ALMANYA BASINI:
Die Welt: "Sabrın Sonu":
"Türkiye'nin AB macerasını dışarıdan izleyen herkes mutlaka biraz şaşkın
durumdadır. Türkiye içerisinde de neden tam üyelik başvurusunun
yapıldığı sorgulanmaya başlandı. Zira müzakerelerin başlangıcından bu
yana herhangi bir Avrupa Birliği ülkesinin Türkiye'nin istenmediğini ve
tam üyeliğin önüne geçebilmek için bütün engellerin çıkarılacağını
açıklamadığı gün nerdeyse yok. Buna Avrupalı diplomatların aşağılayıcı
tutumlarının giderek daha da gün yüzüne çıkması ekleniyor. Yeni bir
müzakere faslı açılır açılmaz siyasi sorunlar çıkıveriyor. Kısacası
Türkiye, başka hiçbir aday ülkeye layık görülmeyen küçük düşürücü bir
muameleye tabi tutuluyor. Bu nedenle, ‘Türkiye neden bu kadar istekli
bir şekilde AB'ye girme gayreti gösteriyor?’ diye soranların sayısı
artıyor. Tabii ki, Türkiye'nin ikinci lige ait olduğunu düşünüyorlarsa
böylesine sorular sorabilirler. Gerçekten de, Türkiye'nin kötü muameleye
tabi tutulması ve egemenlik haklarını kaybetmesi yetmezmiş gibi bir de
bütün bunlara ilaveten sürekli olarak müzakerelerin sonunda üyeliğin
olup olmayacağının kesin olmadığı vurgulanıyor. Türk halkının bir
kesimi, ülkemizin sorunlarının sadece yurtdışı kaynaklı olmadığının,
sorunu kendimizin yarattığının ve bu sorunların zamanla artarak
güçleneceğinin farkında. Türk toplumunun farklı katmanları ve kesimleri
Avrupa'dan oldukça farklı beklentiler içerisindeler. Tıpkı bir fili
tanımlamaya çalışan görme engelliler gibiyiz. Herkes Avrupa'nın farklı
bir tarafını tanımlıyor ve beklentilerini AB'ye ilintiliyor. Kimileri
Avrupa standartlarından demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve dini
taleplerin yerine getirilmesi beklentisi içerisinde. Diğer bir kesim
ise, tam aksine Avrupa Birliği'ni Türkiye'de bir şeriat devleti
kurulmasını engelleyecek bir garanti olarak görüyor. Bazıları
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini, Türk devletini Kürt kimliğini
tanımaya zorlamak için istiyor. Bunlar Türkiye'nin etnik mozaiğinin
ancak AB üyeliği ile korunabileceğini düşünüyorlar. Türklerin büyük
kesimi ise, AB'ye girerek zengin olmayı istiyor. Türkler inançlıdır ve
bu anlamda sabırlıdırlar. Ancak her sabrın da bir sonu vardır. (…) Ancak
müzakereler, Türkiye'nin Kıbrıs gemilerine limanlarını açmadığı için
askıya alınırsa o zaman Türkiye karşıtları zafer kutlayabilirler. Ancak
bu durumda hem Avrupa hem de Türkiye bunun acısını çeker."
(Mehmet Ali Birand, 04/10)
Die Welt: "Türk Genelkurmay
Başkanı Siyaset Anlayışını Açıklıyor":
"Türkiye'nin AB'ye katılım siyasetinde ağır bir kriz ortaya çıkıyor. Söz
konusu olan, Türk Ordusu’nun siyaset içerisindeki öne çıkan rolü ve
ordunun askeri tasarruflarla yetinmesi ve siyaseti siyasetçilere
bırakması yönündeki Avrupa ilkesi. Ancak işler Türkiye'de böyle
işlemiyor. Siyasetin parametresini belirleyen ordu. Gerçi ordu
Türkiye'nin AB'ye üyeliğinden yana, ancak generaller ülkeyi AB'ye sokma
seviyesine kendileri getirmek ve siyasi rollerini ancak bundan sonra
sona erdirmek istiyorlar. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın yaptığı
bir konuşma, ordunun hem AB'ye hem de hükümete karşı olan sabrının
sınırlarına ulaştığını net bir şekilde ortaya koydu. Büyükanıt AB'ye,
üyelik sürecinde orduyu gereğinden önce zayıflatmak istediği
suçlamasında bulundu." (Boris Kalnoky, 04/10)
BELÇİKA BASINI:
De Tijd: "Türkiye ile AB
Arasındaki Uçurum Giderek Derinleşiyor":
"Üyelik görüşmelerinin başlamasından bir yıl sonra AB ile Türkiye
arasındaki ilişkiler soğudu. Şimdi her iki taraf da yangına körükle
gitmekten kaçınıyor. Türk işadamları derneği TÜSİAD, Türk dosyası için
Avrupa kamuoyunu kazanmaya çalışıyor. TÜSİAD Brüksel'de uzun uzun
Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin getireceği avantajlara değindi. TÜSİAD
bugün Paris'te, yarın da Berlin'de olacak. Türklerin verdiği mesaj açık:
Türkiye bir Avrupa ülkesidir ve Türkiye'nin AB üyeliği Avrupa'nın
çıkarınadır. TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı, yaptığı konuşmada, ‘Türkiye,
Avrupa'nın gelişme motoru olabilir’ diyordu. Sabancı ayrıca, AB'de
olduğu kadar Türkiye'de de AB üyeliğinin coşkusunun azaldığına dikkati
çekti: ‘Oysa, biz Türklerin, AB'yi global bir aktör yapmak üzere
olanaklarımız bulunuyor.’ dedi. Genişlemeden Sorumlu Komiseri Rehn ise,
Ankara'nın daha fazla çaba harcamaması halinde görüşmelerin
başarısızlıkla sonuçlanabileceğini açıkladı. Türkiye ile üyelik
müzakerelerinde en çetin konuyu Kıbrıs oluşturuyor. Türkiye hala bu
ülkeyi tanımak istemiyor. Müzakerelerin başlamasından önce AB, Türk
limanlarının Rum gemi ve uçaklarına açılmasını istiyordu. Birçok AB
ülkesi, Türkiye'nin bu şartı yerine getirmemesi halinde müzakerelerin
durdurulmasından yana." ("KV" rumuzlu, 04/10)
FRANSA BASINI:
AFP: "Rehn: İfade Özgürlüğü
Konusunda Pazarlık Yapmayız":
"AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, yaptığı açıklamada,
Türkiye'nin AB'ye üyelik yolunda ifade özgürlüğünü güvence altına
alması gerektiğini ve bu konuda Birliğin kesinlikle pazarlık
yapmayacağını belirtti. Rehn, NTV'ye yaptığı açıklamada, ‘Bu, bir
pazarlığa konu olamaz. İfade özgürlüğü AB'nin başlıca değerlerinden
biridir. Bu sebeple ifade özgürlüğünü güvence altına almak Türkiye'nin
yararınadır.’ dedi. Brüksel'den daha önce yapılan açıklamada, Türk Ceza
Kanunu'nun 301. Maddesi uyarınca Türkiye'de birçok entelektüel hakkında
dava açılmasından endişe duyulduğu ifade edilmişti. Rehn, ‘Türkiye'de
ifade özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Bu doğrultuda 301. Maddenin
değiştirileceğine yönelik adımlar görmek istiyoruz. Avrupa ülkelerinin
ceza kanunlarında örnek olarak Finliği ya da İngilizliği aşağılamak
suçuyla ilgili düzenlemeler yoktur. Ancak, Türkiye'deki uygulamaya
bakınca 301. Madde ifade özgürlüğünü sınırlamaktadır’ şeklinde konuştu."
(04/10)
İNGİLTERE BASINI:
BBC: "Türk Başbakan
Blair'den Destek Arayışında":
"Başbakan Tony Blair hükümeti, Türkiye'nin AB üyeliğinin yılmaz
destekleyicisi oldu. Bir yıl önceki AB Dönem Başkanı’nın bir son dakika
kararıyla müzakerelere başlamasında Blair hükümetinin oldukça etkin bir
rolü vardı. Ancak başta Türkiye'nin bölünmüş ada Kıbrıs konusundaki
tavrı nedeniyle müzakereler çıkmaza giriyor. AB'li yetkililer ise,
Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs'a açmaması halinde, tüm sürecin
durabileceği tehlikesine dikkat çekiyorlar. Ankara ise, öncelikle AB'nin
Kuzey Kıbrıs üzerindeki ekonomik izolasyonu kaldırması gerektiğini
belirtiyor. BBC muhabiri Sarah Rainsford'un İstanbul'dan bildirdiğine
göre, ülkede milliyetçiliğin yükselişte olması ve özellikle de gelecek
yıl parlamento seçimlerinin yapılacak olması nedeniyle, bu konu her
zamankinden daha hassas bir durumda. Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin AB
üyeliğini destekleyen ABD Başkanı Bush'la olan görüşmesinin ardından
doğrudan İngiltere'ye geldi. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli
Rehn, Türkiye'yi reformlar konusunda uyarmak üzere Ankara'da. Rehn,
ziyaretinin başında, Türkiye Cumhuriyeti'ne hakaret suçuyla yazar ve
gazetecilere dava açmak için kullanılan Ceza Kanunu maddesinde
değişiklik yapılması çağrısında bulundu. Rehn, ‘Türkiye'deki reformlar,
müzakere adımlarına yön verecek. Bir diğer adım, ifade özgürlüğü
olmalıdır.’ dedi. Ancak, AB'nin Türkiye'den daha fazla talebi olursa,
ülkedeki çoğu kişi üyelik projesinden vazgeçeceklerini itiraf ediyor."
(04/10)
The Guardian: "Blair
Katılım Müzakerelerini Kurtarmak için Türkiye Başbakanı ile Buluştu":
"Tony Blair ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye
katılım arzusunun gelecek ay bir kazaya uğramasını önlemek için uzlaşma
sağlanması konusunu görüştüler. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli
Rehn, insan hakları konusunda geniş kapsamlı reformları
gerçekleştirmesi ve liman ile havaalanlarını Kıbrıs Rum gemi ve
uçaklarına açması için Türkiye'ye bir ay süre tanıdı ve aksi takdirde
katılım müzakerelerinin başarısızlığa uğrayacağı uyarısında bulundu.
Ankara'da yaptığı konuşmada Rehn, katılım müzakerelerindeki bir ‘tren
kazasını’ önlemek için hala zaman olduğunu, ancak Komisyon 8 Kasım'da
raporunu yayımlamadan önce ‘yeni reformların gerçekleştirilmesinin ve
elle tutulur bir ilerleme kaydedilmesinin’ son derece önemli olduğunu
söyledi. Katılım müzakereleri başladığından bu yana Avusturya, Almanya
ve Fransa, Türkiye'nin AB'ye katılım ihtimaline giderek daha kuşkulu
yaklaşmaya başladılar. Blair, kısmen AB'nin bir Hıristiyan kulübü
olduğu yönündeki eleştirilere karşı Birlikte Müslüman bir ülkenin yer
almasını savunduğu için, Türkiye'nin Avrupa'daki en önemli destekçisi
oldu. (…)" (Ewen MacAskill, David Gow, 04/10)
Reuters: "Rehn: Türkiye ile
İmtiyazlı Ortaklık Sözleri AB'nin Güvenilirliğine Zarar Veriyor":
"Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Avrupalı
politikacıları, tam üyelik yerine Türkiye ile ‘imtiyazlı ortaklığı’
savunmanın bloğun güvenilirliğini zayıflattığı ve reformlara zarar
verdiği konusunda uyardı. Fransa Cumhurbaşkanı olmayı uman Nicolas
Sarkozy, geçen ay Türkiye'nin üyeliğine muhalefetini ilan etti ve
nüfusunun büyük bir bölümü Müslüman olan ülkenin Kıbrıs konusundaki
yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde AB'nin görüşmeleri askıya
alması gerektiğini söyledi. Almanya Sanşölyesi Angela Merkel, uzun
zamandır imtiyazlı bir ortaklığa destek veriyor ve Sarkozy'nin üyelik
konusundaki şüphelerini paylaşıyor, ancak Almanya'nın 2007'deki devlet
başkanlığı seçimlerinde büyük etkisi olacak olan Ankara ile bir krizden
kaçınmak için muhalefetinin dozunu azaltmış durumda. Rehn, ‘Sürekli
imtiyazlı ortaklıktan bahsetmek sadece AB'nin güvenilirliğine zarar
vermektedir. Bu da reformlara yönelik siyasi güdüyü zayıflatıyor ve
sıradan Türkler arasında güçlü bir tepkiye neden oluyor.’ dedi.
Reformları hızlandırması yönünde hükümete baskı yapmak üzere ziyarette
bulunan Rehn, Avrupa ve Türkiye arasındaki bağların, diğer pek çok
nedenin yanı sıra gümrük birliği ve Türkiye'nin NATO üyeliği nedeniyle,
zaten imtiyazlı ortaklığın ötesinde olduğunu söyledi. Bilkent
Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada Rehn, ‘Üyelikten başka AB ne teklif
edebilir? AB içerisinde imtiyazlı ortaklık ile ilgili olarak kendimizi
kandırmayı bırakmalıyız.’ dedi." (Paul de Bendern, 04/10)
Reuters: "Merkel Türkiye'ye
Sıkı Ama İnce Bir Mesaj Gönderecek":
"Başbakan Angela Merkel, bu hafta Ankara'ya yapacağı ziyarette, Almanya
ile Türkiye arasındaki sağlam ekonomik ve insani bağlara dikkat çekecek
ve ülkenin AB girişimine muhalefeti üzerinde durmamaya çalışacak.
Yaklaşık bir yıl önce iktidara geldiğinden beri Türkiye'nin girişimi
konusundaki açıklamalarını yumuşatan Merkel, çoğunluğu Müslüman bu
ülkenin Birliğe katılma çabalarını destekleyen Sosyal Demokrat koalisyon
ortaklarını uzaklaştırmaktan kaçınıyor. Merkel'in bu konudaki kendi
kişisel muhalefeti ve tam üyelik yerine ‘ayrıcalıklı ortaklığa’ verdiği
destek ise değişmedi. Ancak Almanya gelecek yılki dönem başkanlığı
sırasında bu mesele konusunda anlaşmazlık yaşamaktan kaçınırken,
Merkel'in Türkiye ziyareti sırasında kendi görüşlerini açıklaması
muhtemel değil. (…) Merkel'in Hıristiyan Demokratlarının Başkan
Yardımcısı Juergen Ruettgers, ‘Reformlarda ciddi ilerleme görmezsek
Ankara ile AB arasındaki müzakerelerin ocak ayından itibaren
dondurulması gerektiğini düşünüyorum.’ dedi. Merkel'in Erdoğan'a, AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'inkine benzer, ince ama sıkı bir
mesaj vermesi bekleniyor." (Noah Barkin, 04/10)
YUNANİSTAN BASINI:
İmerisia: "Fatura
Lefkoşa'ya":
"Türkiye-AB ilişkilerindeki gelişmeler, faturanın Lefkoşa'ya çıkarılması
için bir zemin yaratıyor. Avrupalılar bu aşamada, Türkiye'nin AB'ye
katılmasının mümkün olup olmadığına ilişkin kritik konuyla ilgilenmek
niyetinde değiller. Bugün yapılmaya çalışılan, ‘trenlerin çarpışmasının’
önlenmesi. Bunun anlamı, kıstas ve yükümlülüklerden taviz verilerek,
Türkiye'nin katılım sürecinin kolaylaştırılması için formül aranması.
Dönem Başkanı Finlandiya, diğer ortakların da desteğiyle, krizin
önlenmesine ilişkin önerileri inceliyor. Bu çerçevede, Ankara kısıtlı
olsa da Protokolü uygulamaya davet ediliyor. Türkiye'nin
Avrupalılaşması, Yunanistan ve Kıbrıs'ın stratejik hedefidir. Ancak
Ankara yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde, sürecin engelsiz
bir şekilde ilerlemesi hiç kimseye yarar sağlamaz. Bu nedenle, bu süreç
geçici olarak dondurulabilir ve Protokol uygulandıktan sonra tekrar
başlatılabilir." (Kostas Venizelos, 04/10)
Yunanistan Radyo-TV Kurumu:
"Sıcak Sonbahar":
"Avrupa-Türkiye konularında önemli gelişmelerin yaşanacağı
değerlendirmesinde bulunan Yunanistan Dışişleri ve Milli Savunma
Bakanları, Ankara'nın önümüzdeki dönemde olası öfkeli tepkilerine
Atina'nın soğukkanlı yaklaşması gerektiğinin altını çiziyorlar. Recep
Tayyip Erdoğan, Washington ve Londra'dan siyasi destek isterken, Dora
Bakoyanni, Türkiye'nin Avrupa süreci konusundaki kararlarını, Avrupa
Birliği'ndeki ortaklarıyla gelişmeleri değerlendirdikten sonra
vereceklerini vurguluyor. Atina, Türkiye'nin Avrupa süreci etrafındaki
gelişmeleri büyük bir dikkatle izliyor. Hükümet Komitesini tüm
uluslararası sorunlar hakkında bilgilendiren Dora Bakoyanni, komşu
ülkenin Avrupai yükümlülüklerinin değerlendirileceği sonbaharda
muhtemel gerginlik senaryoları konusunda Yunanistan'ın kaygılarını ifade
etti. ABD Başkanı George Bush'un Türkiye'nin Avrupa perspektifine
verdiği destek konusunda Dışişleri Bakanı Bakoyanni, bunun bir siyasi
destek ifadesi olduğunu, ancak karar veren ve değerlendirecek olanın AB
olduğunu kaydetti. Bu arada Yunanistan devlet televizyonunun (NET)
‘Proti Grammi’ (Birinci Hat) programına konuşan Dora Bakoyanni,
Türkiye'ye AB'ye karşı tutumunu netleştirme çağrısında bulundu. Komşu
ülkenin ilerleme raporu konusunda kötümser olduğunu ifade eden
Yunanistan Dışişleri Bakanı, Yunanistan'ın Türkiye'nin Avrupai
yönelimini desteklediğini tekrarladı. Türkiye'nin uzlaşmazlığı ve siyasi
yönetiminin kullandığı sert üslubu konusunda Bakoyanni, bunların
gerginlik ve göstermelik çıkışlardan ibaret olduğunu, Yunanistan'ın
bunları takip etmesi için hiçbir sebebi olmadığını, çünkü kararlarını
istikrarlı ve kararlı bir şekilde dile getirdiğini kaydetti. Hükümetin
durumu soğukkanlı bir şekilde izlediğini belirten Bakoyanni, Türkiye'nin
tutumunu almaları gereken kararlara ve seçim havasına bağlayarak,
‘Yunanistan'ın gücü Avrupa'dır. Avrupalıyız ve Avrupai siyaset
belirliyoruz ve tüm dünya ile iyi ilişkilerimiz var.’ dedi."
(04/10)
NOT: Bu bülten, 04
Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR