03.10.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

 

The Christian Science Monitor: "Türkiye AB'ye Ait": "Avrupa Birliği'nin 25 ülkesinin siyasetçileri ve  70 milyonluk Türk nüfusunun liderleri için, derin bir  nefes alıp, geri adım atıp, Türkiye'nin AB'ye katılım  gayretlerini engellemenin veya durdurmanın akıllıca olup  olmadığını dikkatle gözden geçirmenin zamanı geldi. Türkiye'nin Batı yanlısı hükümeti, iş dünyasının  liderleri ve laik zihniyetteki Batılı ordudan oluşan  bir çoğunlukla birlikte, AB'ye katılım yönünde taahhütte  bulunmuş durumda. Ancak onlarca yıldır üyelik taraftarı  olmuş bazı Türk siyasetçileri son dönemde Avrupa'daki  yaygın ret dolayısıyla kuşkularını ifade ediyorlar. Eğer Türkiye bütün ön koşulları yerine getirirse  stratejik ve insani hususlar Türkiye'nin üyeliğinden  yana. Bu noktada büyük bir ‘eğer’ demek lazım. Şu  aşamada AB bakanları ilerleme raporunu 24 Ekim'den  8 Kasım tarihine ertelediler, dolayısıyla siyasetçilerin  bu kritik kararın avantaj ve dezavantajlarını gözden  geçirmek için daha fazla zamanı olacak. Üyelik taraftarları, AB kurallarının Türkiye'nin  ekonomisi ve siyasi yapısını istikrara kavuşturacağında ısrar ediyorlar. Bugün Fransa'nın 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki iki önde gelen adayı  Nicholas Sarkozy ve Segolene Royal ve seçimlerle karşı  karşıya olan Avusturya'nın üst düzey politikacıları,  Türkiye'ye tam üyelik değil de bir tür ‘imtiyazlı ortaklık’  öneriyorlar. Bugün üyelik konusundaki destek, yüzde 50'nin altındaki  onay düzeyiyle hem Türkler hem de Batı Avrupalılar arasında  hızla düşüyor."  (John K. Cooley, 02/10)

 

 

ALMANYA BASINI:

 

Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung: "Türkiye Zamanında Durdurulmalı":

           

"SORU: AB üyesi Kıbrıs ve Türkiye ile katılım hedefli  yürütülen müzakereler birbirlerinin üzerine hızla yaklaşan  iki tren. Bu trenleri kim durdurabilir?

 

            LILLIKAS: Ankara şayet kaza çıkmasını istemiyorsa AB'ye  giden bütün sinyallere dikkat etmelidir. Kıbrıs Türkiye'nin  AB üyeliğini kayıtsız şartsız imzalarsa o zaman ilk olarak  Türkiye tarafından tepelenir. Akabinde ise Türkiye aynı  hızla AB'ye girer ve diğer 25 üye ile çarpışır.

 

            SORU: Neden?

 

            LILLIKAS: Türkiye, AB üyeliği için gerekli olan şartları  reddediyor. Kıbrıs'ı uluslararası hukuk açısından tanımıyor.  Türkiye'nin girmek istediği AB'nin bütün üyelerinin tanınması  ön koşul olmalı. Bu konuda müzakere edilemez. 25 ülke bu  konuda Türkiye'ye istisnai davranırlarsa o zaman aynı  koşulları yerine getirmesi gereken Bulgaristan, Romanya,  Hırvatistan ve diğer AB adayı ülkelere karşı olan  inanılırlığını kaybederler.   

 

            SORU: Federal Şansölye Merkel önümüzdeki hafta  Türkiye'yi ziyaret edecek. Kıbrıs meselesi konusunda ne  yapabilir?

 

            LILLIKAS: Almanya'nın da tıpkı diğer AB ülkelerinin  yapması gerektiği gibi Türkiye'ye AB'ye sadece bir yolun  gittiğini kavratması gerekiyor. Türkiye tarafından bütün  koşullar kabul edilmelidir. Kıbrıs, şayet ilerleme  raporunda belirtildiği gibi AB somut müzakereleri devam  ettirecekse, trenlerin çarpışmasını engellemek istiyor.

 

            SORU: Türkiye Avrupa üyesi olmalımıdır?

 

            LILLIKAS: İsterse olabilir. Avrupa'nın kapısı Müslüman  Türkiye'ye de açıktır. AB bir Hıristiyan kulübü değildir.  Hatta Kıbrıs için büyük komşusunun AB içerisinde olduğunu  bilmek ve AB hukukunu kabul eden bir komşuya sahip olmak  rahatlatıcıdır. Ancak, bunların hepsi Türkiye'ye bağlıdır.  AB üyeliği ortak değerler, ortak siyaset, ortak kültür  demektir. Türkiye bunu ister ve yaparsa o zaman hoş gelsin."  (Wullf Schmiese, Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas ile yapılan  mülakat, 01/10)

 

Almanya'nın Sesi Radyosu: "Merkel'in Türkiye Gezisi Öncesi Berlin'de Hava": "Almanya Başbakanı Merkel'in Türkiye ziyareti sırasında  birçok konunun gündeme gelmesi bekleniyor. Bunlardan  bazıları, geçtiğimiz ay başlayan ikili kültürel ilişkilerin geliştirilmesi, Türkiye'nin AB ile olan ilişkileri, Lübnan'da  istikrarın sağlanması ve ekonomik ilişkiler. Türkiye ziyareti  öncesi yaptığı açıklamada Merkel, Türkiye ile ilişkilere  nasıl baktığını dile getirdi: ‘Türkiye'nin dostu olduğumu yakın bir zaman önce söyledim. Çünkü Türkiye'nin bir yola kanalize edilmesi  gerektiğini düşünüyorum. Ancak soru, hangi yolun daha iyi  olduğu. Bana ve Hıristiyan Demokrat Parti’ye göre tam  üyelikten ziyade, ayrıcalıklı ortaklık daha iyi bir yol. Yine  de birbirimize güvenen ortaklarız. Önceki hükümetin Türkiye'ye  sözü müzakerelerin yapılacağı doğrultusunda. Bunun sonu açık  ama müzakereler adil bir şekilde yürütülecek.’ Berlin'de bulunan Politika ve Bilim Vakfı’nın Türkiye  uzmanı Hans Gramer'e göre Merkel, her ne kadar imtiyazlı  ortaklığı tercih etse de Türkiye'de bu konuyu değinmeyecek. Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı’nı almasıyla Merkel,  mümkün olduğu kadar Türkiye konusuna dokunmayacak. Gramer,  bunun nedenlerini şu şekilde açıklıyor: ‘Bence Almanya,  Dönem Başkanlığı sırasında Türkiye'nin çok büyük bir rol  oynamasını istemeyecek. Bu Almanya'daki koalisyonla alakalı  bir durum.’"  (Seda Serdar, 02/10)

 

Berliner Zeitung: "Tehditler Bir Şey Getirmez": "Şansölye Angela Merkel bu hafta Türkiye'ye gittiğinde -öncelikle kendi partisinden- büyük beklentiler dolayısıyla baskısı altında olacak. Hıristiyan demokratlar bu hafta sonu  Türkiye'nin olası AB üyeliği hakkında ne düşündüklerini  bir kez daha açıkça ortaya koydu. Onlar üyeliği reddediyor ve Türkiye'yi AB üyesi adayların arasından atmak için Ankara'daki hükümetin her ihmalini fırsat biliyorlar. Bu  kez de sırada Kıbrıs'ın tanınması var. Ancak bu tehditlerin  ihtilafın bertaraf edilmesine bir faydası yok. AB, Türk  Hükümeti’ne zaten yıl sonuna dek zaman tanıdı. Daha çok  reforma hazır olup olmadığı ve Avrupa Birliği'nin oyun  kurallarını tanıyıp tanımayacağı Erdoğan hükümetinin  elinde. Bu sadece Kıbrıs için değil, işkence yasağının  kabul ettirilmesi veya düşünce özgürlüğü gibi diğer  demokratik reformlar için de geçerli. Merkel'in ziyareti, sorunları konuşmak, ancak aynı  zamanda da en erken 10 yıl içinde gerçekleşmesi beklenen  AB üyeliğinden yana destek vermek için uygun olurdu. Bunun  yerine aceleci Hıristiyan Birlik Partililer yeniden Türkiye'nin  istenmeyen bir üye adayı olduğunu gösteriyorlar. Bu, ne Türk  Hükümeti için değişimi cazip kılar, ne de ocakta başlayacak  olan AB Dönem Başkanlığı’nda Almanya'nın elini güçlendirir." (Sigrid Averesch, 02/10)

           

 

FAS BASINI:

 

Le Matin: "Chirac, Türkiye'yi Ermeni Soykırımını Tanımaya Davet Ediyor": "Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Erivan'a yaptığı  resmi ziyaret sırasında, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  katılımından önce Ermeni soykırımını tanıması gerektiği  değerlendirmesinde bulundu. Düzenlediği basın toplantısı  sırasında, ‘Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmek için,  Osmanlı İmparatorluğu'nda 1915-1917 yılları arasında  işlenen Ermeni katliamının soykırım niteliği taşıdığını  kabul etmesi gerekiyor mu?’ sorusuna cevaben Chirac,  ‘Dürüst olmak gerekirse kabul etmesi gerektiğine inanıyorum’  dedi. Ermenistan'a  iki günlük resmi ziyaret gerçekleştiren Chirac ayrıca, ‘Bir  ülke dramlarını ve hatalarını tanıyarak büyür.’ dedi. ‘Üstelik  aynı topluma ait olduğunu ve aynı değerlere inandığını iddia  eden bir bütüne katılmak söz konusu olduğuna göre, Türkiye'nin  kendi tarihinden, kendi derin geleneğinden ve insani bir  kültür olan kendi kültüründen esinlenerek sonuç çıkarmasının  yerinde olacağını düşünüyorum’ diye sözlerini sürdürdü.  ‘Yahudi soykırımını tanıyan Almanya'nın saygınlığından  kaybettiğini söyleyebilir miyiz?’ sorusunu yönelten Fransa  Cumhurbaşkanı, buna cevaben de ‘Almanya büyüdü’ ve ‘Bunu  başka şartlar altında Fransa ve birçok başka ülke için de  söyleyebiliriz.’ dedi." (02/10)

 

 

FRANSA BASINI:

 

AFP: "Ermeni Soykırımı... Avrupa Konseyi Chirac'ın Tutumunu Tenkit Etti": "Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi (AKPA) Başkanı Rene van der  Linden, yaptığı açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın önceki gün Erivan'a yaptığı ziyaret sırasında  Türkiye'nin AB'ye üye olmadan önce Ermeni soykırımını tanıması  gerektiğini düşündüğü yolundaki açıklamasını tenkit etti. Ankara için AB tarafından tespit edilen üyelik şartlarını  hatırlatan Linden basına yaptığı açıklamada, ‘Oyunun kuralları  oyunun ortasında değiştirilemez.’ dedi. Jacques Chirac'ın AB'ye girmeden önce Türkiye'yi geçmişini  incelemeye çağırması konusunda sorulan soruları Linden, ‘Ani  şekilde fikir değiştirmesi bir ilk değil’ şeklinde yanıtladı. Linden, oyunun kurallarından ve Ankara ile Brüksel arasında  varolması gereken güvenden bahsetti ve ‘Ciddi sorunlar varsa  bunlar çözülmeye çalışılır, ancak bunlar tespit edilmiş olan  şartlara eklenmez. Güven kaybı olursa sakınma ortaya çıkar ve bundan  tüm müzakere etkilenir.’ dedi. AKPA Başkanı ayrıca, ‘Türkiye'de reform yapmak isteyenleri  tüm güçle teşvik etmek’ gerektiğini düşündüğünü belirtti." (02/10)

 

 

İSPANYA BASINI:

 

El Pais: "Türkiye ve Avrupa... Çarpışma Seyrinde İki Tren": "Avrupalılar, Lübnan'a müdahale konusunda risklerle  dolu, aynı zamanda da doğru bir karar aldılar. Avrupa'nın  güvenliğinin geleceği, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu tarafından  belirlenecek. Avrupa, hoşuna gitsin ya da gitmesin, bölgede  yeni bir stratejik rol üstlendi. Başarısız olursa, ödeyeceği  bedel ağır olacak. Açıkça çıkarlarının olduğu bu bölgeler için Avrupa'nın  stratejik çerçevesini geliştirmesi çok büyük önemi haiz. Bu  stratejik çerçeve içinde Türkiye; siyasi, askeri, ekonomik  ve kültürel bakımdan merkezi bir rol oynamak zorunda kalacak. Günümüzde Avrupa'nın çıkarlarını korumak, bölgesel  güvenliğin köşe taşı olarak Türkiye ile sağlam bir bağ kurmak anlamına geliyor. Bunun tersinin yapılıyor olması  ise şaşırtıcıdır. Türkiye'nin modernizasyonu -Güçlü sivil toplumuyla ve modern ekonomisiyle- sadece kendisi için değil, istikrar  ihraç etmesine ve İslam dünyasına da örnek olacak. Müslüman  nüfusa sahip bir ülkenin başarılı modernizasyonu, Avrupa'nın  güvenliğine katkıda bulunacak. Modern Türkiye'nin kurucusu Kemal Atatürk'ten bu yana, bu ülkenin modernizasyonu, Batılı veya Avrupalı perspektife  bağlı oldu. Son 43 yıl boyunca bu perspektif, Avrupa  Birliği'ne katılma ilgisiyle ve AB'nin de olası katılım  sözüyle belirlenmiş oldu. Bununla birlikte, Avrupa'nın  doğusundaki krizler (İran, Irak, Suriye, Orta Doğu sorunu, Orta Asya, Güney Kafkasya, İslami terör, göç ve Avrupa'nın  enerji kaynaklarına tehditler), kendi güvenliği için  Türkiye'nin önemini ortaya koyarken; Avrupa, Türkiye-Avrupa ilişkilerine ilgi göstermemektedir. Bu sonbaharda Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin Birliğe katılım müzakerelerindeki ilerlemeler hakkında bir raporu  yayımlamak zorunda. Tehlikeli bir durum ortaya çıkabilir;  zira bu belge, süreci başarısızlığa uğratabilir. Ana tartışma Kıbrıs etrafında dönüp duruyor. Türkiye, AB'ye giriş müzakerelerinde belirtilmesine ve Ankara  Protokolü gereğince de yapmaya zorunlu olmasına rağmen, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne liman, havalimanı ve hava sahasını  açmayı reddetti. Türkiye, bu davranışını, AB'nin Kuzey  Kıbrıs ile ticareti başlatma sözünü tutmamasıyla açıklıyor. AB'nin bazı ülkeleri (başta Fransa, Almanya ve  Avusturya), Türkiye'yi AB'ye girme arzusundan vazgeçirmeye  zorlayacağı inancıyla bu konudaki tartışma perspektifinden  oldukça memnun görünüyorlar. Türkiye'deki kamuoyu yoklamaları, İran'a yönelik daha  olumlu bir havanın olduğunu, Avrupa'ya yönelik hayal  kırıklıklarının ise yoğunlaştığını gösteriyor. Batı'dan  uzaklaşma duygusu artıyor ve Türklerin Rusya'yla diplomatik  ilişkileri, şimdiye kadar olmadığı kadar yakın bir düzeye ulaştı. Elbette, Avrupa Birliği'ne girişte Türkiye'nin koşacak  uzun bir yolu olduğuna hiç şüphe yok. Bununla birlikte şu  sıralar bu süreci tehlikeye atmak, Avrupalıların yapacağı  en aptalca davranıştır ve aptallık da siyasette kötü bir  suçtur. Türk-Avrupa ilişkilerinde iki tren, çarpışma rotasında  gidiyor. Ne Türkiye ne de Avrupa, bu çarpışmaya izin  veremezler."  (Joschka Fischer, 02/10)

 

 

İSVİÇRE BASINI:

 

NZZ Am Sonntag: "Yorgun Genişleme": "Genişleme treni şu anda gelecek istasyona doğru  ilerliyor. Hırvatistan ve biraz daha ileride de Türkiye  bekliyor. Ancak tren daha önce raydan çıkabilir. Son olarak  Genişlemeden Sorumlu Komiser Rehn, yıl sonundan önce bir  ‘tren çarpışması’ uyarısında bulundu. Finlandiyalı komiser  bunu, 8 Kasım tarihinde Komisyonun ihmal edilen reform  arzusu konusundaki sert eleştirilerine maruz kalacak olan  Türkiye müzakereleri ile ilgili olarak söylüyor. Brüksel  ayrıca, Ankara'nın yükümlülüklerine rağmen, AB üyesi  Kıbrıs'ın gemilerinin Türk limanlarına girmesini reddetmesini  de eleştirecek. Bir Komisyon çalışanı, ‘Burada birbirine doğru  hızla ilerleyen iki tren var ve hiç kimse frene basamıyor’ diyor.  Bir kere raydan çıkarsa, trenin tekrar raylara oturtulması güç  olur."  (Stephan Israel, 01/10)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

 

Diplomatia: "Türkiye'nin AB Üyesi Olması için Uyum Sağlaması Gereken 9+1 Madde": "Kıbrıs konusu bir yana, AB-Türkiye ilişkileri gerek  Avrupa gerekse uluslararası ilişkiler açısından önemli  bir konu. Türkiye'nin demokratikleşmesi ve çağdaşlaşması  şüphesiz geniş bölgedeki istikrarın, güvenliğin ve  işbirliğinin sağlanmasına katkı sağlayacak. Buna rağmen,  Türkiye'nin AB'ye tam üye olmak için gerekli iradeye,  niyete ve yeteneğe sahip olup olmadığı hala netleşmedi. Başbakan Erdoğan'ın ilk baştaki coşkusu ve ülkesinin  Avrupa yoluna devam etmesi yönündeki çabalarının azalmaya  başladığı anlaşılıyor, çünkü Türk kamuoyunun kuşkuları ve  Türkiye'nin yükümlülüklerini uygulamasına yönelik ülke  içinde tepki görmeye başladı. AB'nin, kararsız ve ihtiyatlı  davranan aday bir ülkeyle üyelik müzakerelerine devam  edebileceği de şüpheli. Ayrıca, Türkiye Avrupa yolunda  kararlı bir şekilde ilerlese dahi, AB'nin yönünü, ilkelerini  ve hedefini değiştirmeden Türkiye'yi bünyesine alabileceği  de şüpheli. Türkiye'ye bir dizi konuyu ciddi olarak ele  almak zorunda. Bunlar, çağdaş kanunlar çıkarmak, ekonomik  değişiklikler, Kürt sorunu, Ege, azınlık hakları, Ermeni  soykırımı, ordunun güçlü rolü, kadın hakları ve elbette  Kıbrıs konuları. Bütün bu başlıklar üye devletlerin hassas  olduğu konular. Kıbrıs ve Kıbrıs sorunu, AB-Türkiye ilişkilerinin önemli  bir bölümünü kapsıyor. Tek başına bu sorunun çözümlenmesiyle,  Türkiye'nin AB üyeliği yolu açılmayacak ancak üyelik yolunu  ciddi bir şekilde etkileyecek." (Siyasi İktisat Profesörü ve Intercollege Araştırma Merkezi Genel Müdürü  Andreas Theofanus, Temmuz-Ağustos 2006)

 

 

 

 

 

NOT: Bu bülten, 02 Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek  hazırlanmıştır.

 

 

ESKİ SAYILAR