15.12.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

Die Welt: "Ankara Liman ve Havaalanlarını Hızla Açmalı": "Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas, Ankara'dan liman  ve havaalanlarını, Kıbrıs gemi ve uçaklarına ‘olabildiğince  erken bir tarihte’ açmasını talep etti. Lillikas,   ‘Üyeliğe aday tüm ülkelerin geçmişte yaptığı gibi, Türkiye'nin  de AB karşısındaki yükümlülüklerini yerine getireceğine  kesinlikle inanıyoruz. Bu bizim için bir prensip meselesidir,  bu konuda uzlaşmaya varılamaz. Zaten AB'ye girmek için başvuran  da Türkiye'dir, tersi bir durum söz konusu değildir’ diye  konuştu. AB Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso da, gazetemize  verdiği demeçte, ‘Türkiye'nin AB müzakereleri en az on yıl  daha sürecektir. Müzakere süreci çok uzun olacaktır. On veya  on beş yıl, hatta daha uzun sürebilir ve hiç kimse çıkacak  sonucu önceden söyleyemez. Ancak bizi ayıran değil,  birleştiren unsurlara öncelik verilmesi hepimizin ortak  çıkarınadır’ diye konuştu." (Christoph B. Schilz, 14/12)

 

Phoenix-TV: "Almanya'nın Dönem Başkanlığı’na İlişkin Hükümet Açıklaması": "Zor bir dönemde görev yapan Finlandiya Dönem  Başkanlığı’na teşekkür ederek konuşmasına başlayan Almanya Başbakanı Angela Merkel,  genişleme politikası kapsamında Türkiye ile ilgili olarak  şunları söyledi: ‘Türkiye meselesi son  günlerde çok yoğun bir şekilde gündemimizde yer aldı.  Malumunuz üzere konu, Ankara Protokolü’nün uygulanmaya  konması meselesidir. Türkiye, 2005 yılının Temmuz ayında,  imzasıyla Ankara Protokolü’nü uygulama yükümlülüğünü  üstlendi. Burada, küçümsenecek bir konunun söz konusu  olmadığını bir kez daha dile getirmek istiyorum. Aday ve  üye ülkeler doğal olarak karşılıklı şekilde birbirlerini  siyasi ve diplomatik anlamda tanımalıdırlar. Finlandiya  Dönem Başkanlığı’nın, Türkiye'nin Ankara Protokolü’nü  uygulamasını bir kez daha kolaylaştırmak için, son dakikaya  kadar elinden gelen her türlü gayreti gösterdiğini burada  özellikle vurgulamak istiyorum. Bugün maalesef Türkiye'nin Ankara Protokolü’nü uygulamaya  koymadığını görüyoruz. AB'nin bu duruma, basiretli ve aynı  zamanda kararlı bir tepki gösterdiği görüşündeyim. Türkiye'ye  mütemadiyen reformların geliştirilmesinin yararlı olacağının  anlatılmasını basiretlilik olarak tanımlıyorum ki reformların geliştirilmesiyle, sadece Ankara Protokolü’nü kastetmiyorum.  Aynı şekilde, iç siyasete yönelik konularda -insan hakları,  vatandaşların özgürlükleri konularında- da derinlemesine  reformların yapılmasını kastediyorum. Komisyonun 29 Kasım  tarihinde, kolayca bu şekilde yola devam edilemeyeceğini  açıkça ortaya koyarak, sekiz müzakere başlığının görüşülmemesi ve Türkiye'nin Ankara Protokolü’nü uygulamaya koymadığı sürece  hiçbir başlığın görüşülmesinin tamamlanmaması gerektiği  yönünde tavsiyesiyle, AB kararlı tepkisini göstermiştir. Pazartesi günü dışişleri bakanları, bu tavsiyeyi  temel alarak istişarelerde bulunmayı kararlaştırdılar.  Bu mutabakata ulaşılmış olunmasından oldukça memnunum.  Dışişleri bakanları, sözlerin akabinde icraatın gelebileceğini göstermişlerdir. Bir kez daha, basiret ve kararlılık  gösterildiğini söylüyorum. Bunların hepsi, Komisyonun  senelik yayımlayacağı -2007-2008-2009 yıllarında Konseye  sunacağı- ilerleme raporlarında, Türkiye'nin yükümlülüklerini  ne derecede yerine getirdiğine bakılmak suretiyle tamamlanacak  ve itinalı hale getirilecektir. Konsey sürekli olarak,  müzakerelerin gidişatıyla ilgili oybirliğiyle karar vermek  durumunda olduğundan, bu gözden geçirme/denetleme mekanizmasını da memnuniyetle karşılıyorum. Avrupa'nın  genişlemesine Dönem Başkanlığımızda önem vereceğiz." (14/12)

 

Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Kavgacı": "Yunanistan Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hristodolus,  kilisesindeki piskoposların son dönemde yoğunlaşan yolsuzluk  ya da diğer kötü işlere bulaşmaları suçlamaları dışındaki  konularda çok konuşuyor ve siyasi konular hakkında somut  açıklamalarda bulunuyor. Roma'da Papa tarafından kabul edilecek olan  Hristodolus, Avrupa Parlamentosu'nda milletvekilleri önünde  yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen  çevreleri, siyasete jeopolitik kriterlerden daha az önem  atfetmekle suçlayarak, ‘hegemonyal-emperyalist kibirlilik’  içinde oldukları gerekçesiyle eleştirdi. Türkiye'nin  üyeliğinin hangi nedenlerden dolayı gerekli olduğu kendisine  hatırlatıldığında ise, her günah için mantıklı bir açıklama  yapılmasının eski bir tecrübe olduğunu söyledi." (Michael Martens, 14/12)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

Die Presse: "Plassnik Neden Kıbrıs'a Bir Şey Söylemiyor?": "Ursula Plassnik'in tümüyle ve yalnızca Kıbrıs  Hükümeti’nden yana çıkması ve AB'nin Kuzey Kıbrıs'a ticari  ambargoyu kaldırmamakta ısrar edişini bir tek kelimeyle  bile eleştirmemesi şaşılacak bir şey. Oysa Kuzey Kıbrıs  halkı 2004'te Annan'ın yeniden birleşme planını onaylamış,  Güney Kıbrıs halkı ise bu planı reddetmişti. Türkiye  tabii ki Ankara Anlaşması'nı yerine getirmek zorunda.  Ancak AB'nin de tabii Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonunu  kaldırma vaadini yerine getirmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin  vetosunun kendisine sürekli engel olmasına izin vermemesi  gerekiyor. Plassnik'in bu konuda  ve Lefkoşa'nın AB'yi engellemesi konusunda bir kelime bile  etmemesi, yalnız öfke uyandırıcı olmakla kalmıyor, yeniden  birleşme hedefini de baltalıyor." (Yeşiller Avrupa Sözcüsü Ulrike Lunacek, 14/12)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

The Daily Telegraph: "AB'nin İkiyüzlülüğü": "Türkiye'nin AB üyeliğine karşı yoğun bir kamuoyu  muhalefetiyle karşı karşıya olan AB, bugün başlayacak Brüksel  zirvesinde üyelik koşullarını sıkılaştırmaya hazırlanıyor.  AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,  Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada, ‘AB üyesi ülkeler  ne kadar iyi hazırlanırlarsa, genişleme sonrasında AB de o  kadar pürüzsüz işler.’ dedi. 2004 yılında bölünmüş bir Kıbrıs'ı  kendi saflarına katan bir birlik için bu oldukça lüks bir  ifade. Kıbrıs'ın AB'ye katılması, adanın gevşek bir federal  yapıda birleşmesini öngören Birleşmiş Milletler planını  güneydeki Rum kesiminin ezici bir çoğunlukla reddetmesinden  sadece sekiz gün sonra gerçekleşti. BM Genel Sekreteri Kofi  Annan, Kıbrıs'ın tarihi bir fırsatı kaçırdığını ve AB'nin  ‘bölünmüş, militarize olmuş’ bir ülkeyi üyeliğe kabul ettiğini belirtmişti. Üyelik için daha kötü koşulları tasavvur etmek  oldukça güç. Rum kesiminin uzlaşmazlığının asıl kurbanı, Annan  planına oldukça geniş bir oranda destek veren Türk tarafı  oldu. Rumların ret kararından dehşete düşen AB, kuzey kesime  ekonomik izolasyondan kurtarmak için yardım sözü verdi. İki  buçuk yıl sonra ise söz konusu izolasyon halen devam etmekte  ve bu durumun sona ermesi Türkiye'nin limanlarını Güney  Kıbrıs'a açıp açmamasına bağlı. Brüksel zirvesinde AB'nin,  üyelik görüşmelerini kısmi olarak dondurarak Türkiye'yi  cezalandırması bekleniyor. Kıbrıslı Türklerse Papadopulos ve  AB'nin Türkiye'ye yönelik kuşkuları arasında sıkışmış durumda. Kıbrıs'ın bölünmüşlüğü, Avrupa'nın yaşadığı en uzun  süreli krizlerden biri. Annan planını reddetmesinin hemen  ardından Kıbrıs'ın güney kesimini üyeliğe kabul ederek AB  sorunun devamını sağladı. Bu tavrıyla AB, Kıbrıslı Türklere  samimiyetsiz davranmış ve stratejik kavrayışının da bir  köstebeğinkinden daha fazla olmadığını göstermiş oldu. Bu  çerçevede, Olli Rehn'in üyeliğe iyi hazırlanma hakkındaki  sözlerinden kötü bir ikiyüzlülük kokusu yayılıyor." (14/12)

 

The Times: "Danimarka Ekonomik Reform Konusunda Başı Çekiyor": "Dünya Ekonomi Forumu'ndan (WEF) yapılan açıklamada,  Danimarka'nın Avrupa ülkeleri arasında ekonomik reform  konusunda en iyi ilerlemeyi gösteren ülke olduğu bildirildi. İsviçre merkezli Forumda, pek çok büyük ülkenin Lizbon  Stratejisince öngörülen yapısal reformlar çerçevesinde  kendileri için belirledikleri hedeflere ulaşabilmek için hala  çok şey yapmaları gerektiği kaydedildi.        İki yılda bir yapılan verimlilik ve rekabet edebilirlik  kazanımları değerlendirmesine göre, Danimarka, Finlandiya ve  İsveç AB içerisinde en iyi ilerlemeyi gösteren ülkeler olarak  başı çekerken bu ülkeleri Hollanda ve Almanya izliyor. Kıbrıs'la ticari ilişkilerini normalleştirmediği  gerekçesiyle cezalandırmak amacıyla AB'ye katılım girişimleri  bu hafta sekteye uğrayan Türkiye, sıralamada yeni AB üyesi  Polonya'dan önce geliyor. Rapora göre Türkiye, ocak ayında AB'ye katılmaları  planlanan Romanya ve Bulgaristan'dan daha iyi bir performans  sergiledi. Hırvatistan ise potansiyel AB üyeleri arasında  birinci sırada yer alıyor. Yunanistan ve İtalya, Polonya dışında diğer tüm üye  ülkelerin altında kalarak AB sıralamasında sonlarda yer  alıyor." (Gabriel Rozenberg, 14/12)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

Fileleftheros: "Türkiye İçin Ekspres Tren": "Türkiye'nin AB karşısında üstlendiği yükümlülükleri  yerine getirmemesinin cezası müzakere sürecinin  hızlandırılması oldu. Bu, AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten  Finlandiya, İngiltere ve Avrupa Komisyonu’nun niyetleri  arasında bulunuyor. Aldığımız güvenilir bilgilere göre, Finlandiya,  gelecek hafta Türkiye'yle ilgili dört başlığı AB Daimi  Temsilciler Konseyi’ne (COREPER) götürmeyi arzuluyor,  söz konusu başlıklar para politikası, sanayi müteşebbis  politikası, istatistik ve bütçe denetimi ile ilgili. İyi haber alan kaynaklar, ‘Lefkoşa'nın’ süreci  ve de Türkiye'nin ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ ile olan  ilişkilerini normalleştirmeyi reddetmesine ilişkin  başlıkları da bloke etmesini ihtimal dışı bırakmıyorlar." (14/12)

 

 

MISIR BASINI:

El-Ahram: "Türkiye Avrupa'nın Baskılarına Rağmen Limanlarını Kıbrıs Rum Gemilerine Kapalı Tutmayı Sürdürüyor": "Türkiye'nin AB'ye katılım fırsatlarında daha fazla  gerilemenin habercisi olan davranışlar bağlamında Türkiye  Dışişleri Bakanlığı, Ankara'nın, Kıbrıs Türklerine uygulanan  yaptırımlar durduğu sürece, liman ve havaalanlarını Kıbrıs  Rum trafiğine açmama tutumundan vazgeçmeyeceğini duyurdu. AB ise, Kıbrıs sorununa çözüm amaçlayan müzakerelerin tekrar başlaması yönünde BM Genel Sekreteri’nin çabalarını desteklediğini açıkladı. Ankara'da bir basın toplantısı düzenleyen Türkiye  Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Türkiye'nin AB'ye  katılım müzakerelerinin dondurulması yönünde AB'nin aldığı  kararı yorumlayarak, adanın kuzey kesimine uygulanan ticaret  izolasyonuna son verilmedikçe Kıbrıs konusunda Türkiye'nin  tek taraflı bir adım atma niyetinde olmadığını vurgularken,  AB ile ilişkilerini, ‘objektif ve hakkaniyet’ olarak  nitelediği temeller üzerine sürdüreceğini belirtti ve AB'yi  Kıbrıslı Rumların baskılarına boyun eğmekle suçladı." (14/12)

 

 

YUNANİSTAN BASINI:

Kathimerini: "AB'nin Ankara'ya Yaptırımları Güvenirlik Konusu": "AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso gazetemize  yaptığı açıklamada, Türkiye'ye yükümlülüklerine uyum  sağlamamasının olumsuz etkileri olacağını göstermenin, AB  için güvenirlik konusu olduğunu vurguladı. Barroso, ‘Belirli olumsuz etkileri ortaya koymadan,  Türkiye'nin Ankara Protokolü anlaşmasını uygulamamasını  kabul etmemiz, AB'nin güvenirliği aleyhinde olacaktı.’ dedi. Avrupalı lider, Kıbrıs konusu bir yana, Türkiye'nin  yükümlülüklerine uyum sağlamamış olduğu başka ciddi konuların  da olduğunun altını çizdi ve örnek olarak dini özgürlüklerden,  insan haklarının korunmasından ve kararların alınmasında ordunun rolünden söz etti. Barroso, AB dışişleri bakanları tarafından alınan  kararın, Türkiye'nin çağdaşlaşmasını ve demokratikleşmesini  amaçlayanlara açık bir mesaj olacağı yönündeki ümitlerini de  dile getirdi. Bununla birlikte Barroso, dışişleri bakanlarının Türkiye  konusunda oy birliğiyle karar alma konusunda gösterdiği  başarıdan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek, ‘Şahsen,  önümüzdeki zirvede Türkiye konusunun dramatik boyutlar  kazanmasını istiyordum. Türkiye'ye saygı duyuyorum, ancak  Avrupa'nın genişlemesiyle ilgili genel strateji gibi,  görüşmemiz gereken başka ciddi konular da var.’ dedi ve  genişlemeyle ilgili genel tartışmanın, belirli bir ülke için  karar alınması gereğinin baskısı altında yapılmasının doğru  olmadığını anlattı."  (Aleksis Papahelas, 14/12)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

NOT: Bu bülten, 14 Aralık 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve  yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

 

 

 

ESKİ SAYILAR