10.10.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

 

AP: "Türkiye AB'den Fransa'da Ermeni Soykırımı Konusunda Yapılacak Oylamanın Engellenmesi için Yardım İstedi": "Türkiye, Fransa Parlamentosu’nda oylanacak ve Ermeni soykırımının inkarının suç sayılmasını öngören yasa  tasarısının, ifade özgürlüğü ilkeleriyle keskin bir biçimde  çelişeceği gerekçesiyle oylamanın engellenmesi için AB'den  yardım istedi. Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, ‘Avrupa  Birliği'nin, Fransa'da ifade özgürlüğünü kısıtlayan böyle  bir gelişmeye karşı muhalif tutumunu ifade etmesini  bekliyoruz, çünkü bu, AB'nin temel değerleriyle çelişmektedir.’  dedi. Çiçek, düzenlediği basın toplantısında, ‘Türkiye-Fransa  ilişkilerine ciddi biçimde zarar vereceğinden böyle bir  hatanın yapılmamasını umuyoruz.’ dedi."  (Selcan Hacaoğlu, 09/10) 

 

 

ALMANYA BASINI:

 

Der Tagesspiegel: "Verheugen: Türkiye'nin Olumlu Sinyallere İhtiyacı Var": "Alman Şansölye Merkel'in Türkiye'ye yaptığı ziyaretin  ardından AB adayı Türkiye'ye nasıl bir muamele uygulanacağı  konusunda bir tartışma alevlendi. AB Komisyonu Başkan  Yardımcısı Günther Verheugen (SPD) sert bir şekilde Avrupa  Birliği'nin Türkiye'ye karşı tutumunu eleştirdi. Bild am  Sonntag gazetesine verdiği bir demeçte, ‘AB Türkiye'ye sadece  olumsuz sinyaller gönderiyor. Biz, değişim yönünde cesaret  vereceğimize Türkiye'nin zayıf noktalarına yoğunlaşıyoruz.  Bu Türkiye'de bizim talep ettiğimiz reformları ilerletme  konusunda giderek artan bir rahatsızlık yaratıyor. Bu da  Avrupa'da Türkler başaramayacaklar tespitinde bulunulmasına  neden oluyor. Bu, dünya siyasetinde yaşanacak birinci sınıf  bir başarısızlığa yol açabilecek büyük bir tehlike.’ dedi." (08/10)

 

Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung: "İkinci Angela": "İki tane Angela Merkel var. Angela Merkel'in kendisiyle  beraber koalisyon ortağı SPD Genel Başkanı Kurt Beck'e aynı  görüşte. Merkel, son olarak yaptığı Türkiye ziyaretinde CDU  Genel Başkanı olarak ayrıcalıklı ortaklık konseptine bağlı  olduğunu söyledi. Ancak Başbakan olarak ise verilen sözlere  sadık kalacağını söyledi, yani Türkiye ile yapılacak üyelik müzakerelerine. Kurt Beck ise gazetemize verdiği bir demecinde,  ‘Gerçi CDU ve CSU Ankara için sadece ayrıcalıklı ortaklığın var olabileceğini söylüyorlar. Ancak bu yanlıştır ve hükümetimizin  siyaseti de değildir.’ dedi. Bu söz akrobasisi, Berlin'in artık yan yatmış Türkiye  siyasetinin bir diğer belirtisi. CDU ve SPD burada dürüst  değiller ve Türkiye bunu hissediyor. CDU Genel Başkanı ile  beraber muhalefette olduğu dönemde, kararlı bir şekilde  Türkiye'nin tam üyeliğine hayır diyerek dürüst davranmıştı.  Şunu itiraf etmek gerekir ki Merkel, üyelik müzakerelerinin  başlatılması yönünde bir kararı önünde bulduğu için  başbakanlığı aldığında ağır bir mirasla karşılaştı. Ancak  yapay ve en geç bir sonraki seçimlerde savunulamayacak  bir şekilde kendini ikiye böleceğine, AB'nin Türkiye ile  yürüttüğü ve giderek umutsuzlaşan müzakerelerden nasıl itibar  kaybetmeden çıkabileceğini düşünmeli. Genel Başkan Kurt Beck yönetimindeki SPD'nin ise ikiye  bölünmüş Merkel oyununu oynamaktansa ona yardım etmesi gerekir.  Zira SPD'de enine boyuna bakıldığında tıpkı Hıristiyan Birlik  partileri gibi Türkiye'nin tam üyeliğine eleştirel yaklaşıyor.  Artık Ankara'ya karşı dürüst davranmanın tam zamanıdır."  (Eckart Lohse, 08/10)

 

Die Welt: "Erdoğan Merkel'den Yardım İstiyor": "Başbakan Erdoğan, Şansölye Angela Merkel'in Türkiye'ye  yaptığı ziyaretin sonunda Almanya'nın ülkesinin AB katılım  sürecine destek vermesi dileğini dile getirdi. Erdoğan,  Merkel'e, ‘Almanya üyelik gayretlerimizi hep desteklemiştir.  Bunun devam etmesini umuyoruz.’ dedi. Katıldığı Türk-Alman ekonomi forumunda kendisinin AB tam  üyeliğinin altında kalan bir ayrıcalıklı ortaklıktan yana  olduğunu hatırlatan Hıristiyan Demokrat Partisi (CDU) Genel  Başkanı Merkel, Ankara'nın Kıbrıs'ı tanıması tartışmalarına  atıfta bulunarak, ‘ancak Türkiye'nin önüne fazladan engel  koymak istemiyoruz.’ dedi. Almanya için ‘ahde vefa’ ilkesinin geçerli olduğunu ve  imzalanan anlaşmalar konusunda kendisine güvenilebileceğini  belirten Merkel, konuşmayı dinleyen yüzlerce Türk işadamından  kuvvetli bir alkış aldı. Merkel sözlerine, ‘Türkiye'nin Avrupa  ile daha yakın ilişkilere girmesine ihtiyaç duyulduğundan  kimsenin şüphesi olmasın’ diyerek devam etti.  Merkel, Erdoğan ile yaptığı konuşmayı ‘oldukça yapıcı’  olarak değerlendirirken Türkiye'yi reformlara devam etmesi  konusunda cesaretlendirdi. ‘Sanırım artık Türkiye'de bu  reformların Avrupa'ya iyilik olsun diye yapılmadığı kavrandı’  diyen Şansölye Merkel, ‘sahip olduğunuz büyüme rakamları  yaptığınız reformlar olmaksızın imkansız olurdu.’ dedi." (07/10)

           

Die Tageszeitung: "Merkel'e Göre Gemi Doldu": "Federal Şansölye Merkel'in tahminlerine göre Avrupa  Birliği’ne şimdilik hiçbir yeni üye alınmayacak. İnternette  yayımlanan ve önümüzdeki yılın ilk yarısında Almanya'nın  AB Dönem Başkanlığı’nda ağırlık verilecek konuları anlattığı  mesajında Merkel, ‘Avrupa, sınırlarının nereden geçtiğini  söylemelidir.’ dedi. Merkel ayrıca federal hükümetin bu dönemde,  vatandaşların AB'ye yönelttikleri eleştirel sorulara yanıt  vermeye gayret göstermesi gerektiğini ve Türkiye ile yapılan  müzakerelerin ucu açık olarak yürütülmesi gerektiğini belirtti. Avrupa Parlamentosu’nda Sosyal Demokratların Grup Başkanı  olan Martin Schulz ise Türkiye'nin üyeliğine karşı ciddi çekinceleri olduğunu belirtti. AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen (SPD)  ise Avrupa'nın Türkiye'ye sadece olumsuz sinyaller gönderiyor  olmasını eleştirdi." (09/10)

 

Der Tagesspiegel: "SPD İçerisinde Türkiye'ye Karşı Sabır Tükeniyor": "SPD içerisinde, Türkiye'de sekteye uğrayan reform  temposuna karşı yapılan eleştiriler giderek artıyor. SPD  Partisi Federal Meclis Avrupa Politikası Sözcüsü Axel  Schaefer, Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını AB üyesi  Kıbrıs'a kasım ayı sonuna kadar açmadığı takdirde ‘durumun  oldukça zorlu bir hal alacağından’ endişeleniyor. AB bu  konuda 8 Kasım tarihinde bir rapor yayımlayacak. Hava ve  deniz limanlarının yıl sonuna kadar açılmaması durumunda AB,  katılım müzakerelerini askıya almakla tehdit ediyor. Avrupa Birliği bir yıldır Türkiye ve Hırvatistan ile  katılım müzakereleri yürütüyor. Schaefer gazetemize,  ‘Hırvatistan'a nazaran Türkiye ile yaşanan birçok sorun var’  dedi. Schaefer böylece, sosyal demokratların AP Grup Başkanı  Maretin Schulz'un Türkiye'nin üyelik yeterliliği konusunda  yaptığı açıklamalara katılmış oldu. Bild am Sonntag gazetesine verdiği bir demeçte,  ‘Türkiye'nin bugünkü haliyle üyeliğe alınması mümkün değildir’  diyen Schulz, ‘Türkiye üye olmak istiyorsa bu yolda mutlaka  büyük engellerle karşılaşacak.’ dedi. SPD'li üyelik destekçisi  Schulz'un sert sözleri dinleniyor ve aslında temelinde  Türkiye'nin üyeliğine olumlu yaklaşanlar tarafından dile getiriliyor. Ankara'ya karşı sabrını giderek kaybeden tek kişi Schulz  değil."  (Albrecht Meier, 09/10)

 

 

FRANSA BASINI:

 

AFP: "Olli Rehn, Ermeni Soykırımı Konusundaki Fransız Yasa Tasarısını Kınadı": "AB'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Olli Rehn, yaptığı açıklamada,  Ermeni soykırımı hakkındaki ‘yapıcı olmayan’ Fransız  yasa tasarısını kınadı ve bunun -kendisine göre-,  AB-Türkiye ilişkileri için ‘ciddi sonuçlara’  yol açabileceğini söyledi. Komiser gazetecilere açıklamasında, ‘Kesinlikle bir  Fransız yasası söz konusudur ve elbette Fransız  milletvekillerinin sorunudur, ancak bunun, AB ve onun  Türkiye ile olan ilişkileri için potansiyel olarak ciddi  sonuçları vardır.’ dedi.  Rehn sözlerine şöyle devam etti: ‘Fransız Ulusal  Meclisi'nin Ermeni soykırımı meselesini ağır ceza davasına  çeviren bu yasayı kabul etmesi halinde, bunun yapıcı  olmamasından ve Türkiye'de tartışma başlatılması yerine  tartışmanın engellenmesinden korkuyorum.’" (09/10)

 

AFP: "Paris Ankara'nın Öfkesini Dindirmeye Çalışıyor": "Paris, iki ülke  arasındaki ilişkilerin ‘devamlılığını’ korumak istediğini  belirterek, Ankara'nın Fransa'daki Ermeni soykırımı ve Türkiye'nin AB'ye üyeliği konularındaki tartışmalar  hakkındaki öfkesini yatıştırmaya çalıştı. Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jean-Baptiste  Mattei, bu konuların cumartesi günü iki ülkenin dışişleri  bakanları Philippe Douste-Blazy ve Abdullah Gül'ün bir  telefon görüşmesi sırasında ele alındığını belirtti.  Sözcü, ‘Douste-Blazy, siyasi alanda ve ekonomik  alanda Türkiye ve Fransa arasındaki ilişkilerin devamlılığına verdiğimiz önemi dile getirdi’  açıklamasında bulundu.  Douste-Blazy ayrıca ,’Fransa'nın, Avrupa'nın  değerlerini ve siyasi görüşünü paylaşabilmesi için  Türkiye'nin AB perspektifine desteğini hatırlattı.’" (09/10)

 

 

RUSYA BASINI:

 

Kommersant: "Türkiye Fransa'yı Yaptırımlarla Tehdit Ediyor": "Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yaptığı  açıklamada, Fransa'nın Ermeni soykırımına ilişkin yasa  tasarısını kabul etmesi halinde, Ankara'nın Paris'e karşı  yaptırımlar uygulayacağını beyan etti. Ankara'ya göre bu yasa, Paris'in Fransa'daki güçlü  Ermeni diasporasına bir jesti olacaktır. Bunun dışında  yasa, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkanların elinde  bir silaha da dönüşebilecektir. Türkiye Dışişleri Bakanı  Abdullah Gül, ‘Ben açık bir şekilde beyan ediyorum: Eğer  söz konusu yasa çıkarsa, bu durumda Fransa Türkiye'yi  ebediyen kaybedecektir.’ dedi." (Aleksandr Gabuyev, 09/10)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

 

Kathimerini: "Bakoyanni: Türk Yönetimi İçin Karar Saati Geldi":

 

            "(…)

           

SORU: ABD'de yine Sayın Gül ile görüştünüz. Komşumuz  ülkedeki son gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz? ‘25’lerin  Türkiye'nin Avrupa yönündeki ilerlemesine dair  değerlendirmesini yapmasına az bir zaman kala, Ankara  uzlaşmaz tezleri üzerinde ısrar etmeye devam ediyor.

 

            BAKOYANNI: Her şeyden önce, şüphesiz Avrupa-Türkiye  ilişkileri için zorlu bir döneme giriyoruz. Türkiye'ye  Ankara Protokolünü uygulaması için tanınan süre sona eriyor.  2006 yılının sonuna kadar birkaç ay kaldı. Türk yönetimi  için karar saati geldi. Aynı şekilde, bu üyelik için  kararlaştırılan şartlar ve ön şartlar temelinde Türkiye'nin  ilerlemesini değerlendirecek olan AB üyesi ülkelerin  arasında olan Yunanistan için de karar saati geldi.

 

            SORU: Bu değerlendirmede, Türkiye'nin limanlarının  Kıbrıs bandıralı gemilere kapalı tutulması konusu önemli  bir yer tutuyor.Yunanistan bu konu karşısında nasıl bir tavır  takınıyor? AB'de müzakerelere kısmi bir aranın verilmesi,  bazı bölümlerin açılmaması veya en azından Türkiye uyum  sağlayana kadar müzakerelerin tümüne ara verilmesi  senaryoları gündeme geldi.

 

            BAKOYANNI: Alınan kararları açıklamak çok kolay. Ancak  bunu yapmanın anlamı yok çünkü önümüzdeki dönem yoğun bir  müzakere dönemi olacak. Kesin olan şu: Avrupa kendisini  inkar edemez. Başka bir ifadeyle, bir aday ülke  yükümlülüklerini yerine getirmezse, AB hiçbir şey olmamış  gibi ilerleyemez. Yunanistan'ın ilkeler üzerinde ısrar  etmesi ve bu konuda taviz vermemesinin ayrıca bir nedeni de  var. Avrupa müktesebatı ve üstlenilmiş olan yükümlülükler  hiçbir aday ülke tarafından müzakere konusu olarak masaya  getirilemez.

 

            SORU: Tamamen iki ülkeyi ilgilendiren konularda neler  oluyor?

 

            BAKOYANNI: Hedefimiz, AB-Türkiye ilişkilerinin  gidişatını izlememizin yanı sıra mümkün olduğu kadar ikili  ilişkilerimizi de geliştirmemiz. Gerçekçilik ve sorumlulukla,  ikili ilişkilerin AB-Türkiye ilişkilerinden etkilendiğini  bilerek, ulusal çıkara hizmet ederek ve karşılıklı yararın  temelinde ikili ilişkiler politikamızı çiziyoruz. (…)" (Yorgo buradaras, Elli Triandafillu, Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile  yapılan mülakat, 08/10)

 

Fileleftheros: "Amerikan Faktörü Devrede": "Türkiye'nin AB ilişkilerinde ‘tren kazası’ olmaması  için ABD güçlü bir şekilde devrede. AB yolunda Türkiye'ye yardımcı olmak için ABD, Lefkoşa-Atina-Ankara üçgenindeki büyükelçileri ile Brüksel ve Helsinki'deki diplomatik  misyonlarını harekete geçirdi. ABD Atina Büyükelçisi Charles Ries, 2-3 Ekim tarihlerinde  Brüksel'e gitti ve temaslarda bulundu. Bu ziyaret malum  nedenlerle basından gizlendi. Ries, Avrupa Komisyonu’nun  Genişlemeden Sorumlu Genel Müdürü Michael Lee ile görüştü  ve Finlandiya önerisine ABD'nin tam desteğini belirtti.  Ries aynı zamanda, tren kazasından kaçınılması için gerekli  tüm çabaların gösterilmesi gerektiğini de vurguladı. Amerikalılar her defasında görüştükleri kişilere 2007'de  Türkiye'de seçimler olacağını ve bu parametrenin ciddi şekilde  dikkate alınması gerektiğini de hatırlatıyorlar. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Bryza'nın 26 Eylül'de  Helsinki'ye gittiğinin de hatırlatılmasında yarar var. Bryza,  Finlandiya Dışişleri Bakanı ile görüşmüş ve elde ettiğimiz  bilgilere göre Finlandiya AB Dönem Başkanlığı’ndan yaptığı  öneride ısrarlı olmasını istemişti. Erdoğan'ın, Bush'a, ülkede 2007'de gerçekleştirilecek  seçimlere kadar AB üyelik sürecinin sorunsuz şekilde ileriye  gitmesi gerektiğini hatırlattığı söyleniyor." (08/10)

 

Eleftherotipia: "Erdoğan Dost, Komutanlar Çok Sevilen Dost": "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başkan George  Bush ile görüşmesinden doğan izlenim, Türkiye'nin yine  Washington'un tam desteğini sağlamış olmasıdır. Aksi takdirde, Beyaz Saray'ın Başkanı, dostu Erdoğan  için sıcak sözlerle konuşmaz, Ankara'nın Kıbrıs sorunundaki  politikasını desteklemez ve Türkiye'nin AB'ye katılımı  konusunda böyle kesin olmazdı. Gerçekler göz önüne alınmadığında bu olaylar aldatabilir. Washington'un Kıbrıs sorunu karşısındaki tutumu, Annan planı  için yapılan referandum sonrası oluşan çıkmazdan, üçüncü  kişilerin gözünde, Lefkoşa'nın sorumlu olduğuna dair izlenim  yaratılması örneğiyle de bu çok iyi anlatılıyor. Hatta  Washington'a göre, bunun, Türkiye'nin karşısına, AB'ye  katılımına karşı bir engel olarak çıkarılmaması gerekir.  Çünkü Bush, ‘Türkiye'nin AB'ye katılımının ABD'nin çıkarına  Olduğunu’ net şekilde açıkladı. Bu yüzden de, Türkiye'nin  Batıya, özellikle de ABD'nin çıkarına nasıl hizmet ettiği  önemlidir. Türkiye'nin en büyük avantajı; jeostratejik konumu,  ordusunun insan gücü olarak NATO'da ikinci Avrupa'da birinci  olması ve önemli miktarda savunma harcamaları yapması. Bunlar  Avrupa Komisyon raporlarında yazılı olarak ifade ediliyor,  ayrıca Avrupalı ve Amerikalı yetkililer dışında, politik  konularda ordunun özelliğine saygı duyulması amacıyla zaman  zaman Türk askeri yönetimi tarafından da altı çiziliyor. Ancak asıl ilginç olan, Erdoğan'ın bunlarla Bush'un  desteğini sağlamaya çalışmasıdır. Erdoğan, Georgetown Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada,  AB'ye katılımının Türkiye'yi bölgesel bir etken olmaktan  çıkarıp uluslararası bir güce dönüştürerek ‘coğrafi derinlik’ kazandıracağını söyledi. (…) Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın irtica tehdidi yönündeki  açıklamalarını, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'un  bir ‘kakafoni’ olarak yorumlaması, Erdoğan ve Generaller  çekişmesinde Batılıların gösterdiği çekince ve çaresizliği  doğruladı."  (Mihalis Moronis, 08/10)

 

           

 

 

NOT: Bu bülten, 09 Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR