11.12.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

AP: "Vanhanen: Türkiye İçin AB Üyeliğine Kestirme Yol Yok...Görüşmeler Kısıtlı Bir Şekilde Sürecek": "Finlandiya Başbakanı Matti  Vanhanen, yaptığı açıklamada, Türkiye için Avrupa Birliği  üyeliğine kestirme bir yol olmadığını söyledi. Ülkesi AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten Vanhanen, ‘Birliğin  bazı koşulları vardır ve bunların tümünün yerine getirilmesi  gerekir. Türkiye tüm açık sorunlar çözüme ulaştırılana kadar  üye olamaz.’ dedi. Üst düzey AB diplomatları, Birliğin Türkiye'nin katılım  görüşmelerinin askıya alınıp alınmaması konusunda derin fikir  ayrılıklarını gidermek amacıyla görüşürken açıklama yapan  Vanhanen, Türkiye'nin yaptığı bazı limanlarını Kıbrıs'a  açma önerisine ilişkin, ‘Türk formülünün kasıtlı olarak biraz  muğlak bırakıldığına inanıyorum.’ dedi. Vanhanen ayrıca, Türkiye ile Avrupa Birliği katılım  görüşmelerinin devam etmesini, ancak bunun kısıtlı bir  şekilde olmasını beklediğini ifade etti." (08/12)

ALMANYA BASINI:

Almanya'nın Sesi Radyosu: "Ankara'nın Atağı Alman Siyasileri Böldü": "Ankara'nın atağı Alman siyasiler arasında farklı tepkilere  neden oldu. Başbakan Angela Merkel, konuyla ilgili çekimser bir  tavır sergiledi. İtalya Başbakanı Romano Prodi ile bir araya  gelen Merkel, daha sonra yaptığı açıklamada, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Türkiye ile müzakere sürecine ivme kazandıran  çabalarını övdü. Dışişleri Bakanı Steinmeier ve Alman Sosyal Demokrat  Parti Başkanı, Ankara'nın önerisini olumlu karşılarken,  Yeşiller Partisi de önemli bir sinyal değerlendirmesi yaptı. Alman Hür Demokrat Parti ise, açılacak her liman başına  ayrı bir pazarlık yapılabileceği konusunda uyardı. Partinin  Dış Politika Uzmanı Werner Hoyer, Türkiye'den gelen en ufak  bir önerinin bütün kaygıları ortadan kaldırmaya yetmeyeceğini  belirtti." (08/12)

Die Welt: "Avrupalılar Çifte Standartlı Bir Oyun Oynuyor":

"(…)

            SORU: Brüksel'den de eşzamanlı olarak, sizin  Türkiye'yi zayıflatma niyeti olarak yorumladığınız  talepler geliyor.

 

            BAŞER: Demokrasi, ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor.  Almanya'da işleyen bir kural, burada işlemeyebilir. Her  ülkenin kendine özgü şartlarına anlayış gösterilmesi gerekir. Avrupalı dostlarımız maalesef Türkiye'yi anlamakta istekli  görünmüyorlar. Hatta neredeyse anlamamak için özel bir çaba  gösteriyorlar ve sadece talep ediyorlar. AB, şimdi de  Türkiye'nin üyelik müzakerelerini askıya almak istiyor.  Türkiye'den yükümlülüklerini yerine getirmesi ve Kıbrıs'ın  güney kesimini tanıması isteniyor, ancak AB Türkiye'ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmeye gerek görmüyor. Bu uzun  yıllardan beri yakın dost ve müttefik olan, sürekli  demokrasisini geliştirmek için çaba gösteren bir ülkeye  karşı yapılacak hoş bir davranış değildir. Zamanı geldiğinde  ve kendimizi politik altyapımızda yeterince güçlü  hissettiğimizde, askerin politik gücünden feragat etmeye  karar verebiliriz. Ama henüz bunun için uzun zamana ihtiyaç  var. (…)

 

            SORU: AKP, Türkiye'yi AB'ye taşıyabilir mi?

 

            BAŞER: Burada sorulması gereken şudur: AKP, ülkenin  AB'ye üyeliğini gerçekten istiyor mu, yoksa bu süreci kendi  amaçlarına ulaşmak için mi istiyor? Ancak AB zaten Türkiye'yi  almak istemediği için, bu soru gereksizdir.

 

            SORU: Üyelik müzakereleri Türkiye için iyi mi?

 

            BAŞER: Bugün başımızdaki bütün sorunlar, -Ermeni  ‘soykırımının’ tanınması talebi, Kıbrıs ya da PKK- hepsi  Avrupalıların yarattığı sorunlardır. Avrupalılar çifte  standartlı bir oyun oynuyorlar ve Türklere karşı önyargıyla  dolular.

 

            SORU: AB rüyası sona mı erdi?

 

            BAŞER: AB, müzakereleri kısmen devam ettirecek, ancak  bunun amacı sadece Türkiye'yi yeni taleplerle baskı altında  tutabilmek. AB'ye ve Türkiye'nin üyeliğine karşı değilim ve  onaylıyorum. Ama AB'nin tutumuna karşıyım. Bu iş böyle olmaz." (Boris Kalnoky, Türkiye'nin Terörle Mücadele Özel Temsilcisi Orgeneral Halit Edip Başer ile  yapılan mülakat, 07/12)

           

Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Teklif": "Avrupa Birliği'nin son zamanlarda Ankara'ya karşı verdiği müzakerelerin durdurulmasını hedefleyen gözdağı, etkili olmuş  gibi gözüküyor. Türkiye, kendi AB planlarının aksamaması için, en azından bir limanını ve bir havaalanını tam üye Kıbrıs  Cumhuriyeti'ne açmayı düşünüyor. Ankara'nın teklifi, henüz  net olarak konturları belirgin olmasa da bir iyi niyet  göstergesi olarak görülüyor. Brüksel'in göstermiş olduğu olumlu  tepkiye karşı, Türkiye'deki güçlü milliyetçi eğilim gösteren  muhalefet, alarm zilleri çalmaya başladı. Muhalefete göre,  özellikle bu meselede ‘Türk halkı' bir boyun eğmeyi affetmez. (…) Ülkenin siyasi elitlerinin Kıbrıs  sorununda iç siyasette itibar kaybetmeden -son öneriyle  olduğu gibi- daha fazla ileri gitmesinin beklenmesi zor  gözüküyor. Başmüzakereci Babacan'a göre bir havaalanının  açılması teklifi zaten koşullara bağlı bulunuyor. Şöyle ki,  'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde bir havaalanı ve limanın  uluslararası mal ulaşımına serbest bırakılması. AB, bu teklifi nasıl değerlendireceğine ve ne yönde  ilerleyeceğine yönelik karar vermelidir. Kıbrıs Cumhurbaşkanı  Papadopoulos olumsuz yaklaşımını gösterdi bile; kendisi 'ya  hep ya hiç' tavrı içinde bulunuyor. Türk Başbakanı Erdoğan bu  konuda haksızlığa maruz kaldıklarını daha önceleri ifade  etmişti. Hiç de haksız değil. Geçmiş yıllarda Kıbrıs Türkleri  (ve Ankara da) Rum tarafından daha fazla hareketlilik  gösterdiler." (Wolfgang Günter Lerch, 08/12)

           

Die Welt: "Türk Rahatsızlığı": "Dışişleri Bakanı Steinmeier, Türkiye'nin, ‘temkinli bir  taviz verme hazırlığı’ içinde olduğu görüşünde. Burada söz  konusu olan, ‘Türkiye'nin AB'ye alınması’ diye  düşünülebilirdi. Oysa tam tersine. Kulübe üyelik başvurusunda  bulunan Türkler, bu süreçte Ankara Protokolü'nün kurallarını  değiştirmek istiyorlar. AB, bu protokole göre, Türkiye ile  AB arasındaki mevcut Gümrük Birliği Anlaşması'nın yeni üye  Kıbrıs'a da uyarlanmasını öngörüyor. Doğal bir şey. Türk  Hükümeti bunun yerine, Kıbrıslı Türklerin ve tanınmayan  devletlerinin statüsünü iyileştirmek için, kendi  direnişlerini itibar jestine dönüştürdü. Şimdi orada  bir liman ve havaalanını açmaya hazır gözüküyor. Şansölye Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Chirac sert bir  çizgi izlerken, Almanya Dışişleri Bakanı, AB Dönem Başkanlığı  Finlandiya ile birlikte bir pazarlık üzerinde çalışıyor. Bu  pazarlıkla, her iki tarafın da, yani hem Brüksel hem de  Ankara'nın rezil olmamaları için, bir yıl önce büyük bir  tantanayla başlayan katılım müzakerelerinin daha yıldönümü  bile kutlanmadan erkenden başarısızlıkla sonuçlanması  engellenmeye çalışılıyor. Bunun sonucunda üzerinde kıyasıya  pazarlık yapılan uzlaşı formülü sürekli erteleniyor. Nitekim  şimdi de Finlandiya Türkiye'nin ‘teklifini’ reddetti. Tüm  bunlar, diğer başlıklar konusunda olduğu  kadar, resmi  Türkiye'nin olmaya çabaladığı AB üyeliğinin tarzı ve içeriği  açısından da oldukça kötü önsezileri uyandırıyor. Başını İngiltere'nin çektiği AB üyelerinin bir kısmı,  sadece çok lüks bir büyük serbest ticaret bölgesi istiyor.  Almanlar ve diğer kurucu üyeler, giderek daha fazlasını  talep ediyorlar." (Michael Stürmer, 08/12)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

 

Kronen Zeitung: "Türkiye ile AB, Pazardaymış Gibi Pazarlık Ediyorlar": "Türkiye ve AB: Politikayı pazarla karıştıran iki uzman  karşı karşıya. Ankara'daki hükümet AB'nin Türkiye'ye yaptırım  uygulamasına ramak kala, AB'yi bir uzlaşma teklifiyle şaşırttı.  AB Komisyonu Başkanı Barroso, ‘Önemli, olumlu bir sinyal’ diyor.  Ancak bu uzlaşmanın bir de şartı var: Türkiye, Kıbrıs'a bir yıl  içinde çözüm bulunmasını istiyor. Türkiye önümüzdeki hafta yapılacak olan AB zirvesinden  önce, siyasi bir ihtilaf ihtimalini gözönünde bulundurarak  maça papazını AB'ye iade etmeyi başardı. Yunanistan Hükümeti  AB ile Gümrük Birliği'nin ‘tümüyle uygulanmasını’, yani  limanların tümüyle açılmasını, (Rum) Kıbrıs da Türkiye'ye  karşı veto hakkını kullanmak istiyor. Böylece önümüzdeki AB zirvesinin de diğer bütün zirveler  gibi gerilim dolu bir Türkiye romanı olacağı anlaşıldı. AB  dışişleri bakanları pazartesi günü zirve başlamadan Türkiye'den  başka uzlaşma önerileri de koparmak istiyorlar. (…) Şimdi Türkiye birdenbire bir uzlaşma teklifi getirdi: Bir  liman ile hava alanının bir yıl süreyle açılması. Bu süre içinde  AB'den ‘BM ile birlikte’ Kıbrıs'a bir çözüm bulması isteniyor."  (Kurt Seinitz, 08/12)

 

Kurier: "Pazar Yöntemleri": "Türkiye AB ile anlaşmazlıkta yumuşuyor ve bunun  karşılığında Kıbrıs'ın bölünmüşlüğüne son verilmesini  istiyor. Türkiye AB ile krizlerin giderilmesinde hep belli  bir davranış modeli uyguluyor: Yükümlülüklerin reddedilmesi,  gücenme, bekleme ve son anda çark edip buna bağlı olarak  Avrupalı ortaklardan yeni taleplerde bulunma. Türk Hükümeti  şimdiye kadar Kıbrıs ihtilafında da böyle bir tepki gösterdi.  Yani Anadolu'da bir pazardaymış gibi. Ankara'nın AB yaptırımlarından duyduğu korku, anlaşılan  ülkenin fikrini değiştirmesini sağladı ve böylece bütün  senaryoları birbirine kattı. Müzakerelerin durdurulması  üzerinde bir kez daha düşünülmesi gerekiyor, Türkiye'nin  AB olgunluğu artık kolayca iç politikada suistimal edilemeyecek  hale geldi. AB Kuzey Kıbrıs karşısındaki ev ödevlerini yapmaya  zorlanıyor." (Margaretha Kopeinig, 08/12)

 

Österreich: "Türkiye ile Müzakerelerde Soluk Almak İçin Ara Vermeye İhtiyacımız Var":

 

            "SORU: Türkiye Kıbrıs konusunda çark ediyor. Bu  Türklerin AB'ye katılım şansını yükseltecek mi?

 

            PLASSNİK: Henüz çark etme diye bir şey söz konusu değil.  Avusturya'nın pozisyonu, müzakerelerin sonunda Türkiye'nin  AB'ye katılımının otomatikman olmaması, müzakere sürecinin  ucunun açık bırakılması, ayrıca katılımdan başka bir seçeneğe  de yer verilmesi gerektiği şeklinde.

 

            SORU: Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda şüphe  duyanların sayısı giderek artıyor. Hatta Maliye Bakanı Grasser  koalisyon anlaşmasında Türkiye'nin katılımına ‘hayır’ şartının  yer almasından yana.

 

            PLASSNİK: Benim pozisyonum bu değil. Ben kapının kapatılmasını  doğru bulmuyorum. Ben ciddi, ama ucu açık bir müzakere süreci  istiyorum. Ancak Türkiye ile müzakerelere sanki hiçbir şey olmamış  gibi devam edemeyeceğimiz de açık. Her şey yolundaymış gibi devam  edemeyiz.

 

            SORU: Türkiye günün birinde AB'ye katılabilecek mi?

 

            PLASSNİK: Bunu önceden kestirmek zor, bu yüzden ara  adımlar ve başka seçenekler bulunmalı. Ben Türkiye'ye hemen  tam üyelik vermektense, aramızdaki ilişkileri düzenleyecek bir  ‘Türk-Avrupa topluluğundan’ yanayım." "Wolfgang Fellner, Avusturya Dışişleri  Bakanı Ursula Plassnik ile yapılan mülakat, 08/12) 

 

Wiener Zeitung: "Türkiye'nin Beklenmedik Girişimi AB'nin Dengesini Bozdu": "Türkiye son anda yaptığı pek net olarak formüle edilmemiş  teklifiyle, AB'ni şaşırtmayı ve muhtemelen değerli bir süre  kazanmayı başardı. Ankara bir deniz, bir de havalimanını Kıbrıs'tan gelecek  gemi ve uçaklara açmayı teklif etti ve böylece AB ile arasındaki  başlıca ihtilafta çark etme sinyali verdi. Türkiye'nin hangi  şartlar altında böyle tarihi bir adım atmaya hazır olacağı  henüz belli değil. Bu teklif AB Dönem Başkanı Finlandiya'ya  sözlü olarak iletildi, yazılı bir şey yok. Ankara'nın sürpriz girişimi taktik olarak dahiyane bir  hamleydi. AB dışişleri bakanları pazartesi günü müzakereleri  kısmen dondurma kararı alacaktı, şimdi AB son derece çaresiz  bir duruma düştü. AB'deki tecrübeli diplomatlar bile, kendi  kendilerine bunun onyıllarca süren ihtilafta ne zamandan beri  beklenen bir dönüm noktası mı, yoksa yalnız ucuz bir hile mi  olduğunu soruyorlar. Bu konuda görüşen AB ülkeleri  büyükelçileri somut bir netice alamadan dağılmak zorunda kaldı.  Bu şartlar altında AB ülkeleri için önümüzdeki hafta müşterek  bir çizgide birleşmek daha da güçleşmiş oluyor. Ankara, Avrupa Birliği'nde hiç bir siyasi sorununun  Türkiye'nin AB'ye katılımı kadar bölücü nitelikte olmamasından  yararlandı. Bu konuda görüşler ülkelerin kendi içinde, hatta  parlamento grupları içinde bile farklılıklar gösteriyor. Şimdi  yaptırım tehdidi altında gösterilen uzlaşma eğilimi, Avrupa  Birliği içindeki Türkiye yanlısı güçlerin argümanlarını  muhtemelen desteklemiş olacak." (Michael Schmölzer, 09/12)

 

Die Presse: "Kendi Yeteneksizliğine Güvenmek": "Kıbrıs ihtilafındaki son gelişmeler, AB'nin Türkiye'ye  giderek daha fazla haksızlık ettiğini gösteriyor. Türkiye ile müzakerelerin bir süre için durdurulmasına ilişkin tartışma, muhtemelen Avrupa'nın bu ezeli konudaki değerlendirmelerinde bir dönüm noktası oluşturuyor. Avrupalılar Türkiye'ye giderek daha fazla haksızlık  eder oldular. Bu, Brüksel ve diğer AB hükümetlerinin,  Türkiye karşısında izlediği riyakar politikanın doğrudan  ve kaçınılmaz sonucu. Ta başından beri Türkiye'nin AB üyeliğine karşı, din  özgürlüğü, insan hakları, ekonomik yapı ve kültürel  farklılıklar gibi inandırıcı argümanlar bulunmasına  karşın, 1999'daki Helsinki zirvesinde o zamanki tarihi  tecrübelere göre geri dönülmesi imkansız bir katılım süreci  başlatıldı. Bu süreç Ekim 2005'te müzakerelere resmen  başlanılmasıyla iyice kesinleşmiş oldu. Schüssel hükümeti o zaman müzakerelerin ucunun açık  bırakılmasını ve AB'nin ‘hazmetme kapasitesinin’ kriterler  arasında yer almasını kabul ettirebilmesini hep siyasi  başarılarından biri olarak gördü. İç politika açısından  bu doğru olabilir: Halk arasındaki Türkiye karşıtlığına  siyasi açıdan güç kazandırılmış oldu. Bu önümüzdeki  yıllarda da yeri geldikçe kullanılacak. (…) Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki müzakerelerdeki  temel sorunun, Avusturya'daki koalisyon görüşmeleri gibi  sürdürülmesi olduğu söylenebilir. Birliğin Türkiye'ye karşı ne kadar haksızlık ettiğini,  ‘durdurma’ düğmesine basma tehdidi gösteriyor. Kıbrıs  sorununun çıkmaza girmesinde suçu yalnızca Türkiye'ye yükleyip  bunu da müzakereleri durdurmak için meşru bir neden olarak  gösterenler gerçekleri kasten gözardı ediyorlar, demektir.  Adanın yeniden birleşmesinin başarısızlığa uğramasının  nedeni Güney Kıbrıs'taki Rum milliyetçiler değil miydi?  AB'nin bölünmüş adayı daha baştan Birliğe almaması gerektiği  bir gerçek. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen yalnız deniz  ve hava limanlarını Kıbrıs'a açmamakta direnen Türkler değil."  (Michael Fleischhacker, 10/12)

 

 

BELÇİKA BASINI:

 

Le Soir: "Uzun Üyelik Yolunda Türkiye'den Önemli Bir Adım": "Türkiye, Avrupa Birliği ile yürütülen  üyelik müzakerelerinin devamı için önemli bir adım attı.  Çelişkili bilgi teatisiyle geçen bir günün sonunda, Türkler  bir havaalanı ve bir limanı bir yıl boyunca Rumlara açmayı  taahhüt etti. Ankara buna karşılık olarak, Kıbrıs sorununun  12 ay içinde bir çözüme kavuşturulmasını bekliyor. Bu çözüm  gerçekleşirse, sadece Ankara tarafından tanınan adanın kuzey  kesiminin tecridine son verilmesi söz konusu olacak. Ankara'nın bu jesti, 25'lerin dışişleri bakanlarının  Brüksel'de bir araya gelecekleri bir sırada  geldi. AB dışişleri bakanları, 14-15 Aralık tarihlerinde  yapılacak olan liderler zirvesini ‘kirletme’ riski taşıyan  Türkler ile Avrupalılar arasındaki bir ‘anlaşmazlığı’ ortadan  kaldırmaya çalışacaklar. Türk teklifi, 25'ler  tarafından olumlu karşılanırsa, Komisyon tarafından önerilen, üyelik müzakerelerinin kısmen askıya alınması önlenebilecek. Türk tavizi ortaya çıktıktan sonra küçük analiz  oyunları başladı. Ülkesi AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten  Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Ankara'nın  teklifini şartsız ise ‘olumlu’ olarak değerlendirdi. AB  Dönem Başkanlığı ‘açıklayıcı bilgi’ beklediğini söyledi.  Türk girişiminin ‘önemli bir adım’ olarak yorumlandığı  Avrupa Komisyonu’nda da aynı beklenti var. Müzakerelerin başından bu yana her taviz ciddiyetle  müzakere ediliyor."  (Pascal Partin, 08/12)

 

 

FRANSA BASINI:

 

AFP: "AB-Türkiye... Stockholm'den Her Fikre Açık Olma Çağrısı": "İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Ankara tarafından yapılan ve Lefkoşa  tarafından derhal reddedilen bir limanın Rum gemilerine  açılması teklifi konusunda ‘açık ruh halini’ koruma  çağrısında bulundu. Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier  Solana ile birlikte düzenlediği basın toplantısında yaptığı  açıklamada Carl Bildt, ‘Herkesin yapıcı olması ve her türlü  fikrin yapıcı bir bakış açısıyla incelenmesi önemlidir.’ dedi. Carl Bildt'e göre, ‘olumlu bir ruh haliyle ileri  sürüldüğü açıkça görülen’ fikirleri reddetmek ‘hoş olmaz’. Bildt, ‘Bu fikirler belki yeterli değil, ancak halihazırda  ihtiyaç duyduğumuz şey açık bir ruh halidir ve yapıcı tavır  takınmaktır’ diye ısrarlı konuştu. Javier Solana'ya göre ise, Ankara'nın attığı adım  ‘olumlu bir adımdır’." (08/12)

           

AFP: "Bush, Erdoğan'a, Türkiye'nin AB'ye Girmesini Desteklediği Konusunda Güvence Verdi": "Beyaz Saray'dan yapılan  açıklamaya göre, Ankara ile Brüksel arasındaki müzakerelerin  önemli bir noktada bulunduğu şu sıralarda, ABD Başkanı George  W. Bush, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a,  Türkiye'nin AB'ye girmesini sıkı bir şekilde desteklediği  konusunda güvence verdi. Beyaz Saray sözcülerinden Dana Perino'nun yaptığı  açıklamaya göre Bush, Erdoğan'ı aradı ve ‘Türkiye'nin  AB'ye girmesini sıkı bir şekilde desteklediğini yineledi.’ Bu destek ifadesi, Türkiye ile müzakereleri kısmi olarak  askıya alma konusunda karar verecek olan AB dışişleri bakanları toplantısına birkaç gün kala geldi." (08/12)

 

AFP: "Steinmeier Merkel'i Uyardı": "Almanya Dışişleri Bakanı  sosyal demokrat Frank-Walter Steinmeier, Başbakan Angela  Merkel'i, Türkiye-AB müzakereleri konusunda uygunsuz  tepkiler vermemesi konusunda uyardı. Dışişleri Bakanı, Der Spiegel gazetesine verdiği  demeçte, ‘Angela Merkel'e uygunsuz tepki verilmemesi  gerektiğini ve bunun gerekçelerini açıkladım. Türkiye'nin  Avrupa'ya sırtını dönmesi stratejik bir hata olur. 25'ler  sorumluluklarını sağduyu ile yerine getirmeli ve aceleci  olmamalılar.’ dedi. Türkiye'nin AB'ye üye olmaması gerektiğini savunan  ve imtiyazlı ortaklıktan yana olduğunu her fırsatta dile  getiren Angela Merkel, 2007 yılı sonbaharı ve 2009 yılı  ilkbaharı arasında bir rapor hazırlanarak Türkiye'nin  durumunun tekrar gözden geçirilmesi talebinde bulundu.  Merkel'in bu talebi Ankara yönetimine bir ültimatom olarak değerlendirildi." (10/12)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

 

Kıbrıs Haber Ajansı: "Papadopulos: Türkiye'nin AB'ye Karşı Yükümlülükleri Bağımsız": "Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos Pekin'de yaptığı  açıklamada, Türkiye'nin teklifiyle esasında AB'ye karşı  olan yükümlülüklerini, Kıbrıs'ın bir şey verme karşılığıyla ilişkilendirmeyi önerdiğini ifade etti ve ‘Biz, Türkiye'nin  AB'ye karşı yükümlülüklerinin Kıbrıs'ta olacaklardan ayrı  ve bağımsız olduğunu söylüyoruz.’ dedi. "15 Aralık'ta Kıbrıs'ın değil, Türkiye'nin yükümlülüklerini  yerine getirip getirmediği değerlendirilecektir’ diyen Tasos Papadopulos, ‘Türk önerisi yeni bir şey değildir. Herhangi  bir şey söylemek için erken ve önceden retçi olduğumuz sonucu  çıkmaması için, Türkiye'nin ne önerdiğini okuyup görmek  gerekir.’ dedi. Cumhurbaşkanı Papadopulos, ‘Biz, Türkiye'nin Avrupa'ya  karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi için, Kıbrıs'ın  Türkiye'ye herhangi bir şey vermek zorunda olduğuna  inanmıyoruz. Önerinin yapıldığı tarihle neyin amaçlandığının hepimiz farkındayız. Esasında Türkiye yükümlülüklerini,  Kıbrıs'ın vermesi gereken bedelle ilişkilendirmeyi öneriyor.’ dedi." (08/12)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

 

Financial Times: "Türkiye AB Üyeliğine Bir Şans Tanıdı": "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne, Avrupa Birliği'nin de  Türkiye'ye ihtiyacı var. Bu o denli önemli ki, ufak tefek  sorunların Ankara'yla Avrupa'yı ayırmasına izin verilmemeli.  İşte bu nedenle Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusundaki tartışmalara son vermek için bir zeytin  dalı uzattı. Avrupa hükümetleri bu şansı değerlendirmeli ve cömertçe  karşılık vermeli. Aksi takdirde Avrupa, dar bir zihniyetle gelecek hafta düzenlenecek zirvede müzakerelerin büyük  bölümünü askıya alacak. AB, Türkiye'nin, uluslararası olarak tanınan Kıbrıs  Rum Hükümeti’ne limanlarını açma konusunda başarısız olduğunu  söylüyor. Türkiye ise, kuzeydeki Kıbrıs Türk tarafına  uygulanan izolasyona son verilmesi hususunda AB'nin Kıbrıslı  Rumların sürekli olarak karşı çıkması nedeniyle verdiği  sözü tutmadığını ifade ediyor. Her iki taraf da birbirini kötü niyetli olmakla suçluyor." (08/12)

 

 

İSVİÇRE BASINI:

 

Le Temps: "Müzakerelerin Askıya Alınmaması İçin Türkiye Kapısını Araladı": "Türkiye treni, Avrupa'ya doğru tekrar yol almaya  başladı. Ankara yönetiminin Kıbrıs'a bir liman ve belki  de bir havaalanı açılabileceği açıklaması, askıya alınacağı  düşünülen Türkiye-AB müzakerelerine az da olsa hız verdi. (…) AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın memnuniyetini dile  getirdiği Türkiye'nin bir liman ve bir havaalanı açma  teklifi, Avrupalıları şaşırttı. Kıbrıslı Rum gemilere  İstanbul boğazının kapılarının açılması, Avrupa Komisyonu'nun zorlamalarına Türkiye'nin verdiği ilk cevap. Ancak Türkiye'nin bu iyi niyet gösterisi 25'ler arasındaki fikir ayrılıklarını  artırabilir.  (…) Türkiye, bir yıllığına Kıbrıs'a bir liman ve bir  havaalanı açmaya hazır olduğunu, ancak bu süre zarfında Kıbrıs  konusunda -BM himayesinde- çözüm beklediğinin altını çizdi.  AB ise Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından anında reddedilen bu  şartlı teklife, biraz çekinceyle yaklaşıyor."  (Richard Werly, 08/12)

 

 

İSPANYA BASINI:

 

ABC: "Türkiye, Kıbrıs Konusunda Sürpriz Bir Teklifle AB'yi Karıştırdı": "Ankara'dan sürpriz bir şekilde yapılan teklifin,  atmosferi karartıncaya kadar fırtına bulutlarıyla doldurduğu  bir anda, Türkiye'nin davranışı karşısında ne yapacağını  düşünen Avrupalı üyelerde bir anlaşmaya varabilmek için  artık tam bir kargaşa hakim. Bugün yapılacak olağanüstü  toplantıda 25'lerin büyükelçileri, Türkiye'nin AB ile ve  Birlik üyelerinin de kendi aralarında anlaşmazlığa  düşmesini önlemek amacıyla durumu kurtarmaya çalışacak. Türkiye'nin ‘önemli bir limanını’ Kıbrıs gemilerinin  geçişine geçici olarak açma yönündeki teklifi, şimdiye  kadar ticari dolaşımı serbest kılan Ankara Protokolü'nü  onaylamaktaki reddi karşısında Türkiye'yle müzakereler  konusunda ne yapılacağına karar vermek için yarım kolla  savaşmakta olan 25'lerin dışişleri bakanlarına devrim  yapma fırsatı yarattı. İlk tepkiler, ‘Acaba teyit edilir mi?’ sorusuyla memnun  olunduğu yönündeydi. Durao Barroso başkanlığındaki Avrupa  Komisyonu, teklifin, istenen şartların ‘yerine getirilmesi  doğrultusunda önemli bir adım’ olarak kabul edildiğini  duyurdu. Türkiye'nin dakik teklifi, hiçbir kaynaktan açıkça  doğrulanmadı. Bazıları, başlangıç olarak ‘bir limanı ve bir  havaalanını’ ve sonrasında da ‘önemli bir limanı ve muhtemelen  bir havaalanını’ açmaktan bahsediyordu. Resmi olarak  açıklanmasa da Türk teklifi, bir yıllığına ve bu zaman  zarfında da Birleşmiş Milletler'in adanın yeniden birleşme  sürecinde ilerleme sağlaması umuduyla geçerli olacak."  (Enrique Serbeto, 08/12)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

 

Kathimerini: "Atina Yeni Verileri İnceliyor": "Ankara'nın ani hareketine Yunanistan, Türkiye'nin  katılım sürecine ilişkin tüm AB üye devletlerinin üzerinde  anlaşmış olduğu kesin yükümlülüklerini hatırlatarak ‘cevap’  verdi. Yunan tarafı, sözde ‘yeni’ önerinin özüyle ilgili olarak  görüş belirtmekten dikkatle kaçındı. Bir yandan ilk başta AB  saflarında Ankara lehine beliren dostane havayı incelerken,  diğer yandan da, AB'nin komşu ülkeye uygulanacak  yaptırımlarla ilgili karar arifesinde ‘belirli bir havanın  şekillenmesine’ ve ‘sansasyon’ yaratılmasına yönelik  Türkiye'nin niyetini anladı. Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni,  konuya ilişkin olarak Brüksel'le ve Kıbrıs Dışişleri Bakanı  Lillikas ile devamlı temas kurdu. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kumutsakos, ‘Türkiye'nin,  2004 Aralık AB Zirvesi sonuçları çerçevesinde, Ankara  Protokolünü hiçbir ön koşul ve şart olmadan, istisnasız tüm  üye devletlere uygulamayı üstlenmiş olduğunu, aynı şeyin,  21 Eylül 2005 tarihli AB bildirisinde de yinelendiğini ve  açıklığa kavuşturulduğunu vurgularız.’ dedi. Kumutsakos, ‘Tam  uygulamayı 2006 yılında değerlendireceğine’ ilişkin AB'nin  eski görüşünü de hatırlattı ve Avrupa Komisyonu’nun bilinen  önerilerini sunduğunu belirterek, ‘bunların müzakerelerin  temeli olduğunu’ yineledi." (Yorgos buradaras, 08/12)

 

 

 

NOT: Bu bülten, 08-10 Aralık 2006 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve

          yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR