İNGİLTERE BASINI:
Guardian: "Almanya, Genişleme Takvimini Tehdit
Ediyor": "Avrupa'nın yeni üyeleri hazmetme
kapasitesine dair endişelerin arttığı bir dönemde, Almanya; Bulgaristan
ve Romanya'nın 1 Ocak'ta AB'ye giriş planını, üyeliğin bir yıl
ertelenmesi konusunda baskı yaparak bozma tehlikesi doğurdu. Alman
Cumhurbaşkanı Horst Köhler, iki ülkeden, yargı sistemindeki bariz
noksanlıkları gidermelerini ve Avrupa Komisyonu’nun önümüzdeki ay bu
ülkelerin üye olmak için gereken siyasi kriterlere dair gösterdikleri
ilerlemeler konusunda vereceği nihai ‘gözetim’ raporu öncesinde
yolsuzlukla mücadele etmelerini istedi. Belçika, Danimarka, Fransa ve
İrlanda'nın yanı sıra Almanya şu ana kadar Bulgaristan ve Romanya'nın
üyelik anlaşmalarını onaylamadılar ve Köhler, Parlamentonun onay
sürecini başlatmak için 26 Eylül'deki komisyon raporuna kadar
bekleyeceklerinin işaretini verdi. Almanya ve komşusu Avusturya
‘genişleme yorgunluğundan’ en fazla sıkıntı duyan AB ülkeleri arasında.
Bu ülkeler özellikle, Balkanlar'daki fakir ülkelerden yeni üye
girişlerinin ve Türkiye'nin üyeliğinin idare edilemeyecek kadar çok
göçmen işçiyi AB'ye çekeceğinden kaygılanıyorlar. (…) Komisyon 24
Ekim'de genişleme veya ‘hazmetme Kapasitesi’ konusunda bir strateji
raporu yayımlamayı planlıyor. Aynı gün Komisyon, Hırvatistan, Türkiye,
Arnavutluk, Bosna-Hersek, Makedonya, Sırbistan ve Dağlık Karadağ/Kosova
hakkında da ilerleme raporlarını yayımlayacak. Türkiye ile üyelik
müzakerelerinde ‘bir tren kazası’ uyarısında bulunan Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Alman ve Avusturya Hıristiyan Demokratların
Avrupa'nın sınırlarının tanımlanması çağrısına, demokratik değerlere
ve hukukun üstünlüğüne saygı duyan her Avrupa ülkesinin
başvurabileceğinde ısrar ederek yanıt verdi. (…)"
(David Gow, 23/08)
The Times: "Polonyalıları Çok mu Buluyorsunuz? Siz Bir
De Türklerin Gelmesini Bekleyin": "Hükümet,
İngiltere'ye en fazla 13 bin Polonyalının geleceğini öngörürken,
şimdiden yarım milyon Polonyalı ülkeye gelmiş bulunuyor. Polonyalılar
sadece İngiltere'de değil, yeni AB üyesi ülkelerden gelecek işgücüne
açık olduğunu bildiren İrlanda ve İsveç'te de her yerdeler. Sonuç
olarak, İrlanda'nın toplam iş gücünün yüzde 8'i Polonyalılardan
oluşuyor ve İngiltere'de olduğu gibi İrlanda'da da kimse bu konudaki
gerçek rakamı bilmiyor. (…) Şöyle geriye dönüp çok değil altı ay önce
İngiltere'nin AB Dönem Başkanlığı’nı elinde tuttuğu döneme bir bakın.
Bu utanç verici dönem, Jack Straw (kim olduğunu hatırladınız mı?) ve
Başbakan açısından tek bir başarıyla sonuçlandı: Türkiye'yi AB üyeliği
yoluna sokmak. Bunu, Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik'i de
susturarak başardılar. Plassnik, Türkiye'ye tam üyelik dışında AB ile
imtiyazlı ortaklık önerilmesini istiyordu. Ancak, kadim dostu
Condoleezza Rice'ın da desteğini alan Jack Straw için Türkiye'yi kulübe
sokmaktan başka bir alternatif yoktu. Bu, Irak savaşına rağmen,
Müslüman dostu kimliğini ispat etmenin en basit yoluydu. Sorun,
Türkiye'nin hızla artmaya devam eden 80 milyon nüfusa sahip olması ve
coğrafi anlamda sadece yüzde 3'lük bölümü Avrupa'da bulunan bir ülke
olması nedeniyle zar zor Avrupalı sayılması. Ülkenin geri kalanı ise
Asya'da. Kısacası hala AB göçmen politikasıyla ilgili sorularımız
olduğunu düşünüyorsanız, bu, Blair ve Straw'ın başarısı meyve
verdiğinde ve Türkler Avrupa iş pazarına serbest erişim hakkı
kazandığında çıkabilecek karışıklıkla kıyaslanamayacaktır. Ancak o
zamana kadar elbette ki Blair ve Straw çoktan gitmiş olacaklar."
(Melanie McDonagh, 23/08)
İSPANYA BASINI:
Europa Press: "Bir İngiliz Uzman, Türkiye'nin AB'ye
Katılım Projesinin Başarısız Olacağına İnanıyor":
"London School of Economics'in Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi
Frederick Halliday, Türkiye'nin AB'ye girmeyi başaracağına ‘kesinlikle’
inanmadığını vurgulayarak, bu ülkenin Avrupa projesini de ‘başarısız’
olarak nitelendirdi. Ayrıca bölgede ‘yeni bir milliyetçi yükselişin’
varlığından duyduğu endişeyi de dile getirdi. Halliday, Menendez Pelayo
Üniversitesi’nde yapılan ‘Demokrasi ve Diyalog: Batı ve Arap Dünyası’
adlı toplantıda bu ifadeleri kullandı. Profesör Halliday, söz konusu
forumda yöneltilen sorulardan birine verdiği cevapta, Türkiye'nin
‘barış ve güvenlik’ hususunda çok önem arz ettiğini kabul etti.
Halliday, bununla birlikte bu ülkenin, sadece Irak'ı işgalinden ve
Kürtlere desteğinden dolayı ABD'yi reddetmekle kalmadığını, her
seferinde Avrupa'yı da daha fazla reddettiği konusunda uyarıda bulundu.
Aynı şekilde, AB'nin Türkiye'yi sık sık ikaz etmesine rağmen
Avrupa'nın bu ülkeden vazgeçemeyeceğinin ve bu ülkeyle ilişkilerini
koruması gerektiğinin üzerinde de ısrarla durdu."
(21/08)
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros: "Türk Şartlarıyla Adaylık":
"AB, zaman zaman görüşlerin sentezi ve diyalog
uygulamasını benimser. Aday ülkelerin üyelik durumunda karşılaştıkları
zorluklar veya özel sorunlar her zaman göz önünde bulundurulur. Bu
yüzden de sapmalar üzerinde anlaşılır. Ancak AB'nin temel ilkelerini
ihlal etmeyen ve üye ülkelerin egemenlik ve itibarını yaralamayan
geçici sapmalar... Türkiye'nin üyelik sürecine ilişkin ilerleme
raporunun ekim ayında Avrupa Komisyonu’nca sunulması öncesinde
gelişmekte olan kulis faaliyetlerini yakından izliyoruz. Gerek
Başkanlık gerekse Avrupa Komisyonu, AB-Türkiye ilişkilerinde bir krizin
yaşanması olasılığına karşı Türkiye'nin nabzını yokluyor. Kimse,
AB-Türkiye ilişkilerindeki bir krizi istemiyor. Ankara tarafından
muhtelif senaryolar aktarılıyor. Öte yandan Ankara'nın, AB'nin nabız
yoklamalarına tepkisi olumsuzdur. Türkiye şunu bildiriyor: Türk
Hükümeti, şu veya bu şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkili olan
başlıklardaki sürecin donma olasılığını ve geriye kalan başlıklarla
ilerlemeyi uygun görüyor. Ankara'nın, üyelik sürecinde birkaç adım atmak
için, Kıbrıs sorunundaki yılların eskitemediği tezlerini ‘feda
Etmesinin’ söz konusu olmadığı açıktır. Eğer bu stratejik bir tercihse,
o zaman AB de, adaylığı karşısındaki tutumunu yeniden değerlendirecek.
Atina ve Lefkoşa, Türkiye'nin üyelik sürecini destekliyor. Ancak bu,
Ankara'nın oyunu belirleyeceği ve üyeliği için kriterler tercih edeceği
anlamına gelmez." (23/08)
YUNANİSTAN BASINI:
İmerisia: "Türkiye'ye Esir":
"Türkiye-AB ilişkisi konusunda, Yunanistan ile Kıbrıs arasındaki farklı
yaklaşımlar, geçen haziran ayında, Türkiye-AB katılım komisyonundan
önce açığa çıktı. Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, bazı
konularda değişik taktikler bulunduğunu söylemişti. Bu dönemde, Atina
ile Lefkoşa aralarındaki görüş farklılıklarına değinmekten kaçındı.
Nasıl olsa bunlar yakında açığa çıkacak, bu nedenle zamanında görüşüp
Türkiye-AB konusunda ortak bir tutum belirlemeleri gerekir. Bu,
Helenizmin çıkarınadır. Ancak, Yunanistan ile Kıbrıs'ın değişik
çıkarlardan söz etmesi, olayların yüzeysel kavrandığının bir
göstergesidir. Örneğin, şayet Türkiye yükümlülüklerini yerine
getirmeden katılım sürecine devam edecekse, bu hem Yunanistan'ın
(Ankara'nın Ege'de aşırı davranışları sebebiyle) hem de Lefkoşa'nın,
Kıbrıs sorununda zararına olacak. Katılım sürecinin koşulsuz olarak
desteklenmesinden dolayı Ankara'nın yüz bulduğu açıkça belli oluyor.
Bu, Kıbrıs sorunundaki yükümlülüklerine ilişkin politikasında da belli
oldu. Dolayısıyla, Yunanistan ve Kıbrıs AB üye devletleri olarak,
ellerindeki kozları değerlendirmediği takdirde, Türkiye'nin aşırı
taleplerinin esiri olacak." (Kostas Venizelos, 23/08)
NOT:
Bu bülten, 22-23 Ağustos 2006 tarihlerinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan
haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.