ALMANYA BASINI:
Der Tagesspiegel: "CDU, Türkiye'ye Yaptırım
Uygulanmasından Yana": "Federal Dışişleri
Bakanı Steinmeier, Kıbrıs'ta limanlar konusunda varolan anlaşmazlığın
çözülememesinin göz ardı edilemeyeceğini söyleyerek, üyelik
müzakerelerinin daha ‘düşük seviyeli’ olarak devam ettirilmesini
beklediğini, ancak müzakerelerin durdurulmasını istemediklerini
belirtti. Türkiye'ye karşı daha sert yaptırımlar gerektiğini savunan
Hıristiyan Birlik Partileri, şimdiye kadar Brüksel'de alınan
tedbirlerin tamamen yetersiz kaldığını, Türkiye görevlerini yerine
getirene kadar yeni fasılların açılmaması gerektiğini ve Türkiye'nin bu
konuda AB tarafından yılda iki veya üç kez kontrol edilmesi gerektiğini
açıkladı. CSU Başkanı Stoiber ise müzakerelerin dondurulması
gerektiğini belirterek Türkiye'nin, eski üye Kıbrıs'ı tanımadan AB'ye
girmek istediğini ve Türkiye'nin bir Avrupa ülkesi olmadığını, AB'ye
girdiği takdirde Avrupa'nın karakterini değiştireceğini dile getirdi.
CDU'nun, dış politika çerçevesinde getirdiği teklife göre, müzakereler
ucu açık bir şekilde sürdürülmeli, ancak doğru çözüm ayrıcalıklı
ortaklık olurdu." ("hmt"/"müh" rumuzlu,
29/11)
Frankfurter Rundschau: "Diplomatların Saati":
"Türklerin Avrupa Birliği’ne girme şevki şu sıralar sınırlı ve
bilindiği üzere AB'de de, Ankara ile müzakerelerin, bugünü bırakın,
dünden koptuğunu görmek isteyen çok kişi var. Bu nedenle de Kıbrıs
meselesiyle ilgili anlaşmazlığın çıkmaza girmesi bir çokları için,
AB'nin Ağrı ve Anadolu'ya kadar uzanma fikrinin gömülmesi için
beklenmedik bir fırsattır. İyi ki diplomatlar dediklerini kabul
ettirerek, bir çözüm buldu. Bu, hem AB hükümetlerinin kaldırabileceği
bir çözümdür, hem de müzakereler kesilmek zorunda kalınmayacaktır.
Ayrıca bu çözüm, iki tarafa da belirli ölçüde sert davranma olanağı
veriyor ki, bu maraton projesinde iki müzakere heyetinin şimdi tam da
buna ihtiyacı olduğu görülüyor. Ankara'nın bu denli inatçı
davranmasından tabii ki yakınılabilir, kaldı ki Kıbrıs gemilerinin Türk
limanlarına girişi öngörülebilir bir ihtilaftı. Ve AB, tabii ki Türk
Hükümeti burun kıvırdığında tepki göstermek zorunda. Ne de olsa çok
sayıda sinyalle sürekli taviz vereceği umudunu verdi, ancak bunu icraat
izlemedi. AB Komisyonu'nun tavsiyeleri buna verilen doğru yanıttır. Ne
de olsa Türkiye'nin üyeliği projesinde söz konusu olan, AB'nin yeniden
icadından başka bir şey değildir. AB bu durumda artık, savaşlarla
bölünmüş bir kıtanın sınırlarının aşıldığı bir örgüt değil, değer ve
normlarını Avrupa sınırları dışına taşıyan bir topluluk olacaktır.
Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini kimse söyleyemez. Ancak bu
deneyi, aslında çözümlenebilmesi gereken bir sorun yaşanıyor diye,
baştan durdurmak için ikna edici bir neden yoktur."
(Detlef Fechtner, 30/11)
Netzeitung: "Stoiber, Türkiye İçin Daha Sert
Sonuçlardan Yana": "Bavyera Eyalet Başbakanı
Edmund Stoiber (CSU), AB Komisyonu’nun Türkiye ile katılım
müzakerelerinin kısmen askıya alınması yönündeki tavsiyesini ‘daha
etkili sonuçların’ izlemesi gerektiği görüşünde. Stoiber, söz konusu
kararın doğru yönde atılmış bir adım olduğunu, ancak bunun yeterli
olmadığını belirtti. AB Komisyonu, Ankara sözleşmeden kaynaklanan
yükümlülüklerini yerine getirene kadar sadece bazı bölümleri değil tüm
yeni başlıkları dondurmalı. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter
Steinmeier (SPD), AB Komisyonu’nun Türkiye ile katılım müzakerelerinin
yavaşlatılması yönündeki tavsiyesini olumlu karşılayarak ‘uygun ve
sorumlu’ olarak nitelendirdi. Steinmeier, Türkiye ile Kıbrıs meselesi
nedeniyle yaşanan tartışma ile ilgili ise ‘pragmatik bir çözümden’ yana
olduğunu ve AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın çabalarının sonuçsuz
kalması durumunda Almanya'nın Dönem Başkanlığı sırasında çözüm bulmaya
çalışacağını belirtti." (29/11)
Die Welt: "Avrupa'nın Türkiye Tiyatrosu":
"Dram, bir komediye ve Avrupa yüksek diplomasi okulu bir maskaralığa
dönüşüyor. AB, Türkiye meselesinde aklını mı kaçırdı? Yapılabilirlik
öngörüsünü, gerçeklik duygusunu mu yitirdi? AB, Ankara'ya katılım
müzakereleri için hep yeni bir arka kapı açtı. Ardından, tamamen
beklenmedik bir şekilde, AB Komisyonu’nun, üye ülke Kıbrıs'ı
tanımadığı için Türkiye'ye nasıl davranılacağına ilişkin tavsiye
kararı bir hafta öne alındı. Tabii ki bu karar da el freniyle
donatılmış bulunuyor. Finlandiya Başbakanı, bir kez daha uzlaşma şansı
konusunda nabız yoklamak için Türkiye'ye gidecek. Fin Bakan boş ellerle
geri dönecek ve Boğaz'da sadece dostane bir tebessüm bulacak. Zira
Türkiye, birçok nedenden dolayı Kıbrıs meselesinde adım atmıyor ve bu
durum gelecek yıl yapılacak seçim sonrasına kadar da böyle kalacak. AB,
buna rağmen ümit etmeyi sürdürüyor. Aralık ayı ortasındaki bir sonraki
zirvesinin sadece bir ana konusu olacak, o da Türkiye. Karamsar yüz
ifadeleriyle yeni açıklamalar yapılacak. Ankara adım atmayacak. Ancak
enerji, bürokratikleşmeden uzaklaşma gibi Avrupa'yı ilgilendiren diğer
acil konular arka plana itilecek. Pazarlık devam edecek. Günün mesajı
bu şekilde. Tüm toplar oyunda yer almaya devam ediyor, herkes kendini
kazanan olarak görebilir, Avrupai bir uzlaşı. Alman ve İngiliz
diplomatlar bunu ‘denge siyaseti’ olarak niteliyorlar. Günün birinde BM
tarafından büyük bir çözüm bulunmasını ümit etmeye devam edebilirler.
Bu arada sadece AB'nin inandırıcılığı yarı yolda kalıyor. Ankara,
Kıbrıs'ı tanımadığı sürece, sert davranılması, Türkiye ile
müzakerelerin tamamen kesilmesi gerekiyordu. AB Komisyonu, Türkiye'ye
bundan sonra nasıl davranılacağına ilişkin kararında özgür değildi. Üye
devletler haftalardır kararı etkilemeye çalıştılar ve bunu başardılar.
Avrupalı kurumlar için iyi bir gün değildi. Öte yandan Avrupalıların
Türkiye karşısındaki müzakere pozisyonu giderek zayıflıyor."
(Christoph B. Schiltz, 30/11)
Berliner Zeitung: "Atış Var, Patlama Yok":
"Avrupalılar ile Türklerin ne denli yakından birbirlerine bağlı
oldukları, ancak birlikteliklerini ne denli zorlaştırdıkları hiç
bugünlerde olduğu kadar belirgin bir şekilde gözler önüne serilmemişti.
Katolik Kilisesinin ruhani lideri Boğaz'daki ülkeyi ziyaret ediyor,
ancak ne Avrupa siyasetçisi ne de AB temsilcisi olmasına rağmen bu
ziyaret, Türkler ve Avrupalıların çoğu tarafından, iki tarafın diyaloga
gidip gitmeyeceğinin bir sınavı olarak görülüyor. Aynı zamanda Riga'da
NATO Zirvesi gerçekleşiyor. Burada masada, özgüvenli bir Türkiye
oturuyor. Katkıları olmadan, Batı'nın Soğuk Savaşı kendi lehine
sonuçlandıramayacağı, değer verilen, güvenilen bir müttefik. Etkisi
olmaksızın Orta Doğu'nun istikrara kavuşmasının mümkün olmadığı
stratejik önemi büyük bir ülke. Diplomatlar ve askerlerin dünyasında,
dinler ve duyguların önemi yoktur. Burada çıkarlar önemlidir ve bu
yüzden Türkiye çok değerlidir. Bir de, Türklerin özlemini çektikleri
Brüksel var. Görünür bir gelecekte Avrupa Birliği çevresine gerçekten
alınacaklar mı, dışarıda mı kalacaklar, burada karar verilecek.
Halihazırda durum Türkiye için oldukça kötü gözüküyor. Katılım
müzakereleri başladıktan 14 ay sonra ağır bir krize girilmiş durumda.
(…)" (Thorsten Knuf, 30/11)
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard: "Hileli Paket":
"AB Komisyonu’nun Türkiye ile müzakerelerin gidişatına ilişkin önerisi,
şimdiye kadarkilerin en iyisi. Sonunda muhtemelen resmi olarak
amaçlanan şeyin tam tersi gerçekleşecek (AB müzakerelerin hızının
azaltılacağını vaat ediyor). Bu çözüm hem herkesin itibarını
korumasını sağlayacak, hem de Türkiye'nin katılımının özel konumunu
dikkate almış olacak. Bu yıllarca sürecek bir süreç ve büyük sabır
gerektiriyor. 10 belki de 15 yıla kadar belki de kaybolacak bazı
şeyleri, katılımı engellediği için eleştirmenin bir anlamı yok. AB
Türkiye karşısında birden fazla sembolik jestte bulunduğunu rahatlıkla
söyleyebilir: En önemli fasıllardan sekizinin durdurulması ve diğer
fasılların kapatılmaması, hiç az sayılmaz ve Türklerin anlaşmalara
uymak istememelerine gösterilecek uygun bir tepki. Kıbrıs, AB'nin bu
karar ile dayanışma gösterdiğine ve daha tamamlanmamış olan 26 faslın
üzerindeki engeli kaldırıp örneğin ekonomi, endüstri ve eğitim gibi
konularda yapılacak müzakerelerin kapısını açtığına işaret edebilir.
Türkiye ise bunu iç politikada büyük bir başarı olarak gösterebilir,
çünkü müzakereler yazdan beri Kıbrıs'ın vetosu yüzünden fiilen durmuş
durumda." (Michael Moravec, 30/11)
BELÇİKA BASINI:
Le Soir: "Türk Hamlesine Fren":
"Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin
yavaşlatılmasını tavsiye etti. Avrupa Komisyonu, 35 müzakere başlığının
8'inin askıya alınmasını önerdi. Komisyon aynı zamanda, Türkiye'nin
Birliğe (ve Kıbrıs'a) karşı yükümlülüklerini tam olarak yerine
getirmemesi halinde hiçbir faslın kapatılmamasını önerdi. Bu bir sürpriz
olmadı. Türkiye, kendi taahhütlerini de ihlal ederek, limanlarını
Kıbrıs gemilerine açmayı kesin bir dille reddediyor. Bu sorun, 2005
yılından bu yana resmen masada bulunuyor. AB Dönem Başkanı Finlandiya,
bu hafta başında, soruna bir çözüm bulmayı denedi, ancak nafile.
25'ler ise, Türkiye'nin taahhütlerini reddine karşı Aralık ayında
cevap vermeyi planlıyor. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,
Komisyonun tavsiye kararını şöyle açıkladı: ‘Birliğin Türkiye'ye,
Türkiye'nin de Birliğe ihtiyacı var. Ancak, topluluk bir hukuk
topluluğudur. Tren yavaşlayacak, ancak adil ve kararlı olduğumuzu
düşünüyorum.’ Türkiye, 25'lerden Kıbrıs'ın kuzeyini Birliğin bir
bölgesi olarak görmesini istiyor. AB üyeleri bu talebe hukuk sınırları
içinde olumlu yanıt verdiler. Birlik, adada dolaşımı destekledi. Kuzey
kesiminin kalkınması için önemli bir mali yardım öngördü. Geriye,
Birliğin diğer ülkeleriyle doğrudan ticaret sayesinde adanın bu
bölümünün tecridine son verilmesi meselesi kalıyor. Ancak, bu mesele
oldukça çetrefilli (...)" (Maroun Labaki,
30/11)
FRANSA BASINI:
AFP: "Başbakan Erdoğan, Avrupa Komisyonu'nun Tavsiye
Kararını Önemsemedi": "Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile müzakerelerin kısmi
olarak dondurulması yönündeki tavsiye kararını ‘görüşmeler sadece
yavaşlayacaktır’ diyerek önemsemediğini belirtti. Avrupa Komisyonu,
25'lere Türkiye ile 35 konu başlığı altında sürdürülen müzakerelerde 8
başlığın dondurulması tavsiyesinde bulundu. NATO zirvesi için gittiği
Letonya'nın başkenti Riga'dan Türkiye'ye dönerken Başbakan Erdoğan,
konu ile ilgili daha olumlu bir tavır takındı. Riga'da yaptığı
açıklamada Erdoğan, Komisyonun kararını ‘kabul edilemez’ olarak
nitelendirmişti. Erdoğan, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, ‘AB,
bu tavsiye kararı konusunda ısrarlı davranırsa müzakere sürecinde
sadece küçük bir yavaşlama olacaktır. Müzakerelerin tümünün askıya
alınması söz konusu değildir. Biz, AB yolunda kararlıyız.’ dedi."
(Burak Akıncı, 30/11)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "AB-Türkiye Mücadelesinde Strateji ve
Politika Çarpışıyor": "Avrupa Birliği,
Türkiye'yi, limanlarını Kıbrıs gemilerine açmamakta diretmesi konusunda
ne kadar sert cezalandırması gerektiğine karar vermeye çabalarken,
önümüzdeki iki hafta içinde stratejik çıkarlar ve siyasi gerçekler
birbiriyle çarpışacak. Avrupa Komisyonu, Ankara'nın üyelik
müzakerelerinin büyük bir bölümünün askıya alınması yönünde beklenmedik
sert bir tavsiyede bulunarak ilk silahı ateşledi. Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan, kararı ‘kabul Edilemez’ olarak nitelerken
Ankara'nın en büyük müttefiki İngiltere, ‘üzücü bir şekilde sert’
olarak değerlendirdi. Yılın büyük bir bölümünde Türkiye'nin AB
girişiminde olası bir ‘tren kazası’ uyarısında bulunan AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, görüşmeler yavaş da olsa devam
edeceği için tavsiyenin bir kazaya neden olmayacağında ısrar etti.
İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, gazetecilere yaptığı açıklamada,
Komisyonun ‘muhtemelen frenlere çok sert bastığını’ söyledi ve ‘Süreç
durursa bu stratejik bir felaket olur.’ dedi. Ancak Avusturya ve
Lüksemburg gibi Türkiye'nin AB emelleri konusunda şüpheci olanlar için
bu yeterince sert olmayabilir. AB'den bir kaynak bazı ülkelerin
müzakerelerin en az yarısının belirsiz bir süre için askıya alınmasını
istediğini belirtti. Kıbrıs her halükarda tüm bölümlerin açılmasına
karşı çıkıyor dolayısıyla sonuçta teoride müzakereler kısmen askıya
alınırken pratikte tamamen durabilir. Aralık 2004'te 25 AB lideri, Orta
Doğu ve İslam alemiyle stratejik açıdan çok önemli bir köprü olarak
görülen büyük, kalabalık, yoksul ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan
ülkeyle müzakereleri başlatma kararı aldı. Ancak Avrupa'da kamuoyunun
düşüncesi Türkiye aleyhine dönerken Türkiye'de de AB karşıtlığı
yükselişe geçti. Bu karşılıklı yabancılaşma süreci ‘Türkiye'yi kayıp
mı ediyoruz?’ başlıklı konferanslar düzenlenmesine neden oldu.
Diplomatlar, Ankara ile ilişkileri Irak savaşı yüzünden bozulan
Amerika'nın da Avrupa'nın, Kıbrıs meselesi yüzünden önemli bir NATO
müttefikine sırtını dönmesi ihtimalinden kaygılı. Pek çok diplomat,
AB'nin 2004'te bölünmüş Kıbrıs'ı üyeliğe kabul etmekle çok büyük bir
siyasi hata yaptığını düşünüyor. AB Brüksel ve Ankara arasındaki
ilişkideki olumsuz dinamiği tersine çeviremedikçe gelecek yıl ki
konferansların konusu ‘Türkiye'yi kim kaybetti?’ olabilir."
(Paul Taylor, 30/11)
Reuters: "Kıbrıs, Türkiye ile Müzakerelerin Kısmi Olarak
Askıya Alınmasından Memnun Değil": "Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos
Papadopulos, AB'nin, Ankara'nın Kıbrıs'a limanlarını ve hava alanlarını
açmayı reddetmesi üzerine Türkiye ile müzakereleri kısmi olarak askıya
almayı tavsiye etmesinin hükümetini tatmin etmediğini söyledi.
Papadopulos, Reuters'e yaptığı açıklamada, ‘Memnun değiliz. Bunun
Türkiye'ye yükümlülüklerine uyması konusunda herhangi bir baskı
uygulamadığını düşünüyoruz.’ dedi. Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin AB
üyelik müzakerelerini kısmi olarak askıya alma tavsiyesinde bulunduğunu
açıkladı. Komisyon, 35 müzakere alanından sekizinin Kıbrıs sorunu
çözülene kadar askıya alınacağını açıkladı. AB'nin kararı, büyük
Müslüman bir ülkeyi tam üye olarak kabul etme konusunda endişe duyan AB
üye devletleri tarafından memnuniyetle karşılandı, ancak İngiltere gibi
bazı ülkeler de Ankara'ya olumsuz işaret göndermenin uzun vadede ciddi
bir hata olacağını belirtti." (30/11)
The Financial Times: "Neden Şimdi Duruyor?":
"AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn oldukça renkli şu
metaforu çok seviyor; Türkiye'nin Avrupa Birliği kulübüne katılım
sürecinde giderek yaklaşan krizi olası bir ‘tren kazası’ olarak
betimliyor. Ancak solgun bir ifadeyle yaptığı açıklamada sorunların
kelime oyunları yapılamayacak kadar ciddi olduğunu ifade etti.
Türkiye'nin üyeliğinde yeni olası gecikmeleri bildirirken Rehn,
‘Benzetme yapacak durumda değilim.’ dedi. Bu tavır çok uzun sürmedi.
Rehn, ‘Dondurma ya da kış uykusu gibi bir şey yok. Tren yoluna devam
edebilir.’ dedi. Ankara'nın sürecin sorunsuz ilerlemesi için taşıdığı
sorumlulukla ilgili olarak Rehn, ‘Top onların sahasında. Altın golü
atabilmek için halen zamanları var.’ dedi. Tüm bunlar akla Tony Blair'in
Kuzey İrlanda barış görüşmelerinde kritik bir safhada yaptığı yorumu
getiriyor: ‘Alıntı yapma zamanı değil. Tarihin elini omuzlarımda
hissediyorum.’" (30/11)
Reuters: "AB: Türkiye'yi Müzakerelerden Uzaklaştırmak
İstemiyoruz": "Brüksel'in, Ankara'nın Birliğe
katılım müzakerelerinin kısmi olarak askıya alınmasını önermesinin
ardından, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, yaptığı
açıklamada, Avrupa'nın isteğinin, Türkiye'yi müzakere masasından
uzaklaştırmak olmadığını söyledi. Barroso şöyle dedi: ‘Bu, Türkiye'yi
müzakere masasından uzaklaştırmak için yaratılmış bir fırsat değil.’
Barroso ayrıca, Avrupa Komisyonu’nun isteğinin de bu yönde olmadığını
sözlerine ekledi. Barroso, Birliğin 25 üyesinin gelecek ay bir araya
geldiklerinde, tavsiyeyi, çok küçük değişikliklerle yahut hiçbir
değişiklik olmadan onaylamasını beklediğini söyledi. Barroso,
‘Yükümlülüklerini yerine getirme konusunda ne kadar istekli olduğunu
göstermek Türkiye'ye kalmış.’ dedi." (30/11)
Reuters: "Finlandiya, AB Bakanlarının Türkiye'ye
Yönelik Tavsiye Kararını Değiştirebileceklerini Belirtti":
"AB Dönem Başkanlığı’nı yürütmekte olan Finlandiya'dan yapılan
açıklamada, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye ile müzakerelerde bazı
başlıkların askıya alınması önerisinin gelecek ay yapılacak AB
dışişleri bakanları toplantısında değiştirilebileceği belirtildi.
Finlandiya AB Başkanlığı’ndan bir sözcü, tavsiye kararının herhangi bir
değişiklik yapılmaksızın 11 Aralık'taki dışişleri bakanları
toplantısına gideceğini söyledi. Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki
Tuomioja ise, Türk muhabirlere bugün erken saatlerde, tavsiye
kararının toplantıda değiştirilmesinin muhtemel olduğunu söyledi."
(30/11)
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı: "Pasiardis: Herhangi Bir Başlığın
Açılmasına İzin Vermeme Hakkını Kullanacağız":
"Hükümet Sözcüsü Hristodulos Pasiardis, yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ın,
Türkiye'nin AB ve Kıbrıs'a karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyi
reddetmeye devam etmesi nedeniyle AB Komisyonu'nun yaptığı önerilerin
onaylanmasına, bu önerilerin bugünkü şekliyle kalması durumunda
muvafakat etmeyeceğini söyledi. Pasiardis, ‘Sonuçlar bizi tatmin
etmediği takdirde, o zaman karşı çıkacağız ve onaylanması için
oybirliği gerekeceği için, kararlar geçerli olmayacak. Böyle bir
durumda, aynı noktaya gelecek ve Türkiye'nin üyelik süreci konusunda
herhangi bir başlığın açılmasına izin vermeme hakkımızı kullanacağız.’
dedi. Pasiardis, daha iyi bir sonuç konusunda çabaların arttırıldığını
açıkladı, fakat daha fazla bir ayrıntı vermedi. Pasiardis, ‘Şimdi AB
üyesi ülkeler arasında bir siyasi diyalog başlıyor. Nihai karar, AB
Dışişleri Bakanları Konseyi ve AB doruk toplantısına kalıyor.’ dedi."
(30/11)
JAPONYA BASINI:
Nihon Keizai Shimbun: "AB, Türkiye ile Üyelik
Görüşmelerinin Bir Kısmını Donduruyor":
"Avrupa Parlamentosu 29 Kasım'da, Türkiye ile yürütülen üyelik
görüşmelerinin bir kısmını dondurma kararı aldı. Türkiye'nin AB üyesi
Kıbrıs'ı tanımaması, liman ve havaalanlarını açmaması gerekçe
gösteriliyor. Dev İslam ülkesi Türkiye'nin AB üyeliğine Batı ülkelerinde
güçlü tepkiler var ve kısmi dondurmayla üyelik görüşmelerinin biraz
daha uzaması kaçınılmaz olacak. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Olli Rehn, yaptığı basın toplantısında, ‘Türkiye, anlaşmalara harfiyen
uymuyor. AB ülkelerine, görüşmelerin bir kısmını dondurma tavsiyesinde
bulunmaktan başka yapabileceğimiz bir şey yok’ şeklinde konuştu."
(Shigeru Shimoda, 30/11)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini: "Müzakerenin Cazibesi":
"Avrupa Komisyonu önerisinin açıklandığı andan itibaren, AB-Türkiye
müzakerelerinin en yoğun aşaması başladı. Bu ortamda başrolleri Kıbrıs
ve Türkiye oynuyor, diğer AB ülkeleri ise, kimi daha az, kimi daha çok,
konuyla ilgileri oranında ve çıkarlarına göre ‘arabulucu’ rolünü
üstlendiler. Herkes endişe ediyor, çatışmanın engellenmesi için
mücadele veriyor. Sadece Lefkoşa ve Ankara endişe etmiyor ve zorlu
müzakereciler olarak ön plana çıkıyorlar. Ankara zaman içinde bazı
baskılarla karşı karşıya geldi, ancak genel olarak konuyu başarılı bir
şekilde ele aldı. Bu, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 2004 yılının Mayıs ayında
AB üyesi olmasına kadar sürdü. O günden bugüne Türkiye'nin en büyük
siyasi seçeneği, AB üyeliğinin ilerletilmesinin Lefkoşa'nın
mutabakatına bağlanması oldu. (…) İlk başta bir paradoks olarak görülen
bu durumun nedeni, Avrupa Birliği'nde hukukun hakim olmasıdır. AB'nin
kanunları ve ilkeleri olan bir sisteme sahip olmasıdır. Stratejik
seçenekleri ortadan kaldırsa da, maddi çıkarlarına zarar verse de,
hiçbir AB üyesi ülke bu kanun ve ilkeleri ihlal etmek istemiyor. Öte
yandan, her siyasi yönetimin Avrupa sisteminin sağladığı yeteneklerden
yararlanmaya hazır olduğu elbette kolayca anlaşılıyor. Sergilenen imaj
az çok bozulmuş gibi görünüyor. Ancak uygulamada durum farklıdır.
Komisyonun, Ankara'nın belli bir takvime uyum sağlaması gereğinden söz
edilmeksizin, müzakerelerin sekiz bölümünün dondurulmasını öngören
önerisiyle, 11 Aralık'ta veya birkaç gün sonra yapılacak AB zirvesine
kadar tamamlanması gereken müzakerenin başlangıç noktası belirlendi."
(Kostas Yordanidis, 30/11)
NOT:
Bu bülten, 30 Kasım 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR