ABD BASINI:
Boston Globe: "Avrupa'nın Türkiye Konusundaki Hatası":
"AB'nin 25 dışişleri bakanı geçen hafta, limanlarını ve havaalanlarını
Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ne açmayı reddettiği için Türkiye'yi
cezalandırma kararı alarak kendilerini mahcup duruma soktular. AB'nin
Türkiye ile üyelik müzakerelerinde görüşülen 35 başlıktan sekizini
askıya alma kararı sadece daha sert bir ceza verilmesini isteyen AB
üyeleri ile Türkiye'yi karşılarına almaktan kaçınan üyeler arasındaki
farklılığı dengelemek üzere kendini kurtarma yolu olarak açıklanabilir.
Esasında, AB'nin Türkiye'ye verdiği ceza, adaletten yoksundur. Her ne
kadar Türkiye havaalanlarını ve limanlarını geçen yıl imzaladığı Gümrük
Birliği Anlaşması gereği açmayı kabul ettiyse de, bu limanların
açılmasını istiyorsa AB'nin -sadece Türkiye'nin tanıdığı- Kıbrıs'ın
Türk kesimine uygulanan ve onu zor duruma sokan sıkı ambargoyu
kaldırması gerektiği düşüncesinde doğruluk payı vardır. (…) Bazı
ülkelerin Türkiye'nin AB'ye katılımının geciktirilmesi ya da Türkiye'ye
tam üyelikten daha azının önerilmesi için sarfettiği çabalarda baskın
unsurun siyasi baskılar olduğu herkesçe bilinen bir sırdır.
Türkiye'nin üyelik arzusunu gerçekleştirmeye en isteksiz görünen
ülkelerde dahi, yetkililerin görüşleri ile seçmenlerin fikirleri
arasında farklılıklar mevcuttur. Avrupalı liderler ve diplomatların
genelde Türkiye'yi AB'ye taşımanın hem Avrupa hem de Türkiye açısından
yararlı olduğunun farkında olmaları boşuna değildir. Ancak milliyetçi
ve şövenist tarafların konuyu işsizlik oranının yüksekliği ve gittikçe
azalan devlet yardımları konularındaki yaygın endişeleri istismar etmek
için kullanmalarından ve asimile edilmemiş Müslüman halklardan
kaynaklanacağına inandıkları sosyal gerginlikten korkan bazı AB
liderleri kendilerini Türkiye'ye karşı katı bir tutum içinde olmak
zorunda hissetmektedirler. AB'nin Türkiye ile üyelik müzakereleri, iç
politikanın etkisiyle ilerlemek ya da artık düğüm haline gelmiş olan
Kıbrıs konusuna takılı kalmak yerine, Türkiye'yi demokrasi ve insan
hakları konularında Avrupa standartlarına sahip hale getirmeye
odaklanmalıdır." (17/12)
The Washington Times: "Türkiye'ye Yapılan Haksızlık":
"Avrupa Birliği geçen hafta Türkiye ile katılım müzakerelerinin
yavaşlatılması kararı aldı. AB liderleri ve Avrupa halkının,
Türkiye'nin Avrupa tarihinin bir parçası olmadığı ve nüfusunun çoğu
Müslüman olan ülkenin Batı tarzı demokrasi ile uyum içerisinde
olmasının umutsuz bir beklenti olduğu sonucuna varmaları halinde
Türkiye 40 yılını heba etmiş olacak. Türkiye-AB Karma Parlamento
Komisyonu Başkanı Joost Lagendijk geçtiğimiz günlerde ‘İnsan hakları,
azınlık hakları, kadın hakları, ifade özgürlüğü, bu konular Türkiye'nin
Avrupa Birliği ile uyumunun merkezinde yer almaktadır’ şeklinde
konuştu. Bunlar Türklerin çoğunun bir zamanlar AB üyeliğini güçlü bir
şekilde desteklemesinin nedeniydi. Bu sıralarda AB üyeliği ihtimali iyi
bir gelecekten başka bir şey ifade etmiyordu. Ancak Lagendijk'in de
ifade ettiği gibi ‘Kıbrıs meselesi konuyu temel sorunlardan başka yöne
çekti.’ Şimdi Türkiye'de konuşmalar AB üyeliği aleyhine döndü. AB
dışişleri bakanları, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin 35 başlığından
sekizini askıya aldı. Türkiye, Gümrük Birliği anlaşmasını tüm yeni AB
üyelerini kapsayacak şekilde genişletmeyi kabul etti dolayısıyla
müzakerelere başlayabilecekti. AB liderleri Türkiye'nin limanlarını
açmasının Kıbrıslı Rumları tanıdığı anlamına gelmediğini söylediler.
(…) AB şimdi Türkiye'yi Gümrük Birliği anlaşması nedeniyle limanlarını
Kıbrıslı Rumlara açmaması konusunda kusurlu buluyor. Türkiye Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül AB'nin kararının ‘vizyondan yoksun’ olduğunu
söyledi. Erdoğan, Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler ‘tüm çabalarımıza
rağmen ciddi bir sınavdan geçmektedir’ şeklinde konuştu. Erdoğan, ‘Bu
karar Türkiye'ye yapılmış bir haksızlıktır’ derken durumu çok iyi
özetliyordu. Bu doğru. Türk halkı, hükümetinden ve bürokratlarından
daha iyi iş çıkarmalarını ve bunun duygusal bir çatışmaya dönüşmesine
engel olmalarını talep etmelidir. Türkiye, AB ve Kıbrıs Rumlar ile
anlaşmalarda ortaya çıkan her yasal ihlal konusunda rapor
hazırlamalıdır. (…) Sonuç olarak bu konu Türkiye'nin AB'ye üye olup
olmamasıyla değil Batı değerlerinden söz ederken tam olarak neyi
kastettiğimizle ilgilidir." (Tülin Daloğlu, 19/12)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "Az Türkiye Çok AB Demek":
"AB genişlemeye ne kadar çok karşı çıkarsa Avusturyalılara o kadar
sempatik geliyor. Tehlikeli bir hesap. Avusturyalılar Türkiye'den başka
herkesi AB'de görmek istiyor. Hatta Arnavutları bile Türklerden daha
fazla istiyor. Avrupa çapında yapılan bir araştırma bu sonucu ortaya
koydu. Türkiye'nin AB'ye üyeliğinden yana olanların yüzde 5'lik oranı
ile Avusturya en düşük düzeye ulaştı. Aynı zamanda bir de küçük sürpriz
vardı: Yıllardır Avrupa aleyhine olan havada ilk kez az da olsa bir
olumlu gelişme kaydedildi. Avrupa Avusturyalılar için birden bire
sempatik gelmeye başladı. Ama bu, pek de fazla bir sürpriz sayılmaz.
Zira Avusturyalılar AB'nin genişleme konusunda artık katı bir tutum
izlemeye başlamasını ödüllendirdi. Bu yolun izlenmesinde Avusturya
Hükümeti’nin de katkısı büyük oldu. Ama artık şimdi yavaş yavaş dikkatli
olmak gerek. Zira bu oyun, yüksek oranda yabancı bulunduran topluma
zarar verebilir. Avrupalı olmaması nedeniyle Türkiye'ye sopa çekenler,
bir nesildir Avusturya'da yaşayan ve bir başka AB araştırmasına göre
eğitim ve iş bulma gibi alanlarda kendilerine ayrımcılık yapıldığına
inanan Türklere vurmamaya özen göstermelidirler. Zira Türkiye'nin tam
üyeliğinin Avrupa yararına olmaması kadar, Türkiye ve İslam
karşıtlığının da birden bire itibar kazanması AB'nin yararına
değildir." (Doris Kraus, 19/12)
Der Standard: "Türkiye... AB Karşıtlığı Artıyor":
"AB dışişleri bakanlarının Türkiye müzakerelerinde sekiz başlığı askıya
almaya karar vermesinden sadece bir hafta sonra fırtına dinmiş
görünüyor. Konu büyük çapta medyanın gündeminden düştü. Bu olgu,
Birliğe katılım konusunda hevesin uzun süredir gözle görülür oranda
düşüş kaydetmesinden dolayı vatandaşların da işine geldi. Kamuoyu
yoklamalarında zaman zaman gözlenen büyük dalgalanmalara karşın
Türkiye'de artan orandaki AB karşıtlığı bir trend olarak vücut bulmuş
durumda. AB'nin 2003 yılında Türkiye'ye Kopenhag Kriterleri’ni yerine
getirmesi durumunda üyelik müzakerelerine geçileceği yönündeki ilk
ciddi sözü verdiği dönemde Türklerin yüzde 75'i AB katılımını
desteklerken, bu oran günümüzde neredeyse yüzde 50 dolaylarına kadar
geriledi. Fakat bundan daha önemli iki rakam mevcut: Yaklaşık yüzde
80'lik bir kesim, AB'nin -Türkiye ne yaparsa yapsın- sonuç itibarıyla
üyeliği kabul etmeyeceği görüşünü benimserken, yüzde 20'nin altındaki
bir kesim ise AB'nin açıklamalarına güven duymuyor. Görüşlerin bu denli
dalgalanma göstermesinin kaynağı özellikle de psikolojiktir. AB
yurttaşlarının büyük çoğunluğu ve sayısız AB ülkeleri temsilcilerinden
Türklere yansıyan karşıtlıklar, çoğunluğun algılarına derinlemesine yer
etmiş durumda." (Jürgen Gottschlich, 19/12)
Salzburger Nachrichten: "Yavaşça ve Sessizce
Gerçekleşen AB Genişlemesi": "Avusturyalılar,
Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne olası katılımı konusunda çok fazla
kuşkulular. Daha açık söylemek gerekirse: Birliğin Türkiye'ye
genişlemesini büyük çoğunlukla reddetmektedirler. Eurobarometer'in
yaptığı son anket sonucu bunu gösteriyor. Avrupa Birliği’ne üye ülkeler
içerisinde Türkiye karşıtı tutumun en fazla hakim olduğu yer bizim
ülkemiz. Bu neden böyle? Acaba, İstanbul Boğazı’ndaki bu ülke ile,
geçmişte, Viyana Kuşatmalarının da ötesinde özellikle olumsuz
tecrübeler mi yaşadık? Veya bugün sayıları yüz binin üzerindeki Türk
asıllı Avusturyalılar ile bir arada yaşamak mı bizi bu vatandaşlarımız
karşısında çekingen yapan? Türkiye'den gelme çok sayıda insanın yaşadığı
ülkelerde özellikle Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı olunması ilginç.
Anlaşılan yan yana yaşamak bugüne kadar, karşılıklı ön yargıların
azaltılması konusunda işe yaramamış. Aksine, Türk asıllı işçinin ya da
Türk asıllı yeni vatandaşın pek bulunmadığı bölgelerde, mesela
İskandinavya, İngiltere ya da İtalya'da, böyle temas korkuları mevcut
değil. Bu da, neden bu ülkelerin hararetle Türkiye'nin katılımını
savunduklarını açıklayan bir durum. Bu paradoksal durum bize neyi
gösteriyor? Salt yan yana yaşamanın entegrasyon anlamına
gelemeyeceğini. İki taraf şu anda yaptıkları gibi, kültürlerini
birbirine kapalı tuttuğu sürece, bu durum bağlayıcı değil ayırıcı
oluyor. (…) Romanya ve Bulgaristan, tabiri caiz ise yavaş yavaş ve
gizlice AB'nin kucağına sokuldu. Katılımları, Türkiye konusundaki
tartışmalar arasında belli olmadı. Bu iki ülkede hala mevcut olan
yolsuzluk, organize suç ve kötü idare gibi büyük problemler, Türkiye
aleyhtarı kargaşa içinde kayboldu gitti." (Manfred Perterer,
19/12)
FRANSA BASINI:
AFP: "Gül: Türkiye, AB'nin Yavaşlatmasına Rağmen
Reform Yolunda İlerleyecek": "Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yaptığı açıklamada, 25'lerin AB üyelik
müzakerelerini yavaşlatma kararına rağmen Türkiye'nin Avrupa yanlısı
reformlarını sürdüreceğini belirtti. Gül, yaptığı basın toplantısında,
‘Türkiye, AB'ye tam üyelik hedefiyle bağlılığını sürdürüyor. Bu
hedeften uzaklaşma olmayacaktır.’ dedi. Dışişleri Bakanı Gül,
‘Avrupa-Türk ilişkilerinin ruhuyla bağdaşmadığını’ belirttiği AB'nin
kararına rağmen, Ankara'yı Avrupa'nın demokrasi ve insan hakları
normlarına ulaştırmak için reformlara verilen önemde ‘azalma
olmayacağı, aksine bunun artacağı’ teminatını verdi. Gül, Birliğin,
Kıbrıs anlaşmazlığını ülkesine karşı ‘bahane’ olarak kullandığını ileri
sürdü. Türkiye Dışişleri Bakanı, ‘AB adeta kriz içinde. Birçok üyenin
(devlet) genişleme konusunda kafası karışıktır.’ dedi ve 25'lerin,
Türkiye'nin AB adımlarını yavaşlatarak ‘stratejik vizyondan’ yoksun
olduğu suçlamasında bulundu." (19/12)
İRAN BASINI:
İRNA: "Türkiye'nin AB'ye Üyelik Müzakerelerinin Sekiz
Başlıkta Askıya Alınmasının İlk Etkisi":
"Türkiye-AB ilişkilerindeki son gelişmeler ve Türkiye'nin üyelik
müzakerelerinin sekiz başlıkta askıya alınması, ilk etkisini, Ankara'nın
Avrupa yapımı ileri teknolojideki savaş uçaklarını satın almaktan
vazgeçmesi konusunda gösterdi. Türkiye Savunma Bakanı Vecdi Gönül,
Ankara'nın, kısa adı ‘Eurofighter’ olan Avrupa yeni nesil savaş
uçakları üretme projesine katılmaktan ve bu savaş uçaklarını hava
kuvvetlerinin yapılanması için satın almaktan vazgeçtiğini açıkladı.
(…) AB, geçen hafta, Türkiye üyelik müzakerelerinin sekiz başlıkta
askıya alınması kararı aldı. Türk yetkilileri, Kıbrıs Rum kesiminin
AB'deki tutumunun bu kararın alınmasında etkili olduğuna inanıyor.
Türkiye, Gümrük Birliği Protokolü’nün uygulanmasını Kıbrıs Türk kesimi
üzerindeki ekonomik yaptırımların kaldırılması şartına bağladı. Kıbrıs
Rum kesiminin, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin sekiz başlıkta askıya
alınma konusuna ilaveten Avrupa Savunma Ajansı'na Türkiye'nin üyeliğini
veto etme girişiminin de, Türkiye'nin Eurofighter savaş uçaklarını
satın almaktan vazgeçme kararında etkili olduğu söyleniyor."
(19/12)
NOT:
Bu bülten, 19 Aralık 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR