19.10.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

Frankfurter Rundschau:Kıbrıs’ta Terkedilmiş Maraş Çekişmesi”:   “Türkiye'nin Kıbrıs ile olan ihtilafında bir uzlaşı ortaya çıkıyor. AB dönem başkanı Finlandiya'nın gayretleri gerçi  henüz başarıya ulaşmadı ancak diplomatik çevrelerde "ilerleme olduğundan" bahsediliyor. Tartışmalarda, Türkiye'nin, gümrük birliğini AB üyesi Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde genişletmesi ve liman ve havaalanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açarak yükümlülüğünü  yerine getirmesi söz konusu. Ankara bunun karşılığında ise adanın şu ana kadar izole edilmiş Türk kesimine uygulanan ticari ambargonun hafifletilmesini talep ediyor. Bu ihtilaf haziran ayında Türkiye ile AB arasında başlayan katılım müzakerelerinin askıya alınmasına neden olabilir. Finlandiyalı diplomatlar haftalardır ihtilafın ortadan kaldırılması için çözüm arayışı içerisindeler. Henüz açıklanmayan ve taktiksel nedenlerle şimdilik yazıya dökülmeyen uzlaşının maddeleri şöyle:

            - Türkiye, Kıbrıs'a bazı liman ve havaalanlarını açacak.

            - Adanın Tük kesimine Magosa limanı AB denetiminde açılarak, AB ile ticaret imkanı sağlanacak. 

            - 1974 yılında adanın bölünmesinden bu yana askeri olarak kapatılmış ve terk edilmiş Maraş, buradan ayrılan Kıbrıs Rumlarının geri dönüşünü mümkün kılmak için BM denetimine  verilecek  Ancak bu uzlaşı paketinin önemli maddeleri hala tartışmalı durumda. Örneğin Türkiye, Kuzey Kıbrıs'taki Ercan havaalanının da uluslararası ticarete açılması ve Magosa limanından sadece AB'ye değil üçüncü ülkelere de ticaretin mümkün kılınmasını istiyor. Ankara, önemli bir koz olan Maraş'ı da Kıbrıs sorunu tam olarak çözüme kavuşmadan elden çıkarmak istemiyor. Bu nedenle Türk Hükümeti bölgenin yeniden yerleşime açılmasını olabildiğince geciktirmek istiyor. Ancak Kıbrıs Hükümeti ise bu konuda sert bir tutum takınıyor. Kıbrıs Hükümet Sözcüsü Hristodulos, "Maraş'ın gerçek sahiplerinin geri dönmesini dışarıda bırakan bir öneriyi kabul etmeyeceğiz" derken, bir diplomat gazetemize, "Maraş anahtar" açıklamasında bulundu.  Gerçi Kıbrıs Hükümeti hala Ankara'nın liman ve havaalanlarını karşılıksız açması gerektiği konusundaki ısrarını sürdürüyor. Ancak adanın bölünmesinden önce en önemli turizm bölgesi olan  Maraş'ın iadesi bazı tavizler vermek için cazip bir neden teşkil ediyor.” (Gerd Höhler/18/10)

Der Tagesspiegel: “AB,Türkiye ve Kıbrıs Çözüme Yaklaşıyorlar”: “AB ile yapılan zorlu müzakerelerin ortasında ve seçimlerin hemen öncesinde Recep Tayyip Erdoğan büyük bir baskı altında bulunuyor. Bunun tabii ki sonuçları var. İnançlı bir Müslüman olarak Erdoğan altında bulunduğu ağır iş yüküne rağmen oruç tuttuğu için rahatsızlandı ve baygın bir şekilde hastaneye kaldırıldı. Dışişleri Bakanı Gül, Başbakanın kan şekerinin düştüğünü ve ancak meydanlardan fazla uzak kalmayacağını bildirdi. Gül ve Erdoğan bir önceki gün geç saatlere kadar görüşmelerde bulundular. Bu görüşmelerde ana konu AB ile olan ilişkilerdi. Gül pazartesi günü Lüksemburg'ta AB'nin önde gelen temsilcileri ile görüştü. Gül, Ankara'ya dönüşünde bu görüşmenin şu ana kadar yapılanların en iyisi olduğunu söyledi. Kıbrıs konusu ve ifade özgürlüğü konularında ilerlemeler kaydedilmişti. Gül, Kıbrıs meselesinde Ankara'nın Finlandiya'nın yaptığı öneriyi ‘yapıcı’ bir şekilde desteklediğini belirtti. Bu uzlaşıya göre bir Kıbrıs Türk limanı uluslararası ticarete açılacak ve bununla birlikte Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti'nin gemilerinin kendi limanlarına yanaşmasına izin verecek. İki yıl içerisinde uzun vadeli çözümlerin bulunması bekleniyor.” (Susanne Gusten/18/10)

 

İNGİLTERE BASINI:

BBC: "Kretschmer:Müzakerelerde Pürüz Olmaz”: “Avrupa Birliği’nin Ankara temsilcisi Hans Jörg Kretschmer Türkiye'nin yıl sonundan önce limanlarını Rum uçak ve gemilerine açmaması halinde büyük bir krizin yaşanacağını sanmadığını söyledi.  Birliğin Genişlemeden Sorumlu yetkilisi Olli Rehn daha önce bu yüzden Türkiye'nin üyelik yolunda tren kazasına uğrayabileceğini söylemişti.  Türkiye limanlarını açmak için Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere tecridi kaldırmasını şart koşuyor.  BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Avrupa Komisyonu Temsilcisi Kretschmer, AB'nin Kıbrıslı Türklere verdiği sözü tutmadığı eleştirileri konusunda ‘AB Bakanlar Konseyinin Kıbrıslı Türklere verdiği söz, bir siyasi taahhütten ibaret. Hukuki geçerliliği yok. Oysa Türkiye'nin ek protokolün gereğini yapması, müzakerelerin başlaması için ön koşuldu’ dedi”. (18/10)

 

JAPONYA BASINI:

Sankei Shimbun: “Türkiye’de protesto ve karmaşa…AB üyeliği isteğinde Soğuma.. Fransa’daki Ermeni Soykırımını Red Yasası”: “20. yüzyıl başlarında meydana geldiği söylenen ‘Ermeni soykırımını’ reddedeni cezalandırmayı öngören yasa tasarısının 12 Ekim'de Fransız alt meclisinde onaylanması ile AB üyeliğini hedefleyen Türkiye'de protesto ve karmaşa yayılıyor. Fransız firma ve mallarına boykottan endişe duyan Türk hükümeti, halka ‘serinkanlı davranma’ telkininde bulunuyor. Ancak halkın ateşli AB üyeliği isteğinde soğuma gözleniyor. Fransız meclisinde onaylanan yasa tasarısı, Türkiye'nin Ermeni katliamını reddedene 1 yıla kadar hapis ve 45 bin euro para cezası öngörüyor. Ancak tasarının yürürlüğe girmesi için üst meclis ve Cumhurbaşkanı'nın da onayı gerekiyor. Alt meclis onayının Türk toplumuna yaptığı darbe büyük. Dişişleri Bakanı Gül 12 Ekim'de, ‘İki ülke ilişkilerine ciddi etkisi olur’ diyerek kararı eleştirdi. Başbakan Erdoğan da, Fransa'ya yaptırım önlemleri konusunda görüşmeyi önerdi. 16 Ekim'de, 2004 yılında Fransız Legion d'honor ünvanını alan ilk Türk olan YÖK Başkanı Teziç bu ünvanı iade edeceğini açıkladı. 12 Ekim'de Nobel ödülüne layık görüldüğü açıklanan yazar Orhan Pamuk NTV'de ‘İfade özgürlüğünü kısıtlayan yasaya karşıyım’ açıklamasıyla Fransız meclisini eleştirdi. Pamuk daha önce, ‘soykırım’ı kabul eder yönde açıklamada bulunmuş ve geçen yıl Ağustos ayında ‘devlete hakaret’ suçundan hakkında dava açılmıştı. Eylül ayı sonunda Ermenistan'i ziyaret ederek, ‘Türkiye'nin soykırımı kabul etmesi, AB üyeliğinin koşuludur’ diye konuşan Cumhurbaskanı Chirac'in 15 Ekim'de Başbakan Erdoğan'la telefonda görüşerek, ‘Alt meclis kararından dolayı üzüntü duyuyorum’ demesi ve Türkiye'deki protestoları anlayışla karşılaması nedeniyle Türk hükümeti, ‘serinkanlı yaklaşım’ çağrısında bulunma kararı aldı. Türkiye, Kürtlerin insan haklarında iyileştirme gibi AB taleplerini yerine getirerek geçen yıl AB üyelik görüşmelerine başladı. Ancak ardından önüne konan Kıbrıs sorunu ile görüşmeler  aksamaya başladı. 2 yıl öncesinde yüzde 70'i aşan AB üyeliğine destek oranı geçen sonbaharda yüzde 55'e ve bu yaz ise yüzde 44'e indi. Türkiye içerisinde, ‘Türkiye'de, Fransa'dan çok ifade özgürlüğüne önem verildiğini gösterme zamanı’, ‘AB'ye dilenmeyi bırakalım’ gibi çeşitli tartışmalar yaşanırken, ‘Ermeni sorunu, Türkiye'yi reddetmek isteyen Avrupa'nın bir bahanesi’ yorumu en yaygın görüş. (Dasuke Murakami,18/10)

 

KIBRIS RUM BASINI:

Politis:Finlandiya Dönem Başkanlığının Önerisi ve Magosa”: “Finlandiya Dönem Başkanlığı daireyi kareye dönüştürme çabası içinde, Türkiye'nin Gümrük Birliği Protokolü, sahte devletin doğrudan ticareti ve Magosa'nın kapalı bölgesiyle ilgili olarak bir öneride –‘formül’– bulundu. Hükümetin miyop politikasının sonuçlarını bugün daha net bir şekilde gördüğümüze inanıyorum. En başından beri hükümet, Magosa limanının AB denetiminde yeniden faaliyete  başlamasına bağlı olarak dikenli tellerle çevrili Maraş bölgesinin de yasal sakinlerine geri verilmesini istiyordu. Finlandiya dönem başkanlığının sunduğu formülün içeriğinden de anlaşıldığı üzere hükümetin bu önerisi kabul edilmedi.  Dolayısıyla niyetler iyi olsa bile, önemli olan sonuçtur: AB'nin üye devleti olan Kıbrıs, AB dönem başkanlığını ikna edecek konumda değildir ve AB dönem başkanlığı Kıbrıs'ı aday  bir devletle yani işgalci güç Türkiye ile aynı kefeye koyuyor.  Kapalı Maraş bölgesinin Türk askerlerinden Birlemiş Milletlere teslim edilmesine ilişkin olarak dönem başkanlığının yaptığı  öneri tam olarak ne anlama gelmektedir? Özde bir şey değişiyor mu? Konu, işgal hattı boyunca var olan ara bölgeye benzer yeni bir ara bölge içinde yerle bir edilmiş binaları kimin gözetleyeceği değildir. Konu şudur: Kim, AB üyesi bir devlet olarak sahip olduğu ağırlığı kullanarak çözüm sunacak?      Hükümetin politikası, Kıbrıs sorununun özüne ilişkin olarak BM ve AB'de üst düzeyde gerçek siyasi müzakere yapmaktan uzaktır.” (Evanios Hambullas,18/10)

 

RUSYA BASINI:

Vremya Novostey: “AB için Türk Bilmecesi”: “Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün Lüksemburg'ta Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja (bu yılki AB dönem başkanı), Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier (önümüzdeki yıl AB dönem başkanı) ve Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Komiseri Olli Rehn'le bir araya geldi. Olli Rehn, Türkiye'nin AB standartlarına yakınlaşması amacıyla bu ülkede gerçekleştirilen reformlar konusunda 8 Kasım'da bir rapor sunacak. Ankara'nın Kıbrıs'ı AB Gümrük Birliği kapsamına almayı reddetmesi nedeniyle Yunanistan ve Kıbrıs, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin yeni aşamasını bloke etmeye çalışıyor. Ankara, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan uluslararası izolasyonların kaldırılmasını talep ediyor. Avrupa Komisyonu, Türkiye'yi, ifade özgürlüğü ve ordu üzerinde sivil kontrolün sağlanması gibi alanlarda reform yapılması için acele etmediği gerekçesiyle eleştiriyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso dün bir açıklama yaparak, 2005 yılı sonbaharında başlayan Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin 20 yıla kadar uzayabileceğini belirtti.” (Katerina Labetskaya,18/10) 

 

NOT: Bu bülten, 18 Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR