAŞIYOR"
ANKARA,
28/07(BYE)--- CNN Traveller adlı aylık derginin Temmuz-Ağustos 2006
sayısında Dan Hayes imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan
haberin özet çevirisi şöyledir:
Aya
Sofya'nın bahçesinde, tişört ve kot pantolonları ile daha çok bir
Avrupa kentinde yaşayan öğrencileri andıran İstanbul Üniversiteli
üç gençle sohbet ettim. İngilizce pratik yapacak birilerini
arıyorlardı. Bir tanesi "Çok fazla teorik bilgi ve gramer
öğreniyoruz ancak gerçek insanlarla konuşmadan bir dili
öğrenemiyoruz. Bugünlerde iyi bir işte çalışmak için iyi derecede
İngilizce bilmeniz gerekli" dedi. Türkiye ve AB ile ilgili
konuşmaya başladığımızda öğrencilerin düşünceleri karmaşıktı.
Sözcüleri "Bunun iyi bir şey olacağını düşünüyorum. Üyelik ihtimali
için yapılan hazırlıklar bile pek çok artılar getirdi. Ama eğer
AB'ye girerse Türkiye'nin rolü ne olacak? Ucuz işgücü mü?" dedi.
Aya Sofya'nın kendisi bile ziyaretçilerine Türkiye ve Batı Avrupa
arasındaki uzun ve sorunlu ilişkiyi hatırlatıyor.
Kostantinopolis olarak bilinen kentin, Sultan 2. Mehmet idaresinde
Osmanlı İmparatorluğunun kontrolüne geçtiği 29 Mayıs 1453'ten önce
bir Hıristiyan katedrali olarak hizmet veren bu yapı bugün, İslam
sembolleri ile bezeli. AB'nin "Çeşitlilik İçinde Birlik" düsturuna
rağmen, Türkiye'nin üyeliği fikri, ülkenin, zamanın Avrupa Ekonomik
Topluluğu ile ortak üyelik statüsü kazandığı 1963 tarihinden önce
dahi tartışmalı konumdaydı. Ülke 2002'de tam üye adaylığı
statüsünü elde etti ve görüşmelerin başlaması için karşılanması
gereken bir dizi koşul ile karşı karşıya kaldı. Türkiye'nin Kıbrıs
ile ilişkileri ve Kürt azınlığa yönelik tavrı AB için endişe
kaynağı. Türkler arasında da üyelik hevesi biraz azalmış görünüyor.
Economist dergisinin yaptığı bir kamuoyu araştırmasına göre bir
zamanlar halkın yüzde 78'i üyelik taraftarıyken bugün bu rakam
yüzde 58'lere gerilemiş durumda. Ancak AB üyeliği hevesi ülkeye,
Avrupa'da hak ettiği yeri almak isteyen bir ülkenin simgesi
sayılabilecek “İstanbul Modern” gibi bir çağdaş sanat müzesi
kazandırmış. Müzenin terası boğazı manzaralı. Müze Müdürü Rosa
Martinez 2004 Ekim ayında İstanbul'da açılış töreninde bizim
manzaramız Tate Modern'den bile güzel demişti. Galerinin Müdür
Yardımcısı Lora Sarıaslan, "Bunun Türkiye için bir ilk olduğunu
düşündüğünüzde bu sadece bir sanat müzesi değil aynı zamanda çağdaş
bir sanat müzesi, burada sergilenenler Türkiye'nin modern yüzünü
temsil ediyor" dedi.
Müzenin,
en zeki sanat tarihçilerini bile etkileyecek bir kafesi var.
Terasında gelip geçen gemilere neredeyse dokunma mesafesinde
oturabilirsiniz. Bunun yanı sıra modern restoranlar şehirde iyi
yemek seçenekleri sunuyorlar. Azzur restorant müdürü Maximillian
Thomae, Azzur'da çağdaş Avrupa mutfağı ile geleneksel Türk
mutfağının bulunabileceğini söylüyor. Thomae, hayatın diğer
alanlarında olduğu gibi Avrupa ile ilişkilerin Türkiye'nin
mutfağına da ilham kaynağı olduğuna inanıyor. Thomae, "Genç orta
sınıf, restoranlardan giderek daha fazlasını talep ediyor. Şimdi
Türkiye'nin geleneksel mutfağını çalışarak özel bir şeyler
üretmemiz gerekiyor" diyor.
THE NEW YORK
TIMES: "AVRUPA'NIN KAPISINI ÇALAN TÜRKİYE'DE MUHAFAZAKARLIK GİDEREK
ARTIYOR"
İSTANBUL,
29/07(BYE)--- Amerika'da yayımlanan The New York Times gazetesinin 29
Temmuz 2006 tarihli sayısında Şebnem Arsu imzasıyla ve yukarıdaki
başlık altında bir makale yayımlanmıştır. İnternetten sağlanan İstanbul
çıkışlı makalenin çevirisi şöyledir:
Avrupa
Birliği'nin Türkiye'nin Birliğe alınması konusunda giderek daha
kararsız bir tavır takınması karşısında, ülke çapında gerek kültürel
gerekse siyasi açıdan muhafazakarlığa dair emarelerin giderek arttığı
gözleniyor.
Üyeliğe
uzanan uzun süreç ve engellerin aşılması yönünde yapılan pek çok
ekonomik, hukuki ve kültürel düzenleme, gerçekleştirilen son kamuoyu
araştırmasına göre Türkler arasında olumsuz izlenimlere neden olmaya
başlamış. İstanbul'daki Sabancı ve Işık üniversitelerinden Profesör
Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu tarafından yapılan kamuoyu
araştırmasında AB üyeliğine desteğin, geçen sene yüzde 74
seviyesindeyken bu sene yüzde 58'e gerilediği görülüyor.
Türkiye
çapında 23 ilde 1846 kişiyle mart ve nisan aylarında yapılan
görüşmelerde dini muhafazakarlığın yoğun etkisi gözlemlenmiş durumda.
Sorulara cevap verenlerin yüzde 60'ı kızlarının gayrimüslim biriyle
evlenmesine karşı çıkacağını söylüyor. Diğer yandan yüzde 60'ı
"hayattaki başarısızlığın nedenini" dini inanç eksikliği ile
ilişkilendiriyor. Yüzde 46'lık bir dilim ise çocuklarının laik müfredat
çerçevesinde dini ağırlıklı eğitim veren okullarda okuması taraftarı.
Siyasi
arenada, geçmişin dini kökenli partilerinin küllerinden kurulan Adalet
ve Kalkınma Partisi muhafazakar bir hava estiriyor. 2002 yılında
neredeyse son 20 yıldır ilk defa bir parti tek başına iktidara geldi.
O günden bu
yana, ülke çapında sokaktaki vatandaşta muhafazakarlığa dair emareler
giderek arttı, özellikle de sokaklarda türban takan kadın sayısında
önemli oranda artış yaşandı. Ancak türban takmak Anayasa gereği halen
kısıtlanmış durumda, dini partiler Avrupa Birliği'nin Türkiye'den dini
özgürlük adına, mevcut kısıtlamaları da kaldırmasını isteyeceğini
umuyorlar. Yapılan araştırmada, yüzde 68'lik bir dilim kısıtlamayı dini
baskı olarak algılarken, yürürlükten kaldırılmasını destekliyorlar.
Değişen
koşullardan İslami iş kesimi büyük fayda sağlıyor. Türkiye'nin önde
gelen İslami tarzda giyim mağazalarından birinin sahibi olan Mustafa
Karaduman "Tekbir" adını kullanıyor. Şu anda 22 mağazası var ve
önümüzdeki üç yıl içerisinde 78 tane daha açmayı planlıyor. Karaduman,
"Türkiye'deki her bir şehirde birer mağaza açsak dahi, artan talebi
karşılayabilecek duruma gelemeyiz. Tüm tek tanrılı dinler kadınların
örtünmesini emreder, benim rüyam, dünyadaki tüm kadınların bizim
dizayn ettiğimiz tarzda örtündüğü görmek" diyor.
Karaduman,
Türkiye'nin AB üyeliğini yoğun bir şekilde desteklemezken, az gelişmiş
ancak kültürel açıdan daha yakın ülkelerle daha yoğun ticari ilişkiler
kurulmasını tercih ediyor. Mustafa Karaduman, "Sadece sınırlarımızdaki
gümrük vergilerini ortadan kaldırmamız durumunda dahi, Balkanlardaki,
Orta Asya'daki ve Orta Doğu'daki komşularımızdan, AB üyeliğinin
vadettiği gelirden çok daha fazlasını elde ederiz" diyor.
Siyasi
liderler, Birliğin Türkiye'ye karşı çok hassas olmasının önemini
vurguluyorlar. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin komşu ülkeler
arasında köprü olabileceğini ifade ediyor. Gül, "İslam, Avrupa'daki en
eski dinlerden bir tanesi ve Avrupa kültürü üzerinde önemli katkılarda
bulunmuştur. Türkiye'nin Müslüman bir ülke olması ve Avrupa tarzı
demokrasi oluşturmuş olması dünya ve Avrupa barışına en kayda değer
katkısı olarak görülmelidir."
Maliye
Bakanı Ali Babacan ise şöyle diyor: "11 Eylül saldırılarının ardından
bölgede bir değişim kaçınılmaz. AB içindeki tüm liderler Türkiye'deki
sürecin önemini idrak etmeliler ve şayet süreç raydan çıkarsa ya da
durursa ne tarzda olumsuz sonuçları olabileceğini anlamalılar."
Akademisyen
Prof. Emre Kongar, hükümeti, Avrupa Birliğini yeterince dikkate
almamakla suçluyor. Profesör Kongar, "Ne yazık ki mevcut hükümet siyasi
nüfuzunu sermayenin laik kesimden dini çevrelere akması için
kullanıyor. Bu durum laik demokratik rejim için gerçek bir tehdit"
diyor.
AP: "GENELKURMAY
BAŞKANLIĞINA ATANAN BÜYÜKANIT'IN, AB REFORMLARI VE KÜRT ASİLERE KARŞI
MÜCADELEDE DAHA SERT BİR TUTUM BENİMSEMESİ BEKLENİYOR"
ANKARA,
01/08(AP)(BYE)--- Suzan Fraser bildiriyor:
Türk
Hükümeti bugün, aralarında AB müzakerelerinin de bulunduğu birçok
konuda daha sert bir tutum alması beklenen bir generali, ılımlı olarak
düşünülen komutanın yerini almak üzere ülkenin güçlü ordusunun
komutanlığına atadı.
Komutanlıkta
yapılacak değişiklik -geniş kesimlerce bekleniyordu-, Türkiye'nin
Türkiyeli Kürt asilerin üzerine gidilmesi konusunda Washington'a
ısrarlarını artırdığı bir döneme denk geldi. Genelkurmay Başkanlığının
devir teslimi, ayrıca ABD'nin Türkiye ve diğer ülkelere İsrail-Lübnan
sınırındaki barış gücü askerlerine katkıda bulunması için baskılarını
yoğunlaştırdığı bir zamanda gerçekleşecek.
Kara
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, bu ay sonunda emekli
olacak Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün yerini alacak.
Atama bir
kabine toplantısında yapıldı ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı.
Özkök dört
yıllık liderliği boyunca ordunun yaygın nüfuzunun sınırlanmasına
yönelik AB reformlarını kabul etti ve ordu içerisinde şeffaflığı
artıracak tedbirler getirdi. Bu reformlar Türkiye'nin AB'ye muhtemel
üyeliği için hazırlıklar arasında bulunuyor.
Büyükanıt'ın,
AB reformları ve Türkiye'nin özerklik arayışındaki Kürt asilere karşı
mücadelesinde daha sert bir tutum benimsemesi bekleniyor.
Ayrıca,
Büyükanıt'ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hükümeti ile çatışmalara
yol açabilecek ülkedeki laik geleneklere karşı tehditler konusunda
Özkök'ten daha sert tutum içinde olması da bekleniyor.
Jane's
Defense Weekly dergisinin Türk askeri analizcisi Lale Sarıibrahimoğlu,
"Kişilik olarak Büyükanıt daha açık sözlüdür. Ona yakın insanlar onun,
daha keskin olduğunu söylüyorlar" diyor.
Örneğin
Büyükanıt, Irak'ta üslenen Türkiyeli Kürt gerillaların düzenlediği bir
dizi saldırıdan sonra Irak'a asker gönderme emrini vermediği için kasım
ayında hükümeti eleştirme yönünde cesur bir adım atmıştı. ABD bu tarz
bir sınır ötesi operasyona şiddetle karşı çıkıyor.
Özellikle
Türklerin, ülkelerinin AB üyeliği gayretleri ve Avrupa'da Türkiye'nin
olası üyeliğine giderek artan muhalefetten her geçen gün daha fazla
hayal kırıklığına uğradığı bir dönemde, açık sözlülüğü ve güçlü
milliyetçi görüşleri Büyükanıt'ı Türkiye'de popüler bir şahsiyet
haline getirdi.
Bu atama,
ordunun üst düzey kadrolarına bir dizi planlanmış ve rutin atamayı
yapması beklenen yüksek askeri şura toplantısının arifesinde
gerçekleşti. Konunun hassasiyetinden dolayı kimliğinin açıklanmasını
istemeyen Batılı bir diplomat, "kapsamlı askeri değişiklikler
Türkiye'nin olası bir Lübnan barış gücüne katkı sağlama ihtimali
konusunda ordunun görüş bildirmesini büyük ihtimalle geciktirecekti"
dedi.
Özkök AB
reformlarını bağrına basmış ve onun komutanlığı döneminde askeri
harcamalar daha fazla sivil denetim altına alınmış ve bir sivil, Milli
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine atanmıştı.
Ayrıca Özkök
üst düzey subayların yolsuzluktan dolayı yargılanmasına izin verme
yönünde de inanılmaz adımlar atmıştı.
Büyükanıt'ın
AB'ye daha kuşkulu yaklaştığı düşünülüyor ve bazıları Büyükanıt'n bu
reformlarda daha ileriye gidilmesini istemeyebileceğinden korkuyor.
Fakat
bazıları da, "Türkiye'nin AB üyeliği, ülkenin geleceği için o kadar
kritik bir şey ki, hiçbir general bunu engellemek için adım atma
arzusunda olmayacaktır" diyor.
AZERBAYCAN BASINI
HALK CEPHESİ: "BTC,
TÜRKİYE'Yİ AB ÜYELİĞİNE YAKLAŞTIRDI"
BAKÜ, 27/07(BYE)---
Tirajı günde 3.000 olan muhalefet eğilimli Halk Cephesi gazetesinin 27
Temmuz 2006 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında yayımlanan
haberin çevirisi şöyledir:
İtalya'nın
Quadrant Europa cemiyetinin internet sitesinde Marco Zaganelli
imzasıyla, "BTC şaşalı bir şekilde açıldı" başlıklı bir makale
yayımlandı.
Makalede,
Orta Doğu ve Rusya'dan Avrupa'ya petrol nakleden hatlara alternatif
olarak yapılan BTC petrol boru hattının, Türkiye'nin AB üyeliği
konusunu daha da hızlandıracağı ve dünya basınında hattın açılışıyla
ilgili yazılara geniş yer verildiği belirtildi.
İlerde
hattın nakletme kapasitesinin yılda 50 milyon tona ulaşacağını ve
Kazakistan petrolünün bir bölümünün BTC ile ihraç edileceğini
vurgulayan yazar, Rusya'da bazı güçlerin, söz konusu hattı, Rusya'nın
"enerji imparatorluğu"na karşı tehlike olarak gördüğünü yazdı.
Makalede,
"12 yıl önce yürütülmeye başlayan bu proje ABD'nin desteğini aldı. Orta
Doğu'da büyümekte olan tehlike George Bush'u az endişelendirmiyor.
Bush, son konuşmalarından birinde, Orta Doğu petrolüne bağımlılığı
azaltmak istediğini açıklamıştı. Ceyhan'a gönderilen ABD Enerji Bakanı
Yardımcısı da, BTC petrol boru hattının enerji güvenliği açısından çok
önemli olduğunu söylemişti
Boru hattının Türkiye'nin AB üyeliği sürecine de büyük
etkisi var. Ankara, AB üyeliği sürecinde, enerji dağıtıcısı rolünden
yararlanabilir. Türkiye'den geçen petrol ve doğalgaz hatlarının sayısı
artıyor. BTC petrol boru hattının yanı sıra, 2006 yılının sonlarında
Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz hattı hizmete girecek" şeklinde yazdı.