11.08.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

İNGİLTERE BASINI:

Reuters: "Kamuoyu Araştırması: Türkiye AB Üyeliği İçin 13 Yıllık Beklemede": "Reuters'ın yaptığı bir kamuoyu araştırmasında uzmanlar,  Kıbrıs ile ilişkilerdeki gerilimin tırmanması ve reformların  yavaş ilerlemesi nedeniyle, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği  için on yıldan uzun bir süre beklemek zorunda kalacağı  tahmininde bulundular. Avrupa'nın mali ve akademik kurumlarından 30'u aşkın  uzmanın tahminleri, Türkiye'nin AB'ye, Reuters'ın mayıs ayında  konuya ilişkin son anketindeki tahminden 3 yıl sonra, 2019  yılında üye olabileceğini gösterdi. 7-9 Ağustos 2006 tarihleri arasında derlenen tahminler,  2014'ten, ‘asla’ya kadar uzanan bir yelpazeye yayılıyor. AB'nin ekim veya kasım ayında, Türkiye'nin üyeliğine  ilişkin ilerleme raporunu yayımlaması bekleniyor. Raporda, Türkiye'nin 1974'ten bu yana, bölünmüş  durumdaki Kıbrıs ile ilişkilerinin yanı sıra, din, insan  hakları ve eğitimi kapsayan diğer reform paketlerinin de  eleştirilere hedef olmasının beklendiği belirtiliyor. Bazı uzmanlar, Kıbrıs meselesinin AB üyesi bazı ülkelerin  Türkiye'nin üyeliği ile ilgili şüphe duymasına neden olduğunu  belirtiyorlar. Citigroup'tan Michael Hart, ‘Bu, Türkiye'nin üyeliğini  engellemek için kullanılabilecek bir konu. Mesele şu ki,  Türkiye büyük, fakir ve Müslüman bir ülke ve bu nedenle diğer  büyük, zengin ve Hıristiyan ülkeler onu almak istemiyorlar’ diyor. Hart, Türkiye'nin AB'ye girmeyi başarabileceğinden  şüpheli olduğunu, ancak görüşmelerin askıya alınmasının  olası görünmediğini de sözlerine ekledi. Kamuoyu yoklaması, AB'nin Türkiye ile müzakereleri  tamamlanmadan önce, askıya alma ihtimalinin yüzde 30  olduğunu gösteriyor. Bear Stearn'dan Tim Ash, ‘Reformları devam ettirmek  için Türkiye üyelik sürecine ihtiyaç duymaktadır ancak  güçlü büyümeye işaret eden bir beş yıl daha ekonominin iyi  bir durumda olduğu anlamına gelecektir. Ancak soru, neden  AB'ye ihtiyaç duyduklarıdır.’ dedi. Türkiye'nin 2020'de AB üyesi olacağı tahmininde bulunan  ABN AMRO ekonomistlerinden Zsolt Papp, ‘Bir çeşit son dakika  uzlaşması olacak. AB, her iki tarafı da yüzünün akıyla  çıkartacak bir uzlaşma sağlamada oldukça başarılıdır ve  sürecin devam etmesine izin verecektir.’ dedi." (Nigel Davies, 10/08)

 

Financial Times: "Para Politikasındaki U Dönüşü Büyümeyi Tehdit Ederken, Türkiye'de Toparlanma Süreci Devam Ediyor": "Türkiye 2001'de, kısmen bankacılık sektöründen kaynaklanan sorunlar nedeniyle, büyük ölçüde orta sınıfın tasarruflarını vuran yıkıcı bir mali kriz yaşadı. Bu krizden sonra ülke ekonomisi, etkileyici bir şekilde toparlandı ve büyüme hızı 2002'den bu yana yıllık yaklaşık yüzde 7 olarak gerçekleşti. Ekonomide yaşanan bu iyileşme sürecini, 2001'de yüzde 70'lere varan enflasyonun 2005'te tek haneli rakamlara inmesi izledi. Şimdi ise, gelişmekte olan piyasalarda yaşanan ve Türkiye'yi de özellikle olumsuz etkileyen büyük tasfiye satışları karşısında, enflasyon ve faiz oranları önlenemez bir şekilde yükselirken, ekonomide sağlanan bu başarı tehlikeye girebilir. Marmara Üniversitesi ekonomi bölümünden Profesör Erhan Aslanoğlu, yaşanan tasfiye satışlarının, Türkiye'nin reform sürecini sürdürmesi gerektiğini ortaya koyduğunu belirtiyor. Hükümetin yaklaşan seçimler öncesinde Avrupa Birliği bağlantılı yapısal reformları gerçekleştirme yönündeki isteğini kaybetmekte olduğu yönündeki düşünceler de, Türkiye'ye yatırım konusundaki endişeleri artıran faktörlerden birini teşkil ediyor." (Vincent Boland, 10/08)

 

 

LÜBNAN BASINI:

The Daily Star: "Yeni Bir 'Uzun Barış' Sürecinde Türkiye Lübnan'a Yardım Edebilir": "New York'ta şu sıralar, Lübnan'da bir çözüm tasarısı  üzerine görüşmeleri sürdüren Birleşmiş Milletler Güvenlik  Konseyi, tasarının uygulamasını da yürütecek uluslararası bir gücün konuşlandırılmasından bahsediyor. Çatışmanın yayılmasını engelleyeceği varsayılan tasarı kabul edildiğinde  bu gücün kimlerden oluşacağı, hangi bölgeye yerleştirileceği  ve kimin yönetiminde olacağı, uluslararası gündemin bir  sonraki zorlu konusu olacak. Biz Lübnanlıların bu gücün  şekillenmesinde söyleyecek bir şeylerimiz olmalı. Fransa da bu gücün bir parçası olmayı önerdi. Güçlü  bir Türk birliği de düşünülüyor. Türkiye'nin Lübnan ile tarihe dayanan bir ilişkisi var.  150 yıl önce ülkeye getirilen ‘uzun barış’ Avrupalı güçler  ve Osmanlı İmparatorluğu arasındaki bir anlaşma sayesinde  gerçekleşti. BM, Avrupa Birliği ve NATO'nun içerisinde bulunduğu bir  projenin parçası olarak Türk liderliği Lübnan için başka bir  uzun barışı sağlayabilir mi? Türkiye'nin bakış açısından başka  hesapların yapılması gerekir. 20. yüzyılda  Türkiye'nin tutumunda kesin olan bir şey vardı: Ülke büyük  ölçüde Orta Doğu'ya sırtını döndü. Şimdi Lübnan ile ilgili  meselelere dahil olmak Türkiye'yi bir Orta Doğu gücü  yapacaktır. Eğer Türkiye böyle yapmayı seçerse, onun katılımı,  Avrupa'nın bir parçası olarak özellikle de NATO veya BM  güçlerine nazaran daha önceliklidir. Bu sadece Arap  dünyasındaki NATO'ya dair hassasiyetlerden veya BM gücünün  1978 yılından sonra güneye yerleşmesinden sonra uğradığı başarısızlıklardan kaynaklanmıyor; bu, geleceğe bakmak, Türklerin daima kaderlerinin bir parçası olarak gördükleri  ünlü kıtalararası köprüyü kurmak için bir çağrıdır. Lübnan  da kendini Doğu ile Batı ve İslam ile Hıristiyanlık dünyası  arasında bir köprü olarak düşünüyor. Türk köprüsü ise  Türk-Müslüman demokrasi tecrübesinin tüm Müslüman dünya  için bir model teşkil edecek şekilde olgunlaşması nedeniyle  Lübnan'dan çok farklıdır. Fransa'nın yanında Lübnan gücüne başarılı bir Türk  katılımı, Türkiye'nin AB üyesi olmasına ivme kazandırmak  için Avrupalı engellerin ortadan kalkmasına da yardımcı  olacaktır." (Chibli Mallat, 10/08) 

 

 

NOT: Bu bülten, 10 Ağustos 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan      derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR