ABD BASINI:
AP: "Kıbrıs Cumhurbaşkanı: Türkiye AB Üyeliğinden Önce
Kıbrıs'ı Tanımalıdır": "Kıbrıs Cumhurbaşkanı
Tassos Papadopulos, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin bir Avrupa demokrasisi
olmasını istediğini ancak öncelikle Ankara'nın Avrupa Birliği'ne
Kıbrıs'ı tanıması yönünde söz vermesinde ısrar edeceğini söyledi.
Çekişmenin temeli, Ankara'nın, Türk limanlarını Kıbrıs'a açmasını
gerektiren Türkiye-AB Gümrük Birliği Anlaşmasını uygulamadaki
isteksizlinden kaynaklanıyor. Gümrük Birliği AB üyeleri arasında
malların serbest dolaşımına ilişkin anlaşmanın bir parçası. Papadopulos
BM Genel Kurulu dışında yaptığı açıklamada, ‘Kıbrıs, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne üyeliği konusunda sorun çıkarmamaktadır. Aksine, şimdi bir
kez daha yineliyorum, biz Türkiye'nin Avrupa'ya doğru yönelimini güçlü
bir şekilde destekleyen başlıca ülkeler arasındayız.’ dedi. Papadopulos
gazetecilere, ‘Ancak bunun çok önemli bir bedeli var o da Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne ve dolayısıyla Kıbrıs'a verdiği taahhütleri yerine
getirmesidir’ diye belirtti." (21/09)
AP: "İngiltere ve Galler Katolik Başpiskoposu, Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne Katılımının Uygun Olup Olmadığını Sorguladı":
"İngiltere ve Galler Katolik Başpiskoposu, nüfusunun
büyük bir bölümü Müslüman olan Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımının
uygun olup olmadığını sorguladı. Westminster Başpiskoposu Kardinal
Cormac Murphy O'Connor, Başbakan Tony Blair'in Türkiye'nin üyeliğini
güçlü bir şekilde savunmasını eleştirdi. Murphy O'Connor, BBC'ye verdiği
bir mülakatta, ‘Kültürlerin karışmasının iyi bir fikir olmadığına
dair başka bir görüş olabilir.’ dedi. ‘Özünde Hıristiyan olan bir
kıtanın’ büyük bir çoğunluğu Müslüman olan bir ülkenin Birliğe
katılmasını kabul etmekten bir fayda sağlayıp sağlamayacağını sorgulayan
Murphy O'Connor, ‘Aynı zamanda yüzde 70 Hıristiyan olduğunu söyleyen bu
ülke halkının duygularına tercüman oluyorum.’ dedi. Eski Canterbury
Başpiskoposu George Carey de, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusundaki
çekincelerini ifade etti. İngiliz din adamı, ‘Sanırım Türkiye'de hala
jüri sistemi yok. İfade özgürlüğü siciline bakıyorum, Türkiye'de
konuşmak isteyen yazarların bazıları hapiste. Daha çok yol katetmemiz
gerekiyor. Sorulması gereken sorular var.’ dedi."
(21/09)
ALMANYA BASINI:
Financial Times Deutschland: "Almanların Yarısı
Türkiye'nin AB'ye Gireceğini Düşünüyor":
"Almanların nerdeyse yarıya yakını, Türkiye ve Ukrayna'nın 15 yıl
içerisinde AB'ye üye olacağına inanıyor. Bu, Bertelsmann Vakfı'nın 13 AB
ülkesinde 10 bin kişiye sorarak oluşturduğu bir anketin sonucu. Anket,
Almanların beklentilerinin, genelde ‘eski Avrupa ülkeleri’nin
beklentileri ile örtüştüğünü, ancak Avrupa genelindeki ortalamaya göre,
sadece her üç kişiden birinin Türkiye ve Ukrayna'nın üye olabileceğine
inandığını gösteriyor." (Marina Zapf, 21/09)
Süddeutsche Zeitung: "Stoiber Türkiye'yi Eleştiriyor":
"CSU partisi, Papa'nın konuşmasına Türkiye'den gelen eleştirilere tepki
vererek, ülkenin AB üyeliğine karşı bir çıkış yaptı. CSU Genel Başkanı
Stoiber, partisinin Banz manastırında yaptığı bir toplantıda, ‘Türkiye
Avrupa'da değildir. Şu ana kadar yapılan müzakereler de hayal kırıklığı
yaratmıştır. Bu nedenle Türkiye ile yeni bir müzakere faslı
açılmamalıdır.’ dedi. SPD'den Rolf Mützenich ise, bu açıklama üzerine,
CSU partisinin koalisyon anlaşmasına saygı duyması gerektiğini ve CSU
Genel Başkanı’nın şayet müzakereleri durdurmak istiyorsa bu düşüncesinde
‘tek başına’ kaldığını söyledi." (21/09)
Nürnberger Zeitung: "Türkiye'ye Sert Eleştiriler...
Stoiber'in Haklı Öfkesi": "Edmund Stoiber'in
Türkiye'ye ve özellikle de iktidardaki Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik
taarruzunu sadece fırsatçılık olarak değerlendirmek işin kolayına kaçmak
olur. Papa'nın Regensburg'taki açıklamalarına Türklerden gelen tepki,
bir yandan Ankara'nın AB üyeliğine karşı uzun bir süredir biriktirilen
önyargıların açığa çıkmasına, bir yandan da Stoiber'in kendi
yetersizliklerini örtbas etmesine yarıyor. Başta Erdoğan olmak üzere Türk
dini yetkililer ve politikacılar, Papa'nın açıklamalarına verdikleri
sert tepkilerle göze çarptılar. Özellikle de bu kişilerin 16.
Benedict'in Muhammed Peygambere yönelttiği sözde hakaret içeren
sözlerden dolayı derhal özür dilemesini istemeleri, Avrupa'yla
bağdaşmayan, ifade özgürlüğü gibi temel demokratik değerler konusundaki
anlayışı ortaya koyuyor. Ancak bu, yeni bir olgu değil. İfade ve din
özgürlüğü veya kadın haklarına yönelik ihlaller -devletler hukuku ile
tarihi gerçeklerin çarpıtılmasını dile getirmiyoruz bile- Boğazlar
ülkesinde hala olağan seyrinde. Bu şartlar altında insan, Türk yönetimini
AB'ye çeken şeyin ne olduğunu soramadan edemiyor; hele kendi halkı bile
onları artık gönülsüzce takip ederken..." (Diethard
Prell, 21/09)
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Özel Bir Aday":
"Türkiye-AB ilişkilerini tasvir ederken, endişe verici bir şekilde
birbirlerine doğru gelen ve kaza yapmak üzere olan iki tren örneğinin
verilmesi hiç de hayra alamet değil. Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri
Rehn, bir süreden beri Kıbrıs sorununun çözülmemesi durumunda bir tren
kazasının yaşanabileceğini belirtiyor. Ancak AB ile yürütülen üyelik
müzakerelerini gölgeleyen, sadece Kıbrıs konusu değil. Bir yandan
Türkiye'de AB üyeliğine verilen desteğin azalması, diğer yandan da AB
içindeki genişleme yorgunluğu bu ilişkiyi olumsuz etkiliyor. Esasen
bunların hepsi yüzeysel konular. İslami bir parti tarafından yönetilen
laik Türkiye'nin ‘özel bir vaka’ olduğu ve bu ülkenin katılım
perspektifinin bu nedenle sürekli günlük politikaya ilişkin engellerle
zora sokulduğu ve tartışmalar çıktığı doğrudur. Örneğin: Fransa
İçişleri Bakanı Sarkozy'nin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı dile
getirdikleri, Ankara'da büyük yankı uyandırıyor. Zira Türk politikacılar
bu söylemelerin katılım müzakerelerini sekteye uğratmak amacıyla
bilinçli olarak dile getirildiğini düşünüyor. Diğer yandan Türkiye'de de
gelecek yıl seçimler yapılacak. Türk Hükümeti’nin bu nedenle de Kıbrıs
konusunda uzlaşmaz bir tavır sergilediği düşünülüyor. Türkiye, tarihi,
dini, toplumsal ve siyasi gelenekleri itibarıyla özel bir konuma sahip
olduğu için katılım müzakereleri sürdükçe büyük çalkantılar yaşanması
kaçınılmaz. Türkiye, sahip olduğu bu özellikleri nedeniyle, diğer aday
ülkelerden farklı bir muameleye tabi tutulmaktadır, aksi de mümkün
değildir. Türkiye konusundaki tutum, Fransa'nın riyakarlığı yahut
Avrupa'da yaygın olduğu ileri sürülen Türk düşmanlığından değil, tarihi
ve siyasi farklılıklardan ve hassasiyetlerden kaynaklanmaktadır.
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanlar, AB üyeliği için AB Türkiye ile
AB arasında yeterli ölçüde ortak nokta bulunmadığını ve Türkiye'nin
stratejik konumun da bu eksikliği giderecek kadar önemli olmadığını
belirtiyor. Ancak ortak noktalar ‘ayrıcalıklı ortaklık’ için kesinlikle
yeterli görülebilir." (Klaus-Dieter
Frankenberger, 21/09)
AVUSTURYA BASINI:
Oberösterreichische Nachrichten: "Avrupalılar Türkiye'den
Ziyade Ukrayna'yı AB'de Görüyor": "Avrupalılar,
Türkiye'den ziyade Ukrayna'yı gelecekte AB'de görüyor. Ancak çoğunluk,
bu iki ülkeden birinin 2020 yılına kadar AB'ye girebileceğine inanmıyor.
Bertelsmann Vakfı'nın bir kamuoyu araştırmasına göre, Avusturya'dan
ankete katılanların yüzde 84'ünün Romanya ve Bulgaristan'ın AB'ye
katılımı sonrasında Birliğin büyümeyi sürdüreceğinden emin
göründüklerini gösteriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 35'i
Türkiye'nin 2020 yılına kadar AB'ye tam üye olabileceğine ihtimal
veriyor. Buna karşın yüzde 37'lik bir oran ise aynı zaman diliminde
Ukrayna'nın AB'ye tam üye olmasına kesin gözüyle bakıyor. Avusturya'daki
yoklamalara göre yüzde 34 Türkiye'yi gelecekte, yüzde 35 de Ukrayna'yı
orta vadede AB üyesi olarak görüyor. AB, 2005 yılından beri Ankara'yla
üyelik üzerine müzakerelerde bulunurken, Ukrayna'ya şu ana kadar bir
üyelik perspektifi verilmiş dahi değil. Tüm AB ülkelerindeki nüfusun
yaklaşık üçte ikilik dilimi veya daha çoğu, Romanya ile Bulgaristan'ın
Birliğe 2007 yılında dahil olmasından sonra da genişlemenin devam
edeceğine inanıyor. Ancak anlaşılan Avrupalılar açısından belirsizliğini
koruyan husus, genişleme boyutunun nereye varacağıdır. Türkiye'nin
katılımı konusundaki somut sorular karşısında sadece Britanya ve
Hollandalılar çoğunluk olarak ülkenin 14 yıl içerisinde AB'ye girmesi
gerektiği görüşünde. Yine Büyük Britanya'daki bir çoğunluk o zamana
kadar Ukrayna'nın da Birliğe dahil olacağına inanıyor." (20/09)
Aynı habere Die Presse gazetesinde de yer
verilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP: "Brüksel, Şafak'ın Beraatini Memnuniyetle Karşıladı,
Ancak Ceza Kanununda Reform Yapılmasını İstedi":
"Avrupa Komisyonu, Osmanlı İmparatorluğu sırasında Ermenilerin
katledilmesi konusundaki bir kitabında Türkleri aşağıladığı
gerekçesiyle yargılanan Türk romancı Elif Şafak'ın beraat ettirilmesini
memnuniyetle karşıladığını dile getirdi, ancak Türk Ceza Kanunu’nda
reform yapılması çağrısını da yineledi. AB'nin Genişlemeden sorumlu
Komiseri Olli Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy, ‘Komisyon yargının
kararını memnuniyetle karşılıyor, bu elbette iyi bir haber. Bu
Türkiye'deki ifade özgürlüğü için önemli bir risk olmaya devam ediyor’
açıklamasında bulundu ve Türk yetkilileri Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi
ve ‘diğer muğlak maddelerini’ değiştirmeye çağırdı."
(21/09)
Liberation: "Avrupa Birliği'nin Canını Sıkan Kıbrıs
Konusu": "25'ler, Kıbrıs'ın tanınması konusunda
Ankara ile yaşanacak açık bir krizden kaçınmak istiyor. 25'ler, Ankara
ile aralarının açılmasını istemiyor. Yaz öncesinde Avrupa Birliği, Türk
limanlarının Kıbrıslı gemi ve uçaklarına kapalı kalması durumunda,
sonbahardan itibaren ülkeyle katılım müzakerelerini askıya almaya hazır
görünüyordu; şimdi gerginlik hafiflemiş durumda. Erdoğan hükümeti
duymazlıktan gelmesine rağmen, Avrupa Komisyonu ile üye ülkeler, bir
yandan Brüksel'de söylendiği gibi ‘Türkiye üzerindeki baskıyı
artırarak’, diğer yandan da kimsenin sonuçlarının nereye varacağını
tahmin edemediği bir krizin yaşanmasını önlemek için çözüm arayışında.
Avrupa Birliği, bu durumdan sorumlu olması sebebiyle daha da sıkıntılı:
Üyelerinden biri olan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımayan bir ülkeyle 2005
yılının Ekim ayında müzakereleri başlatmayı kabul ederek, ipleri
Ankara'nın eline verdi. (…)" (Jean Quatremer, 21/09)
AFP: "Barroso: Türkiye, Taahhütlerini Yerine Getirmeli":
"Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso, Ankara'nın
Kıbrıs'a uygulamayı reddettiği, AB ile Gümrük Birliği’ne ilişkin
taahhütlerini yerine getirmesi çağrısında bulundu. Euronews kanalına
verdiği demeçte Barroso, ‘Türkiye'nin, taahhütlerini yerine getirmesi
gerektiğini anlayacağını ümit ediyorum, özellikle Ankara Protokolü'nün
yükümlülüklerini ki bu da, Kıbrıs gemilerinin Türk limanlarına girişini
güvence altına almak demektir.’ dedi. Ancak Türkiye, tanımadığı Kıbrıs'a
bu anlaşmayı uygulamıyor ve AB'nin çağrılarına rağmen Kıbrıs
gemilerinin limanlarına girmesine izin vermiyor. Barroso, ‘Şimdilik, bize
ulaşan bilgiler pek de cesaret verici değil’ diye ekledi."
(21/09)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "Romanya'dan AB'ye: Türkiye'yi Reddetmeyin":
"Romanya Cumhurbaşkanı Traian Basescu, yaptığı açıklamada, Avrupa
Birliği'nin Türkiye'nin Birliğe katılım çabalarını engellemesi halinde
uzun vadede sonuçları ortaya çıkacak bir hata yapacağını söyledi.
Ülkesinin 1 Ocak 2007'de Birliğe katılmaya hazırlandığı Basescu,
Reuters'e verdiği mülakatta, Türkiye'nin üyeliğini engellemenin, Batı ve
İslamcı köktendinciler arasında halihazırda yaşanan soğukluğu daha da
artıracağını ve Avrupa'nın güvenliğine zarar vereceğini söyledi. Basescu,
‘Biz Türkiye'nin üyeliğini destekliyoruz. Türkiye'yi dışarıda bırakmak
ülkenin İslamcı bir ülke olmasına yol açacaktır.’ dedi." (Justyna
Pawlak, Adam Jasser, 21/09)
İRAN BASINI:
Tahran Radyosu: "Türkiye'nin AB'ye Üyelik Sürecinde Karşı
Karşıya Kaldığı Sorunlar": "Avrupalı liderler
arasında, Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki tartışmalar hala devam
ediyor. Bazı ülkeler Türkiye'nin üyeliğini destekliyor, bazı ülkeler
buna karşı çıkıyor ve bazı diğer ülkeler ise Türkiye'nin, AB ile
imtiyazlı ortaklığını destekliyor. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve
Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin AB ile entegrasyon sürecinin tek
amacının tam üyelik olduğunu belirterek, Ankara'nın imtiyazlı ortaklık
seçeneğini kabul etmeyeceğini vurguladı. Görünen o ki, Türkiye'nin AB
üyesi olma yönündeki çabalarına rağmen, durum pek de bu ülkenin lehine
gelişmiyor. Türkiye'nin AB üyelik sürecinin karşısındaki en önemli
meselelerden biri, bu ülkenin Müslüman bir ülke olması. Dini, tarihi ve
kültürel farklılıklar, Türkiye'nin AB'ye üyelik süreci karşısında ciddi
engeller sayılıyor. Bazı çevrelerin, Batı'da İslam karşıtlığını
körükledikleri, İslam ile terörizmi eş anlamda göstermeye çalıştıkları
bir sırada, Türkiye'nin AB'ye üye olması da zorlaşmıştır. Zira mevcut
meseleler, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanlar için uygun bahane
oluşturuyor. Bu arada, Türkiye için AB üyelik sürecinde önem taşıyan
bazı meseleler de hala çözümlenmedi." (21/09)
İSPANYA BASINI:
Europa Press: "Stoiber, Türk Liderlerin Papa'yı
Eleştirilerinden Sonra Türkiye ile Katılım Müzakerelerinin Kesilmesini
Teklif Etti": "Almanya'nın Bavyera eyaleti
Başbakanı ve Hıristiyan Sosyal Birliği'nin (CSU) lideri Edmund Stoiber,
Türk siyasi yöneticilerin Papa 16. Benedict'e karşı yaptığı
eleştirilere tepki olarak, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerine son
verilmesini teklif etti. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve
Türk din yetkilileri, 9-12 Eylül tarihleri arasındaki Almanya ziyareti
sırasında Regensburg Üniversitesi’nde söylediği sözlerden dolayı
Papa'nın aleni olarak özür dilemesini talep ettiler. İktidardaki
Türk partisinden bir siyasetçi, Papa'yı Hitler veya Mussolini ile
kıyasladı. Edmund Stoiber de bu durum karşısında, ‘şimdi Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne giriş şartlarına uygun olmadığını’ belirterek
sinirlendi. Stoiber, ‘Türkiye, ne Avrupa'dır ne de bu kıtaya
aittir, çünkü bu ülke Batılı değerlerle kültürel ve ruhani büyük bir
farklılığa sahiptir’ diye vurguladı." (20/09)
İTALYA BASINI:
ANSA: "Hıristiyan Demokrat Parti (UDC) Lideri Casini:
Erdoğan'ın, Papa'dan Özür Dilemesini İstemesi AB ile Bağdaşmaz":
"Papa 16. Benedict'in Regensburg Üniversitesi'ndeki konuşmasının
ardından ortaya çıkan polemiklerin ele alındığı Temsilciler
Meclisi'ndeki özel oturumda (Question Time) söz alan Hıristiyan Demokrat
Birlik Partisi (UDC) lideri Pier Ferdinando Casini, Başbakan Yardımcısı
Rutelli'ye cevaben yaptığı konuşmada, ‘Başbakan Erdoğan'ın, Papa'nın
resmi olarak özür dilemesi yönündeki talebi ile Türkiye'nin AB'ye
katılımı -ki buna yönelik olarak yürütülen müzakereler askıya
alınmalıdır-, arasında bir bağdaşmazlık vardır.’ dedi. Türkiye'nin AB'ye
katılım müzakerelerinin askıya alınması gerektiğini belirten Edmund
Stoiber'e de atıfta bulunan Casini, ‘Evimize gelen biri, İslami
fanatizme psikolojik anlamda bir bağımlılık sergileyemez.’ dedi."
(20/09)
YUNANİSTAN BASINI:
Eleftherotipia: "Türkiye'ye 'Yardım' için Ertelemeler...
Başlangıç Olli Rehn'den": "AB Komisyonu'nun,
Türkiye'nin katılım süreci raporunu açıklanmasının 15 gün ertelenmesinin
arkasında ne gizli? Raporun, 24 Ekim yerine 8 Kasım'da sunulacağını
açıklayan Genişlemeden Sorumlu Komiser Olli Rehn'in sözcüsüne göre,
erteleme, organizasyona bağlı bazı nedenlere dayanıyor. Sözcü,
komisyonun genel gündeminde bazı değişiklikler olduğunu ve kasım ayının
ilk iki günündeki tatiller nedeniyle, ilerleme raporlarının Komisyon
Genel Kurulu'nda 8 Kasım'da görüşülmesine karar verildiğini söyledi. İlk
bakışta açıklama mantıklı. Ancak konunun perde arkasında ‘ayrıntılar’
gizli. Kısaca Ankara, Finlandiyalı komiserden, 9. reform paketinin TBMM
tarafından benimsenmesi için zaman istedi. Çalışmalarına başlayan
TBMM'de ‘paketin’ benimsenmesi için bir ay gerekiyor. Olli Rehn, bu
durumu gözönünde bulundurarak, raporun görüşülmesi tarihini erteledi ve
Ankara'ya bir yardım eli uzattı. Birçok üye devlet gibi Finlandiyalı
komiser de, Türkiye ile ilişkilerin kopmasını arzu etmiyor. Bazı
reformların Türkiye tarafından benimsenmesi ve Ankara'nın atacağı bazı
olumlu adımlar, Komisyon'un ilerleme raporunu ‘zenginleştirmesini’
sağlayacak. Tabii ki, Türk liman ve havaalanlarının Kıbrıs gemi ve
uçaklarına açılmasını öngören Gümrük Birliği Protokolü'nün uygulanması
söz konusu değil. Brüksel, Ankara tarafından böyle bir hareket
beklemiyor. Söz konusu ertelenmeyle, Türkiye'nin katılım sürecine
ilişkin ‘ertelemeler dansı’ Brüksel'de başladı. Muhtemelen aralık
ayındaki Zirve'de devam edecek." (Kostas
Moshonas, 20/09)
Eleftherotipia: "ABD: Lefkoşa'ya Baskı Yapın... Atina:
Ankara'ya Baskı Yapın": "Washington,
Türkiye'nin Gümrük Birliği’ni uygulayıp liman ve havaalanlarını Kıbrıs'a
açmayı kesin olarak reddetmesinden dolayı, AB-Türkiye ilişkilerinde
olası bir krizin yaşanmaması için, Atina'ya ve onun vasıtasıyla
Lefkoşa'ya baskı yapıyor. Dışişleri Bakan Yardımcısı Valinakis ile
görüşen ABD Dışişleri Bakan Müsteşarı Mat Bryza, Lefkoşa'nın,
Türkiye'nin AB yükümlülüklerini harfiyen uygulaması gerektiğini
belirterek, aksi takdirde müzakerelerin açılmasını engelleme kararının
yumuşatılabilmesi için Kıbrıs Türklerine dair AB tüzükleriyle ilgili
Amerikan ‘fikirlerini’ Valinakis'e aktardı. Yunan diplomatik kaynaklarına
göre Amerika, tüzükler ve protokolün Ankara tarafından uygulanması
konusunu tek bir ‘paket’ olarak değil, AB-Türkiye çıkmazının önlenmesi
için iki ‘paralel uygulama’ olarak görüyor. Ancak şu anda AB'nin
Ankara'ya protokolü yıl sonuna kadar uygulaması konusunda baskı
yaptığına dair bir bilgi bulunmuyor. ABD'nin, Lefkoşa'nın Türkiye'nin
katılım süreciyle ilgili olarak Avrupa mekanizmalarını kullanmaya
ilişkin niyetine karşı olduğunu ve bu konudaki endişelerini Valinakis'e
ilettiği görülüyor. Elde edilen bilgilere göre, hem Washington, hem
Londra, hem de başarısızlığı yüklenmek istemeyen Dönem Başkanı
Finlandiya, Türkiye'nin çıkmaza sürüklenmemesi için çabalarını
birleştirmeye çalışıyor. Diplomatik kaynaklara göre Valinakis,
protokolü uygulayıp liman ve havaalanlarını Lefkoşa'ya açmayı reddeden
Türkiye'nin, AB ile ilişkilerinin çıkmaza sürüklenmemesi için, Kıbrıs'a
karşı olumlu tavır takınması konusunda Ankara'ya baskı yapmasını önerdi.
ABD'nin, Ankara'ya protokolü uygulaması için baskı yapıp yapmayacağı
bilinmiyor. (…)" (Kira Adam, 21/09)
NOT:
Bu bülten, 21 Eylül 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR