07.09.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Haksızlık": "Türkiye'nin AB'ye katılma hevesinin mutlu bir sonla  biteceği tasavvur edilemez. Peki mutlu son ne anlama geliyor?  Katılım mı? Bunu tabii ki reform hevesini kaybeden Ankara ve  onun Avrupalı müttefikleri istiyorlar. Bu durum AB'yi genişletir,  zorlar ve gücünü aşar. Peki katılım hakkı verilmemeli mi? Bunu,  bu konuda fikir sahibi olan Avrupa vatandaşlarının çoğunluğu  istiyor.  Türkiye'nin üyeliğe alınması kocaman bir hakaret anlamına  gelir. Peki o zaman Almanya'nın ‘Yeni Avrupa Komşuluk Politikası’ belgesinde olduğu gibi bir ara çözüm neden aranmıyor? Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Türkiye'deki gidişatı sesli bir şekilde kınadı ve aslında katılım müzakerelerinin başlaması öncesinde sorması gereken soruları sordu. Yeni katılım kriterlerinin sonradan icat edilmesi, eski siyasi korkaklığın  bir itirafıdır ve bu haliyle haksızlıktır. Tıpkı, üye olmak  isteyen ülkenin, gerçek bir üye olan Kıbrıs'ı tanımak  istememesinin kabul edilemez olduğu gibi. Türkiye'nin tam  üyeliğinin bir ütopya -hem de kötü bir ütopya- olduğu  gerçeğini kabul edeceğimiz günler de gelecek." (Klaus-Dieter Frankenberger, 06/09)

           

Süddeutsche Zeitung: "Ankara Mesafeli": "(…) Türkiye'de uzun zamandır ‘Türkiye ne yaparsa yapsın AB  kapısı yine de açılmayacak’ duygusu hakim. O zaman neden  gayret gösterelim, Kıbrıs'ı tanıyalım, ülkede malları  kamulaştırılan Hıristiyanların mallarını geri verelim ve  neden orduyu gücünden vazgeçmeye zorlayalım? Birçok Türk kendine bu soruları soruyor ve AB'ye sırt çeviriyor. Böylece  Türk-Avrupa ilişkilerinde tehlikeli bir boşluk meydana geliyor. AB'nin Türkiye'nin reform hızına yaptığı eleştiriler  haklı ve önemlidir. Ancak bu eleştirilerin aynı zamanda  Türkiye'nin AB üyeliğini istemeyenler tarafından coşkuyla  dile getiriliyor olması nedeniyle de, bir bumerang gibi. Avrupa  Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’nda kabul edilen rapor, CSU AP Milletvekili Bernd Posselt'in  dediği gibi ‘yıkıcı bir karne’ değil. Avrupa'nın Ankara'nın cesaretini kırma stratejisi  AB'yi de bir ikilemin içine itecek. Zira Türkiye'ye ihtiyaç  duyuluyor. Örneğin Lübnan harekatı konusunda, karmaşık bir  bölgede siyasi istikrar ve dinamik bir ekonomiye örnek  olarak. Bunlar oldukça önemli şeyler." (Christiane Schlötzer, 06/09)

 

Süddeutsche Zeitung: "Türkiye'nin AB Üyeliği Tehlikede": "Reform iradesinin yetersiz oluşu, insan hakları  ihlallerinin devam edişi ve çözüme kavuşmayan Kıbrıs  sorunu, AB'nin Türkiye ile katılım müzakerelerini  tehlikeye düşürüyor. Strasbourg'daki Avrupa Parlamentosu  Dışişleri Komisyonu’nun raporunda, Ankara'nın reform  hızının yavaşladığı belirtiliyor. Komisyon Başkanı Elmar  Brok (CDU) gazetemize yaptığı açıklamada, çoğunlukla kabul  edilen raporun ‘sert’ oluşuna vurgu yaparak, ‘Eğer katılım  müzakereleri başladıktan bir yıl sonra herhangi bir ilerleme gözlenmiyorsa, o zaman bir sorunumuz var demektir’ diye konuştu. Avrupa Parlamentosu’nun eylül sonunda oylayacağı rapor,  Brüksel'deki Komisyona gönderilen ‘güçlü bir sinyal’  niteliğinde. Ayrıca AB Komisyonu da önümüzdeki dönemde kendi  ilerleme raporunu sunacak. Parlamento raporunda, yazar, gazeteci ve insan hakları  savunucularına karşı açılan davaların da gözler önüne koyduğu  gibi, Türkiye'deki düşünce özgürlüğü durumunun memnuniyet  vermekten çok uzak olduğu, Terörle Mücadele Yasası'nın,  şimdiye dek elde edilen insan haklarına ilişkin kazanımları  boşa çıkardığı ve dini azınlıkların hor görüldüğüne yer  veriliyor. Rapordan sorumlu olan AB Parlamentosu Raportörü  Hollandalı muhafazakar milletvekili Camiel Eurlings,  AP'nin gerçi 2004 sonunda Türkiye ile  katılım müzakerelerinin başlamasından yana karar aldığını,  ancak bunun, üyelik için açık bilet kesmek için değil,  Ankara'yı daha çok reform gerçekleştirme yönünde  cesaretlendirmek için yapıldığını belirtti. (…) Sosyalistler fraksiyonu Alman Başkanı Martin Schulz  gazetemize yaptığı açıklamada, ‘Karşı görüşler, reformları  destekleyen çoğunluğun gerçekte ne kadar büyük olduğunu  gösterecek’ diye konuştu. SPD Yönetim Kurulu üyesi olan  Schulz, raporun, ‘Türkiye'nin reformlardan uzaklaştığını  gerçekçi bir şekilde yansıttığını’ belirterek, üyeliği  destekleyen biri olarak, ülkede şu an yaşananların kendisini  fazlasıyla üzdüğünü söyledi."  (Jeanne Rubner, 06/09)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

Die Presse: "Türkiye-AB... Yanlış Zaman": "Uluslararası politika bazen insanların ilişki arayışına  benziyor. Tıpkı yanlış seçilen bir sözcük ya da zaman  yüzünden solan hassas bir çiçek gibi. Türkiye'nin AB'ye  entegre olması olayında, nişan yapılacağı çok erken  bildirildi. Bu, en geç sonbaharda, AB Komisyonu ve Avrupa  Parlamentosu'nun (AP) raporlarında, Türkiye'nin katılım  olgunluğuna ilişkin açık konuşmalarının ardından  anlaşılacak: Türkiye, ifade ve din özgürlüklerinin yetersiz  oluşu, ve zaruri reformların iç politikada kabul  ettirilemeyişi yüzünden giriş müzakerelerinin sürdürülmesi  açısından uygun konumda değil. Brüksel'deki görevliler ve diplomatlar da çoktan bunun  bilincinde. Ama bir süre, Türkiye'nin AB'ye katılımının  aceleye getirilmemesi yolunda uyaranlara milliyetçi ya da  Katolik kökten dinci gözüyle bakılıyordu. Bu katılımdan  yana olmak, sanki bir liberallik işaretiydi, dünyaya açık,  hoşgörülü olmak anlamına geliyordu. Maalesef Türkiye  karşıtlarının saflarında gerçekten de sağ kanattan şüpheli  kişiler, milliyetçiler ve Katolik kökten dinciler  toplanmıştı. Ancak daha baştan beri, salt pragmacılıktan  Ankara ile evliliğin aceleye getirilmemesi yolunda uyaran  mantıklı sesler de duyuluyordu. Geçen yılın ekim ayında giriş müzakerelerine başlamak  büyük bir hataydı, çünkü böylece yerine getirilemeyecek  beklentiler uyandırılmış oldu. AB, katılımın, Türkiye'de eskiden beri eşitlik, ifade  ve din özgürlüğü konularında çaba harcayan sağduyulu  çevreleri destekleyeceği umudunu taşıyordu. Aksi sinyaller  gelmiş olsa da Ankara'dan kendini aşması beklenmişti. Ama şimdi, yanlış seçilen zamanın her iki tarafta da  umutları söndürdüğü görülüyor. İfade özgürlüğünün  kökleştirilmesi yerine, milliyetçi çevreler şimdi eleştirel  düşünürleri ‘Türklüğe hakaret’ suçu işledikleri gerekçesiyle  mahkemelere rahatça şikayet edebilecekler. (…) AB'nin eski Komiserlerinden Franz Fischer'in, vaktiyle,  AB'nin ‘Türkiye'ye karşı dürüst olmayan çifte standartlı  bir politikayı’ daha fazla sürdürmemesi gerektiği konusunda  uyarıda bulunmakta haklı olduğu ortaya çıktı. Kaç AB  ülkesinin faaliyete geçtiğini söylemek gerçekten yanlış  olur: Kendi ülkelerinde, Türkiye'den duyulan kuşkulara karşı  ortaya bir şey koyamazlar ve Ankara'yı umutsuz müzakereler  deryasına salıverirler. Bunlar hatalarını kabul etme ve  ilişkileri pragmatik bir mecraya sokma yeteneğinden  yoksundurlar. Bu yol, önce kendi halklarına dönerek,  Türkiye'nin önemli ve gerekli bir ortak olduğunu, AB'nin de  buna muhtaç olduğunu açıkça söylemekle başlamalı. Her iki  tarafın iyi ve sıkı bir ilişkiye ihtiyaç duyduğu konusunda  ısrarlı olunmalı. O nedenle de mümkün olduğunca sıkı bir  birliktelik yakalama amaçlanmalı. Ancak, bunun dahi  dürüstçe telaffuz edilmesi gerekir. Ve o da tam üyelik  değildir." (Wolfgang Böhm, 06/09)

 

 

BELÇİKA BASINI:

La Libre Belgique: "Avrupa Milletvekilleri, Türkiye'den Daha Fazla Reform İstiyor": "Türkiye'nin Avrupa yolunda hava bulutlanmaya başlıyor.  Pazartesi günü Strasbourg'da toplanan Avrupa milletvekilleri,  ‘geçen yıl Türkiye'de yapılan reformların yavaşladığını’  eleştiren bir raporu benimsediler. Rapor, Hollandalı PPE üyesi Camiel Eurlings'in imzasını  taşıyor. Avrupa Parlamentosu’nun Dışişleri  Komisyonu’nda  değişikliğe uğrayan rapor, 6 karşı oy ve 8 çekimser oya karşı  53 olumlu oyla kabul edildi. Bu da, başlıca siyasi grupların  rapor üzerinde fikir birliği içinde olduklarını gösteriyor. Rapor, gerçekleştirilen olumlu konulardan söz etse de,  dini özgürlük, ifade özgürlüğü, sendikal haklar ve polis  konusunda ‘hala süre gelen eksikliklere’ dikkat çekiyor.  Söz konusu rapor, Avrupa Komisyonu’nun raporundan daha da  ileri giderek, Şubat ayında Trabzon'da İtalyan rahip Andrea  Santoro'nun cinayetini de kınıyor. Son olarak da 2005 yılında olduğu gibi, Türkiye'den AB  üyeliği için bir ön şart olarak Ermeni soykırımını tanımasını  istiyorlar. Kıbrıs konusu gibi seçimler öncesi çok hassas olan bu  konu derhal Ankara'nın öfkeli tepkisine neden oldu. Dışişleri  Bakanlığı, yaptığı açıklamada, ‘ciddi bir akademik çalışma  gerektiren konular hakkında tarafsızlıktan uzak önşartlar  getirmek için sarfedilen çabalar bizi derin üzüntüye  sevketmektedir.’ dedi. Ermeni soykırımının tanınması 25'ler  için bir ön şart değil, ancak baskı giderek artıyor." (Christophe Lamfalussy, 06/09)

 

 

FRANSA BASINI:

Le Figaro: "Avrupa Parlamentosu Ankara'dan Ermeni Soykırımını Tanımasını Talep Ediyor": "Avrupa Parlamentosu, Türkiye'nin AB'ye katılım  müzakereleri çerçevesinde ülkenin Ermeni soykırımını  tanıması için baskı uyguluyor. Strasbourg'daki Avrupa  Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’nda, ‘Türkiye için katılım ön şartı olarak Ermeni soykırımını tanıması’ konusunda üç karar oylaması yapıldı.  Bu son talebin şimdiye kadar alınan kararlar içerisinde  en radikali olduğu gözlemlenirken, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın  bir bildirisiyle Ankara'dan ‘Akademik araştırma gerektiren  bir konu üzerinde tarafsızlıktan uzak ön şartları ortaya  koyan bu çabalar karşısında üzüntü duyuyoruz’ şeklinde tepki  geldi. Ankara'ya göre Ermeni konusuna vakıf olan Avrupa milletvekilleri değil, tarihçilerdir. Bu son Parlamento oylaması altı aydır zor durumda  olan Türkiye'nin adaylığı konusundaki polemiği besliyor.  24 Ekim'de stratejik bir rapor yayımlaması beklenen katılım müzakerelerinin pilot kuruluşu Avrupa Komisyonu için Ermeni  konusunun müzakere sürecine bir ön şarta dönüştürülmesi  beklenemez. Bu bağlamda Belçikalı liberal milletvekillerinin  davetini kabul eden Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso, ‘Bu tarz çalışmalar için zaman gereklidir ve ülkenin kendi iradesi doğrultusunda yapılmalıdır.’ dedi ve milletvekillerine  şöyle bir soru yöneltti: ‘Katolik kilisesinin Orta Çağ  döneminde kiliseye bağlı Engizisyon mahkemelerini tanıması  ne kadar zaman almıştı?" Hollandalı Milletvekili Camiel Eurlings'in hazırladığı  ve Türkiye için kritik bir tablo çizen rapor üzerine Avrupalı milletvekilleri tartışmalı bu ek kararı onayladı. Fransızlar  için önemli bir konu haline gelen Ermeni soykırımına ilişkin  yirmi ek karar önerildi. Avrupa Parlamentosu, tüm üyelerin  hazır bulunduğu bir oturumda eylül sonunda Eurlings raporunu  onaylamaya davet edilecek. Türkiye'deki durum nedeniyle  Ermeni destekçisi ek kararın o zamana kadar dayanmayacağı  düşünülüyor. Türkiye'ye destek veren liberal milletvekilleri,  ‘Bu tipik olarak meclisin genel kurulunda görüşülecek bir ek  karar örneğidir’ değerlendirmesinde bulundu. Fransa'da ortak görüş sağlansa da Ermeni konusu Avrupalıları bölmeye devam  ediyor. Türkiye'ye destek olarak İngiltere ve Almanya,  Türkiye'nin Ermeni soykırımını tanıması için baskı uygulamaktan her zaman kaçınmıştır." (Alexandrine Bouilhet, 06/09)

 

 

RUSYA BASINI:

Regnum: "Kıbrıs, Türkiye-AB Görüşmelerini Veto Edebilir": "Gümrük Birliği’nin Kıbrıs da dahil olmak üzere AB'nin  10 yeni üyesini kapsadığını belirten Kıbrıs Dışişleri Bakanı  Yorgos Lillikas, Ankara'nın, Kıbrıs'a yönelik yürüttüğü  politikayı devam ettirmesi ve deniz ve hava limanlarını  Kıbrıs gemi ve uçaklarına açmaması halinde, Kıbrıs'ın,  Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin görüşmeleri veto  edebileceğini söyledi. AB üyesi 25 ülke, Ankara'nın deniz ve hava limanlarını AB üyesi Kıbrıs'a açması konusunda ısrar ediyor. Ankara'nın  geri adım atmaması durumunda, geçen sonbaharda AB ile Türkiye  arasında başlatılan görüşmelere son verilebilir." (06/09)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

Financial Times: "AB, Türkiye ile Üyelik Müzakerelerini Canlı Tutmak İçin Kıbrıs Konusunu Erteliyor": "Brüksel, Türkiye'nin 43 yıllık AB'ye katılma  serüvenini tamamı ile sonlandıracak bir çöküşten kaçınmak  için üyelikle ilgili en zorlayıcı meselelerden birini,  Türkiye'nin gelecek yılki parlamento seçimleri sonrasına  ertelemenin yolunu arıyor. Yetkililer, Türkiye'deki reform adımlarının  giderek yavaşlaması ve AB içindeki genişleme endişeleri  nedeniyle, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durması  halinde tekrar başlamamasından korkuyorlar. Ancak AB  üyesi olan ve Türkiye'nin tanımadığı Kıbrıs'la yaşanan  bir sorun, tüm sürecin durmasına yönelik bir tehdit  oluşturuyor. AB Komisyonu'nun üst düzey bir yetkilisi,  ‘Sürece verilen zararı azaltmak ve müzakerelerin tamamen  askıya alınmasından kaçınmak için bir B planına ihtiyacımız  var, çünkü bu durum sürecin tüm ivmesini mahveder.  Türkiye'deki seçimler sonrasına kadar, bu durumu  iyileştirmenin yollarını bulmamız gerekli’ dedi. AB, Türk hava ve deniz limanlarının Kıbrıs'a  açılması için Ankara'ya bu yıl sonuna kadar süren bir  mühlet verdi. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ise, Ankara'nın  AB'nin isteklerini karşılayamaması halinde, Türkiye'nin  üyelik müzakerelerinin tehlikeye gireceği uyarısında bulundu. Ankara'yla müzakerelerin askıya alınmasının,  Türkiye'nin Batı'yla olan ilişkilerini bozacağı yönünde  endişeler artarken, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Olli Rehn, limanlarla ilgili meselenin Avrupa Adalet  Divanı'na taşınması için Türkiye'yi ve Kıbrıs'ı ikna  etmenin yolunu arıyor. AB Komisyonu, gelecek yıl Türkiye'de yapılacak  parlamento seçimleri sonrasına kadar bu meseleyi  buzdolabına koymanın uygun olacağını düşünüyor."  (Daniel Dombay, George Parker, 06/09) 

 

BBC: "Türkiye-AB Çarpışması Ufukta Göründü": "Türkiye'nin AB'ye katılım müzakereleri bölünmüş ada Kıbrıs konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle bu sonbaharda durma tehlikesi taşıyor. Avrupalı politikacılar ve diplomatlar, bu yılın  başından beri söz konusu ‘tren kazasına’ karşı tetikteler,  ancak AB'nin yıl sonu mühleti yaklaşırken hiç kimse bu  çarpışmadan kaçınılıp kaçınılamayacağını ya da nasıl  kaçınılabileceğini bilmiyor. AB'nin bekleme odasında 40 yıl bekledikten sonra  Türkiye'nin üyelik görüşmeleri sonunda geçen ekim ayında  başladı. Ancak bu, Birlik ve geniş komşusu arasında olumlu  yeni bir dinamik yaratacağına durum hiç olmadığı kadar  tatsız. Geçen yıl Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasını 25 üyeyi  de kapsayacak şekilde genişletme ve dolayısıyla hava ve  deniz limanlarını Kıbrıs trafiğine açma sözü vermişti.  Ancak Türkiye bu anlaşmayı ne onayladı ne de uyguladı. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin  limanlarını ancak AB'nin 2004'te söz verdiği üzere Kıbrıslı  Türklerin izolasyonuna son vermesi ve Kuzey Kıbrıs  limanlarını doğrudan ticarete açması halinde açacağını  söyleyerek çıtayı daha da yükseltti. AB bu bağlantıyı reddediyor. Haziran ayında AB'nin  Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Avrupa  Parlamentosu’na hitaben, ‘Eğer sonbaharda büyük bir  sorundan kaçınmak istiyorsak Türkiye'nin sözünü tutması  gerekiyor.’ dedi. Türkiye'de AB'ye verilen destek günden güne azalıyor  ve bazı yetkililer bunu, bazı Avrupalı politikacıların  Türkiye karşıtı açıklamalarına bağlıyorlar. (…) AB diplomatları, Kıbrıs sorununun ötesinde,  Türkiye'nin siyasi reform sürecinin de durma noktasına gelmesinden endişeli. Avusturya ve Fransa'daki politikacıların bazıları  Türkiye'nin müzakerelerinin bu sonbaharda kazaya  uğramasından memnuniyet duyacak olsa da Finlandiya,  İspanya ve İngiltere gibi diğerleri mümkün olduğunca  treni rayda tutmak istiyorlar. Bazı diplomatlar, AB'nin Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonuna  son verme sözünü tutmadığını kabul ediyorlar. Bazı AB diplomatlarının Kuzey Kıbrıs için küçük bir  doğrudan ticaret paketi ayarlamayı amaçlayan sessiz  girişimleri ve dolayısıyla AB-Türkiye tren kazasından  kaçınma ihtimali şimdilik pek parlak görünmüyor."  (Kirsty Hughes, 06/09)

 

Reuters: "Kamuoyu Araştırması: Türkler Batı'dan Uzaklaşıyor, İran'a Yaklaşıyor": "NATO üyesi ülkede  Batı'ya karşı yabancılaşmanın derinleştiğini gösteren ve  bugün yayımlanan bir kamuoyu araştırmasına göre Türkler  İran'a yaklaşırken, ABD'ye ve Avrupa'ya uzaklaşıyor. Transatlantic Trends'in yaptığı yıllık araştırmanın bulguları, ABD'nin Orta Doğu'daki politikasına duyulan  öfkeyi ve Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin üyeliği için  samimi olmadığı konusunda artan hissi yansıttığı ortaya  çıktı. Bir dizi ülkeye karşı ne hissettikleriyle ilgili bir  soruya Türkler, Avrupa Birliği'ne yüz üzerinden 45,  ABD'ye 20 ve İran'a 43 puan verdiler. Haziran ortasında yapılan bir kamuoyu yoklaması,  Türklerin yüzde 54'ünün, AB üyeliğinin ülkeleri için iyi  olacağına, yüzde 22'sinin kötü olacağına ve yüzde 18'inin  ne iyi ne de kötü olacağına inandığını ortaya koyuyor. Ancak, AB üyeliğine, tamamen karşı olanların sayısı  2004 yılında yüzde dokuzken iki katına çıktı, verilen  destek ise 2004 yılında yüzde 73'ken geçen yıl yüzde 63'e  düştü. Araştırma sonuçları, dokuz AB ülkesinde, Türkiye'ye  verilen desteğin daha fazla düştüğünü gösteriyor. Bu  ülkelerde ankete katılanların yüzde 32'sinin Türkiye'nin  üyeliğinin kötü olacağını, sadece yüzde 22'sinin iyi  olacağını ve yüzde 40'ının ne iyi ne de kötü olacağını  söylediği bildiriliyor. (…)" (06/09)

 

 

İSPANYA BASINI:

Europa Press: "Türkiye, Avrupa Parlamentosu’nun Raporunu Reddediyor": "Türk Hükümeti, ülkesindeki reform sürecinin yavaşladığı konusunu eleştiren Avrupa Parlamentosu’nun raporunu sert bir  dille reddederek, Hollandalı Parlamenter Camiel Eurlings'in  hazırladığı raporu, ‘Avrupa Parlamentosu’nun itibar ve  ciddiyetiyle bağdaşmayan, ortak duygu ve objektiflikten  yoksun’ olarak değerlendiriyor. Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, raporun,  Türkiye-AB ilişkilerini güçlendirmeye yaramayacağını belirtti.  Namık Tan'a göre, Avrupalı milletvekillerinin ‘saygılı’  davranmaları ve hazırlık raporunu düzeltmeleri gerekiyor. Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu, Türkiye'deki  reform sürecinin yavaşlamasını ve ifade özgürlüğü, din,  azınlık ve kadın hakları, sendika ve kültürel haklar gibi  alanlarda, ‘devam eden eksiklikleri’ ve ‘tatmin edici  olmayan ilerlemeleri’ sert bir şekilde eleştirmişti. Başlangıçta rapor, AB'ye katılım için ön şart olarak  Türkiye'nin Ermeni soykırımını kabul etmesini içeriyordu,  ancak üzerinde mutabakata varılan bir düzeltmeyle, giriş  için bir kriter olmasa da, ülkenin geçmişiyle uzlaşmasının  ‘vazgeçilmez’ olduğuna işaret ederek bu talebin üzerinde  yoğunlaşmadı. Raporda, Ekim 2005'te başlayan katılım müzakerelerinin,  otomatik olarak Türkiye'yi AB'ye katılıma götürmeyeceği  hatırlatılıyor. Her halükarda, başarısızlıkla sonuçlansa da  ülke ‘Avrupa kurumlarına tam olarak uyum sağlamak zorunda.’" (05/09)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

Kathimerini: "Finlandiya Dişlerini Gıcırdatıyor": "AB, Türkiye'ye hem reform hareketlerinde  gerçekleştirilen ilerlemenin az olması nedeniyle, hem de  Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerindeki sorunlara dair sert  bir mesaj gönderdi. Finlandiya Cumhurbaşkanı Halonnen, Strasbourg'ta  gerçekleşen basın toplantısında, ‘AB'nin büyük bir aile  olduğunu ve bazı üyelerini dışarıya atamayacağını  Türkiye'nin anlaması gerektiğini, ayrıca AB'ye katılımın,  tüm üye devletlerle ilişkiler gerektirdiğini’ söyledi.  Halonnen, Protokol'ün Lefkoşa'ya uygulanması konusunda,  ‘Ülke'de (Türkiye'de), şimdiye kadar yapılan işin sokağa  atılmaması gerektiğini anlayacak bilgelerin bulunacağını  ümit ettiğini’ ifade etti. Avrupa Konularından Sorumlu Bakan Lehtomaki de  şunları ilave etti: ‘Sonbaharda bir çatışma öngörülüyor.  Başkanlık olarak biz, beklenen bu çatışmayı önlemeye  çalışıyoruz.’" (06/09)

 

Kathimerini: "Atina, Bazı Koşulların Yerine Getirilmesi Şartıyla Türkiye'nin AB'ye Katılımına Taraftar": "Avrupa ve Dış Politika Vakfı (ELIAMEP) tarafından  düzenlenen, ‘Yunanistan, Türkiye ve AB’ konulu konferansa  katılan Dışişleri Bakan Yardımcısı Yanis Valinakis, PASOK  Milletvekili Theodoros Pangalos ve eski Sinaspismos  Milletvekili Mihalis Papayannakis, farklı bazı görüşlerle,  Türkiye'nin Avrupa yönelimini desteklediklerini belirttiler. Valinakis, Türkiye'nin Avrupa sürecini, inişli çıkışlı,  krizlerle dolu, uzun ve zor bir süreç olarak nitelendirdi.  Bakan Yardımcısı Valinakis, Türkiye'nin değişimine ve AB'nin koyduğu  35 maddeye ayrıntılarıyla değindi. Valinakis, ‘AB üyeliğini  isteyen Türkiye ve diğer Güneydoğu Avrupa ülkelerinin  değişmesi bir başarı olacaktır.’ dedi. Valinakis, bütün  şart ve ön şartları yerine getirmesi ve bu şartlara saygı duyması koşuluyla, Ankara'nın Avrupa perspektifini  destekleme yönündeki Yunan politikasının devam ettiğini  sözlerine ekledi. Pangalos ise, Türkiye'nin üyeliğine ilişkin bir dizi  soru ortaya koydu. Cevaplanması gereken birinci sorunun,  ‘çağdaşlaşmanın, ekonomik ve toplumsal gelişmenin değişmez  yasalarının, Avrupa beklentisine götürüp götürmediği’ olduğunu söyledi. Pangalos, Türkiye'nin AB sürecinin kesin  olmadığını söyleyerek, ekonomi, demokrasi, insan haklarına  saygı ve özgürlükler alanlarında yaşanan gelişmelerin belli  olmadığını iddia etti." (06/09)

 

NOT: Bu bülten, 06 Eylül 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve  yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

ESKİ SAYILAR