ABD BASINI:
Newsweek: "Bir Kez Daha Düşünmek":
"Bir zamanlar Avrupa bir şekerci dükkanıydı, Türkiye de, yüzünü
dükkanın camına dayamış iştahla içeri bakan bir çocuk. Çok değil daha
iki yıl önce anketler, Türk halkının yüzde 70'ten fazlasının Avrupa
Birliği'ne katılmak istediğini, Brüksel yolundan ayrılmazlarsa daha
zengin, daha esen ve daha özgür olacaklarına kani olduklarını
gösteriyordu. Şimdi, nihayet başlamış olan müzakerelerin üzerinden daha
aylar geçmişken AB üyeliğine destek tam yüzde 43'e düştü ve hızla da
düşmeye devam ediyor. Ne oldu da Türkiye'nin 40 yıllık Avrupa aşkı
böyle çabucak sönüverdi? Aralarındaki en bilinen sürtüşme kaynağı
Kıbrıs: Türk halkı, Brüksel tarafından bölünmüş ada üzerinde daha fazla
ödün vermeye zorlandıklarına inanıyor. İncinen ulusal onuru Türk
halkının geneli için AB rüyasını değersizleştirdi. Ancak temel ekonomik
meselelerde daha esaslı bir çekişme var. Türkiye'nin, GSYİH'nin yüzde
55'inden ve istihdamın yüzde 70'inden sorumlu olan küçük ve orta
ölçekli işletmelerinin Türk patronları da AB'ye katılma hevesini usul
usul kaybediyor. (…) Türkiye çoktandır Avrupa Gümrük Birliği'nde ve AB
ile büyük oranda gümrüksüz ticaret yapıyor. Ankara'daki siyasetçiler,
Türkiye'nin tam üyeliğinden daha azını kabul etmeyeceklerini ısrarla
tekrarlıyorlar. (…) İngiliz parlamenter Daniel Hannan, ‘AB üyeliğinin
olmayacağını anlayan Türklerin sayısı günbegün artıyor. (...) Ama
doğabilecek sonuçlardan kaçınmak adına da bu hayale sıkı sıkıya
sarılmışlar diyor. Türk halkının geneli, müzakerelerin kesilmesine izin
vermenin ciddi bir ekonomik şok yaratabileceğini idrak etmiş durumda.
Türkler ve Avrupalılar görüşmeyi sürdüreceklerdir, ama önemli bir
yeniden düşünme süreci görünüyor ufukta. Merkez eğilimli Milliyet
gazetesi yazarlarından Semih İdiz de köşesinde, ‘Türkiye AB olmadan
kesinlikle çökmez’ diyor ve şöyle devam ediyor ‘Ama AB'siz Türkiye
farklı bir Türkiye olacaktır.’ Nasıl bir farklılık olacağını zaman
gösterecek göstermesine de, Türkiye zaten Avrupa'ya ve onun tarzına
olan aşkını çoktan yitirmiş bir ülke." (Owen
Matthews, 21-28 Ağustos 2006)
ALMANYA BASINI:
Die Zeit: "Cumhuriyet ile Din Karşı Karşıya":
"Üniversite sınavına girmek için okullara gelen öğrenciler kapının
önünde duran polisleri görünce istemeyerek başörtülerini çıkarıyorlar.
Ancak heyecanlı olanlar sadece başörtülü öğrenciler değil, zira
birazdan içeride yüksek öğrenime giriş sınavı yapılmaya başlayacak. Kim
yüksek öğrenim görebilecek? Bu soru karşısında öğrenci velileri
yanıtsız kalıyorlar. Ancak başörtüsü takan kızlar için sınav dışarıda
başlıyor. Hangisi daha önemli: eğitim mi yoksa dini inanç mı? Yaşları
17-18 olan bu gençler için ne kadar büyük bir karar ve bu kararın
ardından bir de sınavda üstün başarı göstermeleri gerekiyor. Bir polis
memurunun sınava giren öğrencilerin başörtülerini çıkarmasını
söylemesine rağmen, bize, "ben başörtüsü görmedim" demesinden bir kumaş
parçası etrafında yapılan tartışmanın ne kadar hassas olduğu
anlaşılıyor. Bu tartışma giderek sertleşerek, dindar ve laik Türkler
arasındaki gerilim artıyor. Küçücük bir başörtüsü üzerinden sanki
korkulu masallarda olduğu gibi kirli bir savaş yürütülüyor. (…) 72
milyon Türk vatandaşının yüzde 97'si kendisini inançlı olarak
niteliyor, ancak sadece her iki kişiden biri haftada bir defa ibadet
ediyor. Birçok Türk, geleneksel İslam'a bağlılık gösteriyor. (…)
Türkiye hiçbir zaman bir sömürge olmadı. Bu, radikal siyasi İslam’ın
çoğu Arap devletlerine kıyasla burada neden verimli olmayışının
sebeplerinden biri. Burada, tarihte hakarete uğramışlık gibi bir ruh
hali yok. Türkiye, bir tek İslamcı ideolog bile yetiştirmedi. Şimdi ise
birçok görüşmede genç kaynaklardan, Batı ve Batı'nın çifte standartına
yönelik bir kükreyiş duyuluyor. AB'nin Kıbrıs siyaseti, bir dikte
olarak algılanılıyor. Batı, Türkiye karşısında insan hakları konusunda
uzman öğretmen kesilirken, NATO'daki ‘büyük ağabey’ Amerika'nın nasıl
olup da işkence yapabildiği soruluyor. Türkiye'de, bakışlarını Batı'ya
çevirmiş ve Avrupa'yı olumlu bulan insanlara rastlamak için doğuya
Anadolu'ya, yeni Orta Anadolu'ya gitmek gerekiyor. İnsanlar artık
buradan kaçmıyorlar, buraya geliyorlar, çünkü burada iş var, kalkınma
var.(…)" (Charlotte Wiedemann, 10/08)
AZERBAYCAN BASINI:
Ekspress: "Dışişleri Eski Bakanı Yaşar Yakış:
Türkiye’de Hiçbir Hükümet, Azerbaycan ile İstişare Etmeden Ermenistan’la
İlgili Adım Atmaz":
"(…)
SORU: AP, birkaç kez Türkiye’ye, Ermenistan’la
sınırları açma ve sözde Ermeni soykırımını tanıma çağrısında bulundu.
Sizce, AB üyeliği müzakereleri sırasında Türkiye, bu adımı atmak
zorunda kalacak mı? Kopenhag Siyasi Kriterleri’nde bu maddeler yok...
YAKIŞ: Ben bu konuyu şaka haline getirdim. AB
üyeliğiyle ilgili müzakereler somut paragraflardan oluşuyor. Örneğin,
tarımla ilgili bölümde, salatalığın standardının kaç santimetre olması
gerektiği müzakere edilirken, AB, ‘Türkiye, soykırımı kabul etmeden,
salatalığın kaç santimetre olması gerektiği konusunu müzakere etmem’
diyemez. Çünkü bu iki konu arasında hiçbir ilgi yok. Kopenhag
prensiplerinde Ermenistan’ı tanımamız gerektiği konusu hiçbir
paragrafta yok. Biz, bu başvuruları AP’nin kendi kendini avutması
olarak değerlendiriyoruz." (Dışişleri eski
Bakanı Yaşar Yakış ile yapılan mülakat, 11/08)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini: "Türkiye... Milliyetçilik ve Avrupa
Üyeliği":
"(…)
SORU: Kamuoyu yoklamasına göre nüfusun yüzde 57'si
Türkiye'nin Avrupa üyeliğini destekliyor, halbuki bu oran 2003'de yüzde
74'tü. Acaba bu düşüş nereden kaynaklanıyor?
ÖZKIRIMLI: Her şeyden önce halk, müzakereler
sırasında ödünler verilmesinin gerekli olacağını anlamamıştı. Üstelik
Türkiye'den talep edilen ödünler aşırı sayılıyor. Bizden diğer
ülkelerden talep edilmemiş olan şeylerin talep edildiği, Türkiye'ye
eşit davranılmadığı görüşü yaygın. Türkiye'de Avrupa'ya kuşkuyla
bakanlar, özellikle aşırı sağcılar, Avrupa'da Türkiye'nin üyeliğine
kuşkuyla bakanlar tarafından yapılan eleştirel her yorumu, kamuoyunu
AB'ye karşı ortamı gerginleştirmek için kullanıyorlar. Ayrıca, AB
üyeliğini coşkuyla destekleyenlerin, ekonomik seviyeleri zayıf olan
sınıfların olduğu da belirtilmeli. Bu insanlar müzakerelerin
başlamasıyla Türkiye'ye mali yardım akacağına inanmışlardı.
Bekledikleri paralar elbette gelmedi. Katı ekonomi politikası ise
çalışma piyasasına daha büyük zorluklar getirdi. Büyük bir hayal
kırıklığı yayıldı. AB üyeliğini destekleyenlerin oranı sabit bir
şekilde düşüyor. Geçen yıl üniversitemiz tarafından yapılan kamuoyu
yoklamasında bu oran yüzde 63'tü.
SORU: Son zamanlarda Türkiye'de milliyetçiliğin
arttığından söz ediliyor. Bir Türk milliyetçiliği uzmanı olarak siz ne
düşünüyorsunuz?
ÖZKIRIMLI: Türkiye'de milliyetçiliğin artmış
olmasından söz edilemez, çünkü Türkiye'deki toplum daima
milliyetçiydi. Değişmiş olan husus, AB ile müzakereler sırasında Türk
toplumunun ön plana çıkmış olması. Böylece Türk milliyetçiliği yüzeye
çıktı. Bu noktada, milliyetçiliğin diğer AB ülkelerinde de var
olduğunun altı çizilmeli.
SORU: Türkiye'nin AB üyeliğine ne kadar ihtiyacı var?
Erdoğan'ın, Kıbrıs konusunda ödün vereceğine müzakerelerden vazgeçmeyi
tercih ettiği şeklindeki son açıklamalarını nasıl yorumluyorsunuz?
ÖZKIRIMLI: Türkiye'nin Avrupa üyeliğiyle ilgili
konuşurken, uzun sürecek müzakerelerden söz ediyoruz. Türkiye 20 yıl
süreyle müzakere masasına oturursa, Türk toplumu AB'ye yaklaşarak
değişecek. Kişisel özgürlükler ve ifade özgürlüğü konularında gelişme
kaydedilecek, eğitim liberalleşecek, kurumlar daha sağlıklı işleyecek.
Bu açıdan, müzakere sürecini, müzakere neticelerinden daha önemli
buluyorum. Erdoğan'ın tutumuna gelince; bence bu bir blöf, etkili olma
oyununu oynuyor. Hiçbir politikacı müzakereleri havaya uçurma riskini
üstlenmez. (…)" (Aleksandros Masavetas, Bilgi Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr.Umut Özkırımlı ile
yapılan mülakat, 11/08)
Eleftherotipia: "Türkiye'nin 2019'da AB Üyesi Olacağı
Öngörülüyor": "Avrupa finans-kredi
organizasyonları ve akademik vakıflarından 30 kadar uzman, Türkiye'nin
AB'ye girmesi için on yıldan fazla bir dönemin geçmesi gerekeceği
değerlendirmesinde bulundu. 7-9 Ağustos tarihleri arasında Reuters haber
ajansının söz konusu uzmanlar arasında yaptığı kamuoyu yoklamasına
göre, komşumuz ülke 2019'da, yani geçen mayıs ayında yapılan kamuoyu
yoklamasında öngörülen yıldan üç yıl sonra, AB'ye girmeyi ancak
başaracak. Uzmanların çoğu bu gecikmenin temel nedenleri olarak,
Türkiye ile Kıbrıs arasındaki gerginliğin devam etmesi ve aynı zamanda
AB tarafından talep edilen reformların çok ağır adımlarla yürütülmesini
gösteriyor. Hatta, üç uzmanın görüşüne göre, Türkiye hiçbir zaman AB
üyesi olmayı başaramayacak. Aynı araştırmada, uzmanların yüzde 30'u,
müzakerelerin tamamlanmasından önce, sürece ara verilmesini olası
sayıyor. Bazı uzmanlar, AB üyesi birçok ülkenin Türkiye'nin AB
üyeliğiyle ilgili kuşkularını örtbas etmek için Kıbrıs konusunu
kullandığının altını çizdiler. Citigroup ekonomi uzmanlarından Michael
Hart şunları vurguladı: ‘Kıbrıs konusu Türkiye'nin AB'ye girişinin
engellenmesi için kullanılabilecek bir konu. Halbuki asıl konuyu
Türkiye'nin büyük, fakir ve Müslüman bir ülke olması ve bu nedenle de
diğer büyük, zengin Hıristiyan ülkelerin aralarında Türkiye'nin yer
almasını istememeleri oluşturuyor.’" (11/08)
NOT:
Bu bülten, 11-14 Ağustos 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze
ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR