14.12.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Ertelendi Halledilmedi": "Bu kez bir Türkiye zirvesi olmayacakmış. AB dışişleri  bakanları, tam zamanında, devlet ve hükümet başkanlarının  AB zirvesi öncesinde, Ankara ile (ve de üye ülkeler arasındaki)  çok yönlü ihtilafı diplomatik beceriyle şimdilik giderdiler.  Liderlerin yeniden uzlaşma arayışına girerek alçalmak  istememesi anlaşılır. Diğer yandan, şimdi sağlanan uzlaşma  nedeniyle Türkiye'nin zirvede gündeme gelmemesi tuhaf olurdu.  Sonuçta, istişarelerin ağırlık noktasını, AB'nin hazmetme kapasitesiyle bağlantılı genişlemesi oluşturacak. Açık bir  tartışma beklenmese de, Türklerin üyeliğinden söz edilmeden  bu konuyu konuşmak ne kadar mantıklıdır? 25 ülke geçen  sonbaharda oybirliğiyle, Ankara ile müzakerelerin başlatılmasını kararlaştırıp, koşulları belirledi. Müzakerelerin günün birinde  başarıyla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı açık bırakıldı ve her  halükarda kaçınılmaz üyelikle sonuçlanan otomatik bir süreç  olmayacak. Türkiye'nin AB üyeliğinin destekçilerinin ve  pozisyonlarını genelde aynı açık seçiklikle savunmayan az  veya çok gizli karşıtlarının o dönemde mutabık kaldıkları  uzlaşma böyle. Partilerin belirledikleri ve politikacıların  gerçekten ne düşündükleri konusunda halkın ne hissettiğinin  önemsenmediği kararlar, bugün değil yarından sonra alınıyor.  AB, tipik bir şekilde, üye ülkeler arasındaki açıkça  tartışılmayan görüş farklılığını bir sürece dönüştürdü ve  böylece nihai karar siyasi ufkun ötesine ertelendi. AB ile Türkiye arasındaki, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin  tanınmasına ilişkin güncel anlaşmazlıkta, çok açık olan  yükümlülüklerin ifa edilmemesinin nasıl cezalandırılacağı  tartışılıyordu. Başbakan Erdoğan'ın Aralık 2004'te,  müzakerelerin başlatılması için imzalamak zorunda kaldığı  Ek Protokol bugüne kadar uygulamaya konulmadığı gibi, AB'nin  2006'ya kadar süre tanıdığı, Türk limanlarının Kıbrıs'a  açılması da gerçekleşmedi. (…) Böylece katılım müzakereleri şimdilik devam edecek.  Hangi hızla olacağı, daha Almanya'nın Dönem Başkanlığı’nda  görülecek. Türkiye'den AB yönünde girişim ve reformlar  gerçekleştirmesi, ancak gelecek yılki Cumhurbaşkanlığı ve  genel seçimler sonrasında bekleniyor."  (Horst Bacia, 13/12)

Kölner Stadt-Anzeiger: "Ankara'ya Soluklanma Molası": "AB üyelik müzakerelerinin askıya alınması Ankara'yı  sevindirmezken, kaygıya da neden olmadı.  Başbakan Erdoğan kararı, ‘haksızlık’ ve ülkesinin AB ile  ilişkileri bakımından ‘ciddi bir sınav’ olarak değerlendirmişti. Erdoğan, AB'nin ‘dünya görüşünde’ noksanlık olduğu ve henüz  Türkiye üyeliğinin ‘küresel anlamda’ kavranamadığı şeklinde  sitemde bulundu. Başbakan, ancak bunun Türkiye'yi üyelik  hedefini sürdürmesinden alıkoymayacağının da altını çizdi. Bunlar zorunlu eleştiri alıştırmalarıdır. Çünkü  Ankara'da şu biliniyor: Daha kötüsü de olabilirdi. AB  dışişleri bakanları, oturumlara katılırken oldukça farklı görüşlerdeydiler. AB, Ankara'nın AB üyesi Kıbrıs'a liman ve  havaalanlarını açmayı reddetmesine nasıl karşılık vermeliydi?  Bunun kavgası, sadece 25 AB ortağının görüşlerinde bölünmelere  neden olmadı, aynı zamanda da Türkiye'ye şüpheyle bakan  Başbakan Merkel ile Türkiye'yi destekleyen Dışişleri Bakanı  Steinmeier arasındaki ayrışmayı da su yüzüne çıkardı. 10 saatlik  zorlu bir görüşme maratonunun ardından yine de bir uzlaşmaya  varılması Dışişleri Bakanı’nı bile şaşırttı: ‘Bunu beklemiyorduk.’ Türkiye'nin AB katılım müzakereleri, kısık ateşte de olsa  devam ediyor. (…)" (Gerd Höhler, 13/12)

Berliner Zeitung: "AB'nin Türkiye Kararı": "Avrupa'da başarı olarak kutlanan şeylere şaşmamak elde  değil. AB devletleri, Türkiye'nin üyelik müzakereleri gibi  önemli bir konuyu, en önemli politikacıların gerçekleştireceği  zirveden uzak tutmayı başarıyor ve herkes bundan rahatlamış  gözüküyor. Avrupalı hükümetlerin, Ankara'ya muamele konusunda  büyük uğraşlar sonucu ve mecburen bulmayı başararak yeniden  masaya sürdükleri eski uzlaşı formülü, sanki büyük bir  başarıymış gibi herkes tarafından alkışlanıyor. AB'nin şu  sıralar ne denli bölünmüş ve cesaretsiz olduğuna dair yeni  bir kanıt gerekiyorsa bu, Türkiye'ye ilişkin kararlarıyla  tamamıyla sergilenmiştir. Oysa Avrupalılar analiz etme konusunda hiç de yanlış  yolda değiller. Bir üye adayının, AB üyesi Kıbrıs'ı dolaylı  olarak bile tanımamaktaki direnişi kabul edilemez. Ancak alınan kararlar, bir başarı elde edildiği veya  başarıya erişebilinecek kadar yakınlaştığı umudu vermiyor.  Gerçi AB, Türkiye ile müzakerelerde biraz frene basıyor,  veya daha iyi bir deyişle yolu uzatıyor. Ancak Ankara'nın  ciddi bir geciktirme veya olumsuz etkilenmeden endişelenmesine  gerek yok. Türkiye'nin zararı, kırılan gururuyla sınırlı  ve gerçekten de Başbakan Erdoğan şimdiden AB'nin adil  olmadığından yakınıyor. (…) AB, son genişleme turundaki gibi aynı hatayı yapıyor  ve başlatılan katılım sürecini devam ettiriyor. Avrupalılar  yine bir kez daha kendilerini, daha sandalye ve oy hakkına  bile sahip olmayan bir üye adayı ülkenin esiri yapıyorlar.  Türkiye'de gelecek yıl yapılacak seçimler sonrasında her  şeyin daha kolay ve iyi olacağı umudu eğreti duruyor. (…)" (Gerold Büchner, 13/12)

Die Welt: "Türkiye AB Üyelerinin Hepsini Tanımazsa AB'ye Üye Olamaz":

            "(…)    

SORU: Türkiye meselesi Almanya’nın AB Dönem Başkanlığı’na gölge  düşürebilir mi?

            WESTERWELLE: Ben de bundan korkuyorum. Federal Hükümet  şu anda dış politikanın altın kurallarından birini, yani  hükümetin kendisini dünyaya karşı hemfikir göstermesi kuralını  ihlal ediyor. Özellikle Türkiye meselesinde Şansölye ve  Dışişleri Bakanı'nın farklı görüşlerde olmalarının ülkemize  ve müzakerelerdeki ağırlığımıza zarar verdiği aşikar. Sekiz  müzakere başlığının askıya alınması uygun ve akıllıca bir  tepki, ancak koalisyon ortağı her iki parti içindeki bazı  hırslı kişiler bunu görmezden geliyorlar. Birlik Partileri  ve SPD'nin Türkiye ile ucu açık bir müzakere süreci yürütmek  istemedikleri belli. Ancak bu süreç AB ile Türkiye arasında kararlaştırılmış ve buna uyulmalı.

            SORU: Türkiye AB üyeliğinden ne kadar uzakta?

            WESTERWELLE: Türkiye, AB üyelerinin hepsini tamamen  tanımazsa, AB'ye üye olamaz. AB bu konuda pazarlık yapamaz.  Ankara Protokolü'nde kesin kriterler belirtilmiştir ve  bunlar yerine getirilmelidir. (…)" (Thorsten Jungholt, Joachim Peter,  FDP Genel Başkanı  Guido Westerwelle ile yapılan mülakat, 13/12)

Die Tageszeitung: "Stoiber Erken Seviniyor Olabilir": "Brüksel'de çelişkiler balosu: AB, fiili olarak Türkiye  müzakerelerini donduruyor. Türkiye Başbakanı beklenildiği  üzere öfke içinde, Bavyeralı Edmund Stoiber seviniyor. Oysa  ki, AB dışişleri bakanları farkında olmadan, büyük ölçüde  Ankara'nın Avrupa Birliği'ne yakınlaşması yolunu açtılar.  Kıbrıs sorunu çözülmek üzere. Kıbrıs bu zamana kadar, Avrupa için çözülemeyen bir  karışık üçlü bir denklem durumunda: Türkiye, AB üyesi Kıbrıs'ı tanımalı. Fakat Türkiye bu tanımayı, ancak  Avrupa'nın Kıbrıs Türk'üne uyguladığı izolasyonu sona  erdirdiğinde gerçekleştirmek istiyor. Bunu da Kıbrıs  Rumları engelliyor. AB, bu hususta nihayet tam üyesi  Kıbrıs'ın tavizde bulunmaya hazır olduğunu açıklıyor.  Bu şekilde hesap tutabilir: Kıbrıs Türkleri ekonomik  yardımlardan istifade edecek, Türkiye, Kıbrıs'ı tanıyarak AB müzakerelerinde tekrar gerçek anlamda bir fırsat  yakalayacak ve böylece Edmund Stoiber erken sevinmiş  olacak. Maalesef, AB ortaklarının istişareleri katı  matematiksel mantığa dayanmıyor. (…)" (Klaus Hillenbrand, 13/12)

 

AVUSTURYA BASINI:

Die Presse: "Dünyada Sadece Dikkati Çekmemek Yetmiyor": "Avusturya, gerçekten de Hırvatistan dışında Sırbistan,  Arnavutluk, Makedonya ve Kosova'yı desteklemek için yeteri  kadar çaba harcıyor mu? Bu konudaki girişimler, önümüzdeki  yıllarda ziyaretlerin artırılmasıyla, sembolik düzeyde de yoğunlaştırılabilir. Eğer ulusal çıkarlar ölçü olarak alınıyorsa,  Avusturya'nın Türkiye pozisyonunu da yeniden gözden geçirmesi  gerekirdi. Türkiye'nin katılımına birçok nedenden dolayı karşı  olunabilir. Ama Osmanlılara karşı yeniden başlatılan savaşa  kumandanlık etmek (partilerin de ötesinde) Avusturya'nın çıkarına değildir. Türkiye gibi başka hiçbir ülkede böylesine  bir ekonomik dinamizmin olmadığı düşünülecek olursa, yalnız  bu yüzden bile bu ülkeye karşı daha dostça bir tavır  takınılmasında yarar var. Ayrıca Avusturya'nın, Türk  göçmenler üzerinden de, Ankara ile çoktan yakın ilişkiler  kurması gerekirdi. (…)" (Christian Ultsch, 13/12)

Salzburger Nachrichten: "Türkler ile Mücadele Edenler": "Şu günlerde ortalığı çığlıklar ve dumanlar kapladı.  Sanki Türk orduları yeniden Viyana önlerine geldi ve  savunma kalelerine süratle adam yerleştirmek gerekiyor. Gerçekten de Başbakan Wolfgang Schüssel Avusturya'nın  çizgisinin ‘doğruluğunun ispatlandığını’ söylüyor. Dışişleri  Bakanı Ursula Plassnik ise gururla ‘müzakerelerin fiilen durdurulduğundan’ bahsediyor. Ancak çığlıklar ve dumanlar bir yana, olaya daha  yakından bakıldığında, aslında hiçbir şey olmadığı  görülüyor. Geriye kalan 34 başlığın her birinin açılması  ve kapatılması için AB ülkelerinin hepsinin oy birliğiyle  karar vermesi gerektiği bundan bir yıl önce belirlenmişti. Türkiye ile en az 15 yıl sürmesi beklenen müzakereler,  henüz açılışı yapılmamış olan sekiz başlığın şimdilik  açılmaması kararı yüzünden o kadar da gecikmiş olmayacak.  Brüksel'de yapılan dışişleri bakanları  toplantısında Kıbrıs Rumlarının adanın kuzeyindeki Türk  kesimine ve Türkiye'ye uyguladığı ticari ambargoları  kaldıracağı yolunda sinyal vermesi gerçekten şaşırtıcı  oldu. Bu gerçekleşecek olursa, Ankara ile müzakerelerin  oldukça hız kazanması beklenebilir. Ama bununla Viyana'da  bir şey kazanmak mümkün değil. Bu yüzden halk için ayrı bir  tiyatro sahneye konuyor: Oyunun adı: ‘Türkleri Tek Başımıza  Durduruyoruz’. Sekiz başlıkta." (Martin Stricker, 13/12)

Kurier: "Soluk Almak İçin Ara Vermek, Ölüm Anlamına Gelebilir": "Türkiye karşıtları galip geldi. AB, Ankara'ya kırmızı  kart gösteriyor. AB ülkelerinin, Türkiye konusundaki pozisyonları  dışişleri bakanları toplantısından önce ne kadar birbirinden  farklı ise, sekiz müzakere başlığını dondurma kararının  ardından yapılan yorumlar da bir o kadar birbirine zıt  düşüyor. Türkiye karşıtları Avusturya, Almanya, Fransa, Yunanistan  ve Kıbrıs, çizgilerinin doğrulandığını düşünüyor. Önemli  müzakere başlıklarının dondurulması, onlar için Türkiye'nin  AB'ye bağlanma çabalarının sonunun başlangıcı demek oluyor.  Dışişleri Bakanı Plassnik'in kullandığı ‘soluk almak için  ara verme’ deyimi çok açık: Soluk almak için ara vermek,  boğularak ölmek anlamına da gelebilir. Yakında Almanya'dan  daha büyük bir nüfusa sahip olacak olan, halkının çoğunluğu  Müslümanlardan oluşan, yoksul Türkiye, birçok AB  politikacısının gözünde hiçbir zaman üye olamayacak. Türkiye'nin dostları görüşlerini kabul ettiremedi.  Oysa, krizi önlemek için Ankara'ya bir şans daha tanımak  istiyorlardı. İngiltere, İspanya, İtalya, Polonya ve diğer  ülkeler yenilgiyi kabullendiler. İyi niyetli açıklamalar  artık bir şey getirmeyecek. AB'nin Ankara ve İslam dünyasına mesajı, yoruma  mahal bırakmıyor: Lamba kırmızıya geçti. Avrupa yıllardan  beri süren ve halkın bütün şüphelerine rağmen başarılı olan bir genişleme sürecinin ardından yalnız Türkiye'ye  değil, Hırvatistan dışındaki bütün Balkan ülkelerine de  kapılarını kapatıyor. AB kendi genişlemesinin hassas bir  aşamasında, en köklü krizlerinden birinde stop düğmesine basıyor."  (Margaretha Kopeinig, 13/12)

 

İNGİLTERE BASINI:

Financial Times: "AB Müzakereleri Kısıtlarken Türkiye Başbakanı Umutsuz Bir Havaya Büründü": "Türkiye Başbakanı, Avrupa Birliği'nin tartışmalı  kararının olumsuz etkilerini azaltma çabalarına rağmen,  AB'nin Ankara'nın üyelik müzakerelerinin bir bölümünü askıya  alma kararını eleştirdi. Recep Tayyip Erdoğan, Parlamento’da yaptığı konuşmada,  ‘Bu karar Türkiye'ye yapılmış bir haksızlıktır. Türkiye-AB  ilişkileri tüm çabalarımıza rağmen ciddi bir sınavdan  geçmektedir.’ dedi. Başbakanın söz konusu açıklamaları, AB dışişleri  bakanlarının, Ankara'nın Birliğin Kıbrıs konusundaki  taleplerini karşılamayı reddetmesi nedeniyle 35 müzakere  başlığından sekizini askıya almaya karar vermesinden  bir gün sonra geldi. Diplomatlar ve eleştirmenler, Erdoğan'ın AB konusunda  ilk kez bu denli karamsar konuştuğunu söylediler.  Müzakerelerin kısmi olarak askıya alınmasına Türkiye'den  gelen tepkilerin büyük bir bölümü düşmancaydı ve AB'den  çok Türkiye'nin tanımadığı Kıbrıs'ı hedef alıyordu. (…) Türk mali piyasaları ise daha sakin bir şekilde tepki  verdi. Hisse senetleri çok az değer kaybederken, lira  istikrarını korudu. Uzmanlar, yatırımcılar arasında AB sonucunun daha kötü  olabileceğine dair bir atmosfer olduğunu söylediler. Lehman  Brother ekonomistlerinden Tolga Ediz, yatırımlar için hiçbir  zaman önemli bir itici güç olmayan Türkiye'nin AB üyelik  ihtimalinin şimdilik piyasa gündeminden yok olabileceğini  söyledi. Ankara'nın, Avrupa Komisyonu ve üye devletler arasındaki müttefikleri, müzakerelerin kısmen dondurulmasının, Türkiye'nin  üyelik müzakerelerinin dört  ila beş yıl yapıcı bir şekilde devam  etmesinin önünü açacağını ve haziran ayından bu yana devam  eden fiili kilitlenmenin aşılmış olacağını ileri sürdüler."  (Vincent Boland, Daniel Dombey, 13/12)

 

İSPANYA BASINI:

Europa Press: "Aklıselim": "Avrupa'da göz boyamak için, Türkiye'nin Birliğin bir parçasını oluşturması inancı hakkında görüş bölünmesi var.  Türkiye'nin katılım başlıklarından sekizinin askıya alınması  kararı, bu yarışta zaman kazanmak için ve Türkiye'nin katılımını frenleme anlamına gelen bir sonraki adım oluyor.  Sorun şu ki Türkiye'yi Avrupalı olarak hissetmeyen ülkeler  ve vatandaşlar var. Diğerleri de hala aynı şeyi düşünseler  de, AB'de Müslüman bir ülkeye sahip olmanın Batı ve Doğu  arasındaki zor ilişkilere yardım edeceğine inandıkları için bütünleşmekten yana bahse giriyorlar. Konu hakkında  kendilerine sorulsa, Avrupalı vatandaşların ne  söyleyeceklerini merak ediyorum. Gerçek şu ki, İslamcı Erdoğan liderliğindeki şimdiki  Türk Hükümeti, AB'ye katılabilmek için gerekli kuralların  hepsini yerine getirmedi. Bu yüzden, Türkler de ayrıcalık  yapılamayacağını anlamalı. AB'ye üye olmak, istek işidir ve  bu sebepten bir ülke bu ‘kulübe' dahil olmak istiyorsa, tüm üyelere uygulanan ortak kuralları kabul etmeli. Her halükarda AB, kapı çarpmamak ve kapıyı aralık bırakmakla iyi yaptı. Türkiye'nin içinde, laikliği ve ülkenin  Avrupalılaşmasını savunanlar ile Batılı demokrasiler temeliyle  çatışan özellikleriyle, AB'nin Türkiye'yi kabul etmesi  gerektiğine inananlar arasında güçlü bir gerginlik var. Tehdit,  her iki taraf için -AB ve Türkiye için- zor. İstenen şey ise,  uzun olan yoldan bir gün Türkiye'nin AB'nin bir parçasını  teşkil edebilmesi."  (Julia Navarro, 13/12)

 

RUSYA BASINI:

Kommersant: "Ankara, Tanınmayan Cumhuriyetten Dolayı Cezalandırıldı": "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa  Birliği'nin Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerini kısmen  dondurmasını öngören kararın adil olmadığını kaydetti. AB'ye  üye ülkelerin dışişleri bakanları, liman ve havaalanlarını  Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmadığı için Türkiye'yi cezalandırdı.  Gerçi, Brüksel de Ankara da Türkiye'nin günün birinde AB  üyesi olacağını belirterek, alınan kararla trajik bir olay  yaşanmadığını ifade ettiler. AB dışişleri bakanları Brüksel'de  bir araya gelerek, Türkiye'nin AB üyeliğini ele aldılar.  Geçtiğimiz hafta AB Komisyonu, Ankara'nın üstlendiği  yükümlülükleri yerine getirmediğini gerekçe göstererek,  Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin dondurulmasını  önermişti. Burada söz konusu olan, Türkiye'nin AB ile 2005 yılında imzaladığı Gümrük Birliği Anlaşması'na uymamasıdır. Anılan anlaşma, Ankara'nın AB'ye üye tüm ülkelerle Gümrük  Birliği kapsamında olmasını öngörüyor. Fakat Türkiye, AB  üyesi 25 ülkeden biri olan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bu  uygulamanın dışında tutuyor. (…) Neticede, AB Ankara ile müzakereleri kısmen durdurmayı  kararlaştırdı. Bu karar üzerine Türkiye Başbakanı Recep  Tayyip Erdoğan dün bir açıklama yaparak, ‘Bu bize yönelik  adil olmayan bir karardır. Bizim tüm çabalarımıza rağmen,  Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler bir kez daha ciddi bir  sınavdan geçiyor.’ dedi. Bu arada Ankara, olayı trajik bir gelişme olarak  değerlendirmiyor. Başbakan Erdoğan, ‘Biz eskiden yaptığımız  gibi, reformlara kaldığımız yerden devam edeceğiz’ diyor."  (Aleksandr Reutov, 13/12)

 

YUNANİSTAN BASINI:

Kathimerini: "Brüksel'in Uzlaşması": "Avrupa Birliği dışişleri bakanlar tarafından  Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin alınan kararlar, ‘ya Lefkoşa  aleyhinde dengesiz bir gelişmenin kaydedileceği ya da Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tecride itilerek veto hakkını kullanmaya  zorlanacağı’ şeklinde tahminler dile getiren yerli ‘felaket  tellallarını’ yalanladı. Sonuçtan oldukça memnun olduğu belli olan Yunan  diplomasisinin desteğiyle, Kıbrıs tarafı üç kritik hedefine  ulaştı: Öncelikle, Türkiye'nin AB üyeliğinin er geç Lefkoşa  aleyhinde bir baskı aracı olacağı kesin olan Kıbrıs sorununun çözümlenmesine doğrudan bağlanması engellendi. İkinci olarak,  Kıbrıs tarafı önümüzdeki aylarda açılacak olan müzakere  bölümlerinin kapanmasını reddetme hakkına sahip olduğuna  göre, Türkiye'nin Avrupa yönündeki yükümlülüklerini ne  kadar yerine getirdiğini ‘kontrol’ etmesi güvence altına  alındı. Üçüncüsü ve de en önemlisi, ‘25’ler arasında,  Türkiye'nin üç yıldan sonra yeniden değerlendirilmesi  konusunda mutabakat sağlandı. Bu anlaşma, Atina ile Lefkoşa'nın, Türkiye'nin Gümrük Birliği  Protokolü'nü Kıbrıs yönünde uygulaması için 18 aylık  sınırlı bir takvim belirlenmesi üzerinde ısrar etmesine  rağmen, bütün ilgili taraflar için bu anlaşma belki çok  daha yararlı olacak. (…) Öte yandan ise Atina  ve Lefkoşa, kısa zamanda AB'de verdiği zorlu müzakerelerin  maliyetini ödemek istemiyor. Uluslararası toplumda belirli  faktörlerin ‘Türk yanlısı’ tutumu nedeniyle, AB içindeki  müzakerenin Ankara'da baskılara yol açacağına, Kıbrıs ile  Yunanistan'ı zor konumda bırakacağı unutulmamalı. Son olarak,  varılan anlaşmayla, önümüzdeki üç yılda  Atina-Ankara ilişkilerinin ‘sakin sularda’ yürütülmesi için  koşullar oluşacak, belki de ‘askıda kalan sorunlar yelpazesinde’ yer alan ikili konulara dair çözümler aranacak."  (K.P. Papadiohos, 13/12)

Eleftherotipia: "Dora Bakoyanni: Üç Amaç da Gerçekleşti": "Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, AB Genel İşler Konseyi kararlarını  ‘tatmin’ edici olarak niteledi ve ‘Yunanistan'ın üç amacının  da gerçekleştiğini’ söyledi. Dışişleri Bakanı, dünkü hükümeti bilgilendirme toplantısında, ‘Türkiye'ye net bir mesajın  gönderildiğini, Türkiye'nin AB sürecine engelsiz devam etmek  istediği takdirde, yükümlülüklerini yerine getirmesi  gerektiğini, AB müktesebatına saygı gösterip kabul etmesi  şartıyla Avrupa kapısının açık olduğunu’ söyledi." (13/12)

 

NOT: Bu bülten, 13 Aralık 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve  yorumlardan  derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR