ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Haksızlık":
"Türkiye'nin AB'ye katılma hevesinin mutlu bir sonla biteceği tasavvur
edilemez. Peki mutlu son ne anlama geliyor? Katılım mı? Bunu tabii ki
reform hevesini kaybeden Ankara ve onun Avrupalı müttefikleri
istiyorlar. Bu durum AB'yi genişletir, zorlar ve gücünü aşar. Peki
katılım hakkı verilmemeli mi? Bunu, bu konuda fikir sahibi olan Avrupa
vatandaşlarının çoğunluğu istiyor. Türkiye'nin üyeliğe alınması
kocaman bir hakaret anlamına gelir. Peki o zaman Almanya'nın ‘Yeni
Avrupa Komşuluk Politikası’ belgesinde olduğu gibi bir ara çözüm neden
aranmıyor? Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Türkiye'deki gidişatı
sesli bir şekilde kınadı ve aslında katılım müzakerelerinin başlaması
öncesinde sorması gereken soruları sordu. Yeni katılım kriterlerinin
sonradan icat edilmesi, eski siyasi korkaklığın bir itirafıdır ve bu
haliyle haksızlıktır. Tıpkı, üye olmak isteyen ülkenin, gerçek bir üye
olan Kıbrıs'ı tanımak istememesinin kabul edilemez olduğu gibi.
Türkiye'nin tam üyeliğinin bir ütopya -hem de kötü bir ütopya- olduğu
gerçeğini kabul edeceğimiz günler de gelecek."
(Klaus-Dieter Frankenberger, 06/09)
Süddeutsche Zeitung: "Ankara Mesafeli":
"(…) Türkiye'de uzun zamandır ‘Türkiye ne yaparsa yapsın AB kapısı yine
de açılmayacak’ duygusu hakim. O zaman neden gayret gösterelim,
Kıbrıs'ı tanıyalım, ülkede malları kamulaştırılan Hıristiyanların
mallarını geri verelim ve neden orduyu gücünden vazgeçmeye zorlayalım?
Birçok Türk kendine bu soruları soruyor ve AB'ye sırt çeviriyor.
Böylece Türk-Avrupa ilişkilerinde tehlikeli bir boşluk meydana geliyor.
AB'nin Türkiye'nin reform hızına yaptığı eleştiriler haklı ve
önemlidir. Ancak bu eleştirilerin aynı zamanda Türkiye'nin AB üyeliğini
istemeyenler tarafından coşkuyla dile getiriliyor olması nedeniyle de,
bir bumerang gibi. Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’nda kabul
edilen rapor, CSU AP Milletvekili Bernd Posselt'in dediği gibi ‘yıkıcı
bir karne’ değil. Avrupa'nın Ankara'nın cesaretini kırma stratejisi
AB'yi de bir ikilemin içine itecek. Zira Türkiye'ye ihtiyaç duyuluyor.
Örneğin Lübnan harekatı konusunda, karmaşık bir bölgede siyasi istikrar
ve dinamik bir ekonomiye örnek olarak. Bunlar oldukça önemli şeyler."
(Christiane Schlötzer, 06/09)
Süddeutsche Zeitung: "Türkiye'nin AB Üyeliği
Tehlikede": "Reform iradesinin yetersiz oluşu,
insan hakları ihlallerinin devam edişi ve çözüme kavuşmayan Kıbrıs
sorunu, AB'nin Türkiye ile katılım müzakerelerini tehlikeye düşürüyor.
Strasbourg'daki Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’nun raporunda,
Ankara'nın reform hızının yavaşladığı belirtiliyor. Komisyon Başkanı
Elmar Brok (CDU) gazetemize yaptığı açıklamada, çoğunlukla kabul
edilen raporun ‘sert’ oluşuna vurgu yaparak, ‘Eğer katılım müzakereleri
başladıktan bir yıl sonra herhangi bir ilerleme gözlenmiyorsa, o zaman
bir sorunumuz var demektir’ diye konuştu. Avrupa Parlamentosu’nun eylül
sonunda oylayacağı rapor, Brüksel'deki Komisyona gönderilen ‘güçlü bir
sinyal’ niteliğinde. Ayrıca AB Komisyonu da önümüzdeki dönemde kendi
ilerleme raporunu sunacak. Parlamento raporunda, yazar, gazeteci ve
insan hakları savunucularına karşı açılan davaların da gözler önüne
koyduğu gibi, Türkiye'deki düşünce özgürlüğü durumunun memnuniyet
vermekten çok uzak olduğu, Terörle Mücadele Yasası'nın, şimdiye dek
elde edilen insan haklarına ilişkin kazanımları boşa çıkardığı ve dini
azınlıkların hor görüldüğüne yer veriliyor. Rapordan sorumlu olan AB
Parlamentosu Raportörü Hollandalı muhafazakar milletvekili Camiel
Eurlings, AP'nin gerçi 2004 sonunda Türkiye ile katılım
müzakerelerinin başlamasından yana karar aldığını, ancak bunun, üyelik
için açık bilet kesmek için değil, Ankara'yı daha çok reform
gerçekleştirme yönünde cesaretlendirmek için yapıldığını belirtti. (…)
Sosyalistler fraksiyonu Alman Başkanı Martin Schulz gazetemize yaptığı
açıklamada, ‘Karşı görüşler, reformları destekleyen çoğunluğun gerçekte
ne kadar büyük olduğunu gösterecek’ diye konuştu. SPD Yönetim Kurulu
üyesi olan Schulz, raporun, ‘Türkiye'nin reformlardan uzaklaştığını
gerçekçi bir şekilde yansıttığını’ belirterek, üyeliği destekleyen biri
olarak, ülkede şu an yaşananların kendisini fazlasıyla üzdüğünü
söyledi." (Jeanne Rubner, 06/09)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Türkiye-AB... Yanlış Zaman":
"Uluslararası politika bazen insanların ilişki arayışına benziyor.
Tıpkı yanlış seçilen bir sözcük ya da zaman yüzünden solan hassas bir
çiçek gibi. Türkiye'nin AB'ye entegre olması olayında, nişan yapılacağı
çok erken bildirildi. Bu, en geç sonbaharda, AB Komisyonu ve Avrupa
Parlamentosu'nun (AP) raporlarında, Türkiye'nin katılım olgunluğuna
ilişkin açık konuşmalarının ardından anlaşılacak: Türkiye, ifade ve din
özgürlüklerinin yetersiz oluşu, ve zaruri reformların iç politikada
kabul ettirilemeyişi yüzünden giriş müzakerelerinin sürdürülmesi
açısından uygun konumda değil. Brüksel'deki görevliler ve diplomatlar da
çoktan bunun bilincinde. Ama bir süre, Türkiye'nin AB'ye katılımının
aceleye getirilmemesi yolunda uyaranlara milliyetçi ya da Katolik
kökten dinci gözüyle bakılıyordu. Bu katılımdan yana olmak, sanki bir
liberallik işaretiydi, dünyaya açık, hoşgörülü olmak anlamına
geliyordu. Maalesef Türkiye karşıtlarının saflarında gerçekten de sağ
kanattan şüpheli kişiler, milliyetçiler ve Katolik kökten dinciler
toplanmıştı. Ancak daha baştan beri, salt pragmacılıktan Ankara ile
evliliğin aceleye getirilmemesi yolunda uyaran mantıklı sesler de
duyuluyordu. Geçen yılın ekim ayında giriş müzakerelerine başlamak
büyük bir hataydı, çünkü böylece yerine getirilemeyecek beklentiler
uyandırılmış oldu. AB, katılımın, Türkiye'de eskiden beri eşitlik,
ifade ve din özgürlüğü konularında çaba harcayan sağduyulu çevreleri
destekleyeceği umudunu taşıyordu. Aksi sinyaller gelmiş olsa da
Ankara'dan kendini aşması beklenmişti. Ama şimdi, yanlış seçilen zamanın
her iki tarafta da umutları söndürdüğü görülüyor. İfade özgürlüğünün
kökleştirilmesi yerine, milliyetçi çevreler şimdi eleştirel düşünürleri
‘Türklüğe hakaret’ suçu işledikleri gerekçesiyle mahkemelere rahatça
şikayet edebilecekler. (…) AB'nin eski Komiserlerinden Franz Fischer'in,
vaktiyle, AB'nin ‘Türkiye'ye karşı dürüst olmayan çifte standartlı bir
politikayı’ daha fazla sürdürmemesi gerektiği konusunda uyarıda
bulunmakta haklı olduğu ortaya çıktı. Kaç AB ülkesinin faaliyete
geçtiğini söylemek gerçekten yanlış olur: Kendi ülkelerinde,
Türkiye'den duyulan kuşkulara karşı ortaya bir şey koyamazlar ve
Ankara'yı umutsuz müzakereler deryasına salıverirler. Bunlar hatalarını
kabul etme ve ilişkileri pragmatik bir mecraya sokma yeteneğinden
yoksundurlar. Bu yol, önce kendi halklarına dönerek, Türkiye'nin önemli
ve gerekli bir ortak olduğunu, AB'nin de buna muhtaç olduğunu açıkça
söylemekle başlamalı. Her iki tarafın iyi ve sıkı bir ilişkiye ihtiyaç
duyduğu konusunda ısrarlı olunmalı. O nedenle de mümkün olduğunca sıkı
bir birliktelik yakalama amaçlanmalı. Ancak, bunun dahi dürüstçe
telaffuz edilmesi gerekir. Ve o da tam üyelik değildir."
(Wolfgang Böhm, 06/09)
BELÇİKA BASINI:
La Libre Belgique: "Avrupa Milletvekilleri,
Türkiye'den Daha Fazla Reform İstiyor":
"Türkiye'nin Avrupa yolunda hava bulutlanmaya başlıyor. Pazartesi günü
Strasbourg'da toplanan Avrupa milletvekilleri, ‘geçen yıl Türkiye'de
yapılan reformların yavaşladığını’ eleştiren bir raporu benimsediler.
Rapor, Hollandalı PPE üyesi Camiel Eurlings'in imzasını taşıyor. Avrupa
Parlamentosu’nun Dışişleri Komisyonu’nda değişikliğe uğrayan rapor, 6
karşı oy ve 8 çekimser oya karşı 53 olumlu oyla kabul edildi. Bu da,
başlıca siyasi grupların rapor üzerinde fikir birliği içinde
olduklarını gösteriyor. Rapor, gerçekleştirilen olumlu konulardan söz
etse de, dini özgürlük, ifade özgürlüğü, sendikal haklar ve polis
konusunda ‘hala süre gelen eksikliklere’ dikkat çekiyor. Söz konusu
rapor, Avrupa Komisyonu’nun raporundan daha da ileri giderek, Şubat
ayında Trabzon'da İtalyan rahip Andrea Santoro'nun cinayetini de
kınıyor. Son olarak da 2005 yılında olduğu gibi, Türkiye'den AB üyeliği
için bir ön şart olarak Ermeni soykırımını tanımasını istiyorlar.
Kıbrıs konusu gibi seçimler öncesi çok hassas olan bu konu derhal
Ankara'nın öfkeli tepkisine neden oldu. Dışişleri Bakanlığı, yaptığı
açıklamada, ‘ciddi bir akademik çalışma gerektiren konular hakkında
tarafsızlıktan uzak önşartlar getirmek için sarfedilen çabalar bizi
derin üzüntüye sevketmektedir.’ dedi. Ermeni soykırımının tanınması
25'ler için bir ön şart değil, ancak baskı giderek artıyor." (Christophe
Lamfalussy, 06/09)
FRANSA BASINI:
Le Figaro: "Avrupa Parlamentosu Ankara'dan Ermeni
Soykırımını Tanımasını Talep Ediyor": "Avrupa
Parlamentosu, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakereleri çerçevesinde
ülkenin Ermeni soykırımını tanıması için baskı uyguluyor.
Strasbourg'daki Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’nda, ‘Türkiye
için katılım ön şartı olarak Ermeni soykırımını tanıması’ konusunda üç
karar oylaması yapıldı. Bu son talebin şimdiye kadar alınan kararlar
içerisinde en radikali olduğu gözlemlenirken, Türk Dışişleri
Bakanlığı’nın bir bildirisiyle Ankara'dan ‘Akademik araştırma
gerektiren bir konu üzerinde tarafsızlıktan uzak ön şartları ortaya
koyan bu çabalar karşısında üzüntü duyuyoruz’ şeklinde tepki geldi.
Ankara'ya göre Ermeni konusuna vakıf olan Avrupa milletvekilleri değil,
tarihçilerdir. Bu son Parlamento oylaması altı aydır zor durumda olan
Türkiye'nin adaylığı konusundaki polemiği besliyor. 24 Ekim'de
stratejik bir rapor yayımlaması beklenen katılım müzakerelerinin pilot
kuruluşu Avrupa Komisyonu için Ermeni konusunun müzakere sürecine bir
ön şarta dönüştürülmesi beklenemez. Bu bağlamda Belçikalı liberal
milletvekillerinin davetini kabul eden Komisyon Başkanı Jose Manuel
Barroso, ‘Bu tarz çalışmalar için zaman gereklidir ve ülkenin kendi
iradesi doğrultusunda yapılmalıdır.’ dedi ve milletvekillerine şöyle
bir soru yöneltti: ‘Katolik kilisesinin Orta Çağ döneminde kiliseye
bağlı Engizisyon mahkemelerini tanıması ne kadar zaman almıştı?"
Hollandalı Milletvekili Camiel Eurlings'in hazırladığı ve Türkiye için
kritik bir tablo çizen rapor üzerine Avrupalı milletvekilleri tartışmalı
bu ek kararı onayladı. Fransızlar için önemli bir konu haline gelen
Ermeni soykırımına ilişkin yirmi ek karar önerildi. Avrupa
Parlamentosu, tüm üyelerin hazır bulunduğu bir oturumda eylül sonunda
Eurlings raporunu onaylamaya davet edilecek. Türkiye'deki durum
nedeniyle Ermeni destekçisi ek kararın o zamana kadar dayanmayacağı
düşünülüyor. Türkiye'ye destek veren liberal milletvekilleri, ‘Bu tipik
olarak meclisin genel kurulunda görüşülecek bir ek karar örneğidir’
değerlendirmesinde bulundu. Fransa'da ortak görüş sağlansa da Ermeni
konusu Avrupalıları bölmeye devam ediyor. Türkiye'ye destek olarak
İngiltere ve Almanya, Türkiye'nin Ermeni soykırımını tanıması için
baskı uygulamaktan her zaman kaçınmıştır." (Alexandrine
Bouilhet, 06/09)
RUSYA BASINI:
Regnum: "Kıbrıs, Türkiye-AB Görüşmelerini Veto
Edebilir": "Gümrük Birliği’nin Kıbrıs da dahil
olmak üzere AB'nin 10 yeni üyesini kapsadığını belirten Kıbrıs
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Ankara'nın, Kıbrıs'a yönelik
yürüttüğü politikayı devam ettirmesi ve deniz ve hava limanlarını
Kıbrıs gemi ve uçaklarına açmaması halinde, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB
üyeliğine ilişkin görüşmeleri veto edebileceğini söyledi. AB üyesi 25
ülke, Ankara'nın deniz ve hava limanlarını AB üyesi Kıbrıs'a açması
konusunda ısrar ediyor. Ankara'nın geri adım atmaması durumunda, geçen
sonbaharda AB ile Türkiye arasında başlatılan görüşmelere son
verilebilir." (06/09)
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times: "AB, Türkiye ile Üyelik
Müzakerelerini Canlı Tutmak İçin Kıbrıs Konusunu Erteliyor":
"Brüksel, Türkiye'nin 43 yıllık AB'ye katılma serüvenini tamamı ile
sonlandıracak bir çöküşten kaçınmak için üyelikle ilgili en zorlayıcı
meselelerden birini, Türkiye'nin gelecek yılki parlamento seçimleri
sonrasına ertelemenin yolunu arıyor. Yetkililer, Türkiye'deki reform
adımlarının giderek yavaşlaması ve AB içindeki genişleme endişeleri
nedeniyle, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durması halinde tekrar
başlamamasından korkuyorlar. Ancak AB üyesi olan ve Türkiye'nin
tanımadığı Kıbrıs'la yaşanan bir sorun, tüm sürecin durmasına yönelik
bir tehdit oluşturuyor. AB Komisyonu'nun üst düzey bir yetkilisi,
‘Sürece verilen zararı azaltmak ve müzakerelerin tamamen askıya
alınmasından kaçınmak için bir B planına ihtiyacımız var, çünkü bu
durum sürecin tüm ivmesini mahveder. Türkiye'deki seçimler sonrasına
kadar, bu durumu iyileştirmenin yollarını bulmamız gerekli’ dedi. AB,
Türk hava ve deniz limanlarının Kıbrıs'a açılması için Ankara'ya bu yıl
sonuna kadar süren bir mühlet verdi. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac ise, Ankara'nın AB'nin isteklerini karşılayamaması halinde,
Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin tehlikeye gireceği uyarısında
bulundu. Ankara'yla müzakerelerin askıya alınmasının, Türkiye'nin
Batı'yla olan ilişkilerini bozacağı yönünde endişeler artarken, AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, limanlarla ilgili meselenin
Avrupa Adalet Divanı'na taşınması için Türkiye'yi ve Kıbrıs'ı ikna
etmenin yolunu arıyor. AB Komisyonu, gelecek yıl Türkiye'de yapılacak
parlamento seçimleri sonrasına kadar bu meseleyi buzdolabına koymanın
uygun olacağını düşünüyor." (Daniel Dombay, George Parker, 06/09)
BBC: "Türkiye-AB Çarpışması Ufukta Göründü":
"Türkiye'nin AB'ye katılım müzakereleri bölünmüş ada Kıbrıs konusunda
yaşanan anlaşmazlık nedeniyle bu sonbaharda durma tehlikesi taşıyor.
Avrupalı politikacılar ve diplomatlar, bu yılın başından beri söz
konusu ‘tren kazasına’ karşı tetikteler, ancak AB'nin yıl sonu mühleti
yaklaşırken hiç kimse bu çarpışmadan kaçınılıp kaçınılamayacağını ya da
nasıl kaçınılabileceğini bilmiyor. AB'nin bekleme odasında 40 yıl
bekledikten sonra Türkiye'nin üyelik görüşmeleri sonunda geçen ekim
ayında başladı. Ancak bu, Birlik ve geniş komşusu arasında olumlu yeni
bir dinamik yaratacağına durum hiç olmadığı kadar tatsız. Geçen yıl
Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasını 25 üyeyi de kapsayacak şekilde
genişletme ve dolayısıyla hava ve deniz limanlarını Kıbrıs trafiğine
açma sözü vermişti. Ancak Türkiye bu anlaşmayı ne onayladı ne de
uyguladı. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin
limanlarını ancak AB'nin 2004'te söz verdiği üzere Kıbrıslı Türklerin
izolasyonuna son vermesi ve Kuzey Kıbrıs limanlarını doğrudan ticarete
açması halinde açacağını söyleyerek çıtayı daha da yükseltti. AB bu
bağlantıyı reddediyor. Haziran ayında AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn, Avrupa Parlamentosu’na hitaben, ‘Eğer sonbaharda
büyük bir sorundan kaçınmak istiyorsak Türkiye'nin sözünü tutması
gerekiyor.’ dedi. Türkiye'de AB'ye verilen destek günden güne azalıyor
ve bazı yetkililer bunu, bazı Avrupalı politikacıların Türkiye karşıtı
açıklamalarına bağlıyorlar. (…) AB diplomatları, Kıbrıs sorununun
ötesinde, Türkiye'nin siyasi reform sürecinin de durma noktasına
gelmesinden endişeli. Avusturya ve Fransa'daki politikacıların bazıları
Türkiye'nin müzakerelerinin bu sonbaharda kazaya uğramasından
memnuniyet duyacak olsa da Finlandiya, İspanya ve İngiltere gibi
diğerleri mümkün olduğunca treni rayda tutmak istiyorlar. Bazı
diplomatlar, AB'nin Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonuna son verme sözünü
tutmadığını kabul ediyorlar. Bazı AB diplomatlarının Kuzey Kıbrıs için
küçük bir doğrudan ticaret paketi ayarlamayı amaçlayan sessiz
girişimleri ve dolayısıyla AB-Türkiye tren kazasından kaçınma ihtimali
şimdilik pek parlak görünmüyor." (Kirsty Hughes, 06/09)
Reuters: "Kamuoyu Araştırması: Türkler Batı'dan
Uzaklaşıyor, İran'a Yaklaşıyor": "NATO üyesi
ülkede Batı'ya karşı yabancılaşmanın derinleştiğini gösteren ve bugün
yayımlanan bir kamuoyu araştırmasına göre Türkler İran'a yaklaşırken,
ABD'ye ve Avrupa'ya uzaklaşıyor. Transatlantic Trends'in yaptığı yıllık
araştırmanın bulguları, ABD'nin Orta Doğu'daki politikasına duyulan
öfkeyi ve Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin üyeliği için samimi olmadığı
konusunda artan hissi yansıttığı ortaya çıktı. Bir dizi ülkeye karşı ne
hissettikleriyle ilgili bir soruya Türkler, Avrupa Birliği'ne yüz
üzerinden 45, ABD'ye 20 ve İran'a 43 puan verdiler. Haziran ortasında
yapılan bir kamuoyu yoklaması, Türklerin yüzde 54'ünün, AB üyeliğinin
ülkeleri için iyi olacağına, yüzde 22'sinin kötü olacağına ve yüzde
18'inin ne iyi ne de kötü olacağına inandığını ortaya koyuyor. Ancak,
AB üyeliğine, tamamen karşı olanların sayısı 2004 yılında yüzde
dokuzken iki katına çıktı, verilen destek ise 2004 yılında yüzde 73'ken
geçen yıl yüzde 63'e düştü. Araştırma sonuçları, dokuz AB ülkesinde,
Türkiye'ye verilen desteğin daha fazla düştüğünü gösteriyor. Bu
ülkelerde ankete katılanların yüzde 32'sinin Türkiye'nin üyeliğinin
kötü olacağını, sadece yüzde 22'sinin iyi olacağını ve yüzde 40'ının ne
iyi ne de kötü olacağını söylediği bildiriliyor. (…)"
(06/09)
İSPANYA BASINI:
Europa Press: "Türkiye, Avrupa Parlamentosu’nun
Raporunu Reddediyor": "Türk Hükümeti,
ülkesindeki reform sürecinin yavaşladığı konusunu eleştiren Avrupa
Parlamentosu’nun raporunu sert bir dille reddederek, Hollandalı
Parlamenter Camiel Eurlings'in hazırladığı raporu, ‘Avrupa
Parlamentosu’nun itibar ve ciddiyetiyle bağdaşmayan, ortak duygu ve
objektiflikten yoksun’ olarak değerlendiriyor. Türkiye Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, raporun, Türkiye-AB ilişkilerini
güçlendirmeye yaramayacağını belirtti. Namık Tan'a göre, Avrupalı
milletvekillerinin ‘saygılı’ davranmaları ve hazırlık raporunu
düzeltmeleri gerekiyor. Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu,
Türkiye'deki reform sürecinin yavaşlamasını ve ifade özgürlüğü, din,
azınlık ve kadın hakları, sendika ve kültürel haklar gibi alanlarda,
‘devam eden eksiklikleri’ ve ‘tatmin edici olmayan ilerlemeleri’ sert
bir şekilde eleştirmişti. Başlangıçta rapor, AB'ye katılım için ön şart
olarak Türkiye'nin Ermeni soykırımını kabul etmesini içeriyordu, ancak
üzerinde mutabakata varılan bir düzeltmeyle, giriş için bir kriter
olmasa da, ülkenin geçmişiyle uzlaşmasının ‘vazgeçilmez’ olduğuna
işaret ederek bu talebin üzerinde yoğunlaşmadı. Raporda, Ekim 2005'te
başlayan katılım müzakerelerinin, otomatik olarak Türkiye'yi AB'ye
katılıma götürmeyeceği hatırlatılıyor. Her halükarda, başarısızlıkla
sonuçlansa da ülke ‘Avrupa kurumlarına tam olarak uyum sağlamak
zorunda.’" (05/09)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini: "Finlandiya Dişlerini Gıcırdatıyor":
"AB, Türkiye'ye hem reform hareketlerinde gerçekleştirilen ilerlemenin
az olması nedeniyle, hem de Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerindeki
sorunlara dair sert bir mesaj gönderdi. Finlandiya Cumhurbaşkanı
Halonnen, Strasbourg'ta gerçekleşen basın toplantısında, ‘AB'nin büyük
bir aile olduğunu ve bazı üyelerini dışarıya atamayacağını Türkiye'nin
anlaması gerektiğini, ayrıca AB'ye katılımın, tüm üye devletlerle
ilişkiler gerektirdiğini’ söyledi. Halonnen, Protokol'ün Lefkoşa'ya
uygulanması konusunda, ‘Ülke'de (Türkiye'de), şimdiye kadar yapılan
işin sokağa atılmaması gerektiğini anlayacak bilgelerin bulunacağını
ümit ettiğini’ ifade etti. Avrupa Konularından Sorumlu Bakan Lehtomaki
de şunları ilave etti: ‘Sonbaharda bir çatışma öngörülüyor. Başkanlık
olarak biz, beklenen bu çatışmayı önlemeye çalışıyoruz.’"
(06/09)
Kathimerini: "Atina, Bazı Koşulların Yerine
Getirilmesi Şartıyla Türkiye'nin AB'ye Katılımına Taraftar":
"Avrupa ve Dış Politika Vakfı (ELIAMEP) tarafından düzenlenen,
‘Yunanistan, Türkiye ve AB’ konulu konferansa katılan Dışişleri Bakan
Yardımcısı Yanis Valinakis, PASOK Milletvekili Theodoros Pangalos ve
eski Sinaspismos Milletvekili Mihalis Papayannakis, farklı bazı
görüşlerle, Türkiye'nin Avrupa yönelimini desteklediklerini
belirttiler. Valinakis, Türkiye'nin Avrupa sürecini, inişli çıkışlı,
krizlerle dolu, uzun ve zor bir süreç olarak nitelendirdi. Bakan
Yardımcısı Valinakis, Türkiye'nin değişimine ve AB'nin koyduğu 35
maddeye ayrıntılarıyla değindi. Valinakis, ‘AB üyeliğini isteyen
Türkiye ve diğer Güneydoğu Avrupa ülkelerinin değişmesi bir başarı
olacaktır.’ dedi. Valinakis, bütün şart ve ön şartları yerine getirmesi
ve bu şartlara saygı duyması koşuluyla, Ankara'nın Avrupa perspektifini
destekleme yönündeki Yunan politikasının devam ettiğini sözlerine
ekledi. Pangalos ise, Türkiye'nin üyeliğine ilişkin bir dizi soru
ortaya koydu. Cevaplanması gereken birinci sorunun, ‘çağdaşlaşmanın,
ekonomik ve toplumsal gelişmenin değişmez yasalarının, Avrupa
beklentisine götürüp götürmediği’ olduğunu söyledi. Pangalos,
Türkiye'nin AB sürecinin kesin olmadığını söyleyerek, ekonomi,
demokrasi, insan haklarına saygı ve özgürlükler alanlarında yaşanan
gelişmelerin belli olmadığını iddia etti." (06/09)
NOT:
Bu bülten, 06 Eylül 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR