ABD BASINI:
Washington Times: "Batı Türklerin Gözünde Cazibesini
Yitiriyor": "Bir kamuoyu araştırması,
Türkiye'de hükümetin Batı ile sorunlu ilişkilerine ilave olarak, NATO
ve Avrupa Birliği üyeliğine verilen desteğin zayıflamakta, İran'a
desteğin ise güçlenmekte olduğunu gösterdi. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, merkezi Washington'da bulunan Alman Marshall Fonu tarafından
Transatlantic Trends'e yaptırılan kamuoyu araştırmasının ardından
herhangi bir radikal siyaset değişikliğine gitmedi. Ancak Ankara'daki
diplomatlar genellikle ‘Batı'ya karşı kayda değer bir soğukluk’
olduğunu ve Türkiye'nin geleneksel ittifaka bağlılığının zarar
görebileceğini kabul ediyorlar. Diplomatlar, halkın düşüncelerindeki
dramatik değişimi, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinde giderek
artan zorluklara ve ABD'nin Irak politikalarının onaylanmamasına
bağlıyorlar. Transatlantic Trends'in araştırmasına göre Türklerin
sadece yüzde 20'si ABD'yi destekliyor, AB üyeliğine verilen destek ise
2004 yılındaki yüzde 73'ün orana karşın yüzde 54'e geriledi.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım çabalarında aldığı son darbe de,
geçen hafta Avrupa Parlamentosu'nun Dışilişkiler Komitesi tarafından
yayımlanan bir rapor oldu. Raporda vaat edilen reformların
gerçekleştirilme hızı eleştirilerek, ifade özgürlüğü, kadına karşı
şiddet, yolsuzluk konusunda yeterli ilerleme sağlanamadığı ayrıca dini
ve etnik azınlıkların kötü durumlarının hafifletilmesi konusunda
yeterli çaba gösterilmediği kaydedildi."
(Andrew Borowiec, 12/09)
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Rundschau: "AB Üyeliği... SPD Heyeti
Türkiye'deki Reform Sürecini Övüyor": "Hessen
Eyaleti SPD Avrupa Çalışma Grubu Başkanı Christel Hofmann Türkiye
ziyaretinin ardından ‘Türkiye ile üyelik müzakereleri tıkanıklığa
uğratılmamalı’ talebinde bulundu. Hoffmann, AB perspektifi
çerçevesinde Türkiye'deki reform gayretini övdü. Hessen SPD heyetinin
edindiği izlenimleri ve yaptığı görüşmeleri Hoffmann, ‘Üyelik
müzakerelerinin devam ettirilmemesi durumunda Türkiye'ye sadece
milliyetçi ve köktendinci bir devlet olma yolu açık kalacak’ şeklinde
özetledi. Heyete SPD Grup Başkanı Jürgen Walter ve eski
bakanlardan Gerhard Bökel, Lothar Klemm ve Hartmut Holzapfel da
dahildi. Walter, Türkiye'nin başka hiçbir Avrupa ülkesinde var olmayan
bir ‘dramatik ve dinamik bir reform süreci’ yaşadığını söyledi. SPD
Eyalet Meclisi Grubu Başkanı Walter, Türkiye'de Almanya'daki Türkler
hakkında sahip olunan düşünceden daha farklı bir Türk imajının var
olduğunu belirtti." (GRA rumuzlu, 12/09)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "İnsanlar Yasa Karşısında Eşit Değil":
"SORU: AB Parlamenteri Martin bir numaralı adayınız
olduğuna göre, AB de seçim kampanyası konularınız arasında yer alıyor?
KUTSCHI: Evet. Şu anki durumda, halk arasında oylama
yapılmadan, AB'ye başka ülkelerin, özellikle de Türkiye'nin katılımına
karşıyız.
SORU: BZÖ ile FPÖ de aynı şeyi söylüyor. Sizin
farkınız ne?
KUTSCHI: Biz saldırgan bir dil kullanmıyoruz,
Türklerin AB'de ve Avusturya'da bulunmalarına karşı değiliz, yalnız
Türkiye'nin AB'ye katılımına karşıyız...." (Regina
Pöll, Avusturyalı AB Parlamenter Hans Peter Martin'in listesinden
Steiermark eyaleti adayı olarak seçimlere katılacak olan Patrik Kutschi
ile yapılan mülakat, 12/09)
FRANSA BASINI:
AFP: "Blair: Türkiye'nin AB'ye Üyeliğini Reddetmek
Büyük Bir Hata Olur": "İngiltere Başbakanı
Tony Blair, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB'ye üyeliğini
reddetmenin büyük bir hata olacağını ifade etti. İngiltere
Sendikalar Konfederasyonu’nun Brighton'da düzenlediği kongrede konuşan
Blair, ‘Her türlü kriteri yerine getirmesine rağmen Türkiye'nin AB'ye
üyeliğini reddetmek, Avrupa ve Avrupa sınırları dışında büyük bir
deprem etkisi yaratır. Böyle bir durumda, uzun vadede kaybeden biz
oluruz.’ dedi. Öte yandan, İngiltere'nin AB işlerinden sorumlu
Bakanı Geoffrey Hoon bugün Atina'da yaptığı açıklamada, Türkiye'ye,
Kıbrıs bandıralı uçak ve gemilere, havaalanlarını ve limanlarını açarak
AB'ye verdiği taahhütleri yerine getirmesi çağrısında bulundu.
Hoon, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile yaptığı görüşmenin
ardından düzenlenen basın toplantısında, ‘Türkiye'yi, AB'ye verdiği
sözleri yerine getirirken görmek istiyoruz.’ dedi." (12/09)
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros: "Korku Senaryosu":
"AB'de Türkiye'nin süreciyle ilgili olarak gelişmekte olan senaryolar,
ilk önce ekim ayında bir ‘tren kazasının’ olmasından kaçınmayı
amaçlıyor. Birçok fikir ileri sürüldü ve AB'deki formüllerin her zaman
görüşlerin birleşmesi vasıtasıyla uzlaşma sonucu oluşması nedeniyle, bu
kez de bunun olacağı yönünde değerlendirme yapılıyor. Amaç, sorunlarla
karşılaşacağını önceden bildikleri bir sürecin düzeltilmesidir.
Özellikle de kulis faaliyetlerinde görülen o ki AB'de, tam üyelik
yerine Türkiye ile özel bir ilişkinin kurulmasıyla ilgili perspektifi
daha mümkün olarak addeden bir eğilim güçleniyor. İçte eskiden beri
geçerli olan stratejik ve politik reformların geçersizleştirilmesine
havale edilecek reformlarda ilerlemeye niyetli olmadığı görülen
Türkiye'de de aynı görüşün güçlendiği görülüyor. Sahne yeni yönelim
temelinde kurulsa bile, bu özel ilişki, Yunanistan ve Kıbrıs aleyhinde
olacak. Türkiye, Kıbrıs sorununda ve AB-Türkiye ilişkilerinde
faaliyetlerde bulunma güdüsüne sahip değil. Öte yandan elde edeceği
özel ilişki statüsünden Avrupai faydalar sağlayacak. Türkiye'nin
Avrupalılaşma sürecini terk etmesi ya da bu sürecin yıkılması
durumunda, boşlukta bulunmamamız gerekiyor. Bir sonraki günün olması
gerekiyor." (Kostas Venizelos, 12/09)
Simerini: "Dostluk Başka Alışveriş Başka ve Boş
Umutlar": "Eğer ortaklar, Türkiye'ye dürüst
davranmazlarsa ve ona gerçeği söylemezlerse, Türkiye'nin AB'ye yönelik
sürecinin Avrupa için tehlikeli bir macera içinde gelişmesi olasıdır.
Şimdilerde Türkiye, kendi iç sorunları ve güvensizlik nedeniyle
reformlarda yapması gerektiği gibi ilerlemiyor. Reformlar, şu Türk tezi
üzerine resmediliyor: Ülkenin tamamen demokratikleşmesi, Kemalist
devletin bütünlüğünü tehdit edecektir. Ancak Türkiye, siyasi sistemini
değiştirmesi ve çok uluslu ile çok kültürlü kimliğini kabul etmesi
konusunda karar vererek, siyasi ve demokratik açıdan olgunlaşmalıdır.
Bu yönde ilerleyememesi durumunda, AB'nin tam üyesi olma imkanına sahip
olmayacak. Bu yüzden de ona özel imtiyazlı bir statü önerilecektir.
Elbette bunu ABD de kabul ederse... Sonuç olarak 2014'e kadar
Türkiye'nin özel ilişkiyi kabul etmemesi ve Avrupalıların da tam Türk
üyeliğini kabul etmemesi durumunda, bir krize girmemiz olasıdır. (…)
Hakikaten AB, Türkiye'yi boş umutlarla beslemeksizin sorumluluklarını
üstlenmesi yönünde ona gerçeği söylemelidir. Zira dostluk başka,
alışveriş başka. Böylelikle gelecekteki tepkileri veya zarar verici
krizleri ortadan kaldırmış olur." (Yannos
Haralambidis, 11/09)
İNGİLTERE BASINI:
The Guardian: "Batı'nın Türkiye'ye İhtiyacı Var":
"Nicolas Sarkozy'nin Türkiye'nin AB girişimini kesin bir şekilde
reddetmiş olması Ankara için oyunun bittiği anlamına gelmiyor.
Fransa'nın hırslı İçişleri Bakanı kendisini Jacques Chirac'ın halefi
olarak Görüyor, ancak henüz cumhurbaşkanı seçilmiş değil ve merkez
solun olası adayı Segolene Royal'ın rakibi olması halinde seçilemeyecek
de. Ayrıca Sarkozy AB'yi de yönetmiyor. Gene de Sarkozy'nin görüşleri,
Alman Şansölyesi Angela Merkel ve diğer Avrupalı liderlerin düşmanca
tutumuyla birleştiğinde Türkler için cesaret kırıcı bir anlam taşıyor.
Sarkozy Brüksel'de yaptığı açıklamada, ‘Pek çok sebepten ötürü Türkiye
ile ilişkilerimizi derinleştirmeli ancak tam üyelik kadar ileri
gitmemeliyiz. Kimin Avrupalı olduğunu kimin olmadığını söylemeliyiz.
Artık bu soruyu açık bırakmak mümkün değildir.’ dedi. Sarkozy'nin
olumsuz tavrı, gelecek ay AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli
Rehn tarafından hazırlanacak ‘ilerleme raporu’ öncesinde, Türkiye'nin
AB'nin taleplerinin yerine getirme isteğini azaltıyor. Bu talepler
arasında, ifade özgürlüğünü kısıtlayan ve genellikle milliyetçilerin
gösteri mahiyetindeki davaları açmalarına imkan veren yasaların
kaldırılması da yer alıyor. Kamuoyu araştırmaları Avrupa'nın Türkiye'ye
soğuk davranmasının kamuoyunda geniş çapta bir etkisi olduğunu
gösteriyor. Geçen hafta sonuçları açıklanan, Alman Marshall Fonu
tarafından yapılan Transatlantic Trends araştırması, Avrupalıların
yüzde 32'sinin Türkiye'nin AB üyeliğini ‘kötü bir şey’ olarak gördüğünü
ortaya koydu ki bu iki yıl içinde yüzde 12'lik bir artışa tekabül
ediyor. Sonuçlara göre Türk kamuoyu, ‘ABD ve Avrupa'dan soğurken İran'a
yakınlaşıyor’. Amerikan ve İngiliz yönetimleri, uzun süredir çoğunluğu
Müslüman olan Türkiye'yi İslam dünyası ile aralarında bir köprü olarak
görüyorlar. Ancak George Bush'un ‘Tahran tiranlarına’ karşı bu kadar
artan iyi niyet, fazla ileri gitmiş bir köprü olarak görülebilir. Bu
tür eğilimlerin tek suçlusu Avrupalı liderler. Tam da Batı'nın ona en
çok ihtiyaç duyduğu dönemde Türkiye'yi uzaklaştırıyorlar. Bu gerçekse
Washington'da, bazı Avrupa başkentlerine oranla daha kolay kabul
ediliyor." (Simon Tisdall, 12/09)
İSPANYA BASINI:
Diario Sur: "AB, Türkiye'ye Vaatlerini Yerine
Getirmesi İçin Yıl Sonuna Kadar Süre Veriyor":
"Fransa, Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ziyaretinin arifesinde
Türkiye'ye, Gümrük Birliği, özellikle de Kıbrıs'a saygı konusunda
Avrupa Birliği'ne verdiği sözleri ‘yıl sonundan önce’ yerine getirmesi
gerektiğini hatırlattı. Avrupa İşlerinden Sorumlu Fransız Bakan
Catherine Colonna, ‘Türkiye'nin saygı duyması gereken zorunlulukları
var (...) Bunu unutmaması ve bir değerlendirmenin yapılacağı yıl
sonundan önce bunları yerine getirmesi iyi olur.’ dedi. AB Dış İlişkiler
Komiseri Benita Ferrero-Waldner de görüşlerini, ‘Türkiye'nin ilerlemesi
ve reformlarına hız vermesi gerekiyor’ şeklinde ifade etti."
(11/09)
İSVİÇRE BASINI:
Le Temps: "25'ler ile Türkiye Arasında Yeni Bir Kriz":
"Ankara ile Brüksel arasında her defasında
sesler yükselmeye başladığında Avrupa Birliği'ne doğru ‘Türk treninin’
ilerleyişi hakkındaki spekülasyonlar yeniden ortaya çıkıyor. Ay
başından bu yana trenin yolculuğuyla ilgili birtakım senaryolar bir kez
daha pupa yelken ilerliyor. Özellikle de, geçen hafta Avrupa
Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu tarafından Türkiye hakkındaki
raporun onaylanmasından sonra. Bir yıldır reformların hızı düşüş
gösterdi. Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkiler normalleştirilemedi. Ermeni
soykırımının tanınmasına dair hiçbir adım atılmadı. Bunlar, AB'ye her
türlü entegrasyonu öncesinde Türkiye'nin yerine getirmesi gereken
şartlardır. Hiçbir yasal değeri olmayan bu rapor, Avrupa Komisyonu’nun,
24 Ekim'de açıklanacak olan ve ciddi olarak nitelenen daha zorlayıcı
bir başka metnin redaksiyonunu bitirdiği sırada onaylandı."
(Delphine Nerbollier, 12/09)
YUNANİSTAN BASINI:
Ethnos: "Türkiye-AB İlişkilerinde Kör Uçuş":
"Türkiye-AB ilişkilerinde yaşanan ‘sıcak diplomatik savaşa’, Atina
‘plansız’ giriyor ve bir kez daha tehlikeli ‘bekle gör’ tutumunu
benimsiyor. Türkiye'nin, Gümrük Birliği Genişleme Protokolü'nü,
Kıbrıs'a uygulamayı reddetmesiyle çıkmaza giren Türkiye-AB
ilişkilerinde, muhtemel bir krizin yaşanacağına dair Avrupa'da ciddi
kuşkular bulunuyor. Türk treninin raydan çıkmasını engellemek için,
AB'nin inanırlığını da koruyacak bir uzlaşmanın sağlanması amacıyla,
perde arkasında yoğun bir diplomatik faaliyet yürütülüyor. Komisyon'un
Türkiye hakkında 24 Ekim'de açıklayacağı rapor, gelişmelerde anahtar
rolü oynayacak. Yunan Hükümeti, bu dönemde, Komisyon'a gönderdiği
memorandum dışında, Komisyonu ve diğer Avrupa ülkelerini etkileyecek
yoğun bir çaba içine girmedi. Hollanda Dışişleri Bakanı Bot ve
önümüzdeki salı günü İngiltere'nin Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı
Hoot'un (kendi inisiyatifleriyle) ziyaretleri dışında, Türkiye'nin AB
sürecine ilişkin kritik kararların alınacağı müzakerelerde Yunanistan
yok. Atina'nın hareketsiz ve kararsız tutumu, Başbakanlık ve Dışişleri
Bakanlığı’nın, farklı frekanslarda hareket ettiklerini, yeni dönemle
ilgili taktiğin şekillenmediğini ve alternatif planların tespit
edilmeğini gösteriyor." (Nikos Meletis,
10/09)
NOT:
Bu bülten, 12 Eylül 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR