ABD BASINI:
AP: "Finlandiya Başbakanı AB'nin Türkiye ile
Müzakereleri Sürdürebileceğinden Ümitli":
"Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen, Avrupa Birliği'nin, Türkiye ile
üyelik müzakerelerini sürdüreceğine ve ülkenin reformlarda izlediği
seyirden ötürü müzakerelerde çöküşe meydan vermeyeceğinden ümitli
olduğunu söyledi. AB, Ankara'nın, deniz ve hava limanlarını, Kıbrıs'a
ait uçak ve gemilere açmayı reddetmesi üzerine girilen çıkmazı aşmak
konusunda çok az yol katetti. AB, Ankara'nın bu tutumundan dolayı,
aralık ayında Türkiye ile üyelik müzakerelerini askıya alabileceğini
beyan etti. Vanhanen, Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada,
‘Türkiye ile müzakereleri sürdürebilelim diye bir çözüm bulmaya
çalışıyoruz. Mantıklı bir çözümün bulunacağından, hatta bu bahar
aylarında bulunacağından umutluyuz.’ dedi ve bu konuda iyimser olduğunu
ifade etti." (25/10)
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi Radyosu: "Glos: Türkiye AB Üyesi
Olamaz": "Almanya Ekonomi Bakanı Michael Glos,
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı olduğunu açıkladı. Partisinin
gençlik kurulunda konuşan Glos, Türkiye'nin bugünkü haliyle Birliğin
doğal bir üyesi olamayacağını savundu. Federal Ekonomi Bakanı, Birlik
ile tanışacakların hane kurallarına uyması gerektiğini söyledi.
Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı’nı 1 Ocak'ta alması öncesinde
Türkiye'nin üyeliği tartışmalara neden oluyor."
(23/10)
Süddeutsche Zeitung: "Türkiye'de AB Kötümserliği":
"Yapılan bir ankete göre, AB ile yürütülen müzakerelerin başlamasının
üzerinden bir yıl geçmesinin ardından, birçok Türk’ün Avrupa Birliği'ne
olan güveni ciddi bir şekilde azaldı. Milliyet gazetesinin bildirdiğine
göre deneklerin yüzde 75'inden fazlası, ‘Avrupa'ya güveniyor musunuz?’
sorusuna ‘hayır’ yanıtını verdi. Büyük bir çoğunluk ise Türkiye'nin
önüne üyelik için daha zorlu koşullar konulacağını düşünüyor. Sadece
üçte birlik bir oran, Türkiye'nin AB üyesi olmasını istiyor. Bu oran,
iki yıl önce yüzde 66 seviyesindeydi. Deneklerin yüzde 25'i ise AB
üyeliğine karşı fikir beyan etti." (25/10)
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung: "Plassnik ve Diyalogun Gücü":
"SORU: Türkiye'nin AB'ye katılım
ihtimali birçok seçmenin oyunu FPÖ'ye vermesi konusunda belirgin bir
rol oynadı. Ancak hükümet bu konuya ilişkin bir pozisyon belirlemedi.
PLASSNİK: Bu doğru değil, çünkü biz
seçimler olsun olmasın çizgimizi değiştirmiyoruz. Bundan bir yıl önce
bu konuda 24 AB ülkesinin karşısında tek başına kalmıştım. Türkiye ile
müzakere sürecinin, katılım otomatizmi olmadan bir dizi stop düğmesi
eşliğinde sürdürülmesi isteğimizi kabul ettirdik. Kapıyı kasıtlı olarak
Türkiye'nin suratına kapamadık, ama çok sıkı bir müzakere korsesi
yerleştirilmesini sağladık." (Andreas
Unterberger, Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile yapılan mülakat,
25/10)
Kurier: "SPÖ'nün Slalom Karakteri":
"Dışişleri Bakanı Plassnik, Avusturya'nın, Türkiye'nin AB'ye katılım
ihtimaline dair görüşünü özellikle vurgulayarak ‘Müzakerelere,
Türkiye'nin reform rotasına ve Avrupa'ya yönelmiş bir Türkiye ile
ortaklığa evet diyoruz. Ama AB'ye katılmak isteyen asıl Türkiye, bunun
tersi söz konusu değil. Bu yüzden katılım işlemlerinin otomatizmine ve
müzakerelerin sonuçlanmasının garanti olmasına hayır diyoruz’ şeklinde
konuştu. Plassnik ayrıca, AB'nin ‘katılıma, örneğin özel bir
Avrupa-Türk ortaklığı gibi bir seçenek getirme opsiyonunu açık tutması’
gerektiğini, bunun ‘farklı, mantıklı ve gerçekçi bir tutum’ olacağını
belirtti." (Christoph Kotanko, Dışişleri
Bakanı Ursula Plassnik ile yapılan mülakat, 25/10)
BELÇİKA BASINI:
Eu Observer: "Kıbrıs, AB-Türkiye Uzlaşması Konusunda
Ayak Diriyor": "Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos
Papadopulos, ülkesinin, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Türkiye-AB
müzakere süreci kesintiye uğramasın diye girdiği çabaların ‘bedelini
ödemeyeceğini’ söyleyerek uyarıda bulundu. Cumhurbaşkanı Papadopopulos,
‘AB Dönem Başkanı Finlandiya, Türkiye'nin Avrupa'ya karşı
yükümlülüklerini yerine getirmesine yardım edebilmek için tüm ilgili
taraflarla fikir teatisinde bulunuyor. Bu Türkiye'ye yardım girişimidir
ve kesinlikle Kıbrıs Cumhuriyeti’nden bu yardımın bedelini ödemesi
istenemez.’ dedi. Kıbrıslı lider bu açıklamasında, Finlandiya'nın,
Türkiye ile yürütülen katılım müzakerelerinde, Genişlemeden Sorumlu
Komisyon Üyesi Olli Rehn'in deyimiyle bir ‘tren Kazasına’ uğrama
olasılığını önlemeye yönelik planına atıfta bulunuyordu. AB, Ankara ile
Brüksel arasında imzalanan Gümrük Birliği anlaşması çerçevesinde
Türkiye'den, hava ve deniz limanlarını, AB üyesi Kıbrıs'a yıl sonundan
önce açmasını istiyor. Papadopulos'un açıklamalarına bakılırsa, Lefkoşa
karşılığında Ankara ve Kıbrıslı Türklerden birtakım tavizler talep
ettiğinden Helsinki'nin bu plana destek elde etmesi zor olacak."
(Mark Beunderman, 20/10)
FRANSA BASINI:
AFP: "Papadopulos: Kıbrıs, Türkiye'nin AB Üyeliğini
Engellemeye Çalışmıyor": "Kıbrıs
Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, Ankara'nın limanlarını Kıbrıs uçak
ve gemilerine açarak zorunluluklarını yerine getirmesi gerektiğini ve
Türkiye'nin AB üyeliğini engellemeye çalışmadığını belirtti.
Finlandiya'daki bir AB zirvesinden dönüşünde Kıbrıs'ta yaptığı
açıklamada Papadopulos, ‘Hiçbir ülke Türkiye'nin AB ile üyelik
müzakerelerine son vermek İstemez.’ dedi. Papadopulos, ‘Kıbrıs
Cumhuriyeti, Türkiye'nin üyelik sürecini sonlandıracak bir kriz
çıkarmaya da çalışmıyor. Türkiye'nin, Avrupa'ya karşı olan
yükümlülüklerini yerine getirmesi bekleniyor’ diye ekledi.
Papadopulos'a göre, Türkiye ile meydana gelecek bir krizi önlemek için
AB'nin 25 üyesi de 2006 yılından önce bir çözüm bulunması gerekliliği
konusunda hemfikir, ancak ‘hiç kimsenin bu çözüme ulaşmak için spesifik
bir teklifi yok.’" (22/10)
İNGİLTERE BASINI:
The Financial Times: "Brüksel Türkiye Üyelik
Görüşmelerini Rayında Tutmaya Çabalarken Ankara'nın Limanlarını Açmak
İçin Son Tarihi Yakalaması Umutları Soluyor":
"Her ne kadar Ankara'nın limanlarını AB tarafından belirlenen son
tarihe kadar açmayacağı beklense de Brüksel, Türkiye'nin AB ile
yürüttüğü üyelik görüşmelerini canlı tutmaya çabalıyor. Gelecek ay
Avrupa Komisyonu, AB'nin talep ettiği üzere Ankara'nın bu yıl
limanlarını Kıbrıs trafiğine açmayı reddetmeye devam etmesi halinde,
müzakerelerin kısmen askıya alınması önerisinde bulunmaya hazırlanıyor.
Bunun alternatifi ise görüşmelerin tamamen askıya alınması. Pek çok
diplomat bunun, Ankara'nın üyelik girişimini, neredeyse atlatması
imkansız bir krize sokmasından korkuyor. AB'den bir diplomat, ‘Türkiye
müzakereleri konusunda geçmişte de krizler yaşadık ancak bu sefer,
geçmiştekinden farklı olarak, hiç kimse sonunda bir anlaşmaya varılıp
varılmayacağından emin değil.’ dedi. Krizden kaçınmak için başlıca umut,
AB dönem başkanı Finlandiya tarafından öne sürülen bir anlaşma. Ancak
diplomatik ilişkileri bulunmayan Türkiye ve Kıbrıs, anlaşmayı kabul
etmek konusunda isteksiz görünüyor. (…) Eğer taraflar bir anlaşmaya
varamazlarsa, yetkililer Komisyonun muhtemelen üyelik müzakerelerinin,
ulaşım, gümrük birliği ve malların serbest dolaşımı gibi Türkiye'nin
limanlarını açmamasıyla doğrudan ilişkili bölümlerini ertelemesi
önerisinde bulunacağı tahmininde bulunuyorlar. Kıbrıs ise Türkiye'nin
limanlarını açmaması halinde müzakerelerin toptan askıya alınması
gerektiğini düşünüyor." (Daniel Dombey,
20/10)
The Economist: "Batı Türkiye'yi Kaybediyor mu?":
"Türkiye ile Batı arasındaki ilişkilerde halihazırda sıkıntı yaşanıyor.
Papa, Bizans İmparatoru’nun, Muhammed hakkındaki olumsuz görüşlerini
düşüncesizce dile getirdiğinde farkına vardığı üzere, Osmanlıların
yükselen Müslüman imparatorluğu ve düşüş yaşayan Hıristiyan Bizans
arasındaki eski husumet bir gölge gibi hala sahnede. Yani, Türkiye ile
Avrupa Birliği ya da Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde tansiyonun
yükselmesi sürpriz değil. Ancak endişe verici olan, şu anda bu
ilişkilerin eşzamanlı olarak, şimdiye kadar görülmemiş şekilde bozulmuş
olması. Türkiye, ABD ve Avrupa için coğrafi nedenlerle önem taşıyor:
Türkiye'nin batıda AB ile doğuda da Kafkaslar, İran, Irak ve Suriye ile
sınırı bulunuyor. Türkiye ekonomik nedenlerle de önem taşıyor: Hızla
büyüyen gayri safi yurtiçi hasılası ve artan nüfusu Türkiye'yi önemli
bir ticaret ve yatırım ortağı haline getiriyor. ABD'den sonra ikinci
büyük NATO ordusuna sahip olan Türkiye, askeri açıdan da önem taşıyor.
Ancak, demokrasinin geliştiği laik bir cumhuriyet olarak emsal teşkil
eden Müslüman Türkiye'nin, Batı tarafından kesinlikle
cesaretlendirilmesi gerekmektedir. (…) Türkler arasında Avrupa'ya karşı
da daha olumsuz bir bakış hakim olmaya başlıyor. 2004'ün Aralık ayında,
Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin AB ile müzakerelerin başlaması
taahhüdünü alması, Türkiye çapında çoşkulu bir karşılık bulmuştu. Ancak
müzakereler son derece yavaş ilerliyor. Ankara'nın değerlendirmesi,
AB'den, anayasal değişiklikler, ekonomide liberalizasyon ve dini
konularda daha fazla hoşgörü gibi alanlarda çok sayıda talep geldiği,
ancak karşılığında çok az şey yapıldığı yönünde. Geçtiğimiz iki yıl
içinde Fransa, Almanya ve Avusturya gibi bazı ülke liderleri,
Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı olduklarını ifade ettiler. Ayrıca,
AB'nin kuzey Kıbrıs'a uyguladığı etkili ambargo sürmesine karşın,
Brüksel, Türkiye liman ve havaalanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne (Rum)
açarak yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde, katılım
görüşmelerini askıya almakla tehdit ediyor. (…) Washington, daha
itaatkar bir müttefik yaratacaksa askeri müdahaleye sıcak bakabilir.
Ancak bu, Erdoğan idaresinde etkileyici bir gelişme kaydeden Türkiye
için çok büyük bir geriye dönüş olacaktır. Erdoğan, Türkiye'yi Avrupa
Birliği'ne hazırlamak üzere 2003'te belirlenen hedefe dönerek, bu
gelişmeyi sürdürmek için elinden geleni yapmalıdır. Bu, Avrupalılar
için de yeni yükümlülükler gerektirmektedir. AB liderleri Türkiye'nin
nihai üyeliğine karşı açıklamalar yapmak yerine, sonuçlarına ilişkin
önyargılardan sıyrılarak müzakereleri ilerletmelidirler. (…) Hem
Avrupa hem de ABD, eğer kaybetme riskinden kaçınmak istiyorlarsa,
önümüzdeki birkaç ay içinde Türkiye'ye daha yakın ilgi göstermek
zorundalar." (21/10)
The Economist: "Türkiye... Sıkıntılar Yakında":
"’Yıl sonuna doğru meydana gelebilecek bir tren kazası ile ilgili
günümüzdeki söylemler Türkiye'nin (Avrupa Birliği) üyelik
müzakerelerini ürpertici bir duruma sokuyor. Bu bir mübalağa mı? Yoksa
yalnızca bir felaket tellallığı mı? Korkarım ki hiçbiri. Gerçek bir
tehlike var.’ İngiltere'nin Türkiye Büyükelçisi Sir Peter Westmacott'un
bu veda sözleri Türkiye'nin AB ile ilişkileri konusunda giderek büyüyen
endişeyi yansıtıyor. Uzakta beliren tren kazasının nedeni, bölünmüş bir
ada olarak 2004 yılında AB'ye katılan Kıbrıs. AB, Türkiye'nin,
limanlarını Kıbrıs uçak ve gemilerine açma sözünü yerine getirmesinde
ısrar ediyor. Anlaşmanın Kıbrıslı Türklere uygulanan ekonomik
izolasyonun sona erdirilmesini de kapsadığını söyleyen Türkiye, Türk
işgali altındaki Kuzey Kıbrıs üzerindeki ambargo kaldırılana dek
limanlar konusunda harekete geçmeyecek. Şayet bu sıkıntı yıl sonuna
kadar çözülemezse, AB üyelik müzakereleri askıya alınabilir. NATO'nun
eski müttefiki Türkiye'nin stratejik önemi, AB ile ilişkilerindeki
kopmanın sınırlarının çok daha ötesinde etkiler yaratacağı anlamına
geliyor. İlk olarak böylesi bir kopma, İslam dünyasının, Birliğin bir
Hıristiyan kulübü olduğu yönündeki şüphelerini doğrulayacaktır.
Tehlikelerin farkında olan AB Dönem Başkanı Finlandiya, Kıbrıslı
Rumların Türk limanlarını kullanmasına ve Kıbrıslı Türklerin, Birliğin
denetimi altında, Türk kontrolündeki Magosa limanından mallarını ihraç
etmesine izin veren bir planın hayata geçirilmesine çalışıyor. (…)
Türkler, Fransa Ulusal Meclisi’nin, Ermenilerin Osmanlı Türkleri
tarafından 1915 yılında kitleler halinde kırıma uğratılmalarının
soykırım olduğunu inkar etmeyi suç haline getiren yasa tasarısının ya
da -AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn kesin bir şekilde
tersini ifade etmiş olmasına karşın- Fransız siyasetçilerin, soykırımın
tanınmasının Türkiye'nin üyeliği için bir şart haline getirilmesi
gerektiği yönündeki taleplerinin başka türlü nasıl açıklanabileceğini
soruyorlar. Avrupa ukalalığı olarak görünen bu gelişmelere karşı
Türkiye'deki kamuoyunun tepkisine bakıldığında bazıları şimdilerde,
müzakereleri ilk terkedecek olanın Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan olacağı yönünde spekülasyon yapıyorlar. Avrupa yanlısı Türkler
her zaman olduğu gibi umutlarını Amerika'nın imdatlarına yetişmesine
bağlıyorlar. Çoğu kişinin AB üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını
takip etmesinden endişe duyduğu ekonomik ve siyasi karışıklıklar,
Amerika'yı ocak ayında AB Dönem Başkanlığı’na geçecek olan Almanya
Başbakanı Angela Merkel gibi ağır toplarla birlikte nüfuzunu kullanmaya
itebilir. (…)" (21/10)
Reuters: "Merkel'in Partisi AB Dönem Başkanlığı İçin
Önceliklerini Saptadı": "Almanya Şansölyesi
Angela Merkel'in muhafazakar grubu, Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı
için, hem de Şanşölyenin koalisyon ortağı Sosyal Demokratların
öncelikleriyle çatışan birtakım öncelikler belirledi. Merkel'in
isteğiyle en üst düzey muhafazakarlarca düzenlenen ve Hıristiyan
Demokrat Partisi (CDU) liderliğince de onaylanan belgede, Washington
ile bağların pekiştirilmesinin yanı sıra Rusya ve Çin ile daha açık,
daha dikkatli bir diyalogun gereğine vurgu yapılıyor. AB'ye bir
anayasa benimsemeden yeni üye -Hırvatistan hariç- alınmasına karşı
uyarıda bulunulan belgede, Türkiye için ‘imtiyazlı ortaklık’ seçeneği
savunuluyor. Belge, Dışişleri Bakanlığı’nın Rusya ve Türkiye dostu bir
dönem başkanlığını teşvik çabalarına muhafazakar cephenin bir tepkisi
olarak görülebilir. AB'ye tam üyeliğin, Birliğe katılmak isteyen her
ülkeye tanınamayabileceğinin de öne sürüldüğü belgede, ‘Romanya ile
Bulgaristan'ın alınmasının ardından AB, ancak anayasası ve kurumsal
reformlarını hayata geçirmesi halinde yeni üyeler alabilir.(...) Avrupa
Birliği ve Türkiye arasında imtiyazlı ortaklığın doğru çözüm olduğuna
inanıyoruz’ ifadesi yer alıyor." (Claudia Kade, Noah Barkin,
25/10)
İSVİÇRE BASINI:
Neue Zürcher Zeitung: "Türkiye'nin Etkili Reform
Başarıları": "Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma
Teşkilatı (OECD), son ekonomi raporunda, Türkiye'nin AB ile üyelik
müzakerelerinin hükümetin reformlara devam etmesiyle kolaylaşacağını
belirtti. Yapılan reformların etkili olduğu ve ekonomik büyümeyi
güçlendirdiği vurgulandı. Ancak, daha yapılacak önemli şeyler var.
OECD, Türkiye'nin ekonomik kalkınması konusundaki son raporunda,
ülkenin kapsamlı bir reform programı sayesinde, ekonomik patlamada
kısır döngüden çıkabileceğini ve bunun sonucundaki krizleri aşmada iyi
bir durumda olduğunu belirtti. OECD Genel Sekreteri Angel Gurria,
ekonomik büyümenin devam etmesi için ne gibi reformların yapılması
gerektiği sorusunun ortaya çıktığını söylüyor. Son enflasyon şoku ve
piyasalardaki huzursuzluk, Türk ekonomisinin ne kadar hassas olduğunu
gösterdi. Sadece yeni ve geniş kapsamlı bir reform programıyla kalıcı
bir büyüme sağlanabilir. Bu tür bir program, OECD'nin kararında ülkenin
çalışabilecek yaştaki nüfusu iş piyasasına entegre etmeye muktedir
olduğunu gösteriyor. Bu, AB ile üyelik müzakerelerini kolaylaştırır.
(…)" ("Ug." Rumuzlu, 19/10)
İRAN BASINI:
İRNA: "Kıbrıs Dışişleri Bakanı Türkiye'yi, AB Sürecini
Bloke Etmekle Tehdit Etti": "Kıbrıs Dışişleri
Bakanı Yorgo Lillikas, Türkiye'yi, AB üyelik müzakere sürecini bloke
etmekle tehdit etti. Kıbrıs Dışişleri Bakanı, Viyana'da Avusturya
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile görüşmesinde, ‘Türkiye şu anki
faaliyetlerini sürdürdüğü takdirde AB üyelik sürecini etkileyecek.’
dedi. Lillikas, Kıbrıs'ın tepkisiz kalmayacağını vurgulayarak şöyle
konuştu: ‘Ankara, AB konusundaki görevlerini yerine getirmeli ve bu
yılın sonuna kadar Kıbrıs'a hava ve deniz limanlarını açmalıdır. Aksi
takdirde Lefkoşa tehditlerini gerçekleştirecek ve Türkiye'nin AB üyelik
müzakere fasıllarını bloke edecek. Reformlara kavuşmuş bir Türkiye'nin
AB üyeliğine girmesine sıcak bakıyoruz.’ Avusturya Dışişleri Bakanı
Ursula Plassnik de, bu görüşmede üyelik müzakerelerin hassas bir
noktaya geldiğini belirtti. Türkiye'yi eleştiren Plassnik, ‘Ankara şu
ana kadar pek bir faaliyet göstermedi ve biz ilerlemesi taraftarıyız.
Türkiye, sahip olduğu fırsatı kullanmalıdır. Aksi takdirde sonraki
durak durma anlamına gelecek.’ dedi."
(20/10)
YUNANİSTAN BASINI:
Apoyevmatini: "AB-Türkiye İlişkileri Konusunda
Görüşmeler Son Noktada": "Türkiye-AB
ilişkilerinin geleceğine dair görüşmeler ‘bıçak sırtında’ ilerliyor. Bu
arada, bazı Avrupalı ortaklar arasında Türkiye'nin Gümrük Birliği
Protokolü'nü Kıbrıs'a uygulaması için ek süre verilmesi düşüncesi
ağırlık kazanmaya başladı. Bu arada, Dora Bakoyanni ile görüşmelerde
bulunmak üzere, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rhen ve
Türkiye'nin AB Başmüzakerecisi Ali Babacan Atina'ya geldiler.
Genişlemeden Sorumlu Komiser Olli Rhen, Dışişleri Bakanı Bakoyanni ile
görüşmesinden sonra, ‘bu aşamada Finlandiya formülünün masadaki tek
formül olduğunu’ açıkladı ve ‘bütün üye devletleri bu formülü
desteklemeye" davet etti. Rhen, formüle karşı kuşku belirten Atina ve
Lefkoşa'yı dolaylı yoldan ‘eleştirdi’. Yunanistan ve Kıbrıs, Lefkoşa-Brüksel-Ankara
arasında öne sürülen uzlaşma konusunda Finlandiya formülünü
desteklemekle birlikte, Lüksemburg'un dönem başkanlığı sırasında
önerilen formülün daha ‘elverişli’ olduğunu ifade ediyorlar."
(Nikos Stavrulakis, 20/10)
Yunanistan Radyo-TV Kurumu: "Bartholomeos Türkiye'nin
AB Perspektifinden Yana": "Ekümenik Patrik,
Atina Müzik Sarayı'nda ‘Din ve Barış’ konulu toplantıda yaptığı
konuşmada, Türkiye'nin AB'ye üye olması yönünde arzusunu dile
getirerek, bu desteğin siyasi kriterlerle değil, Patrikhane'nin
merkezinin bulunduğu ülkenin çıkarlarıyla bağlantılı olduğunun altını
çizdi. Bartholomeos konuşmasında, izlediği tutumdan ve Türkiye'nin AB
üyeliğine verdiği destekten dolayı Yunanistan'a teşekkür etti.
Bartholomeos, Atina'daki temasları çerçevesinde PASOK Başkanı Yorgos
Papandreu ve Atina Başpiskoposu Hristodulos ile de bir araya geldi.
Yorgos Papandreu, Bartholomeos ile görüşmesinden sonra yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin yükümlülüklerinde yer alan azınlıkların haklı
taleplerini ve dini özgürlüklerle ilgili değişiklikleri
desteklediklerini belirterek, Türk Hükümeti’nden, Ekümenik
Patrikhane'nin rolüne, Heybeliada Ruhban Okulu'na ve Patrikhane'ye ait
mal varlıklarına saygı duyulmasına destek vermesini talep ettiklerini
söyledi. PASOK Başkanı ayrıca, bu konuları birkaç gün önce Ankara'da
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede gündeme
getirme fırsatını bulduğunu belirtti ve Bartholomeos'a, bu mücadelesini
AB ve Türkiye'nin AB süreci çerçevesinde sürdürme sözü verdi."
(Anna Kurti, 20/10)
İmerisia: "Bizi İlgilendiren AB'ye Ne Zaman
Gireceğimiz Değil Nasıl Gireceğimizdir":
"SORU: Türk kamuoyunda giderek artan
bir Avrupa karşıtı eğilim görüyor musunuz? AB'ye katılım Türkiye'nin
stratejik seçeneği olmaya devam ediyor mu?
BABACAN: Katılım müzakereleri hem
Türkiye'nin hem de AB'nin kararıyla başladı. Başladığımızda kolay
olmayacağını biliyorduk. Anlaşmada amacın katılım olduğu ön
görülüyordu, yani Türkiye'nin tam üye olması. Bu süreçte ne olursa
olsun, biz sıkı çalışmaya, ilerlemeye, AB müktesebatıyla gittikçe daha
çok aynı çizgiye gelmeye devam edeceğiz. Diğer yandan, AB'de havanın
değişebileceğini biliyoruz. Yaz ve ilkbahar olacak, engelsiz ve engelli
yol olacak. Ancak önemli olan, yolculuk ve varılan duraktır. (…)
SORU: Bu sürecin AB ile ‘imtiyazlı bir
ortaklık’ ile sonuçlanması veya müzakerelerin bir süre için ‘donması’
olasılıklarını nasıl karşılıyorsunuz?
BABACAN: Geçen yıl, AB metinlerine
‘imtiyazlı Ortaklık’ kavramının resmen dahil edilmesini isteyen bazı
ülkeler vardı. Böyle bir şey olduğu takdirde bu sürece devam
etmeyeceğimizi söyleyerek reddettik. Katılım müzakerelerine, sadece tam
katılım hedefi olduğunda başlayabiliriz. Önümüzde kesin bir hedefin
olması gerekir. Kesin bir hedef olmadan, nereye gitmek istediğimize
ilişkin net bir görüntü olmadan Türkiye'de reformlara devam etmemiz çok
zor. Kesin tarihimiz yok, ancak hedef önümüzde; Bazen daha yavaş olsa
da oraya doğru ilerliyoruz. Müzakereler tamamlandıktan sonra bile tüm
AB üyesi ülke vatandaşlarının da mutabık kalması gerekir. Bu büyük çaba
gerektirecek, ancak Türkiye o zamana kadar değişmiş olacak. Sürecin
ritmini dondurmak, durdurmak veya yavaşlatmak yararımıza değil. Devam
etmemiz gerekir. Bizim için de, AB için de iyi olan budur. Türkiye'nin
AB'ye katılımı, sadece bir üyenin daha eklenmesi değildir, kültür ve
dinler arasındaki barış için de önemlidir. (…)"
(Fei Karaviti, Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Ali
Babacan ile yapılan mülakat, 21/10)
NOT: Bu bülten,
20-25 Ekim 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR