ALMANYA BASINI:
Merkur: "Başbakan Treni Durdurabilecek mi?":
"Türkiye ve AB yakınlaşmaya başladı. Ancak AB'nin beklentilerinden çok
farklı bir şekilde. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,
‘Ankara ve Brüksel iki süratli tren gibi birbirine doğru hareket
Ediyor’ uyarısında bulundu. Rehn ilkbaharda da bir ‘çarpışmanın’
muhtemel olduğuna dikkat çekmişti. Peki Başbakan böyle bir çarpışmayı
zamanında engelleyebilecek mi? Hükümet, Almanya Başbakanı Angela
Merkel'in (CDU) Türkiye ziyareti öncesinde aşırı beklentiler içerisinde
olunmaması konusunda uyarıda bulundu. Danışmanlar, Merkel Ankara'ya
geldiğinde valizinde kesinlikle tavizler olmayacağını belirterek şu
açıklamada bulundu: ‘Üyelik konusunda tavizler verilmesi kesinlikle söz
konusu değil. Bu netleştirilmiştir ve Başbakan da bunu bu şekilde
iletecektir.’ Tartışmanın nedenini ise Türkiye'nin kesin bir şekilde
Kıbrıs Rum kesimini tanımayı ve Türk limanlarını Kıbrıs'a ait gemilere
açmayı reddetmesi oluşturuyor." (Holger
Eichele, 05/10)
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Rehn Türkiye'yi
Uyarıyor": "AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn, Türkiye'de duraksayan reform sürecini ‘tam bir
kararlılıkla’ hızlandırmasını talep etti. Rehn Ankara'da, Türkiye'nin
katılım müzakerelerinin başlangıcında üstlendiği yükümlülüklerini yerine
getirmesi gerektiğini söyleyerek, katılım müzakerelerinin başlamasının
yıldönümündeki ziyaretinin amacının, bu yıldönümünün sonuncusu olmaması
dileğini yansıtmak olduğunu belirtti. Rehn, katılım müzakereleri
başladığından beri Türkiye'ye yönelik beklentilerin arttığını, bu yüzden
elle tutulur ilerlemelerin gösterilmesi gerektiği uyarısında bulundu.
AB Komisyonu 8 Kasım'da Türkiye hakkındaki yıllık ilerleme raporunu
açıklayacak. Düşünce özgürlüğünü, AB'nin demokratik değerlerinin temel
taşlarından biri olarak niteleyen Rehn, Türkiye'den, ‘Türk ulusuna
hakaret’ suçunu cezalandıran, TCK'nın 301. Maddesini tamamen
kaldırmasını talep etti. Bu maddeye dayanılarak, aydınlar hakkında
şimdiden 70 dava açıldığını kaydeden Rehn, ‘Ceza almadan sonuçlanmış
olsa da, bu davaların hiç açılmamış olması gerekirdi’ diyerek, AB'nin
bu konuda ‘at pazarlığına’ girişmeyeceğini söyledi."
(Rainer Hermann, Michael Stabenow, 05/10)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Türkiye Trenlerin Çarpışmasını Önlemeli":
"AB Komiseri Rehn, Ordunun rolünü eleştiriyor ve reformlar konusunda
ısrar ediyor Bunun uyumlu bir Türkiye ziyareti olduğu söylenemezdi,
çünkü AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Ankara'da ev
sahiplerini eleştirmekten kaçınmadı. AB'nin Ankara ile giriş
müzakerelerine başlamasının birinci yıldönümü nedeniyle Türkiye'de
bulunan Olli Rehn, ‘Türkiye, Avrupa yolunda trenlerin çarpışmasını
önlemeli. Reform temposu geçen yıl oldukça yavaşladı.’ dedi. Bu ziyaret
aynı zamanda Brüksel'in son dakikada Ankara'ya reform baskısını artırma
yolundaki son girişimiydi. AB Komisyonu 8 Kasım'da Türkiye'ye ilişkin
İlerleme Raporu'nu sunacak. Diplomatlar, raporun oldukça eleştirici bir
dilde olmasını bekliyor. (…) Rehn, öte yandan, Türkiye'nin tam üye
olmasını reddeden ve başka ortaklık şekillerinden yana çıkan AB'li
politikacıları da eleştirdi. Rehn, bunun, AB'nin Türkiye'deki
inanılırlığına zarar vereceğini ve reformları frenleyeceğini belirterek
uyardı." (Jan Keetman, 05/10)
FRANSA BASINI:
AFP: "AB'den Türkiye'ye: İfade Özgürlüğü Konusunda
Pazarlık Olamaz": "AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn, yaptığı açıklamada, şayet Avrupa Birliği'ne üye
olmak istiyorsa Türkiye'nin ifade özgürlüğünü sağlamak için önlemler
almak zorunda olduğunu söyleyerek, bu konuda pazarlığa yer olmadığını
kaydetti. Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmesinden
sonra gazetecilere yaptığı açıklamada Rehn, ‘yanlış yorumlara fazlasıyla
açık olan’ 301. Maddenin ‘muğlak bir şekilde kaleme alındığını’
söyleyerek eleştirdi. Rehn, sözlerine şöyle devam etti: ‘301. Maddenin
yorumlanma şekli, belki eleştirel olan, ancak aşırıya kaçmayan bir fikri
dile getirmekten başka bir şey yapmayan vatandaşlarınızın 69'u
hakkında kovuşturma açılmasına kadar vardı. Buna göre, bu önlemin
değiştirilmesi ve Avrupa normlarıyla uygun hale getirilmesi gerektiğini
düşünüyorum.’ Gül, 301. Maddenin yeniden gözden geçirilmesi
olasılığı üzerinde açık ifadelerde bulunmaktan kaçındı ve sadece,
Ankara'nın demokratik reformları sürdüreceğini söyleyerek, ‘uzun bir
müzakere süreci bizi bekliyor.’ dedi."
(05/10)
AFP: "Finlandiya Dışişleri Bakanı Tuomioja: Türkiye,
Batı ile Müslüman Dünya Arasında Ara Bulucu Rol Oynuyor":
"AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten Finlandiya'nın Dışişleri
Bakanı Erkki Tuomioja, Türkiye'nin, Batı ile Müslüman dünya arasında ara
bulucu rol oynadığını belirtti. Helsinki'de düzenlediği basın
toplantısında yaptığı açıklamada Tuomioja, ‘Türkiye, Müslüman dünyayla
diyalogda (Batı ile) yapıcı ve ara bulucu bir rol oynadı. Türkiye ve AB,
siyasi veya kültürel olsun her düzeyde, bütünleşme ve güçlü ilişkilerden
yarar sağladı.’ dedi. Dışişleri Bakanı Tuomioja, AB'ye aday diğer
ülkelere olduğu gibi -başta Hırvatistan-, Türkiye'ye de, Avrupa'yı bir
genişleme ‘yorgunluğunun’ sardığı bahanesiyle, üyelik konusunda yeni
kriterler uygulanmaması gerektiğini söyledi."
(05/10)
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı: "Hristofyas: Türkiye'nin AB
Yükümlülükleri Pazarlık Edilemez": "Meclis
Başkanı Dimitris Hristofyas, Türkiye'nin Gümrük Birliği Protokolü’nden
doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesi ile AB'nin işgal altındaki
topraklarla doğrudan ticaret tüzüğü arasında bir ‘al-ver’ yapılamayacağı
yönünde Kıbrıs Hükümeti’nin teziyle aynı görüşte oluğunu belirtti.
Türkiye'nin, Yunanistan ve Kıbrıs ile ilişkileri konusuyla ilgili
olarak ‘sıcak bir sonbahar veya kıştan’ bahseden Hristofyas, ‘Çok zor
olacak olan gelişmeler yaşanacak.’ dedi. Bu arada Kıbrıs
Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos da Avrupa-Türkiye ilişkileri konusunda
sıcak bir sonbahar yaşanmasının beklendiğini kaydetti.
Avrupa-Türkiye ilişkileri konusunda bir soruyu cevaplandıran Papadopulos,
çok zor bir durumun yaşanacağından bahsetti ve ‘Evet çok şiddetli
uyuşmazlıklar yaşanacak. Biz de şimdiden önlemlerimizi alıyoruz ve her
şeyin iyi gitmesini umuyoruz.’ dedi. (05/10)
Haravgi: "İlkelerde Tavizler":
"AB'deki ortaklarını zamanında uyaran Kıbrıs, Türkiye, Avrupa sürecine,
AB'nin üst kurumlarında kararlaştırılan yükümlülükleri hayata geçirmeden
devam edebilsin diye, kendisinin bedel ödemeyeceğini söylemişti. Kıbrıs,
şu anda sergilediği tutumla ve Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine
getirmesinde ısrar etmekle, sadece milli çıkarlarını değil, AB'nin
güvenirliğini de savunmaktadır. Türkiye'nin AB'ye karşı yerine getirmesi
gereken yükümlülüklerde verilecek olası tavizler, AB ilke ve
değerlerinde tavizlerle, Türkiye'nin geri kalmaya devam ettiği insan
haklarında ve özgürlüklerinde tavizlerle ve Türkiye'nin hiçbir bedele
maruz kalmadan, Kıbrıs'ta açık bir şekilde ihlal ettiği Avrupa hukuku ve
uluslararası hukukta tavizlerle eşdeğer olacaktır. Yükümlülüklerinin,
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun sözde kaldırılması konusuyla
bağdaştırmasına ilişkin talebi, hem saçmadır hem de üyeliğe ilişkin
müzakere sürecinin dışındadır. Dolayısıyla Türkiye'nin gerek Kıbrıs'a
karşı yükümlülüklerini yerine getirmede içinde bulunduğu zor durumdan
çıkabilmesi, gerekse Konsey tarafından belirlenen müzakere çerçevesinin
dışında bulunan karşılıklar verilebilmesi amacıyla bazı girişimler
yapılmaktadır. AB, her şeyden önce kendi kararlarını ve ilkelerini
savunmak ve Türkiye'yi yükümlülüklerini yerine getirmemesinden dolayı
sorumlulukları ile karşı karşıya getirmek zorundadır. Türkiye, üyelik
müzakerelerinin başlayabilmesi için bazı yükümlülükler üstlenmiştir ve
bunları hayata geçirmemesinin bir bedeli vardır. Kıbrıs'ın bu bedeli,
milli davasının aleyhine ödemesi söz konusu değildir." (Lenia
Stilyanu, 05/10)
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times: "Liderler 'Türkleri AB Aleyhtarı
Yapıyor'": "Türkiye'yi Birliğin dışında tutmak
ve üyelik yerine Ankara ile ‘imtiyazlı ortaklık’ kurmaktan söz eden
Avrupalı Liderler, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn
tarafından sorumsuzlukla suçlandı. Rehn, aralarında Alman
Şansölyesi Angela Merkel ile Fransız İçişleri Bakanı ve Fransa'nın
muhtemel Cumhurbaşkanı adayı Nicolas Sarkozy'nin de bulunduğu, Türkiye
ile imtiyazlı ortaklık taraftarı olan kişilerin Türkleri Avrupa
aleyhtarı yaptığını belirtti. Rehn, Türkiye'nin başkentinde
yaptığı açıklamada bu tür konuşmaların geçen yıl Ankara ile üyelik
görüşmelerine başlayan AB'nin güvenilirliğini zedelediğini ve AB'ye
ülkede reform yapılmasını talep etmek için daha az manevra alanı
tanıdığını belirtti ve ‘Bu sözler, reformlar için siyasi arzuyu
azaltıyor ve sıradan Türkler arasında siyasi tepkiye neden oluyor.’
dedi. İmtiyazlı ortaklık fikrinin bir kurgu olduğunu ve AB ile
Türkiye'nin zaten yakın ve özel bir ilişkiye sahip olduğunu belirten
Rehn, ‘İmtiyazlı ortaklıkla ilgili olarak kendimizi kandırmaya son
vermeliyiz.’ dedi. Rehn, ‘sorumlu’ tartışmalar yapılması çağrısında
bulunarak, Ankara'nın AB yolunun zorlu olacağını ve görüşmelerin
sonucunun da belirsiz olduğunu belirtti. Rehn'in esas hedefi,
sürekli ‘imtiyazlı ortaklıktan Bahseden’ siyasetçilerdi. Ancak Merkel bu
seçenek konusundaki tercihini saklı tutuyor."
(George Parker, Hugh Williamson, 05/10)
Reuters: "Türkiye, AB'nin Baskısı Sürerken Kıbrıs
Konusundaki Tutumunu Yineledi": "Türkiye'nin,
AB, Kıbrıslı Türklere karşı uygulanan ticaret ambargosunu kaldırmadıkça,
limanlarını Kıbrıs'a açmayacağına dair sürdürdüğü tutumunu yinelemesi,
Ankara'nın Brüksel ile çatışma yolunda olduğuna işaret etti. Uluslararası
olarak tanınan Kıbrıs Rum Hükümeti, Ankara'nın bu yılın sonuna kadar bu
konuda harekete geçmemesi halinde, Türkiye'nin üyelik müzakerelerini veto
etmekle tehdit etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'yi ziyaret
eden Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile düzenlediği ortak basın
toplantısında, ‘Kıbrıslı Türklerin tecridini kaldırmadan, bizden tek
taraflı jest yapmamızı istemeleri (Türk limanlarının açılması konusunda)
adil değil.’ dedi. Ülkesi 1 Ocak'ta AB Dönem Başkanlığı’nı devralacak
olan Merkel, Türkiye'den limanlarını açmasını talep etti. Temel olarak
karşılıklı ticaretin geliştirilmesine odaklanılan görüşmelerde Merkel,
‘AB görüşmelerinde ilerleme kaydedilebilmesi için bu gerekli bir
koşuldur.’ dedi." (05/10)
Reuters: "Barroso: Türkiye'ye Hemen 'Hayır' Cevabı
Vermek, İslam Korkusu Olarak Algılanabilir":
"Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, yaptığı açıklamada, Avrupa
ülkelerini, Türkiye'nin 25 üyeli AB'ye alınmaması yönünde ani bir ret
cevabı verilmesinin, AB'yi İslam'a düşman olarak gösterebileceği
konusunda uyardı. Fransız Le Point dergisinde yayımlanan Barroso'nun
açıklamaları, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in dünkü,
Türkiye'ye tam üyelik yerine ‘imtiyazlı Ortaklık’ verilmesini
desteklemenin AB'nin güvenilirliğini zedelediğini belirten
açıklamalarının ardından geldi. Barroso, ‘Haklı bir neden
göstermeden, sadece fikrimizi değiştirmiş olmaktan ötürü Türkiye'ye hemen
hayır cevabı vermek, tüm dünyanın bunu bir kibir işareti ya da İslam
korkusu olarak algılamasına yol açabilir.’ dedi. Barroso, ‘Eğer bana,
bugün Türkiye üye olabilir mi? diye sorarsanız, cevabım hayır olur. Ancak
15, 20 ya da 25 yıl sonra Türkiye'de ya da Avrupa'da durumun ne olacağını
kim tahmin edebilir ki?’ dedi. Almanya'nın geniş bir Türk nüfusu
bulunuyor. Ankara ise, AB içindeki bir Türkiye'nin, Avrupa ve İslam
dünyası
arasında bir köprü kurabileceğini savunuyor."
(05/10)
YUNANİSTAN BASINI:
Eleftherotipia: "Başbakan Karamanlis'in YDP Parlamento
Grubundaki Konuşması": "YDP'nin kuruluşunun 32.
yıldönümü vesilesiyle parti grubunda bir konuşma yapan Başbakan Kostas
Karamanlis konuşmasında, fazla detaya girmeden çeşitli konularda
mesajlar verdi. (…) Başbakan Karamanlis, konuşmasının dış politika
ile ilgili bölümünde Türkiye konusuna değindi. Karamanlis Türkiye'yle
ilgili olarak, ‘Komşumuz Türkiye'nin Avrupa'ya uyumunu destekliyoruz,
çünkü Avrupa yolunun herkes için yararlı olduğuna inanıyoruz. Ancak,
Türkiye'nin, her aday ülke gibi, her attığı adımda AB'ye karşı üstlenmiş
olduğu yükümlülüklere tam olarak uyum sağlamasının gerekli olduğunun
altını da çiziyoruz.’ dedi." (05/10)
Kathimerini: "Açıklık Saati":
"Başbakan Kostas Karamanlis'in Mecliste dış politika için
gündem dışı bir tartışmanın yapılmasını talep etme kararı elbette ilginç
bir karar, çünkü genelde hükümetler bazı ‘dikenli’ konuları -AB-Türkiye
ilişkileri gibi- önce grup içinde ele aldıktan sonra, Parlamentoya neler
yaptıkları hakkında bilgi vermeyi tercih ediyorlar. Başbakanın
önerdiği tartışma, Komisyonun Türkiye hakkındaki raporu açıklayacağı 8
Kasım'dan ve elbette, AB liderlerinin en üst siyasi düzeyde Ankara'nın
üyelik müzakerelerinin geleceği hakkındaki kararlarını açıklayacakları
aralık ayı AB zirvesinden önce yapılacak. Pek az Avrupalı liderin dile
getirme cesaretini gösterdiği en büyük sorun aslında bu Müslüman ülkenin
gelecek bir aşamada AB'ye tam üye olması için Ankara ile müzakerelerin
devam edip etmemesi ve bunun sonucunda da Türkiye ile AB arasında özel
bir ilişki yönünde çalışılıp çalışılmamasının gereğidir. Karamanlis
Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasını savunacak, fakat tüm yükümlülüklerini
yerine getirmesinin şart olduğunu da belirtecek, çünkü ancak bunun
sonucunda, Türk kurulu düzeni Avrupalılaşacak. Atina, -hükümeti ve ana
muhalefeti- AB'nin Ankara ile güçlü bir özel ilişki kurmasına karşı
çıkıyor, çünkü bu yolla Türkiye, AB ile yakın işbirliğinin tüm
avantajlarını elde edecek, aynı zamanda da AB'nin uygulamalarına
yönelik hiçbir yükümlülük üstlenmeden, Ege ve Kıbrıs'ta keyfi olarak
hareket edebilecek. Aslında, yukarıda sözü geçen ikilemin sadece teorik
düzeyde önemi var. Asıl önemli olan Türkiye'nin imzalamış olduğu Gümrük
Birliği Protokolü'nü Kıbrıs Cumhuriyeti yönünde uygulayıp
uygulamamasıdır." (Kostas Yordanidis, 05/10)
Ethnos gazetesinin eki Amina ke Stratigiki: "Charles
Ries: Amerikan Silahlarının Alımından Yunanistan Fayda Sağlıyor":
"(…)
SORU: Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde
sıkça yaşanan gerginlikler, Yunanistan'ın askeri mühimmat alımına büyük
meblağlarda harcama yapmasına yol açan en önemli sebeplerden birisi.
Özellikle Türkiye'nin AB'ye katılım görüşmelerinin ışığı altında,
Türk-Yunan ilişkilerinin de iyileşeceğine inanıyor musunuz? Katılım
müzakereleri çerçevesi içinde, Ankara'dan Atina'ya karşı bir iyi niyet
jesti görebiliyor musunuz?
RIES: Başlıca iki müttefikimizin,
bölgenin çıkarları ve güvenliği için sorunlarını çözerek, daha da
yakınlaşmasını arzu ediyoruz. Yunanistan'ın, Türkiye'nin AB'ye
katılımını destekleme kararı, diplomatik olarak akılcı bir karar. İyi
komşuluk ilişkilerinin kurulması için -ki artık bunun geri dönüşü
olmadığı görülüyor-, alınan bu dinamik kararla barış alanında büyük bir
ilerleme kaydedildi ve Türk-Yunan ilişkilerinde birçok alanda değişmez
bir faktör olarak yerleşti. Tabii ki, katılım müzakerelerinin
ilerleyebilmesi için Türkiye'nin bazı AB kriterleri yerine getirmesi
gerekir.
SORU: Kıbrıs sorunuyla ilgili
konuşmalar, meşhur protokol ve dolayısıyla Türkiye'nin Brüksel
karşısındaki yükümlükleriyle ilgili uzlaşmaz tavrı, kaçınılmaz olarak
bizi, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusuna götürüyor. Aynı zamanda,
Avrupalıların çoğunluğunun bu beklentiye karşı çıktığı bir sırada, ABD
ve İngiltere Ankara'yı destekliyor. Bunu açıklar mısınız?
RIES: İzin verirseniz ortak
müttefikimiz adına değil de, ABD adına konuşmak istiyorum. Türkiye,
geleneksel laik yönetimiyle Müslüman bir ülkedir. Avrupa'ya doğru
ilerleyen bir Türkiye, ‘medeniyetler çatışmasına’ ilişkin anlayışın ne
kadar yanlış olduğunu ve yoğun tehditlerin bulunduğu bir bölgede güçlü,
laik ve Müslüman bir Ankara yaratacağını gösterecek. Uzun vadede Türkiye
ve vatandaşları için sağlayacağı yararlar bir yana, bu, bütün Batı
dünyası için çok önemli bir stratejik gelişme olacak. Buna rağmen,
AB'nin gelecekteki genişlemesine dair Avrupalıların, özellikle
Türkiye'nin katılımıyla ilgili tedirginliklerini anlıyoruz. Ancak
katılım sürecinin yarın tamamlanmayacağını hatırlatmamız gerekecek. Tam
aksine, bu 10 veya 20 yıla yayılacak. Bu uzatılmış süreç içinde Türkiye,
tüm kriterlere uyması için gerekli olan düzenlemeleri yapmak
zorundadır." (Pavlina Proteu, ABD Büyükelçisi
Charles Ries ile yapılan mülakat, Ekim 2006)
Ethnos gazetesinin eki Amina ke Stratigiki: "Kriz
Olursa Sorumlusu Türkiye Olacak":
"SORU: Sayın Bakan, Türkiye'nin katılım
müzakerelerinin başlamasından bir yıl sonra, aynı noktada olduğumuz
görülüyor. Olli Rehn'in ‘trenin raydan çıkmasına’ ilişkin
değerlendirmesine katılıyor musunuz?
LİLLİKAS: ‘Tren çarpışması’, ‘raydan
çıkma’ veya Türk treninin frene basıp basmayacağını bilmiyorum.
Türkiye'nin AB'ye kendi koşullarını dayatma arzusu, Ankara'nın tahrik
edici ve kendini beğenmiş tutumunu gösteriyor. Ankara'nın katılım
müzakereleri sürecinde şimdiye kadar sergilediği davranış, Avrupa
müktesebatına uymaya yönelik davranışlar değil, AB'yi küçümseme
davranışıdır. Sonuç olarak burada tehlikeye atılan, AB'nin inanılırlığı.
Her aday ülkenin ilerlemesi, yaptıkları temelinde değerlendirilir. AB
inanırlılığını korumak için Türkiye'ye, almış olduğu yükümlülüklerin
yerine getirilmesinin ve Birliğe uyumun ‘ısmarlama’ olmayacağına
ilişkin, etkili bir mesaj vermeli. Sonunda kriz olsa da, AB'nin bu
konuda kararlı olması gerektiği görüşündeyim. Çıkacak bir krizden,
Türkiye sorumlu olacaktır. AB'nin sergileyeceği herhangi farklı bir
tutum, Türkiye'ye yükümlülüklerini yerine getirmeden katılım sürecinin
engelsiz ilerlediğine dair yanlış mesaj gönderir. Aynı zamanda da, diğer
aday ülkelere karşı da ‘siyasi ayrıcalık’ mesajı verilmiş olur.
SORU: AB-Türkiye ilişkilerinde kriz
yaşanmaması için, Kıbrıs ‘pişmiş aşa su katmaya’ niyetli mi?
LİLLİKAS: Kıbrıs bir üye devlet olarak,
Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve katılım sürecine
uyum içinde ilerlediğini görmek istiyor. Bu çerçevenin dışında hiçbir
şey yapmayacağız. Avrupa çıkarlarına hizmet eden AB kararlarını ve
Avrupa müktesebatını savunacağız. Kriz olup olmayacağı konusu, Türkiye'yi
endişelendirmeli. Şayet Türkiye, talep eden ülke olarak, AB'ye kendi
müzakere koşullarını dayatmaya karar verdiyse, biz bunun olamayacağı
mesajını şimdiden alması gerektiğini söylüyoruz. (…) ‘Pişmiş aşa su
katan’ Türkiye'ye yardımcı olmamızı söyleyenler, AB'ye de Türkiye'ye de
yardımcı olmuyorlar. Bizden Türkiye'ye yardım etmemizi istemek boşa bir
çabadır. Türkiye'ye ancak, doğu pazarlıklarını bırakıp da, Avrupai
davranmaya ikna edecek olan Türk Hükümeti ve müttefikleri yardım
edebilir." (Nikos Meletis, Kıbrıs Dışişleri
Bakanı Yorgo Lillikas ile yapılan mülakat, Ekim 2006)
NOT: Bu bülten, 05
Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR