ABD BASINI:
The Christian Science Monitor: "Almanlar Dini Tekrar
Ele Alıyorlar": "Burası önde gelen bazı
düşünürlerin ‘Hıristiyanlık sonrası Avrupa’yı konuştukları bir kıta.
Aynı zamanda bu kıta filozof Friedrich Nietzche'nin meşhur ‘Tanrı öldü’
ifadesini kullandığı yer. Dolayısıyla bu hafta Almanya'ya ziyarette
bulunan Papa 16. Benedict'in şu mesajının kabullenilmesi kimilerini
şaşırtabilir: Avrupa'nın laiklik ile ekonomik ilerlemenin birlikte
gideceği tezini tekrar düşünmesi gerekiyor. Tesadüfen de olsa,
Avrupa'nın cesur laikleri, ülkeler modernleştikçe dini düşünce
tarzının kaçınılmaz bir şekilde halkın yaşam alanında geri planda
kalacağı düşüncesine meydan okuyorlar. Bizzat Almanlar, dinin toplumu
şekillendirmedeki artan rolüne model oluşturuyorlar. (…) Washington'da
Pew Din ve Toplum Hayatı Forumu üyesi Timothy Shah konuyla ilgili
olarak, ‘Bazı kesimler Avrupa'daki Müslüman varlığının ve Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne giriş olasılığının uzun vadede Avrupa'nın Hıristiyan
kimliğini güçlendireceğini çünkü aynı unsurların Avrupalıların kim
olduklarını hatırlatacağını ve bu durumun onları yine kendi özlerine
döndüreceğini iddia ediyorlar’ diyor." (Christa
Case, 15/09)
AP: "Yunanistan: Türkiye'nin AB Üyeliğine Giden Yolu
Birleşmiş Bir Kıbrıs'tan Geçiyor": "Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Yunanistan'ın Türkiye'nin Avrupa
demokrasisiyle tam olarak birleşmesini istediğini ama AB üyesi olmak
istiyorsa Ankara'nın birleşmiş bir Kıbrıs'ı tanıması gerektiğini
söyledi. Bakoyanni, 25 üyeli Birliğe katılmak isteyen bütün diğer
ülkeler gibi Türkiye'nin de, insan haklarına ve dini özgürlüğe saygı,
iyi komşuluk ilişkileri ve serbest Gümrük Birliği’ni içeren üyelik
koşullarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Dışişleri Bakanı,
‘Yunanistan'ın dış politikasının Türkiye'nin Avrupa emellerini
desteklemek konusunda bu kadar açık olması birçok kişiyi şaşırttı.
Doğrusu şu ki, sınırlarımızda Avrupalı bir Türkiye, bir Avrupa
demokrasisi olması bizim için çok önemli ve işte bu yüzden çok açıkça
bunu destekliyoruz’ diye konuştu. Ancak bunun koşulsuz destek anlamına
gelmediği uyarısında da bulunan Bakoyanni şöyle devam etti: ‘Bizim
gerçekte istediğimiz Türkiye'nin metabolizmasının Avrupa demokrasisi
olması ki bu, her Avrupa adayı için de koşullar olduğu anlamına
geliyor. Bu koşullar ya da kriterler Türkiye için yapılmadı. Bunlar
AB'nin bütün adayları için orada olan Avrupa kriterleri. Umarım Türkiye
bunu anlar ve beklendiği şekilde bu yükümlülükleri yerine getirir.’"
Bakoyanni, ‘Gerçek şu ki Lefkoşa duvarı Avrupa'daki son duvar. İnsanlar
birlikte yaşamak istiyor. Avrupa'da refah içindeki geleceklerine bakmak
istiyorlar ve Türkiye de bir Avrupa ülkesi olmak istiyor. Bütün bu
faktörler umarım Türkiye'nin AB'ye giden yolunun Kıbrıs'tan, birleşmiş
bir Avrupalı Kıbrıs'tan geçtiğini anlamasını sağlar.’ dedi."
(Edith M. Lederer, 17/09)
ALMANYA BASINI:
Der Tagesspiegel: "Bir Gemi Gelecek":
"AB ile Ankara arasında Kıbrıs konusuna bir çözüm bulunması konusunda
verilen mücadelenin yıl sonunda nasıl sona ereceği henüz belli değil.
Avrupa Birliği aylardır Türkiye'den, yıl sonuna kadar liman ve
havaalanlarını bölünmüş adanın Rum kesiminden gelecek mallara açmasını
talep ediyor. Türkiye ise limanlarını AB üyesi Kıbrıs'a ancak adanın
Türk kesimine uygulanan izolasyonların kaldırılması durumunda açmak
istiyor. Bunu ise, adanın Rum kesimi hükümeti reddediyor. Özellikle
Avrupa Parlamentosu bu belirsizlik nedeniyle Türkiye'ye yönelik
eleştirilerinin dozunu artırıyor. AP'nin eski Başkanı ve Dış İlişkiler
Komisyonu Üyesi Klaus Haensch (SPD), Ankara ile yapılacak müzakerelerin
yıl sonuna kadar Kıbrıs sorunu konusunda taviz vermemesi durumunda
askıya alınmasını talep ediyor. Haensch, Türk liman ve havaalanlarının
açılmasını gerektiren Ankara Protokolü'nün uygulanması ‘müzakere
edilemez.’ dedi. AB'nin Kıbrıs sorunu konusunda gerçekten de
müzakerelerin askıya alınmasını ve bir kriz çıkmasını göze alıp
almayacağı ise henüz kesin değil. Ancak Şansölye Merkel (CDU), Türkiye
AB'ye girmek istiyorsa, tartışmalı bu konuyu çözmesi gerektiği
konusunda uyarıyor. Türkiye şu sıralar bir reform atağı ile AB'nin
‘demokratik reformlarda durgunluk var’ yönündeki eleştirisine yanıt
vermek istiyor. Meclis yaz tatilinden, önümüzdeki hafta yeni bir reform
paketinin karara bağlanabilmesi için çağrılacak."
(Albrecht Meier, Thomas Seibert, 15/09)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Avrupa Politikası Açısından FPÖ ile
HPM'nin Hiç Şansı Yok": "Koalisyon sorunu: ÖVP
ile SPÖ, Avrupa politikasına ilişkin çizgilerini gerçekleştirebilmek
için tek seçeneğin büyük koalisyon ya da Yeşiller ile ortaklık olduğu
görüşünde. AB konusu şimdiye kadar seçim kampanyasında büyük bir rol
oynamamış olsa da, koalisyon görüşmelerinde dikkate alınması gereken
önemli noktalardan biri olacağa benziyor. (…) ÖVP, AB'nin
genişlemesinde, sadece aday ülkenin siyasi ve ekonomik olgunluğunun
değil (örneğin Türkiye), Birliğin hazmetme gücünün de göz önünde
bulundurulmasından yana. SPÖ, Avrupa'da ortak bir sosyal model
oluşturulmasını, ekonomik büyüme, istihdam ve sosyal güvenliğe önem
verilmesini ve bunların anayasada yer almasını istiyor.
Yeşiller, nükleer güçten arındırılmış bir Avrupa istiyor. Ayrıca,
Euratom Anlaşmasının reforma tabi tutulmasını, atom endüstrisine
sübvansiyonların durdurulmasını da isteyen parti, AB anayasasına
ilişkin, AB çapında bir tartışmanın ardından, yine AB çapında bir
referandum yapılması, yeni AB ülkelerine uygulanan geçiş sürelerinin
kaldırılması, Güney Avrupa'nın süratle Birliğe entegre olması,
Türkiye'nin 10-15 yıla kadar Birliğe katılması, insan ve kadın
haklarının güçlendirilmesi taraftarı. FPÖ, Avrupa'dan yana
olmasına karşın, bugünkü haliyle AB'ye karşı çıkıyor. FPÖ, merkezci bir
federasyondan değil, federal bir devletler birliğinden yana. Avusturya,
"ülkelerin kimliklerini koruduğu bir Avrupa'da" bağımsız ve tarafsız
kalmalı. Ancak FPÖ'nün görüşüne göre, AB anayasası bunu tehlikeye
sokabilir. Bu yüzden anayasa konusunda halk oylaması yapılmalı. FPÖ
gerçi AB'nin kültürlerin, dillerin ve halkların çeşitliliğini teşvik
etmesinden yana, ama Türkiye'yi bir Avrupa ülkesi olarak görmüyor.
Türkiye ile AB arasında imtiyazlı bir ortaklığı ise düşünebiliyor.
Özgürlükçüler, Avusturya'nın da dahil olduğu bir çekirdek Avrupa'nın
oluşturulmasını, ayrıca AB içindeki nüfuzun ve önceliklerin, üyelerin
ödeme ahlakına bağlı olmasını istiyor. BZÖ, bazı siyasi konuların
Brüksel'in elinden alınıp ulusal düzeyde incelenmesinden yana. BZÖ, AB
anayasasının, ancak halkın da bu sürece katılması suretiyle
hazırlanmasını istiyor. BZÖ, Türkiye'nin katılımına karşı. Aynı zamanda
da, AB'den ayrılmanın mümkün olmasını arzu ediyor. İstekler listesinde
ayrıca, Avusturya Anayasası'nın belli bir bölümünün dokunulmazlığı
olması, Avusturya'nın Birliğe yaptığı ödemelerin yükseltilmemesi ve AB
paralarının kötüye kullanılmaması için çaba gösterilmesi yer alıyor.
Hans Peter Martin, Avrupa'ya ‘evet, ama’ diyor. Martin, AB'nin
yeteri kadar demokratik meşruiyeti ve şeffaflığı olmadığı görüşünde.
Martin'in listesi, büyük holdinglerin nüfuz kazanmasına, ayrıcalıklı
memurlara ve kendini beğenmiş, kibirli elit politikacılara karşı. AB
anayasasında ise demokrasiye, sosyal konulara ve çevreye daha çok
ağırlık verilmesini isteyen liste, Avusturya'da anayasa konusunda halk
oylamasına gidilmesinden yana. Türkiye'nin AB'ye katılımına ise karşı.
Martin, AB'nin, katılımı kaldıracak güçte olmadığını savunuyor."
(Wolfgang Böhm, Regina Pöll, Susanna
Bastaroli, 15/09)
FRANSA BASINI:
AFP: "Mandelson Türkiye'nin AB'ye Girmesinden Yana":
"AB'nin Dış Ticaretten Komisyonu Üyesi Peter Mandelson, Türkiye'nin
AB'ye girmesinden yana olduğunu ve Avrupalıların bu konudaki
çekincelerinin gelişen dünyaya uyum sağlayamamalarından kaynaklandığını
belirtti. Mandelson, ‘Türkiye konusunda Avrupa mantıklı olmakta
zorlanıyor. Çünkü Türkiye'nin yapısı, gelişen dünyada Avrupa'nın
korktuğu tüm unsurları içeriyor’ dedi. Mandelson, Brüksel'de yaptığı
açıklamasına şu sözlerle devam etti: ‘AB'de, Türkiye'nin üyeliğine
karşı çıkanlar, küreselleşmeye ve bir önceki genişlemeye de karşı
çıkmışlardı. Avrupalılar, Türkiye'nin AB'ye girmesiyle işsizlik, göç ve
sosyal gerilimin artacağını düşünüyorlar. Ben, Türkiye'nin zamanı
geldiğinde AB'ye girmesinden yanayım. Türkiye'nin AB'ye üyeliği
ekonomik ve sosyal açıdan taraflara karşılıklı fayda sağlayacaktır’.
Öte yandan Mandelson, Gümrük Birliği Anlaşması’na Kıbrıs'ı dahil etmek
istemeyen Türkiye'yi uyardı ve ‘Bunun, AB ile müzakerelerin devam
ettiği bir dönemde alınmaması gereken bir risk’ olduğunun altını
çizdi." (16/09)
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı: "Lillikas: Ön Şartsız Başka
Başlıklara 'Hayır'": "Dışişleri Bakanı Yorgos
Lillikas, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'e, Türkiye,
AB'ye karşı vaatlerini yerine getirmezse Kıbrıs'ın, hem yeni başlık
açılıp kapanmasına hem de üyelik müzakerelerinin devam etmesine onay
vermesinin mümkün olmadığını belirtti. Lillikas, Rehn ile yapılan ve bir
saat otuz dakika süren görüşmeyi ‘yapıcı’ olarak nitelendirdi.
Görüşmede, Avrupa Komisyonu’nun yayımlayacağı değerlendirme raporu
öncesinde Türkiye'nin üyelik süreci ele alınan başlıca konuydu. Rehn'e,
Lefkoşa'nın, Türkiye'nin tüm yükümlülüklerinin yer alacağı tarafsız bir
rapor beklediğini, Türkiye'nin üyelik sürecine destek verme tezlerinde
bir değişiklik olmadığını, ancak bunun ön şartsız olmadığını aktaran
Lillikas, ‘Türkiye, bu sıralar sadece yükümlülüklerini yerine
getirememekle kalmayıp alenen aşırı tutum sergilediği için biz ne yeni
başlık açılıp kapanmasına ne de sürecin hiçbir şey olmamış gibi devam
etmesine onay vereceğiz.’ dedi." (15/09)
YUNANİSTAN BASINI:
Eleftheros Tipos: "Merkel, Türkiye için İmtiyazlı
Ortaklık İstiyor": "Almanya ve Fransa,
Türkiye'ye sert mesajlar gönderiyor. Lefkoşa ise, Avrupa'nın bu tutumunu
değerlendirerek, Türkiye'nin Gümrük Birliği konusunda takındığı
uzlaşmaz tavrın kırılması için, mümkün olan her türlü baskıyı
uyguluyor. Almanya Başbakanı Merkel, (Türk TV kanalına konuşurken)
Türkiye-AB arasında imtiyazlı ortaklık görüşünü desteklediğini ve
Türkiye'nin, Kıbrıs ve Gümrük Birliği’nden doğan yükümlülüğünden
kurtulmasının yolunun bulunmadığını açıkladı. Merkel, Türkiye ile ekim
ayında gerçekleştirilecek görüşmelerde de bu görüşlerini
tekrarlayacağını söyledi. Ocak ayında AB dönem başkanlığı görevini
devralacak olan Almanya Başbakanı Merkel'in açıklamaları özel bir önem
taşıyor. Fransa Dışişleri Bakanı da mevkidaşı Abdullah Gül'e buna
benzer mesajlar verdi." (Angeliki Spanu,
15/09)
NOT:
Bu bülten, 15-17 Eylül 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze
ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR