ABD BASINI:
AP: "Mehmet Ali Talat: Türkiye'nin AB Üyelik
Müzakerelerinin Durması Kıbrıs'ın Yeniden Birleşmesini Riske Sokar":
"Kıbrıslı Türk Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB'yi Kıbrıs'ın yeniden
birleşmesine yardımcı olmak istiyorsa Türkiye'nin üyelik müzakerelerini
askıya almaması gerektiği konusunda uyardı. Mehmet Ali Talat, AP'ye
verdiği mülakatta, ‘Türkiye'nin Avrupa Birliği macerasını sonlandırmak,
Kıbrıs sorununun çözüm perspektifine çok büyük zarar verir.’ dedi.
Talat, AB'nin Türkiye ile müzakerelerin son bulmasından kaçınacağını
düşünüyor: ‘Sorunlar olacaktır, bu gayet normal ancak Avrupa sistemi
bunların üstesinden gelmek için bir yol bulacaktır. AB Kıbrıslı
Türklere ve Türkiye'ye haksızlık yapmayacaktır.’ Talat, AB'nin Türkiye
ile müzakereleri canlı tutması ve Kıbrıslı Rumların müzakere yapmayı
kabul etmesi halinde adanın bölünmüşlüğü meselesinin çok kısa sürede
çözüleceğini düşünüyor: ‘Şimdi başlamamız halinde, bir yıl içerisinde
bu sorunu çözeriz.’" (Paul Ames, 12/10)
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung: "Rehn'in Endişesi":
"Olli Rehn için zor bir dönem başlıyor. Finlandiya AB Dönem
Başkanlığı’nın AB genişlemesini şekillendirmesi gerekiyor, ancak
Rehn'in gelişmeler üzerindeki etkisi sınırlı. Rehn, bir yandan
Ankara'da giderek inatlaşan Türk Hükümetini harekete geçip reformlara
hız kazandırması için ikna etmeye çalışırken, diğer yandan AB üyesi
ülkeleri de Hırvatistan'ın 2010 yılının sonuna kadar üye olabilmesi
için AB kurumlarının en geç iki yıl içinde reforma tabi tutulması
gerektiği yönünde uyarıyor. Ancak AB'nin ikinci genişleme sürecinin
başarı ya da felaketle sonuçlanıp sonuçlanmayacağı, Ankara, Kıbrıs ve
AB tarafındaki aktörlere bağlı. Olli Rehn acilen çözülmesi gereken
Türkiye konusuyla ilgili olarak, Türkiye'nin kasım ve aralık aylarında
gerçekleştirilecek olan AB zirve toplantılarına kadar bir ilerleme
kaydetmesinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Ancak katılım
müzakereleri özellikle Kıbrıs konusunda anlaşmazlık nedeniyle esasen
fiilen durdurulmuş durumda. Hatta Brüksel'deki bazı çevreler bu trenin
ne zaman kaza yapacağı konusunda kendi aralarında bahse bile
giriyorlar. Olli Rehn konunun çok hassas olması ve Finlandiya
tarafından sunulan öneri temelinde sorunun çözümüne yönelik yürütülen
gizli çabalar nedeniyle bu konu hakkında açıklama yapmaktan kaçınıyor.
Federal Hükümet çevreleri anılan önerinin başarılı olma ihtimalinin
bulunduğunu belirtiyorlar. Anılan öneri, ilgili tarafların itibar
kaybına uğramadan bir çözüme ulaşmayı amaçlamaktadır. Peki ya bu
operasyon başarısızlıkla sonuçlanırsa ne olur? Böyle bir durum için
AB'nin bir ‘B Planı’ bulunuyor. Bu plan uyarınca Türkiye ile
müzakerelerin devam ettirilmesi, sadece ekonomiyle ilgili fasılların
ertelenmesi öngörülmektedir. Fakat bu da çözüm değildir, zira hem Kıbrıs
tüm müzakereleri her zaman engelleyebilir ve hem de AB içinde
Türkiye'ye verilen destek yok denecek kadar azalmış bulunuyor. Yazar ve
gazetecilere karşı açılan davalar nedeniyle Türkiye'nin AB üyeliğinden
yana olanların sayısı giderek azalıyor."
(Martin Winter, 12/10)
FRANSA BASINI:
AFP: "Limanlar Sorunu... Kıbrıs AB-Türkiye
Müzakerelerini Engelleyecek": "Kıbrıslı
yetkililer, Ankara limanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açma
zorunluluğunu yerine getirmediği sürece, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB'ye
üyelik müzakerelerini frenleyeceğini belirttiler. Kıbrıs ve
Yunanistan, Ankara, limanlar konusunda ilerleme kaydetmezse, üyelik
müzakerelerini sürdürmemeleri konusunda Avrupalı partnerlerini uyardı.
Kıbrıs Hükümet Sözcüsü Hristodulos Pasiardis basına yaptığı
açıklamada, ‘Amacımız, en azından 8 Kasım'a kadar, Türkiye-AB
müzakerelerinde geriye kalan 34 başlıktan hiçbirini incelemeye
almamak.’ dedi. Avrupa Komisyonunun 8 Kasım'da, Türkiye ile
sürdürülen müzakereler konusunda çok önemli bir ilerleme raporu
yayımlaması bekleniyor." (12/10)
AFP: "Brüksel, Oylama Sonucundan Üzüntü Duyuyor":
"Avrupa Komisyonu, Ermeni soykırımının
inkarına hapis cezası öngören yasanın Fransa Parlamentosu’nda kabul
edilmesi konusunda üzüntülerini dile getirdi ve bunun, Türkiye ile
Ermenistan arasındaki ‘uzlaşma için diyalogu engelleyeceğini’
düşündüğünü belirtti. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli
Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy, ‘Bu yasa henüz yürürlüğe girmedi,
ancak Komiser Rehn son günlerde açıkça ifade etti ki, yasa kabul
edildiği anda, konu hakkında uzlaşı için gerekli diyalogu
engelleyecektir.’ dedi. Nagy, ‘Türkiye'de konuyu tartışmak için açıklık
olması çok önemli bir şey’ şeklinde konuştu." (12/10)
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı: "Papadopulos: Finlandiya'nın
Önerisi Nihai Değil": "Cumhurbaşkanı Tassos
Papadopulos, Avrupa Birliği Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs
önerisinin, nihai şeklini almadığını ve ‘nihai yanıtın verilmediğini’
açıkladı. Papadopulos, Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülüklerinin ve
Kıbrıslı Türklere yönelik doğrudan ticaret tüzüğünün baştan beri iki
ayrı konu olduğunu dolayısıyla bu iki konunun ayrılmasıyla ilgili bir
sorunun söz konusu olmadığını vurguladı. Avrupa Komisyonu'nun
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, Finlandiya'nın önerisinin
kabul edilmesi için tüm taraflara yaptığı çağrı konusunda ise
Papadopulos, Avrupa süreciyle ilgili birçok sorunu çözebilecek bazı
fikirlerin olduğunu ve Rehn'in tutumunun doğru olduğunu söyledi.
Finlandiya'nın Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülüklerini doğrudan
ticaretten ayrı tutup tutmadığının sorulması üzerine Kıbrıs
Cumhurbaşkanı, bu iki konunun baştan beri ayrı olduğunu ve ikisi
arasında herhangi bir bağlantı olmadığını dolayısıyla bir sorun
bulunmadığını kaydetti." (12/10)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "Fransız Parlamentosu’nun Ermeni Soykırımının
İnkarını Suç Sayan Tasarıyı Kabul Etmesine İlişkin Tepkiler":
"Fransız Parlamentosu’nun alt kanadı Ermenilerin I. Dünya Savaşı
sırasında Osmanlı Türkleri tarafından soykırıma uğratıldığı
iddialarının reddini suç sayan bir tasarıyı onayladı. Tasarının, Senato
ve Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından hala reddedilmesi ihtimali
olsa da, Türkiye söz konusu hareketin Fransa ile ilişkileri kötü yönde
etkileyeceğini açık bir şekilde ifade etti. Fransız siyasetçiler
Türkiye'nin AB'ye katılabilmesi için soykırımı tanıması gerektiğini
söylediler. (…) Danske Bank'tan Lars Christensen: ‘Türkiye'de seçimlerin
yaklaştığı gözönüne alınırsa, Türk Parlamentosu bu durumda sadece
agresif bir tavır sergileyebilir. Sadece AB üyeliği olasılığını
zayıflatır ve Türk halkını AB yanlılığından uzaklaştırmış olur.
Türkiye'deki seçimler yaklaştıkça, Türkiye'de daha fazla risk oluşacak.
Türkiye'nin AB üyesi olacağı yönünde uzun süredir umutluyduk, ancak
yanlış yönde ilerliyoruz, ki bu da piyasaları gerçekten
etkileyecektir.’" (12/10)
Reuters: "Fransa Soykırım Tasarısı, Türkiye'nin AB
Çabasına Zarar Verebilir": "Fransız
Parlamentosu’nun 1915'teki Ermeni soykırımının reddini suç sayan bir
yasa tasarısını onaylama kararı, sadece Ankara ve Paris arasındaki
ilişkilere zarar vermekle kalmadı, aynı zamanda Türkiye'nin AB'ye
katılma arzusuna yönelik endişeleri de ateşledi. Fransız Senatosu’nun
ve Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın muhalefeti nedeniyle tasarı asla
yasalaşmayacak gibi görünüyor, ancak uzmanlar oylamanın, Avrupa
Birliği'nin bir kurucu üyesinde Türk karşıtı duyguların derinliğini
gözler önüne sererek, Türk milliyetçileri güçlendirdiğini ve AB
yanlısı liberallere zarar verdiğini söylediler. İstanbul Bahçeşehir
Üniversitesi AB uzmanlarından Cengiz Çandar, ‘Bu tasarıyı destekleyen
Fransız siyasetçilerin amacı, Türkiye'yi kırdırmak, sınırlarını
zorlamak ve havlu atmasını sağlamaktır. Bunun 1915'te Ermenilere
olanlarla bir ilgisi yok, bu bütünüyle bugünkü Türkiye-AB ilişkileri
ile ilgili. Türkiye'de sokaktaki adam oylamayı AB'den Türkiye'ye
yapılan bir başka saldırı olarak görmektedir.’ dedi. Ankara
Üniversitesi'nden Doğu Ergil bu görüşe katılarak, soykırım yasasının
zaten AB reform yorgunluğu çeken hükümet için yeni bir başağrısı daha
olduğunu vurguladı. Ergil, ‘Olli Rehn Türkiye'nin AB görüşmelerinde bir
tren kazasını önlemeye çalıştığını söyledi, ancak artık bu bir tren
kazası sorunu değil. Demir yolu parçalara ayrılıyor.’ dedi. Avrupa
Komisyonu soykırımın tanınmasının Türkiye'nin AB'ye katılımı için bir
ön koşul olmadığını yineledi." (Gareth Jones, 12/10)
Reuters: "Ermeni Soykırımı Oylamasının Arkasında
Fransa'nın Türkiye'nin AB Üyeliği Korkusu Yatıyor":
"Fransız milletvekilleri, Ermeni soykırımının inkarını suç sayan yasa
tasarısının onaylanmasını, insan hakları açısından bir zafer olarak
selamladılar. Ancak uzmanlar, bugünkü oylama sonucunun daha çok,
Türkiye'nin AB üyeliği korkusu ve gelecek yılki seçimlerle ilgili
olduğunu düşünüyorlar. Ankara'nın şiddetli eleştirileri ve ticari
kaygılara rağmen, parlamentonun alt kanadı, Ermenilerin 1915'te
Osmanlı Türkleri döneminde soykırıma maruz kaldıklarını reddedenler
için hapis cezası öngören bir yasayı onayladı. Uzmanlar, parlamento ve
başkanlık seçimlerinin sadece altı ay öncesine denk gelen ve Fransız
seçmenlerin Türkiye'nin AB üyeliğine muhalefetinin güçlendiği bir
ortamda meydana gelen bu girişimin arkasındaki itici gücün çok daha
basit bir şey olduğunu söylüyorlar. Paris Amerikan Üniversitesi'nden
Hall Gardner, ‘Fransa'da çok güçlü bir Ermeni azınlık var. Ancak
ayrıca, Türkiye'nin AB üyeliği meselesi de var. Yasa, Türkiye'nin
AB'ye girmesini önlemeyi amaçlıyor. Bazı insanların stratejisi bu.’
dedi. Fransız seçmenlerin geçen yılki referandumda AB Anayasası’nı
reddetmelerinin kısmi sebebi de, Türkiye'nin olası AB üyeliği olarak
gösterilmişti." (Kerstin Gehmlich, 12/10)
İSPANYA BASINI:
El Pais: "Ali Babacan: Türkiye, Dört Yılda 40 Yılda
Yaptığından Daha Fazlasını Yaptı":
"SORU: Türkiye'de ifade özgürlüğü
alanındaki kısıtlamalar ile yazar ve gazetecilerin yargılanması AB'de
endişeye sebep oluyor.
BABACAN: 1998'de, o sıralar İstanbul
Belediye Başkanı olan Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, okul
kitaplarında yer alan bir şiiri okuduğu için hapse atıldı. İnsan
haklarını ve temel özgürlükleri iyileştirmek için son dört yılda büyük
ilerlemeler kaydettik. Anayasamızın dörtte birini değiştirdik, sekiz
reform paketi hazırladık. Dokuzuncusu ise şu an Meclis’te. Hükümetin
siyasi iradesi, şüpheye düşürülemez.
SORU: İslam, köktendincilik sebebiyle
Avrupa toplumunda her seferinde daha fazla kaygıya neden oluyor.
Türkiye'nin AB'ye girişi için bu belki de en büyük engel midir?
BABACAN: Her şeyden önce, 11 Eylül'den
sonra İslam'a duyulan korku çok büyüdü. Bu, kültürler ve dinler arası
anlayış eksikliğine bağlı. Türk ve İspanyol hükümetleri Medeniyetler
İttifakı girişimini üstleniyorlar ve büyük bir işbirliği var. Bizi de
etkileyen terörist saldırılar sonrasında doğan fikri anlıyoruz.
Terörizm, ne dindir ne de devlet. (…)
SORU: Türkiye, üçlü bir tehditle karşı
karşıya: İslami köktendincilik, askeri müdahale ve Kürt terörizmi. AB,
buna karşı bir koruma mıdır?
BABACAN: Müzakere süreci, öngörülen
bir geleceği kendisine vererek, Türkiye'ye çok yardım etti. İnsanlar
AB'ye bakıyor ve 5, 10, 20 yılda ülkenin ne elde edeceğini görebiliyor.
Türk demokrasisi, farklı sebeplerden dolayı bir çok kez yarıda
bırakıldı; ancak katılım süreci, Türkiye'ye sivil-askeri ilişkilerin
Avrupa yoluyla idare edilmesinde yardım edecek. İspanya da
demokratikleşmenin benzer etaplarından geçti. Köktendinciliğe veya PKK
terörizmine gelince, yeniden cevap demokrasidir. Türkiye'deki demokrasi
ne kadar derin olursa aşırılıkçılık sürgünlerinin çıkma riski o kadar
az olur." (Maite Rico, Devlet Bakanı ve AB
Başmüzakereci Ali Babacan ile yapılan mülakat, 12/10)
SURİYE BASINI:
Teşrin: "Türkiye ve AB Sürecindeki Başlangıç Karesi":
"Türkiye, Avrupa sürecinde ilk karesine geri mi döndü? Avrupa,
Türkiye'nin en azından şimdilik, çürük birliğe girmeye yönelik her
türlü umudunu söndürdü mü? Görüşmelerin ilerleyişine bakılırsa
sorduğumuz iki sorunun cevabı ‘evet’ oluyor. Ankara, umudunu
kesmediğini ve Avrupa'nın üyelikle ilgili bütün taciz edici
koşullarının uyum sürecini hızlandıracağını söylese de, Türk gözlemci
ve yetkililer, Ankara koşulların tavanına yaklaştıkça, bu tavanın
yükseldiği yönünde kuşkuya kapılmaya başladılar. AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, Türkiye'deki siyasi ve iktisadi reform
sürecinin ölmesi ve Türklerin Ankara Protokolü'ne uymaması nedeniyle
görüşmelerin dondurulabileceği yolundaki sözleri bunu gösteriyor.
Ankara'nın reform uygulamalarının ağır işlemesinin nedenleri konusunda
ileri sürdüğü -Türkiye'nin bir şiddet dalgasıyla karşı karşıya kalacağı
yolundaki- bazı gerekçeler, kendi açısından ikna edici olsa da,
Avrupalı yetkililer açısından ikna edici görünmüyor. Ankara'yı hala
koşullar ve karşı koşullar tuzaklarıyla uğraştırıp 40 yıldan beri
dolaylı engeller doğuran, doğrudan engeller yaratan Avrupalılar, hala
bu engelleri reform oyununun arkasına gizlemeye çalışıyorlar ve bu
engeller, Türkiye'nin AB üyeliği yolundaki ana engeller niteliği
taşıyor. Nitekim bazı AB ülkelerinin Ankara'ya üyelik yerine imtiyazlı
ortaklık önermeleri bunu gösteriyor. Ankara bunu, Avrupa'nın üyelik
yükümlülüğünden kaçışı diye nitelerken, bazıları bu önerinin, AB'nin
geçmişteki ve gelecekteki planlarını açığa çıkardığını söylüyor. Bu
arada, bu aşamada tam üyelik görüşmelerinin başlaması için henüz erken
olduğunu söyleyenler de var. Özellikle karşı tarafta bu sonuca ulaşma
iradesinin olmayışı dikkat çekiyor. Alman Şansölyesi Angela Merkel'in
Ankara'da, imtiyazlı ortaklığın tam üyelikten daha iyi olduğunu
söylemesi, bu yöndeki kuşkuları artırıyor. (…) Türkiye, hala ilk
karede bulunduğunu çok iyi biliyor. Ancak bu karenin verilerine bakıp
boyun eğmeyecektir. O, bütün engellere rağmen ikinci, üçüncü ve sonuncu
kareye geçmeye kararlıdır." (Şarl Kamile,
10/10)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini: "Valinakis SPD Milletvekilleriyle":
"Dışişleri Bakan Yardımcısı Valinakis, SPD (Sosyal Demokrat Parti)
Parlamento grubu temsilcileriyle görüşmesinde, ‘Türkiye'nin AB'ye
katılımını desteklemenin Yunanistan'ın stratejik seçeneği olduğunu,
duruma göre değişebilen tutum olmadığını, ancak Ankara'nın AB
tarafından konan ön ve diğer şartlara tamamen uyması ön koşuluna bağlı
olduğunu’ açıkladı." (12/10)
NOT: Bu bülten, 12
Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR