22.09.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

AP: "Kıbrıs Cumhurbaşkanı: Türkiye AB Üyeliğinden Önce Kıbrıs'ı Tanımalıdır": "Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, Kıbrıs'ın,  Türkiye'nin bir Avrupa demokrasisi olmasını istediğini  ancak öncelikle Ankara'nın Avrupa Birliği'ne Kıbrıs'ı  tanıması yönünde söz vermesinde ısrar edeceğini söyledi. Çekişmenin temeli, Ankara'nın, Türk limanlarını  Kıbrıs'a açmasını gerektiren Türkiye-AB Gümrük Birliği  Anlaşmasını uygulamadaki isteksizlinden kaynaklanıyor.  Gümrük Birliği AB üyeleri arasında malların serbest  dolaşımına ilişkin anlaşmanın bir parçası. Papadopulos BM Genel Kurulu dışında yaptığı  açıklamada, ‘Kıbrıs, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği  konusunda sorun çıkarmamaktadır. Aksine, şimdi bir kez daha  yineliyorum, biz Türkiye'nin Avrupa'ya doğru yönelimini  güçlü bir şekilde destekleyen başlıca ülkeler arasındayız.’  dedi. Papadopulos gazetecilere, ‘Ancak bunun çok önemli bir  bedeli var o da Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne ve dolayısıyla  Kıbrıs'a verdiği taahhütleri yerine getirmesidir’ diye  belirtti." (21/09)

AP: "İngiltere ve Galler Katolik Başpiskoposu, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne Katılımının Uygun Olup Olmadığını Sorguladı": "İngiltere ve Galler Katolik  Başpiskoposu, nüfusunun büyük bir bölümü Müslüman  olan Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımının uygun olup  olmadığını sorguladı.  Westminster Başpiskoposu Kardinal Cormac Murphy O'Connor,  Başbakan Tony Blair'in Türkiye'nin üyeliğini güçlü bir şekilde  savunmasını eleştirdi. Murphy O'Connor, BBC'ye verdiği bir mülakatta, ‘Kültürlerin karışmasının iyi bir fikir olmadığına dair başka bir görüş  olabilir.’ dedi. ‘Özünde Hıristiyan olan bir kıtanın’ büyük bir çoğunluğu  Müslüman olan bir ülkenin Birliğe katılmasını kabul etmekten  bir fayda sağlayıp sağlamayacağını sorgulayan Murphy O'Connor, ‘Aynı zamanda yüzde 70 Hıristiyan olduğunu söyleyen bu ülke  halkının duygularına tercüman oluyorum.’ dedi.  Eski Canterbury Başpiskoposu George Carey de, Türkiye'nin  AB'ye katılımı konusundaki çekincelerini ifade etti. İngiliz  din adamı, ‘Sanırım Türkiye'de hala jüri sistemi yok. İfade  özgürlüğü siciline bakıyorum, Türkiye'de konuşmak isteyen  yazarların bazıları hapiste. Daha çok yol katetmemiz gerekiyor.  Sorulması gereken sorular var.’ dedi." (21/09)

 

ALMANYA BASINI:

Financial Times Deutschland: "Almanların Yarısı Türkiye'nin AB'ye Gireceğini Düşünüyor": "Almanların nerdeyse yarıya yakını, Türkiye ve  Ukrayna'nın 15 yıl içerisinde AB'ye üye olacağına  inanıyor. Bu, Bertelsmann Vakfı'nın 13 AB ülkesinde  10 bin kişiye sorarak oluşturduğu bir anketin sonucu. Anket, Almanların beklentilerinin, genelde ‘eski  Avrupa ülkeleri’nin beklentileri ile örtüştüğünü, ancak  Avrupa genelindeki ortalamaya göre, sadece her üç  kişiden birinin Türkiye ve Ukrayna'nın üye olabileceğine  inandığını gösteriyor." (Marina Zapf, 21/09)

Süddeutsche Zeitung: "Stoiber Türkiye'yi Eleştiriyor": "CSU partisi, Papa'nın konuşmasına Türkiye'den gelen  eleştirilere tepki vererek, ülkenin AB üyeliğine karşı bir  çıkış yaptı. CSU Genel Başkanı Stoiber, partisinin Banz manastırında  yaptığı bir toplantıda, ‘Türkiye Avrupa'da değildir. Şu ana  kadar yapılan müzakereler de hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu  nedenle Türkiye ile yeni bir müzakere faslı açılmamalıdır.’  dedi. SPD'den Rolf Mützenich ise, bu açıklama üzerine, CSU  partisinin koalisyon anlaşmasına saygı duyması gerektiğini  ve CSU Genel Başkanı’nın şayet müzakereleri durdurmak  istiyorsa bu düşüncesinde ‘tek başına’ kaldığını söyledi." (21/09) 

Nürnberger Zeitung: "Türkiye'ye Sert Eleştiriler... Stoiber'in Haklı Öfkesi": "Edmund Stoiber'in Türkiye'ye ve özellikle de iktidardaki  Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik taarruzunu sadece fırsatçılık  olarak değerlendirmek işin kolayına kaçmak olur. Papa'nın  Regensburg'taki açıklamalarına Türklerden gelen tepki, bir  yandan Ankara'nın AB üyeliğine karşı uzun bir süredir  biriktirilen önyargıların açığa çıkmasına, bir yandan da  Stoiber'in kendi yetersizliklerini örtbas etmesine yarıyor. Başta Erdoğan olmak üzere Türk dini yetkililer ve  politikacılar, Papa'nın açıklamalarına verdikleri sert  tepkilerle göze çarptılar. Özellikle de bu kişilerin  16. Benedict'in Muhammed Peygambere yönelttiği sözde  hakaret içeren sözlerden dolayı derhal özür dilemesini  istemeleri, Avrupa'yla bağdaşmayan, ifade özgürlüğü gibi  temel demokratik değerler konusundaki anlayışı ortaya  koyuyor.  Ancak bu, yeni bir olgu değil. İfade ve din özgürlüğü  veya kadın haklarına yönelik ihlaller -devletler hukuku  ile tarihi gerçeklerin çarpıtılmasını dile getirmiyoruz  bile- Boğazlar ülkesinde hala olağan seyrinde. Bu şartlar altında insan, Türk yönetimini AB'ye  çeken şeyin ne olduğunu soramadan edemiyor; hele kendi  halkı bile onları artık gönülsüzce takip ederken..."  (Diethard Prell, 21/09)

Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Özel Bir Aday": "Türkiye-AB ilişkilerini tasvir ederken, endişe verici  bir şekilde birbirlerine doğru gelen ve kaza yapmak üzere  olan iki tren örneğinin verilmesi hiç de hayra alamet değil.  Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Rehn, bir süreden beri  Kıbrıs sorununun çözülmemesi durumunda bir tren kazasının  yaşanabileceğini belirtiyor. Ancak AB ile yürütülen üyelik  müzakerelerini gölgeleyen, sadece Kıbrıs konusu değil. Bir  yandan Türkiye'de AB üyeliğine verilen desteğin azalması,  diğer yandan da AB içindeki genişleme yorgunluğu bu ilişkiyi  olumsuz etkiliyor. Esasen bunların hepsi yüzeysel konular. İslami bir  parti tarafından yönetilen laik Türkiye'nin ‘özel bir vaka’  olduğu ve bu ülkenin katılım perspektifinin bu nedenle  sürekli günlük politikaya ilişkin engellerle zora sokulduğu  ve tartışmalar çıktığı doğrudur. Örneğin: Fransa İçişleri  Bakanı Sarkozy'nin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı dile  getirdikleri, Ankara'da büyük yankı uyandırıyor. Zira Türk  politikacılar bu söylemelerin katılım müzakerelerini sekteye  uğratmak amacıyla bilinçli olarak dile getirildiğini düşünüyor.  Diğer yandan Türkiye'de de gelecek yıl seçimler yapılacak.  Türk Hükümeti’nin bu nedenle de Kıbrıs konusunda uzlaşmaz bir  tavır sergilediği düşünülüyor.  Türkiye, tarihi, dini, toplumsal  ve siyasi gelenekleri itibarıyla özel bir konuma sahip olduğu  için katılım müzakereleri sürdükçe büyük çalkantılar yaşanması  kaçınılmaz. Türkiye, sahip olduğu bu özellikleri nedeniyle,  diğer aday ülkelerden farklı bir muameleye tabi tutulmaktadır,  aksi de mümkün değildir. Türkiye konusundaki tutum, Fransa'nın  riyakarlığı yahut Avrupa'da yaygın olduğu ileri sürülen Türk düşmanlığından değil, tarihi ve siyasi farklılıklardan ve  hassasiyetlerden kaynaklanmaktadır. Türkiye'nin AB üyeliğine  karşı olanlar, AB üyeliği için AB Türkiye ile AB arasında  yeterli ölçüde ortak nokta bulunmadığını ve Türkiye'nin  stratejik konumun da bu eksikliği giderecek kadar önemli  olmadığını belirtiyor. Ancak ortak noktalar ‘ayrıcalıklı  ortaklık’ için kesinlikle yeterli görülebilir." (Klaus-Dieter Frankenberger, 21/09)

 

AVUSTURYA BASINI:

Oberösterreichische Nachrichten: "Avrupalılar Türkiye'den Ziyade Ukrayna'yı AB'de Görüyor": "Avrupalılar, Türkiye'den ziyade Ukrayna'yı gelecekte  AB'de görüyor. Ancak çoğunluk, bu iki ülkeden birinin 2020  yılına kadar AB'ye girebileceğine inanmıyor. Bertelsmann  Vakfı'nın bir kamuoyu araştırmasına göre, Avusturya'dan  ankete katılanların yüzde 84'ünün Romanya ve Bulgaristan'ın  AB'ye katılımı sonrasında Birliğin büyümeyi sürdüreceğinden  emin göründüklerini gösteriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 35'i Türkiye'nin 2020  yılına kadar AB'ye tam üye olabileceğine ihtimal veriyor.  Buna karşın yüzde 37'lik bir oran ise aynı zaman diliminde  Ukrayna'nın AB'ye tam üye olmasına kesin gözüyle bakıyor.  Avusturya'daki yoklamalara göre yüzde 34 Türkiye'yi  gelecekte, yüzde 35 de Ukrayna'yı orta vadede AB üyesi  olarak görüyor. AB, 2005 yılından beri Ankara'yla üyelik üzerine  müzakerelerde bulunurken, Ukrayna'ya şu ana kadar bir  üyelik perspektifi verilmiş dahi değil. Tüm AB  ülkelerindeki nüfusun yaklaşık üçte ikilik dilimi veya  daha çoğu, Romanya ile Bulgaristan'ın Birliğe 2007  yılında dahil olmasından sonra da genişlemenin devam  edeceğine inanıyor. Ancak anlaşılan Avrupalılar açısından belirsizliğini  koruyan husus, genişleme boyutunun nereye varacağıdır.  Türkiye'nin katılımı konusundaki somut sorular karşısında  sadece Britanya ve Hollandalılar çoğunluk olarak ülkenin  14 yıl içerisinde AB'ye girmesi gerektiği görüşünde. Yine  Büyük Britanya'daki bir çoğunluk o zamana kadar Ukrayna'nın  da Birliğe dahil olacağına inanıyor."  (20/09)

Aynı habere Die Presse gazetesinde de yer verilmektedir.

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Brüksel, Şafak'ın Beraatini Memnuniyetle Karşıladı, Ancak Ceza Kanununda Reform Yapılmasını İstedi": "Avrupa Komisyonu, Osmanlı İmparatorluğu sırasında Ermenilerin katledilmesi  konusundaki bir kitabında Türkleri aşağıladığı gerekçesiyle  yargılanan Türk romancı Elif Şafak'ın beraat ettirilmesini  memnuniyetle karşıladığını dile getirdi, ancak Türk Ceza  Kanunu’nda reform yapılması çağrısını da yineledi. AB'nin Genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn'in  sözcüsü Krisztina Nagy, ‘Komisyon yargının kararını  memnuniyetle karşılıyor, bu elbette iyi bir haber. Bu Türkiye'deki ifade özgürlüğü için önemli  bir risk olmaya devam ediyor’ açıklamasında bulundu ve Türk  yetkilileri Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi ve ‘diğer muğlak  maddelerini’ değiştirmeye çağırdı." (21/09)

Liberation: "Avrupa Birliği'nin Canını Sıkan Kıbrıs Konusu": "25'ler, Kıbrıs'ın tanınması konusunda Ankara ile  yaşanacak açık bir krizden kaçınmak istiyor. 25'ler, Ankara ile aralarının açılmasını istemiyor. Yaz öncesinde Avrupa Birliği, Türk limanlarının Kıbrıslı  gemi ve uçaklarına kapalı kalması durumunda, sonbahardan  itibaren ülkeyle katılım müzakerelerini askıya almaya  hazır görünüyordu; şimdi gerginlik hafiflemiş durumda.  Erdoğan hükümeti duymazlıktan gelmesine rağmen, Avrupa Komisyonu ile üye ülkeler, bir yandan Brüksel'de söylendiği  gibi ‘Türkiye üzerindeki baskıyı artırarak’, diğer yandan da kimsenin sonuçlarının nereye varacağını tahmin edemediği  bir krizin yaşanmasını önlemek için çözüm arayışında.  Avrupa Birliği, bu durumdan sorumlu olması sebebiyle daha  da sıkıntılı: Üyelerinden biri olan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni  tanımayan bir ülkeyle 2005 yılının  Ekim ayında müzakereleri başlatmayı kabul ederek, ipleri  Ankara'nın eline verdi. (…)" (Jean Quatremer, 21/09)

AFP: "Barroso: Türkiye, Taahhütlerini Yerine Getirmeli": "Avrupa Komisyonu Başkanı  Jose Manuel Durao Barroso, Ankara'nın Kıbrıs'a  uygulamayı reddettiği, AB ile Gümrük Birliği’ne ilişkin  taahhütlerini yerine getirmesi çağrısında bulundu. Euronews kanalına verdiği demeçte Barroso, ‘Türkiye'nin, taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğini anlayacağını ümit  ediyorum, özellikle Ankara Protokolü'nün yükümlülüklerini ki  bu da, Kıbrıs gemilerinin Türk limanlarına girişini güvence  altına almak demektir.’ dedi. Ancak Türkiye, tanımadığı Kıbrıs'a bu anlaşmayı  uygulamıyor ve AB'nin çağrılarına rağmen Kıbrıs  gemilerinin limanlarına girmesine izin vermiyor. Barroso, ‘Şimdilik, bize ulaşan bilgiler pek de  cesaret verici değil’ diye ekledi." (21/09)

 

İNGİLTERE BASINI:

Reuters: "Romanya'dan AB'ye: Türkiye'yi Reddetmeyin": "Romanya Cumhurbaşkanı Traian Basescu, yaptığı  açıklamada, Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin Birliğe katılım  çabalarını engellemesi halinde uzun vadede sonuçları ortaya  çıkacak bir hata yapacağını söyledi. Ülkesinin 1 Ocak 2007'de Birliğe katılmaya  hazırlandığı Basescu, Reuters'e verdiği mülakatta, Türkiye'nin  üyeliğini engellemenin, Batı ve İslamcı köktendinciler  arasında halihazırda yaşanan soğukluğu daha da artıracağını  ve Avrupa'nın güvenliğine zarar vereceğini söyledi. Basescu, ‘Biz Türkiye'nin üyeliğini destekliyoruz.  Türkiye'yi dışarıda bırakmak ülkenin İslamcı bir ülke  olmasına yol açacaktır.’ dedi." (Justyna Pawlak, Adam Jasser, 21/09)

 

İRAN BASINI:

Tahran Radyosu: "Türkiye'nin AB'ye Üyelik Sürecinde Karşı Karşıya Kaldığı Sorunlar": "Avrupalı liderler arasında, Türkiye'nin AB üyeliği  konusundaki tartışmalar hala devam ediyor. Bazı ülkeler  Türkiye'nin üyeliğini destekliyor, bazı ülkeler buna  karşı çıkıyor ve bazı diğer ülkeler ise Türkiye'nin, AB  ile imtiyazlı ortaklığını destekliyor. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve  Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin AB  ile entegrasyon sürecinin tek amacının tam üyelik olduğunu belirterek, Ankara'nın imtiyazlı ortaklık seçeneğini kabul  etmeyeceğini vurguladı. Görünen o ki, Türkiye'nin AB üyesi  olma yönündeki çabalarına rağmen, durum pek de bu ülkenin  lehine gelişmiyor. Türkiye'nin AB üyelik sürecinin  karşısındaki en önemli meselelerden biri, bu ülkenin  Müslüman bir ülke olması. Dini, tarihi ve kültürel farklılıklar, Türkiye'nin  AB'ye üyelik süreci karşısında ciddi engeller sayılıyor.  Bazı çevrelerin, Batı'da İslam karşıtlığını körükledikleri, İslam ile terörizmi eş anlamda göstermeye çalıştıkları bir  sırada, Türkiye'nin AB'ye üye olması da zorlaşmıştır. Zira  mevcut meseleler, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanlar için  uygun bahane oluşturuyor.  Bu arada, Türkiye için AB üyelik sürecinde önem taşıyan  bazı meseleler de hala çözümlenmedi." (21/09)

          

İSPANYA BASINI:

Europa Press: "Stoiber, Türk Liderlerin Papa'yı Eleştirilerinden Sonra Türkiye ile Katılım Müzakerelerinin Kesilmesini Teklif Etti": "Almanya'nın Bavyera eyaleti Başbakanı ve Hıristiyan  Sosyal Birliği'nin (CSU) lideri Edmund Stoiber, Türk  siyasi yöneticilerin Papa 16. Benedict'e karşı yaptığı  eleştirilere tepki olarak, Türkiye'nin AB'ye katılım  müzakerelerine son verilmesini teklif etti. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türk din  yetkilileri, 9-12 Eylül tarihleri arasındaki Almanya  ziyareti sırasında Regensburg Üniversitesi’nde söylediği  sözlerden dolayı Papa'nın aleni olarak özür dilemesini  talep ettiler. İktidardaki Türk partisinden bir siyasetçi, Papa'yı Hitler veya Mussolini ile kıyasladı. Edmund Stoiber de bu  durum karşısında, ‘şimdi Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  giriş şartlarına uygun olmadığını’ belirterek sinirlendi. Stoiber, ‘Türkiye, ne Avrupa'dır ne de bu kıtaya  aittir, çünkü bu ülke Batılı değerlerle kültürel ve  ruhani büyük bir farklılığa sahiptir’ diye vurguladı." (20/09)

 

İTALYA BASINI:

ANSA: "Hıristiyan Demokrat Parti (UDC) Lideri Casini: Erdoğan'ın, Papa'dan Özür Dilemesini İstemesi AB ile Bağdaşmaz": "Papa 16. Benedict'in Regensburg Üniversitesi'ndeki  konuşmasının ardından ortaya çıkan polemiklerin ele alındığı  Temsilciler Meclisi'ndeki özel oturumda (Question Time) söz  alan Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (UDC) lideri Pier  Ferdinando Casini, Başbakan Yardımcısı Rutelli'ye cevaben  yaptığı konuşmada, ‘Başbakan Erdoğan'ın, Papa'nın resmi  olarak özür dilemesi yönündeki talebi ile Türkiye'nin AB'ye  katılımı -ki buna yönelik olarak yürütülen müzakereler  askıya alınmalıdır-, arasında bir bağdaşmazlık vardır.’ dedi. Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin askıya  alınması gerektiğini belirten Edmund Stoiber'e de atıfta  bulunan Casini, ‘Evimize gelen biri, İslami fanatizme  psikolojik anlamda bir bağımlılık sergileyemez.’ dedi." (20/09)

 

YUNANİSTAN BASINI:

Eleftherotipia: "Türkiye'ye 'Yardım' için Ertelemeler... Başlangıç Olli Rehn'den": "AB Komisyonu'nun, Türkiye'nin katılım süreci raporunu  açıklanmasının 15 gün ertelenmesinin arkasında ne gizli?  Raporun, 24 Ekim yerine 8 Kasım'da sunulacağını açıklayan  Genişlemeden Sorumlu Komiser Olli Rehn'in sözcüsüne göre,  erteleme, organizasyona bağlı bazı nedenlere dayanıyor.  Sözcü, komisyonun genel gündeminde bazı değişiklikler  olduğunu ve kasım ayının ilk iki günündeki tatiller nedeniyle, ilerleme raporlarının Komisyon Genel Kurulu'nda 8 Kasım'da  görüşülmesine karar verildiğini söyledi. İlk bakışta açıklama mantıklı. Ancak konunun perde  arkasında ‘ayrıntılar’ gizli. Kısaca Ankara, Finlandiyalı  komiserden, 9. reform paketinin TBMM tarafından benimsenmesi  için zaman istedi. Çalışmalarına başlayan TBMM'de  ‘paketin’ benimsenmesi için bir ay gerekiyor. Olli Rehn, bu durumu gözönünde bulundurarak, raporun  görüşülmesi tarihini erteledi ve Ankara'ya bir yardım eli  uzattı. Birçok üye devlet gibi Finlandiyalı komiser de,  Türkiye ile ilişkilerin kopmasını arzu etmiyor. Bazı  reformların Türkiye tarafından benimsenmesi ve Ankara'nın  atacağı bazı olumlu adımlar, Komisyon'un ilerleme raporunu  ‘zenginleştirmesini’ sağlayacak. Tabii ki, Türk liman ve  havaalanlarının Kıbrıs gemi ve uçaklarına açılmasını  öngören Gümrük Birliği Protokolü'nün uygulanması söz  konusu değil. Brüksel, Ankara tarafından böyle bir hareket  beklemiyor. Söz konusu ertelenmeyle, Türkiye'nin katılım  sürecine ilişkin ‘ertelemeler dansı’ Brüksel'de başladı. Muhtemelen aralık ayındaki Zirve'de devam edecek."  (Kostas Moshonas, 20/09)

 

Eleftherotipia: "ABD: Lefkoşa'ya Baskı Yapın... Atina: Ankara'ya Baskı Yapın": "Washington, Türkiye'nin Gümrük Birliği’ni uygulayıp liman  ve havaalanlarını Kıbrıs'a açmayı kesin olarak reddetmesinden  dolayı, AB-Türkiye ilişkilerinde olası bir krizin yaşanmaması  için, Atina'ya ve onun vasıtasıyla Lefkoşa'ya baskı yapıyor. Dışişleri Bakan Yardımcısı Valinakis ile görüşen ABD  Dışişleri Bakan Müsteşarı Mat Bryza, Lefkoşa'nın, Türkiye'nin  AB yükümlülüklerini harfiyen uygulaması gerektiğini belirterek,  aksi takdirde müzakerelerin açılmasını engelleme kararının yumuşatılabilmesi için Kıbrıs Türklerine dair AB tüzükleriyle  ilgili Amerikan ‘fikirlerini’ Valinakis'e aktardı. Yunan diplomatik kaynaklarına göre Amerika, tüzükler  ve protokolün Ankara tarafından uygulanması konusunu tek  bir ‘paket’ olarak değil, AB-Türkiye çıkmazının önlenmesi  için iki ‘paralel uygulama’ olarak görüyor. Ancak şu anda  AB'nin Ankara'ya protokolü yıl sonuna kadar uygulaması  konusunda baskı yaptığına dair bir bilgi bulunmuyor. ABD'nin, Lefkoşa'nın Türkiye'nin katılım süreciyle  ilgili olarak Avrupa mekanizmalarını kullanmaya ilişkin  niyetine karşı olduğunu ve bu konudaki endişelerini  Valinakis'e ilettiği görülüyor. Elde edilen bilgilere  göre, hem Washington, hem Londra, hem de başarısızlığı yüklenmek istemeyen Dönem Başkanı Finlandiya, Türkiye'nin çıkmaza sürüklenmemesi için çabalarını birleştirmeye  çalışıyor. Diplomatik kaynaklara göre Valinakis, protokolü  uygulayıp liman ve havaalanlarını Lefkoşa'ya açmayı  reddeden Türkiye'nin, AB ile ilişkilerinin çıkmaza  sürüklenmemesi için, Kıbrıs'a karşı olumlu tavır  takınması konusunda Ankara'ya baskı yapmasını önerdi. ABD'nin, Ankara'ya protokolü uygulaması için baskı  yapıp yapmayacağı bilinmiyor. (…)" (Kira Adam, 21/09)

 

 

NOT: Bu bülten, 21 Eylül 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve  yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR