ABD BASINI:
AP: "İrlanda Dışişleri Bakanı: AB Ülkeleri Türkiye'nin
Üyelik Müzakerelerinin Kısmen Askıya Alınması Konusunda Anlaşmaya Vardı":
"İrlanda Dışişleri Bakanı Dermot Ahern, Avrupa Birliği dışişleri
bakanlarının, Ankara'nın limanlarını Kıbrıs'la ticarete açma taahhüdünü
yerine getirmemesine cevaben Türkiye ile üyelik müzakerelerinin kısmen
askıya alınması konusunda anlaşmaya vardıklarını söyledi. Ahern,
gazetecilere yaptığı açıklamada, ‘Anlaşmaya varıldı.’ dedi ve
müzakerelerin bütünü konusunda kontrollerin sıkılaştırılması konusunda
bir öneriye ilişkin olarak ise görüşmelerin devam ettiğini belirtti.
Dermot Ahern, 25 bakanın, üyelik müzakerelerinin 35 bölümünün ticaret
meseleleriyle ilgili sekizinin dondurulması önerisi konusunda fikir
birliğine vardığını söyledi. Ahern, Türkiye'ye karşı sert bir tutum
takınan Yunanistan ve Kıbrıs'ın ‘bir uzlaşmaya varmaya yakın
göründüklerini’ söyledi. (11/12)
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung: "Yuttu, Ama Hazmetmedi":
"Bu kadar uzun sürmesi şaşırtıcıydı. Dış politikada şimdiye dek CDU'lu
Şansölye ile SPD'li Bakanı arasında görüş ayrılığı yaşanmadı. Frank-Walter
Steinmeier, Angela Merkel'in, Georg Bush'a yakınlaşmasına ses çıkarmadı.
Buna karşılık Merkel de, Moskova karşısında üslubunu sertleştirmekle
birlikte, Steinmeier'in Rusya ile ilişkilerdeki objektif görüşünü
üstlendi. Orta Doğu konusunda da ortak yönlerin ağırlıklı oluşu dikkat
çekiciydi. Şimdi, Türkiye ile müzakereler konusunda ilk açık
anlaşmazlığın yaşanması tesadüf değil. Başka hiçbir dış politika konusu,
iç siyaset üzerinde bu denli tahrip gücüne sahip değildir. Hıristiyan
Birlik Partileri koalisyon anlaşmasında, Kırmızı-Yeşiller hükümetinin
Türkiye politikasının devam ettirileceği ibaresini yuttular, ama hiçbir
zaman hazmetmediler. Edmund Stoiber ve Roland Koch, Avrupa politikasının
revizyonuyla ilgili tartışmayı fırsat bilerek, Almanların tutumunun
revizyonunu talep ettiler. Stoiber, Koch ve Merkel; bu konuda iki hata
yapıyorlar: Birincisi, Türkiye konusunun seçim mücadelesindeki
potansiyelini gözlerinde büyütüyorlar. İkincisi, bunun getireceği olası
zararı hafife alıyorlar. Hıristiyan Birlik, şu an içişleri makamında
oturan en iyi dışişleri bakanının etrafında toplanmalıdır. Zira
anlaşılan Wolfgang Schaeuble, tek başına AB perspektifinin bile
Türkiye'nin modernleşmesinde ne denli değer taşıdığını farketmiş
bulunuyor." ("nif" rumuzlu, 11/12)
Bild Am Sonntag: "Türkiye Kıbrıs Teklifini Düzeltsin":
"AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Bild am Sonntag'a
yaptığı açıklamada, ‘Türkiye Kıbrıs girişimine bir açıklık getirmelidir’
diyerek, Türkiye'yi Kıbrıs teklifini düzeltmeye çağırdı. Finlandiyalı AB
Komiseri, ‘Türkiye, iyi niyet göstergesi olarak büyük limanlarından
birisini açarsa, bu, Ankara Protokolü’nün tam olarak uygulanması için
atılmış bir adım olur. Komisyonun önerisi henüz masadan kalkmamıştır.’
dedi. Türk Hükümeti, 2004 yılından beri AB üyesi olan Kıbrıs'a ilk önce
bir limanını açmayı teklif etmişti. Genişlemeden Sorumlu Finlandiyalı
Komiser, yaptığı açıklamada, ‘AB Türkiye'ye karşı adil ve sabırlı
olmalıdır. AB olarak yükümlülüklerimizin arkasında durmalı ve Türkiye'ye
katılım koşullarını yerine getirebileceğini göstermesi için bir fırsat
vermeliyiz. Aynı zamanda, Türkiye'de reformların ve modernleşme
sürecinin motoru olan şartlarımızda ısrarcı olmalıyız.’ dedi." (Jochen
Gaugele, 10/12)
Der Tagesspiegel: "Türkiye'yle İlgili Aleni Tartışma":
"Birlik partileri ve SPD karşılıklı olarak birbirlerini Kıbrıs konusunda
yanlış yapmamaları konusunda uyarıyor. Birlik Partileri Meclis Grubu
Başkan Yardımcısı Andreas Schockenhoff (CDU) da, Steinmeier'in
önerilerini geri çevirdi. Schockenhoff, ‘Tam aksine, Merkel'in bugüne
kadarki kararlı tutumu, Türkiye'yi Kıbrıs konusunda bir teklif yapmaya
itmiştir. Steinmeier'e gelecekte Merkel'den farklı bir tutum
takınmamasını öneririm.’ dedi." (Hans Monath, 10/12)
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Türkiye'nin Rakipleri
İleri Görüşlü Değil":
"(…)
SORU: AB, Türkiye'ye neden ihtiyaç
duyuyor?
MANDELSON: Biz Türkiye'ye hem ekonomik
nedenlerden, hem enerji politikaları gereği, hem de güvenlik ve
sınırlarımızda istikrar nedeniyle ihtiyaç duyuyoruz. Türkiye, AB için
bir kazanç teşkil edecektir. Bizim için Türkiye'nin nihai olarak
Birliğin dışında tutulması aleyhimize olacaktır. Türkiye'nin AB üyesi
olmasından korkanların çoğu ileri görüşten yoksun kişilerdir. İleri
görüş sahibi olanlar ise Türkiye'nin üye olmayacağı endişesini
taşımaktadır.
SORU: AB, Türkiye olmaksızın Asya'nın
meydan okumasına karşı çıkabilecek donanıma sahip midir?
MANDELSON: Uzun vadede Türkiye bir AB
üyesi olarak, AB'nin ekonomik gücüne katkıda bulunacaktır. Şüphesiz ki
büyük bir Avrupa, küreselleşmenin karşısında durabilmek için güçlü bir
Avrupa olmalıdır. En önemli meydan okumalar Asya, özellikle Çin ve
Hindistan'dan geliyor. Sadece beklemek suretiyle gelişmelere seyirci
kalmak doğru olmasa gerek. AB'nin dinamizme ihtiyacı var. Bu dinamizmi
genç bir nüfusa sahip ve ekonomik olarak atakta olan Türkiye
getirebilir." (Wulf Schmiese, AB Ticaret
Yetkilisi Peter Mandelson ile yapılan mülakat, 10/12)
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrichten: "Türkiye Konusundaki
Anlaşmazlıkta Sonunda AB de Kaybediyor": "AB,
Türkiye ile müzakereler konusundaki anlaşmazlıkta önemli bir haftaya
başlıyor. Uzun zamandan beri beklenen patırdı kopacak mı, yoksa çarpışma
bir kez daha son anda önlenebilecek mi? Türkiye bir balon uçurarak,
ortalığın daha da karışmasına neden oldu. Ankara şimdi Kıbrıs ile
trafiğe en azından bir limanını açacak mı? Ankara belirsiz uzlaşma
teklifiyle en azından bir hedefine ulaştı. Türkiye'nin katılımından yana
olanlar ile buna karşı olanlar arasındaki anlaşmazlık iyice ortaya
çıktı. Bu konu yalnız 25 AB üyesi ülkenin değil, AB Komisyonunun da
ikiye bölünmesine yol açıyor. Bir taraf, Türkiye'nin uzlaşma önerisini
memnuniyetle karşılarken, öte taraf bunu Şark pazarlığı diye
reddediyor. Anlaşmazlığın püf noktasını, Türkiye'nin AB üyesi Kıbrıs
karşısındaki yükümlülüklerini şimdi mi, yoksa 10-15 yıl sonra Birliğe
katılımında mı yerine getirmesi gerektiği oluşturuyor. İkinci seçenek
kabul edilecek olursa, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini sağlayacak bir
çözüm aramaya zaman kalıyor. AB kulübündeki katılım karşıtları, Ankara'ya
zaman tanımak istemiyor. Neticede Kıbrıs, Türkiye karşıtları için eski
inanç savaşını yeniden başlatmak için bir bahane. Burada kastedilen,
Müslüman bir ülkenin Hıristiyan kulübüne katılıp katılamayacağı.
Türkiye'nin katılımına karşı olanlar bu savaşta kararın vakit geçirmeden
alınmasını istiyor. Ancak acele kararın bedeli de ağır olacak. AB üyeleri
bu hafta Türkiye konusunda yapacakları toplantıda müşterek bir pozisyon
bulmaya çalışmak zorundalar. Aniden ara vermek kimsenin yararına
olmayacaktır. Sürece ara verilmesi durumunda, Türkiye'nin AB'ye ait olup
olmadığı tartışmasına uzun süre son verilirdi. Türkiye'nin katılımından
yana olanların, büyük komşunun AB için stratejik önemini açıklamalarına
gerek kalmazdı. Ankara, artık Brüksel'in insan hakları ihlallerine dikkat
çekmelerini dinlemek zorunda kalmazdı. Türklerin, İslam dünyası ile
arada köprü işlevi görüp göremeyeceği sorusuna artık kimse cevap
vermezdi. Müzakerelere boşu boşuna 10-15 yıl süre konmadı. Önemli
sorunlara açıklık getirmek için bu yeterli bir süre. Sonunda kararın
Türkiye'nin lehine mi yoksa aleyhine mi olacağı bilinmiyor. Ancak
Türkiye ile müzakerelere devam etmek, AB için de zahmete değecektir."
(Stephan Israel, 11/12)
BELÇİKA BASINI:
De Morgen: "Avrupa ve Türkiye: Hiçbir Şey Göründüğü
Gibi Değil": "Avrupalı Liderler yıllar önce,
bir dizi şartı yerine getirdiği takdirde, Türkiye'nin AB üyesi
olabileceğine karar verdiler. Bu, Ankara'da köklü reformların bir
başlangıcı oldu. Zaman içinde büyük mesafe katedildi, ancak operasyonun
muhtemelen 8 yıldan fazla süreceği konusunda kimsenin şüphesi yok. Geçen
yıldan bu yana somut olarak 35 konu başlığı altında müzakereler
yapılıyor ve Türk siyaseti Avrupa standartlarına adapte oluyor. Şimdiye
kadar sadece bir müzakere başlığı kapatıldı. Üyelik yolu dikenlerle
dolu olsa da, açık. En sorunlu mesele ise Kıbrıs meselesi. Kıbrıs Rum
kesiminden uçak ve gemilerin Türk topraklarına girmesine izin
verilmiyor. (…) Türkiye yine de rahat bir konumda bulunuyor. Çünkü,
Kıbrıs çözülebilir bir sorun. Şayet engel din veya kültür olsaydı, bu
Türkler için daha zor olurdu. Bunlar ilkesel sorunlar. Gemi ve uçaklara
izin vermek basit bir imzayla çözülebilir. BM'de diplomatlar, adayı
birleştirmeye çalışıyorlar ve bu da Türkleri memnun ediyor. İkinci
olarak, müzakerelerin tamamen kesilmesi mümkün değil. Son haftalarda
yaşanan olaylar bir bakıma Türkiye'nin üyelik sürecinin geri
döndürülemez olduğunu teyit ediyor. Müzakereleri durdurmak için objektif
nedenler var, üyeliğe karşı olan bir kamuoyu var ve birçok başkentte
direnç var. Üstelik Almanya ve Fransa gibi Türkiye'nin muhtemel
üyeliğinden pek memnun olmayacak ülkeler var. Kısacası, süreci tamamen
durdurmak için herşey var. Herşeyi bitirmek için esnek olmayan bir
ülkenin varlığı yeterli. Belki Kıbrıs bunu deneyecek, ancak o zaman
bunun bedelini tek başına ödemek zorunda kalacaktır. Türkiye ile üyelik
müzakereleri, biraz gecikmeli de olsa, muhtemelen devam edecektir. Bunu
ilk bakışta izah etmek zor. Bu, Avrupa'nın karar sürecindeki kayda
değer dinamizmiyle ilgili bir şey. (…) Özellikle Türkiye'ye hayır
demenin sonuçları da korkutuyor: Hayal kırıklığına uğramış bir komşu,
yeniden hortlayan bir milliyetçilik, Avrupa'dan uzaklaşan ve Asya veya
Rusya'ya yönelen bir Türkiye. Patlamaya hazır bir bölgede, bütün bu
felaket bizi daha ileri götürüyor. Bu senaryo, AB'nin müzakereleri
durdurmasını engelleyecektir. Ve atılacak her adım genişlemeyi daha
vazgeçilmez kılacaktır." (Gand Üniversitesi
Avrupa Araştırmalar Merkezi Direktörü Hendrik Vos, 11/12)
FRANSA BASINI:
AFP: "Paris, Türkiye-AB Müzakerelerinde Sekiz Konu
Başlığının Askıya Alınmasına Destek Veriyor":
"Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Doust-Blazy, yaptığı açıklamada
Fransa'nın, Avrupa Komisyonu'nun, 35 konu başlığı altında sürdürülen
Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde 8 konu başlığının askıya alınması
yönündeki tavsiye kararına destek verdiği ifade etti. Türkiye konusunda
Avrupalı mevkidaşları ile yaptığı toplantı sırasında Doust-Blazy,
‘Avrupa Komisyonu'nun tavsiye kararına destek veriyoruz. Komisyonun
kararı çok dengelidir. Türkiye ile müzakerelerin durdurulmasını
öngörmemekte ancak aynı zamanda Türkiye'ye taahhütlerini yerine
getirmesi konusunda uygun bir dille açık bir mesaj da vermektedir.’
dedi. Doust Blazy sözlerini, ‘Bazı ülkeler Türkiye'ye uygulanacak
yaptırımların sertleştirilmesi, bazıları da yumuşatılması taraftarı.
Orta yol bulunacağına inanıyorum’ şeklinde tamamladı." (11/12)
AFP: "Slovakya Başbakanı, Hırvatistan ve Türkiye İçin
Şartların Net Bir Şekilde Belirlenmesini İstedi":
"Slovakya Başbakanı Robert Fico, AB'den, Hırvatistan ve Türkiye'nin
Birliğe katılımına imkan tanıyacak gerekli şartları net bir şekilde
ortaya koymasını istedi. Robert Fico, gazetecilere yaptığı açıklamada,
‘Hırvatistan'ın durumunda sadece, AB üyesi olmak için gerekli şartların
neler olması gerektiğinin söylenmesi gerekir.’ dedi. Sol (Smer), aşırı
sağ (SNS) ve milliyetçiler (HZDS) tarafından oluşturulan hükümetin
lideri olan Robert Fico, Türkiye'nin AB'ye katılımından yana olduğunu
belirtti. Başbakan Robert Fico, ‘Slovakya'dakinden farklı bir dine sahip
olması sebebiyle Türkiye'yi reddetmeyeceğiz. Türkiye'nin AB'ye katılımı
için gerekli olan, bizim yaptığımız gibi tüm şartları yerine
getirmektir.’ dedi." (11/12)
İNGİLTERE BASINI:
Times Online: "Dosdoğru Avrupa'ya Giden Yol":
"43 yıldır Türkiye Avrupa Birliği'nin kapısını çalıyor. Türkiye'nin
NATO'nun güney kanadının muhafızı olmasına ve Soğuk Savaş süresince sıkı
sıkıya Batı safında yer almasına rağmen, Avrupa'nın, diktatörlerle dolu
geçmişi olan ve hassas ekonomik yapıdaki diğer ülkeleri -İspanya,
Portekiz, Yunanistan ve Doğu Avrupa'nın yeni demokrasileri- yakın takibe
alması, kabul sırasında Türkiye'yi arka sıralara itti. Türkiye,
genişlemeyi, istikrarın ve zengin demokrasilerin daha da yayılması ve
ayrıca AB'nin dünya sahnesinde ileri görüşlü ve güvenilir bir aktör
olarak ortaya çıkması için savunan Avrupalı devlet adamlarını dinledi.
Türkiye, diğerlerini, üyelik başvurusunun sürüncemede bırakılmasına
neden olacak tüm mantıklı nedenlerden mahrum bırakmak için canla başla
çalıştı; bunu, sadece kendi içindeki reformlarla değil aynı zamanda
Kıbrıslı Rumlar dik başlı bir şekilde yeniden birleşmeyi reddetmeselerdi
Kıbrıs'taki bölünmüşlüğe son verecek BM planını benimseyerek ve Kıbrıslı
Türkleri bu konuda ikna ederek de yapmış olacaktı. AB nihayetinde
Türkiye'nin çabalarını Ekim 2005'te katılım müzakerelerinin başlayacağı
ve iyi niyetli bir şekilde sürdürüleceği vaadinde bulunduğunda,
Türkiye'ye birlik üyelerinden verdikleri sözleri tutmalarını bekleme
hakkı doğmuştu. Ancak böyle olmadı. Kıbrıs, Türkiye kendi limanlarını
Kıbrıs gemileri açana kadar katılım dosyasındaki 35 faslın bir tanesi
dışında hiçbirinin açılmasına izin vermedi. Türkiye'nin hukuken kendi
pazarını istisnasız tüm üye ülkelere açmakla yükümlü olduğu bir gerçek.
Ancak AB de etik açıdan söz verdiği gibi Kıbrıs'ın Türk kesimine
uygulanan seyahat ve ticaret ambargosunu kaldırmakla yükümlü. Kıbrıs
Rum Hükümeti bunu da engelledi ve ısrarla Türkiye ne yaparsa yapsın
itirazının süreceğini vurguladı. AB zirvesinde biraraya gelecek Avrupalı
liderler, müzakereleri kısmen askıya alarak Türkiye'yi cezalandırmaya
hazırlanıyorlar. Müzakereler tüm AB üyesi ülkeler aksi bir karar alana
kadar askıda kalacak. Avrupa Birliği bunu yapmamalı. Kimse ağzına
almıyor ama böyle bir adım, sorun devam ettiği sürece Türkiye'nin
Avrupa dışında tutulması sonucunu doğurabilir. Bu, Almanya Başbakanı
Angela Merkel ve Fransa'nın merzez-sağ cumhurbaşkanı adayı Nicolas
Sarkozy'yi memnun edecektir. Zira ikisi de Türkiye'nin üyeliğe kabul
edilmesine açıkça karşı çıkıyor. (…) Angela Merkel'in de bildiği ve
açıkça itiraf etmesi gerektiği gibi, Türkiye ikinci sınıf vatandaş
muamelesine razı olmayacaktır. Bunun orta yolu yok. Türkiye'nin Avrupa
Birliği yolculuğu uzun olacak. Avrupa Birliği bu yolculuğu gereksizce
dolambaçlı hale getirmemeli." (11/12)
Financial Times: "AB Türkiye'ye Müzakereler ile İlgili
Sert Tavrını Sürdürüyor": "Türkiye'nin AB ile
arasındaki krizden çıkmaya yönelik çabalarına AB'den, Ankara'nın
müzakerelerinin devamı için sözlere değil fiiliyata ihtiyaç duyulduğu
şeklinde ters bir cevap geldi. AB yetkilileri, Türkiye'nin -Kıbrıs
gemilerine hemen bir limanını açmak gibi- ivedi ve dramatik bir adım
atması gerektiğini ve böylesi bir adımın bile yeterli olmayabileceğini
belirtiyor. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, AB dışişleri
bakanlarının bir araya geleceği ve Türkiye konusunun gündemde olacağı
kilit toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, ‘Kanıtlama yükümlülüğü
Türkiye'ye ait.’ dedi. Rehn şöyle devam etti: ‘Şayet Türkiye iyi niyet
jesti olarak önemli limanlarından birini Kıbrıs'a açarsa böylece
(taahhütlerini) yerine getireceğine dair bir adım atmış olur.’ Bloktan
çıkacak sert bir karar, son dakika hamlesi olarak bir limanını Kıbrıs'a
açmayı öneren ve bu sebeple ülke içinde eleştirilere maruz kalan Türk
Hükümeti’nin hayal kırıklığına uğramasına ve kızmasına sebep olabilir.
Diplomatlar, Türkiye'nin söz konusu teklifinin ardından çıkan
tartışmaların, gelecek yıl genel seçimlerin yapılacak olması sebebiyle,
ülkede bu konuda herhangi bir adım atılmasını engelleyeceğini
belirtiyorlar." (Daniel Dombey, Vincent
Boland, 11/12)
İSPANYA BASINI:
El Periodico: "Türkiye, AB'ye Ait Olmalı":
"Türkiye 1963'de, o zamanlar adı Avrupa Topluluğu olan kurumla bir
anlaşma imzaladığından beri -70'li yıllar hariç- Avrupa Birliği'ne
katılma amacını sürdürdü. Türkiye, 1996'dan beri yürürlükte olan Gümrük
Birliği'ne girdi ve AB'ye katılım adaylığı 1999'da Helsinki'de
onaylandı. Tüm şartları yerine getirdikten sonra, geçtiğimiz ekim ayında
katılım müzakereleri başladı. Bu yüzden Avrupa'nın bazı yerlerinde
‘Türk tehdidi’nin ortaya çıkmış olması bana şaşırtıcı geliyor. AB'nin
politikası, Türkiye'nin herhangi bir diğer aday gibi muamele görmesinden
ibarettir. Türkiye'nin AB'ye katılımı karşısında günümüze kadar yapılan
argümanlar, Türk Hükümeti tarafından başlatılan reform sürecine
bakıldığında oldukça değer kaybetti. Katılıma karşı olanlar, ülkenin
"Avrupa olgunluğu"ndan veya Kopenhag Kriterleri'nin yerine
getirilmesinden daha az bahsediyorlar. Aksine, AB'nin Türkiye'nin
boyutunda yeni bir üyeyi hazmedemeyeceğini, katılımının ciddi jeopolitik
ve stratejik sorunlar doğuracağını ve son olarak da AB'nin Hıristiyan
değerlere dayalı bir topluluk olduğunu ileri sürüyorlar. (…) Özellikle
coğrafi durumu ve boyutuyla stratejik bakış açısından önemli bir üye
olduğunun farkında olunarak, Türkiye'nin söz konusu Birliğe katılımına
itiraz edilebilir mi? Katılımı dünya siyasetinde Avrupa'nın rolünü
güçlendirirdi. Polonya'nın, Baltık ülkelerinin ve diğerlerinin
katılımında geçerli olan jeopolitik ve stratejik nedenler, Türkiye için
de geçerlidir. Bir gün genişleme süreci sona erecek. Ancak Türkiye'yi
dahil etmeden bunu sonlandırmak, büyük bir hata ve pek de tavsiye
edilmeyen bir siyaset olur. Türkiye'nin katılımına karşı koyanlar,
AB'nin nazik ve dostane komşularla çevrili ‘güneşli bir ada’ olduğunu
düşünüyor gibiler. Orta Doğu'daki istikrarın demokratik taşı olarak bu
ülkeye güvenmek, tüm AB vatandaşlarının yararına olur. Türkiye'nin
katılımına direnmek, uzak addedilen bir kültür hakkındaki boş
çekincelere dayanıyor. Geniş yer tutan bir argümanda ise, Türkiye'yi
kenarda tutmak için sebep olarak; kimlikten, Avrupa'nın Hıristiyan
değerlerinden bahsediliyor. AB'ye ait olmak için asla hiçbir dini kriter
var olmadı. Dini sebeplerle Türkiye'yi kabullenmeyi reddetmek, yanlış ve
tehlikeli bir mesaj göndermek anlamına gelebilir. (…) Türkiye'nin AB'ye
katılım için gerçekleştirmesi gereken reformların ve modernleşmenin
büyüklüğünü küçümsemiyorum. Yol sadece siyasi ve ekonomik bakış
açısından değil, mantıki açıdan da bakıldığında, uzun olacak."
(Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Margot
Wallström, 11/12)
NOT: Bu bülten, 11
Aralık 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR