19.09.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

Sunday Washington Times: "Türklüğe Hakaret": "(…) En çok satan Türk romancısı Elif Şafak'ın yakın zamanda  yapılacak yargılanması, Türkiye'de uzun süredir devam eden  ifade özgürlüğüne ilişkin tartışmaları yeniden başlattı. Uluslarararası edebiyat ve insan hakları örgütü olan  PEN American Center'a göre Şafak, halen Türkiye'de benzeri  suçlardan hakkında iddianame hazırlanan ya da yargılanmakta  olan 70 yazar, yayıncı ve gazeteciden birisi. Ancak bu son  örnek, Şafak'ın kurgusal bir karakterinin sözlerinden dolayı  yargılanacak olması nedeniyle dikkat çekici. Son yıllarda diğer ifade özgürlüğü davaları teknik  nedenlerden dolayı açılmış ancak belki de Avrupa'dan Türkiye'ye  insan haklarını geliştirmeye olan kararlılığını göstermesi için  yapılan baskılar nedeniyle yetkililerin davaları düşürmelerine  neden olmuştu. Belki de en fazla ilgi çeken unsur, Türkiye'de ifade  özgürlüğü mücadelesi ile ülkenin Avrupa Birliği'ne üyelik için  yaptığı başvuru arasındaki bağlantı oluyor. 'Hukukçular Birliği'  olarak bilinen aşırı milliyetçi avukatlar grubuna mensup olan  Kemal Kerinçsiz, Şafak'a yönelik girişimlerin öncülüğünü yapıyor. Türk kamuoyunun desteğini almıyor olsalar bile bu tür gruplar,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne başvurusunu engellemek için  ifade özgürlüğünün yargılanmasına gayret gösteriyorlar ve söz  konusu milliyetçiler, Avrupa Birliği üyeliğini elde etmek  amacıyla, örneğin Ermeni soykırımını tanımak gibi, Avrupa'nın  taleplerine boyun eğmeyecekleri konusunda ısrarcılar. Sonuçta Türklerin, bu küçük aşırı milliyetçi grup dışında  ifade özgürlüğü ve AB üyeliğini destekledikleri görülüyor ancak  Doğulu mirasına sadık kalarak daha güçlü bir Türkiye kurma  iddiasındaki bu aşırılar, aslında AB üyesi bir Türkiye'nin  geleceğini tehlikeye sokarak ülkenin istikrarını bozuyorlar." (17/09)

 

ALMANYA BASINI:

Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung: "Türkiye AB'ye Uygun mu?":

            "SORU: Türkiye de AB üyesi olmalı mıdır?

            PAPULYAS: Yunanistan başından beri Türkiye'nin AB  üyeliğini desteklemektedir. Böylece Avrupa ilkeleri  çerçevesinde gerçek demokratik reformlar için Türkiye'ye  bir şans tanımak istemiştik. AB üyeliği için jeostratejik ya da ekonomik çıkarlar nedeniyle istisnalar uygulanamaz.  Türkiye'nin AB üyesi olabilmesi için AB kriterlerini  istinasız bir şekilde yerine getirmesi gerekir.

            SORU: Kıbrıs'ın tanınması da buna dahil mi?

            PAPULYAS: Türkiye, AB üyesi olarak işgal güçlerini  Kıbrıs'ta tutamayacaktır. Burada bir AB üyesi işgal  altındadır. Bu nedenle işgalcinin AB'ye üye kabul edilmesi  ihtimal dışıdır. Türk Hükümeti Kıbrıs konusunda inadından  vazgeçmeli, askerlerini geri çekmeli ve limanları açmalıdır.

            SORU: O zaman AB yolu açılacak mı?

            PAPULYAS: Katılım kriterlerinin yerine getirilmesi  durumunda ‘evet’. Diğer yandan Türk Hükümeti’nin, müzakerelerde  beklenen başarıyı sağlayamaması, reform çabalarında bitkin  düşmesi de ihtimal dışı değildir. Türk toplumunda bu konuda  görüş farklılığı söz konusu. Bir kesim AB üyeliğini isterken,  ordunun da dahil olduğu diğer kesim buna karşı çıkıyor. AB, bu kesimin çıkarlarına ters düşüyor." (Wulf Schmiese, Yunanistan  Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas ile yaptığı mülakat, 17/09)

Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung: "Türkiye Hala AB'ye Girmek İstiyor mu?": "Frank-Walter Steinmeier bundan yaklaşık bir hafta önce  İstanbul'daydı ve bir uyarı yaptı. Alman Dışişleri Bakanı,  Ankara Protokolü tartışmasının bir krize dönüşmemesi için  dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Bu Steinmeier'in  yanı başında duran Türk meslektaşı Gül'e yaptığı bir  göndermeydi. Zira Avrupa Birliği’nin Türkiye ile oldukça  yavaş yürüttüğü üyelik müzakerelerinin önünde bulunan en  büyük engel şu an, kısaca ifade etmek gerekirse, Kıbrıs'a  ait uçak ve gemilerin Türk havaalanı ve limanlarını  kullanımını düzenleyen ve Ankara'nın kabul etmediği bir  protokol. Berlin için mesele hassasiyet arz ediyor. Şansölye Merkel aslında hep Türkiye'nin AB üyeliğine  şüphe ile yaklaşmış olsa da Türk tarafı ile yaptığı  görüşmelerde üyelik müzakerelerinden geri dönecekmiş  izlenimi vermiyor. Ancak buna rağmen CDU'nun hala  ‘ayrıcalıklı ortaklık’ modeline ulaşmak hedefinde olduğunu  söylüyor ve Ankara'ya 1963 yılında imzalanan Ankara  Anlaşması ile üyelik hakkı tanındığı yönündeki gerekçeye  ise Türkiye'nin o dönemlerde vaat edilen haklara şimdiden  sahip olduğunu söyleyerek yanıt veriyor. Bu, tam üyelik planlarının gerçekleşmemesi durumunda  Ankara'nın kaybedilmemesi için Türkiye'ye bir köprü kurulması  gayreti olabilir. Zira, Türkiye'deki reform gayretindeki  yavaşlama sadece Brüksel ve birçok AB hükümetlerinde uyanış  ve öfkenin büyümesine neden olmadı. Buna ilaveten Türk  Hükümetinin iç siyasi nedenlerden dolayı müzakereleri  askıya alabileceği olasılığı üzerinde duruluyor. Bu görüşü  Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin destekleyicisi olan Steinmeier  Şansölye Merkel'in de bulunduğu bir ortamda dile getirdi.  Bu senaryo, Türkiye'nin AB gayretlerinin son dönemlerde  dikkat çekici bir şekilde azalması nedeniyle tamamen ihtimal  dışı değil ve önümüzdeki yıl Türkiye'de hem Meclis hem de  Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. Türkiye'nin felce uğrayan reform gayreti Berlin'de yeni  bir güç dengesi ile karşılaşıyor. CDU'lu Federal Meclis  Dışilişkiler Komisyonu Başkanı ve Türkiye'nin AB üyeliğine ezelden beri karşı olan Matthias Wissmann, sosyal  demokratların yeni bir pozisyonlarının olduğu görüşünde:  ‘Şansölye Schröder ve Dışişleri Bakanı Fischer'in  görevlerinden ayrılmasından bu yana SPD içerisinde Türkiye'nin  üyeliğine şüphe ile yaklaşanların sesleri daha da yükselmeye  başladı.’"  (Eckart Lohse, 17/09)

 

YUNANİSTAN BASINI:

Kathimerini: "Bir Soru, Bir İkilem ve Bir Bilmece": "Türkiye'nin, Kıbrıs'la ticareti kabul etmemesinden  dolayı, Avrupa'yla yaşanabilecek olası bir ‘çatışma’dan  kaçış yolları arayan Avrupa, Türkiye'nin ‘kör düğüm’ olan  adaylığıyla karşı karşıya. Türkiye'nin Kıbrıs'la ticareti  reddetmesi karşısında Lefkoşa ve diğer başkentler de  Ankara'yı, katılım müzakerelerinin raydan çıkmasıyla  tehdit ediyorlar. Çıkmaz sadece bir soru değil bir ikilem  ve bir de bilmece doğuruyor. Soru, Türkiye Başbakanı Recep  Tayyip Erdoğan'ın ne kadar ‘blöf’ yaptığı, son anda katılım müzakerelerinin ertelenmesi tehlikesi karşısında geri adım  atıp liman ve havaalanlarını Kıbrıs gemi, uçak ve mallarına  açıp açmayacağıdır. Ankara'nın blöf yapmadığı kabul edildiğinde ortaya  çıkacak ikileme müzakerelerin ertelemesi yönünde bir ceza  verilmesi durumunda, böyle bir erteleme kararının, sadece  Erdoğan için değil, Avrupa ve özellikle Kıbrıs ile  Yunanistan için tehlike içermesine karşın, siyasi bakımdan  bir o kadar da mümkün ve yararlı olduğu görülüyor. (…) Bilmece, ertelemenin nasıl hem Ankara ham de Kıbrıs  tarafından kabul edilir şekilde yapılacağı. Yavaş yavaş  su yüzüne çıkan alternatif senaryolar, işte bu ince  dengenin pazarlığına dayanıyor."  (Konstandinos Kalergis, 18/09)

Yunanistan'ın Sesi Radyosu: "Valinakis: Türkiye'nin AB'ye Özellikle Doğu Pazarı Gözüyle Bakması Yanlış": "Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Valinakis,  Türkiye'nin AB'ye pazar veya doğu pazarı gözüyle  bakmasının yanlış olduğunu söyledi. Valinakis, New York'ta Yunanca yayımlanan Ethnikos  Kirikas gazetesine verdiği demeçte, şöyle dedi: ‘Yunanistan, Türkiye'nin Avrupa'ya uyumunu samimiyetle  destekledi. Bu da, fırsattan yararlanma değil, stratejik bir  tercihtir. Daha ilk andan itibaren, komşu ülke Türkiye'nin  Avrupa değişiminin hedefimiz olduğunu ilan ettik. Bu sadece Türkiye için geçerli değil. Türkiye'nin  Avrupa yapısına entegre olma çarkı, bunun için çalışan  ve bunu başaran bütün ülkeler için lehte bir unsur olarak  çalışmıştır. Bu da, AB'nin demokrasi, hukuk devleti, insan  haklarına saygı, işbirliği yükümlülüğü ve iyi komşuluk  ilişkileri gibi ilkeler ve değerler üzerine inşa edildiği  için olmuştur. Avrupalı olma hayali olan bütün ülkelerin,  AB'nin ileri sürdüğü kriterler ve koşullara kesinlikle ve tastamam uyması gerekir."  (Katerina Thanasula, 18/09)

Yunanistan Radyo-TV Kurumu: "Bakoyanni: Yunanistan'ın Avrupalı Bir Türkiye ile Komşu Olması Hayati Önem Taşıyor": "Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, Birleşmiş Milletler 61. dönem çalışmaları ve  Yunanistan'ın BM Güvenlik Konseyi başkanlığı dolayısıyla  uluslararası haber ajanslarına verdiği demeçte, Yunanistan'ın,  Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasını istediğini ancak Ankara'nın  AB üyesi olmak istediği takdirde Kıbrıs'ı tanıması gerektiğini  söyledi. Bakoyanni, ‘AB'ye üye olmak isteyen diğer ülkeler gibi  Türkiye'nin de, insan haklarına ve dini özgürlüklere saygı,  komşu ülkelerle iyi ilişkiler ve Gümrük Birliği dahil birçok  üyelik şartını yerine getirmesi gerekir.’ dedi. Yunanistan'ın,  Avrupalı bir Türkiye ve Avrupalı bir demokrasiyle komşu  olmasının hayati önemi haiz olduğunu vurgulayan Bakoyanni,  bu nedenle Türkiye'nin AB'ye girmesinden yana bu kadar açık  bir şekilde tavır koyduklarını, ancak bunun şartsız olamayacağını belirtti."  (Anna Kurti, 18/09)

 

NOT: Bu bülten, 18 Eylül 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve  yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

ESKİ SAYILAR