ABD BASINI:
AP: "Türkiye AB'den Fransa'da Ermeni Soykırımı
Konusunda Yapılacak Oylamanın Engellenmesi için Yardım İstedi":
"Türkiye, Fransa Parlamentosu’nda oylanacak ve Ermeni soykırımının
inkarının suç sayılmasını öngören yasa tasarısının, ifade özgürlüğü
ilkeleriyle keskin bir biçimde çelişeceği gerekçesiyle oylamanın
engellenmesi için AB'den yardım istedi. Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü
Cemil Çiçek, ‘Avrupa Birliği'nin, Fransa'da ifade özgürlüğünü kısıtlayan
böyle bir gelişmeye karşı muhalif tutumunu ifade etmesini bekliyoruz,
çünkü bu, AB'nin temel değerleriyle çelişmektedir.’ dedi. Çiçek,
düzenlediği basın toplantısında, ‘Türkiye-Fransa ilişkilerine ciddi
biçimde zarar vereceğinden böyle bir hatanın yapılmamasını umuyoruz.’
dedi." (Selcan Hacaoğlu, 09/10)
ALMANYA BASINI:
Der Tagesspiegel: "Verheugen: Türkiye'nin Olumlu
Sinyallere İhtiyacı Var": "Alman Şansölye
Merkel'in Türkiye'ye yaptığı ziyaretin ardından AB adayı Türkiye'ye
nasıl bir muamele uygulanacağı konusunda bir tartışma alevlendi. AB
Komisyonu Başkan Yardımcısı Günther Verheugen (SPD) sert bir şekilde
Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye karşı tutumunu eleştirdi. Bild am Sonntag
gazetesine verdiği bir demeçte, ‘AB Türkiye'ye sadece olumsuz sinyaller
gönderiyor. Biz, değişim yönünde cesaret vereceğimize Türkiye'nin zayıf
noktalarına yoğunlaşıyoruz. Bu Türkiye'de bizim talep ettiğimiz
reformları ilerletme konusunda giderek artan bir rahatsızlık yaratıyor.
Bu da Avrupa'da Türkler başaramayacaklar tespitinde bulunulmasına neden
oluyor. Bu, dünya siyasetinde yaşanacak birinci sınıf bir başarısızlığa
yol açabilecek büyük bir tehlike.’ dedi."
(08/10)
Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung: "İkinci Angela":
"İki tane Angela Merkel var. Angela Merkel'in kendisiyle beraber
koalisyon ortağı SPD Genel Başkanı Kurt Beck'e aynı görüşte. Merkel, son
olarak yaptığı Türkiye ziyaretinde CDU Genel Başkanı olarak ayrıcalıklı
ortaklık konseptine bağlı olduğunu söyledi. Ancak Başbakan olarak ise
verilen sözlere sadık kalacağını söyledi, yani Türkiye ile yapılacak
üyelik müzakerelerine. Kurt Beck ise gazetemize verdiği bir demecinde,
‘Gerçi CDU ve CSU Ankara için sadece ayrıcalıklı ortaklığın var
olabileceğini söylüyorlar. Ancak bu yanlıştır ve hükümetimizin siyaseti
de değildir.’ dedi. Bu söz akrobasisi, Berlin'in artık yan yatmış
Türkiye siyasetinin bir diğer belirtisi. CDU ve SPD burada dürüst
değiller ve Türkiye bunu hissediyor. CDU Genel Başkanı ile beraber
muhalefette olduğu dönemde, kararlı bir şekilde Türkiye'nin tam
üyeliğine hayır diyerek dürüst davranmıştı. Şunu itiraf etmek gerekir ki
Merkel, üyelik müzakerelerinin başlatılması yönünde bir kararı önünde
bulduğu için başbakanlığı aldığında ağır bir mirasla karşılaştı. Ancak
yapay ve en geç bir sonraki seçimlerde savunulamayacak bir şekilde
kendini ikiye böleceğine, AB'nin Türkiye ile yürüttüğü ve giderek
umutsuzlaşan müzakerelerden nasıl itibar kaybetmeden çıkabileceğini
düşünmeli. Genel Başkan Kurt Beck yönetimindeki SPD'nin ise ikiye
bölünmüş Merkel oyununu oynamaktansa ona yardım etmesi gerekir. Zira
SPD'de enine boyuna bakıldığında tıpkı Hıristiyan Birlik partileri gibi
Türkiye'nin tam üyeliğine eleştirel yaklaşıyor. Artık Ankara'ya karşı
dürüst davranmanın tam zamanıdır." (Eckart Lohse, 08/10)
Die Welt: "Erdoğan Merkel'den Yardım İstiyor":
"Başbakan Erdoğan, Şansölye Angela Merkel'in
Türkiye'ye yaptığı ziyaretin sonunda Almanya'nın ülkesinin AB katılım
sürecine destek vermesi dileğini dile getirdi. Erdoğan, Merkel'e,
‘Almanya üyelik gayretlerimizi hep desteklemiştir. Bunun devam etmesini
umuyoruz.’ dedi. Katıldığı Türk-Alman ekonomi forumunda kendisinin
AB tam üyeliğinin altında kalan bir ayrıcalıklı ortaklıktan yana
olduğunu hatırlatan Hıristiyan Demokrat Partisi (CDU) Genel Başkanı
Merkel, Ankara'nın Kıbrıs'ı tanıması tartışmalarına atıfta bulunarak,
‘ancak Türkiye'nin önüne fazladan engel koymak istemiyoruz.’ dedi.
Almanya için ‘ahde vefa’ ilkesinin geçerli olduğunu ve imzalanan
anlaşmalar konusunda kendisine güvenilebileceğini belirten Merkel,
konuşmayı dinleyen yüzlerce Türk işadamından kuvvetli bir alkış aldı.
Merkel sözlerine, ‘Türkiye'nin Avrupa ile daha yakın ilişkilere
girmesine ihtiyaç duyulduğundan kimsenin şüphesi olmasın’ diyerek devam
etti. Merkel, Erdoğan ile yaptığı konuşmayı ‘oldukça yapıcı’ olarak
değerlendirirken Türkiye'yi reformlara devam etmesi konusunda
cesaretlendirdi. ‘Sanırım artık Türkiye'de bu reformların Avrupa'ya
iyilik olsun diye yapılmadığı kavrandı’ diyen Şansölye Merkel, ‘sahip
olduğunuz büyüme rakamları yaptığınız reformlar olmaksızın imkansız
olurdu.’ dedi." (07/10)
Die Tageszeitung: "Merkel'e Göre Gemi Doldu":
"Federal Şansölye Merkel'in tahminlerine göre Avrupa Birliği’ne şimdilik
hiçbir yeni üye alınmayacak. İnternette yayımlanan ve önümüzdeki yılın
ilk yarısında Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı’nda ağırlık verilecek
konuları anlattığı mesajında Merkel, ‘Avrupa, sınırlarının nereden
geçtiğini söylemelidir.’ dedi. Merkel ayrıca federal hükümetin bu
dönemde, vatandaşların AB'ye yönelttikleri eleştirel sorulara yanıt
vermeye gayret göstermesi gerektiğini ve Türkiye ile yapılan
müzakerelerin ucu açık olarak yürütülmesi gerektiğini belirtti. Avrupa
Parlamentosu’nda Sosyal Demokratların Grup Başkanı olan Martin Schulz
ise Türkiye'nin üyeliğine karşı ciddi çekinceleri olduğunu belirtti. AB
Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen (SPD) ise Avrupa'nın
Türkiye'ye sadece olumsuz sinyaller gönderiyor olmasını eleştirdi."
(09/10)
Der Tagesspiegel: "SPD İçerisinde Türkiye'ye Karşı
Sabır Tükeniyor": "SPD içerisinde, Türkiye'de
sekteye uğrayan reform temposuna karşı yapılan eleştiriler giderek
artıyor. SPD Partisi Federal Meclis Avrupa Politikası Sözcüsü Axel
Schaefer, Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını AB üyesi Kıbrıs'a kasım
ayı sonuna kadar açmadığı takdirde ‘durumun oldukça zorlu bir hal
alacağından’ endişeleniyor. AB bu konuda 8 Kasım tarihinde bir rapor
yayımlayacak. Hava ve deniz limanlarının yıl sonuna kadar açılmaması
durumunda AB, katılım müzakerelerini askıya almakla tehdit ediyor.
Avrupa Birliği bir yıldır Türkiye ve Hırvatistan ile katılım
müzakereleri yürütüyor. Schaefer gazetemize, ‘Hırvatistan'a nazaran
Türkiye ile yaşanan birçok sorun var’ dedi. Schaefer böylece, sosyal
demokratların AP Grup Başkanı Maretin Schulz'un Türkiye'nin üyelik
yeterliliği konusunda yaptığı açıklamalara katılmış oldu. Bild am
Sonntag gazetesine verdiği bir demeçte, ‘Türkiye'nin bugünkü haliyle
üyeliğe alınması mümkün değildir’ diyen Schulz, ‘Türkiye üye olmak
istiyorsa bu yolda mutlaka büyük engellerle karşılaşacak.’ dedi. SPD'li
üyelik destekçisi Schulz'un sert sözleri dinleniyor ve aslında
temelinde Türkiye'nin üyeliğine olumlu yaklaşanlar tarafından dile
getiriliyor. Ankara'ya karşı sabrını giderek kaybeden tek kişi Schulz
değil." (Albrecht Meier, 09/10)
FRANSA BASINI:
AFP: "Olli Rehn, Ermeni Soykırımı Konusundaki Fransız
Yasa Tasarısını Kınadı": "AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Olli Rehn, yaptığı açıklamada, Ermeni soykırımı
hakkındaki ‘yapıcı olmayan’ Fransız yasa tasarısını kınadı ve bunun
-kendisine göre-, AB-Türkiye ilişkileri için ‘ciddi sonuçlara’ yol
açabileceğini söyledi. Komiser gazetecilere açıklamasında,
‘Kesinlikle bir Fransız yasası söz konusudur ve elbette Fransız
milletvekillerinin sorunudur, ancak bunun, AB ve onun Türkiye ile olan
ilişkileri için potansiyel olarak ciddi sonuçları vardır.’ dedi. Rehn
sözlerine şöyle devam etti: ‘Fransız Ulusal Meclisi'nin Ermeni soykırımı
meselesini ağır ceza davasına çeviren bu yasayı kabul etmesi halinde,
bunun yapıcı olmamasından ve Türkiye'de tartışma başlatılması yerine
tartışmanın engellenmesinden korkuyorum.’"
(09/10)
AFP: "Paris Ankara'nın Öfkesini Dindirmeye Çalışıyor":
"Paris, iki ülke arasındaki ilişkilerin ‘devamlılığını’ korumak
istediğini belirterek, Ankara'nın Fransa'daki Ermeni soykırımı ve
Türkiye'nin AB'ye üyeliği konularındaki tartışmalar hakkındaki öfkesini
yatıştırmaya çalıştı. Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jean-Baptiste
Mattei, bu konuların cumartesi günü iki ülkenin dışişleri bakanları
Philippe Douste-Blazy ve Abdullah Gül'ün bir telefon görüşmesi sırasında
ele alındığını belirtti. Sözcü, ‘Douste-Blazy, siyasi alanda ve
ekonomik alanda Türkiye ve Fransa arasındaki ilişkilerin devamlılığına
verdiğimiz önemi dile getirdi’ açıklamasında bulundu. Douste-Blazy
ayrıca ,’Fransa'nın, Avrupa'nın değerlerini ve siyasi görüşünü
paylaşabilmesi için Türkiye'nin AB perspektifine desteğini hatırlattı.’"
(09/10)
RUSYA BASINI:
Kommersant: "Türkiye Fransa'yı Yaptırımlarla Tehdit
Ediyor": "Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül, yaptığı açıklamada, Fransa'nın Ermeni soykırımına ilişkin yasa
tasarısını kabul etmesi halinde, Ankara'nın Paris'e karşı yaptırımlar
uygulayacağını beyan etti. Ankara'ya göre bu yasa, Paris'in Fransa'daki
güçlü Ermeni diasporasına bir jesti olacaktır. Bunun dışında yasa,
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkanların elinde bir silaha da
dönüşebilecektir. Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ‘Ben açık bir
şekilde beyan ediyorum: Eğer söz konusu yasa çıkarsa, bu durumda Fransa
Türkiye'yi ebediyen kaybedecektir.’ dedi." (Aleksandr
Gabuyev, 09/10)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini: "Bakoyanni: Türk Yönetimi İçin Karar Saati
Geldi":
"(…)
SORU: ABD'de yine Sayın Gül
ile görüştünüz. Komşumuz ülkedeki son gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?
‘25’lerin Türkiye'nin Avrupa yönündeki ilerlemesine dair
değerlendirmesini yapmasına az bir zaman kala, Ankara uzlaşmaz tezleri
üzerinde ısrar etmeye devam ediyor.
BAKOYANNI: Her şeyden önce, şüphesiz
Avrupa-Türkiye ilişkileri için zorlu bir döneme giriyoruz. Türkiye'ye
Ankara Protokolünü uygulaması için tanınan süre sona eriyor. 2006
yılının sonuna kadar birkaç ay kaldı. Türk yönetimi için karar saati
geldi. Aynı şekilde, bu üyelik için kararlaştırılan şartlar ve ön
şartlar temelinde Türkiye'nin ilerlemesini değerlendirecek olan AB üyesi
ülkelerin arasında olan Yunanistan için de karar saati geldi.
SORU: Bu değerlendirmede, Türkiye'nin
limanlarının Kıbrıs bandıralı gemilere kapalı tutulması konusu önemli
bir yer tutuyor.Yunanistan bu konu karşısında nasıl bir tavır takınıyor?
AB'de müzakerelere kısmi bir aranın verilmesi, bazı bölümlerin
açılmaması veya en azından Türkiye uyum sağlayana kadar müzakerelerin
tümüne ara verilmesi senaryoları gündeme geldi.
BAKOYANNI: Alınan kararları açıklamak
çok kolay. Ancak bunu yapmanın anlamı yok çünkü önümüzdeki dönem yoğun
bir müzakere dönemi olacak. Kesin olan şu: Avrupa kendisini inkar
edemez. Başka bir ifadeyle, bir aday ülke yükümlülüklerini yerine
getirmezse, AB hiçbir şey olmamış gibi ilerleyemez. Yunanistan'ın
ilkeler üzerinde ısrar etmesi ve bu konuda taviz vermemesinin ayrıca bir
nedeni de var. Avrupa müktesebatı ve üstlenilmiş olan yükümlülükler
hiçbir aday ülke tarafından müzakere konusu olarak masaya getirilemez.
SORU: Tamamen iki ülkeyi ilgilendiren
konularda neler oluyor?
BAKOYANNI: Hedefimiz, AB-Türkiye
ilişkilerinin gidişatını izlememizin yanı sıra mümkün olduğu kadar
ikili ilişkilerimizi de geliştirmemiz. Gerçekçilik ve sorumlulukla,
ikili ilişkilerin AB-Türkiye ilişkilerinden etkilendiğini bilerek,
ulusal çıkara hizmet ederek ve karşılıklı yararın temelinde ikili
ilişkiler politikamızı çiziyoruz. (…)" (Yorgo
buradaras, Elli Triandafillu, Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile
yapılan mülakat, 08/10)
Fileleftheros: "Amerikan Faktörü Devrede":
"Türkiye'nin AB ilişkilerinde ‘tren kazası’ olmaması için
ABD güçlü bir şekilde devrede. AB yolunda Türkiye'ye yardımcı olmak için
ABD, Lefkoşa-Atina-Ankara üçgenindeki büyükelçileri ile Brüksel ve
Helsinki'deki diplomatik misyonlarını harekete geçirdi. ABD Atina
Büyükelçisi Charles Ries, 2-3 Ekim tarihlerinde Brüksel'e gitti ve
temaslarda bulundu. Bu ziyaret malum nedenlerle basından gizlendi. Ries,
Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Genel Müdürü Michael Lee ile
görüştü ve Finlandiya önerisine ABD'nin tam desteğini belirtti. Ries
aynı zamanda, tren kazasından kaçınılması için gerekli tüm çabaların
gösterilmesi gerektiğini de vurguladı. Amerikalılar her defasında
görüştükleri kişilere 2007'de Türkiye'de seçimler olacağını ve bu
parametrenin ciddi şekilde dikkate alınması gerektiğini de
hatırlatıyorlar. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Bryza'nın 26
Eylül'de Helsinki'ye gittiğinin de hatırlatılmasında yarar var. Bryza,
Finlandiya Dışişleri Bakanı ile görüşmüş ve elde ettiğimiz bilgilere
göre Finlandiya AB Dönem Başkanlığı’ndan yaptığı öneride ısrarlı
olmasını istemişti. Erdoğan'ın, Bush'a, ülkede 2007'de
gerçekleştirilecek seçimlere kadar AB üyelik sürecinin sorunsuz şekilde
ileriye gitmesi gerektiğini hatırlattığı söyleniyor."
(08/10)
Eleftherotipia: "Erdoğan Dost, Komutanlar Çok Sevilen
Dost": "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın Başkan George Bush ile görüşmesinden doğan izlenim,
Türkiye'nin yine Washington'un tam desteğini sağlamış olmasıdır. Aksi
takdirde, Beyaz Saray'ın Başkanı, dostu Erdoğan için sıcak sözlerle
konuşmaz, Ankara'nın Kıbrıs sorunundaki politikasını desteklemez ve
Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda böyle kesin olmazdı. Gerçekler göz
önüne alınmadığında bu olaylar aldatabilir. Washington'un Kıbrıs sorunu
karşısındaki tutumu, Annan planı için yapılan referandum sonrası oluşan
çıkmazdan, üçüncü kişilerin gözünde, Lefkoşa'nın sorumlu olduğuna dair
izlenim yaratılması örneğiyle de bu çok iyi anlatılıyor. Hatta
Washington'a göre, bunun, Türkiye'nin karşısına, AB'ye katılımına karşı
bir engel olarak çıkarılmaması gerekir. Çünkü Bush, ‘Türkiye'nin AB'ye
katılımının ABD'nin çıkarına Olduğunu’ net şekilde açıkladı. Bu yüzden
de, Türkiye'nin Batıya, özellikle de ABD'nin çıkarına nasıl hizmet
ettiği önemlidir. Türkiye'nin en büyük avantajı; jeostratejik konumu,
ordusunun insan gücü olarak NATO'da ikinci Avrupa'da birinci olması ve
önemli miktarda savunma harcamaları yapması. Bunlar Avrupa Komisyon
raporlarında yazılı olarak ifade ediliyor, ayrıca Avrupalı ve Amerikalı
yetkililer dışında, politik konularda ordunun özelliğine saygı duyulması
amacıyla zaman zaman Türk askeri yönetimi tarafından da altı çiziliyor.
Ancak asıl ilginç olan, Erdoğan'ın bunlarla Bush'un desteğini sağlamaya
çalışmasıdır. Erdoğan, Georgetown Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada,
AB'ye katılımının Türkiye'yi bölgesel bir etken olmaktan çıkarıp
uluslararası bir güce dönüştürerek ‘coğrafi derinlik’ kazandıracağını
söyledi. (…) Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın irtica tehdidi yönündeki
açıklamalarını, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'un bir ‘kakafoni’
olarak yorumlaması, Erdoğan ve Generaller çekişmesinde Batılıların
gösterdiği çekince ve çaresizliği doğruladı." (Mihalis Moronis,
08/10)
NOT: Bu bülten, 09
Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR