04.01.2007

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

AP: "Türk Sivil ve Askeri Liderler, AB Üyelik Girişimine Bağlılıklarını Teyit Ettiler": "Türk sivil ve askeri liderler, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma girişimine  bağlılıklarını yeniden teyit ettiler, ancak Birliğin  Ankara'nın önüne fazladan koşul getirmemesi gerektiğini  söylediler. Milli Güvenlik Kurulu toplantısında üst düzey bakanlar  ve generaller, AB'nin, AB üyesi Kıbrıs'la yaşanan bir  anlaşmazlık nedeniyle Türkiye'nin üyelik müzakerelerini  kısmen askıya alma kararını görüştüler. Toplantı sonunda yayımlanan kısa açıklamada, ‘ülke AB  üyeliği amacına bağlılığını sürdürmektedir ve bu amaç için  kararlılıkla çalışmaya devam etmektedir’ denildi. Ancak açıklamada ayrıca, ‘diğer ülkelere uygulanmayan  kriterler ve tedbirler Türkiye'ye uygulanmamalıdır ve Kıbrıs gibi üyelik süreciyle ilgili olmayan engeller konulmamalıdır’  ifadesine yer verildi." (29/12)

The New York Times: "Türkiye'nin Yolundaki Engeller": "Avrupa Birliği'nin kısa bir süre önce Türkiye ile planladığı  üyelik müzakerelerinin bir kısmını askıya alması şaşırtıcı olmadı.  Açmaza giren noktalar uzun süredir Türkiye'nin üyelik girişimini baltalamakla tehdit eden Türkiye ile Kıbrıs arasındaki gerilen ilişkilerle ilgiliydi. Şaşırtıcı olan -ve dehşete düşüren- ise  birliğin bunu yasal bir sorun gibi ele almasıydı. Bu bir çarpıtmadır. Türkiye gerçekten de Kıbrıs'a muamelesi yüzünden Avrupa yasasını ihlal ediyor. Ancak sorun aslında siyasi ve birliğin  kendi kendine yarattığı bir şeydir. AB bölünmüş Kıbrıs'ın 2004'te  bloğa katılmasına izin verdiğinde gaf yaptı. Yeniden birleşme  -güneydeki Kıbrıslı Rumlarla kuzeydeki Kıbrıslı Türkler- bir  önkoşul olmalıydı. Yine de, hem Kıbrıs'ın hem de Türkiye'nin  barış içinde AB'ye katılabilmesi için Türkiye ve Kıbrıslı  Türklerin adayı yeniden birleştirmek üzere ellerinden geleni  yaptıkları yaygın bir şekilde kabul görüyor. Ancak Kıbrıslı  Rumlar BM'nin yeniden birleştirme planını engellediler. Bu, Türkiye'yi savunulamaz bir durumda bıraktı. Diğer  Avrupalı liderlerin, Kıbrıslı Rum liderlere çıkmaza son vermeleri  ve bir çözüm bulmak üzere Türkiye ile çalışmaları için baskı  yapıyor olmaları gerekirdi. Bunun yerine bazıları bu çıkmazı Türkiye'nin girişini kösteklemek için kullanıyor. Türkiye'ye karşı olmak Avrupa'yı hoşgörü ve siyasi uzlaşı değerlerinin testinde başarısızlığa uğrattı. Ayrıca Avrupalıların  kendi çıkarlarının farkına varamadıklarını da gösteriyor. Batı,  Irak'taki savaşı bastırma çabasıyla ve daha genelde Orta Doğu'da  barış için çalışmak üzere Irak'ın komşularıyla bağlantı kurulması  gerektiğinin gittikçe fazla farkına varıyor. Türkiye bu bakımdan kullanılmayan bir kaynaktır. Türkiye ayrıca Rusya ve Orta Asya'dan  Avrupa'ya petrol ve gaz nakliyatında da önemli bir merkez haline  gelmektedir. Bu da, onu Avrupa'nın enerji güvenliğinde önemli bir  yere getiriyor. Türkiye kendi adına hala tartışılmakta olan meselelerde,  özellikle de ifade özgürlüğünü engelleyen Türk yasalarının  kaldırılmasında ilerleme kaydederek elini güçlendirmelidir.  Ancak Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünü düzeltmek ve Türkiye'nin  Avrupa'daki hayati rolünün tarafsız bir şekilde anlaşılması  için yolu açmak AB'ye kalmıştır. (30/12)

 

ALMANYA BASINI:

Die Welt: "Stoiber AB Genişlemesi Konusunda Amansız": "CSU'nun Genel Başkanı Edmund Stoiber, AB Dönem  Başkanlığı’nın Almanya'ya geçmesi öncesinde, Türkiye'nin  AB'ye üyeliğiyle ilgili olumsuz tutumunu vurguladı. Edmund Stoiber, Welt am Sonntag gazetesine yaptığı  açıklamada, ‘AB'nin genişleme kapasitesi konusu sadece  ekonomik ve kültürel bir meseleden ibaret değildir.  Çeşitli ülkelerin kültürlerinin uyuşması aynı zamanda psikolojik bir meseledir’ şeklinde konuştu. Üye devletlerin halkları daha şimdiden yeni AB üyesi Romanya ve Bulgaristan'ın genişlemeye dahil olmasına kuşkuyla  yaklaşıyor." (30/12)

Financial Times Deutschland: "Müzakere Freni Erdoğan'ın Oylarına Malolabilir": "Şansölye Angela Merkel, AB Dönem Başkanlığı görevini  üstlenmeden önce Türkiye konusunu başarılı bir şekilde  halletti. Ankara ile yürütülen müzakereler bu yıl epeyce  aksamalara sebep olacak. Alınan karara göre, Türkiye-AB müzakereleri, Kıbrıs politikasını cezalandırmak maksadıyla  Ankara'nın tam üyelik müzakerelerinin 35 ana başlığının  8'inin askıya alınması suretiyle frenlendi. Bu şekilde aday  ülke ile AB arasındaki çalkalanmalar da bir süre için gündem  dışı kalacak. Fakat tam üyelik konusu 2007 yılında da bir  numaralı gündem olarak yerini korumaya ve bu bağlamda rota  konusu da AB'yi ilgilendirmeye devam edecek. Türkiye'nin iç siyasette vereceği ilk sınav mayıs ayında  olacak. Yeni Cumhurbaşkanı seçilecek ve Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'ın ülkenin en üst makamına aday olup olmayacağı henüz  belli değil. (…) Kimi gözlemciler ise, tüm erke sahip ordunun güç göstermek  suretiyle Erdoğan'a çelme takmak isteyebileceğinden endişe  duyuyorlar. Ordunun üst düzey yetkilileri sokaklara tankları  salmak ve tehdit savurmak suretiyle siyasi gündemin kızışmasına  neden olursa, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanların ekmeğine  yağ sürmüş olur. Bunun yanı sıra AB ile ilişkiler kasım ayındaki Parlamento seçimlerine etki edecek. AB'nin cezalandırma yöntemi halkın  büyük bir kesimi tarafından hayal kırıklığı ve adaletsizlik  olarak algılanıyor. (…)" (Dilek Zaptcıoğlu, 02/01)

Frankfurter Rundschau: "İstenmeyen Genişlemenin Babası": "Stoiber AB üyeliğine karşı, Merkel ise tam üyelikten  yana değil. Türkiye, Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı süresince  de AB'nin Genişlemesinden Sorumlu Komiseri Olli Rehn için zor  bir konu olarak kalmaya devam edecek. Uzunca bir süredir, AB genişlemesi sevinç gösterileriyle karşılanmıyor. Fakat Roma Hukukuna göre ‘pacta sunt  servenda’, yani imzalanan sözleşmeye uyma zorunluluğu ilkesi vardır. Stoiber ise -her ne kadar Ankara ile hedefi tam üyelik  olan ucu açık müzakere kararı alınmış olsa da-, tam üyelik  görüşmelerinin yürütülmesine karşı çıkarak, ‘Türkiye hiçbir  zaman AB'ye tam üye olmayacaktır’ diyebiliyor. Olli Rehn, özellikle Avusturya'da da rağbet gören buna  benzer yaklaşımlarla muhatap olmak durumunda kalıyor. Ayrıca  yapılan anketlere göre, AB üyesi Avrupa halklarının büyük  çoğunluğu, Türklerin Birlik dışında kalması gerektiğini  düşünüyor. Durum böyleyken Rehn, genişleme sorumlusu olarak  alınan kararlar doğrultusunda yola devam etmek zorunda. AB Dönem Başkanlığı’nı üstlenen Merkel'in, Olli Rehn'e  her zamankinden daha fazla ihtiyacı olacak. Netice  itibarıyla Merkel, Türkiye konusunda da adil bir şekilde  arabuluculuk yapacağının sözünü verdi. Rehn bu konuda, dönem  başkanına yardımcı olabilir; çünkü Rehn, hazırladığı ilerleme  raporlarında yer alan sert eleştirilerin olumlu şekilde değerlendirilmesini sağlayabiliyor. Olli Rehn'in, tartışmalı  üyelik müzakerelerinin, Türkiye'ye kapıyı tam anlamıyla  kapatmadan kısmi olarak durdurulmasına yönelik önerdiği  uzlaşma, büyük bir kesim tarafından kabul gördü."  (Jörg Reckmann, 03/01)

 

AVUSTURYA BASINI:

Kurier: "Ticaret Komiseri Türkiye'nin Bağlanmasından Yana": "AB'nin Ticaret Komiseri Peter Mandelson, Türkiye ile  müzakerelerin başarısızlığa uğramaması yolunda uyarıyor.  Türkiye'nin çok önemli bir stratejik hedef olduğunu  vurgulayan Mandelson, Türkiye'nin AB'ye entegre olmasının  engellenmesi halinde, Avrupa'nın sınırlarında bir  huzursuzluk bölgesi oluşacağını belirtiyor ve Türkiye'nin  AB'nin enerji ihtiyacının karşılanması konusunda da önemli  bir rol oynadığına işaret ediyor." (29/12)

Wiener Zeitung: "Avrupalılar Aralarına Başkasını Almak İstemiyor": "Avrupa'nın kapılarını zorlayan insanların sayısı giderek  artıyor. Onlar zorladıkça, Avrupa da kapılarını daha sıkı  kapamaya çalışıyor. Afrika'dan yasa dışı göçü frenlemek için  müşterek devriyeler, sertleştirilen sığınma yasaları,  uygarlıklar çatışması konusunda tartışmalar; bütün bunlar  AB'nin, özellikle de zengin olan üyelerinin çevresindeki  duvarların yükselmesine neden oluyor. (…) Birçok  Avusturyalı artık ‘AB genişlemesi’ lafını bile duymak istemiyor. Nitekim Avusturyalıların yalnızca yüzde 5'i  Türkiye'nin AB'ye katılımını onaylıyor. Brüksel'deki politikacılar buna kibarca ‘Enlargement  Fatigue’ diyorlar. Bu kulağa, Avusturyalı politikacıların  sınırları kapatma eğilimine neden olarak gösterdiği  ‘genişleme yorgunluğundan’ çok daha hoş geliyor. Huzurlu  ve küçük Batı Avrupa yaşam alanının yitirilmesinin yol  açtığı melankoliye, biraz da Birliğin hala kendini  sağlamlaştıramamasından ve potansiyelini tümüyle  kullanamamasından doğan üzüntü karışıyor. (…)  Romanya ve  Bulgaristan'ın Birliğe katılımından önce de böyle bir korku  hissediliyor. Bu en yoğun olarak da Türkiye'nin AB yönündeki  çabaları konusunda belirginleşiyor. Halbuki Türkiye'nin AB'ye katılımına ilişkin bütün  argümanların bir karşı argümanı da bulunuyor. Dini  farklılıklar mı? Daha şimdiden Avrupa'da milyonlarca  Müslüman yaşıyor. Bunlardan bazıları laik Türkiye'de  kendilerine tanınmayan hakları burada kazanmaya çalışıyor,  örneğin okulda başörtüsü takmak gibi. Kültürel farklılıklar mı? Türk mantığı bir Giritli ya  da Kıbrıslıya, bir İsveçlinin ya da İngilizin mantığından daha yakın. Ekonomik farklılıklar mı? Bunlara Avrupa içindeki bazı  bölgelerde de rastlanıyor. Ayrıca Türkiye şu sıralar birçok  ülkenin ancak hayal edebileceği bir büyüme yaşıyor."  (Martyna Czarnowska, 29/12)

Die Presse: "Türkiye ile Müzakereler Askıda": "Sorunlu aday Türkiye'nin Almanya'nın Dönem Başkanlığı’ndan  büyük beklentileri var. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan,  Ankara'nın, AB'nin yakında Türkiye'nin katılımının stratejik  ve siyasi öneminin farkına varacağını umduğunu söyledi. Ancak Almanya, AB devlet ve hükümet başkanlarının 2006  sonunda askıya aldığı müzakereleri orada bırakacak. Türkiye  AB ülkesi Kıbrıs'tan gelecek gemilere limanlarını açmayı  reddettiği için, müzakerelerin sekiz faslı dondurulmuştu.  Merkel hükümeti zaten zor olan dönem başkanlığı sırasında  bir de Türkiye sorununu yüklenmek ve iç politikada katılım  konusunda yeniden ihtilaf çıkması riskine girmek istemiyor." (02/01)

 

İTALYA BASINI:

Corriere Della Sera: "Katolik Kaczynski'den Türkiye'nin AB'ye Katılımına 'Evet'":

            "SORU: Polonya, Türkiye'nin AB'ye katılımından yana mı?

            KACZYNSKİ: Tabii, özellikle de stratejik açıdan. Her  ne kadar müzakere süreci biraz uzun sürecek ve kültürel  farklılıklar da bir bakıma engel teşkil edebilecek olsa  bile...

            SORU: Peki, AB genişlemesine nasıl bakıyorsunuz?

            KACZYNSKİ: Son AB zirvesinde, Polonya olarak, karşı  çıkma niyetinde olmadığımız, Batı Balkan ülkelerinin  katılımı ihtimali ele alındı. Burada sadece, esasen hazır  durumda olan Hırvatistan değil, aynı zamanda, katılımında  bir mahsur görmediğimiz Sırbistan da konuşuldu. İyi de  neden Sırbistan'a ‘evet’ de, Ukrayna'ya ‘hayır’, hem de  hiçbir şekilde Moldova ve Gürcistan'ı da hesaba katmaksızın?  Her ne kadar AB içinde bu konuda farklı görüşler mevcutsa  da, Polonya ve Litvanya'nın fikirleri pek önemsenmiyor.  Oysa ki, ortak bir AB dış politikası planlanacaksa, Polonya  bu konuda söz sahibi olmak durumundadır!" (Sandro Scabello, Polonya Devlet Başkanı Lech Kaczynski ile yapılan mülakat, 29/12)

 

YUNANİSTAN BASINI:

To Vima: "Almanya-Yunanistan İlişkilerinde Gelişme İçin Yeni Fırsat": "Almanya ve Yunanistan Avrupa Birliği’nin daha dinamik  şekilde tamamlanmasını onaylamaktadır. Parlamentoları, Avrupa  Anayasa Anlaşmasını onayladılar. Her iki ülke de, Türkiye’den  önce katılıma aday olan ülkelerin katılım için uyguladığı siyasi,  ekonomik ve kültürel yükümlülükleri tamamlaması şartıyla,  Türkiye’nin AB’ye katılımını desteklemektedir. İki ülkenin de  Avrupa Parlamentosu’nda son iki hafta içinde yapılan görüşmelerdeki  amacı, hem Türkiye’nin katılım sürecinin kesilmemesi hem de  katılıma aday bir ülkenin belirli şartları tamamlaması gerektiği  yönünde açık bir mesajın verilmesiydi." (Almanya’nın Atina Büyükelçisi Dr. Wolfgang Schultheiss, 30/12)

To Vima: "Dönem Başkanı Almanya'nın Amaçları":

            "SORU: Almanya, Dönem Başkanı olarak, Kıbrıslı Türklerin  izolasyonunun kaldırılması konusunda ne yapmayı düşünüyor?           

            GLOZER: Türkiye'ye imzaladığı Ankara Protokolü'nden  doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda mesaj  verildiği açıkça bellidir. Ancak, önemli olan, AB kapısının  Türkiye'ye açık kalmasıdır. AB, Kıbrıslı Türklere yardım  etmek ve izolasyonlarına son verme olanaklarını aradığını  açıkça ifade etmiştir. Dönem Başkanı Almanya bu amaçla üye  devletlerle, özellikle de Kıbrıs Cumhuriyeti ile görüşmelerde bulunacak. Biz ambargonun son bulması gerektiğine inanıyoruz"

            SORU: Türkiye'nin AB sürecini önümüzdeki dönemde nasıl  görüyorsunuz?

            GLOZER: Başta da açıkça ifade ettiğimiz gibi bu uzun  bir süreç olacak. Vatandaşların anlaması için bunu ilk  baştan beri söyledik. Türkiye'nin, yaptığı reformları  uygulaması da gerekir. AB'ye katılım bir ikramdı ve bir  ikramı reddetmek herkesin hakkıdır. Bunu Türk halkının da  anlamasını istiyoruz, çünkü Ankara'nın uygulaması gereken  reformlar birçok noktada kendi vatandaşlarının yararınadır.  Türk vatandaşlarının daha fazla insan haklarına sahip  olmaları, Türk mahkemelerin gerçekten devlet hukukunu  uygulamaları gerekir. Bunun, sadece Türkiye-AB ilişkileri açısından değil, Türkiye'nin kendisi için de önemli olduğunu  vurgulamak isterim. Yapılması gereken değişiklikler, kendi  vatandaşlarına yardım edecek, bunu Türklerin anlamaları  gerekir. Konuyu görüşme yöntemi çok önemlidir. Bu nedenle  biz politikacıların çok dikkatli olması gerektiğine inanıyorum." (Avrupa Konularından Sorumlu Almanya Dışişleri Bakan Yardımcısı  Gunther Glozer ile yapılan mülakat, 31/12)

 

NOT: Bu bülten, 29 Aralık 2006-03 Ocak 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 

ESKİ SAYILAR