05.10.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

Die Welt: "Sabrın Sonu": "Türkiye'nin AB macerasını dışarıdan izleyen herkes  mutlaka biraz şaşkın durumdadır. Türkiye içerisinde de  neden tam üyelik başvurusunun yapıldığı sorgulanmaya  başlandı. Zira müzakerelerin başlangıcından bu yana  herhangi bir Avrupa Birliği ülkesinin Türkiye'nin  istenmediğini ve tam üyeliğin önüne geçebilmek için  bütün engellerin çıkarılacağını açıklamadığı gün nerdeyse yok. Buna Avrupalı diplomatların aşağılayıcı  tutumlarının giderek daha da gün yüzüne çıkması ekleniyor.  Yeni bir müzakere faslı açılır açılmaz siyasi sorunlar  çıkıveriyor. Kısacası Türkiye, başka hiçbir aday ülkeye  layık görülmeyen küçük düşürücü bir muameleye tabi  tutuluyor.  Bu nedenle, ‘Türkiye neden bu kadar istekli bir  şekilde AB'ye girme gayreti gösteriyor?’ diye soranların  sayısı artıyor. Tabii ki, Türkiye'nin ikinci lige ait  olduğunu düşünüyorlarsa böylesine sorular sorabilirler.  Gerçekten de, Türkiye'nin kötü muameleye tabi tutulması  ve egemenlik haklarını kaybetmesi yetmezmiş gibi bir de  bütün bunlara ilaveten sürekli olarak müzakerelerin  sonunda üyeliğin olup olmayacağının kesin olmadığı  vurgulanıyor. Türk halkının bir kesimi, ülkemizin sorunlarının  sadece yurtdışı kaynaklı olmadığının, sorunu kendimizin  yarattığının ve bu sorunların zamanla artarak  güçleneceğinin farkında. Türk toplumunun farklı katmanları ve kesimleri Avrupa'dan  oldukça farklı beklentiler içerisindeler. Tıpkı bir fili  tanımlamaya çalışan görme engelliler gibiyiz. Herkes  Avrupa'nın farklı bir tarafını tanımlıyor ve beklentilerini  AB'ye ilintiliyor. Kimileri Avrupa standartlarından  demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve dini taleplerin  yerine getirilmesi beklentisi içerisinde. Diğer bir kesim ise, tam aksine Avrupa Birliği'ni Türkiye'de bir şeriat  devleti kurulmasını engelleyecek bir garanti olarak görüyor.  Bazıları Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini, Türk  devletini Kürt kimliğini tanımaya zorlamak için istiyor.  Bunlar Türkiye'nin etnik mozaiğinin ancak AB üyeliği ile  korunabileceğini düşünüyorlar. Türklerin büyük kesimi ise,  AB'ye girerek zengin olmayı istiyor. Türkler inançlıdır ve bu anlamda sabırlıdırlar. Ancak  her sabrın da bir sonu vardır. (…) Ancak müzakereler, Türkiye'nin Kıbrıs gemilerine limanlarını açmadığı için askıya alınırsa o zaman Türkiye  karşıtları zafer kutlayabilirler. Ancak bu durumda hem Avrupa  hem de Türkiye bunun acısını çeker."  (Mehmet Ali Birand, 04/10)

 

Die Welt: "Türk Genelkurmay Başkanı Siyaset Anlayışını Açıklıyor": "Türkiye'nin AB'ye katılım siyasetinde ağır bir kriz  ortaya çıkıyor. Söz konusu olan, Türk Ordusu’nun siyaset  içerisindeki öne çıkan rolü ve ordunun askeri tasarruflarla  yetinmesi ve siyaseti siyasetçilere bırakması yönündeki Avrupa ilkesi. Ancak işler Türkiye'de böyle işlemiyor. Siyasetin  parametresini belirleyen ordu. Gerçi ordu Türkiye'nin  AB'ye üyeliğinden yana, ancak generaller ülkeyi AB'ye  sokma seviyesine kendileri getirmek ve siyasi rollerini  ancak bundan sonra sona erdirmek istiyorlar. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın yaptığı  bir konuşma, ordunun hem AB'ye hem de hükümete karşı olan  sabrının sınırlarına ulaştığını net bir şekilde ortaya koydu.  Büyükanıt AB'ye, üyelik sürecinde orduyu gereğinden önce  zayıflatmak istediği suçlamasında bulundu."  (Boris Kalnoky, 04/10)

 

 

BELÇİKA BASINI:

De Tijd: "Türkiye ile AB Arasındaki Uçurum Giderek Derinleşiyor": "Üyelik görüşmelerinin başlamasından bir yıl sonra  AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler soğudu. Şimdi her  iki taraf da yangına körükle gitmekten kaçınıyor. Türk işadamları derneği TÜSİAD, Türk dosyası için  Avrupa kamuoyunu kazanmaya çalışıyor. TÜSİAD  Brüksel'de uzun uzun Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin  getireceği avantajlara değindi. TÜSİAD bugün Paris'te,  yarın da Berlin'de olacak. Türklerin verdiği mesaj açık: Türkiye bir Avrupa  ülkesidir ve Türkiye'nin AB üyeliği Avrupa'nın çıkarınadır.  TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı, yaptığı konuşmada, ‘Türkiye,  Avrupa'nın gelişme motoru olabilir’ diyordu. Sabancı ayrıca,  AB'de olduğu kadar Türkiye'de de AB üyeliğinin coşkusunun  azaldığına dikkati çekti: ‘Oysa, biz Türklerin, AB'yi global  bir aktör yapmak üzere olanaklarımız bulunuyor.’ dedi. Genişlemeden Sorumlu Komiseri Rehn ise, Ankara'nın  daha fazla çaba harcamaması halinde görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanabileceğini açıkladı. Türkiye ile üyelik müzakerelerinde en çetin konuyu Kıbrıs oluşturuyor. Türkiye hala bu ülkeyi tanımak  istemiyor. Müzakerelerin başlamasından önce AB, Türk  limanlarının Rum gemi ve uçaklarına açılmasını istiyordu.  Birçok AB ülkesi, Türkiye'nin bu şartı yerine getirmemesi  halinde müzakerelerin durdurulmasından yana."  ("KV" rumuzlu, 04/10)

 

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Rehn: İfade Özgürlüğü Konusunda Pazarlık Yapmayız": "AB'nin Genişlemeden Sorumlu  Komiseri Olli Rehn, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin  AB'ye üyelik yolunda ifade özgürlüğünü güvence altına alması  gerektiğini ve bu konuda Birliğin kesinlikle pazarlık  yapmayacağını belirtti. Rehn, NTV'ye yaptığı açıklamada, ‘Bu, bir pazarlığa konu  olamaz. İfade özgürlüğü AB'nin başlıca değerlerinden biridir.  Bu sebeple ifade özgürlüğünü güvence altına almak Türkiye'nin yararınadır.’ dedi. Brüksel'den daha önce yapılan açıklamada, Türk Ceza  Kanunu'nun 301. Maddesi uyarınca Türkiye'de birçok  entelektüel hakkında dava açılmasından endişe duyulduğu  ifade edilmişti. Rehn, ‘Türkiye'de ifade özgürlüğü güvence altına  alınmalıdır. Bu doğrultuda 301. Maddenin değiştirileceğine  yönelik adımlar görmek istiyoruz. Avrupa ülkelerinin ceza  kanunlarında örnek olarak Finliği ya da İngilizliği  aşağılamak suçuyla ilgili düzenlemeler yoktur. Ancak,  Türkiye'deki uygulamaya bakınca 301. Madde ifade özgürlüğünü sınırlamaktadır’ şeklinde konuştu." (04/10)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

BBC: "Türk Başbakan Blair'den Destek Arayışında": "Başbakan Tony Blair hükümeti, Türkiye'nin AB üyeliğinin  yılmaz destekleyicisi oldu. Bir yıl önceki AB Dönem Başkanı’nın bir son dakika kararıyla müzakerelere başlamasında Blair hükümetinin oldukça etkin bir  rolü vardı. Ancak başta Türkiye'nin bölünmüş ada Kıbrıs konusundaki  tavrı nedeniyle müzakereler çıkmaza giriyor. AB'li yetkililer ise, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs'a  açmaması halinde, tüm sürecin durabileceği tehlikesine dikkat  çekiyorlar. Ankara ise, öncelikle AB'nin Kuzey Kıbrıs üzerindeki  ekonomik izolasyonu kaldırması gerektiğini belirtiyor. BBC muhabiri Sarah Rainsford'un İstanbul'dan bildirdiğine  göre, ülkede milliyetçiliğin yükselişte olması ve özellikle de  gelecek yıl parlamento seçimlerinin yapılacak olması nedeniyle,  bu konu her zamankinden daha hassas bir durumda. Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen  ABD Başkanı Bush'la olan görüşmesinin ardından doğrudan  İngiltere'ye geldi. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,  Türkiye'yi reformlar konusunda uyarmak üzere Ankara'da. Rehn, ziyaretinin başında, Türkiye Cumhuriyeti'ne  hakaret suçuyla yazar ve gazetecilere dava açmak için  kullanılan Ceza Kanunu maddesinde değişiklik yapılması  çağrısında bulundu. Rehn, ‘Türkiye'deki reformlar, müzakere adımlarına yön  verecek. Bir diğer adım, ifade özgürlüğü olmalıdır.’ dedi. Ancak, AB'nin Türkiye'den daha fazla talebi olursa,  ülkedeki çoğu kişi üyelik projesinden vazgeçeceklerini  itiraf ediyor." (04/10)

 

The Guardian: "Blair Katılım Müzakerelerini Kurtarmak için Türkiye Başbakanı ile Buluştu": "Tony Blair ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye katılım arzusunun gelecek ay bir kazaya  uğramasını önlemek için uzlaşma sağlanması konusunu görüştüler. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, insan  hakları konusunda geniş kapsamlı reformları gerçekleştirmesi  ve liman ile havaalanlarını Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına  açması için Türkiye'ye bir ay süre tanıdı ve aksi takdirde  katılım müzakerelerinin başarısızlığa uğrayacağı uyarısında  bulundu. Ankara'da yaptığı konuşmada Rehn, katılım müzakerelerindeki  bir ‘tren kazasını’ önlemek için hala zaman olduğunu, ancak  Komisyon 8 Kasım'da raporunu yayımlamadan önce ‘yeni reformların gerçekleştirilmesinin ve elle tutulur bir ilerleme kaydedilmesinin’  son derece önemli olduğunu söyledi. Katılım müzakereleri  başladığından bu yana Avusturya, Almanya ve Fransa, Türkiye'nin  AB'ye katılım ihtimaline giderek daha kuşkulu yaklaşmaya  başladılar. Blair, kısmen AB'nin bir Hıristiyan kulübü olduğu  yönündeki eleştirilere karşı Birlikte Müslüman bir ülkenin  yer almasını savunduğu için, Türkiye'nin Avrupa'daki en önemli  destekçisi oldu. (…)" (Ewen MacAskill, David Gow, 04/10)

 

Reuters: "Rehn: Türkiye ile İmtiyazlı Ortaklık Sözleri AB'nin Güvenilirliğine Zarar Veriyor": "Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Olli Rehn, Avrupalı politikacıları, tam üyelik yerine  Türkiye ile ‘imtiyazlı ortaklığı’ savunmanın bloğun  güvenilirliğini zayıflattığı ve reformlara zarar verdiği konusunda uyardı. Fransa Cumhurbaşkanı olmayı uman Nicolas Sarkozy,  geçen ay Türkiye'nin üyeliğine muhalefetini ilan etti  ve nüfusunun büyük bir bölümü Müslüman olan ülkenin Kıbrıs  konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde  AB'nin görüşmeleri askıya alması gerektiğini söyledi. Almanya Sanşölyesi Angela Merkel, uzun zamandır  imtiyazlı bir ortaklığa destek veriyor ve Sarkozy'nin  üyelik konusundaki şüphelerini paylaşıyor, ancak Almanya'nın  2007'deki devlet başkanlığı seçimlerinde büyük etkisi olacak  olan Ankara ile bir krizden kaçınmak için muhalefetinin  dozunu azaltmış durumda. Rehn, ‘Sürekli imtiyazlı ortaklıktan bahsetmek sadece  AB'nin güvenilirliğine zarar vermektedir. Bu da reformlara  yönelik siyasi güdüyü zayıflatıyor ve sıradan Türkler  arasında güçlü bir tepkiye neden oluyor.’ dedi. Reformları hızlandırması yönünde hükümete baskı yapmak  üzere ziyarette bulunan Rehn, Avrupa ve Türkiye arasındaki  bağların, diğer pek çok nedenin yanı sıra gümrük birliği  ve Türkiye'nin NATO üyeliği nedeniyle, zaten imtiyazlı  ortaklığın ötesinde olduğunu söyledi. Bilkent Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada Rehn, ‘Üyelikten başka AB ne teklif edebilir? AB içerisinde  imtiyazlı ortaklık ile ilgili olarak kendimizi kandırmayı  bırakmalıyız.’ dedi."  (Paul de Bendern, 04/10)

 

Reuters: "Merkel Türkiye'ye Sıkı Ama İnce Bir Mesaj Gönderecek": "Başbakan Angela Merkel, bu hafta Ankara'ya yapacağı  ziyarette, Almanya ile Türkiye arasındaki sağlam ekonomik  ve insani bağlara dikkat çekecek ve ülkenin AB girişimine  muhalefeti üzerinde durmamaya çalışacak. Yaklaşık bir yıl önce iktidara geldiğinden beri  Türkiye'nin girişimi konusundaki açıklamalarını yumuşatan  Merkel, çoğunluğu Müslüman bu ülkenin Birliğe katılma  çabalarını destekleyen Sosyal Demokrat koalisyon ortaklarını  uzaklaştırmaktan kaçınıyor. Merkel'in bu konudaki kendi kişisel muhalefeti ve tam  üyelik yerine ‘ayrıcalıklı ortaklığa’ verdiği destek ise  değişmedi. Ancak Almanya gelecek yılki dönem başkanlığı sırasında  bu mesele konusunda anlaşmazlık yaşamaktan kaçınırken,  Merkel'in Türkiye ziyareti sırasında kendi görüşlerini  açıklaması muhtemel değil. (…) Merkel'in Hıristiyan Demokratlarının Başkan Yardımcısı  Juergen Ruettgers, ‘Reformlarda ciddi ilerleme görmezsek  Ankara ile AB arasındaki müzakerelerin ocak ayından itibaren  dondurulması gerektiğini düşünüyorum.’ dedi. Merkel'in Erdoğan'a, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Olli Rehn'inkine benzer, ince ama sıkı bir mesaj vermesi  bekleniyor."  (Noah Barkin, 04/10)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

İmerisia: "Fatura Lefkoşa'ya": "Türkiye-AB ilişkilerindeki gelişmeler, faturanın  Lefkoşa'ya çıkarılması için bir zemin yaratıyor.  Avrupalılar bu aşamada, Türkiye'nin AB'ye katılmasının  mümkün olup olmadığına ilişkin kritik konuyla ilgilenmek  niyetinde değiller. Bugün yapılmaya çalışılan, ‘trenlerin çarpışmasının’ önlenmesi. Bunun anlamı, kıstas ve  yükümlülüklerden taviz verilerek, Türkiye'nin katılım  sürecinin kolaylaştırılması için formül aranması. Dönem Başkanı Finlandiya, diğer ortakların da desteğiyle,  krizin önlenmesine ilişkin önerileri inceliyor. Bu çerçevede,  Ankara kısıtlı olsa da Protokolü uygulamaya davet ediliyor.  Türkiye'nin Avrupalılaşması, Yunanistan ve  Kıbrıs'ın stratejik hedefidir. Ancak Ankara yükümlülüklerini  yerine getirmediği takdirde, sürecin engelsiz bir şekilde  ilerlemesi hiç kimseye yarar sağlamaz. Bu nedenle, bu süreç  geçici olarak dondurulabilir ve Protokol uygulandıktan sonra  tekrar başlatılabilir."  (Kostas Venizelos, 04/10)

 

Yunanistan Radyo-TV Kurumu: "Sıcak Sonbahar": "Avrupa-Türkiye konularında önemli gelişmelerin yaşanacağı değerlendirmesinde bulunan Yunanistan Dışişleri ve Milli Savunma Bakanları, Ankara'nın önümüzdeki dönemde olası öfkeli  tepkilerine Atina'nın soğukkanlı yaklaşması gerektiğinin  altını çiziyorlar. Recep Tayyip Erdoğan, Washington ve  Londra'dan siyasi destek isterken, Dora Bakoyanni, Türkiye'nin  Avrupa süreci konusundaki kararlarını, Avrupa Birliği'ndeki  ortaklarıyla gelişmeleri değerlendirdikten sonra vereceklerini  vurguluyor. Atina, Türkiye'nin Avrupa süreci etrafındaki gelişmeleri  büyük bir dikkatle izliyor. Hükümet Komitesini tüm uluslararası sorunlar hakkında  bilgilendiren Dora Bakoyanni, komşu ülkenin Avrupai  yükümlülüklerinin değerlendirileceği sonbaharda muhtemel  gerginlik senaryoları konusunda Yunanistan'ın kaygılarını ifade etti. ABD Başkanı George Bush'un Türkiye'nin Avrupa  perspektifine verdiği destek konusunda Dışişleri Bakanı Bakoyanni, bunun bir siyasi destek ifadesi olduğunu, ancak  karar veren ve değerlendirecek olanın AB olduğunu kaydetti. Bu arada Yunanistan devlet televizyonunun (NET)  ‘Proti Grammi’ (Birinci Hat) programına konuşan Dora Bakoyanni, Türkiye'ye AB'ye karşı tutumunu netleştirme çağrısında bulundu.  Komşu ülkenin ilerleme raporu konusunda kötümser olduğunu  ifade eden Yunanistan Dışişleri Bakanı, Yunanistan'ın  Türkiye'nin Avrupai yönelimini desteklediğini tekrarladı. Türkiye'nin uzlaşmazlığı ve siyasi yönetiminin kullandığı  sert üslubu konusunda Bakoyanni, bunların gerginlik ve  göstermelik çıkışlardan ibaret olduğunu, Yunanistan'ın bunları  takip etmesi için hiçbir sebebi olmadığını, çünkü kararlarını  istikrarlı ve kararlı bir şekilde dile getirdiğini kaydetti. Hükümetin durumu soğukkanlı bir şekilde izlediğini  belirten Bakoyanni, Türkiye'nin tutumunu almaları gereken  kararlara ve seçim havasına bağlayarak, ‘Yunanistan'ın gücü  Avrupa'dır. Avrupalıyız ve Avrupai siyaset belirliyoruz ve  tüm dünya ile iyi ilişkilerimiz var.’ dedi." (04/10)

           

 

NOT: Bu bülten, 04 Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR