İNGİLTERE BASINI:
The Times: "Güç Kadar Korku da Bir Gerçek":
"Her ne kadar Tahran nükleer çalışmalarından taviz vermese de,
Rusya'nın, ABD ve İngiltere'nin müeyyideler konusunda kendisinin
desteğini almak için çaba göstermesi gerektiğini açıklamasıyla, İran
nükleer çalışmaları konusunda uzun süren bir tartışma sonunda, bir
adım öne geçmiş oldu. Bununla birlikte, İngiltere'deki önde gelen bir
düşünce kuruluşu olan Chatham House, İran'ın Rusya ve diğer
komşularıyla olan karmaşık ve güçlü ilişkilerinin Tahran'a güven
verdiğini öne sürüyor. Chatham House'un yayımladığı rapor bölgesel bir
güç olan İran'ın bu güven duygusunun nereden kaynaklandığına ve diğer
ülkelerle olan ilişkilerine ne denli özen gösterdiğine kesin olarak
işaret ediyor. Rusya ve Çin ortak menfaatler güdüyor. Her iki ülke de
İran'ın Türkiye ile olan karmaşık ilişkileri konusunda oldukça kurnaz
ve de ‘Türkiye'nin AB üyeliğinin sekteye uğraması halinde, İran'ı da
içine alan, daha bağımsız ve milliyetçi bir politika
uygulayabileceğini’ savunuyorlar." (Bronwen Maddox, 24/08)
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi: "Anlaşmayı Uygulasınlar":
"Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümet Sözcüsü’nün, ‘iki toplum liderinin
temsilcilerinin yaptığı görüşmelerin çıkmazda olmadığı’ yönündeki
açıklama, sadece rahat bir nefes alınmasına neden olabilir. Bu, rahat
bir nefes alınmasına neden olmaktadır, çünkü basında konuyla ilgili
olarak çıkan bilgiler bunun tam tersini söylemektedir. Üstelik Kıbrıs
Türk tarafının temsilcilerinin yaptığı bazı açıklamalar, sürecin devam
etmesi için hiç de cesaret verici değildir. Aksine bu tür açıklamalar,
birtakım görünmez ellerin, bütün çabanın başarısız olması amacıyla
ipleri hareket ettirdiği izlenimi yaratmaktadır. Bu yüzden, "bazı
zorlukların ve belki de bazı gerekçesiz gecikmelerin olduğunun" kabul
edilmesi garip görünmemektedir. İlk başta, çok kuşkucu bazı kimseler,
Türk tarafının, daha açık isim vermek gerekirse Ankara'nın, imaj
oyunları yaratmak ve Türkiye'nin Avrupa sürecin değerlendirilmesiyle
ilgili kritik zamanda, ortakların gözünde, suları bulandırmak amacıyla
elinden gelen her şeyi yapacağını düşünüyorlardı. Ekim ayı yaklaşıyor
ve Türkiye tehditten başka bir şey olmayan son kartını da oynayacaktır.
Öte yandan Kıbrıs Türk tarafının, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs'taki
özel temsilcisinin aleyhinde, Kıbrıslı Rumlar lehinde yanlı tutum
takındığı yönündeki suçlamaları hiç de tesadüfi değildir. Ankara şu
sıralar, AB karşısında kabadayılık yapmaktadır. Onun bu rolünü, ne
yazık ki bölgemizdeki gelişmeler dolayısıyla, dostları da
paylaşmaktadır. Türkiye bizim de, onun bu rolünü kabul etmemizi
istemektedir." (23/08)
YUNANİSTAN BASINI:
Ethnos: "AB-Türkiye Krizi Doğrultusunda":
"Orta Doğu'da ne olursa olsun ve en önemlisi kriz (bölgenin jeopolitik
gelişmelerinde önemli rol oynaması nedeniyle büyük dikkat çekmeye devam
ediyor) nasıl gelişirse gelişsin, hiçbir şey, AB-Türkiye ilişkilerinin
yanı sıra Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs konusuna dair gelişmeleri
doğrudan etkileyecek sorunların ortaya çıkması tehdidini ortadan
kaldıramaz. Ankara'nın, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı belirli
yükümlülükleriyle ilgili prosedürün ön şartlarından ‘kaçarak’ ya da en
azından zayıflatmaya çalışarak, diplomatik yollarla Orta Doğu'da
oynadığı stratejik rolün statüsünü yükseltmeye çalıştığı açıkça belli
oluyor. Ancak Kıbrıs'ın da, Türkiye'yi AB üyeliğine ilişkin ön
şartların özünden uzaklaştıracak ve böylece yükümlülüklerinden sapmayı
kolaylaştıracak, olası herhangi bir argümanı kabul etmek niyetinde
olmadığı açıkça belli oluyor. Ayrıca, Brüksel'in de prosedürlerden
kaçma teşebbüsüne göz yumma esnekliği yok. Ankara tarafından Gümrük
Birliği Protokolü'nün onaylanması, özellikle de Kıbrıs yönünde
uygulanması, Türkiye'nin temel yükümlülüklerinden birisini ve ‘olmazsa
Olmaz’ ön şartını oluşturuyor. AB içinde çifte standart uygulanması
mümkün değil. Öte yandan, Türkiye, Kıbrıs'ın birçok uluslararası örgüte
katılımına engel çıkarırken, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB üyeliğinin
engelsiz ve düzenli bir şekilde gelişmesini kabul etmesi mümkün değil.
Nelerin söylendiği veya hesaplandığı, nelerin metotlu bir şekilde
düzenlendiği bir yana, kesin olan, Türkiye'nin, Avrupa stratejisi
konusunda şu anda kritik ve belki de çok önemli bir ikilemle karşı
karşıya kaldığı. Çünkü, ya Gümrük Birliği Protokolü'nde öngörülenlerin
uygulanmasını kabul edecek, bu bağlamda da sözde devleti tanımasına
sessizce son verecek ya da bugünkü taktiği üzerinde ısrar edecek; bu
durumda da, AB'yle çatışmaya girecek ve AB üyeliği yörüngeden çıkacak."
(Anthos Likavgis, 24/08)
NOT:
Bu bülten, 24 Ağustos 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR