ALMANYA BASINI:
Frankfurter Rundschau: "Türkiye'deki
Hıristiyanlar için Umut Az":
"CDU Genel Sekreteri Ronald Pofalla, Ankara ve İstanbul'da,
Türkiye'deki Hıristiyanların durumu hakkında bilgi edindi.
Hıristiyanlar, din özgürlüğünün sınırlandırılmasından şikayetçiler. AB
adaylığının kendilerine daha çok hak kazandıracağı umudu ise, şimdiye
dek gerçekleşmedi. Nüfusunun neredeyse yüzde 100'ü Müslüman olan
Türkiye'de, Hıristiyanların durumu hiçbir zaman kolay olmadı. Bunu, Rum
Ortodoksların kaderi de gösteriyor. Ankara'daki hükümet, Patriği sadece
Türkiye'de yaşayan küçük bir Ortodoks cemaatinin ruhani lideri olarak
tanıyor. (…) Katolik Kilisesi’ne bağlı yardım kuruluşu Missio İnsan
Hakları Ofisi Yöneticisi Otmar Oehring, ‘Okullarda psikolojik açıdan
aşırı derecede milliyetçilik baskısı’ olduğundan ve gayrimüslim
cemaatlere ‘ayrımcılık’ yapıldığından şikayet ediyor. Hükümetin, din
özgürlüğü ya da insan hakları alanını genişletmek için hiçbir irade
göstermediğini söyleyen Oehring, AB katılım müzakerelerinin
başarısızlığa uğraması tehdidinin, Hıristiyan cemaatlerinin durumunu
daha da kötüleştirmesinden endişeleniyor. Oehring'e göre, bu yüzden
gayrimüslimler için tek umut, üyelik sürecini canlı tutmak." (Gerd
Höhler, 04/08)
Frankfurter Allgemeine Zeitung:
"Dışarıya Karşı Temkinli, Geri Planda Gayretli Bir Planlama":
"Hiç bir hükümet, BM'den bir karar çıkmadan, Lübnan'da görev alacak çok
uluslu bir birliğe katılma konusunda kesin bir şey söylemek istemiyor.
Böyle bir kararın ise, BM Güvenlik Konseyi’nin, Lübnan'da ateşkes
kararı alması öncesinde çıkması mümkün değil. Ancak buna rağmen çok
sayıda AB devleti, genel olarak Orta Doğu'nun barışı için askeri destek
vermeye hazır görünüyor. (…) Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,
Lübnan Barış Güçü için birlik göndermeye hazır olduklarını açıklayan,
ilk devlet başkanları arasındaydı. Erdoğan, dindar bir Müslüman olarak
bölgede özellikle angaje oluyor ve hükümetini daha ilkbaharda İsrail
ile Hamas arasında arabulucu olarak gündeme getirmişti. Şayet Avrupa
Birliği kapsamında, Türkiye'nin katılımıyla bir barış birliği
oluşturulacak olursa, bu durum Türkiye'nin AB üyeliği ve tam üyeliği
konusunda epey ilerleme kaydetmesini sağlayacak. Şayet, en başta
Fransa'nın tereddütlerine rağmen, Lübnan'da komutayı NATO üstlenecek
olur da Türkiye'ye böyle bir talep yöneltilecek olursa, 1952'den beri
Batı'nın sadık müttefiki olan Türkiye'nin katılımını reddetmesi pek
mümkün olmayacaktır. (…)" (Andreas Ross, Wolfgang Günter Lerch,
04/08)
AZERBAYCAN BASINI:
Ekspress: "Sınırlar Açılmayacak":
"APA Ajansına açıklama yapan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı
Rıfat Hisarcıklıoğlu, ‘Ermenistan, işgal ettiği Azerbaycan topraklarını
boşaltarak Türkiye'ye yönelik iddialarından vazgeçti mi ki, biz de
kendi tutumumuzda değişiklik yapalım?’ dedi. (…) Ülkenin en büyük sivil
toplum örgütü olan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne üye bir milyon
şirket var. Birlik, hükümetin iç ve dış politikasının oluşturulmasına
ciddi etki gücüne sahip olmanın yanı sıra, Türkiye'nin AB üyeliği
sürecinde faal lobicilik çalışmalarıyla tanınmaktadır." (04/08)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "Rehn... Aday Üye Türkiye
İslamla Köprü Oluşturacak":
"AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn yaptığı açıklamada,
Orta Doğu'daki savaşın, Birlik ile İslam arasında köprü görevi
görebilecek Türkiye'nin AB'ye katılım emelinin önemini artırdığını
ifade etti. Fin gazetelerine hitaben yaptığı konuşmada Rehn, ılımlı ve
demokratik Türkiye'nin Avrupa açısından stratejik önem taşıdığını ve
katılım kriterlerini yerine getirmesi durumunda 25 üyeli Birliğe
katılımına izin verilmesi gerektiğini kaydetti. AB Komisyonu’nun
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn şöyle dedi: ‘Türkiye ile
müzakerelerin önemi Lübnan'daki çatışmalar ışığında daha da artmıştır,
çünkü Türkiye ılımlı İslami bir toplum ve laik demokratik bir
devlettir. Üyelik koşullarını karşılaması durumunda Avrupa ile İslam
arasında daha güçlü bir köprü olabilir.’ Rehn diğer yandan, kimilerinin
radikal İslami örgütlere yönelik desteği artırdığını söylediği
Lübnan'daki askeri çatışmanın, ılımlı ve görece istikrarlı Türkiye'nin
tüm katılım kriterlerini karşılamadan AB'ye üye olabileceği anlamına
gelmediğini açıkça ifade etti. Komiser, AB ile katılım müzakerelerine
başlamanın gerek Türkiye gerekse Balkanlardaki Hırvatistan gibi aday
ülkelerin otomatikman üyelikle sonuçlanacağı anlamına gelmediğini
ifade etti. Rehn, ‘Bu ülkelerin bugün ya da yarın üye olacaklarını
söylemiyorum, ancak AB'nin orta ve uzun vadede üyelik olasılığına
yönelik yükümlülükleri vardır.’ dedi." (Terhi Kinnunen, 05/08)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini: "Karşılıksız Kalan
Sözler": "Dora
Bakoyanni birkaç gün önce Yunan büyükelçileri toplantısında yaptığı
konuşmada, istenmeyen bir gelişmenin kaydedilmesi ve Türkiye'nin AB
üyeliğinin ilerlememesi durumuna karşı alternatif bir stratejinin
hazırlanmakta olduğunu açıkladı. Bakan bu alternatif stratejiyle
ilgili olarak, Türkiye ile ‘ekonomik işbirliğimizi geliştiriyoruz.
Yeni, önemli ortak enerji ağları yaratıyoruz. Tüm sorunlarımız için
çözümler bulmayı amaçlıyoruz.’ dedi. İki ülke arasında ortak çıkar
ağlarının kurulması, şüphesiz siyasi ilişkilerde de istikrarın
sağlanması yönünde katkıda bulunacaktır. (…) Ülkemizin sınırlarına ve
egemenlik haklarına saygı gösterilmesi yönündeki çok genel talebin
siyasi karşılığı yok, çünkü Türkler her zaman, anlaşmaları ve
uluslararası hukuku kendi çıkarlarına göre yorumlama taktiği
uyguluyorlar. Atina, Türkiye'nin AB yörüngesinde kalması konusuna
öncelik tanımakla elde etmesi mümkün olan kazanımları alma şansını
kaçırdı. Çünkü, Kemalizm sonrası iktidar AB üyeliği konusuna eski
coşkuyla yaklaşmıyor, özel ilişki senaryosuna şimdiden sıcak bakmaya
başlamış durumda. Bu nedenle, Ankara'nın bundan böyle yayılmacı
talepleriyle ilgili geriye adım atma niyeti gün geçtikçe azalacak, bu
da uygulamada her geçen gün fırsatların biraz daha azalacağı anlamına
geliyor." (Stavros Ligeros, 04/08)
NOT:
Bu bülten, 04-06 Ağustos 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze
ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-