ABD BASINI:
Washington Post: "Bush Türkiye'nin AB Üyeliğini
Destekliyor": "Türk Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan ile aşırılıkçılık, Orta Doğu'da istikrarsızlık ve Irak'ta
süregelen şiddetle nasıl mücadele edileceği konularına odaklanılan uzun
bir görüşme yapan Başkan Bush, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada,
Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne üye olmasına destek verdiklerini dile
getirdi. Bush, Oval Ofis'te gerçekleşen görüşmeden sonra yaptığı
açıklamada, ‘Bizim arzumuz, radikalizmle aşırılıkçılığı reddeden barışçı
bir geleceği önemseyen insanlara yardım etmektir. Başbakana şunu açıkça
ifade ettim ki, Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne katılması ABD'nin
menfaatinedir, ben böyle düşünüyorum.’ dedi. Erdoğan da, Bush'a kendisini
kabulü için teşekkür etti ve ‘ABD stratejik bir ortaktır, Türkiye için
çok önemli stratejik bir ortaktır.’ dedi. Geçen yıl sonbaharda AB, 25
üyelik Birliğe Türkiye'yi üye olarak almak için Ankara ile görüşmelere
başladı. Fakat bu görüşmeler zorlu bir başlangıç sürecinden geçiyor, AB
Türkiye'ye, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için kapsamlı çözüme
ulaşılmasında işbirliği yapması ve Türkiye'nin Kürt azınlığı konularında
baskı yapıyor. Öte yandan Türk vatandaşları arasında AB üyeliğine
verilen destek de azalıyor. Buna karşılık hala kayda değer bir çoğunluk
üyelikten yana." (Michael A. Fletcher, 03/10)
AP: "Olli Rehn Türkiye'yi Üyelik Sürecini Yoluna
Koymaya Çağırdı": "Avrupa Birliği'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, yaptığı açıklamada, ülkenin
çıkmaza giren AB müzakerelerini ilerletmesi için daha fazla reform
uygulaması gerektiği yönünde Türkiye'yi uyardı. Bir yıl önce üyelik
görüşmelerine başlayan Türkiye katılması halinde AB içindeki tek
Müslüman üye olacak. Ancak Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını
Kıbrıslı Rumlara açmayı reddetmesi nedeniyle görüşmelerin askıya alınma
tehlikesi var. Rehn, reform sürecine bağlı kalması için Türkiye'ye baskı
yaparken, bu sayede Avrupa'da Türkiye'nin üyeliğine karşı olan kesimin
azalabileceğini ifade etti. Ziyaret arifesinde açıklama yapan Rehn,
Türkiye'nin ayrıca ifade özgürlüğünü kısıtlayan ceza yasasını da
düzeltmesi gerektiğini söyledi. Rehn, ‘Türkiye'deki reformlar, müzakere
adımlarına yön verecektir. Bir sonraki adım ifade özgürlüğü olmalıdır.’
dedi." (Suzan Fraser, 03/10)
Amerika'nın Sesi Radyosu: "Müzakerelerin Başlamasından
Bir Yıl Sonra": "Avrupa Birliği’yle Türkiye’nin
tam üyelik müzakerelerine başlamasının üzerinden tam bir yıl geçti. Bir
yıllık bilanço ise, her iki tarafın da inişli çıkışlı bir performans
sergilediğini ortaya koyar nitelikte. Temelde teknik nitelikli olması
gereken müzakere süreci, Türkiye’nin yapısı ve Avrupa Birliği’nin
Ankara’ya bakışı nedeniyle siyasi manevraların gölgesinden kurtulamadı.
Türkiye’nin, müzakerelerin başladığı 3 Ekim 2005 öncesinde gösterdiği
performanstan Avrupa Birliği kurumlarında hala övgüyle bahsedilse de
Ankara’nın 2006 performansı ‘göz doldurmaktan uzak’ olarak
değerlendiriliyor. Reform sürecindeki yavaşlama, seçim atmosferine
girilmesiyle Avrupa Birliği konusunun ‘iyice alt sıralara itilmesi’ ve
süreç aleyhindeki söylemlerin iç politikada prim yapması Brüksel’in
başlıca olumsuz tespitlerini oluşturuyor. Avrupa Birliği Komisyonu
yetkilileri, iktidarın süreç konusunda eskisi kadar istekli olmadığını
da net bir şekilde hissettiklerini vurguluyorlar. ‘Reform sürecinin
yeniden canlandırılması, 301. maddede değişikliğe gidilmesi, Ek Protokol
konusunda Türkiye’nin taahhütlerini yerine getirmesi’ Avrupa Birliği’nin
bir yıl boyunca verdiği ana mesajların başını çekiyor. Avrupa
Birliği’nin KKTC’ye yönelik izolasyonların kaldırılması konusunda etkili
olamaması, müzakere başlıklarının açılması için konuyla ilgili olmayan
siyasi unsurların gündeme getirilmesi, başlık açma kapama konusunda
Avrupa Birliği’nin işi ağırdan alması da Ankara’nın bir yıllık eleştiri
bilançosunda yer alıyor. Daha ilk yılını dolduran müzakerelerin, Ek
Protokol nedeniyle askıya alınabileceği söylemlerinin dorukta olduğu
bir dönemde Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye’yle olası bir ‘tren
kazası’nı önleme çalışmalarını da sürdürüyor. Gerek Ankara gerekse
Brüksel, bu sorunlu dönemin en hafif zararla atlatılmasını sağlamaya
çalışıyor." (Güven Özalp, 03/10)
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrıchten: "Brüksel'den Yeni Sesler":
"Avusturya'nın rotası Türkiye konusunda değişmeyecek, çünkü Alfred
Gusenbauer ile SPÖ, Boğaz'daki ülkeye tıpkı Wolfgang Schüssel gibi
eleştirel bir gözle bakıyor. Gusenbauer, Başbakan'ın Türkiye'nin
katılımından önce halk oylaması yapılması fikrini memnuniyetle
karşılayıp, desteklemişti. Gusenbauer seçimlerden kısa süre önce
kendisiyle yapılan bir röportajda, ne Türkiye'nin AB olgunluğunda, ne de
AB'nin Türkiye'yi kaldıracak olgunlukta olduğunu söylemiş ve
eleştiricilerin izlediği Avrupa çizgisini solcu popülist olarak
tanımlamalarına yol açmıştı. AB'de kimse Türkiye'yi şu sıralar katılım
olgunluğunda görmüyor, tabii bunun tersi de geçerli. Bu yüzden de
müzakerelerin en az 10 yıl sürmesi planlanıyor ve sonu açık bırakılıyor.
Avusturya'nın Balkanlar politikasında ise gözle görülür bir nüans
kayması gerçekleşebilir. Schüssel hükümeti zamanında genişleme konusunda
Balkan ülkelerinin katılımı için büyük çaba harcanmıştı. Avusturya'nın
Dönem Başkanlığı sırasında AB ortakları Hırvatistan'dan Makedonya'ya
kadar Balkan ülkelerine üyelik perspektifi verilmesinden yana çıkmak
zorunda kalmışlardı. Gusenbauer hükümetinde ise, eskiden Avusturya
imparatorluğunun bir parçası olan bu ülkelere duyulan zaafın azalması
beklenebilir." (Martin Stricker, 03/10)
FRANSA BASINI:
AFP: "Rehn: Ermeni Soykırımının Tanınması Önşart
Değildir": "AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn, Ermeni soykırımının tanınmasının AB'ye girmek için
Türkiye'ye ön şart olarak koşulamayacağını ifade etti. Rehn, bu
açıklamasıyla aksi yönde bir açıklamada bulunan Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac'ı karşısına almış oldu. Rehn, Turkiye ziyaretinin ilk
gününde gazetecilere yaptığı açıklamada, ‘Ermeni soykırımının tanınması
AB'ye üyelik çerçevesinde Türkiye'ye önşart olarak koşulamaz.’ dedi.
Erivan'a resmi bir ziyaret düzenleyen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac,
Türkiye'nin AB'ye girmesi için Ermeni soykırımını tanımasının gerekip
gerekmediği ile ilgili yöneltilen bir soruyu ‘Dürüst olmak gerekirse,
tanıması gerektiğini düşünüyorum’ şeklinde cevaplamıştı. Rehn, ‘Tarihi
bir sorun ültimatomlar savurarak çözülemez. Tarihçiler oturup
araştırmalıdır.’ dedi." (03/10)
KIBRIS RUM BASINI:
Simerini: "Ne Uzlaşma Ne de Bedel":
"Avrupa Birliği, Türkiye ile tren kazasının hazırlığını yapıyor. Ne
yapıp edip bu kazadan kaçınmak istediği için, herkesin kazanmasını,
herkesin uzlaşmasını istediği, o iyi bilinen taktiği çerçevesinde
formüller, fikirler, açıklamalarla dalavereler çeviriyor. Türkiye
konusunda her şey açıktır ve sorumlulukları ile yükümlülüklerinden
herhangi bir sapma kabul edilemez. Kıbrıs Cumhuriyeti, her aday ülke
için geçerli olanın onun için de geçerli olmasını talep ediyor. Neden
ödün verilmesi gereksin ki? AB'nin tüm üye ülkelerinin AB'nin ilke,
güvenilirlik ve itibarını ısrarla koruması gerekirken, neden
hafifletmeler yapsın ki? Türkiye, Ankara Protokolü'nü uygulamakla ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de kapsayarak AB'nin 10 yeni üyesini tanımakla
yükümlüdür. AB, Bulgaristan ve Romanya'nın tam anlamıyla boğazına
yapışırken, bunun aksine neden Türkiye'nin yükümlülükleri konusunda
istisna yapması gereksin? AB'de ciddi bir güvenilirlik eksikliği var. Bu
eksikliği gidereceğine çoğaltıyor... AB, Türkiye için belli ön koşullar
belirledi. Türk Başbakan, Kıbrıslı Türklere yönelik sözde izolasyonlar
kaldırılmadıkça ülkesinin yükümlülüklerini yerine getirmeyeceğini
mütemadiyen ilan ediyor. (…) Türkiye'nin AB karşısındaki yükümlülükleri
ile Kıbrıslı Türklerin doğrudan ticareti arasında hiçbir bağlantı
yoktur. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Avrupalılar ile eşit
vatandaşlardır. Ancak ayrı devlet olarak değil... Tüm Türk limanları ve
havaalanları tüm Kıbrıs gemi ve uçaklarına açılmalıdır. Kıbrıs'ın hiçbir
konuda taviz vermeye hakkı ve bahanesi yoktur. Ne malum olan üzerinde
uzlaşmaya, ne de herhangi bedel ödemeye..."
(03/10)
Fileleftheros: "Türkiye'nin Avrupalılaşması":
"Türkiye için sınanma ve kriz zamanı yaklaşıyor. AB için istenen şey, bu
ülkenin, her aday ülkenin yerine getirmesi yönünde davet edildiği
kriterlere uymasıdır. Kıbrıs ve Avrupa yükümlülükleriyle ilgili olarak
Türkiye'nin işini kolaylaştırma yönünde bir çaba görülmektedir. Bu
reçete, Kıbrıslı Türklere yönelik sözde izolasyonun kaldırılmasına
ilişkin bildik masal vasıtasıyla ilerletiliyor. Hesabı ödemek için,
AB'nin sadece Kıbrıs'ı çağıracağı bir al-ver sahnesi şekilleniyor. Bu,
kabul edilemezdir. Bazılarının ilişkilendirmeye çalıştığı iki ayrı konu
vardır: Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanması ve Kıbrıslı
Türklerle doğrudan ticaret. (…) Türkiye'nin Avrupalılaşması taraftarıyız.
Geçmişte, bu sürece götürecek prosedürlere razı olduk. Ancak bu,
Türkiye'ye açık çek sunmuyor. Topraklarımıza sahip olmasına rağmen,
Türkiye'nin üyelik sürecini destekledik. Çünkü ilişkilerimizin
normalleşmesinin, yani Kıbrıs sorununun çözümünün, AB'den geçtiğini
düşünüyoruz. Türkiye, müktesebata uymaksızın ilerlerse, bu amaç,
bumerang olarak iş görecek." (03/10)
YUNANİSTAN BASINI:
İmerisia: "Türkiye'ye Yönelik Tavrımız":
"Atina ve Lefkoşa, Avrupa'nın daha fazla genişlemesini istemediklerine
kesin gözüyle bakılan diğer AB üyesi ülkelerin kararlarının arkasında
gizleniyor. Şimdi iş zor konulara geldi. ‘Sadece Hıristiyan bir Avrupa
isteyen seslerin giderek arttığı ve yoğunlaştığı, Fransız yetkililerin
ise, Amerikalı meslektaşlarıyla görüşmelerinde, Washington'un ‘Avrupa
ülkelerini İslamlaştırmaya çalıştığı’ yönünde eleştirilerini dile
getirdikleri bir sırada, Atina ile Lefkoşa aralık ayının ortasına kadar,
Türkiye'ye ‘büyük evet’i ya da ‘cesur hayır’ı söylemeli. Georgetown
Üniversitesi’nde bir konuşma yapan Recep Tayyip Erdoğan, ‘Avrupa
Birliği'nin Türkiye'nin üye olmasıyla zenginleşeceği ve bir dünya gücüne
dönüşeceği’ yönündeki masalı tekrarlamasına rağmen, Ankara açısından
durumun kötü olduğunu biliyor. Recep Tayyip Erdoğan övünme dolu
konuşmasında, Türkiye'nin Doğu ile Batı arasında bir köprü olduğunu,
ülkesinin AB üyesi olmasıyla ‘her şeyin düzenli bir şekilde
gelişeceğini’ ve ‘bölgedeki sorunların çözümleneceğini’ vurguladı. Ayrıca
‘ordunun ve siyasi iktidarın anayasaya saygı gösterdiklerini’ de
söyledi. Gerçeği söylemediğini Erdoğan da iyi biliyor, çünkü
politikacılar askerleri, askerler de politikacıları her gün demokrasiyi
hedef almakla suçluyor, büyük bir nimet olan demokrasi, bu ülkede
yaşamını aslında güç bela sürdürüyor." (Mihalis
İgnatiu, 03/10)
NOT: Bu bülten, 03
Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR