24.08.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

                 

İNGİLTERE BASINI:

Guardian: "Almanya, Genişleme Takvimini Tehdit Ediyor": "Avrupa'nın yeni üyeleri hazmetme kapasitesine dair  endişelerin arttığı bir dönemde, Almanya; Bulgaristan ve  Romanya'nın 1 Ocak'ta AB'ye giriş planını, üyeliğin bir  yıl ertelenmesi konusunda baskı yaparak bozma tehlikesi  doğurdu. Alman Cumhurbaşkanı Horst Köhler, iki ülkeden,  yargı sistemindeki bariz noksanlıkları gidermelerini  ve Avrupa Komisyonu’nun önümüzdeki ay bu ülkelerin üye  olmak için gereken siyasi kriterlere dair gösterdikleri  ilerlemeler konusunda vereceği nihai ‘gözetim’ raporu  öncesinde yolsuzlukla mücadele etmelerini istedi. Belçika, Danimarka, Fransa ve İrlanda'nın yanı sıra  Almanya şu ana kadar Bulgaristan ve Romanya'nın üyelik  anlaşmalarını onaylamadılar ve Köhler, Parlamentonun  onay sürecini başlatmak için 26 Eylül'deki komisyon  raporuna kadar bekleyeceklerinin işaretini verdi. Almanya ve komşusu Avusturya ‘genişleme yorgunluğundan’  en fazla sıkıntı duyan AB ülkeleri arasında. Bu ülkeler  özellikle, Balkanlar'daki fakir ülkelerden yeni üye  girişlerinin ve Türkiye'nin üyeliğinin idare edilemeyecek  kadar çok göçmen işçiyi AB'ye çekeceğinden kaygılanıyorlar. (…) Komisyon 24 Ekim'de genişleme veya ‘hazmetme  Kapasitesi’ konusunda bir strateji raporu yayımlamayı  planlıyor. Aynı gün Komisyon, Hırvatistan, Türkiye, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Makedonya, Sırbistan ve Dağlık  Karadağ/Kosova hakkında da ilerleme raporlarını yayımlayacak. Türkiye ile üyelik müzakerelerinde ‘bir tren kazası’  uyarısında bulunan Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,  Alman ve Avusturya Hıristiyan Demokratların Avrupa'nın  sınırlarının tanımlanması çağrısına, demokratik değerlere  ve hukukun üstünlüğüne saygı duyan her Avrupa ülkesinin  başvurabileceğinde ısrar ederek yanıt verdi. (…)" (David Gow, 23/08) 

The Times: "Polonyalıları Çok mu Buluyorsunuz? Siz Bir De Türklerin Gelmesini Bekleyin": "Hükümet, İngiltere'ye en fazla 13 bin Polonyalının  geleceğini öngörürken, şimdiden yarım milyon Polonyalı ülkeye  gelmiş bulunuyor. Polonyalılar sadece İngiltere'de değil, yeni  AB üyesi ülkelerden gelecek işgücüne açık olduğunu bildiren  İrlanda ve İsveç'te de her yerdeler. Sonuç olarak, İrlanda'nın  toplam iş gücünün yüzde 8'i Polonyalılardan oluşuyor ve  İngiltere'de olduğu gibi İrlanda'da da kimse bu konudaki  gerçek rakamı bilmiyor. (…) Şöyle geriye dönüp çok değil altı ay önce İngiltere'nin  AB Dönem Başkanlığı’nı elinde tuttuğu döneme bir bakın. Bu utanç  verici dönem, Jack Straw (kim olduğunu hatırladınız mı?) ve  Başbakan açısından tek bir başarıyla sonuçlandı: Türkiye'yi AB  üyeliği yoluna sokmak. Bunu, Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula  Plassnik'i de susturarak başardılar. Plassnik, Türkiye'ye tam  üyelik dışında AB ile imtiyazlı ortaklık önerilmesini istiyordu.  Ancak, kadim dostu Condoleezza Rice'ın da desteğini alan Jack  Straw için Türkiye'yi kulübe sokmaktan başka bir alternatif  yoktu. Bu, Irak savaşına rağmen, Müslüman dostu kimliğini ispat  etmenin en basit yoluydu. Sorun, Türkiye'nin hızla artmaya devam eden 80 milyon  nüfusa sahip olması ve coğrafi anlamda sadece yüzde 3'lük bölümü  Avrupa'da bulunan bir ülke olması nedeniyle zar zor Avrupalı  sayılması. Ülkenin geri kalanı ise Asya'da. Kısacası hala AB göçmen politikasıyla ilgili sorularımız  olduğunu düşünüyorsanız, bu, Blair ve Straw'ın başarısı meyve  verdiğinde ve Türkler Avrupa iş pazarına serbest erişim hakkı  kazandığında çıkabilecek karışıklıkla kıyaslanamayacaktır. Ancak  o zamana kadar elbette ki Blair ve Straw çoktan gitmiş olacaklar." (Melanie McDonagh, 23/08) 

İSPANYA BASINI:

Europa Press: "Bir İngiliz Uzman, Türkiye'nin AB'ye Katılım Projesinin Başarısız Olacağına İnanıyor": "London School of Economics'in Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Frederick Halliday, Türkiye'nin AB'ye girmeyi  başaracağına ‘kesinlikle’ inanmadığını vurgulayarak, bu ülkenin Avrupa projesini de ‘başarısız’ olarak nitelendirdi.  Ayrıca bölgede ‘yeni bir milliyetçi yükselişin’ varlığından  duyduğu endişeyi de dile getirdi. Halliday, Menendez Pelayo Üniversitesi’nde yapılan  ‘Demokrasi ve Diyalog: Batı ve Arap Dünyası’ adlı toplantıda  bu ifadeleri kullandı. Profesör Halliday, söz konusu forumda yöneltilen  sorulardan birine verdiği cevapta, Türkiye'nin ‘barış  ve güvenlik’ hususunda çok önem arz ettiğini kabul etti.  Halliday, bununla birlikte bu ülkenin, sadece Irak'ı işgalinden ve Kürtlere desteğinden dolayı ABD'yi  reddetmekle kalmadığını, her seferinde Avrupa'yı da  daha fazla reddettiği konusunda uyarıda bulundu. Aynı  şekilde, AB'nin Türkiye'yi sık sık ikaz etmesine rağmen  Avrupa'nın bu ülkeden vazgeçemeyeceğinin ve bu ülkeyle  ilişkilerini koruması gerektiğinin üzerinde de ısrarla  durdu." (21/08) 

KIBRIS RUM BASINI:

Fileleftheros: "Türk Şartlarıyla Adaylık":  "AB, zaman zaman görüşlerin sentezi ve diyalog  uygulamasını benimser. Aday ülkelerin üyelik durumunda  karşılaştıkları zorluklar veya özel sorunlar her zaman  göz önünde bulundurulur. Bu yüzden de sapmalar üzerinde  anlaşılır. Ancak AB'nin temel ilkelerini ihlal etmeyen  ve üye ülkelerin egemenlik ve itibarını yaralamayan  geçici sapmalar... Türkiye'nin üyelik sürecine ilişkin ilerleme  raporunun ekim ayında Avrupa Komisyonu’nca sunulması  öncesinde gelişmekte olan kulis faaliyetlerini yakından  izliyoruz. Gerek Başkanlık gerekse Avrupa Komisyonu,  AB-Türkiye ilişkilerinde bir krizin yaşanması olasılığına karşı Türkiye'nin nabzını yokluyor. Kimse, AB-Türkiye  ilişkilerindeki bir krizi istemiyor. Ankara tarafından muhtelif senaryolar aktarılıyor.  Öte yandan Ankara'nın, AB'nin nabız yoklamalarına tepkisi  olumsuzdur. Türkiye şunu bildiriyor: Türk Hükümeti, şu  veya bu şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkili olan  başlıklardaki sürecin donma olasılığını ve geriye kalan  başlıklarla ilerlemeyi uygun görüyor. Ankara'nın, üyelik sürecinde birkaç adım atmak için,  Kıbrıs sorunundaki yılların eskitemediği tezlerini ‘feda  Etmesinin’ söz konusu olmadığı açıktır. Eğer bu stratejik  bir tercihse, o zaman AB de, adaylığı karşısındaki tutumunu  yeniden değerlendirecek. Atina ve Lefkoşa, Türkiye'nin üyelik sürecini  destekliyor. Ancak bu, Ankara'nın oyunu belirleyeceği  ve üyeliği için kriterler tercih edeceği anlamına gelmez." (23/08)  

YUNANİSTAN BASINI:

İmerisia: "Türkiye'ye Esir": "Türkiye-AB ilişkisi konusunda, Yunanistan ile Kıbrıs  arasındaki farklı yaklaşımlar, geçen haziran ayında,  Türkiye-AB katılım komisyonundan önce açığa çıktı. Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, bazı  konularda değişik taktikler bulunduğunu söylemişti. Bu  dönemde, Atina ile Lefkoşa aralarındaki görüş farklılıklarına  değinmekten kaçındı. Nasıl olsa bunlar yakında açığa çıkacak,  bu nedenle zamanında görüşüp Türkiye-AB konusunda ortak bir tutum belirlemeleri gerekir. Bu, Helenizmin çıkarınadır.  Ancak, Yunanistan ile Kıbrıs'ın değişik çıkarlardan söz  etmesi, olayların yüzeysel kavrandığının bir göstergesidir. Örneğin, şayet Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmeden  katılım sürecine devam edecekse, bu hem Yunanistan'ın  (Ankara'nın Ege'de aşırı davranışları sebebiyle) hem de  Lefkoşa'nın, Kıbrıs sorununda zararına olacak. Katılım  sürecinin koşulsuz olarak desteklenmesinden dolayı  Ankara'nın yüz bulduğu açıkça belli oluyor. Bu, Kıbrıs  sorunundaki yükümlülüklerine ilişkin politikasında da  belli oldu. Dolayısıyla, Yunanistan ve Kıbrıs AB üye devletleri olarak, ellerindeki kozları değerlendirmediği  takdirde, Türkiye'nin aşırı taleplerinin esiri olacak."  (Kostas Venizelos, 23/08) 

 

NOT: Bu bülten, 22-23 Ağustos 2006 tarihlerinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve  yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR