ABD BASINI:
Washington Times: "Türkiye Arap
Ülkeleriyle İlişkilerini Geliştiriyor":
"Türkiye'nin Basra Körfezi'ndeki ülkelerle ekonomik ilişkilerini
geliştirmeye yönelik girişimleri, diplomatlar tarafından Ankara'nın
Avrupa Birliği hevesinin azalmasının bir diğer göstergesi olarak kabul
ediliyor. Bazı Türk gözlemciler, AB ile yavaş ilerleyen üyelik
görüşmeleri nedeniyle Türkiye'nin çıkarlarının, Osmanlı Sultanları
tarafından yüzyıllarca idare edilmiş bir bölge olan Orta Doğu'nun Arap
ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesi sayesinde daha iyi korunacağını
düşünüyorlar. (…) Türk yetkililer Washington ile olan ilişkilerin daha
çok ‘geçici bir soğukluk’ durumunda olduğunu belirtiyorlar ve geçen ay
iki ülke arasında imzalanan ‘ortak vizyon belgesi’ne atıfta
bulunuyorlar. Birleşik Devletler Türkiye'yi her zaman Batı ile İslam
Dünyası arasında önemli bir bağ ve İslam ile laikliğin bir arada
olmasının bir numunesi olarak kabul etmiştir. (…) Giderek artan
sayıdaki Türk yorumcuları, Başbakanın Avrupa yanlısı politikalarının,
Kıbrıs Rum Hükümeti’nin yetkisini tanımaması halinde Türkiye ile
üyelik müzakerelerini kesme tehdidinde bulunan ve daha fazla kapsamlı
reform yapması için Türkiye'ye baskı yapan Avrupa Birliği tarafından
yeterince takdir edilmediğini düşünüyor. Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nde yaklaşık 30 bin askeri bulunuyor. Erdoğan hükümeti
Kıbrıs sorununun AB üyeliği ile bağlantılı olmaması gerektiğini
düşünüyor." (Andrew Borowiec, 16/08)
İNGİLTERE BASINI:
The Independent: "BM, Kıbrıs Sorununu
Çözmek için Limanları Devralabilir":
"Kıbrıs'ın kuzeyindeki limanların yetkisinin BM'ye devredilmesi
yönündeki plan, AB ile Türkiye arasındaki soğukluğu gidermeye yönelik
yoğun diplomatik çabaların sonucunda ortaya atıldı. AB yetkilileri
tarafından müzakere edilen bu plan, Ankara'nın AB ile üyelik
görüşmelerinin çökmesini engellemek amacıyla tasarlandı. Ancak plan
bölünmüş Akdeniz adasıyla ilgili 30 yıllık sorunun çözülmesine de
yardımcı olabilir. Kriz, AB'nin, Türkiye'nin Rum bandralı gemi ve
uçakların, Türk liman ve havaalanlarına girmesine izin vermesi yönündeki
ısrarından kaynaklanıyor. Ankara, uluslararası olarak tanınmayan Kuzey
Kıbrıs'a uygulanan ekonomik ambargo hafifletilmedikçe bunu yapmayı
reddediyor. Tartışılmakta olan öneriler çerçevesinde BM, Magosa gibi
anahtar limanları kontrol edebilecek. Mallar, Lefkoşa'daki resmi hükümet
tarafından tecrit edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kayıtları
ve gümrük bildirimleri yerine BM'nin evraklarıyla gönderilecek. Yeni
düzenlemeler Türkiye'ye Rum gemi ve uçaklarına uyguladığı yasağı
kaldırması için yeterince ayrıcalık verebilir. Limanların denetimini
içeren ayrıntılı öneriler, henüz Kıbrıs Rum Hükümetine sunulmadı.
Kıbrıs Hükümetinin bunlara şüphe ile bakması muhtemel, ancak plana
engel olmaması için AB'ye üye diğer devletler tarafından baskı
görebilir. Bir AB diplomatı, Kıbrıs Türk kesimindeki limanların BM
kontrolünde olmasının Ankara ile yaşanan krizin muhtemel bir çözümü
olarak görüldüğünü doğruladı. Mesele kritik bir noktaya varıyor, zira
Türkiye, limanlarını tüm AB gemilerine açmaması durumunda sonbahardaki
üyelik görüşmelerinin askıya alınabileceği yönünde tehdit ediliyor. (…)
Almanya, Fransa ve Avusturya'daki pek çok politikacının Türkiye'nin
AB'ye üyeliğine düşmanca yaklaşmasından dolayı, çoğu Türk, Birliğe
katılmalarına asla izin verilmeyeceğine inanıyor. AB yetkilileri,
Türkiye'nin reformlarının hızının düştüğü konusunda endişeliler. Ankara
ile resmi üyelik görüşmeleri, zamanın AB Dönem Başkanlığını yürüten
İngiltere'nin, başta Avusturya olmak üzere bazı ülkelerden gelen
itirazları gidermesinden sonra geçen yılın ekim ayında başladı. Ancak
bu yılın başlarında, Kıbrıs sorununun tekrar gündeme gelmesiyle
görüşmeler neredeyse raydan çıktı." (Stephen Castle, 16/08)
İRAN BASINI:
Abrar: "36 Yıllık Yenilgi Dikkate Alındığında Acaba Türkiye Nükleer
Santral Yapımında Ciddi mi?": "Türkiye'nin, üç nükleer elektrik
santrali yapımı için orta vadeli nükleer program hazırlamasının başlıca
nedeni, bu teknolojiyi kullanarak bölgesel ve uluslararası konularda
etkili bir ülke haline gelmeyi amaçlaması olabilir. NATO üyesi olan, AB
ile üyelik görüşmelerini sürdüren, Siyonist rejim ile dostane ilişkiler
kuran ve ABD gibi güçlerle olumlu ilişkileri bulunan Türkiye'nin
bölgedeki konumu, ülkenin nükleerleşme yönünde hareket etmesinde daha
fazla fırsat yaratılmasına neden oldu. Ancak Türkiye 30 yıllık nükleer
program uygulamalarındaki başarısızlığından sonra nükleer elektrik
santrali kurulması için bu çabalarını gerçekleştirebilir mi? (…) Bir
süreden beri Türkiye'de nükleer bir programın uygulanması konusunda bir
uyum göze çarpıyor. Hükümet ile özel sektör arasında bilimsel
çalışmalar konusunda görüşmeler başladı. Bu doğrultuda TÜSİAD, ülkenin
nükleer enerji kullanımındaki gecikmesinden duyduğu üzüntüyü dile
getirerek, Ankara hükümetinin nükleer santral kurma kararını
destekledi. (…) Türkiye'nin gelecekteki nükleer programları ve
politikaları konusunda, Ankara'nın AB üyeliği sorunlarını dikkate
alarak nükleer programını Avrupa'ya karşı baskı unsuru olarak
kullanmayı amaçladığına dair bir görüş var. Ancak Türkiye, ABD ile,
Washington'un Ankara için nükleer enerji sağlaması konusunda anlaşmaya
vardı. (…) (14/08)
YUNANİSTAN BASINI:
Eleftheros Tipos: "PASOK 'Alakart' Parti Değil":
"SORU: Bir AB Parlamenteri olarak ulusal
konularımızın seyri çerçevesinde, Kıbrıs sorununun çözümüne dair yeni
girişimleri ve Türkiye'nin katılım sürecine ilişkin durumu nasıl
değerlendiriyorsunuz?
BEĞLITIS: Bana göre AB, Türkiye'nin Birliğe katılım
süreciyle ilgili olarak önümüzdeki ay karar almaya hazır değil. Oluşan
bu yeni koşullar altında Avrupa'nın geleceğine ilişkin böyle stratejik
bir konu, 2008/2009'daki büyük müzakereye havale edilecek. Üstelik,
Yunanistan ve Kıbrıs hükümetlerinin olumlu görüşüyle anlaşmaya varılan
(bu da sessiz geçmekte olan bir durum) müzakere çerçevesi, Protokolün
Kıbrıs'a uygulanması konusunda Türkiye'ye ‘nefes alacak zaman’ veriyor.
Kıbrıs konusundaysa, gelişmeler her ne kadar olumlu olsa da, yakında
BM'nin uluslararası bir girişiminin beklendiği yanılgısını yaratmaması
gerekir." (Andreas Marathias, PASOK AB Parlamenteri Panos Beğlitis
ile yapılan mülakat, 13/08)
Kathimerini: "Kıbrıs Konusunda Kritik Seçenekler": "Kıbrıs
sorununa ilişkin prosedür çok kritik bir aşamadayken, Atina ile
Lefkoşa'da ortak strateji için tam bir uyum sağlandı. Ortak strateji,
iki hükümetin hem ulusal konunun çözümlenmesi yönünde koyduğu kısa ve
orta vadeli hedefler, hem de bu hedeflere ulaşmaya hizmet edecek
araçlar üzerinde uyum sağladığı anlamı taşıyor. Orta ve uzun vadede
bizim için yararlı olduğu bilinen Türkiye'nin AB üyeliği süreci konusu,
iki hükümetin masasındaki en önemli konu. Ancak, şu anda önemli olan,
bu konuda uygulanacak politikaların, başka bir ifadeyle, Kıbrıs'ın
AB'ye katılmasından sonra Kıbrıs konusundaki ilk kazanımlarını elde
edebilmesi için ekim ayı zirvesinin arifesinde kullanacağı araçlar çok
önemli. (…) Ankara'nın tutumu ve politikası, Atina ile Lefkoşa'nın,
aynı zamanda da Brüksel'in karşılaştığı önemli bir sorun. Çünkü bu
politika değişmiyor, sabit veya sabitleşmiş olan tezlerden uzaklaşması
da çok zor. Ankara, şimdiye kadar uyguladığı politikadan sadece,
Kıbrıs'ın stratejik kontrolü için yıllardan bu yana uyguladığı
politikanın maliyetinin çok büyük olduğunu, Kıbrıs'ta işlevsel bir
uzlaşmayla daha büyük kazanımlar elde edebileceğini anlarsa, ancak
uzaklaşabilir. Ekim ayında, sadece Atina ve Lefkoşa değil, Brüksel'deki
diğer 23 ülke de, Türkiye'yi sorumluluklarıyla karşı karşıya getirecek.
Türkiye'nin AB tarafından konulan şartları yerine getirmeyeceğine,
özellikle Kıbrıs Cumhuriyeti'ne limanlarını ve havaalanlarını açmasıyla
ilgili Ankara Protokolü'nü uygulamayacağına hemen hemen kesin gözüyle
bakılıyor. Türkiye, işgal kesiminin de bağımsız bir devlet olarak
tanınmasına yol açacak tüzüğün kaldırılması konusunda ısrar edecek. Bu
tür bir gelişme karşısında, protokolü uygulaması ve bu protokolde
öngörülen Kıbrıs'a yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesi için
Türkiye'ye altı aylık kesin bir sürenin tanınması olası bir senaryo
olarak görülüyor. Çıkmazdan kurtulmak için bu senaryonun
uygulanmasıyla, ilgili tarafların kendi gündemleri ve Türkiye'nin AB
süreci bloke edilecek. Böyle bir gelişme, temelde Atina ve Lefkoşa'nın
yararına olmayacak, ancak hepimiz diplomatik zaman kazanmış olacağız.
Ankara'nın, bu senaryo çerçevesinde olumlu bir jesti, hem Kıbrıs
sorununun çözümlenmesine yardımcı olacak, hem de Türkiye'nin Avrupa
üyeliğine ilişkin sürecini kolaylaştıracak." (Hristodulos
Yalluridis, 14/08)
Alpha TV: "Papulyas'tan Türkiye'ye Sert
Mesaj": "Cumhurbaşkanı Karolos
Papulyas Meryem Ana'nın vefatının yıldönümü nedeniyle düzenlenen anma
etkinliklerine katılmak için bulunduğu Midilli Adası’nın Agiaso
bölgesinden Ankara'ya, AB'ye karşı üstlendiği yükümlülüklerini yerine
getirmesi ve Patrikhane'nin Ekümenikliğine saygı göstermesi yönünde
sert mesaj gönderdi.Ege Bakanı Aristotelis Pavlidis'in, Ekümenik Patrik
Bartholomeos ve Cumhurbaşkanı onuruna verdiği yemekte Patriğe hitaben
yaptığı konuşmada Papulyas, ‘İstanbul'daki Ekümenik Patrikhane'nin
özgünlüğü müzakere edilemez. Türk yönetiminin bunu tanımamasındaki
ısrarı anlaşılır değil.’ dedi. Patrikhane'nin Ekümenikliğinin
tanınması dışında Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasını ve
İstanbul'daki Rumların mal varlıklarının ve diğer haklarının iade
edilmesi konusunu da gündeme getiren Papulyas, ‘Tüm bunlar Türkiye'nin,
Avrupa ilke ve normları çerçevesinde anlaşmayla belirlenen
yükümlülükleridir. Artık Türk yönetiminin, Avrupa yolunda ilerlemek
istediğini fiilen ispatlamasının zamanı geldi. Ayrıca Türkiye, kendi
kararı ve imzasıyla AB değerlerini yerine getirmeyi vaat etmiştir.’
dedi." (16/08)
NOT: Bu bülten, 14-16 Ağustos 2006
tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.
-