06.10.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

 

Merkur: "Başbakan Treni Durdurabilecek mi?": "Türkiye ve AB yakınlaşmaya başladı. Ancak AB'nin  beklentilerinden çok farklı bir şekilde. AB'nin  Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, ‘Ankara ve  Brüksel iki süratli tren gibi birbirine doğru hareket  Ediyor’ uyarısında bulundu. Rehn ilkbaharda da bir  ‘çarpışmanın’ muhtemel olduğuna dikkat çekmişti. Peki Başbakan böyle bir çarpışmayı zamanında engelleyebilecek mi? Hükümet, Almanya Başbakanı Angela  Merkel'in (CDU) Türkiye ziyareti öncesinde aşırı  beklentiler içerisinde olunmaması konusunda uyarıda  bulundu.  Danışmanlar, Merkel Ankara'ya geldiğinde  valizinde kesinlikle tavizler olmayacağını belirterek  şu açıklamada bulundu: ‘Üyelik konusunda tavizler  verilmesi kesinlikle söz konusu değil. Bu netleştirilmiştir  ve Başbakan da bunu bu şekilde iletecektir.’ Tartışmanın nedenini ise Türkiye'nin kesin bir  şekilde Kıbrıs Rum kesimini tanımayı ve Türk limanlarını  Kıbrıs'a ait gemilere açmayı reddetmesi oluşturuyor."  (Holger Eichele, 05/10)

 

Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Rehn Türkiye'yi Uyarıyor": "AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,  Türkiye'de duraksayan reform sürecini ‘tam bir kararlılıkla’ hızlandırmasını talep etti. Rehn Ankara'da, Türkiye'nin  katılım müzakerelerinin başlangıcında üstlendiği  yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini söyleyerek,  katılım müzakerelerinin başlamasının yıldönümündeki  ziyaretinin amacının, bu yıldönümünün sonuncusu olmaması  dileğini yansıtmak olduğunu belirtti. Rehn, katılım müzakereleri başladığından beri Türkiye'ye  yönelik beklentilerin arttığını, bu yüzden elle tutulur  ilerlemelerin gösterilmesi gerektiği uyarısında bulundu. AB  Komisyonu 8 Kasım'da Türkiye hakkındaki yıllık ilerleme  raporunu açıklayacak. Düşünce özgürlüğünü, AB'nin demokratik  değerlerinin temel taşlarından biri olarak niteleyen Rehn,   Türkiye'den, ‘Türk ulusuna hakaret’ suçunu cezalandıran,  TCK'nın 301. Maddesini tamamen kaldırmasını talep etti. Bu  maddeye dayanılarak, aydınlar hakkında şimdiden 70 dava  açıldığını kaydeden Rehn, ‘Ceza almadan sonuçlanmış olsa da,  bu davaların hiç açılmamış olması gerekirdi’ diyerek, AB'nin  bu konuda ‘at pazarlığına’ girişmeyeceğini söyledi."  (Rainer Hermann, Michael Stabenow, 05/10)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

 

Die Presse: "Türkiye Trenlerin Çarpışmasını Önlemeli": "AB Komiseri Rehn, Ordunun rolünü eleştiriyor ve reformlar konusunda ısrar ediyor  Bunun uyumlu bir Türkiye ziyareti olduğu söylenemezdi,  çünkü AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Ankara'da ev  sahiplerini eleştirmekten kaçınmadı. AB'nin Ankara ile  giriş müzakerelerine başlamasının birinci yıldönümü  nedeniyle Türkiye'de bulunan Olli Rehn, ‘Türkiye, Avrupa  yolunda trenlerin çarpışmasını önlemeli. Reform temposu  geçen yıl oldukça yavaşladı.’ dedi.  Bu ziyaret aynı zamanda Brüksel'in son dakikada Ankara'ya  reform baskısını artırma yolundaki son girişimiydi. AB  Komisyonu 8 Kasım'da Türkiye'ye ilişkin İlerleme Raporu'nu  sunacak. Diplomatlar, raporun oldukça eleştirici bir dilde  olmasını bekliyor. (…) Rehn, öte yandan, Türkiye'nin tam üye olmasını reddeden ve  başka ortaklık şekillerinden yana çıkan AB'li politikacıları  da eleştirdi. Rehn, bunun, AB'nin Türkiye'deki inanılırlığına  zarar vereceğini ve reformları frenleyeceğini belirterek  uyardı." (Jan Keetman, 05/10)

 

 

FRANSA BASINI:

 

AFP: "AB'den Türkiye'ye: İfade Özgürlüğü Konusunda Pazarlık Olamaz": "AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, yaptığı açıklamada,  şayet Avrupa Birliği'ne üye olmak istiyorsa Türkiye'nin  ifade özgürlüğünü sağlamak için önlemler almak zorunda  olduğunu söyleyerek, bu konuda pazarlığa yer olmadığını  kaydetti. Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmesinden  sonra gazetecilere yaptığı açıklamada Rehn, ‘yanlış  yorumlara fazlasıyla açık olan’ 301. Maddenin ‘muğlak bir  şekilde kaleme alındığını’ söyleyerek eleştirdi. Rehn, sözlerine şöyle devam etti: ‘301. Maddenin  yorumlanma şekli, belki eleştirel olan, ancak aşırıya  kaçmayan bir fikri dile getirmekten başka bir şey yapmayan vatandaşlarınızın 69'u hakkında kovuşturma açılmasına  kadar vardı. Buna göre, bu önlemin değiştirilmesi ve  Avrupa normlarıyla uygun hale getirilmesi gerektiğini  düşünüyorum.’ Gül, 301. Maddenin yeniden gözden geçirilmesi  olasılığı üzerinde açık ifadelerde bulunmaktan kaçındı  ve sadece, Ankara'nın demokratik reformları sürdüreceğini  söyleyerek, ‘uzun bir müzakere süreci bizi bekliyor.’ dedi." (05/10)

 

AFP: "Finlandiya Dışişleri Bakanı Tuomioja: Türkiye, Batı ile Müslüman Dünya Arasında Ara Bulucu Rol Oynuyor": "AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Türkiye'nin, Batı ile Müslüman dünya arasında ara bulucu rol oynadığını belirtti. Helsinki'de düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamada Tuomioja, ‘Türkiye, Müslüman dünyayla diyalogda (Batı ile) yapıcı ve ara bulucu bir rol oynadı. Türkiye ve AB, siyasi veya kültürel olsun her düzeyde, bütünleşme ve güçlü ilişkilerden yarar sağladı.’ dedi. Dışişleri Bakanı Tuomioja, AB'ye aday diğer ülkelere olduğu gibi -başta Hırvatistan-, Türkiye'ye de, Avrupa'yı bir genişleme ‘yorgunluğunun’ sardığı bahanesiyle, üyelik konusunda yeni kriterler uygulanmaması gerektiğini söyledi." (05/10)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

 

Kıbrıs Haber Ajansı: "Hristofyas: Türkiye'nin AB Yükümlülükleri Pazarlık Edilemez": "Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, Türkiye'nin Gümrük Birliği Protokolü’nden doğan yükümlülüklerin yerine  getirilmesi ile AB'nin işgal altındaki topraklarla doğrudan  ticaret tüzüğü arasında bir ‘al-ver’ yapılamayacağı yönünde  Kıbrıs Hükümeti’nin teziyle aynı görüşte oluğunu belirtti. Türkiye'nin, Yunanistan ve Kıbrıs ile ilişkileri  konusuyla ilgili olarak ‘sıcak bir sonbahar veya kıştan’  bahseden Hristofyas, ‘Çok zor olacak olan gelişmeler  yaşanacak.’ dedi. Bu arada Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos da  Avrupa-Türkiye ilişkileri konusunda sıcak bir sonbahar  yaşanmasının beklendiğini kaydetti. Avrupa-Türkiye ilişkileri konusunda bir soruyu  cevaplandıran Papadopulos, çok zor bir durumun  yaşanacağından bahsetti ve ‘Evet çok şiddetli  uyuşmazlıklar yaşanacak. Biz de şimdiden önlemlerimizi alıyoruz ve her şeyin iyi gitmesini umuyoruz.’ dedi. (05/10)

 

Haravgi: "İlkelerde Tavizler": "AB'deki ortaklarını zamanında uyaran Kıbrıs, Türkiye,  Avrupa sürecine, AB'nin üst kurumlarında kararlaştırılan  yükümlülükleri hayata geçirmeden devam edebilsin diye,  kendisinin bedel ödemeyeceğini söylemişti. Kıbrıs, şu anda  sergilediği tutumla ve Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine  getirmesinde ısrar etmekle, sadece milli çıkarlarını değil,  AB'nin güvenirliğini de savunmaktadır. Türkiye'nin AB'ye  karşı yerine getirmesi gereken yükümlülüklerde verilecek  olası tavizler, AB ilke ve değerlerinde tavizlerle,  Türkiye'nin geri kalmaya devam ettiği insan haklarında ve  özgürlüklerinde tavizlerle ve Türkiye'nin hiçbir bedele  maruz kalmadan, Kıbrıs'ta açık bir şekilde ihlal ettiği  Avrupa hukuku ve uluslararası hukukta tavizlerle eşdeğer olacaktır. Yükümlülüklerinin, Kıbrıslı Türklerin  izolasyonunun sözde kaldırılması konusuyla bağdaştırmasına  ilişkin talebi, hem saçmadır hem de üyeliğe ilişkin müzakere  sürecinin dışındadır. Dolayısıyla Türkiye'nin gerek Kıbrıs'a  karşı yükümlülüklerini yerine getirmede içinde bulunduğu zor  durumdan çıkabilmesi, gerekse Konsey tarafından belirlenen  müzakere çerçevesinin dışında bulunan karşılıklar  verilebilmesi amacıyla bazı girişimler yapılmaktadır. AB, her  şeyden önce kendi kararlarını ve ilkelerini savunmak ve  Türkiye'yi yükümlülüklerini yerine getirmemesinden dolayı  sorumlulukları ile karşı karşıya getirmek zorundadır. Türkiye,  üyelik müzakerelerinin başlayabilmesi için bazı yükümlülükler  üstlenmiştir ve bunları hayata geçirmemesinin bir bedeli  vardır. Kıbrıs'ın bu bedeli, milli davasının aleyhine ödemesi  söz konusu değildir."  (Lenia Stilyanu, 05/10)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

 

Financial Times: "Liderler 'Türkleri AB Aleyhtarı Yapıyor'": "Türkiye'yi Birliğin dışında tutmak ve üyelik yerine  Ankara ile ‘imtiyazlı ortaklık’ kurmaktan söz eden Avrupalı  Liderler, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn  tarafından sorumsuzlukla suçlandı. Rehn, aralarında Alman Şansölyesi Angela Merkel ile  Fransız İçişleri Bakanı ve Fransa'nın muhtemel Cumhurbaşkanı  adayı Nicolas Sarkozy'nin de bulunduğu, Türkiye ile imtiyazlı  ortaklık taraftarı olan kişilerin Türkleri Avrupa aleyhtarı  yaptığını belirtti. Rehn, Türkiye'nin başkentinde yaptığı açıklamada bu tür  konuşmaların geçen yıl Ankara ile üyelik görüşmelerine  başlayan AB'nin güvenilirliğini zedelediğini ve AB'ye ülkede  reform yapılmasını talep etmek için daha az manevra alanı  tanıdığını belirtti ve ‘Bu sözler, reformlar için siyasi  arzuyu azaltıyor ve sıradan Türkler arasında siyasi tepkiye  neden oluyor.’ dedi. İmtiyazlı ortaklık fikrinin bir kurgu olduğunu ve AB ile  Türkiye'nin zaten yakın ve özel bir ilişkiye sahip olduğunu  belirten Rehn, ‘İmtiyazlı ortaklıkla ilgili olarak kendimizi  kandırmaya son vermeliyiz.’ dedi. Rehn, ‘sorumlu’ tartışmalar yapılması çağrısında bulunarak,  Ankara'nın AB yolunun zorlu olacağını ve görüşmelerin sonucunun  da belirsiz olduğunu belirtti. Rehn'in esas hedefi, sürekli ‘imtiyazlı ortaklıktan  Bahseden’ siyasetçilerdi. Ancak Merkel bu seçenek konusundaki  tercihini saklı tutuyor."  (George Parker, Hugh Williamson, 05/10)

 

Reuters: "Türkiye, AB'nin Baskısı Sürerken Kıbrıs Konusundaki Tutumunu Yineledi": "Türkiye'nin, AB, Kıbrıslı Türklere karşı uygulanan ticaret ambargosunu kaldırmadıkça, limanlarını Kıbrıs'a açmayacağına dair sürdürdüğü tutumunu yinelemesi, Ankara'nın Brüksel ile çatışma yolunda olduğuna işaret etti. Uluslararası olarak tanınan Kıbrıs Rum Hükümeti, Ankara'nın bu yılın sonuna kadar bu konuda harekete geçmemesi halinde, Türkiye'nin üyelik müzakerelerini veto etmekle tehdit etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'yi ziyaret eden Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile düzenlediği ortak basın toplantısında, ‘Kıbrıslı Türklerin tecridini kaldırmadan, bizden tek taraflı jest yapmamızı istemeleri (Türk limanlarının açılması konusunda) adil değil.’ dedi. Ülkesi 1 Ocak'ta AB Dönem Başkanlığı’nı devralacak  olan Merkel, Türkiye'den limanlarını açmasını talep etti. Temel olarak karşılıklı ticaretin geliştirilmesine odaklanılan görüşmelerde Merkel, ‘AB görüşmelerinde ilerleme kaydedilebilmesi için bu gerekli bir koşuldur.’ dedi." (05/10)

 

Reuters: "Barroso: Türkiye'ye Hemen 'Hayır' Cevabı Vermek, İslam Korkusu Olarak Algılanabilir": "Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, yaptığı açıklamada, Avrupa ülkelerini, Türkiye'nin 25 üyeli AB'ye alınmaması yönünde ani bir ret cevabı verilmesinin, AB'yi İslam'a düşman olarak gösterebileceği konusunda uyardı. Fransız Le Point dergisinde yayımlanan Barroso'nun açıklamaları, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in dünkü, Türkiye'ye tam üyelik yerine ‘imtiyazlı Ortaklık’ verilmesini desteklemenin AB'nin güvenilirliğini zedelediğini belirten açıklamalarının ardından geldi. Barroso, ‘Haklı bir neden göstermeden, sadece fikrimizi değiştirmiş olmaktan ötürü Türkiye'ye hemen hayır cevabı vermek, tüm dünyanın bunu bir kibir işareti ya da İslam korkusu olarak algılamasına yol açabilir.’ dedi. Barroso, ‘Eğer bana, bugün Türkiye üye olabilir mi? diye sorarsanız, cevabım hayır olur. Ancak 15, 20 ya da 25 yıl sonra Türkiye'de ya da Avrupa'da durumun ne olacağını kim tahmin edebilir ki?’ dedi. Almanya'nın geniş bir Türk nüfusu bulunuyor. Ankara ise, AB içindeki bir Türkiye'nin, Avrupa ve İslam dünyası

arasında bir köprü kurabileceğini savunuyor." (05/10)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

 

Eleftherotipia: "Başbakan Karamanlis'in YDP Parlamento Grubundaki Konuşması": "YDP'nin kuruluşunun 32. yıldönümü vesilesiyle parti  grubunda bir konuşma yapan Başbakan Kostas Karamanlis  konuşmasında, fazla detaya girmeden çeşitli konularda  mesajlar verdi. (…) Başbakan Karamanlis, konuşmasının dış politika ile  ilgili bölümünde Türkiye konusuna  değindi. Karamanlis Türkiye'yle ilgili olarak, ‘Komşumuz  Türkiye'nin Avrupa'ya uyumunu destekliyoruz, çünkü Avrupa  yolunun herkes için yararlı olduğuna inanıyoruz. Ancak,  Türkiye'nin, her aday ülke gibi, her attığı adımda AB'ye  karşı üstlenmiş olduğu yükümlülüklere tam olarak uyum  sağlamasının gerekli olduğunun altını da çiziyoruz.’ dedi." (05/10)

           

Kathimerini: "Açıklık Saati": "Başbakan Kostas Karamanlis'in Mecliste dış politika için  gündem dışı bir tartışmanın yapılmasını talep etme kararı  elbette ilginç bir karar, çünkü genelde hükümetler bazı  ‘dikenli’ konuları -AB-Türkiye ilişkileri gibi- önce grup  içinde ele aldıktan sonra, Parlamentoya neler yaptıkları  hakkında bilgi vermeyi tercih ediyorlar. Başbakanın önerdiği tartışma, Komisyonun Türkiye  hakkındaki raporu açıklayacağı 8 Kasım'dan ve elbette,  AB liderlerinin en üst siyasi düzeyde Ankara'nın üyelik  müzakerelerinin geleceği hakkındaki kararlarını  açıklayacakları aralık ayı AB zirvesinden önce yapılacak. Pek az Avrupalı liderin dile getirme cesaretini gösterdiği  en büyük sorun aslında bu Müslüman ülkenin gelecek bir  aşamada AB'ye tam üye olması için Ankara ile müzakerelerin  devam edip etmemesi ve bunun sonucunda da Türkiye ile AB  arasında özel bir ilişki yönünde çalışılıp çalışılmamasının  gereğidir.  Karamanlis Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasını savunacak,  fakat tüm yükümlülüklerini yerine getirmesinin şart olduğunu  da belirtecek, çünkü ancak bunun sonucunda, Türk kurulu düzeni Avrupalılaşacak. Atina, -hükümeti ve ana muhalefeti- AB'nin Ankara ile  güçlü bir özel ilişki kurmasına karşı çıkıyor, çünkü bu  yolla Türkiye, AB ile yakın işbirliğinin tüm avantajlarını  elde edecek, aynı zamanda da AB'nin uygulamalarına yönelik  hiçbir yükümlülük üstlenmeden, Ege ve Kıbrıs'ta keyfi olarak  hareket edebilecek. Aslında, yukarıda sözü geçen ikilemin sadece teorik  düzeyde önemi var. Asıl önemli olan Türkiye'nin imzalamış  olduğu Gümrük Birliği Protokolü'nü Kıbrıs Cumhuriyeti  yönünde uygulayıp uygulamamasıdır."  (Kostas Yordanidis, 05/10)

 

Ethnos gazetesinin eki Amina ke Stratigiki: "Charles Ries: Amerikan Silahlarının Alımından Yunanistan Fayda Sağlıyor":

 

            "(…)

 

            SORU: Türkiye-Yunanistan  ilişkilerinde sıkça yaşanan gerginlikler, Yunanistan'ın  askeri mühimmat alımına büyük meblağlarda harcama yapmasına  yol açan en önemli sebeplerden birisi. Özellikle Türkiye'nin  AB'ye katılım görüşmelerinin ışığı altında, Türk-Yunan  ilişkilerinin de iyileşeceğine inanıyor musunuz? Katılım  müzakereleri çerçevesi içinde, Ankara'dan Atina'ya karşı bir  iyi niyet jesti görebiliyor musunuz?

 

            RIES: Başlıca iki müttefikimizin, bölgenin çıkarları ve  güvenliği için sorunlarını çözerek, daha da yakınlaşmasını  arzu ediyoruz. Yunanistan'ın, Türkiye'nin AB'ye katılımını destekleme  kararı, diplomatik olarak akılcı bir karar. İyi komşuluk  ilişkilerinin kurulması için -ki artık bunun geri dönüşü  olmadığı görülüyor-, alınan bu dinamik kararla barış alanında  büyük bir ilerleme kaydedildi ve Türk-Yunan ilişkilerinde  birçok alanda değişmez bir faktör olarak yerleşti. Tabii ki,  katılım müzakerelerinin ilerleyebilmesi için Türkiye'nin bazı  AB kriterleri yerine getirmesi gerekir.

 

            SORU: Kıbrıs sorunuyla ilgili konuşmalar, meşhur  protokol ve dolayısıyla Türkiye'nin Brüksel karşısındaki  yükümlükleriyle ilgili uzlaşmaz tavrı, kaçınılmaz olarak  bizi, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusuna götürüyor. Aynı  zamanda, Avrupalıların çoğunluğunun bu beklentiye karşı  çıktığı bir sırada, ABD ve İngiltere Ankara'yı destekliyor.  Bunu açıklar mısınız?

 

            RIES: İzin verirseniz ortak müttefikimiz adına değil de,  ABD adına konuşmak istiyorum. Türkiye, geleneksel laik  yönetimiyle Müslüman bir ülkedir. Avrupa'ya doğru ilerleyen bir Türkiye, ‘medeniyetler çatışmasına’ ilişkin anlayışın ne kadar yanlış olduğunu ve  yoğun tehditlerin bulunduğu bir bölgede güçlü, laik ve  Müslüman bir Ankara yaratacağını gösterecek. Uzun vadede Türkiye ve vatandaşları için sağlayacağı  yararlar bir yana, bu, bütün Batı dünyası için çok önemli  bir stratejik gelişme olacak. Buna rağmen, AB'nin gelecekteki genişlemesine dair  Avrupalıların, özellikle Türkiye'nin katılımıyla ilgili  tedirginliklerini anlıyoruz. Ancak katılım sürecinin yarın  tamamlanmayacağını hatırlatmamız gerekecek. Tam aksine, bu 10 veya 20 yıla yayılacak. Bu uzatılmış  süreç içinde Türkiye, tüm kriterlere uyması için gerekli  olan düzenlemeleri yapmak zorundadır." (Pavlina Proteu, ABD Büyükelçisi Charles Ries ile  yapılan mülakat, Ekim 2006)

 

Ethnos gazetesinin eki Amina ke  Stratigiki: "Kriz Olursa Sorumlusu Türkiye Olacak":

 

            "SORU: Sayın Bakan, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin başlamasından bir yıl sonra, aynı noktada olduğumuz görülüyor.  Olli Rehn'in ‘trenin raydan çıkmasına’ ilişkin değerlendirmesine  katılıyor musunuz?

 

            LİLLİKAS: ‘Tren çarpışması’, ‘raydan çıkma’ veya Türk  treninin frene basıp basmayacağını bilmiyorum. Türkiye'nin  AB'ye kendi koşullarını dayatma arzusu, Ankara'nın tahrik  edici ve kendini beğenmiş tutumunu gösteriyor. Ankara'nın  katılım müzakereleri sürecinde şimdiye kadar sergilediği  davranış, Avrupa müktesebatına uymaya yönelik davranışlar  değil, AB'yi küçümseme davranışıdır. Sonuç olarak burada  tehlikeye atılan, AB'nin inanılırlığı. Her aday ülkenin  ilerlemesi, yaptıkları temelinde değerlendirilir. AB  inanırlılığını korumak için Türkiye'ye, almış olduğu  yükümlülüklerin yerine getirilmesinin ve Birliğe uyumun  ‘ısmarlama’ olmayacağına ilişkin, etkili bir mesaj vermeli.  Sonunda kriz olsa da, AB'nin bu konuda kararlı olması  gerektiği görüşündeyim. Çıkacak bir krizden, Türkiye sorumlu olacaktır. AB'nin sergileyeceği herhangi farklı bir tutum,  Türkiye'ye yükümlülüklerini yerine getirmeden katılım  sürecinin engelsiz ilerlediğine dair yanlış mesaj gönderir. Aynı zamanda da, diğer aday ülkelere karşı da ‘siyasi ayrıcalık’ mesajı verilmiş olur.

 

            SORU:  AB-Türkiye ilişkilerinde kriz yaşanmaması için,  Kıbrıs ‘pişmiş aşa su katmaya’ niyetli mi?

 

            LİLLİKAS: Kıbrıs bir üye devlet olarak, Türkiye'nin  yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve katılım sürecine uyum  içinde ilerlediğini görmek istiyor. Bu çerçevenin dışında hiçbir şey yapmayacağız. Avrupa çıkarlarına hizmet eden AB  kararlarını ve Avrupa müktesebatını savunacağız. Kriz olup olmayacağı konusu, Türkiye'yi endişelendirmeli.  Şayet Türkiye, talep eden ülke olarak, AB'ye kendi müzakere  koşullarını dayatmaya karar verdiyse, biz bunun olamayacağı  mesajını şimdiden alması gerektiğini söylüyoruz. (…) ‘Pişmiş aşa su katan’ Türkiye'ye yardımcı olmamızı  söyleyenler, AB'ye de Türkiye'ye de yardımcı olmuyorlar.  Bizden Türkiye'ye yardım etmemizi istemek boşa bir çabadır. Türkiye'ye ancak, doğu pazarlıklarını bırakıp da, Avrupai  davranmaya ikna edecek olan Türk Hükümeti ve müttefikleri  yardım edebilir." (Nikos Meletis,  Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas ile yapılan mülakat, Ekim 2006)

 

 

 

NOT: Bu bülten, 05 Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

ESKİ SAYILAR