04.12.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

 

The Washington Times: "Türkiye Dış Politikasından Vazgeçmiyor": "Türk Hükümeti bu hafta, dış politikasının değişmediğini  söyleyerek Avrupa Birliği'nin üyelik müzakerelerini kısmen  dondurma tehdidinin etkilerini azaltmaya çalıştı. AB'nin Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Kıbrıs trafiğine  açması ısrarına karşı çıkan üst düzey bir yetkili, Ankara'nın  resmi çevrelerinde düsturun ‘aynı yönde devam’ şeklinde olduğunu  söyledi. Kıbrıs Rum Hükümeti, Birliğin Türkiye'ye çok fazla  rahatlık verdiğini, böylece Akdeniz adasının bölünmüşlüğüne bir  çözüm bulma çabalarına zarar verdiğini açıkladı. AB'nin üyelik müzakerelerinin sekiz bölümünü dondurma  tehdidine rağmen Türk yetkililer, Kıbrıs Rum hava ve deniz  trafiğine sadece adanın kuzeyindeki Kıbrıslı Türklere uygulanan  ekonomik boykotun kaldırılmasından sonra izin verileceğini  söylediler." (Andrew Borowiec, 02/12)

 

 

ALMANYA BASINI:

 

Deutschlandradio: "Kapıların Açık Tutulması Türkiye'nin Elinde":

 

            "SORU: AB Komisyonu sürpriz bir şekilde Türkiye üyelik  müzakerelerinin 35 başlığın sekizinin şimdilik askıya alınmasını  önerdi. Bunların arasında ticaret, gümrük ve hizmet alanlarını ilgilendiren başlıklar da söz konusu. Ancak AB Dışişleri  Bakanları, ancak aralık ayı ortalarında bunu karara bağlayacak. Bu adımın atılmasına, Ankara'nın liman ve havaalanlarını AB  üyesi Kıbrıs uçak ve gemilerine açmayı reddetmesi neden oldu. Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel'in bu tutumunu  kabul edilemez bir karar olarak nitelendirdi, çünkü Türkiye,  aylardır AB üyesi Kıbrıs'a, adanın kuzeyindeki Türk tarafına  yönelik yakınlaşma adımlarını engellediği şeklinde suçlamalar  yöneltiyordu. Karmakarışık bir durum. AB Komisyonu’nun bu kararı doğru mu?

 

GLOSER: Öncelikle Finlandiya Dönem Başkanlığı’nın yoğun  çabalarının sonuca ulaşamadığına üzüldüğümüzü ifade edeyim.  Böyle bir sonucun alınması durumunda, ‘bir şey olmamışçasına’  normal bir biçimde gündemimize geçemeyeceğimizi de biliyorduk. Türkiye'ye kapıları tümüyle kapatılmak doğru değil. Aslında  kapıların hala açık tutulmasının Türkiye'nin elinde olduğunu  söylüyorum. Bunu, Fin Dönem Başkanlığı süresince gösterilen  çaba ve görüşme denemelerinin devam etmesi de gösteriyor.

 

            SORU: Bu noktada, bizdeki bu eleştirel tutumlar  konusunda, dün yaptığı açıklamada tüm üyelik müzakerelerinin durdurulması talebinde bulunan Bavyera Eyaleti Başbakanı  Edmund Stoiber'i de kastettiğinizi düşünüyorum. Böyle bir  taleple sizce fazla mı ileri gidilmiş oluyor?

 

            GLOSER: Kesinlikle ileri gidilmiş oluyor. Az önce de  belirttiğim gibi, olağan gündemimize dönemeyeceğimiz hususunda  hemfikir olduğumuzu dile getirmiştim, fakat görüşmelerin  tamamen kesilmesini yanlış buluyorum. Türkiye'nin  yükümlülüklerini yerine getirmemiş olduğunu anlamasını  sağlayacak imkanlar yaratmak lazım. Bunu, örneğin bazı  müzakere başlıklarını açmayarak ya da süreci yavaşlatarak  yapabiliriz. Türkiye'de son yıllarda demokrasi alanında  yaşanan gelişmeler ortadayken, her şeyin birdenbire  durdurulması doğru olmaz. (…)" (Sylvia Engels, Almanya'nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Günter Gloser ile yapılan mülakat, 30/11)

 

Fraenkischer Tag: "Türkler Arasındaki Şüphe Artıyor": "Merkezi Almanya'nın Essen kentinde bulunan Türkiye  Araştırmalar Merkezi’nin yaptığı bir araştırma, Almanya'da  yaşayan Türklerin büyük çoğunluğunun ülkelerinin AB  üyeliğine kuşkulu yaklaştığını ortaya çıkardı. Türkiye  Araştırmalar Merkezi Direktörü Faruk Şen, iki  yıl önce yapılan bir ankette, Türklerin yüzde 91'nin  ülkelerinin AB üyeliğinden yana olduğunu belirtti. Ancak  Türkiye'nin üyeliğine destek verenlerin oranı şimdilerde  yüzde 60'a düştü. Türkiye'nin üyeliğini destekleyenlerin sayısındaki  düşüşün, Kıbrıs sorunuyla bağlantılı olduğu belirtiliyor.  Almanya'daki birçok Türk, AB'ye tek taraflı tavizler  verilmesine karşı çıkıyor. AB, Kıbrıs tartışması nedeniyle  katılım müzakerelerini kısmen askıya almayı tavsiye  ediyor." (01/12)

 

Financial Times Deutschland: "Barrosso, Türkiye'ye Adil Davranılmasını Talep Ediyor": "AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, üye devletlere Türkiye ile yaşanan uzlaşmazlıkta, Komisyon tarafından önerilen  tavsiye kararını daha da sertleştirmemeleri çağrısında bulundu. Berlin'de Federal Meclisin AB Komisyonu  toplantısına katılan Barrosso, üye devletlere özellikle, ‘AB  Komisyonu’nun adil, dengeli ve inandırıcı önerilerine uymalarını  tavsiye ediyorum’ diyerek, ‘bunun büyük sorumluluk gerektiren  çok hassas bir mesele olduğunu’ söyledi. Türkiye'nin limanlarını AB üyesi Kıbrıs'ın mal ve uçuş  trafiğine açmamayı sürdürmesi nedeniyle Komisyon bir gün önce katılım müzakerelerinin kısmen dondurulmasını önermişti. Bu  öneriyi daha şimdiden çok ılımlı diye niteleyen Cumhurbaşkanı  Tassos Papadopulos, müzakereleri engellemekle tehdit etti. Konuyu 14 Aralık'ta istişare etmek isteyen Federal  Parlamento Hıristiyan Birlik Partileri Grubu da, daha sert bir  yol izlenmesinden yana. (…) Türkiye'de ise Brüksel'den gelen haber, anlayışsızlık  ve kızgınlıkla karşılandı. Büyük çoğunluk, AB'deki büyük  devletlerin kendilerini Kıbrıs'ın rehinesi yapmalarını  anlayamıyor. Batı yanlısı seçkinler arasında da hayal kırıklığı  artıyor. Hükümet seçmenlerine, AB politikasının neden meyve  vermediğini anlatmakta zorlanıyor. Sokaklarda şimdi Avrupa için yeni bir kısaltma dolaşıyor:  GEU (Griechisch-Europäische Union): Rum-Avrupa Birliği. (…)" (Marina Zapf, Dilek Zaptçıoğlu, 01/12)

 

Die Welt: "Papa AB'de Türkiye İçin Bir Yer Olduğu Görüşünde":

 

            "SORU: Eskiden de olduğu gibi hala Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinden yanasınız. Orada şu an Papa'ya karşı  yapılan gösteriler, şayet tersi gerçekleşseydi, örneğin  Almanya'yı ziyaret eden Başbakan Erdoğan'a karşı yapılsaydı,  dünya genelinde tepkiye neden olurdu değil mi?

 

            ROTH: Böyle bir şeyin burada da yaşanacağını  düşünemiyorum. Bir milyon gösterici gelecek denildi,  ancak sadece 30 bin kişi geldi. Papa'nın söylediklerine  tam olarak katılmasam da, ziyaretini başarıyla  gerçekleştirdiğini teyit edebilirim. Papa şimdi, Kardinal  Ratzinger'in hiçbir zaman savunmayacağı bir görüşü temsil  ediyor. Papa, bir Hıristiyan kulübü olarak değil, bir  demokratik değerler topluluğu olarak gördüğü Avrupa'da,  Türkiye için bir yer olduğu görüşünde. Bu çok hoşuma gitti."  (Mariam Lau, Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth  ile yapılan mülakat, 01/12)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

 

Wiener Zeitung: "Dondurup Bir Daha Hiç Açmamak": "AB Komisyonu Türkiye ile yapacağı 35 müzakere faslından  sekizini dondurmak istiyor. Ancak ben bunun AB'nin, neredeyse  kışkırtmak ister gibi, insanlarda sürekli hoşnutsuzluk yaratan, isteksizce alınan meşhur tedbirlerinden biri olduğu kanısındayım.  Avrupa Birliği lafı döndürüp dolaştırmaktan vazgeçip, Türkiye  ile müzakereleri derhal durdurmalı. Yatıştırma teşebbüslerine  hiç gerek yok. Geçenlerde ‘soluklanmak için ara vermekten’ bahseden  Avusturya Dışişleri Bakanı’nın üslubu da hayra alamet değil. Bu müzakerelerin mümkün olduğu kadar süratle yapılmasının  istendiğini ve ara sıra soluklanmaya ihtiyaç olduğunu  gösteriyor. Türkiye konusunda soru, ‘belki’ yahut ‘muhtemelen’ gibi  sözcüklerle değil, ‘evet’ veyahut ‘hayır’ ile cevaplanacak  şekilde sorulmalı. Avrupa Birliği bazı fasıllar yerine  Türkiye ile müzakereleri tümüyle dondurmalı ve bir daha  hiç açmamalı. FPÖ'nün bu konudaki pozisyonu biliniyor. Bize kalsaydı  müzakerelere hiç başlamazdık. Türkiye yalnız ekonomik ve kültürel değil, coğrafi nedenlerden dolayı bile ne on ne  de yüzyıl içinde Avrupa Birliği üyesi olabilir. Türkiye  Avrupa'ya dahil değil. Yakın bir zamanda kıtalarda bir  değişiklik olmayacağına göre." (FPÖ'nün Parlamento Grubu Başkanı Heinz Christian  Strache, 01/12)

 

 

FRANSA BASINI:

 

AFP: "AB-Kıbrıs... Finlandiya Başbakanı Türkiye İçin 'Geçici Bir Sıkıntıdan' Bahsetti": "Ülkesi AB Dönem Başkanlığı’nı  yürüten Finlandiya Başbakanı Matti Vanhannen, yaptığı  açıklamada, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye ile üyelik  müzakerelerini yavaşlatma tavsiyesinin yalnızca ‘geçici  bir sıkıntı’ teşkil ettiğini belirtti. Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan ile katıldığı  ortak basın toplantısında Vanhanen, ‘Türkiye, müzakereler  yürüttüğümüz bir ülkedir (...) Halihazırdaki durumun  geçici bir sıkıntı teşkil ettiğine kaniyim.’ dedi. Gümrük Birliği'nin Kıbrıs'a genişletilmesine gönderme  yapan Vanhanen, müzakerelerin temposunun Türkiye'ye bağlı  olduğunun altını çizdi. Vanhanen, ‘Tren kazası yok. Türkiye'nin entegrasyonu  yoluna devam ediyor. Hız belki azalacak, ama durak hala  aynı’ şeklinde konuştu. Finlandiya Başbakanı Türkleri bir kez daha,  limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıslı Rum gemilerine  ve uçaklarına açmaya çağırdı. Başbakan Erdoğan ise, AB dışişleri bakanlarını Komisyonun tavsiyesini olduğu gibi kabul  etmemeye çağırdı ve ‘Bizim için bu haliyle bu tavsiye  kabul edilemez.’ dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ‘Müzakere sürecini engellemeyecek  açık bir kararın alınmasını bekliyoruz.’ dedi." (01/12)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

 

Reuters: "Sarkozy: AB İçinde Türkiye'ye Yer Yok": "Merkez sağın Fransız başkan adayı Nicolas Sarkozy,  AB ile Ankara arasındaki katılım müzakerelerinin tamamen  askıya alınması çağrısında bulunurken, Türkiye'nin AB  içinde yeri olmadığını ifade etti. Fransız İçişleri Bakanı Sarkozy, France 2 kanalında yayınlanan açıklamasında, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tavrının kabul  edilemez olduğunu söylerken, Türkiye'ye tam üyelik yerine  ‘imtiyazlı ortaklık’ teklif edilmesi çağrısını yineledi." (Anna Willard, Jon Boyle, 01/12)

 

The Guardian: "Avrupa Kapıyı Kapatıyor": "Bundan bir yıl önce Avrupalı liderler, Türkiye'nin  Avrupa Birliği'ne tam üyelik müzakerelerini resmen başlattı.  Bu kararı, seçmenlerine yönelik güçlü ve olumlu çağrılarla  sık sık desteklemeleri beklenmiş olabilir. Ancak sınırlı  sayıda istisna dışında bunu yapan olmadı. Sızlanmalar  başlamadan önce hoş karşılama konuşmaları hemen hemen hiç  yapılmadı. Fransa, Almanya, Avusturya, daha az da olsa  Danimarka, Hollanda ve diğer küçük ülkelerdeki politikacılar,  bunun yerine seçmenlerine, Türkiye'nin üyeliğine karşı  olduklarının ya da en azından buna sadece çok sıkı koşullar  altında izin vereceklerinin işaretini verdiler. Böyle  yaparak, çok sayıdaki vatandaşlarının Türk, Müslüman ve  göçmen karşıtı olarak addettikleri hislerine oynuyorlardı. Böyle bir davranış siyasi açıdan anlaşılabilir olsa da  olmasa da, kesinlikle zaten zor olacak görüşmelerin  yürütülebileceği bir ortam yaratmadı. Avrupa Komisyonu'nun  bu haftaki, müzakerelerin kısmen askıya alınması tavsiyesini değerlendirirken bu arka planın akılda tutulması gerek.  Tutulmayan iki söz bu çıkmazın yaratılmasına katkıda bulundu.  AB Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik ablukasına son verme, Türkiye ise  hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Rum mallarına açma sözü  vermişti. Kısmen ikisi de birbirine bağlı olduğu için hiçbiri  olmadı, ancak AB Türkiye'nin yükümlülüğünün yasal olarak  bağlayıcı, kendisininkinin ise genel bir güvence olduğunu ve  her halükarda koşulların değiştiğini iddia ediyor. Türkler  garipsenmeyecek bir şekilde bu yoruma karşı çıkıyorlar. (…) Her ne  kadar Kıbrıs konusundaki anlaşmazlıklar Türkiye ve AB  arasındaki sorunun şimdiki sebebi olsa da, bunun daha temel  sebebi, bazı Avrupalı liderlerin Türkiye'nin üyeliği  üzerinden politika yapma biçimleri. Bazıları dışında  diğerleri buna tamamen karşı değiller ancak seçmenlerini,  talepleri olduğunu düşündükleri şeyler konusunda yatıştırma  gereği hissediyorlar. Türkiye için tam üyelik yerine imtiyazlı bir ortaklığı  savunan Angela Merkel ilk kategoride yer alıyor. Başkanlık  yarışına hazırlandıkları sırada ikisi de Türk sorunundan  dolaylı olarak uzak duran Nicolas Sarkozy ve Segolene Royal  ise muhtemelen ikinci kategoride yer alıyor. (…)" (01/12)

 

The Financial Times: "Türkiye ve AB Kıbrıs Tarafından Rehin Alındı": "Avrupa ile uzatmalı bir flördün üzerinden geçen 43 yıldan sonra ve Brüksel ile güç bela katılım  müzakerelerine başlamasının ardından Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım girişimi duvara toslayabilir. Bu yıl başında müzakerelerin ‘tren kazasıyla son  Bulabileceği’ uyarısında bulunan AB'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Olli Rehn, bu hafta müzakerelerde yaşanan  kördüğüme yönelik ihtiyatlı yanıtının ‘tren kazası  yaşanmayacağı’ anlamına geldiğini söyledi. Bunun daha  çok ‘işlerin gerekenden daha yavaş gitmesi nedeniyle  süreçte de yavaşlama yaşanacağı ancak trenin ilerlemeye  devam edeceği’ anlamı taşıdığını söyledi. Rehn'in önerisi, Türkiye'nin Birliğe katılımı  öncesinde kabul etmesi gereken AB müktesebatının 35  başlığından sekizi üzerindeki müzakerelerin askıya  alınmasıydı. Bu öneri Ankara'nın limanlarını bir AB üyesi  olan Kıbrıs'a açmayı reddetmesine karşılık getirildi.  Bu, Türkiye'nin müttefikleri, İngiltere, İspanya, İsveç  ve İtalya'nın istediğinden fazlaydı, ancak bu tedbirler  Türkiye gibi fakir ve Müslüman bir ülkenin AB'nin ön  saflarında yeri olmadığını düşünen Almanya, Avusturya,  Hollanda ve Fransa gibi ülkeleri memnun etti. Türkiye'nin bir gün AB'ye üye olacağına inanmanın  artık gerçekçi olup olmadığına bakılmaksızın bu jeopolitik  olarak korkunç bir tren kazası olacaktır. (…)" (01/12)

           

Reuters: "Türkiye'den AB Elçilerine: Yolumuzu Kapatmayın": "Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB üyesi  devletlere Türkiye'nin yolunu kapatmamaları yönünde çağrıda  bulundu ve AB Komisyonu’nun, müzakerelerin kısmi olarak askıya  alınması yönündeki tavsiye kararından Türkiye'nin duyduğu  rahatsızlığı dile getirdi. Dışişleri Bakanlığı, AB büyükelçileri ile Ankara'da bir  araya gelen Abdullah Gül'ün şu açıklamalarına değindi: ‘Bu  tavsiye kararından memnuniyetsizlik duyuyoruz. Türkiye AB  standartlarına ulaşmak ve kendisini değiştirmek arzusundadır.  Bu değişimi kendi çabalarıyla gerçekleştirmeye çalışan  Türkiye'yi durdurmayınız.’ Dışişleri yetkilileri, görüşmeye katılan büyükelçilerin  Gül'ü, Türkiye'nin AB katılım sürecinin devam etmesini  istedikleri konusunda yeniden temin ettiklerini söylediler." (Zerin Elci, 01/12)

 

           

YUNANİSTAN BASINI:

 

Eleftherotipia: "Alavanos: Uzlaşmazlığa Yaptırımlar": "’Türkler ülkelerini AB üyesi görme hakkına sahip,  ancak ülkelerinin üyelik sürecinin hızla ilerlemesi için  ülke içinde demokrasi ve özgürlüğün uygulanması, dış  ilişkilerdeyse uluslararası hukuka saygı gösterilmesi  gerekir.’ Bu yorum, Türkiye Kıbrıs konusunda uzlaşmaz  davrandıkça veya ‘casus belli’yi kaldırmadıkça müzakerelerin ilerleyemeyeceğinin altını çizen Alekos Alavanos tarafından  yapıldı. Sinaspismos Başkanı, ‘AB tarafından yaptırımlar  uygulanmalı. Türkiye üyelik sürecinin açık ve engelsiz bir  yol olmadığını anlamalı. AB'ye doğru yolunu kolaylaştırmak  veya zora sürmek kendi elinde.’ dedi." (01/12)

 

Atina Haber Ajansı: "Bakoyanni: Herkes Türkiye'ye Net Bir Mesaj Verilmesini İstiyor": "Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos ile Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni arasında yapılan görüşmelerde Atina ile Lefkoşa, AB-Türkiye ilişkileriyle ilgili bir ortak hareket planı oluşturdular. Bakoyanni, Lefkoşa'da Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda  yapılan ve iki saat süren görüşmelerden sonra yaptığı  açıklamada, AB Komisyonu'nun Türkiye'nin Avrupalaşma süreci  konusundaki önerilerinden sonra ortaya çıkan yeni gelişmelerin  yararlı bir değerlendirmesinin yapıldığını söyledi. Yunanistan ve Kıbrıs'ın devamlı bir şekilde işbirliği yaptığını ve koordineli hareket ettiğini bildiren Bakoyanni, dışişleri bakanları ve 14 Aralık'ta AB doruk toplantılarında doruk noktaya çıkacak uzun bir müzakere ve geniş bir görüş alışverişinin başında olduklarını vurguladı. Bakoyanni, ‘Bizim görüşümüze göre üye adayı ülke olarak Türkiye, imzasına ve AB'ye  karşı üstlendikleri yükümlülüklere saygı duyması, aksi takdirde  Avrupa'nın açık ve net bir mesaj göndermesi gerekir.’ dedi." (03/12)

 

 

 

 

NOT: Bu bülten, 01-03 Aralık 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR