AVUSTURYA BASINI:
ORF: "Temel Haklar Kısıtlandı":
"İnsan hakları savunucuları, temel hakların büyük ölçüde
kısıtlanmasından endişe ederken, gazeteci dernekleri de, birçok
gazetecinin cezaevine girmesinden tedirgin. Tüm bunlar içerisinde de,
Adalet Bakanı'na sadece, ‘her şeyin bu denli kötü olmamasını umut etmek’
kalıyor. Parlamento tarafından haziran ayı sonunda onaylanan Türkiye'nin
yeni Terörle Mücadele Yasası, oldukça az yandaşa sahip ve bu nedenle
de, ‘bu önlem paketinin nasıl oluştuğu’ sorusu gündeme geliyor. AB aday
ülkesi Türkiye bu yasayla, adaletine, ‘gösterilerde tek bir ağızdan
slogan atılması’ gibi zararsız eylemlerin bile terör suçu olarak
kovuşturulması olanağını sağlarken, polislerin silah kullanımı da
kolaylaştırılıyor.Hükümet, önce söz konusu pakete destek verdi, ancak
şimdilerde ise bu tutumundan uzaklaşıyor. Bununla da, adalet ve polise
yönelik olası taşkınlıkların sorumluluklarından kurtulmaya çalıştığı
sinyalini veriyor. Ankara'daki parlamento oylamasının hemen ardından
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, "yasanın uygulanmamasını umut ettiği"
yönündeki kayda değer açıklaması ile dikkatleri üzerine çekti. Adalet,
ordu ve polis yeni yetkilerini oldukça dikkatli kullanmalı. Bunun
olması çok da muhtemel gibi görünmüyor. İnsan hakları savunucuları ve AB
temsilcileri, daha şimdiden Türk mercilerinin mevcut yasaları
sınırlayıcı bir şekilde yorumladığı eleştirisinde bulunuyor. Bir
demokraside çok da hoş karşılanmayan düşüncelerin de yeri olduğu
ilkesi, çoğu zaman görmezden geliniyor. (…)" (Susanne Gütsen,
29/08)
BELÇİKA BASINI:
Eu Observer: "Avrupa
Parlamentosu Milletvekilleri Türkiye ile İlgili Kritik Bir Rapor
Hazırlıyor":
"Türkiye'nin Brüksel ile resmen katılım müzakerelerine başlamasından
neredeyse bir yıl sonra, Avrupa Parlamentosu üyeleri, ülkenin insan
hakları ile ilgili gelişiminin yoğun bir şekilde eleştirildiği bir rapor
hazırlıyorlar. Merkez sağdan Hollandalı
parlamenter Camiel Eurlings tarafından kaleme alınan 11 sayfalık
raporda, ‘Avrupa Parlamentosu temel haklar ve özgürlüklerle ilgili
olarak geçtiğimiz yıl zarfında sınırlı oranda ilerleme kaydedilmesinden
ve Avrupa Parlamentosu’nun geçtiğimiz yılki raporundan bu yana din
özgürlüğü alanında hiçbir ilerleme kaydedilmemesinden dolayı üzüntü
duymaktadır’ deniliyor. Bu yılın
başında AB'nin kendi bünyesine bu fakir ve büyük ülkeyi katıp
katamayacağına dair yaşanan yoğun tartışmalara da değinilen taslak
raporda, ‘AB'nin Türkiye'yi entegrasyon hızını kaybetmeden kendi
bünyesinde özümseyebilmesi konusu dikkate alınmalı’ deniliyor.
Kilit noktayı teşkil eden Ankara'nın Kıbrıs'ı
tanımaması hususunun yeniden ifade edildiği raporda Türkiye'ye bu
tavrında değişikliğe gitmesinin halen ‘katılım sürecinin gerekli bir
unsuru’ olduğu hatırlatılıyor. Diğer
yandan Türkiye'nin AB ile girişimlerine dair bazı olumlu noktalara da
dikkat çekilen raporda ‘yerlerinden edilen insanlarla ilgili kanunun
uygulanmasının memnuniyetle karşılandığı’ ve
‘işkenceye sıfır tolerans politikasıyla
ilgili kanunlarda ilerlemeler kaydedildiğinin kabul gördüğü’ ifade
ediliyor. Raporun Dış İlişkiler
Komitesi’nde 4 Eylül'de oylanması beklenirken rapor daha sonra
muhtemelen eylül ayının sonlarında tüm parlamentoda oylamaya sunulacak.
Avrupa Parlamentosu, Komisyonun Türkiye'nin
katılım süreci ile ilgili olarak 26 Ekim'de yayımlayacağı yıllık
ilerleme raporunu etkilemesi amacıyla tasarıyı bir an evvel oylayıp
karara bağlamak istiyor. Diğer
taraftan, Komisyonun ilerleme raporunun Ankara'nın Ankara protokolünü
uygulamamaktaki süregelen ısrarını sert bir dille eleştirmesi
bekleniyor.
Türkiye'nin imzaladığı protokolde, Türkiye'nin AB ile gümrük birliğinin
kapsamını Kıbrıs da dahil olmak üzere genişletmesinin Kıbrıs'a yönelik
ambargonun kaldırılmasıyla sonuçlanması gerekiyor." (Honor Mahony,
31/08)
İNGİLTERE BASINI:
The Times: "Turistler ve Terörizm":
"Türk tatil kasabası Marmaris'teki patlamaların olduğu saatlerde
İngiltere'den bu bölgeye gitmek üzere kalkan uçakların neredeyse bütün
koltukları doluydu. Üstelik seyahat acentalarından edinilen bilgiye göre
halen Türkiye'de bulunan İngilizlerin pek azı tatillerini yarıda kesmek
niyetinde. Türkiye, İngiliz turistlerin bu soğukkanlı tutumundan memnun.
(…) Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) yaptığı sanılan ve Antalya'daki bir
diğer bombalamanın takip ettiği ilk patlamalar, terörist faaliyetlerde
toplu bir artış olduğu anlamına geliyorsa, bu değerlendirmeler
değişebilir. Burada iki faktör iş başında: Kürt kimliğinin tanınması
için onlarca yıldır verilen mücadele ve geçen ekim ayında başlayan resmi
müzakerelerle birlikte Türkiye'nin AB'ye üyelik olasılığı. İkisi üst
üste binmiş durumda. (…) Hükümetin Kürtlere yönelik açılımları, kısmen,
ülkenin AB'ye üyelik davasından ileri geliyor. Ancak Brüksel kulübüne
girme olasılığı bazılarını rahatsız ediyor. Çoğu Kürt, bağımsız bir
devlet kurma umutlarını fiilen sona erdireceği için AB üyeliğine karşı
çıkıyor. Kürtlere ödün vermekten nefret eden ve sahip oldukları gücün
dizginlenmesini istemeyen Türkiye'nin güçlü ordusu içinde yer alan
birçok kişi de bu projenin sabote edildiğini görmekten mutluluk
duyacaktır. Başbakan Erdoğan, Avrupa'nın yardımını hak ediyor. Ancak
Fransa ve Avusturya'nın Türkiye'nin üyeliğini engelleme çabaları,
Ankara'daki bazı kişileri Brüksel'den vazgeçme tehlikesinin eşiğine
getirdi. Bu, hem Türkiye hem AB hem de ülkeyi ziyaret eden İngiliz
turistler için kötü olacaktır." (29/08)
Reuters: "Barroso: Orta Doğu'da Yaşanan Sıkıntılar
Türkiye'yi AB'ye Almak Gerektiğini Gösterdi":
"Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, yaptığı açıklamada, Orta
Doğu'da yaşanan krizin Türkiye'yi Avrupa Birliği üyesi yapmanın ne
denli önemli olduğunu ortaya çıkardığını söyledi. Barroso, Fransız iş
adamlarıyla bir araya geldiği bir toplantıda, ‘Türkiye'ye hayır demenin
muazzam bir bedeli olacağını düşünüyorum. Bu, Türkiye'de, modern,
Avrupalı ve demokratik bir ülke isteyen herkesin hevesini kıracaktır.’
dedi. Türkiye AB'ye üyelik müzakerelerine başladı, ancak Fransa da dahil
olmak üzere bazı ülkeler, ülkenin kolayca hazmedilemeyecek kadar büyük
ve kültürel açıdan farklı olduğunu kaydederek, çoğunluğu Müslüman bir
ülkeyi AB'ye kabul etme konusuna şüpheyle yaklaşıyor. Barroso,
Türkiye'nin üyelik girişiminin, ülkenin Avrupa kamuoyunun desteğini
alması halinde kabul edilebileceğini söyledi ve ‘Orta Doğu'da tanık
olduğumuz gelişmeler Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne kabul etmenin
stratejik önemine dikkatimizi yönetmemizi sağlayacaktır’ diye
vurguladı." (29/08)
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi: "Uygun Mesajlar":
"Türkiye'nin AB karşısındaki yükümlülüklerinden ve tabii ki Kıbrıs'ın da
dahil olduğu AB'nin 10 yeni üyesine genişletilen Gümrük Birliği Ek
Protokolü'nün uygulanmasından kaçınmasına ilişkin olası çabasıyla ilgili
senaryoların basındaki haberlerde yer alması doğaldır. Özellikle de
Türkiye'nin Anglo-Amerikanlardan aldığı destek ve Ankara'nın,
taşımacılık ve Gümrük Birliği ile ilgili başlıkların sürüncemede
bırakılmasının onun için sorun olmadığı yönünde savurduğu tehditler göz
önünde bulundurulduğu zaman. Elbette bu, madalyonun bir yüzüdür. Çünkü
madalyonun öteki yüzü; AB'nin, Türkiye'nin cilve ya da dayılıkları
karşısında geri adım atması ve diğer aday ülkeler ile 500 milyon
vatandaşına -ki bu vatandaşlar, Avrupa Birliği'nin kurumsal organlarının
attığı her adımı kaydediyor ve genişleme, anayasa ya da başka bir şeyle
ilgili konularda uygun zamanda uygun cevabı veriyor- yönelik kurumsal
hafifletmelerle ilgili olumsuz mesajlar vermesi yönündeki isteğiyle
alakalıdır. Kısacası bu durumda AB, kurumları ve inanılırlığı uygun bir
şekilde değerlendirilecek. AB üyesi olarak Kıbrıs, haddini aşmaksızın,
ancak AB ilkelerinin savunulmasına olan inancıyla, Türkiye'nin Avrupa
sürecinde yapıcı bir rol oynamak istiyor. Türkiye'nin bir
değerlendiricisi ve gelecekte AB içindeki ortağı olarak Kıbrıs'ın
niyetleri, hükümet tarafından dün bir kez daha netleştirilmiştir.
Kıbrıs, Avrupalı ortaklarına neyin Türkiye'ye yönelik yardımı teşkil
ettiğini ve gerçek engelin ne olduğunu doğru bir şekilde anlamalarına
yardımcı olarak 24 Ekim'de Türkiye'ye yardım etmeye isteklidir."
(29/08)
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima: "Nükleer Silah
Maratonu":
"Türkiye'nin, İran'ın nükleer politikasıyla baş edebilmesi için
‘mantıklı ve uzun vadede güvenilir bir tek seçeneği var, nükleer
yeteneklere sahip olması’. Bu sonuca, tanınmış İngiliz ‘think tank’ı
Chatham House'un Afganistan'dan İsrail'e kadar büyük Orta Doğu
ülkelerinin İran'ın nükleer perspektiflerine karşı olası tepkilerine
ışık tutan Ağustos 2006 tarihli raporu varmış bulunuyor. Türkiye ile
ilgili bölümde, raportörler ülkenin büyük bir sorunla karşı karşıya
gelmiş olduğunu kabul ediyor, bunun birbirine zıt üç boyutunu
sergiliyor: Enerji alanında güvenlik, AB üyeliği ve Türk-Amerikan
ilişkileri. Raporda, kaygılandırıcı olan şu sonuca da yer veriliyor:
‘Türkler için diplomasi ve askeri faaliyet, şimdilik, İran'ın nükleer
silahlanmaya yönelik amaçlarını engelleyebilecek mekanizmalar
sayılmıyor. Türkiye Orta Doğu'da Irak Savaşı dışında yeni bir
istikrarsızlığın ortaya çıkmasını ve İranlı komşusuyla düşmanlık
ilişkileri yaşamasını istemiyor’ deniliyor ve şunlar da vurgulanıyor:
Durum bugün böyle iken Türkiye'nin ‘nükleer yeteneklere’ sahip olması
‘hem güvenilir hem de mantıklıdır’. Raportörler Ankara'nın karşı karşıya
gelmiş olduğu sorunun boyutlarını tarif ederken şunları da vurguluyor:
'Türkiye, İran, Rus ve Orta Asya petrolü ile doğalgazı için Avrupa'ya
doğru koridoru oluşturmak istediği için, bu yöndeki politikası
çerçevesinde Tahran ile iyi ilişkilerde olmasını gerekli görüyor, fakat
bu, Türkiye'nin dostu olan ülkelerle karşı karşıya gelmesine yol
açabilir. Türkiye'nin AB üyeliği engellerle karşılaşıyor ve Türkiye AB
yörüngesinden çıkarsa, İran yönünde dahi, daha bağımsız ve milliyetçi
bir dış ve savunma politikası uygulaması olasıdır’ deniliyor."
(Stathis Efstathiadis, 31/08)
NOT:
Bu bülten, 29-31 Ağustos 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze
ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR