ALMANYA BASINI:
Frankfurter Rundschau:Kıbrıs’ta Terkedilmiş Maraş
Çekişmesi”: “Türkiye'nin Kıbrıs ile olan
ihtilafında bir uzlaşı ortaya çıkıyor. AB dönem başkanı Finlandiya'nın
gayretleri gerçi henüz başarıya ulaşmadı ancak diplomatik çevrelerde
"ilerleme olduğundan" bahsediliyor. Tartışmalarda, Türkiye'nin, gümrük
birliğini AB üyesi Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde genişletmesi ve liman
ve havaalanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açarak yükümlülüğünü yerine
getirmesi söz konusu. Ankara bunun karşılığında ise adanın şu ana kadar
izole edilmiş Türk kesimine uygulanan ticari ambargonun hafifletilmesini
talep ediyor. Bu ihtilaf haziran ayında Türkiye ile AB arasında başlayan
katılım müzakerelerinin askıya alınmasına neden olabilir. Finlandiyalı
diplomatlar haftalardır ihtilafın ortadan kaldırılması için çözüm
arayışı içerisindeler. Henüz açıklanmayan ve taktiksel nedenlerle
şimdilik yazıya dökülmeyen uzlaşının maddeleri şöyle:
- Türkiye, Kıbrıs'a bazı liman ve havaalanlarını açacak.
- Adanın Tük kesimine Magosa limanı AB denetiminde açılarak,
AB ile ticaret imkanı sağlanacak.
- 1974 yılında adanın bölünmesinden bu yana askeri olarak
kapatılmış ve terk edilmiş Maraş, buradan ayrılan Kıbrıs Rumlarının geri
dönüşünü mümkün kılmak için BM denetimine verilecek Ancak bu uzlaşı
paketinin önemli maddeleri hala tartışmalı durumda. Örneğin Türkiye,
Kuzey Kıbrıs'taki Ercan havaalanının da uluslararası ticarete açılması
ve Magosa limanından sadece AB'ye değil üçüncü ülkelere de ticaretin
mümkün kılınmasını istiyor. Ankara, önemli bir koz olan Maraş'ı da
Kıbrıs sorunu tam olarak çözüme kavuşmadan elden çıkarmak istemiyor. Bu
nedenle Türk Hükümeti bölgenin yeniden yerleşime açılmasını
olabildiğince geciktirmek istiyor. Ancak Kıbrıs Hükümeti ise bu konuda
sert bir tutum takınıyor. Kıbrıs Hükümet Sözcüsü Hristodulos, "Maraş'ın
gerçek sahiplerinin geri dönmesini dışarıda bırakan bir öneriyi kabul
etmeyeceğiz" derken, bir diplomat gazetemize, "Maraş anahtar"
açıklamasında bulundu. Gerçi Kıbrıs Hükümeti hala Ankara'nın liman ve
havaalanlarını karşılıksız açması gerektiği konusundaki ısrarını
sürdürüyor. Ancak adanın bölünmesinden önce en önemli turizm bölgesi
olan Maraş'ın iadesi bazı tavizler vermek için cazip bir neden teşkil
ediyor.” (Gerd Höhler/18/10)
Der Tagesspiegel: “AB,Türkiye ve Kıbrıs Çözüme
Yaklaşıyorlar”: “AB ile yapılan zorlu
müzakerelerin ortasında ve seçimlerin hemen öncesinde Recep Tayyip
Erdoğan büyük bir baskı altında bulunuyor. Bunun tabii ki sonuçları var.
İnançlı bir Müslüman olarak Erdoğan altında bulunduğu ağır iş yüküne
rağmen oruç tuttuğu için rahatsızlandı ve baygın bir şekilde hastaneye
kaldırıldı. Dışişleri Bakanı Gül, Başbakanın kan şekerinin düştüğünü ve
ancak meydanlardan fazla uzak kalmayacağını bildirdi. Gül ve
Erdoğan bir önceki gün geç saatlere kadar görüşmelerde bulundular. Bu
görüşmelerde ana konu AB ile olan ilişkilerdi. Gül pazartesi günü
Lüksemburg'ta AB'nin önde gelen temsilcileri ile görüştü. Gül, Ankara'ya
dönüşünde bu görüşmenin şu ana kadar yapılanların en iyisi olduğunu
söyledi. Kıbrıs konusu ve ifade özgürlüğü konularında ilerlemeler
kaydedilmişti. Gül, Kıbrıs meselesinde Ankara'nın Finlandiya'nın yaptığı
öneriyi ‘yapıcı’ bir şekilde desteklediğini belirtti. Bu uzlaşıya göre
bir Kıbrıs Türk limanı uluslararası ticarete açılacak ve bununla
birlikte Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti'nin gemilerinin kendi limanlarına
yanaşmasına izin verecek. İki yıl içerisinde uzun vadeli çözümlerin
bulunması bekleniyor.”
(Susanne Gusten/18/10)
İNGİLTERE BASINI:
BBC: "Kretschmer:Müzakerelerde Pürüz Olmaz”:
“Avrupa Birliği’nin Ankara temsilcisi Hans Jörg Kretschmer Türkiye'nin
yıl sonundan önce limanlarını Rum uçak ve gemilerine açmaması halinde
büyük bir krizin yaşanacağını sanmadığını söyledi. Birliğin
Genişlemeden Sorumlu yetkilisi Olli Rehn daha önce bu yüzden Türkiye'nin
üyelik yolunda tren kazasına uğrayabileceğini söylemişti. Türkiye
limanlarını açmak için Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere tecridi
kaldırmasını şart koşuyor. BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Avrupa
Komisyonu Temsilcisi Kretschmer, AB'nin Kıbrıslı Türklere verdiği sözü
tutmadığı eleştirileri konusunda ‘AB Bakanlar Konseyinin Kıbrıslı
Türklere verdiği söz, bir siyasi taahhütten ibaret. Hukuki geçerliliği
yok. Oysa Türkiye'nin ek protokolün gereğini yapması, müzakerelerin
başlaması için ön koşuldu’ dedi”. (18/10)
JAPONYA BASINI:
Sankei Shimbun: “Türkiye’de protesto ve karmaşa…AB
üyeliği isteğinde Soğuma.. Fransa’daki Ermeni Soykırımını Red Yasası”:
“20. yüzyıl başlarında meydana geldiği söylenen ‘Ermeni soykırımını’
reddedeni cezalandırmayı öngören yasa tasarısının 12 Ekim'de Fransız alt
meclisinde onaylanması ile AB üyeliğini hedefleyen Türkiye'de protesto
ve karmaşa yayılıyor. Fransız firma ve mallarına boykottan endişe duyan
Türk hükümeti, halka ‘serinkanlı davranma’ telkininde bulunuyor. Ancak
halkın ateşli AB üyeliği isteğinde soğuma gözleniyor. Fransız meclisinde
onaylanan yasa tasarısı, Türkiye'nin Ermeni katliamını reddedene 1 yıla
kadar hapis ve 45 bin euro para cezası öngörüyor. Ancak tasarının
yürürlüğe girmesi için üst meclis ve Cumhurbaşkanı'nın da onayı
gerekiyor. Alt meclis onayının Türk toplumuna yaptığı darbe büyük.
Dişişleri Bakanı Gül 12 Ekim'de, ‘İki ülke ilişkilerine ciddi etkisi
olur’ diyerek kararı eleştirdi. Başbakan Erdoğan da, Fransa'ya yaptırım
önlemleri konusunda görüşmeyi önerdi. 16 Ekim'de, 2004 yılında Fransız
Legion d'honor ünvanını alan ilk Türk olan YÖK Başkanı Teziç bu ünvanı
iade edeceğini açıkladı. 12 Ekim'de Nobel ödülüne layık görüldüğü
açıklanan yazar Orhan Pamuk NTV'de ‘İfade özgürlüğünü kısıtlayan yasaya
karşıyım’ açıklamasıyla Fransız meclisini eleştirdi. Pamuk daha önce,
‘soykırım’ı kabul eder yönde açıklamada bulunmuş ve geçen yıl Ağustos
ayında ‘devlete hakaret’ suçundan hakkında dava açılmıştı. Eylül ayı
sonunda Ermenistan'i ziyaret ederek, ‘Türkiye'nin soykırımı kabul
etmesi, AB üyeliğinin koşuludur’ diye konuşan Cumhurbaskanı Chirac'in 15
Ekim'de Başbakan Erdoğan'la telefonda görüşerek, ‘Alt meclis kararından
dolayı üzüntü duyuyorum’ demesi ve Türkiye'deki protestoları anlayışla
karşılaması nedeniyle Türk hükümeti, ‘serinkanlı yaklaşım’ çağrısında
bulunma kararı aldı. Türkiye, Kürtlerin insan haklarında iyileştirme
gibi AB taleplerini yerine getirerek geçen yıl AB üyelik görüşmelerine
başladı. Ancak ardından önüne konan Kıbrıs sorunu ile görüşmeler
aksamaya başladı. 2 yıl öncesinde yüzde 70'i aşan AB üyeliğine destek
oranı geçen sonbaharda yüzde 55'e ve bu yaz ise yüzde 44'e indi. Türkiye
içerisinde, ‘Türkiye'de, Fransa'dan çok ifade özgürlüğüne önem
verildiğini gösterme zamanı’, ‘AB'ye dilenmeyi bırakalım’ gibi çeşitli
tartışmalar yaşanırken, ‘Ermeni sorunu, Türkiye'yi reddetmek isteyen
Avrupa'nın bir bahanesi’ yorumu en yaygın görüş.
(Dasuke Murakami,18/10)
KIBRIS RUM BASINI:
Politis:Finlandiya Dönem Başkanlığının Önerisi ve
Magosa”: “Finlandiya Dönem Başkanlığı daireyi
kareye dönüştürme çabası içinde, Türkiye'nin Gümrük Birliği Protokolü,
sahte devletin doğrudan ticareti ve Magosa'nın kapalı bölgesiyle ilgili
olarak bir öneride –‘formül’– bulundu. Hükümetin miyop politikasının
sonuçlarını bugün daha net bir şekilde gördüğümüze inanıyorum. En
başından beri hükümet, Magosa limanının AB denetiminde yeniden
faaliyete başlamasına bağlı olarak dikenli tellerle çevrili Maraş
bölgesinin de yasal sakinlerine geri verilmesini istiyordu. Finlandiya
dönem başkanlığının sunduğu formülün içeriğinden de anlaşıldığı üzere
hükümetin bu önerisi kabul edilmedi. Dolayısıyla niyetler iyi olsa
bile, önemli olan sonuçtur: AB'nin üye devleti olan Kıbrıs, AB dönem
başkanlığını ikna edecek konumda değildir ve AB dönem başkanlığı
Kıbrıs'ı aday bir devletle yani işgalci güç Türkiye ile aynı kefeye
koyuyor. Kapalı Maraş bölgesinin Türk askerlerinden Birlemiş Milletlere
teslim edilmesine ilişkin olarak dönem başkanlığının yaptığı öneri tam
olarak ne anlama gelmektedir? Özde bir şey değişiyor mu? Konu, işgal
hattı boyunca var olan ara bölgeye benzer yeni bir ara bölge içinde
yerle bir edilmiş binaları kimin gözetleyeceği değildir. Konu şudur:
Kim, AB üyesi bir devlet olarak sahip olduğu ağırlığı kullanarak çözüm
sunacak? Hükümetin politikası, Kıbrıs sorununun özüne ilişkin
olarak BM ve AB'de üst düzeyde gerçek siyasi müzakere yapmaktan
uzaktır.” (Evanios Hambullas,18/10)
RUSYA BASINI:
Vremya Novostey: “AB için Türk Bilmecesi”:
“Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün Lüksemburg'ta Finlandiya
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja (bu yılki AB dönem başkanı), Almanya
Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier (önümüzdeki yıl AB dönem
başkanı) ve Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Komiseri Olli
Rehn'le bir araya geldi. Olli Rehn, Türkiye'nin AB standartlarına
yakınlaşması amacıyla bu ülkede gerçekleştirilen reformlar konusunda 8
Kasım'da bir rapor sunacak. Ankara'nın Kıbrıs'ı AB Gümrük Birliği
kapsamına almayı reddetmesi nedeniyle Yunanistan ve Kıbrıs, Türkiye'nin
AB'ye üyelik müzakerelerinin yeni aşamasını bloke etmeye çalışıyor.
Ankara, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan uluslararası izolasyonların
kaldırılmasını talep ediyor. Avrupa Komisyonu, Türkiye'yi, ifade
özgürlüğü ve ordu üzerinde sivil kontrolün sağlanması gibi alanlarda
reform yapılması için acele etmediği gerekçesiyle eleştiriyor. Avrupa
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso dün bir açıklama yaparak, 2005
yılı sonbaharında başlayan Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin 20
yıla kadar uzayabileceğini belirtti.” (Katerina Labetskaya,18/10)
NOT:
Bu bülten, 18 Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR