26.09.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

Frankfurter Rundschau: "Anketler, Avrupalı Politikacıların Endişeli Olduğunu Ortaya Çıkarıyor": "Avrupalılar, Avrupa coşkusunu yitirdiler ve başlangıçta  genişlemeden dolayı yaşanan sevinç de kayboldu. Bütün kamuoyu  yoklamaları şunu ortaya koyuyor: AB vatandaşları, olsa olsa  sadece bankalar ülkesi İsviçre veya Norveçli petrol  şeyhlerini AB'de görmekten memnun olacaklar. Ancak katılımı  arzulanan bu zengin adayların ikisi de üyeliği istemiyor. Bunun yerine, Avrupalıların evine, cebi boş olanlar  geliyor. Önce Bulgaristan ve Romanya, ardından Balkanlar'ın  eski savaş ülkeleri ve ufukta, Türkler seyahate hazırlanıyor.  Türklerin üyelik perspektifine yönelik korkular olmasa,  Doğu'ya doğru büyük genişleme sonrasında üye olacakların  başına gelecekleri anlamak mümkün olmazdı. Örneğin  Bulgaristan AB'nin ilk ‘ikinci sınıf’ üyesi olabilir.  Koruyucu maddeler yüzünden yeni üye, birçok hak ve mali  yardımdan faydalanamayacak. Romanya da benzer durumda. AB'nin katılım kriterlerini  ne denli ciddiye aldığını canlı obje üzerinde gösterdiği  Türkiye olmasaydı, bazı konularda belki de daha rahat  olunabilirdi. Şimdi ise yolsuzluk, örgütlü suç ve resmi  makamlardaki rezalet, yeni üyenin ciddi sorunlarını  oluşturuyor." (Jörg Reckmann, 25/09)

 

Welt Am Sonntag: "Papa İstediğini Söyleyebilir":

"(…)

            SORU: İslamcılara karşı bir savaşın içinde miyiz?

            BARROSO: ‘Hedefimiz çağdaşlığınıza son vermektir’  diyen radikaller var. Bunların ciddiye alınması  gerektiğini düşünüyorum. İçlerinden bazıları, bizim  üniversitelerimizde öğrenim görmüş yüksek tahsilli  kişiler. Buna rağmen açık toplumumuzdan, özgürlükçü  ekonomik sistemimizden nefret ediyorlar. Bunun için  kendilerini bile öldürmeye hazır olanların, bizi de  öldürmeye hazır olduklarına inanmıyor musunuz?

            SORU: Peki bu durumda ne yapabiliriz?

            BARROSO: Buna ortak bir yanıt vermemiz gerekiyor.  Bu güvenlik alanını olduğu gibi kültürel ve siyasi  alanı da ilgilendiriyor. Değerlerimizi savunmamız  gerekiyor. Tıpkı hangi siyasi renkten olursa olsunlar,  Avrupa'daki radikalizmle yaptığımız gibi, İslam  dünyasındaki çoğunluğu oluşturan ılımlı liderleri de bu  radikalizmle aralarına belirli bir mesafe koymaları için  cesaretlendirmeliyiz.

            SORU: Türkiye'nin AB üyeliğinin bunda ne gibi etkisi  olurdu?

            BARROSO: Bu varsayıma dayanan bir soru. Türkiye şu  aşamada daha üye değil ve kısa vadede de üyelik söz  konusu değil. AB üye devletleri oybirliğiyle katılım  müzakerelerini başlatma kararı aldılar. Bu süreç zaman  gerektiriyor, sonuç henüz açık. Kasım ayında bununla  ilgili olarak bir ilerleme raporu açıklanacak ve ben bu  raporun, Türkiye'nin olası AB üyeliği yolunda hangi  ölçüde ilerleme kaydettiği ya da kaydetmediği konusunda  objektif ve adil olacağına söz veriyorum." (Margaret Heckel, Miriam Holstein,  AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile  yapılan mülakat, 24/09)

 

AVUSTURYA BASINI:

Kurier: "Avrupa'ya İlişkin Görüşler": 

            "SORU: Türkiye Avrupa Birliği üyesi olmalı mı?

            SCHÜSSEL (ÖVP): Ucu açık müzakereleri kabul ettirdik.  Müzakerelerin neticesi, AB'nin hazmetme gücüne ve  Türkiye'ye bağlı. Ondan sonra da kararı halk oylaması ile  Avusturyalılar verecek.

            GUSENBAUER (SPÖ): Türkiye'nin AB'ye üye olup  olamayacağı, hem AB'ye hem de Türkiye'nin kendisine bağlı.  AB'nin hazmetme gücünün olması, Türkiye'nin de Avrupa  olgunluğuna gelmesi gerekiyor.

            STRACHE (FPÖ): Hayır. FPÖ AB'ye katılımı reddeden tek  parti. Türkiye ne coğrafi, ne de kültürel açıdan Avrupa'ya  dahil değil. Katılımı ne Avusturya, ne de AB kaldırabilir.

            VAN DER BELLEN (YEŞİLLER): Katılım konusunda bir karar  ancak 10-15 yıla kadar müzakerelerin sonucu belli olduktan  sonra verilebilir. Yeşiller şartların yerine getirilmesi  halinde katılımdan yana.

            WESTENTHALER (BZÖ): Biz katılıma karşı, ancak ortaklığın  başka bir şeklinden yana olan tek fraksiyonuz. Türkiye gerekli  istikrardan çok uzakta.

            MESSNER (KPÖ): Türkiye'nin AB üyesi olup olmamasına,  geniş çaplı ve objektif bir şekilde bilgilendirildikten  sonra Türk halkı karar vermeli. Eğer onlar onaylarsa, KPÖ de  katılımdan yana olacaktır.

            MARTİN (MARTİN LİSTESİ): Hayır. AB daha şimdiden çok  genişlemiş durumda. Müzakerelerin sonuçlanması halinde  bağlayıcı bir halk oylaması istiyoruz, Başbakanın vaadi  yeterli değil." (25/09)

Kurier: "Avrupa Konusunda Hiç Zorluk Çekmiyoruz":

            "SORU: SPÖ, genişleme ve Türkiye'nin katılımı  konularında, Avrupa aleyhinde beyanlarda bulunmakta sağcı  partilerle adeta yarış yapıyor. Neden?

            GUSENBAUER: Biz kendimizi sağcı partilere rakip gibi  görmüyoruz. Yapısal açıdan uygun şartlara haiz olmayan bir  AB için genişleme, kumar oynamaya benzer. Yeni bir genişleme  dinamizminin tehlikeli olacağı görüşündeyim. Türkiye'ye  gelince, ülkedeki insan hakları kabul edilemeyecek durumda.  Türk vatandaşları Avusturya'dan sığınma talebinde bulunduğu  ve bu talep kabul edildiği sürece, Türkiye AB üyesi olamaz.

            SORU: Peki Türkiye müzakerelerin bitiminde bütün  şartları yerine getirirse ?

            GUSENBAUER: Henüz böyle bir belirti yok. Türkiye AB  olgunluğunda değil, AB ise katılımı hazmedecek olgunlukta  değil." (Margaretha Kopeinig,  SPÖ Başkanı Alfred Gusenbauer ile  yapılan mülakat, 24/09)

           

FRANSA BASINI:

AFP: "Villepin, Gümrük Birliği Anlaşması’na Uyulmaması Konusunda Uyarıda Bulundu": "Fransa Başbakanı Dominique  de Villepin, Brüksel'de yaptığı açıklamada, Türkiye'nin  Gümrük Birliği Anlaşması'na uymayarak liman ve havaalanlarını  Kıbrıs'a açmaması konusunda uyarıda bulundu. Villepin açıklamasında, Türkiye'nin bu konudaki  yükümlülüklerini 2006 yılının sonuna kadar yerine  getirmemesi durumunda, Ankara yönetimi ile müzakerelerin  askıya alınması taraftarı olup olmadığı konusunda bilgi  vermedi. Villepin, Brüksel'de düzenlediği basın toplantısında,  ‘Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmek zorunda olduğunu  anlaması gerekmektedir. Halihazırdaki duruma temkinli  yaklaşıyoruz. Ancak sözlerini yerine getirmemesi durumunda  bu ülkeye karşı önlemler alabiliriz.’ dedi." (25/09)       

AFP: "Türk Ordusu İslamcı Tehdidi Öne Sürerek AB'ye Cevap Verdi": "Türk Ordusu, siyasi  hayata fazla müdahale ettiğine yönelik AB suçlamalarına,  İslamcılığın yükselmesi karşısında laikliğin koruyucusu  olduğunu belirterek cevap verdi. Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ, Kara Harp  Okulu'nda yaptığı konuşmada, ‘Orduyu siyasete müdahale  etmekle suçluyorlar ve anayasal düzenin temel  prensiplerine karşı gerçekleştirilen saldırılar karşısında  kayıtsız kalmasını istiyorlar.’ dedi. Başbuğ ayrıca, ‘Türk Silahlı Kuvvetleri ulus devlet,  üniter devlet ve laik devletin korunmasını sağlamıştır ve  bunu yapmaya devam edecektir’ şeklinde konuştu. Başbuğ bu konuşmasıyla Kretschmer'e cevap veriyordu.  Avrupa Komisyonu’nun Türkiye temsilcisi Hansjoerg Kretschmer  geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, Silahlı Kuvvetlerin  sivil konularda etki sahibi olmaya ve her türlü kontrolün  dışında kalmaya devam ettiği sürece Türkiye'nin AB'nin  demokratik normlarına uymayı başaramayacağını düşündüğünü  belirtti.  Kretschmer, ‘Tüm kamu kurumlarının kontrolü, demokratik  sistemlerde kilit bir öğedir’ dedi ve AB'ye üyelik sürecinde  Türkiye'nin orduyu sivillerin kontrolüne bırakması gerektiği  konusu üzerinde ısrarla durdu." (25/09)

           

SUUDİ ARABİSTAN BASINI:

Arab News: "Papa, Türkiye ve AB Üyeliği": "’Gelmeli mi, gelmemeli mi?’ Bu, Papa 16. Benedict'in  kasım ayında yapması planlanan ziyaret ekseninde  Türkiye'de halihazırdaki sıcak tartışmanın merkezinde  yer alan soru. Tartışmayı tetikleyen olay, Papa'nın Almanya'da yaptığı  konuşmasında Ortaçağ Bizans İmparatorunun İslam'ı ‘şer ve  şiddet’ bağlamında tarif ettiği sözlerinden yaptığı alıntı  oldu. İslam hakkındaki şahsi görüşlerini açıklamaktan  sakınıyorsa bile Papa'nın açıkça ifade ettiği bir mesele  var: Yeterince Avrupalı olmadığından dolayı Türkiye, Avrupa  Birliği’ne üye olamaz. Papa'nın Türkiye'ye gelmesini hala  arzu edenler ise Benedict'in gelmesi ve kendi gözleriyle  görmesi halinde, bir ihtimal, fikrini değiştirebileceğini  umuyorlar.  Papa'nın, Türkiye'nin AB'ye katılımıyla ilgili  tutumu hakkında en azından üç tane sorun mevcut. Öncelikle  Papa, AB'yi sadece siyasi ve ekonomik bir birlik olarak  değil de -önerilen AB Anayasası’nda, Hıristiyanlığa dair  hiçbir atıfta bulunulmamasına karşın- bir Hıristiyan kulübü  olarak addediyor. Her halükarda Avrupa'yı bütünüyle  Hıristiyanlıktan müteşekkil bir alan olarak görmek, tahminen  50 milyona yaklaşan Müslümanı, nerdeyse iki milyon Yahudiyi  ve başka inançlara sahip milyonları dışlamak anlamına gelir.  Bunların da ötesinde doğumlarından itibaren Hıristiyan olan  Avrupalıların bile çoğunluğu günümüzde "din"i, kimliklerinin  belirleyici bir unsuru olarak görmeyecek kadar laik. Avrupalıların pek çoğu, Avrupa'yı, hayatın; hukukun  üstünlüğü, çoğulcu demokrasi, açık piyasalar ve vicdan  hürriyeti temelinde şekillendiği bir yer olarak tarif  edecektir. Bu bağlamda Türkiye, AB'ye üye olabilmek için  yeterince Avrupalıdır. Papa'nın, Türkiye'nin AB'ye katılımıyla ilgili  tutumu açısından ikinci sorun ise farazi olan ile  varolanın karıştırılması. (…) Sonuç itibarıyla Papa'nın Türkiye ile ilgili  tutumunun arkasında oldukça geniş imalar mevcut.  Bunlardan birisi; farklı inançlara sahip uluslar ortak  bir siyasi, ekonomik ve kültürel alanı paylaşamazlar ve  bu çeşit dünyevi meselelerle uğraşmak adına laik ittifaklar  kuramazlar. Elbette bu durum, temel prensiplerden kilise  ile devletin ayrılığının ihlalidir. Bir diğeri ise,  Avrupa'nın tüm tarihi, genelde Türklerin özellikle de  Osmanlıların, Avrupa kültürünün şekillenmesine etkileri  yok sayılarak yeniden yazılmalıdır."   (Amir Taheri, 25/09)

 

YUNANİSTAN BASINI:

Antenna TV: "Türkiye'nin Avrupai Geleceği Konusunda Kötümserler": "Bertelsman Vakfı tarafından 13 AB üyesi ülkede yapılan kamuoyu araştırmasından çıkan sonuçlara göre, Avrupalıların sadece yüzde 37'si Türkiye'nin 2020'de tam AB üyesi  olabileceğine inanıyor. 1 Ağustos-4 Eylül tarihlerini kapsıyan araştırmaya,  Belçika, Almanya, Finlandiya, Fransa, Büyük Britanya,  İtalya, Hollanda, Avusturya, İspanya, Litvanya, Polonya,  Slovakya ve Macaristan'dan 12 bin kişi katıldı. Araştırmaya katılan eski AB üyesi 15 ülkenin dokuzunda, katılımcıların sadece yüzde 44'ü Türkiye'nin 2020 yılında  tam AB üyesi olabileceği yönünde görüş bildirirken, 10 yeni  üye ülkenin dördünde ise bu oran sadece yüzde 20. Kamuoyu araştırmasının yapıldığı 13 ülkede, Türkiye'nin üyeliğine inananlar, sadece Büyük Britanya ve Hollanda'da çoğunlukta. Büyük Britanya'da katılımcıların yüzde 58'i Hollanda'da ise yüzde 53'ü 2020 yılına kadar Türkiye'nin tam üye olacağına inanıyor. Türkiye'nin üyeliğine inanmayanların ise en büyük çoğunluğu Slovaklar. Slovak katılımcıların sadece yüzde 13'ü Türkiye'nin tam üyeliğine inanırken onları  yüzde 17 ile Polonya ve Litvanyalılar izliyor." (25/09)

 

NOT: Bu bülten, 25 Eylül 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve  yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

ESKİ SAYILAR