ALMANYA BASINI:
Frankfurter Rundschau: "Barroso Türkiye'ye
Müzakerelerin Durdurulabileceği Uyarısında Bulunuyor":
"İtalyan gazetesi Corriera della Sera'ya verdiği demeçte, Türkiye'ye
müzakerelerin ‘travmatik bir şekilde’ kesilebileceği uyarısında bulunan
Barroso, ‘İstemeyerek söylüyorum ama Türkiye'de işler iyiye gitmiyor,
Türkiye'deki reformlar yavaş ilerliyor. Kritik bir noktaya ulaştık.’
dedi. TBMM gerçi 8 Kasım'da yayımlanacak olan ilerleme raporunun
öncesinde yeni bir reform paketi onaylayacak. Ancak, şu sıralar AB
tarafından talep edilen, ‘Türklüğe Hakaret’ benzeri ceza hükümlerinin
kaldırılması gibi konuların yerine getirileceğine dair herhangi bir
işaret yok. Barroso, Türk liman ve havaalanlarının Kıbrıs'a açılması
konusunda da kötümser bir izlenim yarattı. Bir çözüme ulaşılmamamsı
durumunda, 25 AB üyesi ülke müzakereleri en azından kısmen askıya
alacak." (27/10)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Türkiye'nin Avrupalılaşması":
"Türkiye'deki Kemalist elit tabaka AB üyeliğini kendi politikasının
doğruluğunun bir göstergesi ve Türkiye'nin Avrupalı karakterinin bir
kanıtı olduğu görüşünde. Türkiye'nin AB'ye katılımından yana olanların
başvurduğu güçlü argümanlardan biri de, ülkenin Avrupalılaşması:
Türkiye'nin Avrupa'ya daha yakınlaştırılması, yani hukuk devletinin ve
temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi sürecinin müzakereler
sayesinde hız kazanması isteniyor. Katılım perspektifi olmadan bu
süreçlerin zayıflayacağı, hatta müzakerelerin başarısızlığa uğraması
halinde Türkiye'de radikal İslam zihniyetinin baskın çıkacağı
belirtiliyor. Bu argüman, Türkiye gibi stratejik açıdan önemli bir
ülkeyi kendine bağlamasının Avrupa için iyi olacağı görüşündeki birçok
kişi tarafından mantıklı bulunuyor. Ama bunun tersi düşünülecek olursa,
her şey tamamen mantıksız gibi de görünebilir. AB'nin reddetmesi
sonucu, radikal İslamlaşma gerçekçi bir görünüm kazanabiliyorsa, bunun
için elverişli bir zemin var demektir. Eğer İslamlaşma için zemin
varsa, AB perspektifi bunu neden engellesin, bu biraz saf bir yaklaşım
değil mi? Bunun tam tersi bir argüman da öne sürülebilir ve Türkiye'nin
Avrupalılaşmasının İslamcılar için verilmesi gereken bir sınav niteliği
taşıdığı, dolayısıyla İslamlaşmanın Avrupalılaşma karşısında bir tepki
olduğu da söylenebilir. Katılım arzusu milliyetçi Kemalist nedenlere
dayanıyor: Kemalist elit tabaka AB'ye üyeliğinin kendi politikasının
doğruluğunun bir göstergesi ve aynı zamanda da Türkiye'nin Avrupalı
karakterinin bir kanıtı olduğu görüşünde. (…) Tanınmış Türkiye
uzmanları ülkenin laik ve Kemalist kalabilmesi için, güdümlü bir
demokrasiye ve Kemalizm politikasının koruyuculuğunu yapan güçlü bir
orduya ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Uzmanlar demokrasi artık güdümlü
olmaktan çıkarsa, yani ülke gerçekten demokratik olursa ve halk
kitleleri Kemalist elit tabaka karşısında baskın çıkarsa, İslamcıların
iyice güç kazanacağını ve İslamın Türkiye'de yeniden devlet dini
olacağını, bir Avrupa ülkesi olmanın ise hayalde kalacağını belirtiyor.
Türkiye'deki reform süreci gerçi ilerleme kaydediyor, ama reformların
uygulamaya geçirilmesi zor. Bir yasanın kabul edilmesi, bunun
uygulanması anlamına gelmiyor. (…) Neticede Türkiye de müzakereler
sırasında, AB üyeliğinin, egemenlik haklarından vazgeçip müşterek bir
politikaya dahil olmak anlamına geldiğinin bilincine varacaktır.
Türklerin aslında bunu mu, yoksa Avrupa etiketi taşıyan ve bağlayıcı
olmayan bir kulübe mi katılmak istediğini zaman gösterecek. Türkiye'nin
nereye yöneldiği anlaşılana kadar muhtemelen onyıllar geçecek. Bu süreç
Avrupa diplomasisi tarafından değil, ülkedeki toplumsal güçler
tarafından belirlenecek. Türkiye'nin Avrupalılaşma ihtimaline ilişkin
olarak ancak şu söylenebilir: Avrupalılaşma AB'ye katılım perspektifi
olmadan hiç olası değil. Katılım perspektifiyle ise, gerçekleşmeme
ihtimali biraz azalmış oluyor." (Erich
Reiter, 27/10)
FRANSA BASINI:
AFP: "Abdullah Gül: Bazı AB Ülkeleri, Türkiye'yi
Birliğe Katılmaktan Vazgeçirmeyi Deniyor":
"Radikal gazetesinde yer alan bir röportajında Türkiye Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı olan bazı Avrupalı
yetkililerin, Ankara'yı üyelik sürecinden vazgeçirmeye çalışmak için
Türkiye ile ikili ilişkilerdeki gerilimi arttırdıklarını belirtti. Gül,
‘Bazı Avrupalı yetkilerin, Türkiye'nin üyelik sürecinden kendi arzusu
ile ayrılmasını dilediklerini gözlemliyoruz. (...) Bu tuzağa
düşmeyeceğiz.’ dedi. İsim vermeden Gül, bazı devlet liderlerinin
‘Kıbrıs sorununu kullanarak Ankara önünde bir engel oluşturmaya
çalıştıklarını’ ve Avrupa'da Türkiye'yi eleştirmenin ‘moda’ haline
geldiğini, böylece çoğunluğu Müslüman olan bu ülkenin üyelik şansı
hakkında ‘abartılı bir kötümserlik’ yaratıldığını belirtti."
(29/10)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "Rehn: Türkiye ile İlgili Olumsuz Konuşmalar
AB'ye ve Türkiye'deki Reform Çalışmalarına Zarar Veriyor":
"AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne katılım şansı konusunda küçümseyici görüşlerin
açıklanmasının AB'nin itibarını ve Türkiye'deki reform çalışmalarını
zayıflattığını söyledi. Rehn, Finlandiya'nın YLE televizyon kanalına
yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği’nin Ankara'ya üyelik kriterlerini
yerine getirmesi halinde katılım şansı vereceğine açık bir şekilde
karar vermiş olduğunu, ancak Türklerin pek çok Avrupalı siyasetçinin
hala ülkenin uygunluğunu sorguladığını hissettiğini söyledi. Rehn, ‘Bu
durum itibarımızı ve Türkiye'deki reformların gücünü zayıflatıyor ve
kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz. Katı olmaktansa adil olmak daha
iyidir. Türkiye'nin üyelik amacı konusunda sözlerimizi ve bulunduğumuz
taahhütleri yerine getirmekte adil olalım ancak aynı zamanda
reformların ve üyelik kriterlerinin yerine getirilmesini talep etmekte
kararlı olalım’ şeklinde konuştu. Avrupa Birliği içerisinde Türkiye'nin
üye olarak kabul edilmesi konusundaki görüş farklılıklarıyla ilgili bir
soru üzerine Rehn, Türkiye'nin 10-20 yıl içerisinde üyeliğin tüm
kriterlerini yerine getirmesi halinde bugünkünden çok farklı bir ülke
haline geleceği için karar vermenin çok daha kolay olacağını kaydetti."
(29/10)
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı: "Pasiardis: Türkiye ile Üyelik
Müzakerelerinin Devam Edeceğinden Ümitliyiz":
"Hükümet Sözcüsü Hristodulos Pasiardis, Lefkoşa'da Bakanlar Kurulu
toplantısından sonra yaptığı açıklamada, Kıbrıs Hükümeti’nin, Türkiye
ile üyelik müzakerelerinin devam edeceği ümidini sürdürdüğünü, ancak
Türkiye'nin şu ana kadar olan tutumuyla bu ümidi ve iyimserliği
zorladığını söyledi. Pasiardis, Finlandiya'nın önerisi hakkında bir
gelişme olup olmadığı konusunda bir soruya cevaben, yegane gelişmenin
Finlandiya Başbakanı'nın, bu konuya bir çözüm bulunacağı yolunda
iyimserlik dile getirdiği açıklamaları olduğunu bildirdi. Pasiardis, AB
Dönem Başkanı Finlandiya'nın, mantıklı bir çözüm bulunması için yoğun
bir çalışma içinde olduğunun da bir gerçek olduğunu vurguladı. Kıbrıs
Rum tarafının, bu girişimin mantıklı bir şekilde sonuçlanması için
Finlandiya ile görüştüğünü ve işbirliği yaptığını açıklayan Pasiardis,
ancak olumlu bir sonuç olabilmesi için Türk tarafının mantıklı bir
tutum içinde olması gerektiğini belirtti. Pasiardis, ‘Şayet durum
böyleyse, o zaman haklı olarak Finlandiya Başbakanı ümitli ve iyimser.’
dedi." (27/10)
YUNANİSTAN BASINI:
İmerisia: "Olli Rehn: Türkiye Sadece Limanlarını
Açarsa Avrupa'ya Girer":
"SORU: 31 Aralık tarihi geçer ve Türkiye bu arada
Gümrük Birliği Protokolü'nü uygulamazsa ne olacak?
REHN: Buna aralık ayındaki AB zirvesinde karar
verilecek. Tabii, bu arada sürdürülen çabalar başarısız olur, Türkiye
liman ve havaalanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açmazsa, Protokolü
uygulamazsa ne olacağına karar verilecek. Bu nedenle, AB üyesi
devletleri Finlandiya önerisini desteklemeye ve Kıbrıs'a ilişkin
çıkmazı ortadan kaldırmaya davet ediyorum. Finlandiya formülü masaya
getirilen tek öneri. Önümüzdeki birkaç yıl için belki de Kıbrıs
konusunda bir ilerlemenin kaydedilmesine yönelik son fırsat. (…)
SORU: AB, bir yıl için; Türkiye'deki seçimlere
kadar, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin ‘dondurulması’ olanağını
tartışıyor mu?
REHN: Tüm gayretimizi çözüm elde etmeye ve olumsuz
etkilerden kaçınmak üzerinde toplamalıyız. Türkiye yükümlülüklerini
yerine getirmeli, AB üyesi ülkeler de Finlandiya önerisini
desteklemeli.
SORU: Türkiye'de giderek yoğunlaşan Avrupa'ya
yönelik kaygıları nasıl karşılıyorsunuz?
REHN: AB'nin tezi nettir: Yapısal açıdan otomatik
sisteme bağlı olmaması, ‘ucu açık’ olmasına rağmen, Türkiye'nin üyeliği
için müzakere sürecine devam ediyoruz. Ortak hedef bellidir ve
Türkiye'nin bir gün yükümlülüklerini yerine getirmesi durumunda tam
üyeliktir. Hukuk devletine, temel özgürlüklere saygı gösteren, daha
Avrupalı bir Türkiye'ye kolaylık sağlamak yönünde, AB'nin stratejik
açıdan çıkarı var. Türkiye, Avrupa ile İslam arasında bir köprü,
istikrar faktörü ve büyük Orta Doğu için demokrasi örneği olabilir.
Avrupa'da Türkiye'nin stratejik önemi küçümseniyor, aynı zamanda da
Türkiye'de de ülkelerinin Avrupa için stratejik önemi aşırı
büyütülüyor. Evet, stratejik önemi ve ekonomik dinamizmi nedeniyle
Avrupa'nın Türkiye'ye ihtiyacı var, fakat bu kartını da aşırı bir
şekilde kullanmamalı. Avrupa için önemini aşırı değerlendirmemeli. (…)"
(Fei Karaviti, AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn ile yapılan mülakat, 27-29/10)
Eleftherotipia: "Atina Garantör Güç İken Kıbrıs'ın
Seyircisi Oldu": "Türkiye'nin deniz ve hava
limanlarını Kıbrıs'a açma yükümlülüğünü ifayı reddetme kararı gelecek
aralık ayında değerlendirilecek. Yunan Hükümeti de, Türkiye'yi
kurtarmak için Finlandiya Başkanlığı, Komisyon ve ‘Türkiye'nin AB'deki
fun club’ı (gazete notu: İngiliz ve Amerikalılar) tarafından sarf
edilen çabaların peşinde, kararsız ve tereddütlü adımlarla ilerliyor.
(…) Atina, Finlandiya Başkanlığı’nın Annan planının metotlarını
‘kopyalayarak’ tam olarak uygulaması, başka bir ifadeyle iki tarafın
tezlerini kaydederek, görüşler arasında uzlaşma sağlama çabaları,
Kıbrıs konusuna ilişkin son fırsata dair çağrıları ve sonunda Kıbrıs
‘engelini’ zayıflatarak, Türkiye'nin AB üyeliğini ilerletme çabaları
karşısında, ilgisiz bir seyirci gibi duruyor. Kısacası Yunan Hükümeti,
Türk-Yunan ilişkilerini etkileyecek ve onu Türkiye'nin üyeliği hakkında
kesin bir tez dile getirmeye zorlayacak, aynı zamanda da, AB içinde
‘sürünün peşinde ilerlemesini kolaylaştırmayacak’ (ve doğal olarak onu
Türkiye ve ABD ile karşı karşıya getirecek olan) Kıbrıs sorununun
çözümlenmesine ilişkin uygulamalara karışmamak için elinden geleni
yapıyor. Son günlerde hükümet, AB'nin aralık ayı zirvesinde Türkiye ile
müzakerelerin gidişatı için sonunda nasıl bir tavır takınacağı hakkında
‘kaygılandığı’ izlenimi veriyor. Şimdilik dağınık olan, Türkiye'deki
seçimler sona erene kadar müzakerelere ara verilmesi yönündeki
düşüncelere, Atina'nın da katıldığı yönünde belirtiler var. Ancak, şu
ana kadar, aslında pek fazla bir şey ifade etmeyen bu tezin sadece
çerçevesi üzerinde duruyor, içeriğine değinmiyor. Çok ağır adımlarla
ilerleyen Atina, üyelik müzakerelerine ara verilmesinin ne gibi bir
anlam taşıyacağına ilişkin Yunan tezi üzerinde çalışmaya henüz
başlamadı. Atina, ertelemenin sadece Protokolle ilgili bölümleri mi,
yoksa bölümlerinin tamamını mı kapsayacağına dair düşüncelerini
açıklamaya er geç davet edilecek. En önemlisi de: Ankara ile
müzakerelerin yeniden başlaması için ‘ön şartlar konacak mı, konmayacak
mı, başka bir ifadeyle müzakereler yeniden başlamadan önce Ankara
Kıbrıs yönünde protokolü uygulayacak mı, uygulamayacak mı?’ sorusuna
açıkça cevap vermeli." (Kira Adam, 27/10)
To Vima: "Josep Borrell: Yunan GSMH'sinin Yeniden
Düzenlenmesi Çok Garip":
"SORU: Son Eurlings raporunda da, Türk-Yunan
ilişkilerinin ve Kıbrıs konusunun, Türkiye'nin Avrupa yolunun açılması
açısından çok önemli olduğunu görüyoruz. Ne şekilde hareket etmemizin
ve Türkiye'nin bu yolu açık bulması için ne şekilde hareket etmesi
gerekiyor sizce?
BORRELL: Türkiye'nin, AB üye devletleri için talep
edilen tüm ön şartları yerine getirmesinin gerektiği kesin ve daha da
yapması gereken birçok şey var. Hatta AB Parlamentosu kısa süre önce
aldığı bir kararla, Türkiye'de reformların ‘temposuna’ dair hayal
kırıklığını dile getirdi. Bu tempo çok ağır; ayrıca Kıbrıs ile
ilişkiler, Ankara Anlaşmasının uygulanması ve Türkiye'nin deniz ve hava
limanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açması, bunlar askıda tutulan
konular. Bunların yıl sonuna dek çözümlenerek Kıbrıs Türk tarafının
tecridine de son verileceğini ümit ediyoruz. Finlandiya Başkanlığı da
zaten bunu yapmak istiyor. AB Komisyonu’nun gizli tutulan bir önerisi
daha var; iki tarafın da esneklik göstererek bunu kabul edeceklerini
ümit ediyoruz; çünkü kutuplaşma ve uzlaşmaz tutum yardımcı olmuyor,
sadece herkese kötülük getiriyor. Türkiye ile müzakerelerin devam
etmesi gerekiyor.
SORU: Türkiye'nin tutumu ve Sayın Erdoğan'ın
özellikle resmi açıklamalarındaki şahsi tutumu bir yana, Türk
tarafının bu uzlaşmaz tavrı gerçekten iç tüketimle ilgili nedenlerden
mi kaynaklanıyor?
BORRELL: Bence Türkiye AB'ye önem veriyor; bunu
hiçbir zaman inkar etmediler; önemsiyorlar hem de çok fazla. Bizi de
çok ilgilendiriyor. Bizim yaşam düzenimize mümkün olduğu kadar daha
yakın olan, ülkelerinin siyasi yönetim şekli bizimkine benzeyen bir
Türkiye istiyoruz. Çünkü Türkiye büyük bir ülke; büyük bir tarihi, çok
önemli bir jeopolitik rolü, bir demografik yapısı ve bir kalkınma
dinamizmi var, bunu da gözardı edemeyiz. Bu bağlamda, Türkiye'nin laik
devletin demokratik reformlar yolunda ilerlemesini, azınlıklara ve
insan haklarına saygı göstermesini istiyoruz. Bu, sadece Türklerin
değil bizim de yararımıza olacak.
SORU: Bir Sarkozy'yi, Fransız kamuoyunu, Alman
kamuoyunu nasıl ikna edebileceksiniz? Türkiye'ye Avrupa üyelik yolunun
açılmasına çok karşı çıkıyorlar.
BORRELL: Türkiye'nin aday ülke olması konusunda
onları ikna etmemize gerek yok. Bu zaten oldu. Türkiye'nin aday ülke
olup olmadığını tartışmak isteyenler için artık çok geç, konunun
tartışılması için çok geç, bu konuda zaten karar verildi. ‘Türkiye
Avrupa Birliği'nin üyesi mi, değil mi veya olması gerekli mi yoksa
değil mi?’ konusunu tartışmak isteyenler için ise henüz çok erken, hem
de fazlasıyla erken. Bu karar yarın alınmayacak, Türkiye tüm ön
şartları yerine getirdiğinde alınacak, bu da 10-15 yıl sonra olacak."
(Thanasis Lalas, AB Parlamento Başkanı
Joseph Borrell ile yapılan mülakat, 28-29/10)
NOT:
Bu bülten, 27-29 Ekim 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan
haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR