04.10.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

 

Washington Post: "Bush Türkiye'nin AB Üyeliğini Destekliyor": "Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile aşırılıkçılık,  Orta Doğu'da istikrarsızlık ve Irak'ta süregelen şiddetle  nasıl mücadele edileceği konularına odaklanılan uzun bir  görüşme yapan Başkan Bush, görüşmeden sonra yaptığı  açıklamada, Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne üye olmasına  destek verdiklerini dile getirdi. Bush, Oval Ofis'te gerçekleşen görüşmeden sonra  yaptığı açıklamada, ‘Bizim arzumuz, radikalizmle  aşırılıkçılığı reddeden barışçı bir geleceği önemseyen  insanlara yardım etmektir. Başbakana şunu açıkça ifade  ettim ki, Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne katılması ABD'nin  menfaatinedir, ben böyle düşünüyorum.’ dedi. Erdoğan da, Bush'a kendisini kabulü için teşekkür etti ve ‘ABD stratejik  bir ortaktır, Türkiye için çok önemli stratejik bir  ortaktır.’ dedi. Geçen yıl sonbaharda AB, 25 üyelik Birliğe Türkiye'yi  üye olarak almak için Ankara ile görüşmelere başladı.  Fakat bu görüşmeler zorlu bir başlangıç sürecinden geçiyor,  AB Türkiye'ye, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için kapsamlı  çözüme ulaşılmasında işbirliği yapması ve Türkiye'nin Kürt  azınlığı konularında baskı yapıyor. Öte yandan Türk vatandaşları arasında AB üyeliğine  verilen destek de azalıyor. Buna karşılık hala kayda değer  bir çoğunluk üyelikten yana." (Michael A. Fletcher, 03/10)

 

AP: "Olli Rehn Türkiye'yi Üyelik Sürecini Yoluna Koymaya Çağırdı": "Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Olli Rehn, yaptığı açıklamada, ülkenin çıkmaza giren  AB müzakerelerini ilerletmesi için daha fazla reform  uygulaması gerektiği yönünde Türkiye'yi uyardı. Bir yıl önce üyelik görüşmelerine başlayan Türkiye  katılması halinde AB içindeki tek Müslüman üye olacak.  Ancak Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını Kıbrıslı  Rumlara açmayı reddetmesi nedeniyle görüşmelerin askıya  alınma tehlikesi var. Rehn, reform sürecine bağlı kalması için Türkiye'ye  baskı yaparken, bu sayede Avrupa'da Türkiye'nin üyeliğine  karşı olan kesimin azalabileceğini ifade etti. Ziyaret  arifesinde açıklama yapan Rehn, Türkiye'nin ayrıca ifade  özgürlüğünü kısıtlayan ceza yasasını da düzeltmesi  gerektiğini söyledi. Rehn, ‘Türkiye'deki reformlar, müzakere adımlarına  yön verecektir. Bir sonraki adım ifade özgürlüğü  olmalıdır.’ dedi."  (Suzan Fraser, 03/10) 

 

Amerika'nın Sesi Radyosu: "Müzakerelerin Başlamasından Bir Yıl Sonra": "Avrupa Birliği’yle Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerine  başlamasının üzerinden tam bir yıl geçti. Bir yıllık bilanço  ise, her iki tarafın da inişli çıkışlı bir performans  sergilediğini ortaya koyar nitelikte. Temelde teknik nitelikli olması gereken müzakere süreci,  Türkiye’nin yapısı ve Avrupa Birliği’nin Ankara’ya bakışı  nedeniyle siyasi manevraların gölgesinden kurtulamadı. Türkiye’nin, müzakerelerin başladığı 3 Ekim 2005  öncesinde gösterdiği performanstan Avrupa Birliği  kurumlarında hala övgüyle bahsedilse de Ankara’nın 2006  performansı ‘göz doldurmaktan uzak’ olarak değerlendiriliyor.  Reform sürecindeki yavaşlama, seçim atmosferine girilmesiyle  Avrupa Birliği konusunun ‘iyice alt sıralara itilmesi’ ve  süreç aleyhindeki söylemlerin iç politikada prim yapması  Brüksel’in başlıca olumsuz tespitlerini oluşturuyor. Avrupa  Birliği Komisyonu yetkilileri, iktidarın süreç konusunda  eskisi kadar istekli olmadığını da net bir şekilde  hissettiklerini vurguluyorlar. ‘Reform sürecinin yeniden canlandırılması, 301. maddede  değişikliğe gidilmesi, Ek Protokol konusunda Türkiye’nin  taahhütlerini yerine getirmesi’ Avrupa Birliği’nin bir yıl  boyunca verdiği ana mesajların başını çekiyor. Avrupa  Birliği’nin KKTC’ye yönelik izolasyonların kaldırılması  konusunda etkili olamaması, müzakere başlıklarının açılması  için konuyla ilgili olmayan siyasi unsurların gündeme  getirilmesi, başlık açma kapama konusunda Avrupa Birliği’nin  işi ağırdan alması da Ankara’nın bir yıllık eleştiri  bilançosunda yer alıyor. Daha ilk yılını dolduran müzakerelerin, Ek Protokol  nedeniyle askıya alınabileceği söylemlerinin dorukta olduğu  bir dönemde Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye’yle olası  bir ‘tren kazası’nı önleme çalışmalarını da sürdürüyor.  Gerek Ankara gerekse Brüksel, bu sorunlu dönemin en hafif  zararla atlatılmasını sağlamaya çalışıyor."  (Güven Özalp, 03/10)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

 

Salzburger Nachrıchten: "Brüksel'den Yeni Sesler": "Avusturya'nın rotası Türkiye konusunda değişmeyecek,  çünkü Alfred Gusenbauer ile SPÖ, Boğaz'daki ülkeye tıpkı  Wolfgang Schüssel gibi eleştirel bir gözle bakıyor.  Gusenbauer, Başbakan'ın Türkiye'nin katılımından önce  halk oylaması yapılması fikrini memnuniyetle karşılayıp,   desteklemişti. Gusenbauer seçimlerden kısa süre önce  kendisiyle yapılan bir röportajda, ne Türkiye'nin AB  olgunluğunda, ne de AB'nin Türkiye'yi kaldıracak olgunlukta  olduğunu söylemiş ve eleştiricilerin izlediği Avrupa çizgisini  solcu popülist olarak tanımlamalarına yol açmıştı. AB'de kimse Türkiye'yi şu sıralar katılım olgunluğunda  görmüyor, tabii bunun tersi de geçerli. Bu yüzden de  müzakerelerin en az 10 yıl sürmesi planlanıyor ve sonu açık  bırakılıyor. Avusturya'nın Balkanlar politikasında ise gözle görülür  bir nüans kayması gerçekleşebilir. Schüssel hükümeti zamanında  genişleme konusunda Balkan ülkelerinin katılımı için büyük  çaba harcanmıştı. Avusturya'nın Dönem Başkanlığı sırasında  AB ortakları Hırvatistan'dan Makedonya'ya kadar Balkan  ülkelerine üyelik perspektifi verilmesinden yana çıkmak  zorunda kalmışlardı. Gusenbauer hükümetinde ise, eskiden  Avusturya imparatorluğunun bir parçası olan bu ülkelere  duyulan zaafın azalması beklenebilir."  (Martin Stricker, 03/10)

 

 

FRANSA BASINI:

 

AFP: "Rehn: Ermeni Soykırımının Tanınması Önşart Değildir": "AB'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Ermeni soykırımının tanınmasının  AB'ye girmek için Türkiye'ye ön şart olarak koşulamayacağını  ifade etti. Rehn, bu açıklamasıyla aksi yönde bir açıklamada  bulunan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ı karşısına  almış oldu. Rehn, Turkiye ziyaretinin ilk gününde gazetecilere  yaptığı açıklamada, ‘Ermeni soykırımının tanınması AB'ye  üyelik çerçevesinde Türkiye'ye önşart olarak koşulamaz.’ dedi. Erivan'a resmi bir ziyaret düzenleyen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Türkiye'nin  AB'ye girmesi için Ermeni soykırımını tanımasının gerekip  gerekmediği ile ilgili yöneltilen bir soruyu ‘Dürüst olmak  gerekirse, tanıması gerektiğini düşünüyorum’ şeklinde  cevaplamıştı. Rehn, ‘Tarihi bir sorun ültimatomlar savurarak çözülemez.  Tarihçiler oturup araştırmalıdır.’ dedi." (03/10)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

 

Simerini: "Ne Uzlaşma Ne de Bedel": "Avrupa Birliği, Türkiye ile tren kazasının hazırlığını  yapıyor. Ne yapıp edip bu kazadan kaçınmak istediği için,  herkesin kazanmasını, herkesin uzlaşmasını istediği, o iyi  bilinen taktiği çerçevesinde formüller, fikirler,  açıklamalarla dalavereler çeviriyor. Türkiye konusunda her  şey açıktır ve sorumlulukları ile yükümlülüklerinden herhangi  bir sapma kabul edilemez. Kıbrıs Cumhuriyeti, her aday ülke  için geçerli olanın onun için de geçerli olmasını talep ediyor.  Neden ödün verilmesi gereksin ki? AB'nin tüm üye ülkelerinin  AB'nin ilke, güvenilirlik ve itibarını ısrarla koruması  gerekirken, neden hafifletmeler yapsın ki? Türkiye, Ankara  Protokolü'nü uygulamakla ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de kapsayarak  AB'nin 10 yeni üyesini tanımakla yükümlüdür. AB, Bulgaristan  ve Romanya'nın tam anlamıyla boğazına yapışırken, bunun aksine  neden Türkiye'nin yükümlülükleri konusunda istisna yapması  gereksin? AB'de ciddi bir güvenilirlik eksikliği var. Bu eksikliği  gidereceğine çoğaltıyor... AB, Türkiye için belli ön koşullar  belirledi. Türk Başbakan, Kıbrıslı Türklere yönelik sözde  izolasyonlar kaldırılmadıkça ülkesinin yükümlülüklerini  yerine getirmeyeceğini mütemadiyen ilan ediyor. (…)  Türkiye'nin AB karşısındaki yükümlülükleri ile Kıbrıslı  Türklerin doğrudan ticareti arasında hiçbir bağlantı yoktur.  Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Avrupalılar ile eşit  vatandaşlardır. Ancak ayrı devlet olarak değil... Tüm Türk limanları ve havaalanları tüm  Kıbrıs gemi ve uçaklarına açılmalıdır. Kıbrıs'ın hiçbir konuda  taviz vermeye hakkı ve bahanesi yoktur. Ne malum olan üzerinde  uzlaşmaya, ne de herhangi bedel ödemeye..." (03/10)

 

Fileleftheros: "Türkiye'nin Avrupalılaşması": "Türkiye için sınanma ve kriz zamanı yaklaşıyor. AB için  istenen şey, bu ülkenin, her aday ülkenin yerine getirmesi  yönünde davet edildiği kriterlere uymasıdır. Kıbrıs ve Avrupa yükümlülükleriyle ilgili olarak Türkiye'nin işini kolaylaştırma  yönünde bir çaba görülmektedir. Bu reçete, Kıbrıslı Türklere  yönelik sözde izolasyonun kaldırılmasına ilişkin bildik masal  vasıtasıyla ilerletiliyor. Hesabı ödemek için, AB'nin sadece  Kıbrıs'ı çağıracağı bir al-ver sahnesi şekilleniyor. Bu, kabul  edilemezdir. Bazılarının ilişkilendirmeye çalıştığı iki ayrı  konu vardır: Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanması ve  Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticaret. (…) Türkiye'nin Avrupalılaşması taraftarıyız. Geçmişte, bu  sürece götürecek prosedürlere razı olduk. Ancak bu, Türkiye'ye  açık çek sunmuyor. Topraklarımıza sahip olmasına rağmen,  Türkiye'nin üyelik sürecini destekledik. Çünkü ilişkilerimizin  normalleşmesinin, yani Kıbrıs sorununun çözümünün, AB'den  geçtiğini düşünüyoruz. Türkiye, müktesebata uymaksızın  ilerlerse, bu amaç, bumerang olarak iş görecek." (03/10)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

 

İmerisia: "Türkiye'ye Yönelik Tavrımız": "Atina ve Lefkoşa, Avrupa'nın daha fazla genişlemesini  istemediklerine kesin gözüyle bakılan diğer AB üyesi ülkelerin kararlarının arkasında gizleniyor. Şimdi iş zor konulara geldi. ‘Sadece Hıristiyan bir Avrupa  isteyen seslerin giderek arttığı ve yoğunlaştığı, Fransız  yetkililerin ise, Amerikalı meslektaşlarıyla görüşmelerinde,  Washington'un ‘Avrupa ülkelerini İslamlaştırmaya çalıştığı’  yönünde eleştirilerini dile getirdikleri bir sırada, Atina  ile Lefkoşa aralık ayının ortasına kadar, Türkiye'ye ‘büyük  evet’i ya da ‘cesur hayır’ı söylemeli. Georgetown Üniversitesi’nde bir konuşma yapan  Recep Tayyip Erdoğan, ‘Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin üye  olmasıyla zenginleşeceği ve bir dünya gücüne dönüşeceği’  yönündeki masalı tekrarlamasına rağmen, Ankara açısından  durumun kötü olduğunu biliyor. Recep Tayyip Erdoğan övünme  dolu konuşmasında, Türkiye'nin Doğu ile Batı arasında bir  köprü olduğunu, ülkesinin AB üyesi olmasıyla ‘her şeyin  düzenli bir şekilde gelişeceğini’ ve ‘bölgedeki sorunların çözümleneceğini’ vurguladı. Ayrıca ‘ordunun ve siyasi  iktidarın anayasaya saygı gösterdiklerini’ de söyledi.  Gerçeği söylemediğini Erdoğan da iyi biliyor, çünkü  politikacılar askerleri, askerler de politikacıları her gün  demokrasiyi hedef almakla suçluyor, büyük bir nimet olan  demokrasi, bu ülkede yaşamını aslında güç bela sürdürüyor."  (Mihalis İgnatiu, 03/10)

           

 

NOT: Bu bülten, 03 Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR