ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi Radyosu: "Kıbrıs Konusu, Türkiye-AB
İlişkilerinin Mihenk Taşı Olmaya Devam Ediyor":
"AB Daimi Temsilciler Komitesi’nin Brüksel'deki toplantısında, Türkiye
ile müzakerelerde altyapısı tamamlanan dört başlıktan sadece birinin
açılması konusunda uzlaşmaya varıldı. Diğer üç konu, Kıbrıs'ın vetosuna
takıldı ve Almanya'nın Dönem Başkanlığı’na kaldı. Kıbrıs temsilcisinin
bu konudaki açıklaması, Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs konusunu ele
alma yönteminden hoşnut olmadıkları ve Finlandiya'ya bu anlamda bir
hediye verme niyeti taşımadıkları şeklindeydi. Kısacası, Kıbrıs
konusu, Türkiye-AB ilişkilerinin mihenk taşı olmaya devam ediyor."
(21/12)
Die Welt: "Türk Ordusu Erdoğan'ın AB Rotasını Kabul
Etmiyor": "Türkiye'nin adaylığının AB
tarafından onaylanmasından sonra, Türk Genelkurmayı, 2000 yılının Mayıs
ayında Kopenhag Kriterleri’ne uyum için reform sürecini başlattı.
Genelkurmay, o dönemdeki hükümete ölüm cezasının kaldırılmasını ve
ordunun siyasete nüfuz etmesini sağlayan önemli bir kurul olan Milli
Güvenlik Kurulu'nun biçimsel olarak yetkilerinin azaltılmasını 'tavsiye
etmişti'. Beş yıl sonra askerler imdat frenine bastılar. Dönemin
Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, 2005 yılının Nisan ayında yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda tavizlerden vazgeçmeyip AB
üyesi olamamasının dünyanın sonu olmayacağını söyledi. Ağustos ayından
beri başta olan yeni Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt hatta AB'yi,
orduya musallat olmaması konusunda uyardı bile. Kısa bir süre önce
hükümetin AB'ye önerdiği, Kıbrıs menşeili mallara bir liman açılması
teklifi, sonunda Büyükanıt'ın yumruğunu masaya vurmasına neden oldu.
Hükümetin bu teklifini basından öğrendiğini sert bir şekilde ifade
ederek, bu tür konuların kararını hükümetin değil ordunun vereceğini
ima etti. Türkiye'nin AB reformlarının kariyeri işte bundan ibaret.
Ordu başlattı ordu durdurdu. Aslında ordunun asıl amacı, hükümetin
sarsılmasını ve AB politikasının durdurulmasını sağlamak. Generaller
prensipte AB'ye tam üyeliğe karşı değil, sadece şu anki AB'nin
tutumuna ve mevcut hükümetle üyeliğe karşılar. Çünkü Brüksel, ordunun
Savunma Bakanlığı’nın denetimi altına alınmasını talep ediyor. (…)
Kıbrıs konusunda tavizden tamamıyla vazgeçmesi veya 301. Madde'nin
değiştirilmesini kabul etmemesi, ordunun son atağı olarak kendini
gösteriyor. Bu suretle AB ile üyelik görüşmelerinin askıya alınması
sağlandı. Böylelikle AKP, AB üyeliği hayalinde olan seçmenlerini
yitirmiş oluyor." (Boris Kalnoky, 21/12)
Süddeutsche Zeitung: "Mucize Yaratamayız":
"SORU: AB, Türkiye ve Kıbrıs'la ilgili
son krizi güçlükle atlattı. Eski sorunlar ne zaman tekrar gündeme
gelebilir?
STEİNMEİER: Görüşünüzü paylaşmıyorum.
Hiç kimsenin durumu olduğundan daha iyi göstermek için bir nedeni
yoktur. Ancak şu da bir gerçektir ki, Türkiye geçtiğimiz yıllarda
etkileyici bir ilerleme kaydetmiştir. Bu nedenle bazı şahısların bir
yandan Türkiye'yi Doğu ve Batı arasında vazgeçilmez bir köprü olarak
överken, diğer yandan Türkiye'yi geri çevirmelerine kızıyorum ve
Türkiye'nin AB'den duyduğu kuşkunun artmasını anlayabiliyorum.
SORU: Federal Hükümet, aslında Türkiye
konusunu AB dönem başkanlığı gündeminin dışında tutmak istemişti. Oysa
siz şimdi, Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Kıbrıs gemi ve
uçaklarına açması için çaba göstermek zorundasınız. Aynı zamanda
Kıbrıs, adanın Kuzey kesimiyle doğrudan ticarete karşı gösterdiği
direnişten vazgeçmek zorundadır. Kolay gelsin!
STEİNMEİER: Her şeyin bir sırası
vardır. Türkiye, şimdiye kadar liman ve havaalanlarını açmaya ilişkin
yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Dışişleri Bakanları olarak bu
durumun sonuçsuz kalmaması gerektiği konusunda hemfikiriz. Bu nedenle
sekiz fasıl şimdilik açılmayacaktır, ancak üyelik müzakereleri genel
anlamda devam edecektir. AB de, Kuzey Kıbrıs'taki ekonomik gelişmelerin
ilerlemesi ve Birleşmiş Milletler çatısı altında bir çözüm yolunun
açılabilmesi için verdiği sözleri yerine getirmelidir."
(Nico Fried, Stefan Kornelius, Federal Almanya
Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile yapılan mülakat, 21/12)
FRANSA BASINI:
AFP: "Türkiye, Fin Pragmatizmini Tecrübe Etti":
"Finlandiya, Rusya ile yakınlaşma ya da Türkiye'nin üyelik
müzakerelerinde ilerleme gibi bazı hedeflere ulaşılmasa da görev
duygusuyla Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı 1 Ocak'ta Almanya'ya
devrediyor. Üçüncü ülkeler ile politika konusunda Finliler dillere
destan pragmatizmlerinin doruğundaydı. Aralarında tanımadığı Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin de bulunduğu tüm üye devletlere limanlarını ve
havaalanlarını açmaya zorlayan Gümrük Protokolü’nün Ankara tarafından
uygulanmamasına bağlı büyük bir krizden kaçınmak amacıyla Türkiye ile
yoğun müzakereler yaptılar. Finler kesinlikle Türklere boyun
eğdiremedi. Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin yavaşlamasından
kaçınamadılar. Ancak bu müzakerelerin ciddi anlamda askıya alınmasını
-bazıları tarafından talep edilen ve 25'lerin birliğini gerçekleştiren-
engellediler. Avrupalı bir diplomat, bu konuda ‘İşin içinden iyi
çıktılar’ değerlendirmesini yaptı." (Gael Branchereau, 21/12)
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times: "Blair'in Emelleri ve Gerçek Dünya
Arasındaki Çarpıcı Uçurum": "Başbakan Tony
Blair her fırsatta hüsrana uğradığı altı günlük Orta Doğu gezisinden
döndü. Görevini devretmesine altı ay kala Blair'in artık ne ABD ne de
Avrupa Birliği üzerinde bir etkisi var. Bölgeye yaptığı gezinin ilk
durağı olan Türkiye'de Blair, AB zirvesinde Ankara'yla sürdürülen
üyelik müzakerelerinin kısmi olarak dondurulması kararı alınmasının
ardından -İngiltere müzakerelere en çok destek veren AB üyesi oldu-
Türkiye Başbakanı Erdoğan'ı teskin etmeye çalıştı. İngiltere AB'ye,
Türkiye'nin AB yükümlülüklerini yerine getirmemesinden dolayı alınacak
sert önlemlerin yumuşatılması çağrısında bulunmuştu. Blair, Birleşik
Arap Emirlikleri'nde yaptığı konuşmada ise, ‘Avrupa Türkiye'ye sırt
çevirmemelidir. Sadece bu bölge için değil menfaatimiz açısından
Türkiye'nin nüfuzuna ihtiyacımız var.’ dedi. Blair ayrıca Türkiye ve
Birleşik Arap Emirliği gibi ülkelerin, İran Hükümeti’nin oluşturduğu
stratejik tehdide engel olacak bir ittifak kurabileceğini de ekledi."
(Daniel Dombey, 21/12)
İTALYA BASINI:
La Repubblica: "Türkiye... AB İçinde Bir Muamma":
"Türkiye'nin AB'ye katılımının, yasal prosedürlere ve geçici
uzlaşmalara, baskılara ve inatlaşmalara, uzak veya yakın tarihi
göndermelere, karşılıklı küçümsemelere ya da iki yüzlü açıklamalara
dönüşmesi açıkçası moral bozucudur. Birliğe üye ülkeler, eğer zamanında
bu katılımın hangi sorunlara yol açabileceğini tahmin etmiş olsalardı,
büyük bir olasılıkla Ankara ile katılım müzakerelerine başlamaz,
Avusturya ve diğerlerinin bugün farklı sebeplerle dile getirmekte
oldukları o ‘ayrıcalıklı ortaklığı’ daha o zaman önermiş olurlardı.
Ancak artık bunun için çok geç: Sürecin ertelenmesi ya da yarıda
kesilmesinin çok pahalıya mal olacağı, olayın kendi akışına bırakılması
halinde ise o kadar da ağır hasar yaşanmayacağı bir noktaya
gelinmiştir. Türk Hükümeti, Kopenhag Kriterleri ile kendisinden talep
edilen reformların bazılarını hızla yerine getirmişken, tam üyelikten
farklı bir konumu kabul ederek kendisini zor bir durumda bırakmak
istememektedir... Öte yandan bugün, zamanında Rum tarafının reddettiği,
Türk kesiminin ise Ankara'nın baskısıyla kabul ettiği Birleşmiş
Milletler formülü çerçevesinde Kıbrıs sorununu çözmeden AB'ye üye olan
Kıbrıs'ın gemilerine Türkiye'nin limanlarını açması gibi garip bir
tartışma yapılmaktadır. (…) Türkiye'nin AB üyeliğinin avantaj ve
dezavantajları entellektüel düzeyde herkes tarafından kabul görmektedir:
Arap dünyasındaki karışıklığın sınırlarında, İsrail ile sıkı ilişkileri
bulunan, müttefik ve ‘laik’ bir Türk savunma hattı; İran'ın bölgedeki
hakimiyetine karşı dengeleyici konumda olabilecek güçlü ve etkili bir
ordu; ‘Avrupa'nın Çin’i olarak adlandırılabilecek derecede düşük
maliyetli, büyük iş gücü potansiyeline sahip bir ekonomi; Batı ile
Doğu arasında ikilemde kalmış büyük bir Müslüman ülkenin Avrupa
demokratik değerlerini çağlar boyu benimseme çabası... (…) Romanya ve
Bulgaristan'ın 1 Ocak 2007'de AB'ye ihtilaflı olarak katılımı
sonrasında AB vatandaşlarının neredeyse yarısının diğer genişlemelere
karşı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, yeni genişleme konusundaki
bu büyük isteksizlik, hem Türkiye'yi hem de Batı Balkan ülkelerini
etkilemektedir. (…)" (Ferdinando Salleo,
20/12)
NOT: Bu bülten, 21
Aralık 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR