01.12.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

Der Tagesspiegel: "CDU, Türkiye'ye Yaptırım Uygulanmasından Yana": "Federal Dışişleri Bakanı Steinmeier, Kıbrıs'ta limanlar  konusunda varolan anlaşmazlığın çözülememesinin göz ardı  edilemeyeceğini söyleyerek, üyelik müzakerelerinin daha ‘düşük seviyeli’ olarak devam ettirilmesini beklediğini, ancak müzakerelerin durdurulmasını istemediklerini belirtti. Türkiye'ye karşı daha sert yaptırımlar gerektiğini savunan  Hıristiyan Birlik Partileri, şimdiye kadar Brüksel'de alınan  tedbirlerin tamamen yetersiz kaldığını, Türkiye görevlerini  yerine getirene kadar yeni fasılların açılmaması gerektiğini  ve Türkiye'nin bu konuda AB tarafından yılda iki veya üç kez  kontrol edilmesi gerektiğini açıkladı. CSU Başkanı Stoiber  ise müzakerelerin dondurulması gerektiğini belirterek  Türkiye'nin, eski üye Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye girmek  istediğini ve Türkiye'nin bir Avrupa ülkesi olmadığını, AB'ye  girdiği takdirde Avrupa'nın karakterini değiştireceğini dile  getirdi. CDU'nun, dış politika çerçevesinde getirdiği teklife  göre, müzakereler ucu açık bir şekilde sürdürülmeli, ancak  doğru çözüm ayrıcalıklı ortaklık olurdu."  ("hmt"/"müh" rumuzlu, 29/11)

 

Frankfurter Rundschau: "Diplomatların Saati": "Türklerin Avrupa Birliği’ne girme şevki şu sıralar sınırlı  ve bilindiği üzere AB'de de, Ankara ile müzakerelerin, bugünü  bırakın, dünden koptuğunu görmek isteyen çok kişi var. Bu  nedenle de Kıbrıs meselesiyle ilgili anlaşmazlığın çıkmaza  girmesi bir çokları için, AB'nin Ağrı ve Anadolu'ya kadar  uzanma fikrinin gömülmesi için beklenmedik bir fırsattır. İyi ki diplomatlar dediklerini kabul ettirerek, bir  çözüm buldu. Bu, hem AB hükümetlerinin kaldırabileceği bir  çözümdür, hem de müzakereler kesilmek zorunda kalınmayacaktır.  Ayrıca bu çözüm, iki tarafa da belirli ölçüde sert davranma  olanağı veriyor ki, bu maraton projesinde iki müzakere  heyetinin şimdi tam da buna ihtiyacı olduğu görülüyor. Ankara'nın bu denli inatçı davranmasından tabii ki  yakınılabilir, kaldı ki Kıbrıs gemilerinin Türk limanlarına  girişi öngörülebilir bir ihtilaftı. Ve AB, tabii ki Türk  Hükümeti burun kıvırdığında tepki göstermek zorunda. Ne de  olsa çok sayıda sinyalle sürekli taviz vereceği umudunu  verdi, ancak bunu icraat izlemedi. AB Komisyonu'nun  tavsiyeleri buna verilen doğru yanıttır. Ne de olsa Türkiye'nin üyeliği projesinde söz konusu  olan, AB'nin yeniden icadından başka bir şey değildir. AB  bu durumda artık, savaşlarla bölünmüş bir kıtanın sınırlarının  aşıldığı bir örgüt değil, değer ve normlarını Avrupa sınırları  dışına taşıyan bir topluluk olacaktır. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini kimse söyleyemez.  Ancak bu deneyi, aslında çözümlenebilmesi gereken bir sorun  yaşanıyor diye, baştan durdurmak için ikna edici bir neden  yoktur." (Detlef Fechtner, 30/11)

 

Netzeitung: "Stoiber, Türkiye İçin Daha Sert Sonuçlardan Yana": "Bavyera Eyalet Başbakanı Edmund Stoiber (CSU), AB  Komisyonu’nun Türkiye ile katılım müzakerelerinin kısmen  askıya alınması yönündeki tavsiyesini ‘daha etkili  sonuçların’ izlemesi gerektiği görüşünde. Stoiber,  söz konusu kararın doğru yönde atılmış  bir adım olduğunu, ancak bunun yeterli olmadığını belirtti. AB Komisyonu, Ankara sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirene kadar sadece bazı  bölümleri değil tüm yeni başlıkları dondurmalı. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier  (SPD), AB Komisyonu’nun Türkiye ile katılım müzakerelerinin  yavaşlatılması yönündeki tavsiyesini olumlu karşılayarak  ‘uygun ve sorumlu’ olarak nitelendirdi. Steinmeier, Türkiye ile Kıbrıs meselesi nedeniyle yaşanan  tartışma ile ilgili ise ‘pragmatik bir çözümden’ yana olduğunu  ve AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın çabalarının sonuçsuz kalması  durumunda Almanya'nın Dönem Başkanlığı sırasında çözüm bulmaya çalışacağını belirtti." (29/11)

 

Die Welt: "Avrupa'nın Türkiye Tiyatrosu": "Dram, bir komediye ve Avrupa yüksek diplomasi okulu  bir maskaralığa dönüşüyor. AB, Türkiye meselesinde aklını  mı kaçırdı? Yapılabilirlik öngörüsünü, gerçeklik duygusunu  mu yitirdi? AB, Ankara'ya katılım müzakereleri için hep  yeni bir arka kapı açtı. Ardından, tamamen beklenmedik  bir şekilde, AB Komisyonu’nun, üye ülke Kıbrıs'ı tanımadığı  için Türkiye'ye nasıl davranılacağına ilişkin tavsiye kararı  bir hafta öne alındı. Tabii ki bu karar da el freniyle  donatılmış bulunuyor. Finlandiya Başbakanı, bir  kez daha uzlaşma şansı konusunda nabız yoklamak için  Türkiye'ye gidecek. Fin Bakan boş ellerle geri dönecek  ve Boğaz'da sadece dostane bir tebessüm bulacak. Zira  Türkiye, birçok nedenden dolayı Kıbrıs meselesinde adım  atmıyor ve bu durum gelecek yıl yapılacak seçim sonrasına  kadar da böyle kalacak. AB, buna rağmen ümit etmeyi  sürdürüyor. Aralık ayı ortasındaki bir sonraki zirvesinin sadece bir ana konusu olacak, o da Türkiye. Karamsar yüz  ifadeleriyle yeni açıklamalar yapılacak. Ankara adım  atmayacak. Ancak enerji, bürokratikleşmeden uzaklaşma  gibi Avrupa'yı ilgilendiren diğer acil konular arka plana  itilecek. Pazarlık devam edecek. Günün mesajı bu şekilde.  Tüm toplar oyunda yer almaya devam ediyor, herkes kendini  kazanan olarak görebilir, Avrupai bir uzlaşı. Alman ve  İngiliz diplomatlar bunu ‘denge siyaseti’ olarak niteliyorlar. Günün birinde BM tarafından büyük bir çözüm bulunmasını ümit  etmeye devam edebilirler. Bu arada sadece AB'nin inandırıcılığı yarı yolda kalıyor. Ankara, Kıbrıs'ı tanımadığı sürece, sert  davranılması, Türkiye ile müzakerelerin tamamen kesilmesi  gerekiyordu. AB Komisyonu, Türkiye'ye bundan sonra nasıl  davranılacağına ilişkin kararında özgür değildi. Üye devletler  haftalardır kararı etkilemeye çalıştılar ve bunu başardılar.  Avrupalı kurumlar için iyi bir gün değildi. Öte yandan Avrupalıların Türkiye karşısındaki müzakere pozisyonu giderek  zayıflıyor." (Christoph B. Schiltz, 30/11)

 

Berliner Zeitung: "Atış Var, Patlama Yok": "Avrupalılar ile Türklerin ne denli yakından  birbirlerine bağlı oldukları, ancak birlikteliklerini  ne denli zorlaştırdıkları hiç bugünlerde olduğu kadar  belirgin bir şekilde gözler önüne serilmemişti. Katolik  Kilisesinin ruhani lideri Boğaz'daki ülkeyi ziyaret  ediyor, ancak ne Avrupa siyasetçisi ne de AB temsilcisi  olmasına rağmen bu ziyaret, Türkler ve Avrupalıların çoğu  tarafından, iki tarafın diyaloga gidip gitmeyeceğinin bir  sınavı olarak görülüyor. Aynı zamanda Riga'da NATO Zirvesi gerçekleşiyor. Burada  masada, özgüvenli bir Türkiye oturuyor. Katkıları olmadan,  Batı'nın Soğuk Savaşı kendi lehine sonuçlandıramayacağı,  değer verilen, güvenilen bir müttefik. Etkisi olmaksızın Orta  Doğu'nun istikrara kavuşmasının mümkün olmadığı stratejik önemi  büyük bir ülke. Diplomatlar ve askerlerin dünyasında, dinler ve  duyguların önemi yoktur. Burada çıkarlar önemlidir ve bu yüzden  Türkiye çok değerlidir. Bir de, Türklerin özlemini çektikleri  Brüksel var. Görünür bir gelecekte Avrupa Birliği çevresine  gerçekten alınacaklar mı, dışarıda mı kalacaklar, burada karar  verilecek. Halihazırda durum Türkiye için oldukça kötü gözüküyor.  Katılım müzakereleri başladıktan 14 ay sonra ağır bir krize  girilmiş durumda. (…)" (Thorsten Knuf, 30/11)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

Der Standard: "Hileli Paket": "AB Komisyonu’nun Türkiye ile müzakerelerin gidişatına  ilişkin önerisi, şimdiye kadarkilerin en iyisi. Sonunda  muhtemelen resmi olarak amaçlanan şeyin tam tersi  gerçekleşecek (AB müzakerelerin hızının azaltılacağını  vaat ediyor). Bu çözüm hem herkesin itibarını korumasını  sağlayacak, hem de Türkiye'nin katılımının özel konumunu  dikkate almış olacak. Bu yıllarca sürecek bir süreç ve  büyük sabır gerektiriyor. 10 belki de 15 yıla kadar  belki de kaybolacak bazı şeyleri, katılımı engellediği  için eleştirmenin bir anlamı yok. AB Türkiye karşısında birden fazla sembolik jestte  bulunduğunu rahatlıkla söyleyebilir: En önemli fasıllardan  sekizinin durdurulması ve diğer fasılların kapatılmaması,  hiç az sayılmaz ve Türklerin anlaşmalara uymak istememelerine  gösterilecek uygun bir tepki. Kıbrıs, AB'nin bu karar ile dayanışma gösterdiğine ve  daha tamamlanmamış olan 26 faslın üzerindeki engeli kaldırıp  örneğin ekonomi, endüstri ve eğitim gibi konularda yapılacak  müzakerelerin kapısını açtığına işaret edebilir. Türkiye ise  bunu iç politikada büyük bir başarı olarak gösterebilir, çünkü  müzakereler yazdan beri Kıbrıs'ın vetosu yüzünden fiilen  durmuş durumda." (Michael Moravec, 30/11)

 

 

BELÇİKA BASINI:

Le Soir: "Türk Hamlesine Fren": "Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin AB üyelik  müzakerelerinin yavaşlatılmasını tavsiye etti. Avrupa  Komisyonu, 35 müzakere başlığının 8'inin askıya alınmasını  önerdi. Komisyon aynı zamanda, Türkiye'nin Birliğe (ve  Kıbrıs'a) karşı yükümlülüklerini tam olarak yerine  getirmemesi halinde hiçbir faslın kapatılmamasını önerdi. Bu bir sürpriz olmadı. Türkiye, kendi taahhütlerini  de ihlal ederek, limanlarını Kıbrıs gemilerine açmayı  kesin bir dille reddediyor. Bu sorun, 2005 yılından bu  yana resmen masada bulunuyor. AB Dönem Başkanı Finlandiya, bu hafta başında, soruna   bir çözüm bulmayı denedi, ancak nafile. 25'ler ise,  Türkiye'nin taahhütlerini reddine karşı Aralık ayında  cevap vermeyi planlıyor. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,  Komisyonun tavsiye kararını şöyle açıkladı: ‘Birliğin   Türkiye'ye, Türkiye'nin de Birliğe ihtiyacı var. Ancak,  topluluk bir hukuk topluluğudur. Tren yavaşlayacak, ancak  adil ve kararlı olduğumuzu düşünüyorum.’ Türkiye, 25'lerden Kıbrıs'ın kuzeyini Birliğin bir  bölgesi olarak görmesini istiyor. AB üyeleri bu talebe  hukuk sınırları içinde olumlu yanıt verdiler. Birlik,   adada dolaşımı destekledi. Kuzey kesiminin kalkınması  için önemli bir mali yardım öngördü. Geriye, Birliğin diğer ülkeleriyle doğrudan ticaret sayesinde adanın bu  bölümünün tecridine son verilmesi meselesi kalıyor. Ancak,  bu mesele oldukça çetrefilli (...)" (Maroun Labaki, 30/11)

 

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Başbakan Erdoğan, Avrupa Komisyonu'nun Tavsiye Kararını Önemsemedi": "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa  Komisyonu'nun Türkiye ile müzakerelerin kısmi olarak  dondurulması yönündeki tavsiye kararını ‘görüşmeler  sadece yavaşlayacaktır’ diyerek önemsemediğini belirtti. Avrupa Komisyonu, 25'lere Türkiye ile 35 konu  başlığı altında sürdürülen müzakerelerde 8 başlığın  dondurulması tavsiyesinde bulundu. NATO zirvesi için gittiği Letonya'nın başkenti  Riga'dan Türkiye'ye dönerken Başbakan Erdoğan, konu ile  ilgili daha olumlu bir tavır takındı. Riga'da yaptığı açıklamada Erdoğan, Komisyonun  kararını ‘kabul edilemez’ olarak nitelendirmişti. Erdoğan, basın mensuplarına yaptığı açıklamada,  ‘AB, bu tavsiye kararı konusunda ısrarlı davranırsa  müzakere sürecinde sadece küçük bir yavaşlama olacaktır.  Müzakerelerin tümünün askıya alınması söz konusu değildir.  Biz, AB yolunda kararlıyız.’ dedi."  (Burak Akıncı, 30/11)

 

 

 

İNGİLTERE BASINI:

Reuters: "AB-Türkiye Mücadelesinde Strateji ve Politika Çarpışıyor": "Avrupa Birliği, Türkiye'yi, limanlarını Kıbrıs gemilerine  açmamakta diretmesi konusunda ne kadar sert cezalandırması  gerektiğine karar vermeye çabalarken, önümüzdeki iki hafta  içinde stratejik çıkarlar ve siyasi gerçekler birbiriyle çarpışacak. Avrupa Komisyonu, Ankara'nın üyelik müzakerelerinin  büyük bir bölümünün askıya alınması yönünde beklenmedik sert  bir tavsiyede bulunarak ilk silahı ateşledi. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, kararı ‘kabul  Edilemez’ olarak nitelerken Ankara'nın en büyük müttefiki  İngiltere, ‘üzücü bir şekilde sert’ olarak değerlendirdi. Yılın büyük bir bölümünde Türkiye'nin AB girişiminde  olası bir ‘tren kazası’ uyarısında bulunan AB'nin  Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, görüşmeler  yavaş da olsa devam edeceği için tavsiyenin bir kazaya neden  olmayacağında ısrar etti. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, gazetecilere yaptığı  açıklamada, Komisyonun ‘muhtemelen frenlere çok sert  bastığını’ söyledi ve ‘Süreç durursa bu stratejik bir felaket  olur.’ dedi.  Ancak Avusturya ve Lüksemburg gibi Türkiye'nin AB  emelleri konusunda şüpheci olanlar için bu yeterince sert  olmayabilir. AB'den bir kaynak bazı ülkelerin müzakerelerin  en az yarısının belirsiz bir süre için askıya alınmasını  istediğini belirtti. Kıbrıs her halükarda tüm bölümlerin açılmasına karşı  çıkıyor dolayısıyla sonuçta teoride müzakereler kısmen askıya  alınırken pratikte tamamen durabilir. Aralık 2004'te 25 AB lideri, Orta Doğu ve İslam  alemiyle stratejik açıdan çok önemli bir köprü olarak  görülen büyük, kalabalık, yoksul ve nüfusunun çoğunluğu  Müslüman olan ülkeyle müzakereleri başlatma kararı aldı. Ancak Avrupa'da kamuoyunun düşüncesi Türkiye aleyhine  dönerken Türkiye'de de AB karşıtlığı yükselişe geçti. Bu  karşılıklı yabancılaşma süreci ‘Türkiye'yi kayıp mı  ediyoruz?’ başlıklı konferanslar düzenlenmesine neden oldu. Diplomatlar, Ankara ile ilişkileri Irak savaşı  yüzünden bozulan Amerika'nın da Avrupa'nın, Kıbrıs meselesi  yüzünden önemli bir NATO müttefikine sırtını dönmesi  ihtimalinden kaygılı. Pek çok diplomat, AB'nin 2004'te bölünmüş Kıbrıs'ı  üyeliğe kabul etmekle çok büyük bir siyasi hata yaptığını  düşünüyor. AB Brüksel ve Ankara arasındaki ilişkideki olumsuz  dinamiği tersine çeviremedikçe gelecek yıl ki konferansların  konusu ‘Türkiye'yi kim kaybetti?’ olabilir."  (Paul Taylor, 30/11)

 

             Reuters: "Kıbrıs, Türkiye ile Müzakerelerin Kısmi Olarak Askıya Alınmasından Memnun Değil": "Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, AB'nin, Ankara'nın Kıbrıs'a  limanlarını ve hava alanlarını açmayı reddetmesi üzerine Türkiye ile müzakereleri kısmi olarak askıya almayı tavsiye  etmesinin hükümetini tatmin etmediğini söyledi. Papadopulos, Reuters'e yaptığı açıklamada, ‘Memnun  değiliz. Bunun Türkiye'ye yükümlülüklerine uyması konusunda  herhangi bir baskı uygulamadığını düşünüyoruz.’ dedi. Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerini  kısmi olarak askıya alma tavsiyesinde bulunduğunu açıkladı. Komisyon, 35 müzakere alanından sekizinin Kıbrıs sorunu  çözülene kadar askıya alınacağını açıkladı. AB'nin kararı, büyük Müslüman bir ülkeyi tam üye olarak  kabul etme konusunda endişe duyan AB üye devletleri tarafından memnuniyetle karşılandı, ancak İngiltere gibi bazı ülkeler de  Ankara'ya olumsuz işaret göndermenin uzun vadede ciddi bir  hata olacağını belirtti." (30/11)

 

The Financial Times: "Neden Şimdi Duruyor?": "AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn  oldukça renkli şu metaforu çok seviyor; Türkiye'nin Avrupa  Birliği kulübüne katılım sürecinde giderek yaklaşan krizi  olası bir ‘tren kazası’ olarak betimliyor. Ancak solgun bir ifadeyle yaptığı açıklamada  sorunların kelime oyunları yapılamayacak kadar ciddi  olduğunu ifade etti. Türkiye'nin üyeliğinde yeni olası gecikmeleri  bildirirken Rehn, ‘Benzetme yapacak durumda değilim.’ dedi. Bu tavır çok uzun sürmedi. Rehn, ‘Dondurma ya da  kış uykusu gibi bir şey yok. Tren yoluna devam edebilir.’ dedi. Ankara'nın sürecin sorunsuz ilerlemesi için taşıdığı  sorumlulukla ilgili olarak Rehn, ‘Top onların sahasında.  Altın golü atabilmek için halen zamanları var.’ dedi. Tüm bunlar akla Tony Blair'in Kuzey İrlanda barış  görüşmelerinde kritik bir safhada yaptığı yorumu getiriyor:  ‘Alıntı yapma zamanı değil. Tarihin elini omuzlarımda  hissediyorum.’" (30/11)

 

Reuters: "AB: Türkiye'yi Müzakerelerden Uzaklaştırmak İstemiyoruz": "Brüksel'in, Ankara'nın  Birliğe katılım müzakerelerinin kısmi olarak askıya  alınmasını önermesinin ardından, Avrupa Komisyonu Başkanı  Jose Manuel Barroso, yaptığı açıklamada, Avrupa'nın  isteğinin, Türkiye'yi müzakere masasından uzaklaştırmak  olmadığını söyledi. Barroso şöyle dedi: ‘Bu, Türkiye'yi müzakere  masasından uzaklaştırmak için yaratılmış bir fırsat  değil.’ Barroso ayrıca, Avrupa Komisyonu’nun isteğinin de bu  yönde olmadığını sözlerine ekledi. Barroso, Birliğin 25 üyesinin gelecek ay bir araya  geldiklerinde, tavsiyeyi, çok küçük değişikliklerle yahut  hiçbir değişiklik olmadan onaylamasını beklediğini söyledi. Barroso, ‘Yükümlülüklerini yerine getirme konusunda ne  kadar istekli olduğunu göstermek Türkiye'ye kalmış.’ dedi." (30/11)

 

Reuters: "Finlandiya, AB Bakanlarının Türkiye'ye Yönelik Tavsiye Kararını Değiştirebileceklerini Belirtti": "AB Dönem Başkanlığı’nı yürütmekte olan Finlandiya'dan yapılan açıklamada,  Avrupa Komisyonu’nun Türkiye ile müzakerelerde bazı başlıkların  askıya alınması önerisinin gelecek ay yapılacak AB dışişleri  bakanları toplantısında değiştirilebileceği belirtildi. Finlandiya AB Başkanlığı’ndan bir sözcü, tavsiye  kararının herhangi bir değişiklik yapılmaksızın 11 Aralık'taki  dışişleri bakanları toplantısına gideceğini söyledi. Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ise, Türk  muhabirlere bugün erken saatlerde, tavsiye kararının  toplantıda değiştirilmesinin muhtemel olduğunu söyledi." (30/11)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

Kıbrıs Haber Ajansı: "Pasiardis: Herhangi Bir Başlığın Açılmasına İzin Vermeme Hakkını Kullanacağız": "Hükümet Sözcüsü Hristodulos Pasiardis, yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB ve Kıbrıs'a karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmeye devam etmesi nedeniyle AB Komisyonu'nun yaptığı önerilerin onaylanmasına, bu önerilerin bugünkü şekliyle kalması durumunda muvafakat etmeyeceğini söyledi. Pasiardis, ‘Sonuçlar bizi tatmin etmediği takdirde,  o zaman karşı çıkacağız ve onaylanması için oybirliği  gerekeceği için, kararlar geçerli olmayacak. Böyle bir  durumda, aynı noktaya gelecek ve Türkiye'nin üyelik süreci  konusunda herhangi bir başlığın açılmasına izin vermeme  hakkımızı kullanacağız.’ dedi. Pasiardis, daha iyi bir sonuç konusunda çabaların  arttırıldığını açıkladı, fakat daha fazla bir ayrıntı  vermedi. Pasiardis, ‘Şimdi AB üyesi ülkeler arasında bir  siyasi diyalog başlıyor. Nihai karar, AB Dışişleri Bakanları  Konseyi ve AB doruk toplantısına kalıyor.’ dedi." (30/11)

 

 

JAPONYA BASINI:

Nihon Keizai Shimbun: "AB, Türkiye ile Üyelik Görüşmelerinin Bir Kısmını Donduruyor": "Avrupa Parlamentosu 29 Kasım'da, Türkiye ile yürütülen  üyelik görüşmelerinin bir kısmını dondurma kararı aldı. Türkiye'nin AB üyesi Kıbrıs'ı tanımaması, liman ve  havaalanlarını açmaması gerekçe gösteriliyor. Dev İslam ülkesi Türkiye'nin AB üyeliğine Batı ülkelerinde güçlü tepkiler var  ve kısmi dondurmayla üyelik görüşmelerinin biraz daha  uzaması kaçınılmaz olacak. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Olli Rehn, yaptığı basın toplantısında, ‘Türkiye, anlaşmalara  harfiyen uymuyor. AB ülkelerine, görüşmelerin bir kısmını dondurma tavsiyesinde bulunmaktan başka yapabileceğimiz bir  şey yok’ şeklinde konuştu." (Shigeru Shimoda, 30/11)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

Kathimerini: "Müzakerenin Cazibesi": "Avrupa Komisyonu önerisinin açıklandığı  andan itibaren, AB-Türkiye müzakerelerinin en yoğun aşaması  başladı. Bu ortamda başrolleri Kıbrıs ve Türkiye oynuyor,  diğer AB ülkeleri ise, kimi daha az, kimi daha çok, konuyla  ilgileri oranında ve çıkarlarına göre ‘arabulucu’ rolünü  üstlendiler. Herkes endişe ediyor, çatışmanın engellenmesi için  mücadele veriyor. Sadece Lefkoşa ve Ankara endişe etmiyor  ve zorlu müzakereciler olarak ön plana çıkıyorlar. Ankara zaman içinde  bazı baskılarla karşı karşıya geldi, ancak genel olarak  konuyu başarılı bir şekilde ele aldı. Bu, Kıbrıs  Cumhuriyeti'nin 2004 yılının Mayıs ayında AB üyesi olmasına  kadar sürdü. O günden bugüne Türkiye'nin en büyük siyasi  seçeneği, AB üyeliğinin ilerletilmesinin Lefkoşa'nın  mutabakatına bağlanması oldu. (…) İlk başta bir paradoks olarak görülen bu durumun nedeni, Avrupa Birliği'nde hukukun hakim olmasıdır. AB'nin kanunları  ve ilkeleri olan bir sisteme sahip olmasıdır. Stratejik  seçenekleri ortadan kaldırsa da, maddi çıkarlarına zarar  verse de, hiçbir AB üyesi ülke bu kanun ve ilkeleri ihlal  etmek istemiyor. Öte yandan, her siyasi yönetimin Avrupa  sisteminin sağladığı yeteneklerden yararlanmaya hazır olduğu  elbette kolayca anlaşılıyor. Sergilenen imaj az çok bozulmuş  gibi görünüyor. Ancak uygulamada durum farklıdır. Komisyonun,  Ankara'nın belli bir takvime uyum sağlaması gereğinden söz  edilmeksizin, müzakerelerin sekiz bölümünün dondurulmasını  öngören önerisiyle, 11 Aralık'ta veya birkaç gün sonra  yapılacak AB zirvesine kadar tamamlanması gereken müzakerenin  başlangıç noktası belirlendi." (Kostas Yordanidis, 30/11)

           

NOT: Bu bülten, 30 Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR