ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Ertelendi Halledilmedi":
"Bu kez bir Türkiye zirvesi olmayacakmış. AB dışişleri bakanları, tam
zamanında, devlet ve hükümet başkanlarının AB zirvesi öncesinde, Ankara
ile (ve de üye ülkeler arasındaki) çok yönlü ihtilafı diplomatik
beceriyle şimdilik giderdiler. Liderlerin yeniden uzlaşma arayışına
girerek alçalmak istememesi anlaşılır. Diğer yandan, şimdi sağlanan
uzlaşma nedeniyle Türkiye'nin zirvede gündeme gelmemesi tuhaf olurdu.
Sonuçta, istişarelerin ağırlık noktasını, AB'nin hazmetme kapasitesiyle
bağlantılı genişlemesi oluşturacak. Açık bir tartışma beklenmese de,
Türklerin üyeliğinden söz edilmeden bu konuyu konuşmak ne kadar
mantıklıdır? 25 ülke geçen sonbaharda oybirliğiyle, Ankara ile
müzakerelerin başlatılmasını kararlaştırıp, koşulları belirledi.
Müzakerelerin günün birinde başarıyla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı açık
bırakıldı ve her halükarda kaçınılmaz üyelikle sonuçlanan otomatik bir
süreç olmayacak. Türkiye'nin AB üyeliğinin destekçilerinin ve
pozisyonlarını genelde aynı açık seçiklikle savunmayan az veya çok gizli
karşıtlarının o dönemde mutabık kaldıkları uzlaşma böyle. Partilerin
belirledikleri ve politikacıların gerçekten ne düşündükleri konusunda
halkın ne hissettiğinin önemsenmediği kararlar, bugün değil yarından
sonra alınıyor. AB, tipik bir şekilde, üye ülkeler arasındaki açıkça
tartışılmayan görüş farklılığını bir sürece dönüştürdü ve böylece nihai
karar siyasi ufkun ötesine ertelendi. AB ile Türkiye arasındaki, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınmasına ilişkin güncel anlaşmazlıkta, çok açık olan
yükümlülüklerin ifa edilmemesinin nasıl cezalandırılacağı
tartışılıyordu. Başbakan Erdoğan'ın Aralık 2004'te, müzakerelerin
başlatılması için imzalamak zorunda kaldığı Ek Protokol bugüne kadar
uygulamaya konulmadığı gibi, AB'nin 2006'ya kadar süre tanıdığı, Türk
limanlarının Kıbrıs'a açılması da gerçekleşmedi. (…) Böylece katılım
müzakereleri şimdilik devam edecek. Hangi hızla olacağı, daha
Almanya'nın Dönem Başkanlığı’nda görülecek. Türkiye'den AB yönünde
girişim ve reformlar gerçekleştirmesi, ancak gelecek yılki
Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler sonrasında bekleniyor." (Horst
Bacia, 13/12)
Kölner Stadt-Anzeiger: "Ankara'ya Soluklanma Molası":
"AB üyelik müzakerelerinin askıya alınması Ankara'yı sevindirmezken,
kaygıya da neden olmadı. Başbakan Erdoğan kararı, ‘haksızlık’ ve
ülkesinin AB ile ilişkileri bakımından ‘ciddi bir sınav’ olarak
değerlendirmişti. Erdoğan, AB'nin ‘dünya görüşünde’ noksanlık olduğu ve
henüz Türkiye üyeliğinin ‘küresel anlamda’ kavranamadığı şeklinde
sitemde bulundu. Başbakan, ancak bunun Türkiye'yi üyelik hedefini
sürdürmesinden alıkoymayacağının da altını çizdi. Bunlar zorunlu eleştiri
alıştırmalarıdır. Çünkü Ankara'da şu biliniyor: Daha kötüsü de
olabilirdi. AB dışişleri bakanları, oturumlara katılırken oldukça farklı
görüşlerdeydiler. AB, Ankara'nın AB üyesi Kıbrıs'a liman ve
havaalanlarını açmayı reddetmesine nasıl karşılık vermeliydi? Bunun
kavgası, sadece 25 AB ortağının görüşlerinde bölünmelere neden olmadı,
aynı zamanda da Türkiye'ye şüpheyle bakan Başbakan Merkel ile Türkiye'yi
destekleyen Dışişleri Bakanı Steinmeier arasındaki ayrışmayı da su
yüzüne çıkardı. 10 saatlik zorlu bir görüşme maratonunun ardından yine
de bir uzlaşmaya varılması Dışişleri Bakanı’nı bile şaşırttı: ‘Bunu
beklemiyorduk.’ Türkiye'nin AB katılım müzakereleri, kısık ateşte de
olsa devam ediyor. (…)" (Gerd Höhler, 13/12)
Berliner Zeitung: "AB'nin Türkiye Kararı":
"Avrupa'da başarı olarak kutlanan şeylere şaşmamak elde değil. AB
devletleri, Türkiye'nin üyelik müzakereleri gibi önemli bir konuyu, en
önemli politikacıların gerçekleştireceği zirveden uzak tutmayı başarıyor
ve herkes bundan rahatlamış gözüküyor. Avrupalı hükümetlerin, Ankara'ya
muamele konusunda büyük uğraşlar sonucu ve mecburen bulmayı başararak
yeniden masaya sürdükleri eski uzlaşı formülü, sanki büyük bir
başarıymış gibi herkes tarafından alkışlanıyor. AB'nin şu sıralar ne
denli bölünmüş ve cesaretsiz olduğuna dair yeni bir kanıt gerekiyorsa
bu, Türkiye'ye ilişkin kararlarıyla tamamıyla sergilenmiştir. Oysa
Avrupalılar analiz etme konusunda hiç de yanlış yolda değiller. Bir üye
adayının, AB üyesi Kıbrıs'ı dolaylı olarak bile tanımamaktaki direnişi
kabul edilemez. Ancak alınan kararlar, bir başarı elde edildiği veya
başarıya erişebilinecek kadar yakınlaştığı umudu vermiyor. Gerçi AB,
Türkiye ile müzakerelerde biraz frene basıyor, veya daha iyi bir deyişle
yolu uzatıyor. Ancak Ankara'nın ciddi bir geciktirme veya olumsuz
etkilenmeden endişelenmesine gerek yok. Türkiye'nin zararı, kırılan
gururuyla sınırlı ve gerçekten de Başbakan Erdoğan şimdiden AB'nin adil
olmadığından yakınıyor. (…) AB, son genişleme turundaki gibi aynı hatayı
yapıyor ve başlatılan katılım sürecini devam ettiriyor. Avrupalılar
yine bir kez daha kendilerini, daha sandalye ve oy hakkına bile sahip
olmayan bir üye adayı ülkenin esiri yapıyorlar. Türkiye'de gelecek yıl
yapılacak seçimler sonrasında her şeyin daha kolay ve iyi olacağı umudu
eğreti duruyor. (…)" (Gerold Büchner, 13/12)
Die Welt: "Türkiye AB Üyelerinin Hepsini Tanımazsa AB'ye
Üye Olamaz":
"(…)
SORU: Türkiye meselesi
Almanya’nın AB Dönem Başkanlığı’na gölge düşürebilir mi?
WESTERWELLE: Ben de bundan korkuyorum. Federal
Hükümet şu anda dış politikanın altın kurallarından birini, yani
hükümetin kendisini dünyaya karşı hemfikir göstermesi kuralını ihlal
ediyor. Özellikle Türkiye meselesinde Şansölye ve Dışişleri Bakanı'nın
farklı görüşlerde olmalarının ülkemize ve müzakerelerdeki ağırlığımıza
zarar verdiği aşikar. Sekiz müzakere başlığının askıya alınması uygun ve
akıllıca bir tepki, ancak koalisyon ortağı her iki parti içindeki bazı
hırslı kişiler bunu görmezden geliyorlar. Birlik Partileri ve SPD'nin
Türkiye ile ucu açık bir müzakere süreci yürütmek istemedikleri belli.
Ancak bu süreç AB ile Türkiye arasında kararlaştırılmış ve buna uyulmalı.
SORU: Türkiye AB üyeliğinden ne kadar uzakta?
WESTERWELLE: Türkiye, AB üyelerinin hepsini tamamen
tanımazsa, AB'ye üye olamaz. AB bu konuda pazarlık yapamaz. Ankara
Protokolü'nde kesin kriterler belirtilmiştir ve bunlar yerine
getirilmelidir. (…)" (Thorsten Jungholt, Joachim Peter, FDP Genel
Başkanı Guido Westerwelle ile yapılan mülakat, 13/12)
Die Tageszeitung: "Stoiber Erken Seviniyor Olabilir":
"Brüksel'de çelişkiler balosu: AB, fiili olarak Türkiye müzakerelerini
donduruyor. Türkiye Başbakanı beklenildiği üzere öfke içinde, Bavyeralı
Edmund Stoiber seviniyor. Oysa ki, AB dışişleri bakanları farkında
olmadan, büyük ölçüde Ankara'nın Avrupa Birliği'ne yakınlaşması yolunu
açtılar. Kıbrıs sorunu çözülmek üzere. Kıbrıs bu zamana kadar, Avrupa
için çözülemeyen bir karışık üçlü bir denklem durumunda: Türkiye, AB
üyesi Kıbrıs'ı tanımalı. Fakat Türkiye bu tanımayı, ancak Avrupa'nın
Kıbrıs Türk'üne uyguladığı izolasyonu sona erdirdiğinde gerçekleştirmek
istiyor. Bunu da Kıbrıs Rumları engelliyor. AB, bu hususta nihayet tam
üyesi Kıbrıs'ın tavizde bulunmaya hazır olduğunu açıklıyor. Bu şekilde
hesap tutabilir: Kıbrıs Türkleri ekonomik yardımlardan istifade edecek,
Türkiye, Kıbrıs'ı tanıyarak AB müzakerelerinde tekrar gerçek anlamda bir
fırsat yakalayacak ve böylece Edmund Stoiber erken sevinmiş olacak.
Maalesef, AB ortaklarının istişareleri katı matematiksel mantığa
dayanmıyor. (…)" (Klaus Hillenbrand, 13/12)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Dünyada Sadece Dikkati Çekmemek Yetmiyor":
"Avusturya, gerçekten de Hırvatistan dışında Sırbistan, Arnavutluk,
Makedonya ve Kosova'yı desteklemek için yeteri kadar çaba harcıyor mu?
Bu konudaki girişimler, önümüzdeki yıllarda ziyaretlerin artırılmasıyla,
sembolik düzeyde de yoğunlaştırılabilir. Eğer ulusal çıkarlar ölçü olarak
alınıyorsa, Avusturya'nın Türkiye pozisyonunu da yeniden gözden
geçirmesi gerekirdi. Türkiye'nin katılımına birçok nedenden dolayı
karşı olunabilir. Ama Osmanlılara karşı yeniden başlatılan savaşa
kumandanlık etmek (partilerin de ötesinde) Avusturya'nın çıkarına
değildir. Türkiye gibi başka hiçbir ülkede böylesine bir ekonomik
dinamizmin olmadığı düşünülecek olursa, yalnız bu yüzden bile bu ülkeye
karşı daha dostça bir tavır takınılmasında yarar var. Ayrıca
Avusturya'nın, Türk göçmenler üzerinden de, Ankara ile çoktan yakın
ilişkiler kurması gerekirdi. (…)" (Christian Ultsch, 13/12)
Salzburger Nachrichten: "Türkler ile Mücadele Edenler":
"Şu günlerde ortalığı çığlıklar ve dumanlar kapladı. Sanki Türk orduları
yeniden Viyana önlerine geldi ve savunma kalelerine süratle adam
yerleştirmek gerekiyor. Gerçekten de Başbakan Wolfgang Schüssel
Avusturya'nın çizgisinin ‘doğruluğunun ispatlandığını’ söylüyor.
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ise gururla ‘müzakerelerin fiilen
durdurulduğundan’ bahsediyor. Ancak çığlıklar ve dumanlar bir yana, olaya
daha yakından bakıldığında, aslında hiçbir şey olmadığı görülüyor.
Geriye kalan 34 başlığın her birinin açılması ve kapatılması için AB
ülkelerinin hepsinin oy birliğiyle karar vermesi gerektiği bundan bir
yıl önce belirlenmişti. Türkiye ile en az 15 yıl sürmesi beklenen
müzakereler, henüz açılışı yapılmamış olan sekiz başlığın şimdilik
açılmaması kararı yüzünden o kadar da gecikmiş olmayacak. Brüksel'de
yapılan dışişleri bakanları toplantısında Kıbrıs Rumlarının adanın
kuzeyindeki Türk kesimine ve Türkiye'ye uyguladığı ticari ambargoları
kaldıracağı yolunda sinyal vermesi gerçekten şaşırtıcı oldu. Bu
gerçekleşecek olursa, Ankara ile müzakerelerin oldukça hız kazanması
beklenebilir. Ama bununla Viyana'da bir şey kazanmak mümkün değil. Bu
yüzden halk için ayrı bir tiyatro sahneye konuyor: Oyunun adı: ‘Türkleri
Tek Başımıza Durduruyoruz’. Sekiz başlıkta." (Martin Stricker,
13/12)
Kurier: "Soluk Almak İçin Ara Vermek, Ölüm Anlamına
Gelebilir": "Türkiye karşıtları galip geldi.
AB, Ankara'ya kırmızı kart gösteriyor. AB ülkelerinin, Türkiye
konusundaki pozisyonları dışişleri bakanları toplantısından önce ne
kadar birbirinden farklı ise, sekiz müzakere başlığını dondurma
kararının ardından yapılan yorumlar da bir o kadar birbirine zıt
düşüyor. Türkiye karşıtları Avusturya, Almanya, Fransa, Yunanistan ve
Kıbrıs, çizgilerinin doğrulandığını düşünüyor. Önemli müzakere
başlıklarının dondurulması, onlar için Türkiye'nin AB'ye bağlanma
çabalarının sonunun başlangıcı demek oluyor. Dışişleri Bakanı
Plassnik'in kullandığı ‘soluk almak için ara verme’ deyimi çok açık:
Soluk almak için ara vermek, boğularak ölmek anlamına da gelebilir.
Yakında Almanya'dan daha büyük bir nüfusa sahip olacak olan, halkının
çoğunluğu Müslümanlardan oluşan, yoksul Türkiye, birçok AB
politikacısının gözünde hiçbir zaman üye olamayacak. Türkiye'nin dostları
görüşlerini kabul ettiremedi. Oysa, krizi önlemek için Ankara'ya bir
şans daha tanımak istiyorlardı. İngiltere, İspanya, İtalya, Polonya ve
diğer ülkeler yenilgiyi kabullendiler. İyi niyetli açıklamalar artık
bir şey getirmeyecek. AB'nin Ankara ve İslam dünyasına mesajı, yoruma
mahal bırakmıyor: Lamba kırmızıya geçti. Avrupa yıllardan beri süren ve
halkın bütün şüphelerine rağmen başarılı olan bir genişleme sürecinin
ardından yalnız Türkiye'ye değil, Hırvatistan dışındaki bütün Balkan
ülkelerine de kapılarını kapatıyor. AB kendi genişlemesinin hassas bir
aşamasında, en köklü krizlerinden birinde stop düğmesine basıyor."
(Margaretha Kopeinig, 13/12)
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times: "AB Müzakereleri Kısıtlarken Türkiye
Başbakanı Umutsuz Bir Havaya Büründü": "Türkiye
Başbakanı, Avrupa Birliği'nin tartışmalı kararının olumsuz etkilerini
azaltma çabalarına rağmen, AB'nin Ankara'nın üyelik müzakerelerinin bir
bölümünü askıya alma kararını eleştirdi. Recep Tayyip Erdoğan,
Parlamento’da yaptığı konuşmada, ‘Bu karar Türkiye'ye yapılmış bir
haksızlıktır. Türkiye-AB ilişkileri tüm çabalarımıza rağmen ciddi bir
sınavdan geçmektedir.’ dedi. Başbakanın söz konusu açıklamaları, AB
dışişleri bakanlarının, Ankara'nın Birliğin Kıbrıs konusundaki
taleplerini karşılamayı reddetmesi nedeniyle 35 müzakere başlığından
sekizini askıya almaya karar vermesinden bir gün sonra geldi.
Diplomatlar ve eleştirmenler, Erdoğan'ın AB konusunda ilk kez bu denli
karamsar konuştuğunu söylediler. Müzakerelerin kısmi olarak askıya
alınmasına Türkiye'den gelen tepkilerin büyük bir bölümü düşmancaydı ve
AB'den çok Türkiye'nin tanımadığı Kıbrıs'ı hedef alıyordu. (…) Türk mali
piyasaları ise daha sakin bir şekilde tepki verdi. Hisse senetleri çok
az değer kaybederken, lira istikrarını korudu. Uzmanlar, yatırımcılar
arasında AB sonucunun daha kötü olabileceğine dair bir atmosfer olduğunu
söylediler. Lehman Brother ekonomistlerinden Tolga Ediz, yatırımlar için
hiçbir zaman önemli bir itici güç olmayan Türkiye'nin AB üyelik
ihtimalinin şimdilik piyasa gündeminden yok olabileceğini söyledi.
Ankara'nın, Avrupa Komisyonu ve üye devletler arasındaki müttefikleri,
müzakerelerin kısmen dondurulmasının, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin
dört ila beş yıl yapıcı bir şekilde devam etmesinin önünü açacağını ve
haziran ayından bu yana devam eden fiili kilitlenmenin aşılmış olacağını
ileri sürdüler." (Vincent Boland, Daniel Dombey, 13/12)
İSPANYA BASINI:
Europa Press: "Aklıselim":
"Avrupa'da göz boyamak için, Türkiye'nin Birliğin bir parçasını
oluşturması inancı hakkında görüş bölünmesi var. Türkiye'nin katılım
başlıklarından sekizinin askıya alınması kararı, bu yarışta zaman
kazanmak için ve Türkiye'nin katılımını frenleme anlamına gelen bir
sonraki adım oluyor. Sorun şu ki Türkiye'yi Avrupalı olarak hissetmeyen
ülkeler ve vatandaşlar var. Diğerleri de hala aynı şeyi düşünseler de,
AB'de Müslüman bir ülkeye sahip olmanın Batı ve Doğu arasındaki zor
ilişkilere yardım edeceğine inandıkları için bütünleşmekten yana bahse
giriyorlar. Konu hakkında kendilerine sorulsa, Avrupalı vatandaşların
ne söyleyeceklerini merak ediyorum. Gerçek şu ki, İslamcı Erdoğan
liderliğindeki şimdiki Türk Hükümeti, AB'ye katılabilmek için gerekli
kuralların hepsini yerine getirmedi. Bu yüzden, Türkler de ayrıcalık
yapılamayacağını anlamalı. AB'ye üye olmak, istek işidir ve bu sebepten
bir ülke bu ‘kulübe' dahil olmak istiyorsa, tüm üyelere uygulanan ortak
kuralları kabul etmeli. Her halükarda AB, kapı çarpmamak ve kapıyı aralık
bırakmakla iyi yaptı. Türkiye'nin içinde, laikliği ve ülkenin
Avrupalılaşmasını savunanlar ile Batılı demokrasiler temeliyle çatışan
özellikleriyle, AB'nin Türkiye'yi kabul etmesi gerektiğine inananlar
arasında güçlü bir gerginlik var. Tehdit, her iki taraf için -AB ve
Türkiye için- zor. İstenen şey ise, uzun olan yoldan bir gün Türkiye'nin
AB'nin bir parçasını teşkil edebilmesi." (Julia Navarro, 13/12)
RUSYA BASINI:
Kommersant: "Ankara, Tanınmayan Cumhuriyetten Dolayı
Cezalandırıldı": "Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin AB'ye üyelik
müzakerelerini kısmen dondurmasını öngören kararın adil olmadığını
kaydetti. AB'ye üye ülkelerin dışişleri bakanları, liman ve
havaalanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmadığı için Türkiye'yi
cezalandırdı. Gerçi, Brüksel de Ankara da Türkiye'nin günün birinde AB
üyesi olacağını belirterek, alınan kararla trajik bir olay yaşanmadığını
ifade ettiler. AB dışişleri bakanları Brüksel'de bir araya gelerek,
Türkiye'nin AB üyeliğini ele aldılar. Geçtiğimiz hafta AB Komisyonu,
Ankara'nın üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmediğini gerekçe
göstererek, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin dondurulmasını
önermişti. Burada söz konusu olan, Türkiye'nin AB ile 2005 yılında
imzaladığı Gümrük Birliği Anlaşması'na uymamasıdır. Anılan anlaşma,
Ankara'nın AB'ye üye tüm ülkelerle Gümrük Birliği kapsamında olmasını
öngörüyor. Fakat Türkiye, AB üyesi 25 ülkeden biri olan Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni bu uygulamanın dışında tutuyor. (…) Neticede, AB Ankara
ile müzakereleri kısmen durdurmayı kararlaştırdı. Bu karar üzerine
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan dün bir açıklama yaparak, ‘Bu
bize yönelik adil olmayan bir karardır. Bizim tüm çabalarımıza rağmen,
Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler bir kez daha ciddi bir sınavdan
geçiyor.’ dedi. Bu arada Ankara, olayı trajik bir gelişme olarak
değerlendirmiyor. Başbakan Erdoğan, ‘Biz eskiden yaptığımız gibi,
reformlara kaldığımız yerden devam edeceğiz’ diyor." (Aleksandr
Reutov, 13/12)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini: "Brüksel'in Uzlaşması":
"Avrupa Birliği dışişleri bakanlar tarafından Türkiye'nin AB üyeliğine
ilişkin alınan kararlar, ‘ya Lefkoşa aleyhinde dengesiz bir gelişmenin
kaydedileceği ya da Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tecride itilerek veto hakkını
kullanmaya zorlanacağı’ şeklinde tahminler dile getiren yerli ‘felaket
tellallarını’ yalanladı. Sonuçtan oldukça memnun olduğu belli olan Yunan
diplomasisinin desteğiyle, Kıbrıs tarafı üç kritik hedefine ulaştı:
Öncelikle, Türkiye'nin AB üyeliğinin er geç Lefkoşa aleyhinde bir baskı
aracı olacağı kesin olan Kıbrıs sorununun çözümlenmesine doğrudan
bağlanması engellendi. İkinci olarak, Kıbrıs tarafı önümüzdeki aylarda
açılacak olan müzakere bölümlerinin kapanmasını reddetme hakkına sahip
olduğuna göre, Türkiye'nin Avrupa yönündeki yükümlülüklerini ne kadar
yerine getirdiğini ‘kontrol’ etmesi güvence altına alındı. Üçüncüsü ve
de en önemlisi, ‘25’ler arasında, Türkiye'nin üç yıldan sonra yeniden
değerlendirilmesi konusunda mutabakat sağlandı. Bu anlaşma, Atina ile
Lefkoşa'nın, Türkiye'nin Gümrük Birliği Protokolü'nü Kıbrıs yönünde
uygulaması için 18 aylık sınırlı bir takvim belirlenmesi üzerinde ısrar
etmesine rağmen, bütün ilgili taraflar için bu anlaşma belki çok daha
yararlı olacak. (…) Öte yandan ise Atina ve Lefkoşa, kısa zamanda AB'de
verdiği zorlu müzakerelerin maliyetini ödemek istemiyor. Uluslararası
toplumda belirli faktörlerin ‘Türk yanlısı’ tutumu nedeniyle, AB
içindeki müzakerenin Ankara'da baskılara yol açacağına, Kıbrıs ile
Yunanistan'ı zor konumda bırakacağı unutulmamalı. Son olarak, varılan
anlaşmayla, önümüzdeki üç yılda Atina-Ankara ilişkilerinin ‘sakin
sularda’ yürütülmesi için koşullar oluşacak, belki de ‘askıda kalan
sorunlar yelpazesinde’ yer alan ikili konulara dair çözümler aranacak."
(K.P. Papadiohos, 13/12)
Eleftherotipia: "Dora Bakoyanni: Üç Amaç da Gerçekleşti":
"Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, AB Genel İşler Konseyi kararlarını
‘tatmin’ edici olarak niteledi ve ‘Yunanistan'ın üç amacının da
gerçekleştiğini’ söyledi. Dışişleri Bakanı, dünkü hükümeti bilgilendirme
toplantısında, ‘Türkiye'ye net bir mesajın gönderildiğini, Türkiye'nin
AB sürecine engelsiz devam etmek istediği takdirde, yükümlülüklerini
yerine getirmesi gerektiğini, AB müktesebatına saygı gösterip kabul
etmesi şartıyla Avrupa kapısının açık olduğunu’ söyledi." (13/12)
NOT:
Bu bülten, 13 Aralık 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR