02.10.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

 

Frankfurter Rundschau: "Türkiye, Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesini Onaylıyor": "AB üye adayı Türkiye, Avrupa Sosyal Şartı'nı  (Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi) onayladı ve böylece  ülkenin sosyal durumunu iyileştirme yükümlülüğünü  üstlendi. Sözleşme, Avrupa Konseyi’nin her üye ülkesinin,  en azından yarısını bağlayıcı olarak kabul etmek zorunda  olduğu 31 temel hak içeriyor." (29/09)

 

Mehr: "Türkiye Avrupa Parlamentosu’nun Son Şartlarını Reddetti": "Türkiye, AB üyeliği için, Avrupa Parlamentosu’nun öne  sürdüğü şartları reddetti. El Alem televizyonuna göre,  Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa'nın üyelik  için öne sürdüğü her türlü yeni şartı kabul etmekten kaçındı.  Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye'de reform sürecinin yavaş  işlediğine yönelik eleştirisine Erdoğan tepki gösterdi. Avrupa Parlamentosu, Ankara ile müzakerelerin devamını,  Türkiye'nin liman ve havaalanlarının Kıbrıs gemi ve uçaklarına  açılması ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan kanun maddelerinin  değiştirilmesi koşuluna bağladı. Avrupa Parlamentosu’nun bu  son şartına, Türk milletvekilleri tepki gösterdiler. AKP Milletvekili Mehmet Kurt, KKTC üzerinden izolasyon kalkmadıkça, Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına  açmayacağını söyledi. Türkiye'nin ana muhalefet partisi CHP'nin milletvekili  İnal Batu ise, Avrupa Parlamentosu’nun son kararlarının,  Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin zayıf bir olasılık olduğunu  gösterdiğini, dolayısıyla ülkenin saygınlığını koruyan  301. maddenin hiçbir koşulda değiştirilmemesi gerektiğini  savundu." (28/09)

 

Tages Anzeiger: "Reform Karşıtları Eskiden Olduğu Gibi Hala Çok Güçlü":

 

            "SORU: Türkiye'deki reform süreci durdu mu?

           

            ÖZDEMİR: Böyle söylenemez, her şeyden önce ülke seçim  öncesi süreçte. Maalesef, şiddetin yeniden güçlenmesi  nedeniyle Kürt sorununda bir sertleşme var. Ve muhalefet,  kendi görüşlerine göre fazla Avrupa ve reform yanlısı olduğu  için, hükümete saldırıyor. Aynı zamanda, yasa maddelerinde  yapılan ifade ve din özgürlüğünü kısıtlayan değişiklik, çelişkili şekilde tartışılıyor.

           

            SORU: Türklüğe hakaret nedeniyle yapılan yeni  suçlamalar Türkiye'de hala AB'ye uygun bir hukuk sistemi  olmadığını göstermiyor mu?

           

            ÖZDEMİR: Türkiye, reform rotasında ne kadar fazla  ilerlerse, karşıtlar, o kadar çok kendilerini göstermeye  çalışırlar.

 

            SORU: Eğer üyelik müzakereleri başarı ile  tamamlanamazsa Türkiye'ye ne olur?

           

            ÖZDEMİR: Telaş edecek bir şey görmüyorum. Ancak  böyle bir olayın Türkiye'de reformları daha kolay hale  getirmeyeceği açık. Şu anda Türkiye, Kıbrıs konusundaki  konumunu kökünden değiştirdiği için, zaten bir kriz  yaşıyoruz. Erdoğan Hükümeti müzakere rotasına dönmüş  olmasına rağmen, sadece Kıbrıs Rum tarafı AB'ye alındı.  Bu, ortaya hiçbir şey koyamadıkları için, reformcuları  güçsüzleştirdi."  (Stefan Hostettler,  Alman AB Milletvekili Cem Özdemir ile yapılan mülakat, 28/09)

 

 

AZERBAYCAN BASINI:

 

 

Şark: "Türkiye, AB'den Vazgeçecek mi?": "AB-Türkiye ilişkilerinin kısa sürede normalleşebileceğiyle  ilgili ümitler bir türlü gerçekleşmiyor. Tam tersine, taraflar  arasındaki çelişkiler her geçen gün daha da artıyor. Bu ise,  ister istemez AB ve Türkiye arasındaki ilişkilerinin maksimum  düzeyde gerginleşmesine neden oluyor. Bu nedenle de şu aşamada suni şekilde abartılan memnuniyetsizliklerin ortadan kaldırılma  ihtimali de yok gibi. Ankara, AB'ye giden yolu açmakta zorluk çekiyor.  Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği konusunun düğümlenmiş sorunlar  arasında yer aldığı söylenebilir. Böyle bir durumun oluşmasında AB'nin sorumluluğu daha  açık bir şekilde dikkati çekiyor. Birlik, Ankara'ya karşı samimiyetsizliğini ısrarla koruyor. Yani, Türkiye'nin Birliğe  tam üye olmaması için elinden geleni yapıyor. AB, aslında Hıristiyanlık üzerinde kurulmuş bir Birlik.  Kurulduğu ilk günlerde bu gerçek, mümkün olduğu kadar gizlenmeye çalışılıyordu. Ancak, son yıllarda AB ideologları  hiçbir şeyi gizlemeye gerek duymuyorlar. Tam tersine,  Hıristiyan yaklaşım tarzının daha fazla ortaya çıkmasını  sağlıyorlar. Bu nedenle de AB'nin son dönemlerde gerçek  anlamda ‘Hıristiyan Kulübü’ haline gelmesi o kadar da  şaşırtıcı değil. AB ideologları, İslam dünyasının en büyük ve lider  devleti olarak görülen Türkiye'nin, Birliğe üye olmasını  önlemek için her yola başvuruyorlar. (…) AB ideologlarının,  Bulgaristan ve Romanya üye olduktan sonra Birliğin genişleme  sürecinin durdurulması gerektiği şeklindeki açıklamaları,  Türkiye'nin Birliğe üyelik kapılarının kapanmak üzere olduğunu  gösteriyor. Ankara'nın bu durumda atacağı adımlar ilgi çekiyor.  Türkiye siyasi çevreleri de AB politikasına yeniden göz  atılması gerektiğini anlamaya başladılar. Söz konusu  politikada hangi değişiklikler olabileceğini ise  önümüzdeki günler gösterecek."  (Elçin Halitbeyli, 29/09)

 

 

BELÇİKA BASINI:

 

 

Euobserver: "Helsinki, Türkiye'nin AB Müzakerelerini Kurtarmak İçin Dengeli Bir Kıbrıs Pazarlığı Üzerinde Çalışıyor": "AB Dönem Başkanı Finlandiya, Türkiye ile, Kıbrıs  konusunda, Ankara'nın üyelik müzakerelerinde büyük bir  kriz çıkmasını engelleme amaçlı bir uzlaşma üzerinde  çalışıyor. Şu var ki Helsinki'nin tavrı açıkça Avrupa  Komisyonu'nun resmi çizgisinden ayrılıyor. Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen,  Finlandiya Parlamentosu’na, Türkiye'nin limanlarını  Kıbrıs gemilerine açma yükümlülüğünü yerine getirmesi  karşılığında Helsinki'nin, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik  tecridini sona erdirmek için diplomatik çabalara giriştiğini  anlattı. Finlandiyalı lider, dengeli pazarlık çözümünün, Türkiye'nin devam eden AB üyelik müzakerelerinin kısmen  ya da tamamen dondurulması ihtimalini ortadan  kaldırabileceğini söyledi. Vanhanen, ‘Amacımız, Türkiye'nin hava ve deniz  limanlarını Kıbrıs'a açmasını da sağlayacak bir çözüm.  Olumlu bir sonuç, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde  yaşanan zorlukları savmamıza yardımcı olacaktır...  Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye ile, bir çözüm bulunup  bulunmayacağını görmek için yoğun ve yapıcı görüşmelerde  bulunmaya devam edeceğiz.’ dedi." (Mark Beunderman, 29/09)

 

 

FRANSA BASINI:

 

 

Le Telegramme: "Türkiye Soykırımı Tanımaya Çağırıldı": "Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Erivan'da  Türkiye'yi, AB'ye üye olmadan önce Ermeni soykırımını  tanımaya çağırdı ve ‘Her ülke kendi dram ve hatalarını  kabul ederek büyür’ yorumunu yaptı. Gazetecilerin ‘Türkiye, Birliğe girmek için soykırımı  tanımalı mı’ sorusuna cevaben Chirac, ‘Açık konuşmak  gerekirse ben bunun böyle olduğuna inanıyorum.’ dedi. Fransa 29 Ocak 2001 tarihinde Ermeni soykırımını  tanıyan yasayı onayladı ve 2004 yılında Chirac Türkiye'yi  ‘bir hafıza çalışması’ yapmaya çağırdı. Fransız Cumhurbaşkanı kişisel olarak her zaman  Türkiye'nin AB'ye girişinden yana oldu. Birlik ise  bu arada Ermeni soykırımının tanınmasını Ankara'ya  asla bir ön şart olarak koymadı. Paris de şu ana kadar  iki mesele arasında bir ilişki kurmaktan kaçındı." (01/10)

 

AFP: "Ermenistan, Türkiye'nin AB'ye Girişinde Hiçbir Tehlike Görmüyor": "Ermenistan Cumhurbaşkanı  Robert Koçaryan, Fransız mevkidaşı Jacques Chirac  ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Türkiye'nin  AB'ye muhtemel girişi konusunda hiçbir tehlike görmediğini  dile getirdi. Koçaryan, ‘Bu süreçte hiçbir tehlike görmüyoruz  ama bu süreçte çıkarlarımızın da gözönüne alınmasını  isterdik.’ dedi. Cumhurbaşkanı, serbest dolaşım ve açık sınırlara  müsaade eden değerler sistemine sahip bir ülke ile komşu  olmanın Ermenistan'ın yararına olacağını belirtti."

(01/10)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

 

 

Reuters: "AB Dönem Başkanı Finlandiya: Türkiye Reformlar Konusunda Ciddi": "AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin, AB  üyeliğine hak kazanabilmek için reformlar konusunda  ciddi çabalar gösterdiğini, ancak bu sürecin en az  10 yıl alabileceğini söyledi. Avrupa Komisyonu, 8 Kasım'da hem Türkiye hem de batı Balkan ülkelerinin ilerlemesine ilişkin raporları   yayımlayacak. Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, İsveç Radyosu’na yaptığı açıklamada, Türkiye'nin bloğa katılmaya  hazır olması için 10 yıllık bir süre gerekebileceğini belirtti. Tuomioja, ‘Avrupa'ya katılma isteklerinde ciddiler, reformlarını sürdürüyorlar, henüz AB'ye girmeye hazır olmadıklarını ve bunun yıllar alacağını kendileri de  çok iyi biliyor. (...) Reformları sürdürmeleri  gerektiğinin idrakı içindeler.’ dedi ve Avrupa için  ‘Avrupalı Türkiye’ye sahip olmanın stratejik çıkar  olduğunu da kaydederek şöyle ekledi: ‘Bugün böyle bir  Türkiye'ye sahip değiliz, dolayısıyla da bunun gerçekleşmesi belki de on yıl kadar alacaktır.’" (01/10)

 

Reuters: "Bir Yıl İçinde Türkiye'nin AB Müzakereleri Raydan Çıkabilir": "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmak için müzakerelere başlamasından bir yıl sonra, kasvet ve karşılıklı yabancılaşma  havasından kaçabilmek oldukça zor. Kamuoyu araştırmalarına göre, artan sayıda Avrupalı, büyük,  yoksul ve çoğunluğu Müslüman bir ülkenin Birliğe katılmasını  istediğinden emin değil ve artan sayıda Türk de AB'nin kendilerine  adil davranmadığını hissetmeye ve doğuya İran'a doğru yönelmeye  başladı. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, bu yılın başında,  Ankara reformları hızlandırmazsa ve kara ve deniz limanlarını  AB üyesi Kıbrıs'a açmazsa Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde  ‘tren kazası’ riski uyarısında bulundu. Her ikisini yapılmadı. Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, geçen yıl göreve  geldiğinden beri Türkiye'nin AB emellerine karşı muhalefetini  biraz yumuşatan Almanya Başbakanı Angela Merkel'e evsahipliği  yapmadan önce, 25 üyeli bloktaki en güçlü destekçileri olan  İngiltere'yi ziyaret ederek, 3 Ekim'deki yıldönümünde iyimser  bir yüz takınmaya çalışacak. (…) Brüksel'de ‘genişleme yorgunluğu’ yaşayan birkaç AB ülkesinin, özellikle Fransa'nın, Türkiye'nin üyelik  müzakerelerinin dondurulmasını görmekten mutlu olacağına  dair güçlü bir şüphe var. Muhafazakar Fransa cumhurbaşkanı adayı Nicolas  Sarkozy Brüksel'e geçen ay yaptığı bir ziyarette,  Türkiye'nin girişine muhalefetini yineleyerek Ankara'nın  Kıbrıs konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi  durumunda AB'nin müzakereleri durdurması gerektiğini  söyledi. Bunun aksine Merkel, tam üyelik hedefi hakkında  Sarkozy'nin şüpheciliğini paylaşırken, Ankara ile  Almanya'nın 2007'nin ilk yarısındaki AB dönem başkanlığına  hakim olacak bir krizi de engellemeye hevesli görünüyor."  (Paul Taylor, 01/10)

 

BBC: "Türkiye-AB İlişkileri": "Almanya Başbakanı Merkel, Berlin'in Türkiye için  gerçek bir ortak olduğunu söyleyerek, Türkiye için  başka seçenekler olduğunun düşünülmesine rağmen,  hükümetinin AB'ye katılım müzakereleriyle Türkiye'ye  verdiği desteğin süreceği sözünü verdi. Türkiye'ye gelecek hafta yapacağı ziyaretten önce  Alman televizyonuna mülakat veren Merkel, partisi  Hıristiyan Demokratların Türkiye'ye AB'ye tam üyelik  yerine, imtiyazlı ortaklık verilmesini tercih edeceğini  hatırlatarak, kendisinin de bunu tercih edeceğini  kaydetti. 2007 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını  Finlandiya'dan devralacak olan Almanya'nın Başbakanı,  kendisinden önceki hükümetin Türkiye'nin Birliğe katılım  müzakereleri için taahhütte bulunduğunu vurgulayarak,  ‘bunun için katılım görüşmeleri devam edecek, görüşmelerin  nerede biteceği açık bir soru ama süreç adil biçimde  sürecek’ diye konuştu. Merkel, İslam dünyasıyla köprü  işlevi görmesi dikkate alındığında, Türkiye'nin önemli  bir ortak olduğunu da kaydetti. (…) Türkiye'nin AB Başmüzakerecisi  Ali Babacan, İtalya temaslarını tamamladı ve bugün  görüşmelerini sürdürmek üzere dönem başkanı  Finlandiya'nın başkentine gitti. Babacan, İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri  Bakanı Massimo D'Alema ile yaklaşık bir saat süren görüşmesi ardından düzenlenen ortak basın toplantısında,  Kıbrıs konusunda kapsamlı çözümü arzu ettiklerini belirtti, D'Alema da, ‘limanlar açılmalı, ancak Kuzey Kıbrıs  için meşru gereklilik konumundaki tecride son vermenin  yolu da bulunmalı.’ Babacan, İtalya'nın AB İlişkileri ve Dış Ticaretten  Sorumlu Bakanı Emma Bonino ile de görüştü. İtalyan Bakanın  makamından yapılan açıklamaya göre Bonino görüşmede,  reformlara devam ettiği ve Kopenhag Kriterleri’ni yerine  getirdiği sürece, Türkiye'nin AB üyelik hakkını hiç kimsenin yadsıyamayacağını söyledi." (29/09)

 

Reuters: "Olli Rehn, Türkiye'yi Reformlarını Hızlandırması  İçin Uyardı": "AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Olli Rehn, AB'ye giden yolda bir  çatışmadan ve de üyelik görüşmelerinin askıda kalmasından  kaçınmak için Türkiye'nin reform adımlarını hızlandırması  gerektiğini ifade etti. Rehn, Finlandiya'nın YLE televizyonuna yaptığı açıklamada, ‘Reformları hızlandırmak, AB ve Türkiye arasında yaşanacak  olası bir çatışmayı ve müzakere sürecini dondurmayı ya da  durdurmayı önlemenin en iyi yoludur.’ dedi. Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını Kıbrıs'a açmayı  reddetmesi, halen AB sürecine yönelik büyük bir engeldir. Rehn, ‘Benim onlara mesajım, AB yolunda bir çarpışmadan  kaçınmak için çok önemli bir etken olan bu fırsata hiçbir  şekilde hayır dememeleridir.’ dedi. Rehn, özellikle din ve ifade özgürlüğü ve azınlık hakları konusunda Türkiye'nin reform adımlarına yönelik eleştirilerini  yinelemesine rağmen, Türkiye'nin AB ortağı olarak önemli bir  ülke olduğunu da vurguladı." (29/09)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

 

 

Haravgi: "AB ve Türkiye İçin Sınama": "Ankara'nın, Avrupa ailesine ne derece samimi bir şekilde üye olmayı istediğine dair kuşkular, Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerinin başlamasından bir yıl sonra da devam ediyor, hatta boyutları daha da genişliyor. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Camiel Eurlings'in açıklaması belirleyicidir.  Avrupa Parlamentosu’nun Hollandalı üyesi şunun altını çizdi:  ‘Ankara, AB'ye üye olmayı gerçekten ciddi bir şekilde düşünüp  düşünmediği yönündeki kritik soruya yanıt vermelidir’. AP  Genel Kurulu’nun oy çokluğuyla onayladığı ve artık AB Komisyon  ve Konseyi’ne yönelik bir tavsiye teşkil eden Camiel Eurlings'in  raporu tarafından dolaylı ve dolaysız olarak resmedilen bir  soru. Türkiye'nin kendi oyununu oynadığı açıktır. Avrupa  sürecinin dışında kalma yönündeki tehlikeyi hissetmediği  için, inat ediyor. Zaman daralıyor. Gerek AB'nin gerekse  de Türkiye'nin tahammülü çok yakında sınanacak. Bir taraftan Türkiye, diğer üye ülkelerle eşit şartlarda AB'ye üye olmayı  gerçekten istediğini pratikte kanıtlamalıdır. Öte yandan AB  ise Türkiye'nin AB ilke ve tavsiyelerine itibar etmemesine  daha ne ölçüde tahammül edebileceğini sınayacak. AB'nin yetkili kuruluşları, Komisyon ve Konsey, Ankara'yı  yola getirmek için halihazırda yararlı bir araca sahiptir. (…) AP'nin gözlemleri, Türkiye'ye yönelik öğüt ve tavsiyeler olarak değerlendirilmelidir.  Ancak bu tavsiyeleri, Ankara'yı imzasına ve AB ile üzerinde  anlaştıklarına saygı duymaya zorlayacak belli başlı önlemler  de izlemelidir." (Lenia Stilyanu, 29/09)

 

 

MISIR BASINI:

 

 

El Akhbar: "Bir Türk Generali: AB'ye Asla Boyun Eğmeyiz": "Türkiye Deniz Kuvvetleri Komutanı, TSK'nin, AB'ye  asla ödün vermeyeceği vurgulayarak, AB'nin ordunun tamamen  sivil kontrolü altına alınması yönündeki isteklerine karşı  artan protestolara katıldı. Oramiral Yener Karahanoğlu, Deniz Harp Okulu’nda düzenlenen  törende yaptığı konuşmada, TSK'nin AB'ye katılma uğruna asla  ödün vermeyeceğini vurgularken, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac,  Türkiye'ye AB'ye üye olabilmeden önce Ermenilerin 1915-1917  yıllarında Osmanlı devleti döneminde maruz kaldığı soykırımı  tanıma çağrısında bulundu." (01/10)

 

 

 

 NOT: Bu bülten, 29 Eylül-01 Ekim 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve  yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR