21.12.2006

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

The Washington Times: "Türkiye'nin Avrupa Geleceği, Orta Doğulu Geçmişine Karşı": "Türk generallere göre Kıbrıs, ‘Türkiye'nin kalbine  doğrultulmuş bir hançer’, Müslüman ülkenin Avrupa'ya  artan yabancılaşmasının ve Orta Doğu'da bir yardım eli  arayışının esas sebebi. Avrupa Birliği geçen hafta Türkiye'den, gerçekte 25 üyeli ‘Hıristiyan kulüple’ üyelik müzakerelerinin devamının  bir bedeli olarak Güney Kıbrıs'taki Rum yönetimin tanımasını  talep ettikten sonra Avrupa aleyhine hissiyat sadece ordu  içinde değil tüm Türkiye çapında artıyor. Rum yönetimini tanımak, ister ticari ilişkiler, ister  siyasi eylem biçimini alsın, hiçbir Türk Hükümeti, Türk halkı  ve KKTC halkı tarafından reddedilme korkusuyla buna kalkışma  riskini hiçbir zaman göze alamaz. Avrupa'daki bazı uzmanlar, Kıbrıs meselesinin Türkiye'yi  mümkün olduğunca uzun süre AB'den uzak tutmak için bir niyet  gizleme perdesi olduğunu düşünüyor. Bu görüşe göre Türkiye,  halen siyasi ahenk arayışında olan Birliğe alınmak için çok  büyük, çok yoksul ve çok İslami. Avrupa Birliği tarafından talep edilen reformlar,  politikacılar ve etkili ordunun laikliğe ve Batılı değerlere  bağlılığı anlamına gelse de, Türkler giderek daha çok Orta  Doğu'da rahatlık arayışına giriyorlar. (…) Türkiye'nin Avrupalı ortakları ve ABD, Ankara'nın  ‘doğuya doğru’ herhangi bir adımının Türk generalleri  kızdırmasından ve aynı zamanda İslami hareketi güçlendirmesinden  endişeleniyorlar ki her ikisi de istikrara ağır bir darbe  indirebilir. Yapılan son kamuoyu araştırmaları, Türklerin yüzde 81'inin  AB'nin Türkiye'ye yönelik tavrının ‘samimiyetsiz ve haksız’  olduğunu düşündüğünü ve yüzde 50'sinden azının, hala Erdoğan'ın  dış politikasının temel unsuru olan Birliğe katılma görüşüne  ilgi duyduğunu gösteriyor. Aynı zamanda kamuoyu araştırmaları, Türkiye'de ABD'ye ve  bölgedeki amaçlarına yönelik sempatinin sürekli olarak  düştüğünü gösteriyor. Washington sürekli olarak AB'den, Batı  ve Müslüman Doğu arasında önemli bir köprü olarak görülen  Türkiye'yi kabul etmesini istiyor. AB'nin müzakere paketinin bölümlerinin dörtte birini  askıya alma kararına aldırmayan Erdoğan hükümeti Türkiye'yi  Avrupa'ya bağlama çabalarını sürdüreceğinde ısrar ediyor.  Ancak, ‘AB kabul edilemez koşullar öne sürerse, ilerleme  sağlanmasının imkansız olacağını’ da ekliyor. Geçen hafta AB zirvesinde Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta dondurulması, Avrupa'nın Türkiye'nin adaylığına  yönelik isteksizliğini ve Kıbrıs sorununu ele alma  konusundaki güçsüzlüğünü gösterdi. 70 milyonluk Müslüman nüfusu olan ve topraklarının  sadece yüzde 5'i Avrupa'da bulunan Türkiye'nin adaylığı  tüm liderler için büyük bir ikilem yaratıyor. Avrupalılar bu ülkeyi ret mi etmeli yoksa kucaklamalı  mı karar veremiyorlar. Bazıları Avrupa'da bir Türkiye'nin Avrupa dışında bir  Türkiye'den daha iyi bir şekilde kontrol edilebileceğini  savunuyorlar. Türkiye ile müzakerelerin kısmen askıya alınması sadece  sinir bozucu ya da erteleyici bir girişim değildi. Avrupa  Birliği için bu sıkı pazarlık ayrıca, bir tarafta Türklerin  inatçılığı ve gururu, diğer tarafta da Yunanlıların ve  Kıbrıslı Rumların veto tehditleri arasında sıkıcı bir denge  kurma girişiminin de bir başlangıcıydı. Erdoğan hükümetinin,  endişeleri giderici sloganlarla bu aksaklığı kamufle etmeye  çalışmasına rağmen, seçmenler hoşnutsuz. (…) Batılı seçkinler, Avrupa Birliği'nin tutumu nedeniyle,  ‘Türkiye'nin Avrupa için bir kayıp’ olup olmadığına dair  spekülasyonlarda bulunsa da, pek çok Avrupalı, Birliğin  Kıbrıs sorunuyla çok meşgul olduğunu düşünüyor. Avrupa Birliği'nin Kıbrıs konusunda Türkiye'ye ayak  uydurduğuna dair hiçbir işaret göstermemesi nedeniyle,  milliyetçiler ve Osmanlı zaferlerinin nostaljisiyle  körüklenen Türkiye'nin dış politikasında değişikliğe  gitmesini destekleyen sesler daha da yükseliyor." (Andrew Borowiec, 20/12)

 

 

ALMANYA BASINI:

Die Welt: "Steinmeier AB'ye Duyulan Güveni Geri Kazanmak İstiyor": "Federal Almanya Hükümeti, Almanya'nın AB Dönem  Başkanlığı’ndan çok fazla şey beklenmemesi yönünde bir kez  daha uyardı. Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier (SPD),  Almanların 2007'nin ilk yarısıyla ilgili çalışma programını  açıkladığı Brüksel'de, Almanya'nın Dönem Başkanlığı’nda,  kaybedilen güveni yeniden kazanmaya, Avrupa'nın anayasal  sürecinde ‘dürüst bir emlakçı’ olarak katkıda bulunmaya ve  AB'nin dış politikada yeniden tek sesle konuşmasına önem  vereceklerini söyledi. Almanya Dönem Başkanlığı’nın ağırlıklı konuları  arasında Türkiye meselesi, Orta Doğu krizi ve Kosova'yı sayan Steinmeier, Kuzey Kıbrıs'ın statüsüyle ilgili tartışmaya bir çözüm  bulmayı ümit ettiklerini dile getirdi. Türkiye ile yapılacak  diğer katılım müzakereleri konusunu açık bırakan Steinmeier,  buna rağmen toplam 35 başlıktan iki ile dört arasında  başlığın görüşülebileceğini hesaba katıyor. Türkiye Hükümeti  de bu yıl içinde katılım müzakerelerinin devam etmesi  beklentisi içinde. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB ile  Türkiye'nin bu yıl içinde bazı başlıkların görüşülmesine  başlayacaklarını söyledi."  (Christoph B. Schiltz, 20/12)

 

Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Koalisyon Ortağı Türkiye Konusunda Sorumluluk İçinde Hareket Etmeli": "CDU Genel Sekreteri Ronald Pofalla, CDU  tabanına hitaben kaleme aldığı mektupta, CDU'nun önümüzdeki  yıl özellikle Türkiye ve iş piyasası konularında, SPD'den  daha farklı bir politika izlemek istediğini belirtiyor.  Pofalla, SPD'nin Hessen ve Kuzey Ren Vestfalya eyalet  teşkilatı yönetimlerindeki değişikliklere atıfla, SPD  tabanının sol kanada yönelerek bir ‘çizgi değişikliği’  gerçekleştirdiğini, CDU'nun ise SPD'den farklı olarak  siyasi yelpazede, merkezde yer alan bir parti konumunda  olduğunu vurguluyor. Mektupta Türkiye'deki gelişmelerin endişe verici olduğu,  reform sürecinin yavaşladığı belirtilirken, ‘Koalisyon  ortağımızdan bu durumda sorumluluk içinde hareket etmesini  bekliyorum. Türkiye'nin tam üyeliğini talep edenler, nasıl  bir Avrupa istedikleri sorusunu kendilerine sormalıdırlar.’  ifadesi yer alıyor. Pofalla, Türkiye'nin insan ve yurttaşlık  haklarına riayet etmesi gerektiğini, müzakerelerde Türkiye'ye ‘tenzilat’ yapılması ve müzakerelerinin ‘otomatikman’ üyelikle  sonuçlanmasının söz konusu olmadığını, CDU'nun ‘ayrıcalıklı  ortaklık’ fikrini savunmaya devam ettiğini, tam üyeliğin  AB'nin entegrasyon gücünü aşırı ölçüde zorlayacağını dile getiriyor." (Stephan Löwenstein, 20/12)

 

Die Welt: "Almanlar Türkiye'yi AB'de Görmek İstemiyor": "AB Komisyonu tarafından her altı ayda bir yapılan, 30  devletten 27 bin deneğin katıldığı Eurobarometer anketi,  Almanların yüzde 59'unun, Almanya'nın 1 Ocak'ta altı  aylığına AB Dönem Başkanlığı’nı üstlendiğinden bile habersiz  olduğunu ortaya koydu. Ancak Almanlar, ülkelerinin Avrupa politikasının nasıl  olması gerektiği konusunda somut düşüncelere sahipler. Buna  göre, deneklerin üçte ikisi, şimdiye kadarki genişleme  stratejisine karşı. Ankete katılanların yüzde 64'ü, başka devletlerin üye olarak alınmasına karşıyken, sadece yüzde  30'u bunu destekliyor. Almanlar özellikle Türkiye konusunda  temkinliler. Almanların sadece yüzde 16'sı Türkiye'nin AB  üyeliğini tasavvur edebilirken, yüzde 93'ü Türkiye'nin üye  olması öncesinde insan hakları ve ekonomik alanlarda ilerleme  kaydetmek zorunda olduğu görüşünde."  (Thorsten Jungholt, 20/12)

 

AVUSTURYA BASINI:

Wiener Zeitung: "Türkiye Müzakereler Konusunda Israr Ediyor": "Ankara ümidini kesmedi. Türkiye, AB'nin müzakereleri  kısmen durdurma kararına rağmen, müzakerelere bu yıl devam edilmesini istiyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Finlandiya'nın Dönem Başkanlığı bitmeden bazı siyasi  başlıklara başlanacağını açıkladı. Bu her ne kadar Finlandiya'nın isteği doğrultusunda olsa  da, pek mümkün değil. Gerçi bugün AB büyükelçileri, Türkiye  konusunda da görüşmek üzere, bir kez daha toplanacaklar.  Ancak Brüksel, yeni başlıkların açılmasının kesinlikle söz  konusu olmadığını belirtiyor. Ayrıca Kıbrıs'ın ocak ayından önce ‘final pozisyonunu’ almayacağı da açıklandı. Bu,  Kıbrıslıların yıl sonuna kadar müzakereleri bloke edecekleri  anlamına geliyor. Fransa ve Hollanda da son günlerde, yeni  başlıkların açılmasına şüpheli baktıklarını belli etmişlerdi. Önümüzdeki yıl AB Dönem Başkanlığı’nı Finlandiya'dan  devralacak olan Almanya da oldukça ihtiyatlı davranıyor.  Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier, ‘iki ila dört  Başlık’ üzerinde görüşülebileceğini düşünüyor, ancak bunun  ne zaman mümkün olacağını söylemiyor. Öte yandan Ankara, AB'nin reddinin ne gibi ekonomik  neticelere yol açabileceğini Avrupalılara hissettiriyor." (Martyna Czarnowska, 20/12)

 

Oberösterreichische Nachrichten: "Türkiye Bir Avrupa Ülkesidir":

 

"SORU: Avusturyalılar arasında Türkiye'nin AB üyeliğine  destek az. Başbakan Schüssel, Türkiye'nin nihai üyeliğine Avusturyalıların karar vermesini istiyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

            YENEL: Avusturya'nın desteğinin bu kadar az olması  çok tuhaf. Ayrıca Başbakan'ın böyle açıklamalar yapmış  olması da talihsizlik. Türkiye'nin AB'ye katılımına  yönelik karar, ancak 10-15 yıl sonra gündeme gelecek.  Niçin şimdilerde bundan söz ediyoruz? Bırakalım da üyelik  süreci devam etsin. Olduğundan daha karışık hale getirmenin  lüzumu yok.

 

            SORU: Sizce, Avusturyalıların bu şüpheleri nereden  kaynaklanıyor?

 

            YENEL: Bunun farklı nedenleri mevcut: Kültür, din,  tarih, coğrafya ve daha niceleri. Fakat Avrupalı olmak,  demokrasi, insan hakları, hukuk normları gibi değerlere  sahip bir felsefeyi gerektirir. Bizler, Türkiye'nin  şimdiden bir Avrupa ülkesi olduğu görüşündeyiz. Şüphelerin bir diğer kaynağıysa, Avusturya'da yaşayan  Türk topluluğudur. Avusturyalılar, ülkelerinde uyum  göstermeyenlerin gerçek Türkler olduğunu sanıyorlar. Ancak  bu doğru değil. Uyum sağlayan ve Avusturyalı olan binlerce  Türk de var. Ama bunlar göze çarpmıyor. Ayrıca Türkiye'nin  AB'ye katılmasından sonra binlerce Türkün Avusturya'ya akın  etmesi de söz konusu değil. Çünkü 10-15 yıl sonra Türkiye,  teknolojik, siyasi ve sosyal açıdan çok daha ilerlemiş bir  durumda olacaktır. Türklerin Avusturya'ya gelmek için  nedenleri kalmayacaktır. (…)" (Heinz Niederleitner, Gerald Mandlbauer,  Türkiye'nin Avusturya Büyükelçisi  Selim Yenel ile yapılan mülakat, 19/12)

 

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Merkel, AB Dönem Başkanı Finlandiya'ya Teşekkürlerini İletti": "Almanya Başbakanı Angela Merkel, Helsinki'de yaptığı açıklamada,  Avrupa Birliği Dönem Başkanı Finlandiya'nın,  Türkiye'nin Birliğe üyelik müzakerelerinin kısmen  askıya alınması konusunda 25'leri birlik halinde  tutma çabalarından dolayı teşekkürlerini iletti. Dönem Başkanlığı, 15 Aralık'taki Avrupa liderleri  zirvesi için Türkiye dosyası konusunda ‘oldukça iyi’  hazırlanmıştı. Merkel, Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen ile  düzenlediği basın toplantısında, ‘Uzun uzadıya  tartışmamız gerekmedi.’ dedi. Merkel ayrıca, en azından dolaylı olarak, AB'ye  üyelik müzakerelerinin ilerlemesi konusunu Kıbrıs  konusu ile birleştirmenin ‘zekice’ olduğunu söyleyerek,  ‘bunun, Türkiye'ye iyi bir işaret gönderdiğini’ ifade  etti." (20/12)

 

İNGİLTERE BASINI:

Reuters: "Türkiye'nin AB Konusunda Çabuk İlerleme Kaydetme Ümitlerine Gölge Düştü": "AB diplomatları ve yetkilileri, yaptıkları açıklamada,  Türkiye'nin sorunlu AB üyelik girişimi konusunda yıl sonundan  önce önemli bir ilerleme kaydetmesinin olası olmadığını  söylediler. Diplomatlar, AB büyükelçilerinin bugün bir alanda  -girişimcilik ve sanayi politikaları- müzakerelerin açılması  yönünde atılacak teknik bir adımı onaylayabileceklerini  ancak daha çok Kıbrıs'ın muhalefeti nedeniyle daha ileri  bir adım atmayacaklarını söylediler. Adının açıklanmasını istemeyen bir AB yetkilisi,  ‘Bir bölümün açılması daha fazla zaman alacaktır. Önümüzdeki  yılın başlarında yeniden ele alınması muhtemel.’ dedi. (…)  Diplomatlar Fransa, Hollanda ve Almanya'nın bu hafta  içinde, yıl sonundan önce yeni bölümlerin açılmasına,  bunun AB'nin müzakerelerin bir bölümünü askıya almasının  ardından yeni tur müzakerelere başlayarak Türkiye'yi  ödüllendirmesiyle karmaşık bir mesaj niteliğinde olacağını  kaydederek, karşı çıktıklarını söylediler. Kamuoyu yoklamaları Türkiye'nin AB üyeliğine destekte  önemli bir düşüş olduğunu gösteriyor. Pek çok Türk bazı AB  ülkelerinin, özellikle Fransa ve Almanya'nın, Kıbrıs'ı,  Ankara'yı dışarıda tutmak için bir bahane olarak  kullandığına inanıyor."  (David Brunnstrom, Zerin Elçi, 20/12)

 

 

KIBRIS RUM BASINI:

Kıbrıs Haber Ajansı: "Hükümet Sözcüsü Pasiardis'in Açıklaması": "Hükümet Sözcüsü Hristodulos Pasiardis, Türkiye Başbakanı  Recep Tayyip Erdoğan'ın BM kürsüsünde yaptığı  konuşmayı yorumlayarak, ‘Suçlu, kendini kurban ve haksızlığa  uğramış olarak gösteriyor.’ dedi. Erdoğan'ın konuşması sırasında diğer şeylerle birlikte,  ülkesinin 2004 referandumundaki ‘olumlu’ tutumundan, Kıbrıslı  Türklerin cezalandırılmaları ile Kıbrıslı Türklere yönelik  ‘izolasyonlardan’ ve AB'nin Türkiye'ye yönelik haksız  davranışlarından bahsetmesi hakkında soru sorulan Pasiardis,  ‘Türk Başbakan, Türkiye'ye karşı büyük haksızlıktan dolayı  hem BM'nin, hem AB'nin, hem de Kıbrıs'ın suçlanması  gerektiğine inanıyor.’ dedi." (20/12)

 

 

 

 

 

 

           

 

 

  

NOT: Bu bülten, 20 Aralık 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

 

 

 

ESKİ SAYILAR