27.10.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

AZERBAYCAN BASINI:

Halk Cephesi: "Türkiye'de Avrupa'ya Güven Azalıyor": "Ermeni üniversite öğrencileriyle yaptığı görüşmede, AB  üyesi olduktan sonra sınır konularını Türkiye'nin kendisinin değil, AB'nin Brüksel'deki merkezinin belirleyeceğini söyleyen  Fransa'nın Erivan Büyükelçisi Henry Cuni, ‘Birlik açık sınırlar  istiyor. Halihazırda sorun, sınırların açılıp açılmayacağı  değil, ne zaman açılacağı olabilir.’ dedi. ‘Fransa'nın Erivan Büyükelçisi Henry Cuni'nin Ermeni  üniversite öğrencileriyle yaptığı görüşmede Türkiye'nin sınırlarıyla ilgili söyledikleri mantıksız’ diyen Ankara'daki  Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Sedat  Laçiner, bir ülkenin kendi sınırlarını kontrol etme hakkına  sahip olduğunu söyledi. Laçiner, bu tür yanlış iddiaların  Türk toplumunu olumsuz etkilediğini ve Türkiye'de AB'ye ve  Fransa'ya olan güveni azalttığını vurgulayarak, ‘Türkiye'de  halihazırda çoğu insan Fransa'yı düşman ülke olarak görüyor  ve Fransızların Ermenilere verdiği desteği dini dayanışma  olarak değerlendiriyor.’ dedi." (26/10)

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Rene Van Der Linden Türkiye'nin AB Üyeliğine Destek Veriyor": "Avrupa Konseyi Parlamenterler  Meclisi Başkanı Rene van der Linden, yaptığı açıklamada,  AB ve Türkiye'nin aralarındaki sorunu çözmeleri gerektiğini zira üyelik müzakerelerinin askıya alınmasının iki tarafın  da zararına olduğunun altını çizdi. Türkiye'yi reform hızını yavaşlatmakla eleştiren AB'ye  atıfta bulunan van der Linden, Türkiye Dışişleri Bakanı  Abdullah Gül ile yaptığı görüşmenin ardından NTV televizyonuna  ‘Üyelik müzakereleri sürecinde Türkiye gibi AB'nin de büyük  çıkarları vardır. Yavaş da olsa Türkiye'nin attığı adımlar  doğru yöndedir. AB ve Türkiye arasında bir denge kurulmalıdır.  Üyelik müzakereleri sürecinde AB Ankara yönetimini  cesaretlendirmelidir ki Türkiye reformlarını hızlandırsın.  Müzakerelerin askıya alınması kimsenin yararına olmaz’  şeklinde konuştu." (26/10)

 

İNGİLTERE BASINI:

Reuters: "Barroso, Peçeyi İletişimi Engelleyen Bir Unsur Olarak Nitelendiriyor": "Avrupa Komisyonu Başkanı  Jose Manuel Barroso, Müslüman kadınlarca takılan peçeyi  iletişimi engelleyen unsur olarak nitelendirerek, son  günlerde bazı Avrupa ülkelerinde patlak veren ateşli  tartışmaya taraf oldu. İtalya'nın Corriere della Sera gazetesinde yayımlanan  mülakatında Barroso, diğer yandan çoğunluğu Müslüman bir  ülke olan Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik endişeleri  yineledi ve gerek duyulan reformların çok yavaş ilerlediğini  dile getirdi. (…) Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde ilerleme  kaydetmesi için gereken reformlara dair bir soruya Barroso,  ‘Şunu söylemekten üzüntü duyuyorum ki işler kötü gidiyor.  Kritik bir noktadayız. Türkiye'de reformlar bugün çok  yavaş ilerliyor, görmeyi umut ettiğimiz ilerlemeyi göremiyoruz.  Umarız Dönem Başkanı Finlandiya müzakerelerin travmatik  bir şekilde durmasına engel olabilir.’ dedi." (26/10)

 

İSPANYA BASINI:

Europa Press: "AB, Türkiye ile Müzakerelerin Sürdürülebileceği Konusunda Umutlu": "Finlandiya Başbakanı ve Avrupa Birliği Dönem Başkanı  Matti Vanhanen, Türkiye ile devam etmekte olan ve Kıbrıs  gemilerine limanlarını açma konusunda Türk reddinden  kaynaklanan müzakereler sürecindeki krizin ortadan  kalkması konusunda iyimser olduğunu belirtti. Avrupa Parlamentosu'nda konuşan Vanhanen, ‘Türkiye ile  müzakereleri sürdürelim diye bir çözüm bulmaya çalışıyoruz.  Makul bir çözüm bulunacağından, hatta sonbaharda bunun   yapılabileceğini umuyorum’ diyerek aynı zamanda iyimser  olduğunu da vurguladı. Avrupa Birliği, komşu Kıbrıs'a limanlarını açmamakta  direnen Türkiye'den kaynaklanan krizin üstesinden gelmeye  çalışıyor. Bu amaçla Türk kontrolü altındaki iki limanın  Birleşmiş Milletler'e devrini öngören, daha sonrasında ise  Kıbrıs gemi ve uçaklarının geçişine imkan tanıyacak bir  formül üzerinde çalışıyor. AB Dönem Başkanlığı tarafından düşünülen formül tam  olarak bilinmese de Türk basını, üç aşamalı bir teklif  olduğundan bahsediyor. İlk aşamada Türk yetkililer, Maraş  limanının kontrolünü BM'ye verecek. İkinci aşamada ise,  Gazimagosa limanının kontrolünün BM'ye devri var. Üçüncü aşama, Türkiye'nin -şimdiye kadar reddetmeye devam ettiği- Rumlara  ticaret yollarını açması yer alıyor. Türkiye, Rumların geçişini engelleyerek Ankara  Protokolünü yerine getirmiyor, ancak bu geçiş, AB'ye  katılım şartlarından birini oluşturuyor." (25/10)

 

İSVİÇRE BASINI:

Basler Zeitung: "Türkiye'de Avrupa'ya Duyulan Kuşku Artıyor": "Türklerin, üç yıl öncesinin yarısı kadarı bile, şu  anda ülkelerinin AB üyeliğine taraftar değil. AB ile  Kıbrıs ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan 301. maddenin  (Türklüğe hakaret vs.) kaldırılması üzerine yapılacak ve  muhtemelen sert geçecek olan müzakerelere kısa süre kala,  Türkiye'de en hızlı büyüyen siyasi husus Avrupa kuşkusu.  Bunu, eylül ayında Türkiye'de yapılan ve salı günü  açıklanan bir anket ortaya koyuyor. Buna göre, 100 Türk'ten  78'i Avrupa'ya güvenmiyor ve bir o kadarı da Türkiye'yi  üyeliğe almak için daha başka şartlar öne sürüleceğine  inanıyor. Türklerin yüzde 32.2'lik bölümü AB üyeliğinden yana,  yani üç yıl önceki sayının yarısı bile değil. Yüzde 33'lük  bir kesim için Türkiye'nin AB'ye girip girmemesi fark  etmiyor ve yüzde 25.6 ise üyeliğe kesinlikle karşı. Dost olan ve olmayan ülkeler değerlendirmesinde, Avrupa  ülkeleri ile ABD felaket bir sonuç alıyor. Araştırma, Fransa  ile Ermeni soykırımının inkarının cezalandırılması konusunda  yaşanan anlaşmazlık öncesinde yapılmış olmasına rağmen,  Fransızlar son sırada. Halkın yüzde 2.8'i Fransızları dost  olarak görürken, yüzde 76.1'i böyle düşünmüyor, geriye kalanlar  ise fikir beyan etmemiş. Bunun belli ki Türkiye'yi, AB'ye almaya hazır olmakla fazla bir ilgisi yok. Türkiye'nin  üyeliğinin ateşli savunucuları olan İngilizler, sadece biraz  daha iyi bir sonuç elde ediyor. ABD'yi dost olarak görenlerin  oranı ise yüzde 3.6'da kalırken, bunu reddedenlerin oranı  oldukça yüksek: Yüzde 78.5. ‘Ezeli düşman’ Yunanistan bile  daha iyi sonuçlar alıyor. Bu oranlara bakılarak, Almanya ile ilgili olarak ortaya  çıkan sonuçlara rüya gibi denilebilir. Neredeyse her beş  Türk'ten biri Almanya'yı dost bir ülke olarak görüyor, buna  kesin olarak karşı çıkanların oranı ise yüzde 57."  (Jan Keetman, 25/10)

 

KIBRIS RUM BASINI:

Alithia: "Papadopulos Tren Kazası Öngörüyor": "Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, ‘Türkiye’nin  yükümlülüklerini yerine getirme konusunda siyasi isteklilik göstermemesi durumunda, Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinde  ciddi sorunlar yaşayabileceğini’ savundu. Estonya Başbakanı Andrus Aspin onuruna  verdiği yemekte konuşan Papadopulos, ‘Türkiye’nin, diğer ciddi  iç eksiklikleri yanında, AB yükümlülüklerini yerine getirme  konusundaki siyasi istekliliğinde eksiklikler bulunması durumunda,  AB ile olan ilişkilerinde gerçekten sorunlar çıkması ve iki trenin çarpışması ihtimali ortaya çıkar’ ifadelerini kullandı. Tasos  Papadopulos, şöyle konuştu: ‘Bu sorunun ve çarpışmanın ortaya çıkmasını istemiyoruz.  Bunun olmasını arzulamıyoruz. Ancak AB-Türkiye ilişkilerinde  böyle bir çarpışmadan kaçınmanın sorumluluğu yalnızca Türkiye’ye  aittir. Eğer Türkiye bu yükümlülüğünü yerine getirmeye haiz değilse,  kimse uzlaşmaz Türk tutumu yüzünden Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bedel  ödemesini bekleyemez. Gereken yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda Türkiye’nin AB sürecinin kesintiye uğramadan devam  etmesinin desteklenmesinin yasal olmadığına inanıyorum.’" (26/10)

Haravgi: "Lillikas, Fransa Temaslarından Memnun": "Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Fransa’nın Avrupa  İşlerinden Sorumlu Bakanı Cathrine Colona ile Paris’te  gerçekleştirdiği görüşmenin sonuçlarından oldukça memnun olduğunu söyledi. Paris dönüşünde Larnaka Havalimanı’nda açıklamalarda  bulunan Lillikas, ‘Fransa’nın, Türkiye-AB ilişkilerinde krizin  önlenmesi amacıyla Finlandiya’nın girişimini destekleyeceğini’  belirtti. Colona ile Türkiye-AB ilişkileri yanında Kıbrıs sorununa  ilişkin gelişmeleri de ele aldıklarını ifade eden Lillikas,  bir soru üzerine, Türkiye’nin, AB’nin 25 ülkesi karşısında  üstlendiği yükümlülüklere yanıt vermesini dileyerek, Kıbrıs’ın,  ‘ne Türkiye-AB ilişkilerinde kriz yaratılmasını amaç olarak  ortaya koyduğunu ne de Türkiye’nin üyelik sürecinin kesilmesini hedeflediğini’ söyledi. Türkiye’nin AB rotasında kalmasını, bunu da Türkiye’nin  gerekli reformları ve yükümlülükleri yerine getirmesi koşuluna  bağlı olarak istediklerini’ belirten Lillikas, bunların ileriye götürülmesi durumunda Türkiye’nin üyelik sürecini  destekleyeceklerini ileri sürdü." (26/10)

Alithia: "Eğer Türkiye Avrupa Dışında Kalırsa": "Tartışma olsun diye, diyelim ki Kıbrıs vetosunu kullandı  ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini engelledi. ‘Diyelim  ki’ diyorum, nitekim Kıbrıs'ın tek başına böyle bir şey yapma  hakkı yoktur. Bu bağlamda, diyelim ki Kıbrıs Türkiye'nin üyelik sürecini engelliyor. Devamında ne olur? İlk olarak: Kıbrıs sorunu unutulur, uluslararası siyasi  ajandalardan silinir ve adamız bugün olduğu gibi tam olarak  bölünür, nitekim artık Türkiye'ye sorunun çözümü için baskı  yapacak herhangi bir yol kalmaz. İkinci olarak: Türkiye Avrupa Birliği dışında kalırsa  otomatik olarak, küçük ve büyük Avrupa ülkelerinin tamamı kendileriyle özel ekonomik ve ticari ilişkiler kurması için ona yalvararak peşinden koşacaklar ve ayaklarını öpecekler.  Bunun nedeni, büyük Türk pazarı karşısında ilgisiz kalacak  olan Avrupa ülkesinin olmamasıdır. Bu bağlamda, Türkiye bütün  Avrupa ülkeleri karşısında kazançlı bir konumda olacak ve bu  konumu itibarıyla da hakim olacak ve emredecek. Bunun anlamı  büyüktür. Türkiye'nin AB'ye üye olmamasının getireceği elverişsiz  sonuçları küçük bir çocuk bile anlayabilir. Ancak bizim siyasi alimlerimizin bunu görmemezlikten geldikleri görülüyor. Bu yüzden halkı Avrupai çözüm ve Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs  gemilerine açmaması durumundaki veto otu ile beslemeye  çalışıyorlar."  (Takis Agathokleus, 26/10)

 

NOT: Bu bülten, 26 Ekim 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

ESKİ SAYILAR