14.08.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

Newsweek: "Bir Kez Daha Düşünmek": "Bir zamanlar Avrupa bir şekerci dükkanıydı, Türkiye de,  yüzünü dükkanın camına dayamış iştahla içeri bakan bir çocuk.  Çok değil daha iki yıl önce anketler, Türk halkının yüzde  70'ten fazlasının Avrupa Birliği'ne katılmak istediğini,  Brüksel yolundan ayrılmazlarsa daha zengin, daha esen ve daha  özgür olacaklarına kani olduklarını gösteriyordu. Şimdi,  nihayet başlamış olan müzakerelerin üzerinden daha aylar  geçmişken AB üyeliğine destek tam yüzde 43'e düştü ve hızla  da düşmeye devam ediyor. Ne oldu da Türkiye'nin 40 yıllık Avrupa aşkı böyle  çabucak sönüverdi? Aralarındaki en bilinen sürtüşme kaynağı  Kıbrıs: Türk halkı, Brüksel tarafından bölünmüş ada üzerinde  daha fazla ödün vermeye zorlandıklarına inanıyor. İncinen  ulusal onuru Türk halkının geneli için AB rüyasını  değersizleştirdi. Ancak temel ekonomik meselelerde daha esaslı  bir çekişme var. Türkiye'nin, GSYİH'nin yüzde 55'inden ve  istihdamın yüzde 70'inden sorumlu olan küçük ve orta ölçekli  işletmelerinin Türk patronları da AB'ye katılma hevesini usul  usul kaybediyor. (…) Türkiye çoktandır Avrupa Gümrük Birliği'nde ve  AB ile büyük oranda gümrüksüz ticaret yapıyor. Ankara'daki  siyasetçiler, Türkiye'nin tam üyeliğinden daha azını kabul  etmeyeceklerini ısrarla tekrarlıyorlar. (…) İngiliz parlamenter Daniel Hannan, ‘AB üyeliğinin  olmayacağını anlayan Türklerin sayısı günbegün artıyor. (...)  Ama doğabilecek sonuçlardan kaçınmak adına da bu hayale  sıkı sıkıya sarılmışlar diyor. Türk halkının geneli, müzakerelerin kesilmesine izin  vermenin ciddi bir ekonomik şok yaratabileceğini idrak etmiş  durumda. Türkler ve Avrupalılar görüşmeyi sürdüreceklerdir, ama  önemli bir yeniden düşünme süreci görünüyor ufukta. Merkez  eğilimli Milliyet gazetesi yazarlarından Semih İdiz de  köşesinde, ‘Türkiye AB olmadan kesinlikle çökmez’ diyor ve  şöyle devam ediyor ‘Ama AB'siz Türkiye farklı bir Türkiye  olacaktır.’ Nasıl bir farklılık olacağını zaman gösterecek  göstermesine de, Türkiye zaten Avrupa'ya ve onun tarzına olan  aşkını çoktan yitirmiş bir ülke." (Owen Matthews, 21-28 Ağustos 2006)

ALMANYA BASINI:

Die Zeit: "Cumhuriyet ile Din Karşı Karşıya": "Üniversite sınavına girmek için okullara gelen öğrenciler  kapının önünde duran polisleri görünce istemeyerek başörtülerini çıkarıyorlar. Ancak heyecanlı olanlar sadece başörtülü öğrenciler  değil, zira birazdan içeride yüksek öğrenime giriş sınavı  yapılmaya başlayacak. Kim yüksek öğrenim görebilecek? Bu soru  karşısında öğrenci velileri yanıtsız kalıyorlar. Ancak başörtüsü takan kızlar için sınav dışarıda başlıyor. Hangisi daha önemli: eğitim mi yoksa dini inanç mı? Yaşları  17-18 olan bu gençler için ne kadar büyük bir karar ve bu  kararın ardından bir de sınavda üstün başarı göstermeleri  gerekiyor. Bir polis memurunun sınava giren öğrencilerin başörtülerini çıkarmasını söylemesine rağmen, bize, "ben başörtüsü görmedim" demesinden bir kumaş parçası etrafında yapılan tartışmanın ne kadar hassas olduğu anlaşılıyor. Bu tartışma giderek sertleşerek, dindar ve laik Türkler arasındaki gerilim artıyor. Küçücük bir  başörtüsü üzerinden sanki korkulu masallarda olduğu gibi kirli  bir savaş yürütülüyor. (…) 72 milyon Türk vatandaşının yüzde 97'si kendisini inançlı  olarak niteliyor, ancak sadece her iki kişiden biri haftada  bir defa ibadet ediyor. Birçok Türk, geleneksel İslam'a  bağlılık gösteriyor. (…) Türkiye hiçbir zaman bir sömürge olmadı. Bu, radikal  siyasi İslam’ın çoğu Arap devletlerine kıyasla burada neden  verimli olmayışının sebeplerinden biri. Burada, tarihte  hakarete uğramışlık gibi bir ruh hali yok. Türkiye, bir tek  İslamcı ideolog bile yetiştirmedi. Şimdi ise birçok görüşmede  genç kaynaklardan, Batı ve Batı'nın çifte standartına yönelik  bir kükreyiş duyuluyor. AB'nin Kıbrıs siyaseti, bir dikte  olarak algılanılıyor. Batı, Türkiye karşısında insan hakları  konusunda uzman öğretmen kesilirken, NATO'daki ‘büyük ağabey’  Amerika'nın nasıl olup da işkence yapabildiği soruluyor. Türkiye'de, bakışlarını Batı'ya çevirmiş ve Avrupa'yı  olumlu bulan insanlara rastlamak için doğuya Anadolu'ya,  yeni Orta Anadolu'ya gitmek gerekiyor. İnsanlar artık  buradan kaçmıyorlar, buraya geliyorlar, çünkü burada iş var,  kalkınma var.(…)" (Charlotte Wiedemann, 10/08)  

AZERBAYCAN BASINI:

Ekspress: "Dışişleri Eski Bakanı Yaşar Yakış: Türkiye’de Hiçbir Hükümet, Azerbaycan ile İstişare Etmeden Ermenistan’la İlgili Adım Atmaz":  

"(…)    

            SORU: AP, birkaç kez Türkiye’ye, Ermenistan’la sınırları  açma ve sözde Ermeni soykırımını tanıma çağrısında bulundu.  Sizce, AB üyeliği müzakereleri sırasında Türkiye, bu adımı  atmak zorunda kalacak mı? Kopenhag Siyasi Kriterleri’nde bu  maddeler yok...

            YAKIŞ: Ben bu konuyu şaka haline getirdim. AB üyeliğiyle  ilgili müzakereler somut paragraflardan oluşuyor. Örneğin,  tarımla ilgili bölümde, salatalığın standardının kaç  santimetre olması gerektiği müzakere edilirken, AB, ‘Türkiye,  soykırımı kabul etmeden, salatalığın kaç santimetre olması  gerektiği konusunu müzakere etmem’ diyemez. Çünkü bu iki konu  arasında hiçbir ilgi yok. Kopenhag prensiplerinde Ermenistan’ı  tanımamız gerektiği konusu hiçbir paragrafta yok. Biz, bu  başvuruları AP’nin kendi kendini avutması olarak  değerlendiriyoruz." (Dışişleri eski Bakanı Yaşar Yakış ile yapılan mülakat, 11/08)

YUNANİSTAN BASINI:

Kathimerini: "Türkiye... Milliyetçilik ve Avrupa Üyeliği":

"(…)

            SORU: Kamuoyu yoklamasına göre nüfusun  yüzde 57'si Türkiye'nin Avrupa üyeliğini destekliyor,  halbuki bu oran 2003'de yüzde 74'tü. Acaba bu düşüş  nereden kaynaklanıyor?

            ÖZKIRIMLI: Her şeyden önce halk, müzakereler sırasında  ödünler verilmesinin gerekli olacağını anlamamıştı. Üstelik  Türkiye'den talep edilen ödünler aşırı sayılıyor. Bizden  diğer ülkelerden talep edilmemiş olan şeylerin talep edildiği,  Türkiye'ye eşit davranılmadığı görüşü yaygın. Türkiye'de  Avrupa'ya kuşkuyla bakanlar, özellikle aşırı sağcılar,  Avrupa'da Türkiye'nin üyeliğine kuşkuyla bakanlar tarafından  yapılan eleştirel her yorumu, kamuoyunu AB'ye karşı ortamı  gerginleştirmek için kullanıyorlar. Ayrıca, AB üyeliğini  coşkuyla destekleyenlerin, ekonomik seviyeleri zayıf olan  sınıfların olduğu da belirtilmeli. Bu insanlar müzakerelerin  başlamasıyla Türkiye'ye mali yardım akacağına inanmışlardı.  Bekledikleri paralar elbette gelmedi. Katı ekonomi politikası  ise çalışma piyasasına daha büyük zorluklar getirdi. Büyük  bir hayal kırıklığı yayıldı. AB üyeliğini destekleyenlerin  oranı sabit bir şekilde düşüyor. Geçen yıl üniversitemiz  tarafından yapılan kamuoyu yoklamasında bu oran yüzde 63'tü.

            SORU: Son zamanlarda Türkiye'de milliyetçiliğin  arttığından söz ediliyor. Bir Türk milliyetçiliği uzmanı  olarak siz ne düşünüyorsunuz?

            ÖZKIRIMLI: Türkiye'de milliyetçiliğin artmış olmasından  söz edilemez, çünkü Türkiye'deki toplum daima milliyetçiydi.  Değişmiş olan husus, AB ile müzakereler sırasında Türk  toplumunun ön plana çıkmış olması. Böylece Türk milliyetçiliği  yüzeye çıktı. Bu noktada, milliyetçiliğin diğer AB ülkelerinde  de var olduğunun altı çizilmeli. 

            SORU: Türkiye'nin AB üyeliğine ne kadar ihtiyacı var? Erdoğan'ın, Kıbrıs konusunda ödün vereceğine müzakerelerden  vazgeçmeyi tercih ettiği şeklindeki son açıklamalarını nasıl yorumluyorsunuz?

            ÖZKIRIMLI: Türkiye'nin Avrupa üyeliğiyle ilgili konuşurken,  uzun sürecek müzakerelerden söz ediyoruz. Türkiye 20 yıl süreyle  müzakere masasına oturursa, Türk toplumu AB'ye yaklaşarak  değişecek. Kişisel özgürlükler ve ifade özgürlüğü konularında  gelişme kaydedilecek, eğitim liberalleşecek, kurumlar daha  sağlıklı işleyecek. Bu açıdan, müzakere sürecini, müzakere  neticelerinden daha önemli buluyorum. Erdoğan'ın tutumuna  gelince; bence bu bir blöf, etkili olma oyununu oynuyor.  Hiçbir politikacı müzakereleri havaya uçurma riskini  üstlenmez. (…)" (Aleksandros Masavetas, Bilgi  Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi  Doç. Dr.Umut Özkırımlı ile yapılan mülakat, 11/08)

Eleftherotipia: "Türkiye'nin 2019'da AB Üyesi Olacağı Öngörülüyor": "Avrupa finans-kredi organizasyonları ve akademik vakıflarından 30 kadar uzman, Türkiye'nin AB'ye girmesi için on yıldan fazla bir  dönemin geçmesi gerekeceği değerlendirmesinde bulundu. 7-9 Ağustos tarihleri arasında Reuters haber ajansının söz konusu uzmanlar  arasında yaptığı kamuoyu yoklamasına göre, komşumuz ülke 2019'da,  yani geçen mayıs ayında yapılan kamuoyu yoklamasında öngörülen  yıldan üç yıl sonra, AB'ye girmeyi ancak başaracak. Uzmanların çoğu bu gecikmenin temel nedenleri olarak,  Türkiye ile Kıbrıs arasındaki gerginliğin devam etmesi ve  aynı zamanda AB tarafından talep edilen reformların çok ağır  adımlarla yürütülmesini gösteriyor. Hatta, üç uzmanın görüşüne  göre, Türkiye hiçbir zaman AB üyesi olmayı başaramayacak. Aynı araştırmada, uzmanların yüzde 30'u, müzakerelerin tamamlanmasından önce, sürece ara verilmesini olası sayıyor. Bazı uzmanlar, AB üyesi birçok ülkenin Türkiye'nin AB  üyeliğiyle ilgili kuşkularını örtbas etmek için Kıbrıs konusunu kullandığının altını çizdiler. Citigroup ekonomi uzmanlarından  Michael Hart şunları vurguladı: ‘Kıbrıs konusu Türkiye'nin AB'ye  girişinin engellenmesi için kullanılabilecek bir konu. Halbuki  asıl konuyu Türkiye'nin büyük, fakir ve Müslüman bir ülke olması  ve bu nedenle de diğer büyük, zengin Hıristiyan ülkelerin  aralarında Türkiye'nin yer almasını istememeleri oluşturuyor.’" (11/08)

NOT: Bu bülten, 11-14 Ağustos 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve

           yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

ESKİ SAYILAR