17.08.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

           

           ABD BASINI:

Washington Times: "Türkiye Arap Ülkeleriyle İlişkilerini Geliştiriyor": "Türkiye'nin Basra Körfezi'ndeki ülkelerle ekonomik  ilişkilerini geliştirmeye yönelik girişimleri, diplomatlar  tarafından Ankara'nın Avrupa Birliği hevesinin azalmasının  bir diğer göstergesi olarak kabul ediliyor. Bazı Türk gözlemciler, AB ile yavaş ilerleyen üyelik  görüşmeleri nedeniyle Türkiye'nin çıkarlarının, Osmanlı  Sultanları tarafından yüzyıllarca idare edilmiş bir bölge  olan Orta Doğu'nun Arap ülkeleriyle ilişkilerin  geliştirilmesi sayesinde daha iyi korunacağını düşünüyorlar. (…) Türk yetkililer Washington ile olan ilişkilerin daha  çok ‘geçici bir soğukluk’ durumunda olduğunu belirtiyorlar  ve geçen ay iki ülke arasında imzalanan ‘ortak vizyon  belgesi’ne atıfta bulunuyorlar. Birleşik Devletler  Türkiye'yi her zaman Batı ile İslam Dünyası arasında önemli  bir bağ ve İslam ile laikliğin bir arada olmasının bir  numunesi olarak kabul etmiştir. (…) Giderek artan sayıdaki Türk yorumcuları, Başbakanın  Avrupa yanlısı politikalarının, Kıbrıs Rum Hükümeti’nin  yetkisini tanımaması halinde Türkiye ile üyelik  müzakerelerini kesme tehdidinde bulunan ve daha fazla  kapsamlı reform yapması için Türkiye'ye baskı yapan  Avrupa Birliği tarafından yeterince takdir edilmediğini  düşünüyor. Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yaklaşık  30 bin askeri bulunuyor. Erdoğan hükümeti Kıbrıs sorununun  AB üyeliği ile bağlantılı olmaması gerektiğini düşünüyor."  (Andrew Borowiec, 16/08)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

The Independent: "BM, Kıbrıs Sorununu Çözmek için Limanları Devralabilir": "Kıbrıs'ın kuzeyindeki limanların yetkisinin BM'ye  devredilmesi yönündeki plan, AB ile Türkiye arasındaki  soğukluğu gidermeye yönelik yoğun diplomatik çabaların  sonucunda ortaya atıldı. AB yetkilileri tarafından müzakere edilen bu plan,  Ankara'nın AB ile üyelik görüşmelerinin çökmesini   engellemek amacıyla tasarlandı. Ancak plan bölünmüş  Akdeniz adasıyla ilgili 30 yıllık sorunun çözülmesine  de yardımcı olabilir. Kriz, AB'nin, Türkiye'nin Rum bandralı gemi ve  uçakların, Türk liman ve havaalanlarına girmesine izin vermesi yönündeki ısrarından kaynaklanıyor. Ankara, uluslararası olarak tanınmayan Kuzey Kıbrıs'a  uygulanan ekonomik ambargo hafifletilmedikçe bunu  yapmayı reddediyor. Tartışılmakta olan öneriler çerçevesinde BM,  Magosa gibi anahtar limanları kontrol edebilecek. Mallar, Lefkoşa'daki resmi hükümet tarafından tecrit  edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kayıtları  ve gümrük bildirimleri yerine BM'nin evraklarıyla  gönderilecek. Yeni düzenlemeler Türkiye'ye Rum gemi  ve uçaklarına uyguladığı yasağı kaldırması için yeterince ayrıcalık verebilir. Limanların denetimini içeren ayrıntılı öneriler,  henüz Kıbrıs Rum Hükümetine sunulmadı. Kıbrıs Hükümetinin  bunlara şüphe ile bakması muhtemel, ancak plana engel  olmaması için AB'ye üye diğer devletler tarafından  baskı görebilir. Bir AB diplomatı, Kıbrıs Türk kesimindeki  limanların BM kontrolünde olmasının Ankara ile yaşanan  krizin muhtemel bir çözümü olarak görüldüğünü doğruladı.  Mesele kritik bir noktaya varıyor, zira Türkiye,  limanlarını tüm AB gemilerine açmaması durumunda  sonbahardaki üyelik görüşmelerinin askıya alınabileceği  yönünde tehdit ediliyor. (…) Almanya, Fransa ve Avusturya'daki pek çok  politikacının Türkiye'nin AB'ye üyeliğine düşmanca  yaklaşmasından dolayı, çoğu Türk, Birliğe katılmalarına  asla izin verilmeyeceğine inanıyor. AB yetkilileri,  Türkiye'nin reformlarının hızının düştüğü konusunda  endişeliler. Ankara ile resmi üyelik görüşmeleri, zamanın AB Dönem Başkanlığını yürüten İngiltere'nin, başta Avusturya  olmak üzere bazı ülkelerden gelen itirazları gidermesinden  sonra geçen yılın ekim ayında başladı. Ancak bu yılın başlarında, Kıbrıs sorununun tekrar  gündeme gelmesiyle görüşmeler neredeyse raydan çıktı."  (Stephen Castle, 16/08)

 

 

İRAN BASINI: 

Abrar: "36 Yıllık Yenilgi Dikkate Alındığında Acaba Türkiye Nükleer Santral Yapımında Ciddi mi?": "Türkiye'nin, üç nükleer elektrik santrali yapımı için  orta vadeli nükleer program hazırlamasının başlıca nedeni,  bu teknolojiyi kullanarak bölgesel ve uluslararası konularda  etkili bir ülke haline gelmeyi amaçlaması olabilir. NATO üyesi olan, AB ile üyelik görüşmelerini sürdüren, Siyonist rejim ile dostane ilişkiler kuran ve ABD gibi güçlerle olumlu ilişkileri bulunan Türkiye'nin bölgedeki  konumu, ülkenin nükleerleşme yönünde hareket etmesinde  daha fazla fırsat yaratılmasına neden oldu. Ancak Türkiye  30 yıllık nükleer program uygulamalarındaki başarısızlığından  sonra nükleer elektrik santrali kurulması için bu çabalarını gerçekleştirebilir mi? (…) Bir süreden beri Türkiye'de nükleer bir programın  uygulanması konusunda bir uyum göze çarpıyor. Hükümet  ile özel sektör arasında bilimsel çalışmalar konusunda  görüşmeler başladı. Bu doğrultuda TÜSİAD, ülkenin nükleer  enerji kullanımındaki gecikmesinden duyduğu üzüntüyü dile  getirerek, Ankara hükümetinin nükleer santral kurma  kararını destekledi. (…) Türkiye'nin gelecekteki nükleer programları ve politikaları  konusunda, Ankara'nın AB üyeliği sorunlarını dikkate alarak nükleer programını Avrupa'ya karşı baskı unsuru olarak  kullanmayı amaçladığına dair bir görüş var. Ancak Türkiye,  ABD ile, Washington'un Ankara için nükleer enerji sağlaması konusunda anlaşmaya vardı. (…) (14/08)

 

 

YUNANİSTAN BASINI: 

Eleftheros Tipos: "PASOK 'Alakart' Parti Değil":

 

            "SORU: Bir AB Parlamenteri olarak ulusal konularımızın  seyri çerçevesinde, Kıbrıs sorununun çözümüne dair yeni  girişimleri ve Türkiye'nin katılım sürecine ilişkin durumu  nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

            BEĞLITIS: Bana göre AB, Türkiye'nin Birliğe katılım  süreciyle ilgili olarak önümüzdeki ay karar almaya hazır  değil. Oluşan bu yeni koşullar altında Avrupa'nın geleceğine  ilişkin böyle stratejik bir konu, 2008/2009'daki büyük  müzakereye havale edilecek. Üstelik, Yunanistan ve Kıbrıs  hükümetlerinin olumlu görüşüyle anlaşmaya varılan (bu da  sessiz geçmekte olan bir durum) müzakere çerçevesi,  Protokolün Kıbrıs'a uygulanması konusunda Türkiye'ye  ‘nefes alacak zaman’ veriyor. Kıbrıs konusundaysa,  gelişmeler her ne kadar olumlu olsa da, yakında BM'nin  uluslararası bir girişiminin beklendiği yanılgısını  yaratmaması gerekir." (Andreas Marathias, PASOK AB Parlamenteri Panos Beğlitis ile yapılan mülakat, 13/08)

 

Kathimerini: "Kıbrıs Konusunda Kritik Seçenekler": "Kıbrıs sorununa ilişkin prosedür çok kritik bir  aşamadayken, Atina ile Lefkoşa'da ortak strateji için tam  bir uyum sağlandı. Ortak strateji, iki hükümetin hem ulusal  konunun çözümlenmesi yönünde koyduğu kısa ve orta vadeli  hedefler, hem de bu hedeflere ulaşmaya hizmet edecek araçlar  üzerinde uyum sağladığı anlamı taşıyor. Orta ve uzun vadede  bizim için yararlı olduğu bilinen Türkiye'nin AB üyeliği  süreci konusu, iki hükümetin masasındaki en önemli konu.  Ancak, şu anda önemli olan, bu konuda uygulanacak  politikaların, başka bir ifadeyle, Kıbrıs'ın AB'ye  katılmasından sonra Kıbrıs konusundaki ilk kazanımlarını  elde edebilmesi için ekim ayı zirvesinin arifesinde  kullanacağı araçlar çok önemli. (…) Ankara'nın tutumu ve politikası, Atina ile Lefkoşa'nın,  aynı zamanda da Brüksel'in karşılaştığı önemli bir sorun.  Çünkü bu politika değişmiyor, sabit veya sabitleşmiş olan  tezlerden uzaklaşması da çok zor. Ankara, şimdiye kadar  uyguladığı politikadan sadece, Kıbrıs'ın stratejik kontrolü  için yıllardan bu yana uyguladığı politikanın maliyetinin çok  büyük olduğunu, Kıbrıs'ta işlevsel bir uzlaşmayla daha büyük  kazanımlar elde edebileceğini anlarsa, ancak uzaklaşabilir. Ekim ayında, sadece Atina ve Lefkoşa değil, Brüksel'deki  diğer 23 ülke de, Türkiye'yi sorumluluklarıyla karşı karşıya  getirecek. Türkiye'nin AB tarafından konulan şartları yerine getirmeyeceğine, özellikle Kıbrıs Cumhuriyeti'ne limanlarını  ve havaalanlarını açmasıyla ilgili Ankara Protokolü'nü  uygulamayacağına hemen hemen kesin gözüyle bakılıyor. Türkiye,  işgal kesiminin de bağımsız bir devlet olarak tanınmasına yol  açacak tüzüğün kaldırılması konusunda ısrar edecek. Bu tür bir gelişme karşısında, protokolü uygulaması ve  bu protokolde öngörülen Kıbrıs'a yönelik yükümlülüklerini  yerine getirmesi için Türkiye'ye altı aylık kesin bir sürenin  tanınması olası bir senaryo olarak görülüyor.  Çıkmazdan kurtulmak için bu senaryonun uygulanmasıyla,  ilgili tarafların kendi gündemleri ve Türkiye'nin AB süreci  bloke edilecek. Böyle bir gelişme, temelde Atina ve  Lefkoşa'nın yararına olmayacak, ancak hepimiz diplomatik  zaman kazanmış olacağız. Ankara'nın, bu senaryo çerçevesinde olumlu bir jesti,  hem Kıbrıs sorununun çözümlenmesine yardımcı olacak, hem de Türkiye'nin Avrupa üyeliğine ilişkin sürecini kolaylaştıracak." (Hristodulos Yalluridis, 14/08) 

           

Alpha TV: "Papulyas'tan Türkiye'ye Sert Mesaj": "Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas Meryem Ana'nın vefatının  yıldönümü nedeniyle düzenlenen anma etkinliklerine katılmak  için bulunduğu Midilli Adası’nın Agiaso bölgesinden Ankara'ya,  AB'ye karşı üstlendiği yükümlülüklerini yerine getirmesi ve  Patrikhane'nin Ekümenikliğine saygı göstermesi yönünde  sert mesaj gönderdi.Ege Bakanı Aristotelis Pavlidis'in, Ekümenik Patrik  Bartholomeos ve Cumhurbaşkanı onuruna verdiği yemekte Patriğe  hitaben yaptığı konuşmada Papulyas, ‘İstanbul'daki Ekümenik  Patrikhane'nin özgünlüğü müzakere edilemez. Türk yönetiminin  bunu tanımamasındaki ısrarı anlaşılır değil.’ dedi. Patrikhane'nin Ekümenikliğinin tanınması dışında Heybeliada  Ruhban Okulu'nun açılmasını ve İstanbul'daki Rumların mal  varlıklarının ve diğer haklarının iade edilmesi konusunu da  gündeme getiren Papulyas, ‘Tüm bunlar Türkiye'nin, Avrupa ilke  ve normları çerçevesinde anlaşmayla belirlenen yükümlülükleridir.  Artık Türk yönetiminin, Avrupa yolunda ilerlemek istediğini fiilen ispatlamasının zamanı geldi. Ayrıca Türkiye, kendi kararı  ve imzasıyla AB değerlerini yerine getirmeyi vaat etmiştir.’  dedi." (16/08)

 

           

 

 

 

 

 

NOT: Bu bülten, 14-16 Ağustos 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

     

 

    

 

 

ESKİ SAYILAR