ABD BASINI:
AP: "Vanhanen: Türkiye İçin AB Üyeliğine Kestirme Yol
Yok...Görüşmeler Kısıtlı Bir Şekilde Sürecek":
"Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen, yaptığı açıklamada, Türkiye için
Avrupa Birliği üyeliğine kestirme bir yol olmadığını söyledi. Ülkesi AB
Dönem Başkanlığı’nı yürüten Vanhanen, ‘Birliğin bazı koşulları vardır ve
bunların tümünün yerine getirilmesi gerekir. Türkiye tüm açık sorunlar
çözüme ulaştırılana kadar üye olamaz.’ dedi. Üst düzey AB diplomatları,
Birliğin Türkiye'nin katılım görüşmelerinin askıya alınıp alınmaması
konusunda derin fikir ayrılıklarını gidermek amacıyla görüşürken
açıklama yapan Vanhanen, Türkiye'nin yaptığı bazı limanlarını Kıbrıs'a
açma önerisine ilişkin, ‘Türk formülünün kasıtlı olarak biraz muğlak
bırakıldığına inanıyorum.’ dedi. Vanhanen ayrıca, Türkiye ile Avrupa
Birliği katılım görüşmelerinin devam etmesini, ancak bunun kısıtlı bir
şekilde olmasını beklediğini ifade etti."
(08/12)
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi Radyosu: "Ankara'nın Atağı Alman
Siyasileri Böldü": "Ankara'nın atağı Alman
siyasiler arasında farklı tepkilere neden oldu. Başbakan Angela Merkel,
konuyla ilgili çekimser bir tavır sergiledi. İtalya Başbakanı Romano
Prodi ile bir araya gelen Merkel, daha sonra yaptığı açıklamada, AB
Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Türkiye ile müzakere sürecine ivme
kazandıran çabalarını övdü. Dışişleri Bakanı Steinmeier ve Alman Sosyal
Demokrat Parti Başkanı, Ankara'nın önerisini olumlu karşılarken,
Yeşiller Partisi de önemli bir sinyal değerlendirmesi yaptı. Alman Hür
Demokrat Parti ise, açılacak her liman başına ayrı bir pazarlık
yapılabileceği konusunda uyardı. Partinin Dış Politika Uzmanı Werner
Hoyer, Türkiye'den gelen en ufak bir önerinin bütün kaygıları ortadan
kaldırmaya yetmeyeceğini belirtti." (08/12)
Die Welt: "Avrupalılar Çifte Standartlı Bir Oyun
Oynuyor":
"(…)
SORU: Brüksel'den de eşzamanlı olarak,
sizin Türkiye'yi zayıflatma niyeti olarak yorumladığınız talepler
geliyor.
BAŞER: Demokrasi, ülkeden ülkeye
farklılık gösteriyor. Almanya'da işleyen bir kural, burada
işlemeyebilir. Her ülkenin kendine özgü şartlarına anlayış gösterilmesi
gerekir. Avrupalı dostlarımız maalesef Türkiye'yi anlamakta istekli
görünmüyorlar. Hatta neredeyse anlamamak için özel bir çaba
gösteriyorlar ve sadece talep ediyorlar. AB, şimdi de Türkiye'nin üyelik
müzakerelerini askıya almak istiyor. Türkiye'den yükümlülüklerini yerine
getirmesi ve Kıbrıs'ın güney kesimini tanıması isteniyor, ancak AB
Türkiye'ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmeye gerek görmüyor. Bu
uzun yıllardan beri yakın dost ve müttefik olan, sürekli demokrasisini
geliştirmek için çaba gösteren bir ülkeye karşı yapılacak hoş bir
davranış değildir. Zamanı geldiğinde ve kendimizi politik altyapımızda
yeterince güçlü hissettiğimizde, askerin politik gücünden feragat
etmeye karar verebiliriz. Ama henüz bunun için uzun zamana ihtiyaç var.
(…)
SORU: AKP, Türkiye'yi AB'ye taşıyabilir
mi?
BAŞER: Burada sorulması gereken şudur:
AKP, ülkenin AB'ye üyeliğini gerçekten istiyor mu, yoksa bu süreci
kendi amaçlarına ulaşmak için mi istiyor? Ancak AB zaten Türkiye'yi
almak istemediği için, bu soru gereksizdir.
SORU: Üyelik müzakereleri Türkiye için
iyi mi?
BAŞER: Bugün başımızdaki bütün
sorunlar, -Ermeni ‘soykırımının’ tanınması talebi, Kıbrıs ya da PKK-
hepsi Avrupalıların yarattığı sorunlardır. Avrupalılar çifte standartlı
bir oyun oynuyorlar ve Türklere karşı önyargıyla dolular.
SORU: AB rüyası sona mı erdi?
BAŞER: AB, müzakereleri kısmen devam
ettirecek, ancak bunun amacı sadece Türkiye'yi yeni taleplerle baskı
altında tutabilmek. AB'ye ve Türkiye'nin üyeliğine karşı değilim ve
onaylıyorum. Ama AB'nin tutumuna karşıyım. Bu iş böyle olmaz."
(Boris Kalnoky, Türkiye'nin Terörle Mücadele Özel
Temsilcisi Orgeneral Halit Edip Başer ile yapılan mülakat, 07/12)
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Teklif":
"Avrupa Birliği'nin son zamanlarda Ankara'ya karşı verdiği müzakerelerin
durdurulmasını hedefleyen gözdağı, etkili olmuş gibi gözüküyor. Türkiye,
kendi AB planlarının aksamaması için, en azından bir limanını ve bir
havaalanını tam üye Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmayı düşünüyor. Ankara'nın
teklifi, henüz net olarak konturları belirgin olmasa da bir iyi niyet
göstergesi olarak görülüyor. Brüksel'in göstermiş olduğu olumlu tepkiye
karşı, Türkiye'deki güçlü milliyetçi eğilim gösteren muhalefet, alarm
zilleri çalmaya başladı. Muhalefete göre, özellikle bu meselede ‘Türk
halkı' bir boyun eğmeyi affetmez. (…) Ülkenin siyasi elitlerinin Kıbrıs
sorununda iç siyasette itibar kaybetmeden -son öneriyle olduğu gibi-
daha fazla ileri gitmesinin beklenmesi zor gözüküyor. Başmüzakereci
Babacan'a göre bir havaalanının açılması teklifi zaten koşullara bağlı
bulunuyor. Şöyle ki, 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde bir havaalanı ve
limanın uluslararası mal ulaşımına serbest bırakılması. AB, bu teklifi
nasıl değerlendireceğine ve ne yönde ilerleyeceğine yönelik karar
vermelidir. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Papadopoulos olumsuz yaklaşımını
gösterdi bile; kendisi 'ya hep ya hiç' tavrı içinde bulunuyor. Türk
Başbakanı Erdoğan bu konuda haksızlığa maruz kaldıklarını daha önceleri
ifade etmişti. Hiç de haksız değil. Geçmiş yıllarda Kıbrıs Türkleri (ve
Ankara da) Rum tarafından daha fazla hareketlilik gösterdiler."
(Wolfgang Günter Lerch, 08/12)
Die Welt: "Türk Rahatsızlığı":
"Dışişleri Bakanı Steinmeier, Türkiye'nin, ‘temkinli bir taviz verme
hazırlığı’ içinde olduğu görüşünde. Burada söz konusu olan, ‘Türkiye'nin
AB'ye alınması’ diye düşünülebilirdi. Oysa tam tersine. Kulübe üyelik
başvurusunda bulunan Türkler, bu süreçte Ankara Protokolü'nün
kurallarını değiştirmek istiyorlar. AB, bu protokole göre, Türkiye ile
AB arasındaki mevcut Gümrük Birliği Anlaşması'nın yeni üye Kıbrıs'a da
uyarlanmasını öngörüyor. Doğal bir şey. Türk Hükümeti bunun yerine,
Kıbrıslı Türklerin ve tanınmayan devletlerinin statüsünü iyileştirmek
için, kendi direnişlerini itibar jestine dönüştürdü. Şimdi orada bir
liman ve havaalanını açmaya hazır gözüküyor. Şansölye Merkel ve Fransa
Cumhurbaşkanı Chirac sert bir çizgi izlerken, Almanya Dışişleri Bakanı,
AB Dönem Başkanlığı Finlandiya ile birlikte bir pazarlık üzerinde
çalışıyor. Bu pazarlıkla, her iki tarafın da, yani hem Brüksel hem de
Ankara'nın rezil olmamaları için, bir yıl önce büyük bir tantanayla
başlayan katılım müzakerelerinin daha yıldönümü bile kutlanmadan
erkenden başarısızlıkla sonuçlanması engellenmeye çalışılıyor. Bunun
sonucunda üzerinde kıyasıya pazarlık yapılan uzlaşı formülü sürekli
erteleniyor. Nitekim şimdi de Finlandiya Türkiye'nin ‘teklifini’
reddetti. Tüm bunlar, diğer başlıklar konusunda olduğu kadar, resmi
Türkiye'nin olmaya çabaladığı AB üyeliğinin tarzı ve içeriği açısından
da oldukça kötü önsezileri uyandırıyor. Başını İngiltere'nin çektiği AB
üyelerinin bir kısmı, sadece çok lüks bir büyük serbest ticaret bölgesi
istiyor. Almanlar ve diğer kurucu üyeler, giderek daha fazlasını talep
ediyorlar." (Michael Stürmer, 08/12)
AVUSTURYA BASINI:
Kronen Zeitung: "Türkiye ile AB, Pazardaymış Gibi
Pazarlık Ediyorlar": "Türkiye ve AB: Politikayı
pazarla karıştıran iki uzman karşı karşıya. Ankara'daki hükümet AB'nin
Türkiye'ye yaptırım uygulamasına ramak kala, AB'yi bir uzlaşma
teklifiyle şaşırttı. AB Komisyonu Başkanı Barroso, ‘Önemli, olumlu bir
sinyal’ diyor. Ancak bu uzlaşmanın bir de şartı var: Türkiye, Kıbrıs'a
bir yıl içinde çözüm bulunmasını istiyor. Türkiye önümüzdeki hafta
yapılacak olan AB zirvesinden önce, siyasi bir ihtilaf ihtimalini
gözönünde bulundurarak maça papazını AB'ye iade etmeyi başardı.
Yunanistan Hükümeti AB ile Gümrük Birliği'nin ‘tümüyle uygulanmasını’,
yani limanların tümüyle açılmasını, (Rum) Kıbrıs da Türkiye'ye karşı
veto hakkını kullanmak istiyor. Böylece önümüzdeki AB zirvesinin de diğer
bütün zirveler gibi gerilim dolu bir Türkiye romanı olacağı anlaşıldı.
AB dışişleri bakanları pazartesi günü zirve başlamadan Türkiye'den
başka uzlaşma önerileri de koparmak istiyorlar. (…) Şimdi Türkiye
birdenbire bir uzlaşma teklifi getirdi: Bir liman ile hava alanının bir
yıl süreyle açılması. Bu süre içinde AB'den ‘BM ile birlikte’ Kıbrıs'a
bir çözüm bulması isteniyor." (Kurt Seinitz, 08/12)
Kurier: "Pazar Yöntemleri":
"Türkiye AB ile anlaşmazlıkta yumuşuyor ve bunun karşılığında Kıbrıs'ın
bölünmüşlüğüne son verilmesini istiyor. Türkiye AB ile krizlerin
giderilmesinde hep belli bir davranış modeli uyguluyor: Yükümlülüklerin
reddedilmesi, gücenme, bekleme ve son anda çark edip buna bağlı olarak
Avrupalı ortaklardan yeni taleplerde bulunma. Türk Hükümeti şimdiye
kadar Kıbrıs ihtilafında da böyle bir tepki gösterdi. Yani Anadolu'da
bir pazardaymış gibi. Ankara'nın AB yaptırımlarından duyduğu korku,
anlaşılan ülkenin fikrini değiştirmesini sağladı ve böylece bütün
senaryoları birbirine kattı. Müzakerelerin durdurulması üzerinde bir kez
daha düşünülmesi gerekiyor, Türkiye'nin AB olgunluğu artık kolayca iç
politikada suistimal edilemeyecek hale geldi. AB Kuzey Kıbrıs
karşısındaki ev ödevlerini yapmaya zorlanıyor." (Margaretha Kopeinig,
08/12)
Österreich: "Türkiye ile Müzakerelerde Soluk Almak İçin
Ara Vermeye İhtiyacımız Var":
"SORU: Türkiye Kıbrıs konusunda çark
ediyor. Bu Türklerin AB'ye katılım şansını yükseltecek mi?
PLASSNİK: Henüz çark etme diye bir şey
söz konusu değil. Avusturya'nın pozisyonu, müzakerelerin sonunda
Türkiye'nin AB'ye katılımının otomatikman olmaması, müzakere sürecinin
ucunun açık bırakılması, ayrıca katılımdan başka bir seçeneğe de yer
verilmesi gerektiği şeklinde.
SORU: Türkiye'nin AB'ye katılımı
konusunda şüphe duyanların sayısı giderek artıyor. Hatta Maliye Bakanı
Grasser koalisyon anlaşmasında Türkiye'nin katılımına ‘hayır’ şartının
yer almasından yana.
PLASSNİK: Benim pozisyonum bu değil.
Ben kapının kapatılmasını doğru bulmuyorum. Ben ciddi, ama ucu açık bir
müzakere süreci istiyorum. Ancak Türkiye ile müzakerelere sanki hiçbir
şey olmamış gibi devam edemeyeceğimiz de açık. Her şey yolundaymış gibi
devam edemeyiz.
SORU: Türkiye günün birinde AB'ye
katılabilecek mi?
PLASSNİK: Bunu önceden kestirmek zor,
bu yüzden ara adımlar ve başka seçenekler bulunmalı. Ben Türkiye'ye
hemen tam üyelik vermektense, aramızdaki ilişkileri düzenleyecek bir
‘Türk-Avrupa topluluğundan’ yanayım."
"Wolfgang Fellner, Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile
yapılan mülakat, 08/12)
Wiener Zeitung: "Türkiye'nin Beklenmedik Girişimi
AB'nin Dengesini Bozdu": "Türkiye son anda
yaptığı pek net olarak formüle edilmemiş teklifiyle, AB'ni şaşırtmayı ve
muhtemelen değerli bir süre kazanmayı başardı. Ankara bir deniz,
bir de havalimanını Kıbrıs'tan gelecek gemi ve uçaklara açmayı teklif
etti ve böylece AB ile arasındaki başlıca ihtilafta çark etme sinyali
verdi. Türkiye'nin hangi şartlar altında böyle tarihi bir adım atmaya
hazır olacağı henüz belli değil. Bu teklif AB Dönem Başkanı
Finlandiya'ya sözlü olarak iletildi, yazılı bir şey yok.
Ankara'nın sürpriz girişimi taktik olarak dahiyane bir hamleydi. AB
dışişleri bakanları pazartesi günü müzakereleri kısmen dondurma kararı
alacaktı, şimdi AB son derece çaresiz bir duruma düştü. AB'deki
tecrübeli diplomatlar bile, kendi kendilerine bunun onyıllarca süren
ihtilafta ne zamandan beri beklenen bir dönüm noktası mı, yoksa yalnız
ucuz bir hile mi olduğunu soruyorlar. Bu konuda görüşen AB ülkeleri
büyükelçileri somut bir netice alamadan dağılmak zorunda kaldı. Bu
şartlar altında AB ülkeleri için önümüzdeki hafta müşterek bir çizgide
birleşmek daha da güçleşmiş oluyor. Ankara, Avrupa Birliği'nde hiç
bir siyasi sorununun Türkiye'nin AB'ye katılımı kadar bölücü nitelikte
olmamasından yararlandı. Bu konuda görüşler ülkelerin kendi içinde,
hatta parlamento grupları içinde bile farklılıklar gösteriyor. Şimdi
yaptırım tehdidi altında gösterilen uzlaşma eğilimi, Avrupa Birliği
içindeki Türkiye yanlısı güçlerin argümanlarını muhtemelen desteklemiş
olacak." (Michael Schmölzer, 09/12)
Die Presse: "Kendi
Yeteneksizliğine Güvenmek": "Kıbrıs ihtilafındaki son gelişmeler,
AB'nin Türkiye'ye giderek daha fazla haksızlık ettiğini gösteriyor.
Türkiye ile müzakerelerin bir süre için durdurulmasına ilişkin tartışma,
muhtemelen Avrupa'nın bu ezeli konudaki değerlendirmelerinde bir dönüm
noktası oluşturuyor. Avrupalılar Türkiye'ye giderek daha fazla haksızlık
eder oldular. Bu, Brüksel ve diğer AB hükümetlerinin, Türkiye karşısında
izlediği riyakar politikanın doğrudan ve kaçınılmaz sonucu. Ta başından
beri Türkiye'nin AB üyeliğine karşı, din özgürlüğü, insan hakları,
ekonomik yapı ve kültürel farklılıklar gibi inandırıcı argümanlar
bulunmasına karşın, 1999'daki Helsinki zirvesinde o zamanki tarihi
tecrübelere göre geri dönülmesi imkansız bir katılım süreci başlatıldı.
Bu süreç Ekim 2005'te müzakerelere resmen başlanılmasıyla iyice
kesinleşmiş oldu. Schüssel hükümeti o zaman müzakerelerin ucunun açık
bırakılmasını ve AB'nin ‘hazmetme kapasitesinin’ kriterler arasında yer
almasını kabul ettirebilmesini hep siyasi başarılarından biri olarak
gördü. İç politika açısından bu doğru olabilir: Halk arasındaki Türkiye
karşıtlığına siyasi açıdan güç kazandırılmış oldu. Bu önümüzdeki
yıllarda da yeri geldikçe kullanılacak. (…) Avrupa Birliği ile Türkiye
arasındaki müzakerelerdeki temel sorunun, Avusturya'daki koalisyon
görüşmeleri gibi sürdürülmesi olduğu söylenebilir. Birliğin Türkiye'ye
karşı ne kadar haksızlık ettiğini, ‘durdurma’ düğmesine basma tehdidi
gösteriyor. Kıbrıs sorununun çıkmaza girmesinde suçu yalnızca Türkiye'ye
yükleyip bunu da müzakereleri durdurmak için meşru bir neden olarak
gösterenler gerçekleri kasten gözardı ediyorlar, demektir. Adanın
yeniden birleşmesinin başarısızlığa uğramasının nedeni Güney Kıbrıs'taki
Rum milliyetçiler değil miydi? AB'nin bölünmüş adayı daha baştan Birliğe
almaması gerektiği bir gerçek. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen yalnız
deniz ve hava limanlarını Kıbrıs'a açmamakta direnen Türkler değil."
(Michael Fleischhacker, 10/12)
BELÇİKA BASINI:
Le Soir: "Uzun Üyelik Yolunda Türkiye'den Önemli Bir
Adım": "Türkiye, Avrupa Birliği ile yürütülen
üyelik müzakerelerinin devamı için önemli bir adım attı. Çelişkili bilgi
teatisiyle geçen bir günün sonunda, Türkler bir havaalanı ve bir limanı
bir yıl boyunca Rumlara açmayı taahhüt etti. Ankara buna karşılık
olarak, Kıbrıs sorununun 12 ay içinde bir çözüme kavuşturulmasını
bekliyor. Bu çözüm gerçekleşirse, sadece Ankara tarafından tanınan
adanın kuzey kesiminin tecridine son verilmesi söz konusu olacak.
Ankara'nın bu jesti, 25'lerin dışişleri bakanlarının Brüksel'de bir
araya gelecekleri bir sırada geldi. AB dışişleri bakanları, 14-15 Aralık
tarihlerinde yapılacak olan liderler zirvesini ‘kirletme’ riski taşıyan
Türkler ile Avrupalılar arasındaki bir ‘anlaşmazlığı’ ortadan kaldırmaya
çalışacaklar. Türk teklifi, 25'ler tarafından olumlu karşılanırsa,
Komisyon tarafından önerilen, üyelik müzakerelerinin kısmen askıya
alınması önlenebilecek. Türk tavizi ortaya çıktıktan sonra küçük analiz
oyunları başladı. Ülkesi AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten Finlandiya
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Ankara'nın teklifini şartsız ise
‘olumlu’ olarak değerlendirdi. AB Dönem Başkanlığı ‘açıklayıcı bilgi’
beklediğini söyledi. Türk girişiminin ‘önemli bir adım’ olarak
yorumlandığı Avrupa Komisyonu’nda da aynı beklenti var. Müzakerelerin
başından bu yana her taviz ciddiyetle müzakere ediliyor." (Pascal
Partin, 08/12)
FRANSA BASINI:
AFP: "AB-Türkiye... Stockholm'den Her Fikre Açık Olma
Çağrısı": "İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt,
Ankara tarafından yapılan ve Lefkoşa tarafından derhal reddedilen bir
limanın Rum gemilerine açılması teklifi konusunda ‘açık ruh halini’
koruma çağrısında bulundu. Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi
Javier Solana ile birlikte düzenlediği basın toplantısında yaptığı
açıklamada Carl Bildt, ‘Herkesin yapıcı olması ve her türlü fikrin
yapıcı bir bakış açısıyla incelenmesi önemlidir.’ dedi. Carl Bildt'e
göre, ‘olumlu bir ruh haliyle ileri sürüldüğü açıkça görülen’ fikirleri
reddetmek ‘hoş olmaz’. Bildt, ‘Bu fikirler belki yeterli değil, ancak
halihazırda ihtiyaç duyduğumuz şey açık bir ruh halidir ve yapıcı tavır
takınmaktır’ diye ısrarlı konuştu. Javier Solana'ya göre ise, Ankara'nın
attığı adım ‘olumlu bir adımdır’." (08/12)
AFP: "Bush, Erdoğan'a, Türkiye'nin AB'ye Girmesini
Desteklediği Konusunda Güvence Verdi": "Beyaz
Saray'dan yapılan açıklamaya göre, Ankara ile Brüksel arasındaki
müzakerelerin önemli bir noktada bulunduğu şu sıralarda, ABD Başkanı
George W. Bush, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a, Türkiye'nin
AB'ye girmesini sıkı bir şekilde desteklediği konusunda güvence verdi.
Beyaz Saray sözcülerinden Dana Perino'nun yaptığı açıklamaya göre Bush,
Erdoğan'ı aradı ve ‘Türkiye'nin AB'ye girmesini sıkı bir şekilde
desteklediğini yineledi.’ Bu destek ifadesi, Türkiye ile müzakereleri
kısmi olarak askıya alma konusunda karar verecek olan AB dışişleri
bakanları toplantısına birkaç gün kala geldi."
(08/12)
AFP: "Steinmeier Merkel'i Uyardı":
"Almanya Dışişleri Bakanı sosyal demokrat Frank-Walter Steinmeier,
Başbakan Angela Merkel'i, Türkiye-AB müzakereleri konusunda uygunsuz
tepkiler vermemesi konusunda uyardı. Dışişleri Bakanı, Der Spiegel
gazetesine verdiği demeçte, ‘Angela Merkel'e uygunsuz tepki verilmemesi
gerektiğini ve bunun gerekçelerini açıkladım. Türkiye'nin Avrupa'ya
sırtını dönmesi stratejik bir hata olur. 25'ler sorumluluklarını sağduyu
ile yerine getirmeli ve aceleci olmamalılar.’ dedi. Türkiye'nin AB'ye
üye olmaması gerektiğini savunan ve imtiyazlı ortaklıktan yana olduğunu
her fırsatta dile getiren Angela Merkel, 2007 yılı sonbaharı ve 2009
yılı ilkbaharı arasında bir rapor hazırlanarak Türkiye'nin durumunun
tekrar gözden geçirilmesi talebinde bulundu. Merkel'in bu talebi Ankara
yönetimine bir ültimatom olarak değerlendirildi." (10/12)
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı: "Papadopulos: Türkiye'nin AB'ye
Karşı Yükümlülükleri Bağımsız": "Cumhurbaşkanı
Tasos Papadopulos Pekin'de yaptığı açıklamada, Türkiye'nin teklifiyle
esasında AB'ye karşı olan yükümlülüklerini, Kıbrıs'ın bir şey verme
karşılığıyla ilişkilendirmeyi önerdiğini ifade etti ve ‘Biz, Türkiye'nin
AB'ye karşı yükümlülüklerinin Kıbrıs'ta olacaklardan ayrı ve bağımsız
olduğunu söylüyoruz.’ dedi. "15 Aralık'ta Kıbrıs'ın değil, Türkiye'nin
yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği değerlendirilecektir’ diyen
Tasos Papadopulos, ‘Türk önerisi yeni bir şey değildir. Herhangi bir şey
söylemek için erken ve önceden retçi olduğumuz sonucu çıkmaması için,
Türkiye'nin ne önerdiğini okuyup görmek gerekir.’ dedi. Cumhurbaşkanı
Papadopulos, ‘Biz, Türkiye'nin Avrupa'ya karşı yükümlülüklerini yerine
getirmesi için, Kıbrıs'ın Türkiye'ye herhangi bir şey vermek zorunda
olduğuna inanmıyoruz. Önerinin yapıldığı tarihle neyin amaçlandığının
hepimiz farkındayız. Esasında Türkiye yükümlülüklerini, Kıbrıs'ın
vermesi gereken bedelle ilişkilendirmeyi öneriyor.’ dedi."
(08/12)
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times: "Türkiye AB Üyeliğine Bir Şans
Tanıdı": "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne, Avrupa
Birliği'nin de Türkiye'ye ihtiyacı var. Bu o denli önemli ki, ufak
tefek sorunların Ankara'yla Avrupa'yı ayırmasına izin verilmemeli. İşte
bu nedenle Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusundaki
tartışmalara son vermek için bir zeytin dalı uzattı. Avrupa hükümetleri
bu şansı değerlendirmeli ve cömertçe karşılık vermeli. Aksi takdirde
Avrupa, dar bir zihniyetle gelecek hafta düzenlenecek zirvede
müzakerelerin büyük bölümünü askıya alacak. AB, Türkiye'nin,
uluslararası olarak tanınan Kıbrıs Rum Hükümeti’ne limanlarını açma
konusunda başarısız olduğunu söylüyor. Türkiye ise, kuzeydeki Kıbrıs
Türk tarafına uygulanan izolasyona son verilmesi hususunda AB'nin
Kıbrıslı Rumların sürekli olarak karşı çıkması nedeniyle verdiği sözü
tutmadığını ifade ediyor. Her iki taraf da birbirini kötü niyetli olmakla
suçluyor." (08/12)
İSVİÇRE BASINI:
Le Temps: "Müzakerelerin Askıya Alınmaması İçin Türkiye
Kapısını Araladı": "Türkiye treni, Avrupa'ya
doğru tekrar yol almaya başladı. Ankara yönetiminin Kıbrıs'a bir liman
ve belki de bir havaalanı açılabileceği açıklaması, askıya alınacağı
düşünülen Türkiye-AB müzakerelerine az da olsa hız verdi. (…) AB Dönem
Başkanı Finlandiya'nın memnuniyetini dile getirdiği Türkiye'nin bir
liman ve bir havaalanı açma teklifi, Avrupalıları şaşırttı. Kıbrıslı Rum
gemilere İstanbul boğazının kapılarının açılması, Avrupa Komisyonu'nun
zorlamalarına Türkiye'nin verdiği ilk cevap. Ancak Türkiye'nin bu iyi
niyet gösterisi 25'ler arasındaki fikir ayrılıklarını artırabilir. (…)
Türkiye, bir yıllığına Kıbrıs'a bir liman ve bir havaalanı açmaya hazır
olduğunu, ancak bu süre zarfında Kıbrıs konusunda -BM himayesinde- çözüm
beklediğinin altını çizdi. AB ise Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından anında
reddedilen bu şartlı teklife, biraz çekinceyle yaklaşıyor."
(Richard Werly, 08/12)
İSPANYA BASINI:
ABC: "Türkiye, Kıbrıs Konusunda Sürpriz Bir Teklifle
AB'yi Karıştırdı": "Ankara'dan sürpriz bir
şekilde yapılan teklifin, atmosferi karartıncaya kadar fırtına
bulutlarıyla doldurduğu bir anda, Türkiye'nin davranışı karşısında ne
yapacağını düşünen Avrupalı üyelerde bir anlaşmaya varabilmek için
artık tam bir kargaşa hakim. Bugün yapılacak olağanüstü toplantıda
25'lerin büyükelçileri, Türkiye'nin AB ile ve Birlik üyelerinin de kendi
aralarında anlaşmazlığa düşmesini önlemek amacıyla durumu kurtarmaya
çalışacak. Türkiye'nin ‘önemli bir limanını’ Kıbrıs gemilerinin geçişine
geçici olarak açma yönündeki teklifi, şimdiye kadar ticari dolaşımı
serbest kılan Ankara Protokolü'nü onaylamaktaki reddi karşısında
Türkiye'yle müzakereler konusunda ne yapılacağına karar vermek için
yarım kolla savaşmakta olan 25'lerin dışişleri bakanlarına devrim yapma
fırsatı yarattı. İlk tepkiler, ‘Acaba teyit edilir mi?’ sorusuyla memnun
olunduğu yönündeydi. Durao Barroso başkanlığındaki Avrupa Komisyonu,
teklifin, istenen şartların ‘yerine getirilmesi doğrultusunda önemli bir
adım’ olarak kabul edildiğini duyurdu. Türkiye'nin dakik teklifi, hiçbir
kaynaktan açıkça doğrulanmadı. Bazıları, başlangıç olarak ‘bir limanı ve
bir havaalanını’ ve sonrasında da ‘önemli bir limanı ve muhtemelen bir
havaalanını’ açmaktan bahsediyordu. Resmi olarak açıklanmasa da Türk
teklifi, bir yıllığına ve bu zaman zarfında da Birleşmiş Milletler'in
adanın yeniden birleşme sürecinde ilerleme sağlaması umuduyla geçerli
olacak." (Enrique Serbeto, 08/12)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini: "Atina Yeni Verileri İnceliyor":
"Ankara'nın ani hareketine Yunanistan, Türkiye'nin katılım sürecine
ilişkin tüm AB üye devletlerinin üzerinde anlaşmış olduğu kesin
yükümlülüklerini hatırlatarak ‘cevap’ verdi. Yunan tarafı, sözde ‘yeni’
önerinin özüyle ilgili olarak görüş belirtmekten dikkatle kaçındı. Bir
yandan ilk başta AB saflarında Ankara lehine beliren dostane havayı
incelerken, diğer yandan da, AB'nin komşu ülkeye uygulanacak
yaptırımlarla ilgili karar arifesinde ‘belirli bir havanın
şekillenmesine’ ve ‘sansasyon’ yaratılmasına yönelik Türkiye'nin
niyetini anladı. Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, konuya ilişkin olarak
Brüksel'le ve Kıbrıs Dışişleri Bakanı Lillikas ile devamlı temas kurdu.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kumutsakos, ‘Türkiye'nin, 2004 Aralık AB
Zirvesi sonuçları çerçevesinde, Ankara Protokolünü hiçbir ön koşul ve
şart olmadan, istisnasız tüm üye devletlere uygulamayı üstlenmiş
olduğunu, aynı şeyin, 21 Eylül 2005 tarihli AB bildirisinde de
yinelendiğini ve açıklığa kavuşturulduğunu vurgularız.’ dedi. Kumutsakos,
‘Tam uygulamayı 2006 yılında değerlendireceğine’ ilişkin AB'nin eski
görüşünü de hatırlattı ve Avrupa Komisyonu’nun bilinen önerilerini
sunduğunu belirterek, ‘bunların müzakerelerin temeli olduğunu’
yineledi." (Yorgos buradaras, 08/12)
NOT: Bu bülten,
08-10 Aralık 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR