22.12.2006

   

Anasayfa

e-posta


 
 

ALMANYA BASINI:

 

Almanya'nın Sesi Radyosu: "Kıbrıs Konusu, Türkiye-AB İlişkilerinin Mihenk Taşı Olmaya Devam Ediyor": "AB Daimi Temsilciler Komitesi’nin Brüksel'deki  toplantısında, Türkiye ile müzakerelerde altyapısı tamamlanan  dört başlıktan sadece birinin açılması konusunda uzlaşmaya  varıldı. Diğer üç konu, Kıbrıs'ın vetosuna takıldı ve  Almanya'nın Dönem Başkanlığı’na kaldı. Kıbrıs temsilcisinin bu konudaki açıklaması, Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs konusunu ele alma yönteminden  hoşnut olmadıkları ve Finlandiya'ya bu anlamda bir hediye  verme niyeti taşımadıkları şeklindeydi. Kısacası, Kıbrıs  konusu, Türkiye-AB ilişkilerinin mihenk taşı olmaya devam  ediyor." (21/12)

 

Die Welt: "Türk Ordusu Erdoğan'ın AB Rotasını Kabul Etmiyor": "Türkiye'nin adaylığının AB tarafından onaylanmasından  sonra, Türk Genelkurmayı, 2000 yılının Mayıs ayında Kopenhag  Kriterleri’ne uyum için reform sürecini başlattı. Genelkurmay,  o dönemdeki hükümete ölüm cezasının kaldırılmasını ve ordunun  siyasete nüfuz etmesini sağlayan önemli bir kurul olan Milli Güvenlik Kurulu'nun biçimsel olarak yetkilerinin azaltılmasını  'tavsiye etmişti'.  Beş yıl sonra askerler imdat frenine bastılar. Dönemin  Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, 2005 yılının Nisan ayında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda tavizlerden  vazgeçmeyip AB üyesi olamamasının dünyanın sonu olmayacağını söyledi. Ağustos ayından beri başta olan yeni Genelkurmay Başkanı  Yaşar Büyükanıt hatta AB'yi, orduya musallat olmaması  konusunda uyardı bile. Kısa bir süre önce hükümetin AB'ye  önerdiği, Kıbrıs menşeili mallara bir liman açılması teklifi,  sonunda Büyükanıt'ın yumruğunu masaya vurmasına neden oldu.  Hükümetin bu teklifini basından öğrendiğini sert bir şekilde  ifade ederek, bu tür konuların kararını hükümetin değil  ordunun vereceğini ima etti. Türkiye'nin AB reformlarının  kariyeri işte bundan ibaret. Ordu başlattı ordu durdurdu. Aslında ordunun asıl amacı, hükümetin sarsılmasını ve AB politikasının durdurulmasını sağlamak. Generaller prensipte  AB'ye tam üyeliğe karşı değil, sadece şu anki AB'nin tutumuna  ve mevcut hükümetle üyeliğe karşılar. Çünkü Brüksel, ordunun  Savunma Bakanlığı’nın denetimi altına alınmasını talep ediyor.  (…)  Kıbrıs konusunda tavizden tamamıyla vazgeçmesi veya 301.  Madde'nin değiştirilmesini kabul etmemesi, ordunun son atağı    olarak kendini gösteriyor. Bu suretle AB ile üyelik  görüşmelerinin askıya alınması sağlandı. Böylelikle AKP, AB  üyeliği hayalinde olan seçmenlerini yitirmiş oluyor."  (Boris Kalnoky, 21/12)

 

Süddeutsche Zeitung: "Mucize Yaratamayız":

 

            "SORU: AB, Türkiye ve Kıbrıs'la ilgili son krizi  güçlükle atlattı. Eski sorunlar ne zaman tekrar gündeme  gelebilir?

            STEİNMEİER: Görüşünüzü paylaşmıyorum. Hiç kimsenin  durumu olduğundan daha iyi göstermek için bir nedeni  yoktur. Ancak şu da bir gerçektir ki, Türkiye geçtiğimiz  yıllarda etkileyici bir ilerleme kaydetmiştir. Bu nedenle  bazı şahısların bir yandan Türkiye'yi Doğu ve Batı  arasında vazgeçilmez bir köprü olarak överken, diğer  yandan Türkiye'yi geri çevirmelerine kızıyorum ve  Türkiye'nin AB'den duyduğu kuşkunun artmasını anlayabiliyorum.

 

            SORU: Federal Hükümet, aslında Türkiye konusunu AB  dönem başkanlığı gündeminin dışında tutmak istemişti. Oysa  siz şimdi, Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Kıbrıs gemi  ve uçaklarına açması için çaba göstermek zorundasınız. Aynı  zamanda Kıbrıs, adanın Kuzey kesimiyle doğrudan ticarete  karşı gösterdiği direnişten vazgeçmek zorundadır. Kolay  gelsin!

 

            STEİNMEİER: Her şeyin bir sırası vardır. Türkiye,  şimdiye kadar liman ve havaalanlarını açmaya ilişkin  yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Dışişleri Bakanları  olarak bu durumun sonuçsuz kalmaması gerektiği konusunda  hemfikiriz. Bu nedenle sekiz fasıl şimdilik açılmayacaktır,  ancak üyelik müzakereleri genel anlamda devam edecektir.  AB de, Kuzey Kıbrıs'taki ekonomik gelişmelerin ilerlemesi  ve Birleşmiş Milletler çatısı altında bir çözüm yolunun  açılabilmesi için verdiği sözleri yerine getirmelidir." (Nico Fried, Stefan Kornelius,  Federal Almanya  Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile yapılan  mülakat, 21/12)

 

 

FRANSA BASINI:

 

AFP: "Türkiye, Fin Pragmatizmini Tecrübe Etti": "Finlandiya, Rusya ile yakınlaşma ya da Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde ilerleme gibi bazı hedeflere  ulaşılmasa da görev duygusuyla Avrupa Birliği Dönem  Başkanlığı’nı 1 Ocak'ta Almanya'ya devrediyor. Üçüncü ülkeler ile politika konusunda Finliler dillere  destan pragmatizmlerinin doruğundaydı. Aralarında tanımadığı Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de  bulunduğu tüm üye devletlere limanlarını ve havaalanlarını  açmaya zorlayan Gümrük Protokolü’nün Ankara tarafından  uygulanmamasına bağlı büyük bir krizden kaçınmak amacıyla Türkiye ile yoğun müzakereler yaptılar. Finler kesinlikle Türklere boyun eğdiremedi.  Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin yavaşlamasından kaçınamadılar. Ancak bu müzakerelerin ciddi anlamda askıya alınmasını  -bazıları tarafından talep edilen ve 25'lerin birliğini  gerçekleştiren- engellediler. Avrupalı bir diplomat, bu konuda ‘İşin içinden iyi  çıktılar’ değerlendirmesini yaptı."  (Gael Branchereau, 21/12)

 

 

İNGİLTERE BASINI:

 

Financial Times: "Blair'in Emelleri ve Gerçek Dünya Arasındaki Çarpıcı Uçurum": "Başbakan Tony Blair her fırsatta hüsrana uğradığı altı günlük  Orta Doğu gezisinden döndü. Görevini devretmesine altı ay kala Blair'in artık ne  ABD ne de Avrupa Birliği üzerinde bir etkisi var. Bölgeye yaptığı gezinin ilk durağı olan Türkiye'de  Blair, AB zirvesinde Ankara'yla sürdürülen üyelik  müzakerelerinin kısmi olarak dondurulması kararı alınmasının   ardından -İngiltere müzakerelere en çok destek veren AB  üyesi oldu- Türkiye Başbakanı Erdoğan'ı teskin etmeye  çalıştı. İngiltere AB'ye, Türkiye'nin AB yükümlülüklerini  yerine getirmemesinden dolayı alınacak sert önlemlerin  yumuşatılması çağrısında bulunmuştu. Blair, Birleşik Arap Emirlikleri'nde yaptığı  konuşmada ise, ‘Avrupa Türkiye'ye sırt çevirmemelidir.  Sadece bu bölge için değil menfaatimiz açısından  Türkiye'nin nüfuzuna ihtiyacımız var.’ dedi. Blair ayrıca Türkiye ve Birleşik Arap Emirliği gibi  ülkelerin, İran Hükümeti’nin oluşturduğu stratejik tehdide engel olacak bir ittifak kurabileceğini de ekledi."  (Daniel Dombey, 21/12)

 

 

İTALYA BASINI:

 

La Repubblica: "Türkiye... AB İçinde Bir Muamma": "Türkiye'nin AB'ye katılımının, yasal prosedürlere ve  geçici uzlaşmalara, baskılara ve inatlaşmalara, uzak veya  yakın tarihi göndermelere, karşılıklı küçümsemelere ya da  iki yüzlü açıklamalara dönüşmesi açıkçası moral bozucudur. Birliğe üye ülkeler, eğer zamanında bu katılımın hangi  sorunlara yol açabileceğini tahmin etmiş olsalardı, büyük bir  olasılıkla Ankara ile katılım müzakerelerine başlamaz,  Avusturya ve diğerlerinin bugün farklı sebeplerle dile  getirmekte oldukları o ‘ayrıcalıklı ortaklığı’ daha o zaman  önermiş olurlardı. Ancak artık bunun için çok geç: Sürecin  ertelenmesi ya da yarıda kesilmesinin çok pahalıya mal olacağı,  olayın kendi akışına bırakılması halinde ise o kadar da ağır  hasar yaşanmayacağı bir noktaya gelinmiştir. Türk Hükümeti,  Kopenhag Kriterleri ile kendisinden talep edilen reformların  bazılarını hızla yerine getirmişken, tam üyelikten farklı bir  konumu kabul ederek kendisini zor bir durumda bırakmak  istememektedir... Öte yandan bugün, zamanında Rum tarafının  reddettiği, Türk kesiminin ise Ankara'nın baskısıyla kabul  ettiği Birleşmiş Milletler formülü çerçevesinde Kıbrıs  sorununu çözmeden AB'ye üye olan Kıbrıs'ın gemilerine  Türkiye'nin limanlarını açması gibi garip bir tartışma  yapılmaktadır. (…) Türkiye'nin AB üyeliğinin avantaj ve dezavantajları entellektüel düzeyde herkes tarafından kabul görmektedir: Arap dünyasındaki karışıklığın sınırlarında, İsrail ile sıkı  ilişkileri bulunan, müttefik ve ‘laik’ bir Türk savunma  hattı; İran'ın bölgedeki hakimiyetine karşı dengeleyici  konumda olabilecek güçlü ve etkili bir ordu; ‘Avrupa'nın  Çin’i olarak adlandırılabilecek derecede düşük maliyetli,  büyük iş gücü potansiyeline sahip bir ekonomi; Batı ile Doğu  arasında ikilemde kalmış büyük bir Müslüman ülkenin Avrupa  demokratik değerlerini çağlar boyu benimseme çabası... (…) Romanya ve  Bulgaristan'ın 1 Ocak 2007'de AB'ye ihtilaflı olarak katılımı  sonrasında AB vatandaşlarının neredeyse yarısının diğer  genişlemelere karşı olduğu göz önünde bulundurulduğunda,  yeni genişleme konusundaki bu büyük isteksizlik, hem  Türkiye'yi hem de Batı Balkan ülkelerini etkilemektedir. (…)" (Ferdinando Salleo, 20/12) 

 

           

 

 

NOT: Bu bülten, 21 Aralık 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan  derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

 

ESKİ SAYILAR