30.10.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

Frankfurter Rundschau: "Barroso Türkiye'ye Müzakerelerin Durdurulabileceği Uyarısında Bulunuyor": "İtalyan gazetesi Corriera della Sera'ya verdiği  demeçte, Türkiye'ye müzakerelerin ‘travmatik bir şekilde’ kesilebileceği uyarısında bulunan Barroso, ‘İstemeyerek  söylüyorum ama Türkiye'de işler iyiye gitmiyor, Türkiye'deki  reformlar yavaş ilerliyor. Kritik bir noktaya ulaştık.’ dedi. TBMM gerçi 8 Kasım'da yayımlanacak olan ilerleme  raporunun öncesinde yeni bir reform paketi onaylayacak.  Ancak, şu sıralar AB tarafından talep edilen, ‘Türklüğe  Hakaret’ benzeri ceza hükümlerinin kaldırılması gibi  konuların yerine getirileceğine dair herhangi bir işaret  yok. Barroso, Türk liman ve havaalanlarının Kıbrıs'a  açılması konusunda da kötümser bir izlenim yarattı.  Bir çözüme ulaşılmamamsı durumunda, 25 AB üyesi ülke  müzakereleri en azından kısmen askıya alacak." (27/10)

 

AVUSTURYA BASINI:

Die Presse: "Türkiye'nin Avrupalılaşması": "Türkiye'deki Kemalist elit tabaka AB üyeliğini kendi  politikasının doğruluğunun bir göstergesi ve Türkiye'nin  Avrupalı karakterinin bir kanıtı olduğu görüşünde. Türkiye'nin AB'ye katılımından yana olanların başvurduğu güçlü argümanlardan biri de, ülkenin Avrupalılaşması:  Türkiye'nin Avrupa'ya daha yakınlaştırılması, yani hukuk  devletinin ve temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi  sürecinin müzakereler sayesinde hız kazanması isteniyor.  Katılım perspektifi olmadan bu süreçlerin zayıflayacağı,  hatta müzakerelerin başarısızlığa uğraması halinde  Türkiye'de radikal İslam zihniyetinin baskın çıkacağı  belirtiliyor. Bu argüman, Türkiye gibi stratejik açıdan  önemli bir ülkeyi kendine bağlamasının Avrupa için iyi  olacağı görüşündeki birçok kişi tarafından mantıklı bulunuyor. Ama bunun tersi düşünülecek olursa, her şey tamamen  mantıksız gibi de görünebilir. AB'nin reddetmesi sonucu, radikal İslamlaşma gerçekçi  bir görünüm kazanabiliyorsa, bunun için elverişli bir zemin  var demektir. Eğer İslamlaşma için zemin varsa, AB  perspektifi bunu neden engellesin, bu biraz saf bir  yaklaşım değil mi? Bunun tam tersi bir argüman da öne sürülebilir ve Türkiye'nin Avrupalılaşmasının İslamcılar için verilmesi gereken bir sınav niteliği taşıdığı, dolayısıyla İslamlaşmanın Avrupalılaşma karşısında bir  tepki olduğu da söylenebilir. Katılım arzusu milliyetçi Kemalist nedenlere  dayanıyor: Kemalist elit tabaka AB'ye üyeliğinin kendi  politikasının doğruluğunun bir göstergesi ve aynı zamanda  da Türkiye'nin Avrupalı karakterinin bir kanıtı olduğu  görüşünde. (…) Tanınmış Türkiye uzmanları ülkenin laik ve Kemalist  kalabilmesi için, güdümlü bir demokrasiye ve Kemalizm  politikasının koruyuculuğunu yapan güçlü bir orduya  ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Uzmanlar demokrasi artık  güdümlü olmaktan çıkarsa, yani ülke gerçekten demokratik  olursa ve halk kitleleri Kemalist elit tabaka karşısında  baskın çıkarsa, İslamcıların iyice güç kazanacağını ve  İslamın Türkiye'de yeniden devlet dini olacağını, bir  Avrupa ülkesi olmanın ise hayalde kalacağını belirtiyor. Türkiye'deki reform süreci gerçi ilerleme kaydediyor,  ama reformların uygulamaya geçirilmesi zor. Bir yasanın  kabul edilmesi, bunun uygulanması anlamına gelmiyor. (…) Neticede Türkiye de müzakereler sırasında, AB üyeliğinin,  egemenlik haklarından vazgeçip müşterek bir politikaya dahil  olmak anlamına geldiğinin bilincine varacaktır. Türklerin  aslında bunu mu, yoksa Avrupa etiketi taşıyan ve bağlayıcı  olmayan bir kulübe mi katılmak istediğini zaman gösterecek. Türkiye'nin nereye yöneldiği anlaşılana kadar muhtemelen  onyıllar geçecek. Bu süreç Avrupa diplomasisi tarafından  değil, ülkedeki toplumsal güçler tarafından belirlenecek. Türkiye'nin Avrupalılaşma ihtimaline ilişkin olarak  ancak şu söylenebilir: Avrupalılaşma AB'ye katılım  perspektifi olmadan hiç olası değil. Katılım perspektifiyle  ise, gerçekleşmeme ihtimali biraz azalmış oluyor."  (Erich Reiter, 27/10)

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Abdullah Gül: Bazı AB Ülkeleri, Türkiye'yi Birliğe Katılmaktan Vazgeçirmeyi Deniyor": "Radikal gazetesinde yer alan bir röportajında Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah  Gül, Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı olan bazı Avrupalı  yetkililerin, Ankara'yı üyelik sürecinden vazgeçirmeye  çalışmak için Türkiye ile ikili ilişkilerdeki gerilimi  arttırdıklarını belirtti. Gül, ‘Bazı Avrupalı yetkilerin, Türkiye'nin üyelik  sürecinden kendi arzusu ile ayrılmasını dilediklerini  gözlemliyoruz. (...) Bu tuzağa düşmeyeceğiz.’ dedi. İsim vermeden Gül, bazı devlet liderlerinin ‘Kıbrıs  sorununu kullanarak Ankara önünde bir engel oluşturmaya  çalıştıklarını’ ve Avrupa'da Türkiye'yi eleştirmenin  ‘moda’ haline geldiğini, böylece çoğunluğu Müslüman olan  bu ülkenin üyelik şansı hakkında ‘abartılı bir kötümserlik’  yaratıldığını belirtti." (29/10)

 

İNGİLTERE BASINI:

Reuters: "Rehn: Türkiye ile İlgili Olumsuz Konuşmalar AB'ye ve Türkiye'deki Reform Çalışmalarına Zarar Veriyor": "AB'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türkiye'nin Avrupa  Birliği'ne katılım şansı konusunda küçümseyici görüşlerin  açıklanmasının AB'nin itibarını ve Türkiye'deki reform  çalışmalarını zayıflattığını söyledi. Rehn, Finlandiya'nın YLE televizyon kanalına yaptığı  açıklamada, Avrupa Birliği’nin Ankara'ya üyelik kriterlerini  yerine getirmesi halinde katılım şansı vereceğine açık bir  şekilde karar vermiş olduğunu, ancak Türklerin pek çok  Avrupalı siyasetçinin hala ülkenin uygunluğunu sorguladığını  hissettiğini söyledi. Rehn, ‘Bu durum itibarımızı ve Türkiye'deki reformların  gücünü zayıflatıyor ve kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz.  Katı olmaktansa adil olmak daha iyidir. Türkiye'nin üyelik  amacı konusunda sözlerimizi ve bulunduğumuz taahhütleri  yerine getirmekte adil olalım ancak aynı zamanda reformların  ve üyelik kriterlerinin yerine getirilmesini talep etmekte  kararlı olalım’ şeklinde konuştu. Avrupa Birliği içerisinde Türkiye'nin üye olarak kabul  edilmesi konusundaki görüş farklılıklarıyla ilgili bir soru  üzerine Rehn, Türkiye'nin 10-20 yıl içerisinde üyeliğin  tüm kriterlerini yerine getirmesi halinde bugünkünden çok  farklı bir ülke haline geleceği için karar vermenin çok  daha kolay olacağını kaydetti." (29/10)

 

KIBRIS RUM BASINI:

Kıbrıs Haber Ajansı: "Pasiardis: Türkiye ile Üyelik Müzakerelerinin Devam Edeceğinden Ümitliyiz": "Hükümet Sözcüsü Hristodulos Pasiardis, Lefkoşa'da Bakanlar Kurulu toplantısından sonra yaptığı açıklamada, Kıbrıs Hükümeti’nin, Türkiye ile üyelik  müzakerelerinin devam edeceği ümidini sürdürdüğünü, ancak  Türkiye'nin şu ana kadar olan tutumuyla bu ümidi ve  iyimserliği zorladığını söyledi. Pasiardis, Finlandiya'nın önerisi hakkında bir gelişme olup olmadığı konusunda bir soruya cevaben, yegane gelişmenin Finlandiya Başbakanı'nın, bu konuya bir çözüm bulunacağı yolunda iyimserlik dile getirdiği açıklamaları olduğunu  bildirdi. Pasiardis, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, mantıklı  bir çözüm bulunması için yoğun bir çalışma içinde olduğunun  da bir gerçek olduğunu vurguladı. Kıbrıs Rum tarafının, bu  girişimin mantıklı bir şekilde sonuçlanması için Finlandiya  ile görüştüğünü ve işbirliği yaptığını açıklayan Pasiardis,  ancak olumlu bir sonuç olabilmesi için Türk tarafının  mantıklı bir tutum içinde olması gerektiğini belirtti.  Pasiardis, ‘Şayet durum böyleyse, o zaman haklı olarak  Finlandiya Başbakanı ümitli ve iyimser.’ dedi." (27/10)

 

YUNANİSTAN BASINI:

İmerisia: "Olli Rehn: Türkiye Sadece Limanlarını Açarsa Avrupa'ya Girer":

             "SORU: 31 Aralık tarihi geçer ve Türkiye bu arada  Gümrük Birliği Protokolü'nü uygulamazsa ne olacak?

            REHN: Buna aralık ayındaki AB zirvesinde karar verilecek.  Tabii, bu arada sürdürülen çabalar başarısız olur, Türkiye  liman ve havaalanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açmazsa, Protokolü uygulamazsa ne olacağına karar verilecek. Bu nedenle,  AB üyesi devletleri Finlandiya önerisini desteklemeye ve  Kıbrıs'a ilişkin çıkmazı ortadan kaldırmaya davet ediyorum.  Finlandiya formülü masaya getirilen tek öneri. Önümüzdeki  birkaç yıl için belki de Kıbrıs konusunda bir ilerlemenin  kaydedilmesine yönelik son fırsat. (…)

            SORU: AB, bir yıl için; Türkiye'deki seçimlere  kadar, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin ‘dondurulması’  olanağını tartışıyor mu?

            REHN: Tüm gayretimizi çözüm elde etmeye ve olumsuz  etkilerden kaçınmak üzerinde toplamalıyız. Türkiye  yükümlülüklerini yerine getirmeli, AB üyesi ülkeler de   Finlandiya önerisini desteklemeli.

            SORU: Türkiye'de giderek yoğunlaşan Avrupa'ya  yönelik kaygıları nasıl karşılıyorsunuz?

            REHN: AB'nin tezi nettir: Yapısal açıdan otomatik  sisteme bağlı olmaması, ‘ucu açık’ olmasına rağmen,  Türkiye'nin üyeliği için müzakere sürecine devam ediyoruz.  Ortak hedef bellidir ve Türkiye'nin bir gün yükümlülüklerini  yerine getirmesi durumunda tam üyeliktir. Hukuk devletine,  temel özgürlüklere saygı gösteren, daha Avrupalı bir  Türkiye'ye kolaylık sağlamak yönünde, AB'nin stratejik  açıdan çıkarı var. Türkiye, Avrupa ile İslam arasında bir  köprü, istikrar faktörü ve büyük Orta Doğu için demokrasi  örneği olabilir. Avrupa'da Türkiye'nin stratejik önemi  küçümseniyor, aynı zamanda da Türkiye'de de ülkelerinin  Avrupa için stratejik önemi aşırı büyütülüyor. Evet,  stratejik önemi ve ekonomik dinamizmi nedeniyle Avrupa'nın  Türkiye'ye ihtiyacı var, fakat bu kartını da aşırı bir  şekilde kullanmamalı. Avrupa için önemini aşırı  değerlendirmemeli. (…)" (Fei Karaviti, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile yapılan mülakat,  27-29/10)

Eleftherotipia: "Atina Garantör Güç İken Kıbrıs'ın Seyircisi Oldu": "Türkiye'nin deniz ve hava limanlarını Kıbrıs'a açma  yükümlülüğünü ifayı reddetme kararı gelecek aralık ayında değerlendirilecek. Yunan Hükümeti de, Türkiye'yi kurtarmak  için Finlandiya Başkanlığı, Komisyon ve ‘Türkiye'nin AB'deki  fun club’ı (gazete notu: İngiliz ve Amerikalılar) tarafından  sarf edilen çabaların peşinde, kararsız ve tereddütlü  adımlarla ilerliyor. (…) Atina, Finlandiya Başkanlığı’nın Annan planının metotlarını ‘kopyalayarak’ tam olarak uygulaması, başka bir  ifadeyle iki tarafın tezlerini kaydederek, görüşler arasında  uzlaşma sağlama çabaları, Kıbrıs konusuna ilişkin son fırsata  dair çağrıları ve sonunda Kıbrıs ‘engelini’ zayıflatarak,  Türkiye'nin AB üyeliğini ilerletme çabaları karşısında,  ilgisiz bir seyirci gibi duruyor. Kısacası Yunan Hükümeti, Türk-Yunan ilişkilerini  etkileyecek ve onu Türkiye'nin üyeliği hakkında kesin  bir tez dile getirmeye zorlayacak, aynı zamanda da, AB  içinde ‘sürünün peşinde ilerlemesini kolaylaştırmayacak’ (ve doğal olarak onu Türkiye ve ABD ile karşı karşıya  getirecek olan) Kıbrıs sorununun çözümlenmesine ilişkin  uygulamalara karışmamak için elinden geleni yapıyor. Son günlerde hükümet, AB'nin aralık ayı zirvesinde  Türkiye ile müzakerelerin gidişatı için sonunda nasıl bir  tavır takınacağı hakkında ‘kaygılandığı’ izlenimi veriyor.  Şimdilik dağınık olan, Türkiye'deki seçimler sona erene  kadar müzakerelere ara verilmesi yönündeki düşüncelere,  Atina'nın da katıldığı yönünde belirtiler var. Ancak,  şu ana kadar, aslında pek fazla bir şey ifade etmeyen  bu tezin sadece çerçevesi üzerinde duruyor, içeriğine  değinmiyor. Çok ağır adımlarla ilerleyen Atina, üyelik müzakerelerine  ara verilmesinin ne gibi bir anlam taşıyacağına ilişkin Yunan  tezi üzerinde çalışmaya henüz başlamadı. Atina, ertelemenin  sadece Protokolle ilgili bölümleri mi, yoksa bölümlerinin  tamamını mı kapsayacağına dair düşüncelerini açıklamaya er  geç davet edilecek. En önemlisi de: Ankara ile müzakerelerin  yeniden başlaması için ‘ön şartlar konacak mı, konmayacak mı, başka bir ifadeyle müzakereler yeniden başlamadan önce Ankara  Kıbrıs yönünde protokolü uygulayacak mı, uygulamayacak mı?’ sorusuna açıkça cevap vermeli."  (Kira Adam, 27/10)

To Vima: "Josep Borrell: Yunan GSMH'sinin Yeniden Düzenlenmesi Çok Garip":

            "SORU: Son Eurlings raporunda da, Türk-Yunan  ilişkilerinin ve Kıbrıs konusunun, Türkiye'nin Avrupa yolunun  açılması açısından çok önemli olduğunu görüyoruz. Ne şekilde  hareket etmemizin ve Türkiye'nin bu yolu açık bulması için  ne şekilde hareket etmesi gerekiyor sizce?

            BORRELL: Türkiye'nin, AB üye devletleri için talep edilen  tüm ön şartları yerine getirmesinin gerektiği kesin ve daha da  yapması gereken birçok şey var. Hatta AB Parlamentosu kısa  süre önce aldığı bir kararla, Türkiye'de reformların  ‘temposuna’ dair hayal kırıklığını dile getirdi. Bu tempo çok  ağır; ayrıca Kıbrıs ile ilişkiler, Ankara Anlaşmasının  uygulanması ve Türkiye'nin deniz ve hava limanlarını Kıbrıs  gemi ve uçaklarına açması, bunlar askıda tutulan konular.  Bunların yıl sonuna dek çözümlenerek Kıbrıs Türk tarafının  tecridine de son verileceğini ümit ediyoruz. Finlandiya  Başkanlığı da zaten bunu yapmak istiyor. AB Komisyonu’nun  gizli tutulan bir önerisi daha var; iki tarafın da esneklik  göstererek bunu kabul edeceklerini ümit ediyoruz; çünkü  kutuplaşma ve uzlaşmaz tutum yardımcı olmuyor, sadece herkese  kötülük getiriyor. Türkiye ile müzakerelerin devam etmesi  gerekiyor.

            SORU: Türkiye'nin tutumu ve Sayın Erdoğan'ın özellikle  resmi açıklamalarındaki şahsi tutumu bir yana, Türk tarafının  bu uzlaşmaz tavrı gerçekten iç tüketimle ilgili nedenlerden  mi kaynaklanıyor?

            BORRELL: Bence Türkiye AB'ye önem veriyor; bunu hiçbir  zaman inkar etmediler; önemsiyorlar hem de çok fazla. Bizi  de çok ilgilendiriyor. Bizim yaşam düzenimize mümkün olduğu  kadar daha yakın olan, ülkelerinin siyasi yönetim şekli  bizimkine benzeyen bir Türkiye istiyoruz. Çünkü Türkiye büyük  bir ülke; büyük bir tarihi, çok önemli bir jeopolitik rolü,  bir demografik yapısı ve bir kalkınma dinamizmi var, bunu da  gözardı edemeyiz. Bu bağlamda, Türkiye'nin laik devletin  demokratik reformlar yolunda ilerlemesini, azınlıklara ve  insan haklarına saygı göstermesini istiyoruz. Bu, sadece  Türklerin değil bizim de yararımıza olacak.          

            SORU: Bir Sarkozy'yi, Fransız kamuoyunu, Alman  kamuoyunu nasıl ikna edebileceksiniz? Türkiye'ye Avrupa  üyelik yolunun açılmasına çok karşı çıkıyorlar.

            BORRELL: Türkiye'nin aday ülke olması konusunda onları  ikna etmemize gerek yok. Bu zaten oldu. Türkiye'nin aday  ülke olup olmadığını tartışmak isteyenler için artık çok  geç, konunun tartışılması için çok geç, bu konuda zaten  karar verildi. ‘Türkiye Avrupa Birliği'nin üyesi mi, değil  mi veya olması gerekli mi yoksa değil mi?’ konusunu  tartışmak isteyenler için ise henüz çok erken, hem de  fazlasıyla erken. Bu karar yarın alınmayacak, Türkiye tüm  ön şartları yerine getirdiğinde alınacak, bu da 10-15 yıl  sonra olacak." (Thanasis Lalas, AB Parlamento Başkanı Joseph Borrell ile  yapılan mülakat, 28-29/10)

 

NOT: Bu bülten, 27-29 Ekim 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

ESKİ SAYILAR