ABD BASINI:
The Christian Science Monitor: "Türkiye AB'ye Ait":
"Avrupa Birliği'nin 25 ülkesinin siyasetçileri ve 70 milyonluk Türk
nüfusunun liderleri için, derin bir nefes alıp, geri adım atıp,
Türkiye'nin AB'ye katılım gayretlerini engellemenin veya durdurmanın
akıllıca olup olmadığını dikkatle gözden geçirmenin zamanı geldi.
Türkiye'nin Batı yanlısı hükümeti, iş dünyasının liderleri ve laik
zihniyetteki Batılı ordudan oluşan bir çoğunlukla birlikte, AB'ye
katılım yönünde taahhütte bulunmuş durumda. Ancak onlarca yıldır üyelik
taraftarı olmuş bazı Türk siyasetçileri son dönemde Avrupa'daki yaygın
ret dolayısıyla kuşkularını ifade ediyorlar. Eğer Türkiye bütün ön
koşulları yerine getirirse stratejik ve insani hususlar Türkiye'nin
üyeliğinden yana. Bu noktada büyük bir ‘eğer’ demek lazım. Şu aşamada
AB bakanları ilerleme raporunu 24 Ekim'den 8 Kasım tarihine
ertelediler, dolayısıyla siyasetçilerin bu kritik kararın avantaj ve
dezavantajlarını gözden geçirmek için daha fazla zamanı olacak. Üyelik
taraftarları, AB kurallarının Türkiye'nin ekonomisi ve siyasi yapısını
istikrara kavuşturacağında ısrar ediyorlar. Bugün Fransa'nın 2007
cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki iki önde gelen adayı Nicholas Sarkozy
ve Segolene Royal ve seçimlerle karşı karşıya olan Avusturya'nın üst
düzey politikacıları, Türkiye'ye tam üyelik değil de bir tür ‘imtiyazlı
ortaklık’ öneriyorlar. Bugün üyelik konusundaki destek, yüzde 50'nin
altındaki onay düzeyiyle hem Türkler hem de Batı Avrupalılar arasında
hızla düşüyor." (John K. Cooley, 02/10)
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung: "Türkiye
Zamanında Durdurulmalı":
"SORU: AB üyesi Kıbrıs ve Türkiye ile katılım
hedefli yürütülen müzakereler birbirlerinin üzerine hızla yaklaşan iki
tren. Bu trenleri kim durdurabilir?
LILLIKAS: Ankara şayet kaza çıkmasını
istemiyorsa AB'ye giden bütün sinyallere dikkat etmelidir. Kıbrıs
Türkiye'nin AB üyeliğini kayıtsız şartsız imzalarsa o zaman ilk olarak
Türkiye tarafından tepelenir. Akabinde ise Türkiye aynı hızla AB'ye
girer ve diğer 25 üye ile çarpışır.
SORU: Neden?
LILLIKAS: Türkiye, AB üyeliği için
gerekli olan şartları reddediyor. Kıbrıs'ı uluslararası hukuk açısından
tanımıyor. Türkiye'nin girmek istediği AB'nin bütün üyelerinin
tanınması ön koşul olmalı. Bu konuda müzakere edilemez. 25 ülke bu
konuda Türkiye'ye istisnai davranırlarsa o zaman aynı koşulları yerine
getirmesi gereken Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan ve diğer AB adayı
ülkelere karşı olan inanılırlığını kaybederler.
SORU: Federal Şansölye Merkel
önümüzdeki hafta Türkiye'yi ziyaret edecek. Kıbrıs meselesi konusunda
ne yapabilir?
LILLIKAS: Almanya'nın da tıpkı diğer
AB ülkelerinin yapması gerektiği gibi Türkiye'ye AB'ye sadece bir
yolun gittiğini kavratması gerekiyor. Türkiye tarafından bütün
koşullar kabul edilmelidir. Kıbrıs, şayet ilerleme raporunda
belirtildiği gibi AB somut müzakereleri devam ettirecekse, trenlerin
çarpışmasını engellemek istiyor.
SORU: Türkiye Avrupa üyesi
olmalımıdır?
LILLIKAS: İsterse olabilir. Avrupa'nın
kapısı Müslüman Türkiye'ye de açıktır. AB bir Hıristiyan kulübü
değildir. Hatta Kıbrıs için büyük komşusunun AB içerisinde olduğunu
bilmek ve AB hukukunu kabul eden bir komşuya sahip olmak
rahatlatıcıdır. Ancak, bunların hepsi Türkiye'ye bağlıdır. AB üyeliği
ortak değerler, ortak siyaset, ortak kültür demektir. Türkiye bunu
ister ve yaparsa o zaman hoş gelsin." (Wullf
Schmiese, Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas ile yapılan
mülakat, 01/10)
Almanya'nın Sesi Radyosu: "Merkel'in Türkiye Gezisi
Öncesi Berlin'de Hava": "Almanya Başbakanı
Merkel'in Türkiye ziyareti sırasında birçok konunun gündeme gelmesi
bekleniyor. Bunlardan bazıları, geçtiğimiz ay başlayan ikili kültürel
ilişkilerin geliştirilmesi, Türkiye'nin AB ile olan ilişkileri,
Lübnan'da istikrarın sağlanması ve ekonomik ilişkiler. Türkiye
ziyareti öncesi yaptığı açıklamada Merkel, Türkiye ile ilişkilere
nasıl baktığını dile getirdi: ‘Türkiye'nin dostu olduğumu yakın bir
zaman önce söyledim. Çünkü Türkiye'nin bir yola kanalize edilmesi
gerektiğini düşünüyorum. Ancak soru, hangi yolun daha iyi olduğu. Bana
ve Hıristiyan Demokrat Parti’ye göre tam üyelikten ziyade, ayrıcalıklı
ortaklık daha iyi bir yol. Yine de birbirimize güvenen ortaklarız.
Önceki hükümetin Türkiye'ye sözü müzakerelerin yapılacağı
doğrultusunda. Bunun sonu açık ama müzakereler adil bir şekilde
yürütülecek.’ Berlin'de bulunan Politika ve Bilim Vakfı’nın Türkiye
uzmanı Hans Gramer'e göre Merkel, her ne kadar imtiyazlı ortaklığı
tercih etse de Türkiye'de bu konuyu değinmeyecek. Almanya'nın AB Dönem
Başkanlığı’nı almasıyla Merkel, mümkün olduğu kadar Türkiye konusuna
dokunmayacak. Gramer, bunun nedenlerini şu şekilde açıklıyor: ‘Bence
Almanya, Dönem Başkanlığı sırasında Türkiye'nin çok büyük bir rol
oynamasını istemeyecek. Bu Almanya'daki koalisyonla alakalı bir
durum.’" (Seda Serdar, 02/10)
Berliner Zeitung: "Tehditler Bir Şey Getirmez":
"Şansölye Angela Merkel bu hafta Türkiye'ye gittiğinde -öncelikle kendi
partisinden- büyük beklentiler dolayısıyla baskısı altında olacak.
Hıristiyan demokratlar bu hafta sonu Türkiye'nin olası AB üyeliği
hakkında ne düşündüklerini bir kez daha açıkça ortaya koydu. Onlar
üyeliği reddediyor ve Türkiye'yi AB üyesi adayların arasından atmak için
Ankara'daki hükümetin her ihmalini fırsat biliyorlar. Bu kez de sırada
Kıbrıs'ın tanınması var. Ancak bu tehditlerin ihtilafın bertaraf
edilmesine bir faydası yok. AB, Türk Hükümeti’ne zaten yıl sonuna dek
zaman tanıdı. Daha çok reforma hazır olup olmadığı ve Avrupa
Birliği'nin oyun kurallarını tanıyıp tanımayacağı Erdoğan hükümetinin
elinde. Bu sadece Kıbrıs için değil, işkence yasağının kabul
ettirilmesi veya düşünce özgürlüğü gibi diğer demokratik reformlar için
de geçerli. Merkel'in ziyareti, sorunları konuşmak, ancak aynı zamanda
da en erken 10 yıl içinde gerçekleşmesi beklenen AB üyeliğinden yana
destek vermek için uygun olurdu. Bunun yerine aceleci Hıristiyan Birlik
Partililer yeniden Türkiye'nin istenmeyen bir üye adayı olduğunu
gösteriyorlar. Bu, ne Türk Hükümeti için değişimi cazip kılar, ne de
ocakta başlayacak olan AB Dönem Başkanlığı’nda Almanya'nın elini
güçlendirir." (Sigrid Averesch, 02/10)
FAS BASINI:
Le Matin: "Chirac, Türkiye'yi Ermeni Soykırımını
Tanımaya Davet Ediyor": "Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac, Erivan'a yaptığı resmi ziyaret sırasında, Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne katılımından önce Ermeni soykırımını tanıması
gerektiği değerlendirmesinde bulundu. Düzenlediği basın toplantısı
sırasında, ‘Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmek için, Osmanlı
İmparatorluğu'nda 1915-1917 yılları arasında işlenen Ermeni katliamının
soykırım niteliği taşıdığını kabul etmesi gerekiyor mu?’ sorusuna
cevaben Chirac, ‘Dürüst olmak gerekirse kabul etmesi gerektiğine
inanıyorum’ dedi. Ermenistan'a iki günlük resmi ziyaret gerçekleştiren
Chirac ayrıca, ‘Bir ülke dramlarını ve hatalarını tanıyarak büyür.’
dedi. ‘Üstelik aynı topluma ait olduğunu ve aynı değerlere inandığını
iddia eden bir bütüne katılmak söz konusu olduğuna göre, Türkiye'nin
kendi tarihinden, kendi derin geleneğinden ve insani bir kültür olan
kendi kültüründen esinlenerek sonuç çıkarmasının yerinde olacağını
düşünüyorum’ diye sözlerini sürdürdü. ‘Yahudi soykırımını tanıyan
Almanya'nın saygınlığından kaybettiğini söyleyebilir miyiz?’ sorusunu
yönelten Fransa Cumhurbaşkanı, buna cevaben de ‘Almanya büyüdü’ ve
‘Bunu başka şartlar altında Fransa ve birçok başka ülke için de
söyleyebiliriz.’ dedi." (02/10)
FRANSA BASINI:
AFP: "Ermeni Soykırımı... Avrupa Konseyi Chirac'ın
Tutumunu Tenkit Etti": "Avrupa Konseyi
Parlamenterler Asamblesi (AKPA) Başkanı Rene van der Linden, yaptığı
açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın önceki gün Erivan'a
yaptığı ziyaret sırasında Türkiye'nin AB'ye üye olmadan önce Ermeni
soykırımını tanıması gerektiğini düşündüğü yolundaki açıklamasını
tenkit etti. Ankara için AB tarafından tespit edilen üyelik şartlarını
hatırlatan Linden basına yaptığı açıklamada, ‘Oyunun kuralları oyunun
ortasında değiştirilemez.’ dedi. Jacques Chirac'ın AB'ye girmeden önce
Türkiye'yi geçmişini incelemeye çağırması konusunda sorulan soruları
Linden, ‘Ani şekilde fikir değiştirmesi bir ilk değil’ şeklinde
yanıtladı. Linden, oyunun kurallarından ve Ankara ile Brüksel arasında
varolması gereken güvenden bahsetti ve ‘Ciddi sorunlar varsa bunlar
çözülmeye çalışılır, ancak bunlar tespit edilmiş olan şartlara
eklenmez. Güven kaybı olursa sakınma ortaya çıkar ve bundan tüm
müzakere etkilenir.’ dedi. AKPA Başkanı ayrıca, ‘Türkiye'de reform
yapmak isteyenleri tüm güçle teşvik etmek’ gerektiğini düşündüğünü
belirtti." (02/10)
İSPANYA BASINI:
El Pais: "Türkiye ve Avrupa... Çarpışma Seyrinde İki
Tren": "Avrupalılar, Lübnan'a müdahale
konusunda risklerle dolu, aynı zamanda da doğru bir karar aldılar.
Avrupa'nın güvenliğinin geleceği, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu tarafından
belirlenecek. Avrupa, hoşuna gitsin ya da gitmesin, bölgede yeni bir
stratejik rol üstlendi. Başarısız olursa, ödeyeceği bedel ağır olacak.
Açıkça çıkarlarının olduğu bu bölgeler için Avrupa'nın stratejik
çerçevesini geliştirmesi çok büyük önemi haiz. Bu stratejik çerçeve
içinde Türkiye; siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel bakımdan merkezi
bir rol oynamak zorunda kalacak. Günümüzde Avrupa'nın çıkarlarını
korumak, bölgesel güvenliğin köşe taşı olarak Türkiye ile sağlam bir
bağ kurmak anlamına geliyor. Bunun tersinin yapılıyor olması ise
şaşırtıcıdır. Türkiye'nin modernizasyonu -Güçlü sivil toplumuyla ve
modern ekonomisiyle- sadece kendisi için değil, istikrar ihraç etmesine
ve İslam dünyasına da örnek olacak. Müslüman nüfusa sahip bir ülkenin
başarılı modernizasyonu, Avrupa'nın güvenliğine katkıda bulunacak.
Modern Türkiye'nin kurucusu Kemal Atatürk'ten bu yana, bu ülkenin
modernizasyonu, Batılı veya Avrupalı perspektife bağlı oldu. Son 43 yıl
boyunca bu perspektif, Avrupa Birliği'ne katılma ilgisiyle ve AB'nin de
olası katılım sözüyle belirlenmiş oldu. Bununla birlikte, Avrupa'nın
doğusundaki krizler (İran, Irak, Suriye, Orta Doğu sorunu, Orta Asya,
Güney Kafkasya, İslami terör, göç ve Avrupa'nın enerji kaynaklarına
tehditler), kendi güvenliği için Türkiye'nin önemini ortaya koyarken;
Avrupa, Türkiye-Avrupa ilişkilerine ilgi göstermemektedir. Bu sonbaharda
Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin Birliğe katılım müzakerelerindeki
ilerlemeler hakkında bir raporu yayımlamak zorunda. Tehlikeli bir durum
ortaya çıkabilir; zira bu belge, süreci başarısızlığa uğratabilir. Ana
tartışma Kıbrıs etrafında dönüp duruyor. Türkiye, AB'ye giriş
müzakerelerinde belirtilmesine ve Ankara Protokolü gereğince de yapmaya
zorunlu olmasına rağmen, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne liman, havalimanı ve hava
sahasını açmayı reddetti. Türkiye, bu davranışını, AB'nin Kuzey Kıbrıs
ile ticareti başlatma sözünü tutmamasıyla açıklıyor. AB'nin bazı
ülkeleri (başta Fransa, Almanya ve Avusturya), Türkiye'yi AB'ye girme
arzusundan vazgeçirmeye zorlayacağı inancıyla bu konudaki tartışma
perspektifinden oldukça memnun görünüyorlar. Türkiye'deki kamuoyu
yoklamaları, İran'a yönelik daha olumlu bir havanın olduğunu, Avrupa'ya
yönelik hayal kırıklıklarının ise yoğunlaştığını gösteriyor. Batı'dan
uzaklaşma duygusu artıyor ve Türklerin Rusya'yla diplomatik ilişkileri,
şimdiye kadar olmadığı kadar yakın bir düzeye ulaştı. Elbette, Avrupa
Birliği'ne girişte Türkiye'nin koşacak uzun bir yolu olduğuna hiç şüphe
yok. Bununla birlikte şu sıralar bu süreci tehlikeye atmak,
Avrupalıların yapacağı en aptalca davranıştır ve aptallık da siyasette
kötü bir suçtur. Türk-Avrupa ilişkilerinde iki tren, çarpışma
rotasında gidiyor. Ne Türkiye ne de Avrupa, bu çarpışmaya izin
veremezler." (Joschka Fischer, 02/10)
İSVİÇRE BASINI:
NZZ Am Sonntag: "Yorgun Genişleme":
"Genişleme treni şu anda gelecek istasyona doğru ilerliyor. Hırvatistan
ve biraz daha ileride de Türkiye bekliyor. Ancak tren daha önce raydan
çıkabilir. Son olarak Genişlemeden Sorumlu Komiser Rehn, yıl sonundan
önce bir ‘tren çarpışması’ uyarısında bulundu. Finlandiyalı komiser
bunu, 8 Kasım tarihinde Komisyonun ihmal edilen reform arzusu
konusundaki sert eleştirilerine maruz kalacak olan Türkiye müzakereleri
ile ilgili olarak söylüyor. Brüksel ayrıca, Ankara'nın yükümlülüklerine
rağmen, AB üyesi Kıbrıs'ın gemilerinin Türk limanlarına girmesini
reddetmesini de eleştirecek. Bir Komisyon çalışanı, ‘Burada birbirine
doğru hızla ilerleyen iki tren var ve hiç kimse frene basamıyor’
diyor. Bir kere raydan çıkarsa, trenin tekrar raylara oturtulması güç
olur." (Stephan Israel, 01/10)
YUNANİSTAN BASINI:
Diplomatia: "Türkiye'nin AB Üyesi Olması için Uyum
Sağlaması Gereken 9+1 Madde": "Kıbrıs konusu
bir yana, AB-Türkiye ilişkileri gerek Avrupa gerekse uluslararası
ilişkiler açısından önemli bir konu. Türkiye'nin demokratikleşmesi ve
çağdaşlaşması şüphesiz geniş bölgedeki istikrarın, güvenliğin ve
işbirliğinin sağlanmasına katkı sağlayacak. Buna rağmen, Türkiye'nin
AB'ye tam üye olmak için gerekli iradeye, niyete ve yeteneğe sahip olup
olmadığı hala netleşmedi. Başbakan Erdoğan'ın ilk baştaki coşkusu ve
ülkesinin Avrupa yoluna devam etmesi yönündeki çabalarının azalmaya
başladığı anlaşılıyor, çünkü Türk kamuoyunun kuşkuları ve Türkiye'nin
yükümlülüklerini uygulamasına yönelik ülke içinde tepki görmeye
başladı. AB'nin, kararsız ve ihtiyatlı davranan aday bir ülkeyle üyelik
müzakerelerine devam edebileceği de şüpheli. Ayrıca, Türkiye Avrupa
yolunda kararlı bir şekilde ilerlese dahi, AB'nin yönünü, ilkelerini
ve hedefini değiştirmeden Türkiye'yi bünyesine alabileceği de şüpheli.
Türkiye'ye bir dizi konuyu ciddi olarak ele almak zorunda. Bunlar,
çağdaş kanunlar çıkarmak, ekonomik değişiklikler, Kürt sorunu, Ege,
azınlık hakları, Ermeni soykırımı, ordunun güçlü rolü, kadın hakları ve
elbette Kıbrıs konuları. Bütün bu başlıklar üye devletlerin hassas
olduğu konular. Kıbrıs ve Kıbrıs sorunu, AB-Türkiye ilişkilerinin
önemli bir bölümünü kapsıyor. Tek başına bu sorunun çözümlenmesiyle,
Türkiye'nin AB üyeliği yolu açılmayacak ancak üyelik yolunu ciddi bir
şekilde etkileyecek." (Siyasi İktisat
Profesörü ve Intercollege Araştırma Merkezi Genel Müdürü Andreas
Theofanus, Temmuz-Ağustos 2006)
NOT: Bu bülten, 02
Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR