ABD BASINI:
The Washington Times: "Türkiye'nin Avrupa Geleceği, Orta Doğulu
Geçmişine Karşı": "Türk generallere göre Kıbrıs, ‘Türkiye'nin
kalbine doğrultulmuş bir hançer’, Müslüman ülkenin Avrupa'ya artan
yabancılaşmasının ve Orta Doğu'da bir yardım eli arayışının esas
sebebi. Avrupa Birliği geçen hafta Türkiye'den, gerçekte 25 üyeli
‘Hıristiyan kulüple’ üyelik müzakerelerinin devamının bir bedeli olarak
Güney Kıbrıs'taki Rum yönetimin tanımasını talep ettikten sonra Avrupa
aleyhine hissiyat sadece ordu içinde değil tüm Türkiye çapında artıyor.
Rum yönetimini tanımak, ister ticari ilişkiler, ister siyasi eylem
biçimini alsın, hiçbir Türk Hükümeti, Türk halkı ve KKTC halkı
tarafından reddedilme korkusuyla buna kalkışma riskini hiçbir zaman
göze alamaz. Avrupa'daki bazı uzmanlar, Kıbrıs meselesinin Türkiye'yi
mümkün olduğunca uzun süre AB'den uzak tutmak için bir niyet gizleme
perdesi olduğunu düşünüyor. Bu görüşe göre Türkiye, halen siyasi ahenk
arayışında olan Birliğe alınmak için çok büyük, çok yoksul ve çok
İslami. Avrupa Birliği tarafından talep edilen reformlar, politikacılar
ve etkili ordunun laikliğe ve Batılı değerlere bağlılığı anlamına gelse
de, Türkler giderek daha çok Orta Doğu'da rahatlık arayışına
giriyorlar. (…) Türkiye'nin Avrupalı ortakları ve ABD, Ankara'nın
‘doğuya doğru’ herhangi bir adımının Türk generalleri kızdırmasından ve
aynı zamanda İslami hareketi güçlendirmesinden endişeleniyorlar ki her
ikisi de istikrara ağır bir darbe indirebilir. Yapılan son kamuoyu
araştırmaları, Türklerin yüzde 81'inin AB'nin Türkiye'ye yönelik
tavrının ‘samimiyetsiz ve haksız’ olduğunu düşündüğünü ve yüzde
50'sinden azının, hala Erdoğan'ın dış politikasının temel unsuru olan
Birliğe katılma görüşüne ilgi duyduğunu gösteriyor. Aynı zamanda
kamuoyu araştırmaları, Türkiye'de ABD'ye ve bölgedeki amaçlarına
yönelik sempatinin sürekli olarak düştüğünü gösteriyor. Washington
sürekli olarak AB'den, Batı ve Müslüman Doğu arasında önemli bir köprü
olarak görülen Türkiye'yi kabul etmesini istiyor. AB'nin müzakere
paketinin bölümlerinin dörtte birini askıya alma kararına aldırmayan
Erdoğan hükümeti Türkiye'yi Avrupa'ya bağlama çabalarını sürdüreceğinde
ısrar ediyor. Ancak, ‘AB kabul edilemez koşullar öne sürerse, ilerleme
sağlanmasının imkansız olacağını’ da ekliyor. Geçen hafta AB zirvesinde
Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta dondurulması, Avrupa'nın
Türkiye'nin adaylığına yönelik isteksizliğini ve Kıbrıs sorununu ele
alma konusundaki güçsüzlüğünü gösterdi. 70 milyonluk Müslüman nüfusu
olan ve topraklarının sadece yüzde 5'i Avrupa'da bulunan Türkiye'nin
adaylığı tüm liderler için büyük bir ikilem yaratıyor. Avrupalılar bu
ülkeyi ret mi etmeli yoksa kucaklamalı mı karar veremiyorlar. Bazıları
Avrupa'da bir Türkiye'nin Avrupa dışında bir Türkiye'den daha iyi bir
şekilde kontrol edilebileceğini savunuyorlar. Türkiye ile müzakerelerin
kısmen askıya alınması sadece sinir bozucu ya da erteleyici bir girişim
değildi. Avrupa Birliği için bu sıkı pazarlık ayrıca, bir tarafta
Türklerin inatçılığı ve gururu, diğer tarafta da Yunanlıların ve
Kıbrıslı Rumların veto tehditleri arasında sıkıcı bir denge kurma
girişiminin de bir başlangıcıydı. Erdoğan hükümetinin, endişeleri
giderici sloganlarla bu aksaklığı kamufle etmeye çalışmasına rağmen,
seçmenler hoşnutsuz. (…) Batılı seçkinler, Avrupa Birliği'nin tutumu
nedeniyle, ‘Türkiye'nin Avrupa için bir kayıp’ olup olmadığına dair
spekülasyonlarda bulunsa da, pek çok Avrupalı, Birliğin Kıbrıs
sorunuyla çok meşgul olduğunu düşünüyor. Avrupa Birliği'nin Kıbrıs
konusunda Türkiye'ye ayak uydurduğuna dair hiçbir işaret göstermemesi
nedeniyle, milliyetçiler ve Osmanlı zaferlerinin nostaljisiyle
körüklenen Türkiye'nin dış politikasında değişikliğe gitmesini
destekleyen sesler daha da yükseliyor." (Andrew Borowiec, 20/12)
ALMANYA BASINI:
Die Welt: "Steinmeier AB'ye Duyulan Güveni Geri Kazanmak İstiyor":
"Federal Almanya Hükümeti, Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı’ndan çok
fazla şey beklenmemesi yönünde bir kez daha uyardı. Dışişleri Bakanı
Frank-Walter Steinmeier (SPD), Almanların 2007'nin ilk yarısıyla ilgili
çalışma programını açıkladığı Brüksel'de, Almanya'nın Dönem
Başkanlığı’nda, kaybedilen güveni yeniden kazanmaya, Avrupa'nın
anayasal sürecinde ‘dürüst bir emlakçı’ olarak katkıda bulunmaya ve
AB'nin dış politikada yeniden tek sesle konuşmasına önem vereceklerini
söyledi. Almanya Dönem Başkanlığı’nın ağırlıklı konuları arasında
Türkiye meselesi, Orta Doğu krizi ve Kosova'yı sayan Steinmeier, Kuzey
Kıbrıs'ın statüsüyle ilgili tartışmaya bir çözüm bulmayı ümit
ettiklerini dile getirdi. Türkiye ile yapılacak diğer katılım
müzakereleri konusunu açık bırakan Steinmeier, buna rağmen toplam 35
başlıktan iki ile dört arasında başlığın görüşülebileceğini hesaba
katıyor. Türkiye Hükümeti de bu yıl içinde katılım müzakerelerinin
devam etmesi beklentisi içinde. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB ile
Türkiye'nin bu yıl içinde bazı başlıkların görüşülmesine
başlayacaklarını söyledi." (Christoph B. Schiltz, 20/12)
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Koalisyon Ortağı Türkiye Konusunda
Sorumluluk İçinde Hareket Etmeli": "CDU Genel Sekreteri Ronald
Pofalla, CDU tabanına hitaben kaleme aldığı mektupta, CDU'nun
önümüzdeki yıl özellikle Türkiye ve iş piyasası konularında, SPD'den
daha farklı bir politika izlemek istediğini belirtiyor. Pofalla,
SPD'nin Hessen ve Kuzey Ren Vestfalya eyalet teşkilatı yönetimlerindeki
değişikliklere atıfla, SPD tabanının sol kanada yönelerek bir ‘çizgi
değişikliği’ gerçekleştirdiğini, CDU'nun ise SPD'den farklı olarak
siyasi yelpazede, merkezde yer alan bir parti konumunda olduğunu
vurguluyor. Mektupta Türkiye'deki gelişmelerin endişe verici olduğu,
reform sürecinin yavaşladığı belirtilirken, ‘Koalisyon ortağımızdan bu
durumda sorumluluk içinde hareket etmesini bekliyorum. Türkiye'nin tam
üyeliğini talep edenler, nasıl bir Avrupa istedikleri sorusunu
kendilerine sormalıdırlar.’ ifadesi yer alıyor. Pofalla, Türkiye'nin
insan ve yurttaşlık haklarına riayet etmesi gerektiğini, müzakerelerde
Türkiye'ye ‘tenzilat’ yapılması ve müzakerelerinin ‘otomatikman’
üyelikle sonuçlanmasının söz konusu olmadığını, CDU'nun ‘ayrıcalıklı
ortaklık’ fikrini savunmaya devam ettiğini, tam üyeliğin AB'nin
entegrasyon gücünü aşırı ölçüde zorlayacağını dile getiriyor." (Stephan
Löwenstein, 20/12)
Die Welt: "Almanlar Türkiye'yi AB'de Görmek İstemiyor": "AB
Komisyonu tarafından her altı ayda bir yapılan, 30 devletten 27 bin
deneğin katıldığı Eurobarometer anketi, Almanların yüzde 59'unun,
Almanya'nın 1 Ocak'ta altı aylığına AB Dönem Başkanlığı’nı
üstlendiğinden bile habersiz olduğunu ortaya koydu. Ancak Almanlar,
ülkelerinin Avrupa politikasının nasıl olması gerektiği konusunda somut
düşüncelere sahipler. Buna göre, deneklerin üçte ikisi, şimdiye kadarki
genişleme stratejisine karşı. Ankete katılanların yüzde 64'ü, başka
devletlerin üye olarak alınmasına karşıyken, sadece yüzde 30'u bunu
destekliyor. Almanlar özellikle Türkiye konusunda temkinliler.
Almanların sadece yüzde 16'sı Türkiye'nin AB üyeliğini tasavvur
edebilirken, yüzde 93'ü Türkiye'nin üye olması öncesinde insan hakları
ve ekonomik alanlarda ilerleme kaydetmek zorunda olduğu görüşünde."
(Thorsten Jungholt, 20/12)
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung: "Türkiye Müzakereler Konusunda Israr Ediyor":
"Ankara ümidini kesmedi. Türkiye, AB'nin müzakereleri kısmen durdurma
kararına rağmen, müzakerelere bu yıl devam edilmesini istiyor. Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Finlandiya'nın Dönem Başkanlığı bitmeden bazı
siyasi başlıklara başlanacağını açıkladı. Bu her ne kadar
Finlandiya'nın isteği doğrultusunda olsa da, pek mümkün değil. Gerçi
bugün AB büyükelçileri, Türkiye konusunda da görüşmek üzere, bir kez
daha toplanacaklar. Ancak Brüksel, yeni başlıkların açılmasının
kesinlikle söz konusu olmadığını belirtiyor. Ayrıca Kıbrıs'ın ocak
ayından önce ‘final pozisyonunu’ almayacağı da açıklandı. Bu,
Kıbrıslıların yıl sonuna kadar müzakereleri bloke edecekleri anlamına
geliyor. Fransa ve Hollanda da son günlerde, yeni başlıkların
açılmasına şüpheli baktıklarını belli etmişlerdi. Önümüzdeki yıl AB
Dönem Başkanlığı’nı Finlandiya'dan devralacak olan Almanya da oldukça
ihtiyatlı davranıyor. Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier, ‘iki
ila dört Başlık’ üzerinde görüşülebileceğini düşünüyor, ancak bunun ne
zaman mümkün olacağını söylemiyor. Öte yandan Ankara, AB'nin reddinin ne
gibi ekonomik neticelere yol açabileceğini Avrupalılara hissettiriyor."
(Martyna Czarnowska, 20/12)
Oberösterreichische Nachrichten: "Türkiye Bir Avrupa Ülkesidir":
"SORU: Avusturyalılar arasında Türkiye'nin AB üyeliğine destek
az. Başbakan Schüssel, Türkiye'nin nihai üyeliğine Avusturyalıların
karar vermesini istiyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
YENEL: Avusturya'nın desteğinin bu kadar az olması
çok tuhaf. Ayrıca Başbakan'ın böyle açıklamalar yapmış olması da
talihsizlik. Türkiye'nin AB'ye katılımına yönelik karar, ancak 10-15
yıl sonra gündeme gelecek. Niçin şimdilerde bundan söz ediyoruz?
Bırakalım da üyelik süreci devam etsin. Olduğundan daha karışık hale
getirmenin lüzumu yok.
SORU: Sizce, Avusturyalıların bu şüpheleri nereden
kaynaklanıyor?
YENEL: Bunun farklı nedenleri mevcut: Kültür, din,
tarih, coğrafya ve daha niceleri. Fakat Avrupalı olmak, demokrasi,
insan hakları, hukuk normları gibi değerlere sahip bir felsefeyi
gerektirir. Bizler, Türkiye'nin şimdiden bir Avrupa ülkesi olduğu
görüşündeyiz. Şüphelerin bir diğer kaynağıysa, Avusturya'da yaşayan
Türk topluluğudur. Avusturyalılar, ülkelerinde uyum göstermeyenlerin
gerçek Türkler olduğunu sanıyorlar. Ancak bu doğru değil. Uyum sağlayan
ve Avusturyalı olan binlerce Türk de var. Ama bunlar göze çarpmıyor.
Ayrıca Türkiye'nin AB'ye katılmasından sonra binlerce Türkün
Avusturya'ya akın etmesi de söz konusu değil. Çünkü 10-15 yıl sonra
Türkiye, teknolojik, siyasi ve sosyal açıdan çok daha ilerlemiş bir
durumda olacaktır. Türklerin Avusturya'ya gelmek için nedenleri
kalmayacaktır. (…)" (Heinz Niederleitner, Gerald Mandlbauer,
Türkiye'nin Avusturya Büyükelçisi Selim Yenel ile yapılan mülakat,
19/12)
FRANSA BASINI:
AFP: "Merkel, AB Dönem Başkanı Finlandiya'ya Teşekkürlerini İletti":
"Almanya Başbakanı Angela Merkel, Helsinki'de yaptığı açıklamada,
Avrupa Birliği Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Türkiye'nin Birliğe üyelik
müzakerelerinin kısmen askıya alınması konusunda 25'leri birlik
halinde tutma çabalarından dolayı teşekkürlerini iletti. Dönem
Başkanlığı, 15 Aralık'taki Avrupa liderleri zirvesi için Türkiye
dosyası konusunda ‘oldukça iyi’ hazırlanmıştı. Merkel, Finlandiya
Başbakanı Matti Vanhanen ile düzenlediği basın toplantısında, ‘Uzun
uzadıya tartışmamız gerekmedi.’ dedi. Merkel ayrıca, en azından dolaylı
olarak, AB'ye üyelik müzakerelerinin ilerlemesi konusunu Kıbrıs konusu
ile birleştirmenin ‘zekice’ olduğunu söyleyerek, ‘bunun, Türkiye'ye iyi
bir işaret gönderdiğini’ ifade etti." (20/12)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "Türkiye'nin AB Konusunda Çabuk İlerleme Kaydetme Ümitlerine
Gölge Düştü": "AB diplomatları ve yetkilileri, yaptıkları
açıklamada, Türkiye'nin sorunlu AB üyelik girişimi konusunda yıl
sonundan önce önemli bir ilerleme kaydetmesinin olası olmadığını
söylediler. Diplomatlar, AB büyükelçilerinin bugün bir alanda
-girişimcilik ve sanayi politikaları- müzakerelerin açılması yönünde
atılacak teknik bir adımı onaylayabileceklerini ancak daha çok
Kıbrıs'ın muhalefeti nedeniyle daha ileri bir adım atmayacaklarını
söylediler. Adının açıklanmasını istemeyen bir AB yetkilisi,
‘Bir bölümün açılması daha fazla zaman alacaktır. Önümüzdeki yılın
başlarında yeniden ele alınması muhtemel.’ dedi. (…) Diplomatlar
Fransa, Hollanda ve Almanya'nın bu hafta içinde, yıl sonundan önce yeni
bölümlerin açılmasına, bunun AB'nin müzakerelerin bir bölümünü askıya
almasının ardından yeni tur müzakerelere başlayarak Türkiye'yi
ödüllendirmesiyle karmaşık bir mesaj niteliğinde olacağını kaydederek,
karşı çıktıklarını söylediler. Kamuoyu yoklamaları Türkiye'nin AB
üyeliğine destekte önemli bir düşüş olduğunu gösteriyor. Pek çok Türk
bazı AB ülkelerinin, özellikle Fransa ve Almanya'nın, Kıbrıs'ı,
Ankara'yı dışarıda tutmak için bir bahane olarak kullandığına
inanıyor." (David Brunnstrom, Zerin Elçi, 20/12)
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı: "Hükümet Sözcüsü Pasiardis'in Açıklaması":
"Hükümet Sözcüsü Hristodulos Pasiardis, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın BM kürsüsünde yaptığı konuşmayı yorumlayarak, ‘Suçlu,
kendini kurban ve haksızlığa uğramış olarak gösteriyor.’ dedi.
Erdoğan'ın konuşması sırasında diğer şeylerle birlikte, ülkesinin 2004
referandumundaki ‘olumlu’ tutumundan, Kıbrıslı Türklerin
cezalandırılmaları ile Kıbrıslı Türklere yönelik ‘izolasyonlardan’ ve
AB'nin Türkiye'ye yönelik haksız davranışlarından bahsetmesi hakkında
soru sorulan Pasiardis, ‘Türk Başbakan, Türkiye'ye karşı büyük
haksızlıktan dolayı hem BM'nin, hem AB'nin, hem de Kıbrıs'ın
suçlanması gerektiğine inanıyor.’ dedi." (20/12)
NOT: Bu bülten, 20 Aralık 2006 tarihinde Genel
Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR