ALMANYA BASINI:
Frankfurter Rundschau: "Anketler, Avrupalı
Politikacıların Endişeli Olduğunu Ortaya Çıkarıyor":
"Avrupalılar, Avrupa coşkusunu yitirdiler ve başlangıçta genişlemeden
dolayı yaşanan sevinç de kayboldu. Bütün kamuoyu yoklamaları şunu
ortaya koyuyor: AB vatandaşları, olsa olsa sadece bankalar ülkesi
İsviçre veya Norveçli petrol şeyhlerini AB'de görmekten memnun
olacaklar. Ancak katılımı arzulanan bu zengin adayların ikisi de
üyeliği istemiyor. Bunun yerine, Avrupalıların evine, cebi boş olanlar
geliyor. Önce Bulgaristan ve Romanya, ardından Balkanlar'ın eski savaş
ülkeleri ve ufukta, Türkler seyahate hazırlanıyor. Türklerin üyelik
perspektifine yönelik korkular olmasa, Doğu'ya doğru büyük genişleme
sonrasında üye olacakların başına gelecekleri anlamak mümkün olmazdı.
Örneğin Bulgaristan AB'nin ilk ‘ikinci sınıf’ üyesi olabilir. Koruyucu
maddeler yüzünden yeni üye, birçok hak ve mali yardımdan
faydalanamayacak. Romanya da benzer durumda. AB'nin katılım
kriterlerini ne denli ciddiye aldığını canlı obje üzerinde gösterdiği
Türkiye olmasaydı, bazı konularda belki de daha rahat olunabilirdi.
Şimdi ise yolsuzluk, örgütlü suç ve resmi makamlardaki rezalet, yeni
üyenin ciddi sorunlarını oluşturuyor." (Jörg Reckmann, 25/09)
Welt Am Sonntag: "Papa İstediğini Söyleyebilir":
"(…)
SORU: İslamcılara karşı bir savaşın içinde miyiz?
BARROSO: ‘Hedefimiz çağdaşlığınıza son vermektir’
diyen radikaller var. Bunların ciddiye alınması gerektiğini
düşünüyorum. İçlerinden bazıları, bizim üniversitelerimizde öğrenim
görmüş yüksek tahsilli kişiler. Buna rağmen açık toplumumuzdan,
özgürlükçü ekonomik sistemimizden nefret ediyorlar. Bunun için
kendilerini bile öldürmeye hazır olanların, bizi de öldürmeye hazır
olduklarına inanmıyor musunuz?
SORU: Peki bu durumda ne yapabiliriz?
BARROSO: Buna ortak bir yanıt vermemiz gerekiyor. Bu
güvenlik alanını olduğu gibi kültürel ve siyasi alanı da
ilgilendiriyor. Değerlerimizi savunmamız gerekiyor. Tıpkı hangi siyasi
renkten olursa olsunlar, Avrupa'daki radikalizmle yaptığımız gibi,
İslam dünyasındaki çoğunluğu oluşturan ılımlı liderleri de bu
radikalizmle aralarına belirli bir mesafe koymaları için
cesaretlendirmeliyiz.
SORU: Türkiye'nin AB üyeliğinin bunda ne gibi etkisi
olurdu?
BARROSO: Bu varsayıma dayanan bir soru. Türkiye şu
aşamada daha üye değil ve kısa vadede de üyelik söz konusu değil. AB
üye devletleri oybirliğiyle katılım müzakerelerini başlatma kararı
aldılar. Bu süreç zaman gerektiriyor, sonuç henüz açık. Kasım ayında
bununla ilgili olarak bir ilerleme raporu açıklanacak ve ben bu
raporun, Türkiye'nin olası AB üyeliği yolunda hangi ölçüde ilerleme
kaydettiği ya da kaydetmediği konusunda objektif ve adil olacağına söz
veriyorum." (Margaret Heckel, Miriam
Holstein, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile yapılan
mülakat, 24/09)
AVUSTURYA BASINI:
Kurier: "Avrupa'ya İlişkin Görüşler":
"SORU: Türkiye Avrupa Birliği üyesi olmalı mı?
SCHÜSSEL (ÖVP): Ucu açık müzakereleri kabul
ettirdik. Müzakerelerin neticesi, AB'nin hazmetme gücüne ve Türkiye'ye
bağlı. Ondan sonra da kararı halk oylaması ile Avusturyalılar verecek.
GUSENBAUER (SPÖ): Türkiye'nin AB'ye üye olup
olamayacağı, hem AB'ye hem de Türkiye'nin kendisine bağlı. AB'nin
hazmetme gücünün olması, Türkiye'nin de Avrupa olgunluğuna gelmesi
gerekiyor.
STRACHE (FPÖ): Hayır. FPÖ AB'ye katılımı reddeden
tek parti. Türkiye ne coğrafi, ne de kültürel açıdan Avrupa'ya dahil
değil. Katılımı ne Avusturya, ne de AB kaldırabilir.
VAN DER BELLEN (YEŞİLLER): Katılım konusunda bir
karar ancak 10-15 yıla kadar müzakerelerin sonucu belli olduktan sonra
verilebilir. Yeşiller şartların yerine getirilmesi halinde katılımdan
yana.
WESTENTHALER (BZÖ): Biz katılıma karşı, ancak
ortaklığın başka bir şeklinden yana olan tek fraksiyonuz. Türkiye
gerekli istikrardan çok uzakta.
MESSNER (KPÖ): Türkiye'nin AB üyesi olup olmamasına,
geniş çaplı ve objektif bir şekilde bilgilendirildikten sonra Türk
halkı karar vermeli. Eğer onlar onaylarsa, KPÖ de katılımdan yana
olacaktır.
MARTİN (MARTİN LİSTESİ): Hayır. AB daha şimdiden çok
genişlemiş durumda. Müzakerelerin sonuçlanması halinde bağlayıcı bir
halk oylaması istiyoruz, Başbakanın vaadi yeterli değil." (25/09)
Kurier: "Avrupa Konusunda Hiç Zorluk Çekmiyoruz":
"SORU: SPÖ, genişleme ve Türkiye'nin katılımı
konularında, Avrupa aleyhinde beyanlarda bulunmakta sağcı partilerle
adeta yarış yapıyor. Neden?
GUSENBAUER: Biz kendimizi sağcı partilere rakip gibi
görmüyoruz. Yapısal açıdan uygun şartlara haiz olmayan bir AB için
genişleme, kumar oynamaya benzer. Yeni bir genişleme dinamizminin
tehlikeli olacağı görüşündeyim. Türkiye'ye gelince, ülkedeki insan
hakları kabul edilemeyecek durumda. Türk vatandaşları Avusturya'dan
sığınma talebinde bulunduğu ve bu talep kabul edildiği sürece, Türkiye
AB üyesi olamaz.
SORU: Peki Türkiye müzakerelerin bitiminde bütün
şartları yerine getirirse ?
GUSENBAUER: Henüz böyle bir belirti yok. Türkiye AB
olgunluğunda değil, AB ise katılımı hazmedecek olgunlukta değil."
(Margaretha Kopeinig, SPÖ Başkanı Alfred
Gusenbauer ile yapılan mülakat, 24/09)
FRANSA BASINI:
AFP: "Villepin, Gümrük Birliği Anlaşması’na Uyulmaması
Konusunda Uyarıda Bulundu": "Fransa Başbakanı
Dominique de Villepin, Brüksel'de yaptığı açıklamada, Türkiye'nin
Gümrük Birliği Anlaşması'na uymayarak liman ve havaalanlarını Kıbrıs'a
açmaması konusunda uyarıda bulundu. Villepin açıklamasında,
Türkiye'nin bu konudaki yükümlülüklerini 2006 yılının sonuna kadar
yerine getirmemesi durumunda, Ankara yönetimi ile müzakerelerin askıya
alınması taraftarı olup olmadığı konusunda bilgi vermedi.
Villepin, Brüksel'de düzenlediği basın toplantısında, ‘Türkiye'nin
taahhütlerini yerine getirmek zorunda olduğunu anlaması gerekmektedir.
Halihazırdaki duruma temkinli yaklaşıyoruz. Ancak sözlerini yerine
getirmemesi durumunda bu ülkeye karşı önlemler alabiliriz.’ dedi."
(25/09)
AFP: "Türk Ordusu İslamcı Tehdidi Öne Sürerek AB'ye
Cevap Verdi": "Türk Ordusu, siyasi hayata
fazla müdahale ettiğine yönelik AB suçlamalarına, İslamcılığın
yükselmesi karşısında laikliğin koruyucusu olduğunu belirterek cevap
verdi. Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ, Kara Harp Okulu'nda
yaptığı konuşmada, ‘Orduyu siyasete müdahale etmekle suçluyorlar ve
anayasal düzenin temel prensiplerine karşı gerçekleştirilen saldırılar
karşısında kayıtsız kalmasını istiyorlar.’ dedi. Başbuğ ayrıca, ‘Türk
Silahlı Kuvvetleri ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin
korunmasını sağlamıştır ve bunu yapmaya devam edecektir’ şeklinde
konuştu. Başbuğ bu konuşmasıyla Kretschmer'e cevap veriyordu. Avrupa
Komisyonu’nun Türkiye temsilcisi Hansjoerg Kretschmer geçtiğimiz cuma
günü yaptığı açıklamada, Silahlı Kuvvetlerin sivil konularda etki
sahibi olmaya ve her türlü kontrolün dışında kalmaya devam ettiği
sürece Türkiye'nin AB'nin demokratik normlarına uymayı başaramayacağını
düşündüğünü belirtti. Kretschmer, ‘Tüm kamu kurumlarının kontrolü,
demokratik sistemlerde kilit bir öğedir’ dedi ve AB'ye üyelik
sürecinde Türkiye'nin orduyu sivillerin kontrolüne bırakması gerektiği
konusu üzerinde ısrarla durdu." (25/09)
SUUDİ ARABİSTAN BASINI:
Arab News: "Papa, Türkiye ve AB Üyeliği":
"’Gelmeli mi, gelmemeli mi?’ Bu, Papa 16. Benedict'in kasım ayında
yapması planlanan ziyaret ekseninde Türkiye'de halihazırdaki sıcak
tartışmanın merkezinde yer alan soru. Tartışmayı tetikleyen olay,
Papa'nın Almanya'da yaptığı konuşmasında Ortaçağ Bizans İmparatorunun
İslam'ı ‘şer ve şiddet’ bağlamında tarif ettiği sözlerinden yaptığı
alıntı oldu. İslam hakkındaki şahsi görüşlerini açıklamaktan
sakınıyorsa bile Papa'nın açıkça ifade ettiği bir mesele var: Yeterince
Avrupalı olmadığından dolayı Türkiye, Avrupa Birliği’ne üye olamaz.
Papa'nın Türkiye'ye gelmesini hala arzu edenler ise Benedict'in gelmesi
ve kendi gözleriyle görmesi halinde, bir ihtimal, fikrini
değiştirebileceğini umuyorlar. Papa'nın, Türkiye'nin AB'ye katılımıyla
ilgili tutumu hakkında en azından üç tane sorun mevcut. Öncelikle
Papa, AB'yi sadece siyasi ve ekonomik bir birlik olarak değil de
-önerilen AB Anayasası’nda, Hıristiyanlığa dair hiçbir atıfta
bulunulmamasına karşın- bir Hıristiyan kulübü olarak addediyor. Her
halükarda Avrupa'yı bütünüyle Hıristiyanlıktan müteşekkil bir alan
olarak görmek, tahminen 50 milyona yaklaşan Müslümanı, nerdeyse iki
milyon Yahudiyi ve başka inançlara sahip milyonları dışlamak anlamına
gelir. Bunların da ötesinde doğumlarından itibaren Hıristiyan olan
Avrupalıların bile çoğunluğu günümüzde "din"i, kimliklerinin
belirleyici bir unsuru olarak görmeyecek kadar laik. Avrupalıların pek
çoğu, Avrupa'yı, hayatın; hukukun üstünlüğü, çoğulcu demokrasi, açık
piyasalar ve vicdan hürriyeti temelinde şekillendiği bir yer olarak
tarif edecektir. Bu bağlamda Türkiye, AB'ye üye olabilmek için
yeterince Avrupalıdır. Papa'nın, Türkiye'nin AB'ye katılımıyla ilgili
tutumu açısından ikinci sorun ise farazi olan ile varolanın
karıştırılması. (…) Sonuç itibarıyla Papa'nın Türkiye ile ilgili
tutumunun arkasında oldukça geniş imalar mevcut. Bunlardan birisi;
farklı inançlara sahip uluslar ortak bir siyasi, ekonomik ve kültürel
alanı paylaşamazlar ve bu çeşit dünyevi meselelerle uğraşmak adına laik
ittifaklar kuramazlar. Elbette bu durum, temel prensiplerden kilise
ile devletin ayrılığının ihlalidir. Bir diğeri ise, Avrupa'nın tüm
tarihi, genelde Türklerin özellikle de Osmanlıların, Avrupa kültürünün
şekillenmesine etkileri yok sayılarak yeniden yazılmalıdır."
(Amir Taheri, 25/09)
YUNANİSTAN BASINI:
Antenna TV: "Türkiye'nin Avrupai Geleceği Konusunda
Kötümserler": "Bertelsman Vakfı tarafından 13
AB üyesi ülkede yapılan kamuoyu araştırmasından çıkan sonuçlara göre,
Avrupalıların sadece yüzde 37'si Türkiye'nin 2020'de tam AB üyesi
olabileceğine inanıyor. 1 Ağustos-4 Eylül tarihlerini kapsıyan
araştırmaya, Belçika, Almanya, Finlandiya, Fransa, Büyük Britanya,
İtalya, Hollanda, Avusturya, İspanya, Litvanya, Polonya, Slovakya ve
Macaristan'dan 12 bin kişi katıldı. Araştırmaya katılan eski AB
üyesi 15 ülkenin dokuzunda, katılımcıların sadece yüzde 44'ü Türkiye'nin
2020 yılında tam AB üyesi olabileceği yönünde görüş bildirirken, 10
yeni üye ülkenin dördünde ise bu oran sadece yüzde 20. Kamuoyu
araştırmasının yapıldığı 13 ülkede, Türkiye'nin üyeliğine inananlar,
sadece Büyük Britanya ve Hollanda'da çoğunlukta. Büyük Britanya'da
katılımcıların yüzde 58'i Hollanda'da ise yüzde 53'ü 2020 yılına kadar
Türkiye'nin tam üye olacağına inanıyor. Türkiye'nin üyeliğine
inanmayanların ise en büyük çoğunluğu Slovaklar. Slovak katılımcıların
sadece yüzde 13'ü Türkiye'nin tam üyeliğine inanırken onları yüzde 17
ile Polonya ve Litvanyalılar izliyor."
(25/09)
NOT:
Bu bülten, 25 Eylül 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR