12.12.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

 

AP: "İrlanda Dışişleri Bakanı: AB Ülkeleri Türkiye'nin Üyelik Müzakerelerinin Kısmen Askıya Alınması Konusunda Anlaşmaya Vardı": "İrlanda Dışişleri Bakanı  Dermot Ahern, Avrupa Birliği dışişleri bakanlarının,  Ankara'nın limanlarını Kıbrıs'la ticarete açma taahhüdünü  yerine getirmemesine cevaben Türkiye ile üyelik  müzakerelerinin kısmen askıya alınması konusunda anlaşmaya vardıklarını söyledi. Ahern, gazetecilere yaptığı açıklamada, ‘Anlaşmaya varıldı.’ dedi ve müzakerelerin bütünü konusunda kontrollerin sıkılaştırılması konusunda bir öneriye ilişkin olarak ise  görüşmelerin devam ettiğini belirtti. Dermot Ahern, 25 bakanın, üyelik müzakerelerinin 35  bölümünün ticaret meseleleriyle ilgili sekizinin dondurulması  önerisi konusunda fikir birliğine vardığını söyledi. Ahern, Türkiye'ye karşı sert bir tutum takınan Yunanistan  ve Kıbrıs'ın ‘bir uzlaşmaya varmaya yakın göründüklerini’  söyledi. (11/12)

 

 

ALMANYA BASINI:

 

Süddeutsche Zeitung: "Yuttu, Ama Hazmetmedi": "Bu kadar uzun sürmesi şaşırtıcıydı. Dış politikada  şimdiye dek CDU'lu Şansölye ile SPD'li Bakanı arasında görüş  ayrılığı yaşanmadı. Frank-Walter Steinmeier, Angela Merkel'in,  Georg Bush'a yakınlaşmasına ses çıkarmadı. Buna karşılık  Merkel de, Moskova karşısında üslubunu sertleştirmekle  birlikte, Steinmeier'in Rusya ile ilişkilerdeki objektif  görüşünü üstlendi. Orta Doğu konusunda da ortak yönlerin  ağırlıklı oluşu dikkat çekiciydi. Şimdi, Türkiye ile müzakereler konusunda ilk açık  anlaşmazlığın yaşanması tesadüf değil. Başka hiçbir dış  politika konusu, iç siyaset üzerinde bu denli tahrip gücüne  sahip değildir. Hıristiyan Birlik Partileri koalisyon  anlaşmasında, Kırmızı-Yeşiller hükümetinin Türkiye  politikasının devam ettirileceği ibaresini yuttular, ama  hiçbir zaman hazmetmediler. Edmund Stoiber ve Roland Koch,  Avrupa politikasının revizyonuyla ilgili tartışmayı fırsat  bilerek, Almanların tutumunun revizyonunu talep ettiler. Stoiber, Koch ve Merkel; bu konuda iki hata yapıyorlar:  Birincisi, Türkiye konusunun seçim mücadelesindeki  potansiyelini gözlerinde büyütüyorlar. İkincisi, bunun  getireceği olası zararı hafife alıyorlar. Hıristiyan Birlik,  şu an içişleri makamında oturan en iyi dışişleri bakanının  etrafında toplanmalıdır. Zira anlaşılan Wolfgang Schaeuble,  tek başına AB perspektifinin bile Türkiye'nin modernleşmesinde  ne denli değer taşıdığını farketmiş bulunuyor."  ("nif" rumuzlu, 11/12)

 

Bild Am Sonntag: "Türkiye Kıbrıs Teklifini Düzeltsin": "AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Bild  am Sonntag'a yaptığı açıklamada, ‘Türkiye Kıbrıs girişimine  bir açıklık getirmelidir’ diyerek, Türkiye'yi Kıbrıs teklifini  düzeltmeye çağırdı. Finlandiyalı AB Komiseri, ‘Türkiye, iyi  niyet göstergesi olarak büyük limanlarından birisini açarsa,  bu, Ankara Protokolü’nün tam olarak uygulanması için atılmış  bir adım olur. Komisyonun önerisi henüz masadan kalkmamıştır.’  dedi. Türk Hükümeti, 2004 yılından  beri AB üyesi olan Kıbrıs'a ilk önce bir limanını açmayı  teklif etmişti. Genişlemeden Sorumlu Finlandiyalı Komiser,  yaptığı açıklamada, ‘AB Türkiye'ye karşı adil ve sabırlı  olmalıdır. AB olarak yükümlülüklerimizin arkasında durmalı  ve Türkiye'ye katılım koşullarını yerine getirebileceğini  göstermesi için bir fırsat vermeliyiz. Aynı zamanda, Türkiye'de  reformların ve modernleşme sürecinin motoru olan şartlarımızda  ısrarcı olmalıyız.’ dedi." (Jochen Gaugele, 10/12)

 

Der Tagesspiegel: "Türkiye'yle İlgili Aleni Tartışma": "Birlik partileri ve SPD karşılıklı olarak birbirlerini  Kıbrıs konusunda yanlış yapmamaları konusunda uyarıyor. Birlik  Partileri Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Andreas Schockenhoff  (CDU) da, Steinmeier'in önerilerini geri çevirdi. Schockenhoff,  ‘Tam aksine, Merkel'in bugüne kadarki kararlı tutumu, Türkiye'yi  Kıbrıs konusunda bir teklif yapmaya itmiştir. Steinmeier'e  gelecekte Merkel'den farklı bir tutum takınmamasını öneririm.’  dedi." (Hans Monath, 10/12)

 

Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Türkiye'nin Rakipleri İleri Görüşlü Değil":

 

"(…)

 

            SORU: AB, Türkiye'ye neden ihtiyaç duyuyor?

 

            MANDELSON: Biz Türkiye'ye hem ekonomik nedenlerden, hem  enerji politikaları gereği, hem de güvenlik ve sınırlarımızda  istikrar nedeniyle ihtiyaç duyuyoruz. Türkiye, AB için bir  kazanç teşkil edecektir. Bizim için Türkiye'nin nihai olarak  Birliğin dışında tutulması aleyhimize olacaktır. Türkiye'nin  AB üyesi olmasından korkanların çoğu ileri görüşten yoksun  kişilerdir. İleri görüş sahibi olanlar ise Türkiye'nin üye  olmayacağı endişesini taşımaktadır.

 

            SORU: AB, Türkiye olmaksızın Asya'nın meydan okumasına  karşı çıkabilecek donanıma sahip midir?

 

            MANDELSON: Uzun vadede Türkiye bir AB üyesi olarak, AB'nin  ekonomik gücüne katkıda bulunacaktır. Şüphesiz ki büyük bir  Avrupa, küreselleşmenin karşısında durabilmek için güçlü bir  Avrupa olmalıdır. En önemli meydan okumalar Asya, özellikle  Çin ve Hindistan'dan geliyor. Sadece beklemek suretiyle  gelişmelere seyirci kalmak doğru olmasa gerek. AB'nin dinamizme ihtiyacı var. Bu dinamizmi genç bir nüfusa sahip ve ekonomik  olarak atakta olan Türkiye getirebilir." (Wulf Schmiese, AB Ticaret Yetkilisi Peter Mandelson ile yapılan mülakat, 10/12)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

 

Salzburger Nachrichten: "Türkiye Konusundaki Anlaşmazlıkta Sonunda AB de Kaybediyor": "AB, Türkiye ile müzakereler konusundaki anlaşmazlıkta  önemli bir haftaya başlıyor. Uzun zamandan beri beklenen  patırdı kopacak mı, yoksa çarpışma bir kez daha son anda  önlenebilecek mi? Türkiye bir balon uçurarak, ortalığın daha da karışmasına  neden oldu. Ankara şimdi Kıbrıs ile trafiğe en azından bir  limanını açacak mı? Ankara belirsiz uzlaşma teklifiyle en azından bir hedefine  ulaştı. Türkiye'nin katılımından yana olanlar ile buna karşı  olanlar arasındaki anlaşmazlık iyice ortaya çıktı. Bu konu  yalnız 25 AB üyesi ülkenin değil, AB Komisyonunun da ikiye  bölünmesine yol açıyor. Bir taraf, Türkiye'nin uzlaşma önerisini memnuniyetle  karşılarken, öte taraf bunu Şark pazarlığı diye reddediyor.  Anlaşmazlığın püf noktasını, Türkiye'nin AB üyesi Kıbrıs  karşısındaki yükümlülüklerini şimdi mi, yoksa 10-15 yıl sonra  Birliğe katılımında mı yerine getirmesi gerektiği oluşturuyor.  İkinci seçenek kabul edilecek olursa, Kıbrıs'ın yeniden  birleşmesini sağlayacak bir çözüm aramaya zaman kalıyor. AB kulübündeki katılım karşıtları, Ankara'ya zaman  tanımak istemiyor. Neticede Kıbrıs, Türkiye karşıtları için  eski inanç savaşını yeniden başlatmak için bir bahane. Burada  kastedilen, Müslüman bir ülkenin Hıristiyan kulübüne katılıp katılamayacağı. Türkiye'nin katılımına karşı olanlar bu savaşta kararın  vakit geçirmeden alınmasını istiyor. Ancak acele kararın bedeli de ağır olacak. AB üyeleri bu hafta Türkiye konusunda yapacakları  toplantıda müşterek bir pozisyon bulmaya çalışmak zorundalar.  Aniden ara vermek kimsenin yararına olmayacaktır. Sürece ara  verilmesi durumunda, Türkiye'nin AB'ye ait olup olmadığı  tartışmasına uzun süre son verilirdi. Türkiye'nin katılımından  yana olanların, büyük komşunun AB için stratejik önemini  açıklamalarına gerek kalmazdı. Ankara, artık Brüksel'in insan hakları ihlallerine dikkat çekmelerini dinlemek zorunda  kalmazdı. Türklerin, İslam dünyası ile arada köprü işlevi  görüp göremeyeceği sorusuna artık kimse cevap vermezdi.  Müzakerelere boşu boşuna 10-15 yıl süre konmadı. Önemli  sorunlara açıklık getirmek için bu yeterli bir süre. Sonunda  kararın Türkiye'nin lehine mi yoksa aleyhine mi olacağı  bilinmiyor. Ancak Türkiye ile müzakerelere devam etmek, AB  için de zahmete değecektir."  (Stephan Israel, 11/12)

 

 

BELÇİKA BASINI:

 

De Morgen: "Avrupa ve Türkiye: Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil": "Avrupalı Liderler yıllar önce, bir dizi şartı yerine  getirdiği takdirde, Türkiye'nin AB üyesi olabileceğine karar  verdiler. Bu, Ankara'da köklü reformların bir başlangıcı oldu.  Zaman içinde büyük mesafe katedildi, ancak operasyonun  muhtemelen 8 yıldan fazla süreceği konusunda kimsenin şüphesi  yok. Geçen yıldan bu yana somut olarak 35 konu başlığı altında  müzakereler yapılıyor ve Türk siyaseti Avrupa standartlarına  adapte oluyor. Şimdiye kadar sadece bir  müzakere başlığı  kapatıldı. Üyelik yolu dikenlerle dolu olsa da, açık. En sorunlu  mesele ise Kıbrıs meselesi. Kıbrıs Rum kesiminden uçak ve  gemilerin Türk topraklarına girmesine izin verilmiyor. (…) Türkiye yine de rahat bir konumda bulunuyor. Çünkü,  Kıbrıs çözülebilir bir sorun. Şayet engel din veya kültür  olsaydı, bu Türkler için daha zor olurdu. Bunlar ilkesel  sorunlar. Gemi ve uçaklara izin vermek basit bir imzayla  çözülebilir. BM'de diplomatlar, adayı birleştirmeye  çalışıyorlar ve bu da Türkleri memnun ediyor. İkinci olarak, müzakerelerin tamamen kesilmesi mümkün  değil. Son haftalarda  yaşanan olaylar bir bakıma Türkiye'nin  üyelik sürecinin geri döndürülemez olduğunu teyit ediyor.  Müzakereleri durdurmak için objektif nedenler var, üyeliğe  karşı olan bir kamuoyu  var ve  birçok  başkentte direnç var.  Üstelik Almanya ve Fransa gibi Türkiye'nin muhtemel üyeliğinden  pek memnun olmayacak ülkeler var. Kısacası, süreci tamamen  durdurmak için  herşey var. Herşeyi bitirmek için esnek olmayan  bir ülkenin varlığı yeterli. Belki Kıbrıs bunu deneyecek,  ancak o zaman bunun bedelini tek başına ödemek zorunda  kalacaktır. Türkiye ile üyelik müzakereleri, biraz gecikmeli de olsa,  muhtemelen devam edecektir. Bunu ilk  bakışta izah etmek zor.  Bu, Avrupa'nın karar sürecindeki kayda değer dinamizmiyle  ilgili bir şey. (…) Özellikle Türkiye'ye hayır demenin sonuçları  da korkutuyor: Hayal kırıklığına uğramış bir komşu, yeniden  hortlayan bir milliyetçilik, Avrupa'dan uzaklaşan ve Asya  veya Rusya'ya yönelen bir Türkiye. Patlamaya hazır bir  bölgede, bütün bu felaket bizi daha ileri götürüyor. Bu  senaryo, AB'nin müzakereleri durdurmasını engelleyecektir.  Ve atılacak her adım genişlemeyi daha vazgeçilmez kılacaktır." (Gand Üniversitesi Avrupa Araştırmalar Merkezi  Direktörü Hendrik Vos, 11/12)

 

 

FRANSA BASINI:

 

AFP: "Paris, Türkiye-AB Müzakerelerinde Sekiz Konu Başlığının Askıya Alınmasına Destek Veriyor": "Fransa Dışişleri Bakanı  Philippe Doust-Blazy, yaptığı açıklamada Fransa'nın,  Avrupa Komisyonu'nun, 35 konu başlığı altında sürdürülen  Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde 8 konu başlığının askıya  alınması yönündeki tavsiye kararına destek verdiği ifade  etti. Türkiye konusunda Avrupalı mevkidaşları ile yaptığı  toplantı sırasında Doust-Blazy, ‘Avrupa Komisyonu'nun tavsiye  kararına destek veriyoruz. Komisyonun kararı çok dengelidir.  Türkiye ile müzakerelerin durdurulmasını öngörmemekte ancak  aynı zamanda Türkiye'ye taahhütlerini yerine getirmesi  konusunda uygun bir dille açık bir mesaj da vermektedir.’  dedi. Doust Blazy sözlerini, ‘Bazı ülkeler Türkiye'ye  uygulanacak yaptırımların sertleştirilmesi, bazıları da  yumuşatılması taraftarı. Orta yol bulunacağına inanıyorum’  şeklinde tamamladı." (11/12)

 

AFP: "Slovakya Başbakanı, Hırvatistan ve Türkiye İçin Şartların Net Bir Şekilde Belirlenmesini İstedi": "Slovakya Başbakanı  Robert Fico, AB'den, Hırvatistan ve Türkiye'nin  Birliğe katılımına imkan tanıyacak gerekli şartları net  bir şekilde ortaya koymasını istedi. Robert Fico, gazetecilere yaptığı açıklamada,  ‘Hırvatistan'ın durumunda sadece, AB üyesi olmak için  gerekli şartların neler olması gerektiğinin söylenmesi  gerekir.’ dedi. Sol (Smer), aşırı sağ (SNS) ve milliyetçiler (HZDS)  tarafından oluşturulan hükümetin lideri olan Robert Fico,  Türkiye'nin AB'ye katılımından yana olduğunu belirtti. Başbakan Robert Fico, ‘Slovakya'dakinden farklı bir dine sahip olması sebebiyle Türkiye'yi reddetmeyeceğiz.  Türkiye'nin AB'ye katılımı için gerekli olan, bizim  yaptığımız gibi tüm şartları yerine getirmektir.’  dedi." (11/12)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

 

Times Online: "Dosdoğru Avrupa'ya Giden Yol": "43 yıldır Türkiye Avrupa Birliği'nin kapısını çalıyor.  Türkiye'nin NATO'nun güney kanadının muhafızı olmasına ve  Soğuk Savaş süresince sıkı sıkıya Batı safında yer almasına  rağmen, Avrupa'nın, diktatörlerle dolu geçmişi olan ve hassas  ekonomik yapıdaki diğer ülkeleri -İspanya, Portekiz, Yunanistan  ve Doğu Avrupa'nın yeni demokrasileri- yakın takibe alması,  kabul sırasında Türkiye'yi arka sıralara itti. Türkiye,  genişlemeyi, istikrarın ve zengin demokrasilerin daha da  yayılması ve ayrıca AB'nin dünya sahnesinde ileri görüşlü  ve güvenilir bir aktör olarak ortaya çıkması için savunan  Avrupalı devlet adamlarını dinledi. Türkiye, diğerlerini,  üyelik başvurusunun sürüncemede bırakılmasına neden olacak  tüm mantıklı nedenlerden mahrum bırakmak için canla başla  çalıştı; bunu, sadece kendi içindeki reformlarla değil aynı  zamanda Kıbrıslı Rumlar dik başlı bir şekilde yeniden  birleşmeyi reddetmeselerdi Kıbrıs'taki bölünmüşlüğe son  verecek BM planını benimseyerek ve Kıbrıslı Türkleri bu  konuda ikna ederek de yapmış olacaktı. AB nihayetinde Türkiye'nin çabalarını Ekim 2005'te  katılım müzakerelerinin başlayacağı ve iyi niyetli bir  şekilde sürdürüleceği vaadinde bulunduğunda, Türkiye'ye  birlik üyelerinden verdikleri sözleri tutmalarını bekleme  hakkı doğmuştu. Ancak böyle olmadı. Kıbrıs, Türkiye kendi  limanlarını Kıbrıs gemileri açana kadar katılım dosyasındaki  35 faslın bir tanesi dışında hiçbirinin açılmasına izin  vermedi. Türkiye'nin hukuken kendi pazarını istisnasız tüm üye  ülkelere açmakla yükümlü olduğu bir gerçek. Ancak AB de  etik açıdan söz verdiği gibi Kıbrıs'ın Türk kesimine uygulanan  seyahat ve ticaret ambargosunu kaldırmakla yükümlü. Kıbrıs  Rum Hükümeti bunu da engelledi ve ısrarla Türkiye ne yaparsa  yapsın itirazının süreceğini vurguladı. AB zirvesinde biraraya gelecek Avrupalı liderler, müzakereleri kısmen  askıya alarak Türkiye'yi cezalandırmaya hazırlanıyorlar.  Müzakereler tüm AB üyesi ülkeler aksi bir karar alana kadar  askıda kalacak. Avrupa Birliği bunu yapmamalı. Kimse ağzına almıyor ama  böyle bir adım, sorun devam ettiği sürece Türkiye'nin Avrupa  dışında tutulması sonucunu doğurabilir. Bu, Almanya Başbakanı  Angela Merkel ve Fransa'nın merzez-sağ cumhurbaşkanı adayı  Nicolas Sarkozy'yi memnun edecektir. Zira ikisi de Türkiye'nin  üyeliğe kabul edilmesine açıkça karşı çıkıyor. (…) Angela Merkel'in de bildiği ve açıkça itiraf etmesi  gerektiği gibi, Türkiye ikinci sınıf vatandaş muamelesine  razı olmayacaktır. Bunun orta yolu yok. Türkiye'nin Avrupa  Birliği yolculuğu uzun olacak. Avrupa Birliği bu yolculuğu  gereksizce dolambaçlı hale getirmemeli."  (11/12)

 

Financial Times: "AB Türkiye'ye Müzakereler ile İlgili Sert Tavrını Sürdürüyor": "Türkiye'nin AB ile arasındaki krizden çıkmaya yönelik  çabalarına AB'den, Ankara'nın müzakerelerinin devamı için  sözlere değil fiiliyata ihtiyaç duyulduğu şeklinde ters  bir cevap geldi.     AB yetkilileri, Türkiye'nin -Kıbrıs gemilerine hemen bir  limanını açmak gibi- ivedi ve dramatik bir adım atması  gerektiğini ve böylesi bir adımın bile yeterli olmayabileceğini  belirtiyor. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, AB  dışişleri bakanlarının bir araya geleceği ve Türkiye konusunun  gündemde olacağı kilit toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, ‘Kanıtlama yükümlülüğü Türkiye'ye ait.’ dedi. Rehn şöyle devam etti: ‘Şayet Türkiye iyi niyet jesti  olarak önemli limanlarından birini Kıbrıs'a açarsa böylece  (taahhütlerini) yerine getireceğine dair bir adım atmış olur.’ Bloktan çıkacak sert bir karar, son dakika hamlesi  olarak bir limanını Kıbrıs'a açmayı öneren ve bu sebeple  ülke içinde eleştirilere maruz kalan Türk Hükümeti’nin  hayal kırıklığına uğramasına ve kızmasına sebep olabilir. Diplomatlar, Türkiye'nin söz konusu teklifinin ardından  çıkan tartışmaların, gelecek yıl genel seçimlerin yapılacak  olması sebebiyle, ülkede bu konuda herhangi bir adım atılmasını engelleyeceğini belirtiyorlar." (Daniel Dombey, Vincent Boland, 11/12)

           

 

İSPANYA BASINI:

 

El Periodico: "Türkiye, AB'ye Ait Olmalı": "Türkiye 1963'de, o zamanlar adı Avrupa Topluluğu olan  kurumla bir anlaşma imzaladığından beri -70'li yıllar hariç-  Avrupa Birliği'ne katılma amacını sürdürdü. Türkiye, 1996'dan  beri yürürlükte olan Gümrük Birliği'ne girdi ve AB'ye  katılım adaylığı 1999'da Helsinki'de onaylandı. Tüm şartları  yerine getirdikten sonra, geçtiğimiz ekim ayında katılım  müzakereleri başladı. Bu yüzden Avrupa'nın bazı yerlerinde  ‘Türk tehdidi’nin ortaya çıkmış olması bana şaşırtıcı geliyor.  AB'nin politikası, Türkiye'nin herhangi bir diğer aday gibi  muamele görmesinden ibarettir. Türkiye'nin AB'ye katılımı  karşısında günümüze kadar yapılan argümanlar, Türk Hükümeti tarafından başlatılan reform sürecine bakıldığında oldukça  değer kaybetti. Katılıma karşı olanlar, ülkenin "Avrupa  olgunluğu"ndan veya Kopenhag Kriterleri'nin yerine  getirilmesinden daha az bahsediyorlar. Aksine, AB'nin  Türkiye'nin boyutunda yeni bir üyeyi hazmedemeyeceğini,  katılımının ciddi jeopolitik ve stratejik sorunlar doğuracağını  ve son olarak da AB'nin Hıristiyan değerlere dayalı bir topluluk  olduğunu ileri sürüyorlar. (…) Özellikle coğrafi  durumu ve boyutuyla stratejik bakış açısından önemli bir üye  olduğunun farkında olunarak, Türkiye'nin söz konusu Birliğe  katılımına itiraz edilebilir mi? Katılımı dünya siyasetinde  Avrupa'nın rolünü güçlendirirdi. Polonya'nın, Baltık ülkelerinin ve diğerlerinin  katılımında geçerli olan jeopolitik ve stratejik nedenler,  Türkiye için de geçerlidir. Bir gün genişleme süreci sona  erecek. Ancak Türkiye'yi dahil etmeden bunu sonlandırmak,  büyük bir hata ve pek de tavsiye edilmeyen bir siyaset olur.  Türkiye'nin katılımına karşı koyanlar, AB'nin nazik ve dostane  komşularla çevrili ‘güneşli bir ada’ olduğunu düşünüyor gibiler. Orta Doğu'daki istikrarın demokratik taşı olarak bu ülkeye  güvenmek, tüm AB vatandaşlarının yararına olur. Türkiye'nin  katılımına direnmek, uzak addedilen bir kültür hakkındaki  boş çekincelere dayanıyor. Geniş yer tutan bir argümanda  ise, Türkiye'yi kenarda tutmak için sebep olarak; kimlikten,  Avrupa'nın Hıristiyan değerlerinden bahsediliyor. AB'ye ait  olmak için asla hiçbir dini kriter var olmadı. Dini sebeplerle Türkiye'yi kabullenmeyi reddetmek, yanlış ve tehlikeli bir  mesaj göndermek anlamına gelebilir. (…) Türkiye'nin AB'ye katılım için gerçekleştirmesi gereken  reformların ve modernleşmenin büyüklüğünü küçümsemiyorum.  Yol sadece siyasi ve ekonomik bakış açısından değil, mantıki  açıdan da bakıldığında, uzun olacak."  (Avrupa Komisyonu  Başkan Yardımcısı Margot Wallström, 11/12)

 

 

 

NOT: Bu bülten, 11 Aralık 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve  yorumlardan  derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR