ABD BASINI:
The Washington Times: "Türkiye Dış Politikasından
Vazgeçmiyor": "Türk Hükümeti bu hafta, dış
politikasının değişmediğini söyleyerek Avrupa Birliği'nin üyelik
müzakerelerini kısmen dondurma tehdidinin etkilerini azaltmaya çalıştı.
AB'nin Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Kıbrıs trafiğine açması
ısrarına karşı çıkan üst düzey bir yetkili, Ankara'nın resmi
çevrelerinde düsturun ‘aynı yönde devam’ şeklinde olduğunu söyledi.
Kıbrıs Rum Hükümeti, Birliğin Türkiye'ye çok fazla rahatlık verdiğini,
böylece Akdeniz adasının bölünmüşlüğüne bir çözüm bulma çabalarına zarar
verdiğini açıkladı. AB'nin üyelik müzakerelerinin sekiz bölümünü
dondurma tehdidine rağmen Türk yetkililer, Kıbrıs Rum hava ve deniz
trafiğine sadece adanın kuzeyindeki Kıbrıslı Türklere uygulanan ekonomik
boykotun kaldırılmasından sonra izin verileceğini söylediler."
(Andrew Borowiec, 02/12)
ALMANYA BASINI:
Deutschlandradio: "Kapıların Açık Tutulması Türkiye'nin
Elinde":
"SORU: AB Komisyonu sürpriz bir şekilde
Türkiye üyelik müzakerelerinin 35 başlığın sekizinin şimdilik askıya
alınmasını önerdi. Bunların arasında ticaret, gümrük ve hizmet
alanlarını ilgilendiren başlıklar da söz konusu. Ancak AB Dışişleri
Bakanları, ancak aralık ayı ortalarında bunu karara bağlayacak. Bu adımın
atılmasına, Ankara'nın liman ve havaalanlarını AB üyesi Kıbrıs uçak ve
gemilerine açmayı reddetmesi neden oldu. Türk Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, Brüksel'in bu tutumunu kabul edilemez bir karar olarak
nitelendirdi, çünkü Türkiye, aylardır AB üyesi Kıbrıs'a, adanın
kuzeyindeki Türk tarafına yönelik yakınlaşma adımlarını engellediği
şeklinde suçlamalar yöneltiyordu. Karmakarışık bir durum. AB
Komisyonu’nun bu kararı doğru mu?
GLOSER: Öncelikle Finlandiya
Dönem Başkanlığı’nın yoğun çabalarının sonuca ulaşamadığına üzüldüğümüzü
ifade edeyim. Böyle bir sonucun alınması durumunda, ‘bir şey
olmamışçasına’ normal bir biçimde gündemimize geçemeyeceğimizi de
biliyorduk. Türkiye'ye kapıları tümüyle kapatılmak doğru değil. Aslında
kapıların hala açık tutulmasının Türkiye'nin elinde olduğunu söylüyorum.
Bunu, Fin Dönem Başkanlığı süresince gösterilen çaba ve görüşme
denemelerinin devam etmesi de gösteriyor.
SORU: Bu noktada, bizdeki bu eleştirel
tutumlar konusunda, dün yaptığı açıklamada tüm üyelik müzakerelerinin
durdurulması talebinde bulunan Bavyera Eyaleti Başbakanı Edmund
Stoiber'i de kastettiğinizi düşünüyorum. Böyle bir taleple sizce fazla
mı ileri gidilmiş oluyor?
GLOSER: Kesinlikle ileri gidilmiş
oluyor. Az önce de belirttiğim gibi, olağan gündemimize dönemeyeceğimiz
hususunda hemfikir olduğumuzu dile getirmiştim, fakat görüşmelerin
tamamen kesilmesini yanlış buluyorum. Türkiye'nin yükümlülüklerini
yerine getirmemiş olduğunu anlamasını sağlayacak imkanlar yaratmak
lazım. Bunu, örneğin bazı müzakere başlıklarını açmayarak ya da süreci
yavaşlatarak yapabiliriz. Türkiye'de son yıllarda demokrasi alanında
yaşanan gelişmeler ortadayken, her şeyin birdenbire durdurulması doğru
olmaz. (…)" (Sylvia Engels, Almanya'nın
Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Günter Gloser ile yapılan
mülakat, 30/11)
Fraenkischer Tag: "Türkler Arasındaki Şüphe Artıyor":
"Merkezi Almanya'nın Essen kentinde bulunan Türkiye Araştırmalar
Merkezi’nin yaptığı bir araştırma, Almanya'da yaşayan Türklerin büyük
çoğunluğunun ülkelerinin AB üyeliğine kuşkulu yaklaştığını ortaya
çıkardı. Türkiye Araştırmalar Merkezi Direktörü Faruk Şen, iki yıl önce
yapılan bir ankette, Türklerin yüzde 91'nin ülkelerinin AB üyeliğinden
yana olduğunu belirtti. Ancak Türkiye'nin üyeliğine destek verenlerin
oranı şimdilerde yüzde 60'a düştü. Türkiye'nin üyeliğini
destekleyenlerin sayısındaki düşüşün, Kıbrıs sorunuyla bağlantılı olduğu
belirtiliyor. Almanya'daki birçok Türk, AB'ye tek taraflı tavizler
verilmesine karşı çıkıyor. AB, Kıbrıs tartışması nedeniyle katılım
müzakerelerini kısmen askıya almayı tavsiye ediyor."
(01/12)
Financial Times Deutschland: "Barrosso, Türkiye'ye Adil
Davranılmasını Talep Ediyor": "AB Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso, üye devletlere Türkiye ile yaşanan
uzlaşmazlıkta, Komisyon tarafından önerilen tavsiye kararını daha da
sertleştirmemeleri çağrısında bulundu. Berlin'de Federal Meclisin AB
Komisyonu toplantısına katılan Barrosso, üye devletlere özellikle, ‘AB
Komisyonu’nun adil, dengeli ve inandırıcı önerilerine uymalarını tavsiye
ediyorum’ diyerek, ‘bunun büyük sorumluluk gerektiren çok hassas bir
mesele olduğunu’ söyledi. Türkiye'nin limanlarını AB üyesi Kıbrıs'ın mal
ve uçuş trafiğine açmamayı sürdürmesi nedeniyle Komisyon bir gün önce
katılım müzakerelerinin kısmen dondurulmasını önermişti. Bu öneriyi daha
şimdiden çok ılımlı diye niteleyen Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos,
müzakereleri engellemekle tehdit etti. Konuyu 14 Aralık'ta istişare etmek
isteyen Federal Parlamento Hıristiyan Birlik Partileri Grubu da, daha
sert bir yol izlenmesinden yana. (…) Türkiye'de ise Brüksel'den gelen
haber, anlayışsızlık ve kızgınlıkla karşılandı. Büyük çoğunluk, AB'deki
büyük devletlerin kendilerini Kıbrıs'ın rehinesi yapmalarını
anlayamıyor. Batı yanlısı seçkinler arasında da hayal kırıklığı artıyor.
Hükümet seçmenlerine, AB politikasının neden meyve vermediğini
anlatmakta zorlanıyor. Sokaklarda şimdi Avrupa için yeni bir kısaltma
dolaşıyor: GEU (Griechisch-Europäische Union): Rum-Avrupa Birliği. (…)"
(Marina Zapf, Dilek Zaptçıoğlu, 01/12)
Die Welt: "Papa AB'de Türkiye İçin Bir Yer Olduğu
Görüşünde":
"SORU: Eskiden de olduğu gibi hala
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinden yanasınız. Orada şu an Papa'ya
karşı yapılan gösteriler, şayet tersi gerçekleşseydi, örneğin
Almanya'yı ziyaret eden Başbakan Erdoğan'a karşı yapılsaydı, dünya
genelinde tepkiye neden olurdu değil mi?
ROTH: Böyle bir şeyin burada da
yaşanacağını düşünemiyorum. Bir milyon gösterici gelecek denildi, ancak
sadece 30 bin kişi geldi. Papa'nın söylediklerine tam olarak katılmasam
da, ziyaretini başarıyla gerçekleştirdiğini teyit edebilirim. Papa
şimdi, Kardinal Ratzinger'in hiçbir zaman savunmayacağı bir görüşü
temsil ediyor. Papa, bir Hıristiyan kulübü olarak değil, bir demokratik
değerler topluluğu olarak gördüğü Avrupa'da, Türkiye için bir yer olduğu
görüşünde. Bu çok hoşuma gitti." (Mariam Lau,
Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth ile yapılan mülakat, 01/12)
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung: "Dondurup Bir Daha Hiç Açmamak":
"AB Komisyonu Türkiye ile yapacağı 35 müzakere faslından sekizini
dondurmak istiyor. Ancak ben bunun AB'nin, neredeyse kışkırtmak ister
gibi, insanlarda sürekli hoşnutsuzluk yaratan, isteksizce alınan meşhur
tedbirlerinden biri olduğu kanısındayım. Avrupa Birliği lafı döndürüp
dolaştırmaktan vazgeçip, Türkiye ile müzakereleri derhal durdurmalı.
Yatıştırma teşebbüslerine hiç gerek yok. Geçenlerde ‘soluklanmak için
ara vermekten’ bahseden Avusturya Dışişleri Bakanı’nın üslubu da hayra
alamet değil. Bu müzakerelerin mümkün olduğu kadar süratle yapılmasının
istendiğini ve ara sıra soluklanmaya ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
Türkiye konusunda soru, ‘belki’ yahut ‘muhtemelen’ gibi sözcüklerle
değil, ‘evet’ veyahut ‘hayır’ ile cevaplanacak şekilde sorulmalı. Avrupa
Birliği bazı fasıllar yerine Türkiye ile müzakereleri tümüyle dondurmalı
ve bir daha hiç açmamalı. FPÖ'nün bu konudaki pozisyonu biliniyor. Bize
kalsaydı müzakerelere hiç başlamazdık. Türkiye yalnız ekonomik ve
kültürel değil, coğrafi nedenlerden dolayı bile ne on ne de yüzyıl
içinde Avrupa Birliği üyesi olabilir. Türkiye Avrupa'ya dahil değil.
Yakın bir zamanda kıtalarda bir değişiklik olmayacağına göre."
(FPÖ'nün Parlamento Grubu Başkanı Heinz Christian
Strache, 01/12)
FRANSA BASINI:
AFP: "AB-Kıbrıs... Finlandiya Başbakanı Türkiye İçin
'Geçici Bir Sıkıntıdan' Bahsetti": "Ülkesi AB
Dönem Başkanlığı’nı yürüten Finlandiya Başbakanı Matti Vanhannen,
yaptığı açıklamada, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye ile üyelik
müzakerelerini yavaşlatma tavsiyesinin yalnızca ‘geçici bir sıkıntı’
teşkil ettiğini belirtti. Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan ile
katıldığı ortak basın toplantısında Vanhanen, ‘Türkiye, müzakereler
yürüttüğümüz bir ülkedir (...) Halihazırdaki durumun geçici bir sıkıntı
teşkil ettiğine kaniyim.’ dedi. Gümrük Birliği'nin Kıbrıs'a
genişletilmesine gönderme yapan Vanhanen, müzakerelerin temposunun
Türkiye'ye bağlı olduğunun altını çizdi. Vanhanen, ‘Tren kazası yok.
Türkiye'nin entegrasyonu yoluna devam ediyor. Hız belki azalacak, ama
durak hala aynı’ şeklinde konuştu. Finlandiya Başbakanı Türkleri bir kez
daha, limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıslı Rum gemilerine ve
uçaklarına açmaya çağırdı. Başbakan Erdoğan ise, AB dışişleri bakanlarını
Komisyonun tavsiyesini olduğu gibi kabul etmemeye çağırdı ve ‘Bizim için
bu haliyle bu tavsiye kabul edilemez.’ dedi. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, ‘Müzakere sürecini engellemeyecek açık bir kararın alınmasını
bekliyoruz.’ dedi." (01/12)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "Sarkozy: AB İçinde Türkiye'ye Yer Yok":
"Merkez sağın Fransız başkan adayı Nicolas Sarkozy, AB ile Ankara
arasındaki katılım müzakerelerinin tamamen askıya alınması çağrısında
bulunurken, Türkiye'nin AB içinde yeri olmadığını ifade etti. Fransız
İçişleri Bakanı Sarkozy, France 2 kanalında yayınlanan açıklamasında,
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tavrının kabul edilemez olduğunu
söylerken, Türkiye'ye tam üyelik yerine ‘imtiyazlı ortaklık’ teklif
edilmesi çağrısını yineledi." (Anna Willard, Jon Boyle, 01/12)
The Guardian: "Avrupa Kapıyı Kapatıyor":
"Bundan bir yıl önce Avrupalı liderler, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
tam üyelik müzakerelerini resmen başlattı. Bu kararı, seçmenlerine
yönelik güçlü ve olumlu çağrılarla sık sık desteklemeleri beklenmiş
olabilir. Ancak sınırlı sayıda istisna dışında bunu yapan olmadı.
Sızlanmalar başlamadan önce hoş karşılama konuşmaları hemen hemen hiç
yapılmadı. Fransa, Almanya, Avusturya, daha az da olsa Danimarka,
Hollanda ve diğer küçük ülkelerdeki politikacılar, bunun yerine
seçmenlerine, Türkiye'nin üyeliğine karşı olduklarının ya da en azından
buna sadece çok sıkı koşullar altında izin vereceklerinin işaretini
verdiler. Böyle yaparak, çok sayıdaki vatandaşlarının Türk, Müslüman ve
göçmen karşıtı olarak addettikleri hislerine oynuyorlardı. Böyle bir
davranış siyasi açıdan anlaşılabilir olsa da olmasa da, kesinlikle zaten
zor olacak görüşmelerin yürütülebileceği bir ortam yaratmadı. Avrupa
Komisyonu'nun bu haftaki, müzakerelerin kısmen askıya alınması
tavsiyesini değerlendirirken bu arka planın akılda tutulması gerek.
Tutulmayan iki söz bu çıkmazın yaratılmasına katkıda bulundu. AB Kuzey
Kıbrıs'ın ekonomik ablukasına son verme, Türkiye ise hava ve deniz
limanlarını Kıbrıs Rum mallarına açma sözü vermişti. Kısmen ikisi de
birbirine bağlı olduğu için hiçbiri olmadı, ancak AB Türkiye'nin
yükümlülüğünün yasal olarak bağlayıcı, kendisininkinin ise genel bir
güvence olduğunu ve her halükarda koşulların değiştiğini iddia ediyor.
Türkler garipsenmeyecek bir şekilde bu yoruma karşı çıkıyorlar. (…) Her
ne kadar Kıbrıs konusundaki anlaşmazlıklar Türkiye ve AB arasındaki
sorunun şimdiki sebebi olsa da, bunun daha temel sebebi, bazı Avrupalı
liderlerin Türkiye'nin üyeliği üzerinden politika yapma biçimleri.
Bazıları dışında diğerleri buna tamamen karşı değiller ancak
seçmenlerini, talepleri olduğunu düşündükleri şeyler konusunda
yatıştırma gereği hissediyorlar. Türkiye için tam üyelik yerine
imtiyazlı bir ortaklığı savunan Angela Merkel ilk kategoride yer alıyor.
Başkanlık yarışına hazırlandıkları sırada ikisi de Türk sorunundan
dolaylı olarak uzak duran Nicolas Sarkozy ve Segolene Royal ise
muhtemelen ikinci kategoride yer alıyor. (…)"
(01/12)
The Financial Times: "Türkiye ve AB Kıbrıs Tarafından
Rehin Alındı": "Avrupa ile uzatmalı bir flördün
üzerinden geçen 43 yıldan sonra ve Brüksel ile güç bela katılım
müzakerelerine başlamasının ardından Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
katılım girişimi duvara toslayabilir. Bu yıl başında müzakerelerin ‘tren
kazasıyla son Bulabileceği’ uyarısında bulunan AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Olli Rehn, bu hafta müzakerelerde yaşanan kördüğüme
yönelik ihtiyatlı yanıtının ‘tren kazası yaşanmayacağı’ anlamına
geldiğini söyledi. Bunun daha çok ‘işlerin gerekenden daha yavaş gitmesi
nedeniyle süreçte de yavaşlama yaşanacağı ancak trenin ilerlemeye devam
edeceği’ anlamı taşıdığını söyledi. Rehn'in önerisi, Türkiye'nin Birliğe
katılımı öncesinde kabul etmesi gereken AB müktesebatının 35
başlığından sekizi üzerindeki müzakerelerin askıya alınmasıydı. Bu öneri
Ankara'nın limanlarını bir AB üyesi olan Kıbrıs'a açmayı reddetmesine
karşılık getirildi. Bu, Türkiye'nin müttefikleri, İngiltere, İspanya,
İsveç ve İtalya'nın istediğinden fazlaydı, ancak bu tedbirler Türkiye
gibi fakir ve Müslüman bir ülkenin AB'nin ön saflarında yeri olmadığını
düşünen Almanya, Avusturya, Hollanda ve Fransa gibi ülkeleri memnun
etti. Türkiye'nin bir gün AB'ye üye olacağına inanmanın artık gerçekçi
olup olmadığına bakılmaksızın bu jeopolitik olarak korkunç bir tren
kazası olacaktır. (…)" (01/12)
Reuters: "Türkiye'den AB Elçilerine: Yolumuzu
Kapatmayın": "Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül, AB üyesi devletlere Türkiye'nin yolunu kapatmamaları yönünde
çağrıda bulundu ve AB Komisyonu’nun, müzakerelerin kısmi olarak askıya
alınması yönündeki tavsiye kararından Türkiye'nin duyduğu rahatsızlığı
dile getirdi. Dışişleri Bakanlığı, AB büyükelçileri ile Ankara'da bir
araya gelen Abdullah Gül'ün şu açıklamalarına değindi: ‘Bu tavsiye
kararından memnuniyetsizlik duyuyoruz. Türkiye AB standartlarına ulaşmak
ve kendisini değiştirmek arzusundadır. Bu değişimi kendi çabalarıyla
gerçekleştirmeye çalışan Türkiye'yi durdurmayınız.’ Dışişleri
yetkilileri, görüşmeye katılan büyükelçilerin Gül'ü, Türkiye'nin AB
katılım sürecinin devam etmesini istedikleri konusunda yeniden temin
ettiklerini söylediler." (Zerin Elci, 01/12)
YUNANİSTAN BASINI:
Eleftherotipia: "Alavanos: Uzlaşmazlığa Yaptırımlar":
"’Türkler ülkelerini AB üyesi görme hakkına sahip, ancak ülkelerinin
üyelik sürecinin hızla ilerlemesi için ülke içinde demokrasi ve
özgürlüğün uygulanması, dış ilişkilerdeyse uluslararası hukuka saygı
gösterilmesi gerekir.’ Bu yorum, Türkiye Kıbrıs konusunda uzlaşmaz
davrandıkça veya ‘casus belli’yi kaldırmadıkça müzakerelerin
ilerleyemeyeceğinin altını çizen Alekos Alavanos tarafından yapıldı.
Sinaspismos Başkanı, ‘AB tarafından yaptırımlar uygulanmalı. Türkiye
üyelik sürecinin açık ve engelsiz bir yol olmadığını anlamalı. AB'ye
doğru yolunu kolaylaştırmak veya zora sürmek kendi elinde.’ dedi."
(01/12)
Atina Haber Ajansı: "Bakoyanni: Herkes Türkiye'ye Net
Bir Mesaj Verilmesini İstiyor": "Kıbrıs
Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos ile Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni
arasında yapılan görüşmelerde Atina ile Lefkoşa, AB-Türkiye ilişkileriyle
ilgili bir ortak hareket planı oluşturdular. Bakoyanni, Lefkoşa'da
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda yapılan ve iki saat süren görüşmelerden
sonra yaptığı açıklamada, AB Komisyonu'nun Türkiye'nin Avrupalaşma
süreci konusundaki önerilerinden sonra ortaya çıkan yeni gelişmelerin
yararlı bir değerlendirmesinin yapıldığını söyledi. Yunanistan ve
Kıbrıs'ın devamlı bir şekilde işbirliği yaptığını ve koordineli hareket
ettiğini bildiren Bakoyanni, dışişleri bakanları ve 14 Aralık'ta AB doruk
toplantılarında doruk noktaya çıkacak uzun bir müzakere ve geniş bir
görüş alışverişinin başında olduklarını vurguladı. Bakoyanni, ‘Bizim
görüşümüze göre üye adayı ülke olarak Türkiye, imzasına ve AB'ye karşı
üstlendikleri yükümlülüklere saygı duyması, aksi takdirde Avrupa'nın
açık ve net bir mesaj göndermesi gerekir.’ dedi."
(03/12)
NOT: Bu bülten,
01-03 Aralık 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek
hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR