İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "Kamuoyu Araştırması: Türkiye AB
Üyeliği İçin 13 Yıllık Beklemede":
"Reuters'ın yaptığı bir kamuoyu araştırmasında uzmanlar, Kıbrıs ile
ilişkilerdeki gerilimin tırmanması ve reformların yavaş ilerlemesi
nedeniyle, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği için on yıldan uzun bir
süre beklemek zorunda kalacağı tahmininde bulundular. Avrupa'nın mali ve
akademik kurumlarından 30'u aşkın uzmanın tahminleri, Türkiye'nin AB'ye,
Reuters'ın mayıs ayında konuya ilişkin son anketindeki tahminden 3 yıl
sonra, 2019 yılında üye olabileceğini gösterdi. 7-9 Ağustos 2006
tarihleri arasında derlenen tahminler, 2014'ten, ‘asla’ya kadar uzanan
bir yelpazeye yayılıyor. AB'nin ekim veya kasım ayında, Türkiye'nin
üyeliğine ilişkin ilerleme raporunu yayımlaması bekleniyor. Raporda,
Türkiye'nin 1974'ten bu yana, bölünmüş durumdaki Kıbrıs ile
ilişkilerinin yanı sıra, din, insan hakları ve eğitimi kapsayan diğer
reform paketlerinin de eleştirilere hedef olmasının beklendiği
belirtiliyor. Bazı uzmanlar, Kıbrıs meselesinin AB üyesi bazı ülkelerin
Türkiye'nin üyeliği ile ilgili şüphe duymasına neden olduğunu
belirtiyorlar. Citigroup'tan Michael Hart, ‘Bu, Türkiye'nin üyeliğini
engellemek için kullanılabilecek bir konu. Mesele şu ki, Türkiye büyük,
fakir ve Müslüman bir ülke ve bu nedenle diğer büyük, zengin ve
Hıristiyan ülkeler onu almak istemiyorlar’ diyor. Hart, Türkiye'nin AB'ye
girmeyi başarabileceğinden şüpheli olduğunu, ancak görüşmelerin askıya
alınmasının olası görünmediğini de sözlerine ekledi. Kamuoyu yoklaması,
AB'nin Türkiye ile müzakereleri tamamlanmadan önce, askıya alma
ihtimalinin yüzde 30 olduğunu gösteriyor. Bear Stearn'dan Tim Ash,
‘Reformları devam ettirmek için Türkiye üyelik sürecine ihtiyaç
duymaktadır ancak güçlü büyümeye işaret eden bir beş yıl daha ekonominin
iyi bir durumda olduğu anlamına gelecektir. Ancak soru, neden AB'ye
ihtiyaç duyduklarıdır.’ dedi. Türkiye'nin 2020'de AB üyesi olacağı
tahmininde bulunan ABN AMRO ekonomistlerinden Zsolt Papp, ‘Bir çeşit son
dakika uzlaşması olacak. AB, her iki tarafı da yüzünün akıyla
çıkartacak bir uzlaşma sağlamada oldukça başarılıdır ve sürecin devam
etmesine izin verecektir.’ dedi." (Nigel Davies, 10/08)
Financial Times: "Para Politikasındaki U
Dönüşü Büyümeyi Tehdit Ederken, Türkiye'de Toparlanma Süreci Devam
Ediyor": "Türkiye
2001'de, kısmen bankacılık sektöründen kaynaklanan sorunlar nedeniyle,
büyük ölçüde orta sınıfın tasarruflarını vuran yıkıcı bir mali kriz
yaşadı. Bu krizden sonra ülke ekonomisi, etkileyici bir şekilde
toparlandı ve büyüme hızı 2002'den bu yana yıllık yaklaşık yüzde 7 olarak
gerçekleşti. Ekonomide yaşanan bu iyileşme sürecini, 2001'de yüzde
70'lere varan enflasyonun 2005'te tek haneli rakamlara inmesi izledi.
Şimdi ise, gelişmekte olan piyasalarda yaşanan ve Türkiye'yi de özellikle
olumsuz etkileyen büyük tasfiye satışları karşısında, enflasyon ve faiz
oranları önlenemez bir şekilde yükselirken, ekonomide sağlanan bu başarı
tehlikeye girebilir. Marmara Üniversitesi ekonomi bölümünden Profesör
Erhan Aslanoğlu, yaşanan tasfiye satışlarının, Türkiye'nin reform
sürecini sürdürmesi gerektiğini ortaya koyduğunu belirtiyor. Hükümetin
yaklaşan seçimler öncesinde Avrupa Birliği bağlantılı yapısal reformları
gerçekleştirme yönündeki isteğini kaybetmekte olduğu yönündeki düşünceler
de, Türkiye'ye yatırım konusundaki endişeleri artıran faktörlerden birini
teşkil ediyor." (Vincent Boland, 10/08)
LÜBNAN BASINI:
The Daily Star: "Yeni Bir 'Uzun Barış'
Sürecinde Türkiye Lübnan'a Yardım Edebilir":
"New York'ta şu sıralar, Lübnan'da bir çözüm tasarısı üzerine
görüşmeleri sürdüren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, tasarının
uygulamasını da yürütecek uluslararası bir gücün konuşlandırılmasından
bahsediyor. Çatışmanın yayılmasını engelleyeceği varsayılan tasarı kabul
edildiğinde bu gücün kimlerden oluşacağı, hangi bölgeye
yerleştirileceği ve kimin yönetiminde olacağı, uluslararası gündemin
bir sonraki zorlu konusu olacak. Biz Lübnanlıların bu gücün
şekillenmesinde söyleyecek bir şeylerimiz olmalı. Fransa da bu gücün bir
parçası olmayı önerdi. Güçlü bir Türk birliği de düşünülüyor.
Türkiye'nin Lübnan ile tarihe dayanan bir ilişkisi var. 150 yıl önce
ülkeye getirilen ‘uzun barış’ Avrupalı güçler ve Osmanlı İmparatorluğu
arasındaki bir anlaşma sayesinde gerçekleşti. BM, Avrupa Birliği ve
NATO'nun içerisinde bulunduğu bir projenin parçası olarak Türk liderliği
Lübnan için başka bir uzun barışı sağlayabilir mi? Türkiye'nin bakış
açısından başka hesapların yapılması gerekir. 20. yüzyılda Türkiye'nin
tutumunda kesin olan bir şey vardı: Ülke büyük ölçüde Orta Doğu'ya
sırtını döndü. Şimdi Lübnan ile ilgili meselelere dahil olmak Türkiye'yi
bir Orta Doğu gücü yapacaktır. Eğer Türkiye böyle yapmayı seçerse, onun
katılımı, Avrupa'nın bir parçası olarak özellikle de NATO veya BM
güçlerine nazaran daha önceliklidir. Bu sadece Arap dünyasındaki NATO'ya
dair hassasiyetlerden veya BM gücünün 1978 yılından sonra güneye
yerleşmesinden sonra uğradığı başarısızlıklardan kaynaklanmıyor; bu,
geleceğe bakmak, Türklerin daima kaderlerinin bir parçası olarak
gördükleri ünlü kıtalararası köprüyü kurmak için bir çağrıdır. Lübnan
da kendini Doğu ile Batı ve İslam ile Hıristiyanlık dünyası arasında bir
köprü olarak düşünüyor. Türk köprüsü ise Türk-Müslüman demokrasi
tecrübesinin tüm Müslüman dünya için bir model teşkil edecek şekilde
olgunlaşması nedeniyle Lübnan'dan çok farklıdır. Fransa'nın yanında
Lübnan gücüne başarılı bir Türk katılımı, Türkiye'nin AB üyesi olmasına
ivme kazandırmak için Avrupalı engellerin ortadan kalkmasına da
yardımcı olacaktır." (Chibli Mallat, 10/08)
NOT:
Bu bülten, 10 Ağustos 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR