ABD BASINI: ERMENİSTAN BASINI: FRANSA BASINI: KIBRIS RUM BASINI:
ABD BASINI:
The Washington Times: "Türkiye ve AB": "AB kendisini Türkiye'den uzaklaştıran olaylar serisinin son halkası olarak, Türkiye'nin katılım müzakerelerindeki 35 başlıktan sekizinin askıya alınması kararıyla bu ay kendisine zarar verdi. Türkler artan bir şekilde, ülkelerinin üyelik girişimine yönelik çifte standart olarak algıladıkları tutumdan ötürü kızgınlar ve Türkiye'deki kamuoyu gittikçe sürece karşı bir tavır takınıyor. Başarılı bir katılım Türkiye'yi Müslüman dünyası içerisinde Batılı bir demokrasi olarak güçlendirecekken süreçte yapılacak bir hata Türkiye Cumhuriyeti'nin hem kendisine hem de Batılı müttefikleriyle ilişkilerine zarar verecektir. Ekonomik ve siyasi reformları gerçekleştirmek Türkiye'yi zorluyor, ancak AB'ye katılımın itici gücü bu zor reformları daha arzu edilir ve siyasi olarak mümkün kılıyor. AB süreci ayrıca, üyelik taleplerinin rehber olarak son derece değerli olabildiği Türkiye'nin reformları için yapısal bir çerçeve oluşturuyor. Ancak talepler Türk reformlarını teşvik etmek ve yönlendirmek yerine Türkiye'nin üyeliğini engellemek için belirlenirse sürecin tamamı verimsiz -ya da en kötüsü, Türkiye'yi Doğu'ya döndürerek ters tepen- bir hal alır. Kıbrıs meselesi konusundaki çıkmaz nedeniyle bu ay sekiz bölüm askıya alındı. Türkiye limanlarını, tanımadığı AB üyesi Kıbrıs ticaretine açmayı reddediyor. (…) Katılım sürecinin tozunun yatışması yıllar sürecek olsa da ve Türkiye AB'ye tam veya kısmi üye olsa da, veya üye olmasa da, sürecin inkar edilemeyecek bir şekilde en önemli ölçütü, Türkiye'nin ülkeyi Doğulu komşularından çok Batılı müttefikleriyle daha paralel hale getirecek ekonomik ve siyasi reformları gerçekleştirmeye ne ölçüde devam ettiği olacak. Türkiye iki kutup arasında kalmış durumda: laik ve demokratik Avrupa ve düşman, demokratik olmayan Orta Doğu. Avrupa daha çok üyeliğe kapıyı kapamaya çalışıyor göründükçe Türkiye'nin daha İslami bir Orta Doğu'yu kucaklama olasılığı artacak. Bu, Batı'nın olmasına izin vermemesi gereken stratejik bir hata." (26/12)
ERMENİSTAN BASINI:
Golos Armenii: "Bölgede Bugünün ve Yarının Sorunları": "Geçtiğimiz yıl çevremizde dikkat çeken ne oldu? İlk olarak tespit edilmesi gereken, bölge ülkeleri için en sorunlu alanın, dış politika alanı olması. Bu tespit, komşularımızın hepsi için geçerli. Türkiye'ye gelince; her şeyden önce Türkiye-AB ilişkileri sorunu öne çıkıyor. Burada realistlerin tahminleri doğru çıktı. Yıl sonuna doğru Avrupa Komisyonu, Türkiye ile olası üyelik müzakere sürecini askıya alma kararını bildirdi. Her şeyden önce bu, Kıbrıs'la ilgili. Ankara, AB üyesi Kıbrıs konusunda resmi söylemine devam ediyor ve kendisi haricinde kimsenin tanımadığı sözde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni destekliyor. Türkiye'nin AB ile ilişkisinde Ermeni meselesi de, başlıca olmaktan uzak olsa bile, dikkate değer bir rol oynuyor. (…)" (26/12)
FRANSA BASINI:
AFP: "2006'da AB-Türkiye İlişkileri": "Türkiye, AB ile müzakerelere başlayalı 14 ay oldu, ancak şu ana kadar sürdürülen ilişkilerde yaşanan krizler ‘bir gün bu büyük Müslüman ülkeyi AB üyesi olarak görebilecek miyiz? sorusunu sıkça akla getiriyor. İlişkilerde yaşanan krize son örnek olarak Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile müzakereleri yavaşlatma yönündeki kararını gösterebiliriz. 25'ler Türkiye konusunda öylesine bölünmüşlerdi ki Gümrük Birliği Anlaşması'nı Kıbrıs'a genişletmeyi reddetmesine rağmen Ankara yönetimine yaptırım uygulayamıyorlardı. Ancak Avrupa Komisyonu'nun tavsiye kararı herkesin hissettiği, ancak kelimelere dökemediği fikirlerin su yüzüne çıkmasını sağladı: 2005 yılının Ekim ayında Türkiye ile müzakerelere başlanması, bu ülke ile AB arasındaki ilişkileri kolaylaştırmadı, aksine bazı Avrupa ülkelerinde Türkiye'nin üyeliğine muhalefet arttı ve AB, Kıbrıs sorunuyla yoruldu. NATO üyesi, laik, ancak nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'nin Avrupa ve Asya arasında bir köprü görevi gördüğü ve çok büyük bir stratejik önemi olduğu konusunda herkes hemfikir. Bu stratejik konumun önemi, Rusya'ya gaz ve petrol bakımından bir anlamda bağımlı olan Avrupalılar için büyüdü. Geçtiğimiz temmuz ayında yayımlanan kamuoyu yoklamasına göre Avrupalıların sadece yüzde 39'u Türkiye'nin AB'ye üyeliğine taraftar, yüzde 48'i ise tüm kriterleri yerine getirse bile bu ülkenin Avrupa'da yeri olmadığını düşünüyor. Hatta Avusturya, Almanya, Lüksemburg, Kıbrıs, Yunanistan ve Belçika'da nüfusun neredeyse tamamı ilerde Türkiye'yi AB'de görmek istemediğini ifade ediyor. Avrupalıların bu kadar düşmanca davranışı karşısında Türkiye, başını öne eğecek ve reformlarına tam hızla devam edecek bir ülke değil. Bu sebeple Ankara yönetimi 2006 yılında reformları yavaşlattı. Hatta bazı yorumcular, düşmanca tavırların devam etmesi durumunda müzakere masasını Türkiye'nin terk edeceğini düşünüyor." (Catherine Triomphe, 26/12)
KIBRIS RUM BASINI:
Simerini: "Avrupai Mücadeleler": "Avrupai oyun, ilk somut sonuçları ve ilk etkileri gösteriyor. Öte yandan uzmanlarımız şu izahatta bulunuyorlardı: Hiçbir şey Türkiye'nin üyelik sürecini durduramaz. Şimdi ise olanaksız şeyi analiz etmek durumunda kalıyorlar. Hiç kimse, onlardan, Kıbrıs'ın tanınmasıyla ilgili Alman-Fransız eksenini devreye sokmalarını beklemiyordu. Ancak Kıbrıs gerçekliği değişti. Zira Kıbrıs artık çok üyeli ilişkileri olan Avrupai bir varlıktır. Bu gibi ilişkiler, Avrupai sistemde, bir devlet varlığının yaşamını sürdürebilmesi için yeterli değildir. Manevralarımızın başarısı, bizi ve bizimkilerden daha muhafazakar olanları hayretler içinde bıraktı. Kıbrıs'ın faaliyetleri, geleneksel ilişkilerden değil Avrupai koşullardan faydalanıyor. Ancak bu amaçların başarılması için, AB'nin tüm müttefik çerçevesi, tarihi ve jeostratejik zıtlaşmalardan doğan sorunları bilerek çalışmalıdır. Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımayı reddetmesi, AB değerlerinin ihlalini teşkil ediyor. Ermeni ve Kürt sorununun devam edeceği işaretini veren, doğu çatışmalarının gösterdiği üzere, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımayı reddetmesi, AB'nin, Türkiye'nin üyeliğini reddetmesindeki ilk bahanesi değildir. Türkiye, Ermeni, Kürt ve Kıbrıs sorunuyla ilgili problemlere sahipse bunun nedeni AB değildir. (…) Sonuç olarak AB müktesebatı, müzakere edilemez bir ilke olarak kalmalıdır. AB müktesebatı, AB'nin esas temeli olarak çalışıyor. Müktesebat eksiksiz olmayabilir, ancak halihazırda tehlikeler arz eden çerçevede sonuç getirici faaliyetlerin olmasına olanak sağlıyor. Bazıları bunu biliyordu, şimdi ise zorlanmaksızın bunu daha fazla kişi biliyor." (Nikos Ligeros, 25/12)
NOT: Bu bülten, 26 Aralık 2006 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.