ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi Radyosu: "Türkiye-AB İlişkilerinde
Kritik Hafta": "Türkiye'nin Avrupa Birliği
üyelik sürecinin geleceği bu hafta içinde gerçekleşecek diplomatik
pazarlıklarla belirlenecek. Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacan, Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs Rum kesimine limanlarını açmayan
Türkiye ile müzakereleri sekiz başlıkta beklemeye alma tavsiyesine
tepki gösterirken, bu tavsiyeyi yeterli bulmayan Fransa ve Almanya'yı
da üstü kapalı olarak eleştirdi. Babacan, tavsiye kararının Avrupa
Birliği üyesi ülkelerin tümü tarafından benimsenmediğini, çoğu ülkenin
bunu vicdanen kabullenemediğini söyledi. Başmüzakereci, Avrupa
Birliği'nin bazı eski ve büyük ülkelerinin ise Kıbrıs bahanesini
kullanarak, gerçekte iç politikaya mesaj vermeye çalıştığını aktardı.
‘Kıbrıs konusu sanki bir bahane olarak ileri sürülüyor’ diyen Babacan,
Türkiye'nin müzakere sürecinde hızlı ilerlemesinin Avrupa'da bazı
çevreleri endişeye sürüklediğini kaydetti. Avrupa Komisyonu'nun tavsiye
kararının henüz resmiyet kazanmadığını, ancak bu gerçekleşse bile diğer
başlıkların işleyişinin etkilenmeyeceğini vurgulayan Babacan,
piyasalarda bir krizin yaşanmaması konusunda da rahat konuştu."
(Değer Akal, 04/12)
AP: "Portekiz, AB Dönem Başkanlığı Sırasında Üyelik
İçin Gereken Koşulları Sağlaması Konusunda Türkiye'ye Yardımcı Olacak":
"Portekiz'in Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Manuel Lobo
Antunes, Portekiz'in, gelecek yıl yürüteceği altı aylık AB Dönem
Başkanlığı sırasında Türkiye'ye, AB'ye üyelik için gereken koşulları
sağlaması konusunda yardımcı olacağını söyledi. Manuel Lobo Antunes,
Portekiz'in 1 Temmuz'da başlayacak olan dönem başkanlığı esnasında
diğer önceliklerin AB ile Afrika ülkeleri arasında uzun süredir
ertelenen zirvenin gerçekleştirilmesi ve Avrupa Anayasası'nı yeniden
canlandırmak olduğunu söyledi. Portekiz'de halihazırda iktidarda olan
merkez sol Sosyalist Parti, Türkiye'nin AB üyelik girişimini uzun
süredir destekliyor. Lobo Antunes, Türkiye'ye AB yolunda rehberlik
yapmanın ‘karışık ve zorlu bir süreç’ olduğunu, ancak bu konuda ısrar
edilmesi gerektiğini söyledi. Antunes, yabancı gazetecilere yaptığı
açıklamada şöyle dedi: ‘Türkiye'nin bazı koşulları yerine getirme
zorunluluğunun her daim farkında olarak bu amaç için (Türkiye'nin AB
üyeliği) mücadele etmeye devam edeceğiz.’"
(04/12)
AP: "Prodi: AB Türkiye'ye Kapıyı Açık Bırakmalıdır":
"İtalya Başbakanı Romano Prodi, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB
üyelik müzakerelerinin çıkmaza girmesine rağmen AB'nin kapılarını
Türkiye'ye kapatmaması gerektiğini söyledi. Prodi, ‘Bizim görüşümüz
kapıların açık bırakılması gerektiği ve de AB entegrasyon kurallarının
herkes için eşit olmasını sağlamaktır.’ dedi. Avrupa Komisyonu geçen
hafta açıkladığı tavsiye kararında, Türkiye'nin limanlarını AB üyesi
Kıbrıs'a açmaması üzerine, 35 müzakere başlığından 8'inin dondurulması
gerektiğini belirtmişti. Prodi, dondurulan müzakere başlığı sayısının
teknik bir mesele olduğunu söyledi. Yunanistan'a bir günlük ziyarette
bulunan Prodi, Atina'da Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'le
görüşmesinin ardından açıklamalarda bulundu. Karamanlis, Yunanistan'ın
hala Türkiye'nin AB üyeliğine destek verdiğini belirtti. Karamanlis,
‘Ancak Türkiye şunu anlamalıdır ki, üyelik müzakerelerinin ilerlemesi,
belirlenen kriterlerin yerine getirilmesine ve Türkiye'nin buna mutabık
olmasına bağlıdır.’ dedi." (04/12)
ALMANYA BASINI:
Der Spiegel: "Merkel, Türkiye Çizgisini
Sertleştiriyor": "Federal Almanya Başbakanı
Angela Merkel, AB'nin Türkiye'ye karşı daha sert bir tutum
sergilemesinden yana. AB Komisyonu, geçtiğimiz hafta, Ankara'nın Kıbrıs
konusundaki inadından dolayı Birliğe katılım müzakerelerinin önemli
noktalarda askıya alınmasını önermişti. Merkel ise şimdi,
müzakerelerin yeniden başlatılmasını, ek bir madde ile zorlaştırmak
istiyor. Buna göre, Türkiye adım atsa bile, 27 üyelik AB Konseyi’nin
12-18 aylık bir sürenin bitiminde müzakerelerin yeniden başlamasına oy
birliğiyle karar vermesi gerekecek. Komisyon tavsiye kararında
Türkiye'ye uygulanması öngörülen yaptırımların nasıl gevşetileceği
konusunu açık bırakmıştı. Şansölye bu önerisiyle, Sosyal Demokrat
Dışişleri Bakanı Steinmeier'in Türkiye dostu çizgisinden sapmış
oluyor. Merkel'le yaptığı bir görüşmede, böyle bir ek maddenin
getirilmesini, Yunan ve Rumların baskısı nedeniyle olası gördüğünü
söyleyen Steinmeier, buna rağmen CDU Şansölyesinin tersine, Almanlar
tarafından Ankara'ya karşı cezalandırma önlemlerinin dayatılmasına
karşı çıkıyor." (03/12)
Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung: "Çakışıyor":
"Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin başlamasından bir yıl sonra,
ilk büyük kriz yaşanıyor. Bunu diğerleri de izleyecek. Şu anki krizde,
Ankara'nın, Kıbrıs'ın AB üyeliğinden doğan yükümlülüklerini yerine
getirmesi söz konusu. Türkiye, günah işlediğine ve entrika çevirdiğine
inandığı ada cumhuriyetini, siyasi şantaja boyun eğerek tanımak
istemiyor. Sonuçta, Brüksel siyasi mekanizmasını aylardır meşgul eden
çarpışma yaşanacak. Önümüzdeki günlerde müzakerelerin kısmen
durdurulmasına yönelik karar alınmadan önce, Türkiye'nin taviz
vereceğine pek ihtimal verilmiyor. Bunu yapacak olursa, Avrupalı
karşıtlarının elindeki argümanlardan biri eksilmiş olurdu. Muhtemelen
bunun yerine, enerji politikası nedeniyle yaşanan uzlaşmazlığın
ardından, AB'nin Rusya ile ilişkilerinde başka anlaşmazlıklar
yaşanacak. İngiltere gibi, Türkiye'yi bütün güçleriyle Avrupa'ya
yanlarına çekmek isteyen ülkelerle, kurumsal mesafeyi korumak
isteyenler çakışıyor. İngiltere Başbakanı Tony Blair, sadece birkaç
başlığın müzakeresinin durdurulmasına bile öfkeleniyor. Fransa
Cumhurbaşkanı adayı Sarkoyz ise, AB'de Türkiye'nin yeri olmadığı
gerekçesiyle bütün başlıkların müzakeresinin derhal durdurulmasını
istiyor. Bu kadar açık bir tutum sergileyen Avrupalı siyasetçilerin
sayısı çok değil, diğerlerinin arkasına saklananların sayısı ise o
denli fazla. İlk baştan beri yıldızı parlamayan süreç, günün birinde
bir şekilde devam edecek. Hatta şimdilerde Türk Hükümeti, Papa'nın
Türklerin Avrupa çabalarını desteklediğini iddia ediyor. İsteyen
inansın." (Klaus-Dieter Frankenberger,
03/12)
Financial Times Deutschland: "Chirac, Merkel'in
Türkiye Kuşkularını Paylaşıyor": "Fransa
Cumhurbaşkanı Jaques Chirac, Federal Almanya Şansölyesi Angela
Merkel'in, Türkiye ile yapılan AB'ye katılım müzakerelerinin ek bir
incelemeye tabi tutulması önerisini destekliyor. Paris'te,
Cumhurbaşkanının bir danışmanı tarafından yapılan açıklamada, ‘Fransa
ve Almanya, Türkiye konusunda aynı temel tutumu savunuyor’ denildi.
Fransız diplomatlar hafta sonu, Chirac'ın desteğini, Merkel ve Polonya
Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski ile buluşacağı Mettlach'da (Saarland)
açıklayacağından yola çıkıyorlardı. Merkel, ‘daha sert bir gözden
geçirme Maddesi’ önermiş ve hedefin, AB hükümetlerine, ‘örneğin bir
buçuk yıllık öngörülebilir bir süreçte’, Türkiye ile müzakerelerin
durumunu yeniden gözden geçirme olanağı sağlamak olduğunu söyledi.
Merkel'e göre böylece, AB'ye üye devletlerin hükümetleri, geçen yıl
başlayan katılım müzakerelerinin durdurulmasına karar verme imkanına
sahip olacak. Kıbrıs, Yunanistan ve Portekiz de bu öneriyi
destekliyor. Ancak AB Komisyonu Merkel'in önerisini reddediyor. AB'nin
Türkiye ile görüşmeleri tekrar ne zaman başlatacağına dair karar,
Rehn'e göre Komisyonca almalı. Türkiye'nin üyeliğini temelden
sorgulayan yeni bir ‘gözden geçirme maddesini’ yanlış bulan Rehn, ‘yeni
bir psikodrama ihtiyacımız yok’ diye konuştu. Buna karşılık Merkel'in
planı, yedi AB devletinin müzakerelerin devamını oy birliğiyle
onaylamasını gerektiriyor. İngiltere yahut İskandinav ülkeleri gibi
üyeliğin destekçileri, yeni bir gözden geçirme maddesini reddediyor."
(Wolfgang Proissl, Peggy Hollinger, 04/12)
Welt Am Sonntag: "Türkiye Avrupa'ya Aittir":
"16. Benedict'in ziyaretiyle ilgili olarak Türkiye'de hafızalarda
kalacak en önemli olay, Papa'nın, ülkenin Avrupa Birliği üyeliğine
evet demesidir. Papa'nın gerçekten ne söylediği bir sır olarak kalacak.
Ev sahibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir destekten söz etti.
Vatikan ise bunun üzerine, hiç bir taahhüt altına girilmeyeceğini
açıkladı. Neredeyse eşzamanlı olarak üyeliğin karşıtları seslerini
duyurdular. Türkiye, AB üyesi Kıbrıs'a limanlarını açmamakta direndiği
için, müzakerelerin kısıtlı bir şekilde devam etmesi öngörülüyor.
AB'deki tartışmaların temelinde esasen Kıbrıs değil, Avrupa ve Asya
arasında köprü oluşturan Türkiye yatıyor. Şimdi Türkiye'nin Avrupa ile
ilişkilerine ışık tutmak için iyi bir dönemdir. Ancak bunun öncesinde,
Avrupa'nın bugün ne olduğunu ve yarın ne olacağı ya da olabileceğini
netleştirmek gerekiyor. Bugün, Jean Monnet ve belki de Konrad
Adenauer'in oluşturmayı öngördüğü bir Avrupa'da, Türkiye'nin yabancı
bir unsur olacağı açıkça söylenebilir. Ancak, şu anki Avrupa Birliğine
mutlaka tam üye olmalıdır. Türklerin Avrupa'ya bağı, birçok kişinin
düşündüğünden çok daha kuvvetlidir. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı
İmparatorluğu, Avrupalı güçlerin yanında savaştı. Savaş sonrasında
Atatürk'le birlikte ülke derin bir değişimden geçerek Batılılaştı.
Üyeliğe karşı sıkça gösterilen gerekçelerden biri de, Türklerin etnik
açıdan Avrupalı olmaktan ziyade Asyalı olduğu, dolayısıyla AB'ye
girmemeleri gerektiği şeklindedir. Tam üye olması dışında Türkiye
halihazırda çağdaş Avrupa'ya birçok açıdan bağlıdır. (…) Geriye,
Müslüman halka sahip Türkiye'nin, laik Anayasası'na rağmen, geniş
ölçüde Hıristiyanlığın etkisindeki dünyevi Avrupa'ya uymadığı argümanı
kalıyor. Ancak bu AB'de halihazırda yaklaşık 20 milyon Müslüman
yaşıyor. Türk siyasetçiler, Batılılardan farklı olarak medeniyetler
çatışmasından değil, medeniyetler ittifakından bahsediyorlar.
Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasıyla söz konusu ittifakın oluşturulması
kolaylaşacaktır." (Axel Springer Vakfı
Yönetim Kurulu Başkanı Ernst Cramer, 03/12)
AVUSTURYA BASINI:
Kronen Zeitung: "Türkiye Sorunu AB'nin Bölünmesine Yol
Açıyor": "En sonunda ortaya çıktı: Türkiye
sorunu AB'nin bölünmesine yol açıyor. AB'yi heyecanlı haftalar
bekliyor. İngiltere ve İspanya'nın başını çektiği katılım yanlıları,
çok net bir şekilde Türkiye'yi destekliyor. Fransa'nın liderliğindeki
katılım karşıtları ise, Türkiye konusunu mümkün olduğunca süratle
kapatmak istiyor (Chirac artık Avusturya ile Kıbrıs'ın arkasına
saklanamayacağı için, rengini belli etmek zorunda kaldı). Katılım
karşıtlarının sayısı daha fazla, ama tarih bize şunu öğretti: Paris ile
Londra, köklü sebeplere dayanan çekişmelerinden dolayı dişlerini
birbirlerine geçirirse, AB'de hiçbir şey yürümez. Gerçekleri görmenin
artık zamanı geldi. AB'nin geleceğine ilişkin birbirine zıt iki taslak
var: Ya mümkün olduğunca geniş bir serbest ticaret alanı, ya da dar
boyutlu siyasi bir birlik. Türkiye, üstüne üstlük, AB'nin karmaşık
yollarının iyice düğümlendiği özel bir vaka. İngiltere, AB'yi bir nevi
sivil NATO gibi gören ABD'nin Avrupa'daki bir uzantısı olduğu
izlenimini uyandırıyor. Sonunda kabak maalesef Türkiye'nin başında
patlayacak." (Kurt Seinitz, 04/12)
FRANSA BASINI:
AFP: "Türkiye, Avrupa Birliği'nde mi? İlk Müzakereler
ve İlk Tıkanma 2006'da": "Türkiye'nin AB'ye
üyelik müzakerelerinin başlamasından 14 ay sonra 25'ler ile Ankara
arasındaki münasebetlerin iyi yürüdüğü bir gün olmadı. Müzakerelerin
tıkanması da bu büyük İslam ülkesini günün birinde Avrupa kulübünde
görmek hususundaki şüphelere kuvvet verdi. Müzakerelerdeki bu geri
gidişin delili olarak Avrupa Komisyonu kısa bir zaman önce Ankara ile
üyelik müzakerelerini frenleme tavsiyesinde bulunurken, en az 10 ila 15
sene sürmesi düşünülen görüşmeler mıhlandı kaldı. 25'ler bu tavsiye
kararını takip etmek zorunda değil. Bununla beraber 25'ler Türkiye
hakkında o kadar bölünmüş durumda ki, 2004'te AB'ye giren, ancak
Ankara'nın tanımadığı Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin gemi ve uçaklarını
liman ve hava meydanlarına kabul etmeyi reddettiği gerekçesi ile
Ankara'ya müeyyide uygulanması da gözardı edilmiyor. Ancak Komisyonun
tavsiyelerinde aylardan beri herkesin hissettiği şey dile getiriliyor:
Ekim 2005'te Türkiye ile müzakerelerin başlatılması AB'nin bu ülke ile
olan münasebetlerini kolaylaştırmadı; üyeliğine karşı husumet bazı üye
ülkelerde artarak devam edecektir; ve Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünün sürüp
gitmesi müzakereleri çok büyük ölçüde girift hale getiriyor. Her şeye
rağmen, bir ayağı Avrupa'da bir ayağı Asya'da, NATO üyesi, laik, ama
halkının çoğu Müslüman olan, Irak ve İran'a komşu, yakın bir zamanda
Türkiye'ye yaptığı ziyaret sırasında Papa 16.Benedict'in yaptığı gibi,
Batı ile İslam dünyası arasındaki gerilimi gidermeye çağırılan
Türkiye'nin stratejik önemi ile ilgili olarak herkes fikir birliği
içinde. Bu stratejik mevkii, Rusya'dan gaz ve petrol sevkiyatı
hususunda Avrupalıların endişelerini daha da artırıyor." (Catherine
Triomphe, 04/12)
AFP: "Chirac ve Merkel Türkiye-AB Müzakerelerinin
Kısmi Olarak Askıya Alınması Kararını Görüşecekler":
"Fransa'dan yapılan açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve
Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Türkiye-AB müzakerelerinin kısmi
olarak askıya alınması kararını tekrar değerlendirmek için Almanya'nın
Metlach kentinde görüşecekleri bildirildi. Chirac'ın Blahesheim
görüşmesi adı altında Merkel ile gayriresmi bir toplantı yapacağı
kaydedildi. Bu toplantının akabinde ‘Weimar Üçgeni’ görüşmeleri
kapsamında Chirac, Merkel ve Polonya Cumhurbaşkanı Lench Kaczynski'nin
bir araya gelmeleri bekleniyor. Fransa Cumhurbaşkanı’na yakın
çevrelerden edinilen bilgiye göre, Chirac ve Merkel'in 14-15 Aralık
tarihinde Brüksel'de düzenlenecek AB zirvesinde, ortaklarına
sunacakları teklif, Türkiye'nin AB yolundaki durumunun ve
gelişmelerinin tekrar gözden geçirilmesini ya da Avrupa Komisyonu'nun
tavsiye kararına uyulup uyulmamasını içerecek.
(04/12)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "Olli Rehn: Türkiye'nin Önüne Yeni Bir Son
Tarih Koymayın": "AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn, Fransa ve Almanya'nın liderlerinden, AB adayı
Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs'a açması için son tarih belirlenmesi
konusunda Birliğe baskı yapmamaları talebinde bulundu. Almanya
Şansölyesi Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile bir
araya gelmesinin arifesinde yaptığı açıklamalarda Olli Rehn, kati son
tarihler koymanın herhangi bir sonuç vermeyeceğini ve Kıbrıs
meselesinin kapsamlı bir çözümü için en uygun yerin Birleşmiş
Milletler olduğunu söyledi. Rehn, Reuters'e verdiği mülakatta şöyle
konuştu: ‘Şansölye Merkel ile Cumhurbaşkanı Chirac'dan, aynı anda hem
aday bir ülkenin yükümlülüklerini yerine getirmemesinin sonuçlarını
ortaya koyan hem de Türkiye ile müzakerelerin sürmesine olanak veren
dengeli bir çözüm arayışında olmalarını isteyeceğim, zira Türkiye'nin
üyeliği hem AB hem de Türkiye açısından stratejik bir öneme haiz.’"
(04/12)
YUNANİSTAN BASINI:
Yunanistan Radyo-TV Kurumu: "Avrupa-Türkiye
Konularında Müzakereler": "Avrupa Birliği'nin
Ankara ile sekiz müzakere başlığının dondurulması önerisi, diplomatik
müzakerelerin ve kulis görüşmelerinin odağında olmaya devam ediyor.
Avrupa-Türkiye ilişkilerindeki yeni koşullar, Dora Bakoyanni ile Tasos
Papadopulos'un Lefkoşa'da yaptığı ve iki saat süren görüşmede ele
alındı. Ankara'da da Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya
Başbakanı Matti Vanhanen ile aynı konuyu görüştü. Avrupa Komisyonu’nun
Türkiye'nin üyelik sürecinin kısmen dondurulması önerisinden sonra,
Avrupa-Türkiye ilişkilerinde, sürekli müzakereler, diplomatik manevralar
ve dikkatli hareketler ön plana çıkıyor. Dora Bakoyanni, "Dışişleri
Bakanları toplantısında veya Zirve toplantısında doruğa çıkacak uzun
bir müzakere sürecinin başında bulunuyoruz. Aday bir ülke olarak Türkiye
AB'ye karşı üstlendiği yükümlülüklerine ve imzasına saygı duymalı. Aksi
halde Avrupa'nın açık bir mesaj göndermesi gerekir. Bundan böyle
hedefimiz, müzakereler esnasında arzu ettiğimizi başarmaktır.’ dedi.
Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas da aynı doğrultuda açıklama
yaparak, Avrupa'nın Türkiye'ye açık bir mesaj göndermesi gerektiğini
söyledi ve ‘Amacımız Türkiye'nin cezalandırılması değil, üstlendiği
yükümlülüklere uymasıdır.’ dedi." (04/12)
İmerisia: "Gelecekteki Silahlanmalar Almanya'dan":
"SORU: Türk Silahlı Kuvvetleri'yle
gerilimin azaldığı görülüyor. Türkiye-AB ilişkilerinde gelecekte
olabilecek bir yavaşlamanın bu durumu değiştirme olasılığı var mı?
MEİMARAKİS: Türkiye ile
ilişkilerimizdeki havanın değişmesinden söz etmek için henüz erken.
Biz, Avrupa'nın güneydoğu bölgesinde istikrar, güven ve barış arzu
ediyoruz. Yunan Hükümeti de, Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesi ve
bölgede gerginliğin ortadan kalkması için çaba göstermeye devam ediyor.
Türkiye'nin AB sürecini destekliyoruz ve Türkiye'nin bu sürecin
gerektirdiği ön koşullara tamamen uyum sağlayacağını umut ediyoruz.
Tabii ki burada Yunanistan ile iyi komşuluk ilişkilerinden söz
ediyorum." (Maria Spiraki, Savunma Bakanı
Evangelos Meimarakis ile yapılan mülakat, 02/12)
Kathimerini: "Valinakis: Amacımız Türkiye'yi Raydan
Çıkarmak Değil":
"SORU: AB Komisyonu'nun Türkiye için
önerdiği ‘yaptırım paketinden’ ne kadar memnun olabiliriz?
VALİNAKİS: Bu öneri bizim için bir
müzakere temeli ve Türkiye'yi değerlendiren mekanizmaların daha da
düzelebileceğine inanıyoruz. Kıbrıs Cumhuriyeti ile işbirliği içinde,
diğer ortaklarımızla birlikte, Türkiye'ye çift boyutlu şu nihai mesajın
verilmesi için çalışıyoruz: ‘Seçmeli’ Avrupa yok. Ancak Türkiye'nin
Avrupa yörüngesinde kalması için teşvik edilmesinin hala canlı
stratejik bir seçenek olduğunu hatırlatmam gerekir.
SORU: Bu hedefe ulaşmak mümkün olmazsa
ve -alınan duyumlar çerçevesinde- Kıbrıs veto hakkını kullanırsa,
Yunanistan bunun altına imzasını atacak mı?
VALİNAKİS: Türkiye'nin yörüngeden
çıkmasını değil, Avrupalılaşma yörüngesinde kalmasını amaçlıyoruz.
Ortak hedefimiz budur. Bu hedef bir yana, şimdiye kadar kendisini veto
eden taraf elbette Türkiye'ydi." (Yorgo
buradaras, Dışişleri Bakan Yardımcısı Yanis Valinakis ile yapılan
mülakat, 03/12)
NOT: Bu bülten, 04
Aralık 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR