20.12.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

Boston Globe: "Avrupa'nın Türkiye Konusundaki Hatası": "AB'nin 25 dışişleri bakanı geçen hafta, limanlarını  ve havaalanlarını Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ne açmayı reddettiği  için Türkiye'yi cezalandırma kararı alarak kendilerini mahcup  duruma soktular. AB'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerinde  görüşülen 35 başlıktan sekizini askıya alma kararı sadece  daha sert bir ceza verilmesini isteyen AB üyeleri ile  Türkiye'yi karşılarına almaktan kaçınan üyeler arasındaki  farklılığı dengelemek üzere kendini kurtarma yolu olarak açıklanabilir. Esasında, AB'nin Türkiye'ye verdiği ceza, adaletten  yoksundur. Her ne kadar Türkiye havaalanlarını ve limanlarını geçen yıl imzaladığı Gümrük Birliği Anlaşması gereği açmayı  kabul ettiyse de, bu limanların açılmasını istiyorsa AB'nin  -sadece Türkiye'nin tanıdığı- Kıbrıs'ın Türk kesimine uygulanan  ve onu zor duruma sokan sıkı ambargoyu kaldırması gerektiği  düşüncesinde doğruluk payı vardır. (…) Bazı ülkelerin Türkiye'nin AB'ye katılımının  geciktirilmesi ya da Türkiye'ye tam üyelikten daha azının  önerilmesi için sarfettiği çabalarda baskın unsurun siyasi  baskılar olduğu herkesçe bilinen bir sırdır. Türkiye'nin  üyelik arzusunu gerçekleştirmeye en isteksiz görünen  ülkelerde dahi, yetkililerin görüşleri ile seçmenlerin  fikirleri arasında farklılıklar mevcuttur. Avrupalı liderler ve diplomatların genelde Türkiye'yi  AB'ye taşımanın hem Avrupa hem de Türkiye açısından yararlı  olduğunun farkında olmaları boşuna değildir. Ancak milliyetçi  ve şövenist tarafların konuyu işsizlik oranının yüksekliği  ve gittikçe azalan devlet yardımları konularındaki yaygın  endişeleri istismar etmek için kullanmalarından ve asimile  edilmemiş Müslüman halklardan kaynaklanacağına inandıkları  sosyal gerginlikten korkan bazı AB liderleri kendilerini Türkiye'ye karşı katı bir tutum içinde olmak zorunda  hissetmektedirler. AB'nin Türkiye ile üyelik müzakereleri, iç politikanın  etkisiyle ilerlemek ya da artık düğüm haline gelmiş olan  Kıbrıs konusuna takılı kalmak yerine, Türkiye'yi demokrasi  ve insan hakları konularında Avrupa standartlarına sahip  hale getirmeye odaklanmalıdır." (17/12)

The Washington Times: "Türkiye'ye Yapılan Haksızlık": "Avrupa Birliği geçen hafta Türkiye ile katılım  müzakerelerinin yavaşlatılması kararı aldı. AB liderleri  ve Avrupa halkının, Türkiye'nin Avrupa tarihinin bir  parçası olmadığı ve nüfusunun çoğu Müslüman olan ülkenin  Batı tarzı demokrasi ile uyum içerisinde olmasının umutsuz  bir beklenti olduğu sonucuna varmaları halinde Türkiye 40  yılını heba etmiş olacak.  Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Başkanı  Joost Lagendijk geçtiğimiz günlerde ‘İnsan hakları,  azınlık hakları, kadın hakları, ifade özgürlüğü, bu  konular Türkiye'nin Avrupa Birliği ile uyumunun merkezinde  yer almaktadır’ şeklinde konuştu. Bunlar Türklerin çoğunun bir zamanlar AB üyeliğini güçlü bir şekilde desteklemesinin  nedeniydi. Bu sıralarda AB üyeliği ihtimali iyi bir  gelecekten başka bir şey ifade etmiyordu. Ancak  Lagendijk'in de ifade ettiği gibi ‘Kıbrıs meselesi konuyu  temel sorunlardan başka yöne çekti.’ Şimdi Türkiye'de  konuşmalar AB üyeliği aleyhine döndü. AB dışişleri bakanları, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin 35 başlığından sekizini  askıya aldı. Türkiye, Gümrük Birliği anlaşmasını tüm yeni  AB üyelerini kapsayacak şekilde genişletmeyi kabul etti  dolayısıyla müzakerelere başlayabilecekti. AB liderleri  Türkiye'nin limanlarını açmasının Kıbrıslı Rumları  tanıdığı anlamına gelmediğini söylediler. (…) AB şimdi Türkiye'yi Gümrük Birliği anlaşması nedeniyle  limanlarını Kıbrıslı Rumlara açmaması konusunda kusurlu  buluyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül AB'nin  kararının ‘vizyondan yoksun’ olduğunu söyledi. Erdoğan,  Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler ‘tüm çabalarımıza rağmen  ciddi bir sınavdan geçmektedir’ şeklinde konuştu. Erdoğan, ‘Bu karar Türkiye'ye yapılmış bir haksızlıktır’ derken  durumu çok iyi özetliyordu. Bu doğru. Türk halkı, hükümetinden  ve bürokratlarından daha iyi iş çıkarmalarını ve bunun  duygusal bir çatışmaya dönüşmesine engel olmalarını talep  etmelidir. Türkiye, AB ve Kıbrıs Rumlar ile anlaşmalarda ortaya  çıkan her yasal ihlal konusunda rapor hazırlamalıdır. (…) Sonuç olarak bu konu Türkiye'nin AB'ye üye olup  olmamasıyla değil Batı değerlerinden söz ederken tam  olarak neyi kastettiğimizle ilgilidir."  (Tülin Daloğlu, 19/12)

 

AVUSTURYA BASINI:

Die Presse: "Az Türkiye Çok AB Demek": "AB genişlemeye ne kadar çok karşı çıkarsa  Avusturyalılara o kadar sempatik geliyor. Tehlikeli bir  hesap. Avusturyalılar Türkiye'den başka herkesi AB'de  görmek istiyor. Hatta Arnavutları bile Türklerden daha  fazla istiyor. Avrupa çapında yapılan bir araştırma bu  sonucu ortaya koydu. Türkiye'nin AB'ye üyeliğinden yana  olanların yüzde 5'lik oranı ile Avusturya en düşük düzeye  ulaştı. Aynı zamanda bir de küçük sürpriz vardı: Yıllardır  Avrupa aleyhine olan havada ilk kez az da olsa bir olumlu  gelişme kaydedildi. Avrupa Avusturyalılar için birden bire  sempatik gelmeye başladı. Ama bu, pek de fazla bir sürpriz sayılmaz. Zira  Avusturyalılar AB'nin genişleme konusunda artık katı bir  tutum izlemeye başlamasını ödüllendirdi. Bu yolun  izlenmesinde Avusturya Hükümeti’nin de katkısı büyük oldu. Ama artık şimdi yavaş yavaş dikkatli olmak gerek.  Zira bu oyun, yüksek oranda yabancı bulunduran topluma  zarar verebilir. Avrupalı olmaması nedeniyle Türkiye'ye  sopa çekenler, bir nesildir Avusturya'da yaşayan ve bir  başka AB araştırmasına göre eğitim ve iş bulma gibi  alanlarda kendilerine ayrımcılık yapıldığına inanan  Türklere vurmamaya özen göstermelidirler. Zira Türkiye'nin tam üyeliğinin Avrupa yararına  olmaması kadar, Türkiye ve İslam karşıtlığının da birden  bire itibar kazanması AB'nin yararına değildir."  (Doris Kraus, 19/12)

Der Standard: "Türkiye... AB Karşıtlığı Artıyor": "AB dışişleri bakanlarının Türkiye müzakerelerinde  sekiz başlığı askıya almaya karar vermesinden sadece bir  hafta sonra fırtına dinmiş görünüyor. Konu büyük çapta  medyanın gündeminden düştü. Bu olgu, Birliğe katılım  konusunda hevesin uzun süredir gözle görülür oranda düşüş  kaydetmesinden dolayı vatandaşların da işine geldi. Kamuoyu yoklamalarında zaman zaman gözlenen büyük  dalgalanmalara karşın Türkiye'de artan orandaki AB karşıtlığı  bir trend olarak vücut bulmuş durumda. AB'nin 2003 yılında  Türkiye'ye Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirmesi durumunda  üyelik müzakerelerine geçileceği yönündeki ilk ciddi sözü  verdiği dönemde Türklerin yüzde 75'i AB katılımını  desteklerken, bu oran günümüzde neredeyse yüzde 50  dolaylarına kadar geriledi. Fakat bundan daha önemli iki   rakam mevcut: Yaklaşık yüzde 80'lik bir kesim, AB'nin  -Türkiye ne yaparsa yapsın- sonuç itibarıyla üyeliği kabul  etmeyeceği görüşünü benimserken, yüzde 20'nin altındaki bir  kesim ise AB'nin açıklamalarına güven duymuyor. Görüşlerin bu denli dalgalanma göstermesinin kaynağı  özellikle de psikolojiktir. AB yurttaşlarının büyük çoğunluğu ve sayısız AB ülkeleri temsilcilerinden Türklere yansıyan  karşıtlıklar, çoğunluğun algılarına derinlemesine yer etmiş  durumda."  (Jürgen Gottschlich, 19/12)

Salzburger Nachrichten: "Yavaşça ve Sessizce Gerçekleşen AB Genişlemesi":  "Avusturyalılar, Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne olası  katılımı konusunda çok fazla kuşkulular. Daha açık söylemek  gerekirse: Birliğin Türkiye'ye genişlemesini büyük çoğunlukla reddetmektedirler. Eurobarometer'in yaptığı son anket sonucu  bunu gösteriyor. Avrupa Birliği’ne üye ülkeler içerisinde  Türkiye karşıtı tutumun en fazla hakim olduğu yer bizim  ülkemiz. Bu neden böyle? Acaba, İstanbul Boğazı’ndaki bu ülke ile,  geçmişte, Viyana Kuşatmalarının da ötesinde özellikle olumsuz  tecrübeler mi yaşadık? Veya bugün sayıları yüz binin  üzerindeki Türk asıllı Avusturyalılar ile bir arada yaşamak  mı bizi bu vatandaşlarımız karşısında çekingen yapan? Türkiye'den gelme çok sayıda insanın yaşadığı ülkelerde  özellikle Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı olunması ilginç.  Anlaşılan yan yana yaşamak bugüne kadar, karşılıklı ön  yargıların azaltılması konusunda işe yaramamış. Aksine, Türk  asıllı işçinin ya da Türk asıllı yeni vatandaşın pek  bulunmadığı bölgelerde, mesela İskandinavya, İngiltere ya da  İtalya'da, böyle temas korkuları mevcut değil. Bu da, neden  bu ülkelerin hararetle Türkiye'nin katılımını savunduklarını  açıklayan bir durum. Bu paradoksal durum bize neyi gösteriyor? Salt yan yana  yaşamanın entegrasyon anlamına gelemeyeceğini. İki taraf şu  anda yaptıkları gibi, kültürlerini birbirine kapalı tuttuğu  sürece, bu durum bağlayıcı değil ayırıcı oluyor. (…) Romanya ve Bulgaristan, tabiri caiz ise yavaş yavaş ve  gizlice AB'nin kucağına sokuldu. Katılımları, Türkiye  konusundaki tartışmalar arasında belli olmadı. Bu iki ülkede  hala mevcut olan yolsuzluk, organize suç ve kötü idare gibi  büyük problemler, Türkiye aleyhtarı kargaşa içinde kayboldu  gitti."  (Manfred Perterer, 19/12)

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Gül: Türkiye, AB'nin Yavaşlatmasına Rağmen Reform Yolunda İlerleyecek": "Türkiye Dışişleri Bakanı  Abdullah Gül, yaptığı açıklamada, 25'lerin AB üyelik  müzakerelerini yavaşlatma kararına rağmen Türkiye'nin  Avrupa yanlısı reformlarını sürdüreceğini belirtti. Gül, yaptığı basın toplantısında, ‘Türkiye, AB'ye tam  üyelik hedefiyle bağlılığını sürdürüyor. Bu hedeften  uzaklaşma olmayacaktır.’ dedi. Dışişleri Bakanı Gül, ‘Avrupa-Türk ilişkilerinin  ruhuyla bağdaşmadığını’ belirttiği AB'nin kararına rağmen,  Ankara'yı Avrupa'nın demokrasi ve insan hakları normlarına  ulaştırmak için reformlara verilen önemde ‘azalma olmayacağı,  aksine bunun artacağı’ teminatını verdi. Gül, Birliğin, Kıbrıs anlaşmazlığını ülkesine karşı  ‘bahane’ olarak kullandığını ileri sürdü. Türkiye Dışişleri Bakanı, ‘AB adeta kriz içinde.  Birçok üyenin (devlet) genişleme konusunda kafası karışıktır.’  dedi ve 25'lerin, Türkiye'nin AB adımlarını yavaşlatarak  ‘stratejik vizyondan’ yoksun olduğu suçlamasında bulundu." (19/12)

 

İRAN BASINI:

İRNA: "Türkiye'nin AB'ye Üyelik Müzakerelerinin Sekiz Başlıkta Askıya Alınmasının İlk Etkisi": "Türkiye-AB ilişkilerindeki son gelişmeler ve Türkiye'nin  üyelik müzakerelerinin sekiz başlıkta askıya alınması, ilk etkisini, Ankara'nın Avrupa yapımı ileri teknolojideki  savaş uçaklarını satın almaktan vazgeçmesi konusunda  gösterdi. Türkiye Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Ankara'nın, kısa  adı ‘Eurofighter’ olan Avrupa yeni nesil savaş uçakları  üretme projesine katılmaktan ve bu savaş uçaklarını hava  kuvvetlerinin yapılanması için satın almaktan vazgeçtiğini  açıkladı. (…) AB, geçen hafta, Türkiye üyelik müzakerelerinin sekiz  başlıkta askıya alınması kararı aldı. Türk yetkilileri, Kıbrıs Rum kesiminin AB'deki tutumunun  bu kararın alınmasında etkili olduğuna inanıyor. Türkiye, Gümrük Birliği Protokolü’nün uygulanmasını Kıbrıs  Türk kesimi üzerindeki ekonomik yaptırımların kaldırılması  şartına bağladı. Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin  sekiz başlıkta askıya alınma konusuna ilaveten Avrupa Savunma  Ajansı'na Türkiye'nin üyeliğini veto etme girişiminin de,  Türkiye'nin Eurofighter savaş uçaklarını satın almaktan  vazgeçme kararında etkili olduğu söyleniyor." (19/12)

 

NOT: Bu bülten, 19 Aralık 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan  derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

 

ESKİ SAYILAR