26.10.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

 

AP: "Finlandiya Başbakanı AB'nin Türkiye ile Müzakereleri Sürdürebileceğinden Ümitli": "Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen, Avrupa Birliği'nin,  Türkiye ile üyelik müzakerelerini sürdüreceğine ve ülkenin  reformlarda izlediği seyirden ötürü müzakerelerde çöküşe  meydan vermeyeceğinden ümitli olduğunu söyledi. AB, Ankara'nın, deniz ve hava limanlarını, Kıbrıs'a ait uçak ve gemilere açmayı reddetmesi üzerine girilen çıkmazı aşmak konusunda çok az yol katetti. AB, Ankara'nın  bu tutumundan dolayı, aralık ayında Türkiye ile üyelik  müzakerelerini askıya alabileceğini beyan etti. Vanhanen, Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada, ‘Türkiye ile müzakereleri sürdürebilelim diye bir çözüm bulmaya çalışıyoruz. Mantıklı bir çözümün bulunacağından, hatta bu bahar aylarında bulunacağından umutluyuz.’ dedi ve bu  konuda iyimser olduğunu ifade etti." (25/10)

 

 

ALMANYA BASINI:

 

Almanya'nın Sesi Radyosu: "Glos: Türkiye AB Üyesi Olamaz": "Almanya Ekonomi Bakanı Michael Glos, Türkiye'nin AB'ye  tam üyeliğine karşı olduğunu açıkladı. Partisinin gençlik  kurulunda konuşan Glos, Türkiye'nin bugünkü haliyle Birliğin  doğal bir üyesi olamayacağını savundu. Federal Ekonomi Bakanı, Birlik ile tanışacakların hane  kurallarına uyması gerektiğini söyledi. Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı’nı 1 Ocak'ta alması  öncesinde Türkiye'nin üyeliği tartışmalara neden oluyor." (23/10)

 

Süddeutsche Zeitung: "Türkiye'de AB Kötümserliği": "Yapılan bir ankete göre, AB ile yürütülen müzakerelerin  başlamasının üzerinden bir yıl geçmesinin ardından, birçok  Türk’ün Avrupa Birliği'ne olan güveni ciddi bir şekilde azaldı. Milliyet gazetesinin bildirdiğine göre deneklerin yüzde  75'inden fazlası, ‘Avrupa'ya güveniyor musunuz?’ sorusuna  ‘hayır’ yanıtını verdi. Büyük bir çoğunluk ise Türkiye'nin  önüne üyelik için daha zorlu koşullar konulacağını düşünüyor.  Sadece üçte birlik bir oran, Türkiye'nin AB üyesi olmasını  istiyor. Bu oran, iki yıl önce yüzde 66 seviyesindeydi.  Deneklerin yüzde 25'i ise AB üyeliğine karşı fikir beyan etti." (25/10)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

 

Wiener Zeitung: "Plassnik ve Diyalogun Gücü":

 

            "SORU: Türkiye'nin AB'ye katılım ihtimali birçok seçmenin  oyunu FPÖ'ye vermesi konusunda belirgin bir rol oynadı. Ancak  hükümet bu konuya ilişkin bir pozisyon belirlemedi.

 

            PLASSNİK: Bu doğru değil, çünkü biz seçimler olsun olmasın  çizgimizi değiştirmiyoruz. Bundan bir yıl önce bu konuda 24  AB ülkesinin karşısında tek başına kalmıştım. Türkiye ile  müzakere sürecinin, katılım otomatizmi olmadan bir dizi stop  düğmesi eşliğinde sürdürülmesi isteğimizi kabul ettirdik.  Kapıyı kasıtlı olarak Türkiye'nin suratına kapamadık, ama çok  sıkı bir müzakere korsesi yerleştirilmesini sağladık." (Andreas Unterberger, Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile yapılan mülakat, 25/10)

 

Kurier: "SPÖ'nün Slalom Karakteri": "Dışişleri Bakanı Plassnik, Avusturya'nın, Türkiye'nin  AB'ye katılım ihtimaline dair görüşünü özellikle vurgulayarak ‘Müzakerelere, Türkiye'nin reform rotasına ve Avrupa'ya  yönelmiş bir Türkiye ile ortaklığa evet diyoruz. Ama AB'ye  katılmak isteyen asıl Türkiye, bunun tersi söz konusu değil.  Bu yüzden katılım işlemlerinin otomatizmine ve müzakerelerin sonuçlanmasının garanti olmasına hayır diyoruz’ şeklinde  konuştu. Plassnik ayrıca, AB'nin ‘katılıma, örneğin özel bir  Avrupa-Türk ortaklığı gibi bir seçenek getirme opsiyonunu  açık tutması’ gerektiğini, bunun ‘farklı, mantıklı ve  gerçekçi bir tutum’ olacağını belirtti."  (Christoph Kotanko, Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile yapılan mülakat, 25/10)

 

 

BELÇİKA BASINI:

 

Eu Observer: "Kıbrıs, AB-Türkiye Uzlaşması Konusunda Ayak Diriyor": "Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, ülkesinin, AB  Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Türkiye-AB müzakere süreci  kesintiye uğramasın diye girdiği çabaların ‘bedelini  ödemeyeceğini’ söyleyerek uyarıda bulundu. Cumhurbaşkanı Papadopopulos, ‘AB Dönem Başkanı  Finlandiya, Türkiye'nin Avrupa'ya karşı yükümlülüklerini  yerine getirmesine yardım edebilmek için tüm ilgili  taraflarla fikir teatisinde bulunuyor. Bu Türkiye'ye  yardım girişimidir ve kesinlikle Kıbrıs Cumhuriyeti’nden  bu yardımın bedelini ödemesi istenemez.’ dedi. Kıbrıslı lider bu açıklamasında, Finlandiya'nın,  Türkiye ile yürütülen katılım müzakerelerinde, Genişlemeden  Sorumlu Komisyon Üyesi Olli Rehn'in deyimiyle bir ‘tren  Kazasına’ uğrama olasılığını önlemeye yönelik planına  atıfta bulunuyordu. AB, Ankara ile Brüksel arasında imzalanan Gümrük  Birliği anlaşması çerçevesinde Türkiye'den, hava ve deniz limanlarını, AB üyesi Kıbrıs'a yıl sonundan önce açmasını  istiyor. Papadopulos'un açıklamalarına bakılırsa, Lefkoşa  karşılığında Ankara ve Kıbrıslı Türklerden birtakım  tavizler talep ettiğinden Helsinki'nin bu plana destek  elde etmesi zor olacak." (Mark Beunderman, 20/10)

 

 

FRANSA BASINI:

 

AFP: "Papadopulos: Kıbrıs, Türkiye'nin AB Üyeliğini Engellemeye Çalışmıyor": "Kıbrıs Cumhurbaşkanı  Tassos Papadopulos, Ankara'nın limanlarını Kıbrıs  uçak ve gemilerine açarak zorunluluklarını yerine getirmesi  gerektiğini ve Türkiye'nin AB üyeliğini engellemeye  çalışmadığını belirtti. Finlandiya'daki bir AB zirvesinden dönüşünde  Kıbrıs'ta yaptığı açıklamada Papadopulos, ‘Hiçbir ülke  Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine son vermek  İstemez.’ dedi. Papadopulos, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye'nin  üyelik sürecini sonlandıracak bir kriz çıkarmaya da  çalışmıyor. Türkiye'nin, Avrupa'ya karşı olan  yükümlülüklerini yerine getirmesi bekleniyor’ diye  ekledi. Papadopulos'a göre, Türkiye ile meydana gelecek  bir krizi önlemek için AB'nin 25 üyesi de 2006 yılından  önce bir çözüm bulunması gerekliliği konusunda hemfikir,  ancak ‘hiç kimsenin bu çözüme ulaşmak için spesifik bir  teklifi yok.’" (22/10)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

 

The Financial Times: "Brüksel Türkiye Üyelik Görüşmelerini Rayında Tutmaya Çabalarken Ankara'nın Limanlarını Açmak İçin Son Tarihi Yakalaması Umutları Soluyor": "Her ne kadar Ankara'nın limanlarını AB tarafından  belirlenen son tarihe kadar açmayacağı beklense de  Brüksel, Türkiye'nin AB ile yürüttüğü üyelik görüşmelerini  canlı tutmaya çabalıyor. Gelecek ay Avrupa Komisyonu, AB'nin talep ettiği üzere  Ankara'nın bu yıl limanlarını Kıbrıs trafiğine açmayı  reddetmeye devam etmesi halinde, müzakerelerin kısmen askıya  alınması önerisinde bulunmaya hazırlanıyor. Bunun alternatifi ise görüşmelerin tamamen askıya  alınması. Pek çok diplomat bunun, Ankara'nın üyelik girişimini,  neredeyse atlatması imkansız bir krize sokmasından korkuyor. AB'den bir diplomat, ‘Türkiye müzakereleri konusunda  geçmişte de krizler yaşadık ancak bu sefer, geçmiştekinden  farklı olarak, hiç kimse sonunda bir anlaşmaya varılıp  varılmayacağından emin değil.’ dedi. Krizden kaçınmak için başlıca umut, AB dönem başkanı  Finlandiya tarafından öne sürülen bir anlaşma. Ancak  diplomatik ilişkileri bulunmayan Türkiye ve Kıbrıs, anlaşmayı  kabul etmek konusunda isteksiz görünüyor. (…) Eğer taraflar bir anlaşmaya varamazlarsa, yetkililer  Komisyonun muhtemelen üyelik müzakerelerinin, ulaşım, gümrük  birliği ve malların serbest dolaşımı gibi Türkiye'nin  limanlarını açmamasıyla doğrudan ilişkili bölümlerini  ertelemesi önerisinde bulunacağı tahmininde bulunuyorlar. Kıbrıs ise Türkiye'nin limanlarını açmaması halinde  müzakerelerin toptan askıya alınması gerektiğini düşünüyor."  (Daniel Dombey, 20/10)

 

The Economist: "Batı Türkiye'yi Kaybediyor mu?": "Türkiye ile Batı arasındaki ilişkilerde halihazırda  sıkıntı yaşanıyor. Papa, Bizans İmparatoru’nun, Muhammed  hakkındaki olumsuz görüşlerini düşüncesizce dile getirdiğinde  farkına vardığı üzere, Osmanlıların yükselen Müslüman  imparatorluğu ve düşüş yaşayan Hıristiyan Bizans  arasındaki eski husumet bir gölge gibi hala sahnede.  Yani, Türkiye ile Avrupa Birliği ya da Türkiye ile ABD  arasındaki ilişkilerde tansiyonun yükselmesi sürpriz değil. Ancak endişe verici olan, şu anda bu ilişkilerin eşzamanlı  olarak, şimdiye kadar görülmemiş şekilde bozulmuş olması. Türkiye, ABD ve Avrupa için coğrafi nedenlerle önem  taşıyor: Türkiye'nin batıda AB ile doğuda da Kafkaslar,  İran, Irak ve Suriye ile sınırı bulunuyor. Türkiye ekonomik  nedenlerle de önem taşıyor: Hızla büyüyen gayri safi yurtiçi  hasılası ve artan nüfusu Türkiye'yi önemli bir ticaret ve  yatırım ortağı haline getiriyor. ABD'den sonra ikinci büyük  NATO ordusuna sahip olan Türkiye, askeri açıdan da önem  taşıyor. Ancak, demokrasinin geliştiği laik bir cumhuriyet  olarak emsal teşkil eden Müslüman Türkiye'nin, Batı tarafından kesinlikle cesaretlendirilmesi gerekmektedir. (…) Türkler arasında Avrupa'ya karşı da daha olumsuz bir  bakış hakim olmaya başlıyor. 2004'ün Aralık ayında, Recep  Tayyip Erdoğan hükümetinin AB ile müzakerelerin başlaması  taahhüdünü alması, Türkiye çapında çoşkulu bir karşılık  bulmuştu. Ancak müzakereler son derece yavaş ilerliyor.  Ankara'nın değerlendirmesi, AB'den, anayasal değişiklikler,  ekonomide liberalizasyon ve dini konularda daha fazla  hoşgörü gibi alanlarda çok sayıda talep geldiği, ancak  karşılığında çok az şey yapıldığı yönünde. Geçtiğimiz iki  yıl içinde Fransa, Almanya ve Avusturya gibi bazı ülke  liderleri, Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı olduklarını  ifade ettiler. Ayrıca, AB'nin kuzey Kıbrıs'a uyguladığı  etkili ambargo sürmesine karşın, Brüksel, Türkiye liman  ve havaalanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne (Rum) açarak  yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde, katılım  görüşmelerini askıya almakla tehdit ediyor. (…)  Washington, daha itaatkar bir müttefik yaratacaksa  askeri müdahaleye sıcak bakabilir. Ancak bu, Erdoğan  idaresinde etkileyici bir gelişme kaydeden Türkiye için  çok büyük bir geriye dönüş olacaktır. Erdoğan, Türkiye'yi  Avrupa Birliği'ne hazırlamak üzere 2003'te belirlenen hedefe  dönerek, bu gelişmeyi sürdürmek için elinden geleni yapmalıdır.  Bu, Avrupalılar için de yeni yükümlülükler gerektirmektedir. AB liderleri Türkiye'nin nihai üyeliğine karşı açıklamalar  yapmak yerine, sonuçlarına ilişkin önyargılardan sıyrılarak  müzakereleri ilerletmelidirler. (…) Hem  Avrupa hem de ABD, eğer kaybetme riskinden kaçınmak  istiyorlarsa, önümüzdeki birkaç ay içinde Türkiye'ye daha  yakın ilgi göstermek zorundalar." (21/10)

 

The Economist: "Türkiye... Sıkıntılar Yakında": "’Yıl sonuna doğru meydana gelebilecek bir tren kazası  ile ilgili günümüzdeki söylemler Türkiye'nin (Avrupa Birliği)  üyelik müzakerelerini ürpertici bir duruma sokuyor. Bu  bir mübalağa mı? Yoksa yalnızca bir felaket tellallığı mı?  Korkarım ki hiçbiri. Gerçek bir tehlike var.’ İngiltere'nin Türkiye Büyükelçisi Sir Peter Westmacott'un bu veda sözleri Türkiye'nin AB ile  ilişkileri konusunda giderek büyüyen endişeyi yansıtıyor. Uzakta beliren tren kazasının nedeni, bölünmüş bir ada  olarak 2004 yılında AB'ye katılan Kıbrıs. AB, Türkiye'nin,  limanlarını Kıbrıs uçak ve gemilerine açma sözünü yerine  getirmesinde ısrar ediyor. Anlaşmanın Kıbrıslı Türklere  uygulanan ekonomik izolasyonun sona erdirilmesini de  kapsadığını söyleyen Türkiye, Türk işgali altındaki  Kuzey Kıbrıs üzerindeki ambargo kaldırılana dek limanlar  konusunda harekete geçmeyecek. Şayet bu sıkıntı yıl  sonuna kadar çözülemezse, AB üyelik müzakereleri  askıya alınabilir. NATO'nun eski müttefiki Türkiye'nin stratejik önemi,  AB ile ilişkilerindeki kopmanın sınırlarının çok daha  ötesinde etkiler yaratacağı anlamına geliyor. İlk olarak  böylesi bir kopma, İslam dünyasının, Birliğin bir  Hıristiyan kulübü olduğu yönündeki şüphelerini  doğrulayacaktır. Tehlikelerin farkında olan AB Dönem  Başkanı Finlandiya, Kıbrıslı Rumların Türk limanlarını  kullanmasına ve Kıbrıslı Türklerin, Birliğin denetimi  altında, Türk kontrolündeki Magosa limanından mallarını  ihraç etmesine izin veren bir planın hayata geçirilmesine  çalışıyor. (…) Türkler, Fransa Ulusal Meclisi’nin, Ermenilerin  Osmanlı Türkleri tarafından 1915 yılında kitleler  halinde kırıma uğratılmalarının soykırım olduğunu inkar  etmeyi suç haline getiren yasa tasarısının ya da  -AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn kesin  bir şekilde tersini ifade etmiş olmasına karşın-  Fransız siyasetçilerin, soykırımın tanınmasının Türkiye'nin  üyeliği için bir şart haline getirilmesi gerektiği  yönündeki taleplerinin başka türlü nasıl açıklanabileceğini  soruyorlar. Avrupa ukalalığı olarak görünen bu gelişmelere  karşı Türkiye'deki kamuoyunun tepkisine bakıldığında  bazıları şimdilerde, müzakereleri ilk terkedecek olanın  Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olacağı yönünde  spekülasyon yapıyorlar. Avrupa yanlısı Türkler her zaman olduğu gibi  umutlarını Amerika'nın imdatlarına yetişmesine bağlıyorlar.  Çoğu kişinin AB üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını  takip etmesinden endişe duyduğu ekonomik ve siyasi  karışıklıklar, Amerika'yı ocak ayında AB Dönem  Başkanlığı’na geçecek olan Almanya Başbakanı Angela Merkel  gibi ağır toplarla birlikte nüfuzunu kullanmaya itebilir. (…)" (21/10)

 

Reuters: "Merkel'in Partisi AB Dönem Başkanlığı İçin Önceliklerini Saptadı": "Almanya Şansölyesi Angela Merkel'in muhafazakar grubu,  Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı için, hem de Şanşölyenin  koalisyon ortağı Sosyal Demokratların öncelikleriyle çatışan       birtakım öncelikler belirledi. Merkel'in isteğiyle en üst düzey muhafazakarlarca  düzenlenen ve Hıristiyan Demokrat Partisi (CDU) liderliğince de onaylanan belgede, Washington ile  bağların pekiştirilmesinin yanı sıra Rusya ve Çin ile  daha açık, daha dikkatli bir diyalogun gereğine vurgu  yapılıyor.   AB'ye bir anayasa benimsemeden yeni üye -Hırvatistan  hariç- alınmasına karşı uyarıda bulunulan belgede, Türkiye  için ‘imtiyazlı ortaklık’ seçeneği savunuluyor. Belge,  Dışişleri Bakanlığı’nın Rusya ve Türkiye dostu bir dönem  başkanlığını teşvik çabalarına muhafazakar cephenin bir  tepkisi olarak görülebilir. AB'ye tam üyeliğin, Birliğe katılmak isteyen her ülkeye tanınamayabileceğinin de öne sürüldüğü belgede, ‘Romanya  ile Bulgaristan'ın alınmasının ardından AB, ancak anayasası ve kurumsal reformlarını hayata geçirmesi halinde yeni  üyeler alabilir.(...) Avrupa Birliği ve Türkiye arasında  imtiyazlı ortaklığın doğru çözüm olduğuna inanıyoruz’  ifadesi yer alıyor." (Claudia Kade, Noah Barkin, 25/10)

 

 

İSVİÇRE BASINI:

 

Neue Zürcher Zeitung: "Türkiye'nin Etkili Reform Başarıları": "Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), son ekonomi  raporunda, Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerinin hükümetin  reformlara devam etmesiyle kolaylaşacağını belirtti. Yapılan  reformların etkili olduğu ve ekonomik büyümeyi güçlendirdiği  vurgulandı. Ancak, daha yapılacak önemli şeyler var. OECD, Türkiye'nin ekonomik kalkınması konusundaki son  raporunda, ülkenin kapsamlı bir reform programı sayesinde,  ekonomik patlamada kısır döngüden çıkabileceğini ve bunun  sonucundaki krizleri aşmada iyi bir durumda olduğunu belirtti. OECD Genel Sekreteri Angel Gurria, ekonomik büyümenin devam  etmesi için ne gibi reformların yapılması gerektiği sorusunun  ortaya çıktığını söylüyor. Son enflasyon şoku ve piyasalardaki huzursuzluk, Türk ekonomisinin ne kadar hassas olduğunu  gösterdi. Sadece yeni ve geniş kapsamlı bir reform programıyla kalıcı bir büyüme sağlanabilir. Bu tür bir program, OECD'nin kararında ülkenin  çalışabilecek yaştaki nüfusu iş piyasasına entegre etmeye  muktedir olduğunu gösteriyor. Bu, AB ile üyelik müzakerelerini kolaylaştırır. (…)" ("Ug." Rumuzlu, 19/10)

 

 

İRAN BASINI:

 

İRNA: "Kıbrıs Dışişleri Bakanı Türkiye'yi, AB Sürecini Bloke Etmekle Tehdit Etti": "Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas, Türkiye'yi,  AB üyelik müzakere sürecini bloke etmekle tehdit etti. Kıbrıs Dışişleri Bakanı, Viyana'da  Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile  görüşmesinde, ‘Türkiye şu anki faaliyetlerini sürdürdüğü  takdirde AB üyelik sürecini etkileyecek.’ dedi. Lillikas, Kıbrıs'ın tepkisiz kalmayacağını vurgulayarak  şöyle konuştu: ‘Ankara, AB konusundaki görevlerini yerine  getirmeli ve bu yılın sonuna kadar Kıbrıs'a hava ve deniz  limanlarını açmalıdır. Aksi takdirde Lefkoşa tehditlerini  gerçekleştirecek ve Türkiye'nin AB üyelik müzakere fasıllarını  bloke edecek. Reformlara kavuşmuş bir Türkiye'nin AB üyeliğine  girmesine sıcak bakıyoruz.’ Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik de, bu görüşmede üyelik müzakerelerin hassas bir noktaya  geldiğini belirtti. Türkiye'yi eleştiren Plassnik, ‘Ankara şu ana  kadar pek bir faaliyet göstermedi ve biz ilerlemesi  taraftarıyız. Türkiye, sahip olduğu fırsatı kullanmalıdır.  Aksi takdirde sonraki durak durma anlamına gelecek.’ dedi." (20/10)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

 

Apoyevmatini: "AB-Türkiye İlişkileri Konusunda Görüşmeler Son Noktada": "Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğine dair görüşmeler  ‘bıçak sırtında’ ilerliyor. Bu arada, bazı Avrupalı ortaklar  arasında Türkiye'nin Gümrük Birliği Protokolü'nü Kıbrıs'a uygulaması için ek süre verilmesi düşüncesi ağırlık  kazanmaya başladı. Bu arada, Dora Bakoyanni ile görüşmelerde bulunmak  üzere, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rhen  ve Türkiye'nin AB Başmüzakerecisi Ali Babacan Atina'ya geldiler. Genişlemeden Sorumlu Komiser Olli Rhen, Dışişleri  Bakanı Bakoyanni ile görüşmesinden sonra, ‘bu aşamada  Finlandiya formülünün masadaki tek formül olduğunu’ açıkladı ve ‘bütün üye devletleri bu formülü desteklemeye" davet etti. Rhen, formüle karşı kuşku belirten Atina ve  Lefkoşa'yı dolaylı yoldan ‘eleştirdi’. Yunanistan ve Kıbrıs, Lefkoşa-Brüksel-Ankara arasında  öne sürülen uzlaşma konusunda Finlandiya formülünü  desteklemekle birlikte, Lüksemburg'un dönem başkanlığı  sırasında önerilen formülün daha ‘elverişli’ olduğunu  ifade ediyorlar."  (Nikos Stavrulakis, 20/10)

           

Yunanistan Radyo-TV Kurumu: "Bartholomeos Türkiye'nin AB Perspektifinden Yana": "Ekümenik Patrik, Atina Müzik Sarayı'nda  ‘Din ve Barış’ konulu toplantıda yaptığı konuşmada,  Türkiye'nin AB'ye üye olması yönünde arzusunu dile getirerek, bu desteğin siyasi kriterlerle değil, Patrikhane'nin  merkezinin bulunduğu ülkenin çıkarlarıyla bağlantılı olduğunun altını çizdi. Bartholomeos konuşmasında, izlediği  tutumdan ve Türkiye'nin AB üyeliğine verdiği destekten  dolayı Yunanistan'a teşekkür etti. Bartholomeos, Atina'daki temasları çerçevesinde PASOK  Başkanı Yorgos Papandreu ve Atina Başpiskoposu Hristodulos  ile de bir araya geldi. Yorgos Papandreu, Bartholomeos ile görüşmesinden sonra  yaptığı açıklamada, Türkiye'nin yükümlülüklerinde yer alan  azınlıkların haklı taleplerini ve dini özgürlüklerle ilgili  değişiklikleri desteklediklerini belirterek, Türk Hükümeti’nden,  Ekümenik Patrikhane'nin rolüne, Heybeliada Ruhban Okulu'na ve  Patrikhane'ye ait mal varlıklarına saygı duyulmasına destek  vermesini talep ettiklerini söyledi. PASOK Başkanı ayrıca, bu konuları birkaç gün önce  Ankara'da Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı  görüşmede gündeme getirme fırsatını bulduğunu belirtti ve  Bartholomeos'a, bu mücadelesini AB ve Türkiye'nin AB süreci  çerçevesinde sürdürme sözü verdi." (Anna Kurti, 20/10)

 

İmerisia: "Bizi İlgilendiren AB'ye Ne Zaman Gireceğimiz Değil Nasıl Gireceğimizdir":

 

            "SORU: Türk kamuoyunda giderek artan bir Avrupa  karşıtı eğilim görüyor musunuz? AB'ye katılım Türkiye'nin  stratejik seçeneği olmaya devam ediyor mu?

 

            BABACAN: Katılım müzakereleri hem Türkiye'nin hem de  AB'nin kararıyla başladı. Başladığımızda kolay olmayacağını  biliyorduk. Anlaşmada amacın katılım olduğu ön görülüyordu,  yani Türkiye'nin tam üye olması. Bu süreçte ne olursa olsun,  biz sıkı çalışmaya, ilerlemeye, AB müktesebatıyla gittikçe  daha çok aynı çizgiye gelmeye devam edeceğiz. Diğer yandan,  AB'de havanın değişebileceğini biliyoruz. Yaz ve ilkbahar  olacak, engelsiz ve engelli yol olacak. Ancak önemli olan,  yolculuk ve varılan duraktır. (…)

 

            SORU: Bu sürecin AB ile ‘imtiyazlı bir ortaklık’ ile sonuçlanması veya müzakerelerin bir süre için ‘donması’  olasılıklarını nasıl karşılıyorsunuz?

 

            BABACAN: Geçen yıl, AB metinlerine ‘imtiyazlı  Ortaklık’ kavramının resmen dahil edilmesini isteyen bazı  ülkeler vardı. Böyle bir şey olduğu takdirde bu sürece devam etmeyeceğimizi söyleyerek reddettik. Katılım müzakerelerine,  sadece tam katılım hedefi olduğunda başlayabiliriz. Önümüzde  kesin bir hedefin olması gerekir. Kesin bir hedef olmadan,  nereye gitmek istediğimize ilişkin net bir görüntü olmadan  Türkiye'de reformlara devam etmemiz çok zor. Kesin tarihimiz  yok, ancak hedef önümüzde; Bazen daha yavaş olsa da oraya  doğru ilerliyoruz. Müzakereler tamamlandıktan sonra bile tüm  AB üyesi ülke vatandaşlarının da mutabık kalması gerekir. Bu  büyük çaba gerektirecek, ancak Türkiye o zamana kadar değişmiş  olacak. Sürecin ritmini dondurmak, durdurmak veya yavaşlatmak  yararımıza değil. Devam etmemiz gerekir. Bizim için de, AB için  de iyi olan budur. Türkiye'nin AB'ye katılımı, sadece bir  üyenin daha eklenmesi değildir, kültür ve dinler arasındaki  barış için de önemlidir. (…)" (Fei Karaviti, Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Ali Babacan ile yapılan mülakat, 21/10)

 

 

 

NOT: Bu bülten, 20-25 Ekim 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve

           yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

ESKİ SAYILAR