ALMANYA BASINI:
Die Welt: "Ankara Liman ve Havaalanlarını Hızla Açmalı": "Kıbrıs
Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas, Ankara'dan liman ve havaalanlarını,
Kıbrıs gemi ve uçaklarına ‘olabildiğince erken bir tarihte’ açmasını
talep etti. Lillikas, ‘Üyeliğe aday tüm ülkelerin geçmişte yaptığı
gibi, Türkiye'nin de AB karşısındaki yükümlülüklerini yerine
getireceğine kesinlikle inanıyoruz. Bu bizim için bir prensip
meselesidir, bu konuda uzlaşmaya varılamaz. Zaten AB'ye girmek için
başvuran da Türkiye'dir, tersi bir durum söz konusu değildir’ diye
konuştu. AB Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso da, gazetemize verdiği
demeçte, ‘Türkiye'nin AB müzakereleri en az on yıl daha sürecektir.
Müzakere süreci çok uzun olacaktır. On veya on beş yıl, hatta daha uzun
sürebilir ve hiç kimse çıkacak sonucu önceden söyleyemez. Ancak bizi
ayıran değil, birleştiren unsurlara öncelik verilmesi hepimizin ortak
çıkarınadır’ diye konuştu." (Christoph B. Schilz, 14/12)
Phoenix-TV: "Almanya'nın Dönem Başkanlığı’na İlişkin Hükümet
Açıklaması": "Zor bir dönemde görev yapan Finlandiya Dönem
Başkanlığı’na teşekkür ederek konuşmasına başlayan Almanya Başbakanı
Angela Merkel, genişleme politikası kapsamında Türkiye ile ilgili
olarak şunları söyledi: ‘Türkiye meselesi son günlerde çok yoğun bir
şekilde gündemimizde yer aldı. Malumunuz üzere konu, Ankara
Protokolü’nün uygulanmaya konması meselesidir. Türkiye, 2005 yılının
Temmuz ayında, imzasıyla Ankara Protokolü’nü uygulama yükümlülüğünü
üstlendi. Burada, küçümsenecek bir konunun söz konusu olmadığını bir
kez daha dile getirmek istiyorum. Aday ve üye ülkeler doğal olarak
karşılıklı şekilde birbirlerini siyasi ve diplomatik anlamda
tanımalıdırlar. Finlandiya Dönem Başkanlığı’nın, Türkiye'nin Ankara
Protokolü’nü uygulamasını bir kez daha kolaylaştırmak için, son
dakikaya kadar elinden gelen her türlü gayreti gösterdiğini burada
özellikle vurgulamak istiyorum. Bugün maalesef Türkiye'nin Ankara
Protokolü’nü uygulamaya koymadığını görüyoruz. AB'nin bu duruma,
basiretli ve aynı zamanda kararlı bir tepki gösterdiği görüşündeyim.
Türkiye'ye mütemadiyen reformların geliştirilmesinin yararlı
olacağının anlatılmasını basiretlilik olarak tanımlıyorum ki
reformların geliştirilmesiyle, sadece Ankara Protokolü’nü
kastetmiyorum. Aynı şekilde, iç siyasete yönelik konularda -insan
hakları, vatandaşların özgürlükleri konularında- da derinlemesine
reformların yapılmasını kastediyorum. Komisyonun 29 Kasım tarihinde,
kolayca bu şekilde yola devam edilemeyeceğini açıkça ortaya koyarak,
sekiz müzakere başlığının görüşülmemesi ve Türkiye'nin Ankara
Protokolü’nü uygulamaya koymadığı sürece hiçbir başlığın görüşülmesinin
tamamlanmaması gerektiği yönünde tavsiyesiyle, AB kararlı tepkisini
göstermiştir. Pazartesi günü dışişleri bakanları, bu tavsiyeyi temel
alarak istişarelerde bulunmayı kararlaştırdılar. Bu mutabakata
ulaşılmış olunmasından oldukça memnunum. Dışişleri bakanları, sözlerin
akabinde icraatın gelebileceğini göstermişlerdir. Bir kez daha, basiret
ve kararlılık gösterildiğini söylüyorum. Bunların hepsi, Komisyonun
senelik yayımlayacağı -2007-2008-2009 yıllarında Konseye sunacağı-
ilerleme raporlarında, Türkiye'nin yükümlülüklerini ne derecede yerine
getirdiğine bakılmak suretiyle tamamlanacak ve itinalı hale
getirilecektir. Konsey sürekli olarak, müzakerelerin gidişatıyla ilgili
oybirliğiyle karar vermek durumunda olduğundan, bu gözden
geçirme/denetleme mekanizmasını da memnuniyetle karşılıyorum.
Avrupa'nın genişlemesine Dönem Başkanlığımızda önem vereceğiz."
(14/12)
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Kavgacı": "Yunanistan Ortodoks
Kilisesi Başpiskoposu Hristodolus, kilisesindeki piskoposların son
dönemde yoğunlaşan yolsuzluk ya da diğer kötü işlere bulaşmaları
suçlamaları dışındaki konularda çok konuşuyor ve siyasi konular
hakkında somut açıklamalarda bulunuyor. Roma'da Papa tarafından kabul
edilecek olan Hristodolus, Avrupa Parlamentosu'nda milletvekilleri
önünde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen
çevreleri, siyasete jeopolitik kriterlerden daha az önem atfetmekle
suçlayarak, ‘hegemonyal-emperyalist kibirlilik’ içinde oldukları
gerekçesiyle eleştirdi. Türkiye'nin üyeliğinin hangi nedenlerden dolayı
gerekli olduğu kendisine hatırlatıldığında ise, her günah için mantıklı
bir açıklama yapılmasının eski bir tecrübe olduğunu söyledi."
(Michael Martens, 14/12)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Plassnik Neden Kıbrıs'a Bir Şey Söylemiyor?": "Ursula
Plassnik'in tümüyle ve yalnızca Kıbrıs Hükümeti’nden yana çıkması ve
AB'nin Kuzey Kıbrıs'a ticari ambargoyu kaldırmamakta ısrar edişini bir
tek kelimeyle bile eleştirmemesi şaşılacak bir şey. Oysa Kuzey Kıbrıs
halkı 2004'te Annan'ın yeniden birleşme planını onaylamış, Güney Kıbrıs
halkı ise bu planı reddetmişti. Türkiye tabii ki Ankara Anlaşması'nı
yerine getirmek zorunda. Ancak AB'nin de tabii Kuzey Kıbrıs'ın
izolasyonunu kaldırma vaadini yerine getirmesi ve Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin vetosunun kendisine sürekli engel olmasına izin
vermemesi gerekiyor. Plassnik'in bu konuda ve Lefkoşa'nın AB'yi
engellemesi konusunda bir kelime bile etmemesi, yalnız öfke uyandırıcı
olmakla kalmıyor, yeniden birleşme hedefini de baltalıyor."
(Yeşiller Avrupa Sözcüsü Ulrike Lunacek, 14/12)
İNGİLTERE BASINI:
The Daily Telegraph: "AB'nin İkiyüzlülüğü": "Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı yoğun bir kamuoyu muhalefetiyle karşı karşıya olan AB,
bugün başlayacak Brüksel zirvesinde üyelik koşullarını sıkılaştırmaya
hazırlanıyor. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Avrupa
Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada, ‘AB üyesi ülkeler ne kadar iyi
hazırlanırlarsa, genişleme sonrasında AB de o kadar pürüzsüz işler.’
dedi. 2004 yılında bölünmüş bir Kıbrıs'ı kendi saflarına katan bir
birlik için bu oldukça lüks bir ifade. Kıbrıs'ın AB'ye katılması,
adanın gevşek bir federal yapıda birleşmesini öngören Birleşmiş
Milletler planını güneydeki Rum kesiminin ezici bir çoğunlukla
reddetmesinden sadece sekiz gün sonra gerçekleşti. BM Genel Sekreteri
Kofi Annan, Kıbrıs'ın tarihi bir fırsatı kaçırdığını ve AB'nin
‘bölünmüş, militarize olmuş’ bir ülkeyi üyeliğe kabul ettiğini
belirtmişti. Üyelik için daha kötü koşulları tasavvur etmek oldukça
güç. Rum kesiminin uzlaşmazlığının asıl kurbanı, Annan planına oldukça
geniş bir oranda destek veren Türk tarafı oldu. Rumların ret kararından
dehşete düşen AB, kuzey kesime ekonomik izolasyondan kurtarmak için
yardım sözü verdi. İki buçuk yıl sonra ise söz konusu izolasyon halen
devam etmekte ve bu durumun sona ermesi Türkiye'nin limanlarını Güney
Kıbrıs'a açıp açmamasına bağlı. Brüksel zirvesinde AB'nin, üyelik
görüşmelerini kısmi olarak dondurarak Türkiye'yi cezalandırması
bekleniyor. Kıbrıslı Türklerse Papadopulos ve AB'nin Türkiye'ye yönelik
kuşkuları arasında sıkışmış durumda. Kıbrıs'ın bölünmüşlüğü, Avrupa'nın
yaşadığı en uzun süreli krizlerden biri. Annan planını reddetmesinin
hemen ardından Kıbrıs'ın güney kesimini üyeliğe kabul ederek AB
sorunun devamını sağladı. Bu tavrıyla AB, Kıbrıslı Türklere
samimiyetsiz davranmış ve stratejik kavrayışının da bir
köstebeğinkinden daha fazla olmadığını göstermiş oldu. Bu çerçevede,
Olli Rehn'in üyeliğe iyi hazırlanma hakkındaki sözlerinden kötü bir
ikiyüzlülük kokusu yayılıyor." (14/12)
The Times: "Danimarka Ekonomik Reform Konusunda Başı Çekiyor":
"Dünya Ekonomi Forumu'ndan (WEF) yapılan açıklamada, Danimarka'nın
Avrupa ülkeleri arasında ekonomik reform konusunda en iyi ilerlemeyi
gösteren ülke olduğu bildirildi. İsviçre merkezli Forumda, pek çok büyük
ülkenin Lizbon Stratejisince öngörülen yapısal reformlar çerçevesinde
kendileri için belirledikleri hedeflere ulaşabilmek için hala çok şey
yapmaları gerektiği kaydedildi. İki yılda bir yapılan verimlilik
ve rekabet edebilirlik kazanımları değerlendirmesine göre, Danimarka,
Finlandiya ve İsveç AB içerisinde en iyi ilerlemeyi gösteren ülkeler
olarak başı çekerken bu ülkeleri Hollanda ve Almanya izliyor. Kıbrıs'la
ticari ilişkilerini normalleştirmediği gerekçesiyle cezalandırmak
amacıyla AB'ye katılım girişimleri bu hafta sekteye uğrayan Türkiye,
sıralamada yeni AB üyesi Polonya'dan önce geliyor. Rapora göre Türkiye,
ocak ayında AB'ye katılmaları planlanan Romanya ve Bulgaristan'dan daha
iyi bir performans sergiledi. Hırvatistan ise potansiyel AB üyeleri
arasında birinci sırada yer alıyor. Yunanistan ve İtalya, Polonya
dışında diğer tüm üye ülkelerin altında kalarak AB sıralamasında
sonlarda yer alıyor." (Gabriel Rozenberg, 14/12)
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros: "Türkiye İçin Ekspres Tren": "Türkiye'nin AB
karşısında üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmemesinin cezası
müzakere sürecinin hızlandırılması oldu. Bu, AB Dönem Başkanlığı’nı
yürüten Finlandiya, İngiltere ve Avrupa Komisyonu’nun niyetleri
arasında bulunuyor. Aldığımız güvenilir bilgilere göre, Finlandiya,
gelecek hafta Türkiye'yle ilgili dört başlığı AB Daimi Temsilciler
Konseyi’ne (COREPER) götürmeyi arzuluyor, söz konusu başlıklar para
politikası, sanayi müteşebbis politikası, istatistik ve bütçe denetimi
ile ilgili. İyi haber alan kaynaklar, ‘Lefkoşa'nın’ süreci ve de
Türkiye'nin ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ ile olan ilişkilerini normalleştirmeyi
reddetmesine ilişkin başlıkları da bloke etmesini ihtimal dışı
bırakmıyorlar." (14/12)
MISIR BASINI:
El-Ahram: "Türkiye Avrupa'nın Baskılarına Rağmen Limanlarını Kıbrıs
Rum Gemilerine Kapalı Tutmayı Sürdürüyor": "Türkiye'nin AB'ye
katılım fırsatlarında daha fazla gerilemenin habercisi olan davranışlar
bağlamında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Ankara'nın, Kıbrıs Türklerine
uygulanan yaptırımlar durduğu sürece, liman ve havaalanlarını Kıbrıs
Rum trafiğine açmama tutumundan vazgeçmeyeceğini duyurdu. AB ise, Kıbrıs
sorununa çözüm amaçlayan müzakerelerin tekrar başlaması yönünde BM Genel
Sekreteri’nin çabalarını desteklediğini açıkladı. Ankara'da bir basın
toplantısı düzenleyen Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan,
Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin dondurulması yönünde AB'nin
aldığı kararı yorumlayarak, adanın kuzey kesimine uygulanan ticaret
izolasyonuna son verilmedikçe Kıbrıs konusunda Türkiye'nin tek taraflı
bir adım atma niyetinde olmadığını vurgularken, AB ile ilişkilerini,
‘objektif ve hakkaniyet’ olarak nitelediği temeller üzerine
sürdüreceğini belirtti ve AB'yi Kıbrıslı Rumların baskılarına boyun
eğmekle suçladı." (14/12)
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini: "AB'nin Ankara'ya Yaptırımları Güvenirlik Konusu":
"AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso gazetemize yaptığı
açıklamada, Türkiye'ye yükümlülüklerine uyum sağlamamasının olumsuz
etkileri olacağını göstermenin, AB için güvenirlik konusu olduğunu
vurguladı. Barroso, ‘Belirli olumsuz etkileri ortaya koymadan,
Türkiye'nin Ankara Protokolü anlaşmasını uygulamamasını kabul etmemiz,
AB'nin güvenirliği aleyhinde olacaktı.’ dedi. Avrupalı lider, Kıbrıs
konusu bir yana, Türkiye'nin yükümlülüklerine uyum sağlamamış olduğu
başka ciddi konuların da olduğunun altını çizdi ve örnek olarak dini
özgürlüklerden, insan haklarının korunmasından ve kararların
alınmasında ordunun rolünden söz etti. Barroso, AB dışişleri bakanları
tarafından alınan kararın, Türkiye'nin çağdaşlaşmasını ve
demokratikleşmesini amaçlayanlara açık bir mesaj olacağı yönündeki
ümitlerini de dile getirdi. Bununla birlikte Barroso, dışişleri
bakanlarının Türkiye konusunda oy birliğiyle karar alma konusunda
gösterdiği başarıdan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek,
‘Şahsen, önümüzdeki zirvede Türkiye konusunun dramatik boyutlar
kazanmasını istiyordum. Türkiye'ye saygı duyuyorum, ancak Avrupa'nın
genişlemesiyle ilgili genel strateji gibi, görüşmemiz gereken başka
ciddi konular da var.’ dedi ve genişlemeyle ilgili genel tartışmanın,
belirli bir ülke için karar alınması gereğinin baskısı altında
yapılmasının doğru olmadığını anlattı." (Aleksis Papahelas,
14/12)
NOT: Bu bülten, 14 Aralık 2006 tarihinde Genel
Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR