18.09.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

The Christian Science Monitor: "Almanlar Dini Tekrar Ele Alıyorlar": "Burası önde gelen bazı düşünürlerin ‘Hıristiyanlık sonrası  Avrupa’yı konuştukları bir kıta. Aynı zamanda bu kıta filozof  Friedrich Nietzche'nin meşhur ‘Tanrı öldü’ ifadesini kullandığı  yer. Dolayısıyla bu hafta Almanya'ya ziyarette bulunan Papa 16. Benedict'in şu mesajının kabullenilmesi kimilerini şaşırtabilir: Avrupa'nın laiklik ile ekonomik ilerlemenin birlikte gideceği  tezini tekrar düşünmesi gerekiyor. Tesadüfen de olsa, Avrupa'nın  cesur laikleri, ülkeler modernleştikçe dini düşünce tarzının  kaçınılmaz bir şekilde halkın yaşam alanında geri planda kalacağı düşüncesine meydan okuyorlar. Bizzat Almanlar, dinin toplumu şekillendirmedeki artan  rolüne model oluşturuyorlar. (…) Washington'da Pew Din ve Toplum Hayatı Forumu üyesi Timothy  Shah konuyla ilgili olarak, ‘Bazı kesimler Avrupa'daki Müslüman  varlığının ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne giriş olasılığının  uzun vadede Avrupa'nın Hıristiyan kimliğini güçlendireceğini  çünkü aynı unsurların Avrupalıların kim olduklarını hatırlatacağını  ve bu durumun onları yine kendi özlerine döndüreceğini iddia  ediyorlar’ diyor."  (Christa Case, 15/09)

 

AP: "Yunanistan: Türkiye'nin AB Üyeliğine Giden Yolu Birleşmiş Bir Kıbrıs'tan Geçiyor": "Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Yunanistan'ın  Türkiye'nin Avrupa demokrasisiyle tam olarak birleşmesini  istediğini ama AB üyesi olmak istiyorsa Ankara'nın birleşmiş  bir Kıbrıs'ı tanıması gerektiğini söyledi. Bakoyanni, 25 üyeli Birliğe katılmak isteyen bütün diğer  ülkeler gibi Türkiye'nin de, insan haklarına ve dini özgürlüğe  saygı, iyi komşuluk ilişkileri ve serbest Gümrük Birliği’ni içeren üyelik koşullarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Dışişleri Bakanı, ‘Yunanistan'ın  dış politikasının Türkiye'nin Avrupa emellerini desteklemek  konusunda bu kadar açık olması birçok kişiyi şaşırttı. Doğrusu  şu ki, sınırlarımızda Avrupalı bir Türkiye, bir Avrupa  demokrasisi olması bizim için çok önemli ve işte bu yüzden çok  açıkça bunu destekliyoruz’ diye konuştu. Ancak bunun koşulsuz destek anlamına gelmediği uyarısında da  bulunan Bakoyanni şöyle devam etti: ‘Bizim gerçekte istediğimiz Türkiye'nin metabolizmasının Avrupa demokrasisi olması ki bu, her  Avrupa adayı için de koşullar olduğu anlamına geliyor. Bu koşullar  ya da kriterler Türkiye için yapılmadı. Bunlar AB'nin bütün  adayları için orada olan Avrupa kriterleri. Umarım Türkiye bunu  anlar ve beklendiği şekilde bu yükümlülükleri yerine getirir.’" Bakoyanni, ‘Gerçek şu ki Lefkoşa duvarı Avrupa'daki son  duvar. İnsanlar birlikte yaşamak istiyor. Avrupa'da refah içindeki geleceklerine bakmak istiyorlar ve Türkiye de bir Avrupa ülkesi  olmak istiyor. Bütün bu faktörler umarım Türkiye'nin AB'ye giden  yolunun Kıbrıs'tan, birleşmiş bir Avrupalı Kıbrıs'tan geçtiğini  anlamasını sağlar.’ dedi."  (Edith M. Lederer, 17/09)

 

ALMANYA BASINI:

Der Tagesspiegel: "Bir Gemi Gelecek": "AB ile Ankara arasında Kıbrıs konusuna bir çözüm  bulunması konusunda verilen mücadelenin yıl sonunda nasıl  sona ereceği henüz belli değil. Avrupa Birliği aylardır  Türkiye'den, yıl sonuna kadar liman ve havaalanlarını  bölünmüş adanın Rum kesiminden gelecek mallara açmasını  talep ediyor. Türkiye ise limanlarını AB üyesi Kıbrıs'a  ancak adanın Türk kesimine uygulanan izolasyonların  kaldırılması durumunda açmak istiyor. Bunu ise, adanın Rum  kesimi hükümeti reddediyor. Özellikle Avrupa Parlamentosu bu belirsizlik nedeniyle  Türkiye'ye yönelik eleştirilerinin dozunu artırıyor. AP'nin  eski Başkanı ve Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Klaus Haensch  (SPD), Ankara ile yapılacak müzakerelerin yıl sonuna kadar  Kıbrıs sorunu konusunda taviz vermemesi durumunda askıya  alınmasını talep ediyor. Haensch, Türk liman ve  havaalanlarının açılmasını gerektiren Ankara Protokolü'nün  uygulanması ‘müzakere edilemez.’ dedi. AB'nin Kıbrıs sorunu konusunda gerçekten de müzakerelerin  askıya alınmasını ve bir kriz çıkmasını göze alıp almayacağı  ise henüz kesin değil. Ancak Şansölye Merkel (CDU),  Türkiye AB'ye girmek istiyorsa, tartışmalı bu konuyu çözmesi  gerektiği konusunda uyarıyor. Türkiye şu sıralar bir reform atağı ile AB'nin  ‘demokratik reformlarda durgunluk var’ yönündeki eleştirisine yanıt vermek istiyor. Meclis yaz tatilinden, önümüzdeki hafta  yeni bir reform paketinin karara bağlanabilmesi için  çağrılacak." (Albrecht Meier, Thomas Seibert, 15/09)

 

AVUSTURYA BASINI:

Die Presse: "Avrupa Politikası Açısından FPÖ ile HPM'nin Hiç Şansı Yok": "Koalisyon sorunu: ÖVP ile SPÖ, Avrupa politikasına  ilişkin çizgilerini gerçekleştirebilmek için tek seçeneğin  büyük koalisyon ya da Yeşiller ile ortaklık olduğu görüşünde. AB konusu şimdiye kadar seçim kampanyasında büyük bir  rol oynamamış olsa da, koalisyon görüşmelerinde dikkate  alınması gereken önemli noktalardan biri olacağa benziyor.  (…) ÖVP, AB'nin genişlemesinde, sadece aday ülkenin siyasi  ve ekonomik olgunluğunun değil (örneğin Türkiye), Birliğin  hazmetme gücünün de göz önünde bulundurulmasından yana. SPÖ, Avrupa'da ortak bir sosyal model oluşturulmasını,  ekonomik büyüme, istihdam ve sosyal güvenliğe önem verilmesini  ve bunların anayasada yer almasını istiyor. Yeşiller, nükleer güçten arındırılmış bir Avrupa istiyor.  Ayrıca, Euratom Anlaşmasının reforma tabi tutulmasını, atom endüstrisine sübvansiyonların durdurulmasını da isteyen parti,  AB anayasasına ilişkin, AB çapında bir tartışmanın ardından,  yine AB çapında bir referandum yapılması, yeni AB ülkelerine  uygulanan geçiş sürelerinin kaldırılması, Güney Avrupa'nın  süratle Birliğe entegre olması, Türkiye'nin 10-15 yıla kadar  Birliğe katılması, insan ve kadın haklarının güçlendirilmesi  taraftarı. FPÖ, Avrupa'dan yana olmasına karşın, bugünkü haliyle  AB'ye karşı çıkıyor. FPÖ, merkezci bir federasyondan değil,  federal bir devletler birliğinden yana. Avusturya, "ülkelerin  kimliklerini koruduğu bir Avrupa'da" bağımsız ve tarafsız  kalmalı. Ancak FPÖ'nün görüşüne göre, AB anayasası bunu  tehlikeye sokabilir. Bu yüzden anayasa konusunda halk  oylaması yapılmalı. FPÖ gerçi AB'nin kültürlerin, dillerin  ve halkların çeşitliliğini teşvik etmesinden yana, ama  Türkiye'yi bir Avrupa ülkesi olarak görmüyor. Türkiye ile  AB arasında imtiyazlı bir ortaklığı ise düşünebiliyor.  Özgürlükçüler, Avusturya'nın da dahil olduğu bir çekirdek  Avrupa'nın oluşturulmasını, ayrıca AB içindeki nüfuzun ve  önceliklerin, üyelerin ödeme ahlakına bağlı olmasını istiyor. BZÖ, bazı siyasi konuların Brüksel'in elinden alınıp  ulusal düzeyde incelenmesinden yana. BZÖ, AB anayasasının,  ancak halkın da bu sürece katılması suretiyle hazırlanmasını  istiyor. BZÖ, Türkiye'nin katılımına karşı. Aynı zamanda da,  AB'den ayrılmanın mümkün olmasını arzu ediyor. İstekler  listesinde ayrıca, Avusturya Anayasası'nın belli bir  bölümünün dokunulmazlığı olması, Avusturya'nın Birliğe  yaptığı ödemelerin yükseltilmemesi ve AB paralarının kötüye  kullanılmaması için çaba gösterilmesi yer alıyor. Hans Peter Martin, Avrupa'ya ‘evet, ama’ diyor. Martin,  AB'nin yeteri kadar demokratik meşruiyeti ve şeffaflığı  olmadığı görüşünde. Martin'in listesi, büyük holdinglerin  nüfuz kazanmasına, ayrıcalıklı memurlara ve kendini beğenmiş,  kibirli elit politikacılara karşı. AB anayasasında ise  demokrasiye, sosyal konulara ve çevreye daha çok ağırlık  verilmesini isteyen liste, Avusturya'da anayasa konusunda  halk oylamasına gidilmesinden yana. Türkiye'nin AB'ye  katılımına ise karşı. Martin, AB'nin, katılımı kaldıracak  güçte olmadığını savunuyor."  (Wolfgang Böhm, Regina Pöll, Susanna Bastaroli, 15/09)

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Mandelson Türkiye'nin AB'ye Girmesinden Yana": "AB'nin Dış Ticaretten  Komisyonu Üyesi Peter Mandelson, Türkiye'nin AB'ye  girmesinden yana olduğunu ve Avrupalıların bu konudaki  çekincelerinin gelişen dünyaya uyum sağlayamamalarından  kaynaklandığını belirtti. Mandelson, ‘Türkiye konusunda Avrupa mantıklı  olmakta zorlanıyor. Çünkü Türkiye'nin yapısı, gelişen  dünyada Avrupa'nın korktuğu tüm unsurları içeriyor’ dedi. Mandelson, Brüksel'de yaptığı açıklamasına şu sözlerle  devam etti: ‘AB'de, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanlar,  küreselleşmeye ve bir önceki genişlemeye de karşı  çıkmışlardı. Avrupalılar, Türkiye'nin AB'ye girmesiyle  işsizlik, göç ve sosyal gerilimin artacağını düşünüyorlar.  Ben, Türkiye'nin zamanı geldiğinde AB'ye girmesinden yanayım.  Türkiye'nin AB'ye üyeliği ekonomik ve sosyal açıdan  taraflara karşılıklı fayda sağlayacaktır’. Öte yandan Mandelson, Gümrük Birliği Anlaşması’na  Kıbrıs'ı dahil etmek istemeyen Türkiye'yi uyardı ve ‘Bunun,  AB ile müzakerelerin devam ettiği bir dönemde alınmaması  gereken bir risk’ olduğunun altını çizdi." (16/09)

 

KIBRIS RUM BASINI:

Kıbrıs Haber Ajansı: "Lillikas: Ön Şartsız Başka Başlıklara 'Hayır'": "Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'e, Türkiye, AB'ye karşı vaatlerini  yerine getirmezse Kıbrıs'ın, hem yeni başlık açılıp  kapanmasına hem de üyelik müzakerelerinin devam etmesine  onay vermesinin mümkün olmadığını belirtti. Lillikas, Rehn ile yapılan ve bir saat otuz dakika  süren görüşmeyi ‘yapıcı’ olarak nitelendirdi. Görüşmede,  Avrupa Komisyonu’nun yayımlayacağı değerlendirme raporu  öncesinde Türkiye'nin üyelik süreci ele alınan başlıca  konuydu. Rehn'e, Lefkoşa'nın, Türkiye'nin tüm yükümlülüklerinin yer alacağı tarafsız bir rapor beklediğini, Türkiye'nin  üyelik sürecine destek verme tezlerinde bir değişiklik  olmadığını, ancak bunun ön şartsız olmadığını aktaran  Lillikas, ‘Türkiye, bu sıralar sadece yükümlülüklerini yerine  getirememekle kalmayıp alenen aşırı tutum sergilediği için biz ne yeni başlık açılıp kapanmasına ne de sürecin hiçbir  şey olmamış gibi devam etmesine onay vereceğiz.’ dedi." (15/09)

 

YUNANİSTAN BASINI:

Eleftheros Tipos: "Merkel, Türkiye için İmtiyazlı Ortaklık İstiyor": "Almanya ve Fransa, Türkiye'ye sert mesajlar gönderiyor. Lefkoşa ise, Avrupa'nın bu tutumunu değerlendirerek,  Türkiye'nin Gümrük Birliği konusunda takındığı uzlaşmaz  tavrın kırılması için, mümkün olan her türlü baskıyı  uyguluyor. Almanya Başbakanı Merkel, (Türk TV kanalına  konuşurken) Türkiye-AB arasında imtiyazlı ortaklık görüşünü  desteklediğini ve Türkiye'nin, Kıbrıs ve Gümrük Birliği’nden doğan yükümlülüğünden kurtulmasının yolunun bulunmadığını  açıkladı. Merkel, Türkiye ile ekim ayında gerçekleştirilecek  görüşmelerde de bu görüşlerini tekrarlayacağını söyledi.  Ocak ayında AB dönem başkanlığı görevini devralacak olan  Almanya Başbakanı Merkel'in açıklamaları özel bir önem  taşıyor. Fransa Dışişleri Bakanı da mevkidaşı Abdullah  Gül'e buna benzer mesajlar verdi."  (Angeliki Spanu, 15/09)

 

NOT: Bu bülten, 15-17 Eylül 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve  yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

ESKİ SAYILAR