25.08.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

                 

İNGİLTERE BASINI:

The Times: "Güç Kadar Korku da Bir Gerçek": "Her ne kadar Tahran nükleer çalışmalarından taviz vermese de, Rusya'nın, ABD ve İngiltere'nin müeyyideler  konusunda kendisinin desteğini almak için çaba göstermesi  gerektiğini açıklamasıyla, İran nükleer çalışmaları  konusunda uzun süren bir tartışma sonunda, bir adım  öne geçmiş oldu. Bununla birlikte, İngiltere'deki önde gelen bir düşünce kuruluşu olan Chatham House, İran'ın Rusya ve  diğer komşularıyla olan karmaşık ve güçlü ilişkilerinin  Tahran'a güven verdiğini öne sürüyor. Chatham House'un yayımladığı rapor bölgesel bir güç  olan İran'ın bu güven duygusunun nereden kaynaklandığına  ve diğer ülkelerle olan ilişkilerine ne denli özen  gösterdiğine kesin olarak işaret ediyor.  Rusya ve Çin ortak menfaatler güdüyor. Her iki ülke  de İran'ın Türkiye ile olan karmaşık ilişkileri konusunda  oldukça kurnaz ve de ‘Türkiye'nin AB üyeliğinin sekteye  uğraması halinde, İran'ı da içine alan, daha bağımsız ve  milliyetçi bir politika uygulayabileceğini’ savunuyorlar." (Bronwen Maddox, 24/08)  

KIBRIS RUM BASINI:

Haravgi: "Anlaşmayı Uygulasınlar": "Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümet Sözcüsü’nün, ‘iki toplum  liderinin temsilcilerinin yaptığı görüşmelerin çıkmazda  olmadığı’ yönündeki açıklama, sadece rahat bir nefes  alınmasına neden olabilir. Bu, rahat bir nefes alınmasına  neden olmaktadır, çünkü basında konuyla ilgili olarak çıkan  bilgiler bunun tam tersini söylemektedir. Üstelik Kıbrıs  Türk tarafının temsilcilerinin yaptığı bazı açıklamalar,  sürecin devam etmesi için hiç de cesaret verici değildir. Aksine bu tür açıklamalar, birtakım görünmez ellerin, bütün  çabanın başarısız olması amacıyla ipleri hareket ettirdiği  izlenimi yaratmaktadır. Bu yüzden, "bazı zorlukların ve  belki de bazı gerekçesiz gecikmelerin olduğunun" kabul  edilmesi garip görünmemektedir. İlk başta, çok kuşkucu  bazı kimseler, Türk tarafının, daha açık isim vermek  gerekirse Ankara'nın, imaj oyunları yaratmak ve Türkiye'nin  Avrupa sürecin değerlendirilmesiyle ilgili kritik zamanda, ortakların gözünde, suları bulandırmak amacıyla elinden  gelen her şeyi yapacağını düşünüyorlardı. Ekim ayı yaklaşıyor ve Türkiye tehditten başka bir şey olmayan son kartını da  oynayacaktır. Öte yandan Kıbrıs Türk tarafının, BM Genel Sekreterinin  Kıbrıs'taki özel temsilcisinin aleyhinde, Kıbrıslı Rumlar  lehinde yanlı tutum takındığı yönündeki suçlamaları hiç  de tesadüfi değildir. Ankara şu sıralar, AB karşısında  kabadayılık yapmaktadır. Onun bu rolünü, ne yazık ki  bölgemizdeki gelişmeler dolayısıyla, dostları da paylaşmaktadır.  Türkiye bizim de, onun bu rolünü kabul etmemizi istemektedir." (23/08)  

YUNANİSTAN BASINI:

Ethnos: "AB-Türkiye Krizi Doğrultusunda": "Orta Doğu'da ne olursa olsun ve en önemlisi kriz  (bölgenin jeopolitik gelişmelerinde önemli rol oynaması  nedeniyle büyük dikkat çekmeye devam ediyor) nasıl gelişirse  gelişsin, hiçbir şey, AB-Türkiye ilişkilerinin yanı sıra  Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs konusuna dair gelişmeleri  doğrudan etkileyecek sorunların ortaya çıkması tehdidini   ortadan kaldıramaz. Ankara'nın, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı  belirli yükümlülükleriyle ilgili prosedürün ön şartlarından  ‘kaçarak’ ya da en azından zayıflatmaya çalışarak, diplomatik  yollarla Orta Doğu'da oynadığı stratejik rolün statüsünü  yükseltmeye çalıştığı açıkça belli oluyor. Ancak Kıbrıs'ın da, Türkiye'yi AB üyeliğine ilişkin ön  şartların özünden uzaklaştıracak ve böylece yükümlülüklerinden  sapmayı kolaylaştıracak, olası herhangi bir argümanı kabul  etmek niyetinde olmadığı açıkça belli oluyor. Ayrıca,  Brüksel'in de prosedürlerden kaçma teşebbüsüne göz yumma  esnekliği yok. Ankara tarafından Gümrük Birliği Protokolü'nün  onaylanması, özellikle de Kıbrıs yönünde uygulanması,  Türkiye'nin temel yükümlülüklerinden birisini ve ‘olmazsa  Olmaz’ ön şartını oluşturuyor. AB içinde çifte standart  uygulanması mümkün değil. Öte yandan, Türkiye, Kıbrıs'ın  birçok uluslararası örgüte katılımına engel çıkarırken,  Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB üyeliğinin engelsiz ve düzenli  bir şekilde gelişmesini kabul etmesi mümkün değil. Nelerin söylendiği veya hesaplandığı, nelerin metotlu  bir şekilde düzenlendiği bir yana, kesin olan, Türkiye'nin,  Avrupa stratejisi konusunda şu anda kritik ve belki de çok  önemli bir ikilemle karşı karşıya kaldığı. Çünkü, ya Gümrük  Birliği Protokolü'nde öngörülenlerin uygulanmasını kabul  edecek, bu bağlamda da sözde devleti tanımasına sessizce  son verecek ya da bugünkü taktiği üzerinde ısrar edecek;  bu durumda da, AB'yle çatışmaya girecek ve AB üyeliği  yörüngeden çıkacak." (Anthos Likavgis, 24/08)  

 

NOT: Bu bülten, 24 Ağustos 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve  yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR