ABD BASINI:
AP: "Türk Sivil ve Askeri Liderler, AB Üyelik
Girişimine Bağlılıklarını Teyit Ettiler":
"Türk sivil ve askeri liderler, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma
girişimine bağlılıklarını yeniden teyit ettiler, ancak Birliğin
Ankara'nın önüne fazladan koşul getirmemesi gerektiğini söylediler.
Milli Güvenlik Kurulu toplantısında üst düzey bakanlar ve generaller,
AB'nin, AB üyesi Kıbrıs'la yaşanan bir anlaşmazlık nedeniyle
Türkiye'nin üyelik müzakerelerini kısmen askıya alma kararını
görüştüler. Toplantı sonunda yayımlanan kısa açıklamada, ‘ülke AB
üyeliği amacına bağlılığını sürdürmektedir ve bu amaç için kararlılıkla
çalışmaya devam etmektedir’ denildi. Ancak açıklamada ayrıca, ‘diğer
ülkelere uygulanmayan kriterler ve tedbirler Türkiye'ye
uygulanmamalıdır ve Kıbrıs gibi üyelik süreciyle ilgili olmayan engeller
konulmamalıdır’ ifadesine yer verildi."
(29/12)
The New York Times: "Türkiye'nin Yolundaki Engeller":
"Avrupa Birliği'nin kısa bir süre önce Türkiye ile planladığı üyelik
müzakerelerinin bir kısmını askıya alması şaşırtıcı olmadı. Açmaza
giren noktalar uzun süredir Türkiye'nin üyelik girişimini baltalamakla
tehdit eden Türkiye ile Kıbrıs arasındaki gerilen ilişkilerle ilgiliydi.
Şaşırtıcı olan -ve dehşete düşüren- ise birliğin bunu yasal bir sorun
gibi ele almasıydı. Bu bir çarpıtmadır. Türkiye gerçekten de Kıbrıs'a
muamelesi yüzünden Avrupa yasasını ihlal ediyor. Ancak sorun aslında
siyasi ve birliğin kendi kendine yarattığı bir şeydir. AB bölünmüş
Kıbrıs'ın 2004'te bloğa katılmasına izin verdiğinde gaf yaptı. Yeniden
birleşme -güneydeki Kıbrıslı Rumlarla kuzeydeki Kıbrıslı Türkler- bir
önkoşul olmalıydı. Yine de, hem Kıbrıs'ın hem de Türkiye'nin barış
içinde AB'ye katılabilmesi için Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin adayı
yeniden birleştirmek üzere ellerinden geleni yaptıkları yaygın bir
şekilde kabul görüyor. Ancak Kıbrıslı Rumlar BM'nin yeniden birleştirme
planını engellediler. Bu, Türkiye'yi savunulamaz bir durumda bıraktı.
Diğer Avrupalı liderlerin, Kıbrıslı Rum liderlere çıkmaza son
vermeleri ve bir çözüm bulmak üzere Türkiye ile çalışmaları için baskı
yapıyor olmaları gerekirdi. Bunun yerine bazıları bu çıkmazı Türkiye'nin
girişini kösteklemek için kullanıyor. Türkiye'ye karşı olmak Avrupa'yı
hoşgörü ve siyasi uzlaşı değerlerinin testinde başarısızlığa uğrattı.
Ayrıca Avrupalıların kendi çıkarlarının farkına varamadıklarını da
gösteriyor. Batı, Irak'taki savaşı bastırma çabasıyla ve daha genelde
Orta Doğu'da barış için çalışmak üzere Irak'ın komşularıyla bağlantı
kurulması gerektiğinin gittikçe fazla farkına varıyor. Türkiye bu
bakımdan kullanılmayan bir kaynaktır. Türkiye ayrıca Rusya ve Orta
Asya'dan Avrupa'ya petrol ve gaz nakliyatında da önemli bir merkez
haline gelmektedir. Bu da, onu Avrupa'nın enerji güvenliğinde önemli
bir yere getiriyor. Türkiye kendi adına hala tartışılmakta olan
meselelerde, özellikle de ifade özgürlüğünü engelleyen Türk
yasalarının kaldırılmasında ilerleme kaydederek elini
güçlendirmelidir. Ancak Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünü düzeltmek ve
Türkiye'nin Avrupa'daki hayati rolünün tarafsız bir şekilde
anlaşılması için yolu açmak AB'ye kalmıştır.
(30/12)
ALMANYA BASINI:
Die Welt: "Stoiber AB Genişlemesi Konusunda Amansız":
"CSU'nun Genel Başkanı Edmund Stoiber, AB Dönem Başkanlığı’nın
Almanya'ya geçmesi öncesinde, Türkiye'nin AB'ye üyeliğiyle ilgili
olumsuz tutumunu vurguladı. Edmund Stoiber, Welt am Sonntag gazetesine
yaptığı açıklamada, ‘AB'nin genişleme kapasitesi konusu sadece
ekonomik ve kültürel bir meseleden ibaret değildir. Çeşitli ülkelerin
kültürlerinin uyuşması aynı zamanda psikolojik bir meseledir’ şeklinde
konuştu. Üye devletlerin halkları daha şimdiden yeni AB üyesi Romanya ve
Bulgaristan'ın genişlemeye dahil olmasına kuşkuyla yaklaşıyor."
(30/12)
Financial Times Deutschland: "Müzakere Freni
Erdoğan'ın Oylarına Malolabilir": "Şansölye
Angela Merkel, AB Dönem Başkanlığı görevini üstlenmeden önce Türkiye
konusunu başarılı bir şekilde halletti. Ankara ile yürütülen
müzakereler bu yıl epeyce aksamalara sebep olacak. Alınan karara göre,
Türkiye-AB müzakereleri, Kıbrıs politikasını cezalandırmak maksadıyla
Ankara'nın tam üyelik müzakerelerinin 35 ana başlığının 8'inin askıya
alınması suretiyle frenlendi. Bu şekilde aday ülke ile AB arasındaki
çalkalanmalar da bir süre için gündem dışı kalacak. Fakat tam üyelik
konusu 2007 yılında da bir numaralı gündem olarak yerini korumaya ve bu
bağlamda rota konusu da AB'yi ilgilendirmeye devam edecek. Türkiye'nin
iç siyasette vereceği ilk sınav mayıs ayında olacak. Yeni Cumhurbaşkanı
seçilecek ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ülkenin en üst makamına
aday olup olmayacağı henüz belli değil. (…) Kimi gözlemciler ise, tüm
erke sahip ordunun güç göstermek suretiyle Erdoğan'a çelme takmak
isteyebileceğinden endişe duyuyorlar. Ordunun üst düzey yetkilileri
sokaklara tankları salmak ve tehdit savurmak suretiyle siyasi gündemin
kızışmasına neden olursa, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanların
ekmeğine yağ sürmüş olur. Bunun yanı sıra AB ile ilişkiler kasım
ayındaki Parlamento seçimlerine etki edecek. AB'nin cezalandırma yöntemi
halkın büyük bir kesimi tarafından hayal kırıklığı ve adaletsizlik
olarak algılanıyor. (…)" (Dilek Zaptcıoğlu, 02/01)
Frankfurter Rundschau: "İstenmeyen Genişlemenin
Babası": "Stoiber AB üyeliğine karşı, Merkel
ise tam üyelikten yana değil. Türkiye, Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı
süresince de AB'nin Genişlemesinden Sorumlu Komiseri Olli Rehn için
zor bir konu olarak kalmaya devam edecek. Uzunca bir süredir, AB
genişlemesi sevinç gösterileriyle karşılanmıyor. Fakat Roma Hukukuna
göre ‘pacta sunt servenda’, yani imzalanan sözleşmeye uyma zorunluluğu
ilkesi vardır. Stoiber ise -her ne kadar Ankara ile hedefi tam üyelik
olan ucu açık müzakere kararı alınmış olsa da-, tam üyelik
görüşmelerinin yürütülmesine karşı çıkarak, ‘Türkiye hiçbir zaman AB'ye
tam üye olmayacaktır’ diyebiliyor. Olli Rehn, özellikle Avusturya'da da
rağbet gören buna benzer yaklaşımlarla muhatap olmak durumunda kalıyor.
Ayrıca yapılan anketlere göre, AB üyesi Avrupa halklarının büyük
çoğunluğu, Türklerin Birlik dışında kalması gerektiğini düşünüyor.
Durum böyleyken Rehn, genişleme sorumlusu olarak alınan kararlar
doğrultusunda yola devam etmek zorunda. AB Dönem Başkanlığı’nı üstlenen
Merkel'in, Olli Rehn'e her zamankinden daha fazla ihtiyacı olacak.
Netice itibarıyla Merkel, Türkiye konusunda da adil bir şekilde
arabuluculuk yapacağının sözünü verdi. Rehn bu konuda, dönem başkanına
yardımcı olabilir; çünkü Rehn, hazırladığı ilerleme raporlarında yer
alan sert eleştirilerin olumlu şekilde değerlendirilmesini
sağlayabiliyor. Olli Rehn'in, tartışmalı üyelik müzakerelerinin,
Türkiye'ye kapıyı tam anlamıyla kapatmadan kısmi olarak durdurulmasına
yönelik önerdiği uzlaşma, büyük bir kesim tarafından kabul gördü."
(Jörg Reckmann, 03/01)
AVUSTURYA BASINI:
Kurier: "Ticaret Komiseri Türkiye'nin Bağlanmasından
Yana": "AB'nin Ticaret Komiseri Peter
Mandelson, Türkiye ile müzakerelerin başarısızlığa uğramaması yolunda
uyarıyor. Türkiye'nin çok önemli bir stratejik hedef olduğunu
vurgulayan Mandelson, Türkiye'nin AB'ye entegre olmasının engellenmesi
halinde, Avrupa'nın sınırlarında bir huzursuzluk bölgesi oluşacağını
belirtiyor ve Türkiye'nin AB'nin enerji ihtiyacının karşılanması
konusunda da önemli bir rol oynadığına işaret ediyor." (29/12)
Wiener Zeitung: "Avrupalılar Aralarına Başkasını Almak
İstemiyor": "Avrupa'nın kapılarını zorlayan
insanların sayısı giderek artıyor. Onlar zorladıkça, Avrupa da
kapılarını daha sıkı kapamaya çalışıyor. Afrika'dan yasa dışı göçü
frenlemek için müşterek devriyeler, sertleştirilen sığınma yasaları,
uygarlıklar çatışması konusunda tartışmalar; bütün bunlar AB'nin,
özellikle de zengin olan üyelerinin çevresindeki duvarların
yükselmesine neden oluyor. (…) Birçok Avusturyalı artık ‘AB
genişlemesi’ lafını bile duymak istemiyor. Nitekim Avusturyalıların
yalnızca yüzde 5'i Türkiye'nin AB'ye katılımını onaylıyor. Brüksel'deki
politikacılar buna kibarca ‘Enlargement Fatigue’ diyorlar. Bu kulağa,
Avusturyalı politikacıların sınırları kapatma eğilimine neden olarak
gösterdiği ‘genişleme yorgunluğundan’ çok daha hoş geliyor. Huzurlu ve
küçük Batı Avrupa yaşam alanının yitirilmesinin yol açtığı melankoliye,
biraz da Birliğin hala kendini sağlamlaştıramamasından ve potansiyelini
tümüyle kullanamamasından doğan üzüntü karışıyor. (…) Romanya ve
Bulgaristan'ın Birliğe katılımından önce de böyle bir korku
hissediliyor. Bu en yoğun olarak da Türkiye'nin AB yönündeki çabaları
konusunda belirginleşiyor. Halbuki Türkiye'nin AB'ye katılımına ilişkin
bütün argümanların bir karşı argümanı da bulunuyor. Dini farklılıklar
mı? Daha şimdiden Avrupa'da milyonlarca Müslüman yaşıyor. Bunlardan
bazıları laik Türkiye'de kendilerine tanınmayan hakları burada
kazanmaya çalışıyor, örneğin okulda başörtüsü takmak gibi. Kültürel
farklılıklar mı? Türk mantığı bir Giritli ya da Kıbrıslıya, bir
İsveçlinin ya da İngilizin mantığından daha yakın. Ekonomik farklılıklar
mı? Bunlara Avrupa içindeki bazı bölgelerde de rastlanıyor. Ayrıca
Türkiye şu sıralar birçok ülkenin ancak hayal edebileceği bir büyüme
yaşıyor." (Martyna Czarnowska, 29/12)
Die Presse: "Türkiye ile Müzakereler Askıda":
"Sorunlu aday Türkiye'nin Almanya'nın Dönem Başkanlığı’ndan büyük
beklentileri var. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Ankara'nın,
AB'nin yakında Türkiye'nin katılımının stratejik ve siyasi öneminin
farkına varacağını umduğunu söyledi. Ancak Almanya, AB devlet ve hükümet
başkanlarının 2006 sonunda askıya aldığı müzakereleri orada bırakacak.
Türkiye AB ülkesi Kıbrıs'tan gelecek gemilere limanlarını açmayı
reddettiği için, müzakerelerin sekiz faslı dondurulmuştu. Merkel
hükümeti zaten zor olan dönem başkanlığı sırasında bir de Türkiye
sorununu yüklenmek ve iç politikada katılım konusunda yeniden ihtilaf
çıkması riskine girmek istemiyor." (02/01)
İTALYA BASINI:
Corriere Della Sera: "Katolik Kaczynski'den
Türkiye'nin AB'ye Katılımına 'Evet'":
"SORU: Polonya, Türkiye'nin AB'ye katılımından yana
mı?
KACZYNSKİ: Tabii, özellikle de stratejik açıdan. Her
ne kadar müzakere süreci biraz uzun sürecek ve kültürel farklılıklar da
bir bakıma engel teşkil edebilecek olsa bile...
SORU: Peki, AB genişlemesine nasıl bakıyorsunuz?
KACZYNSKİ: Son AB zirvesinde, Polonya olarak, karşı
çıkma niyetinde olmadığımız, Batı Balkan ülkelerinin katılımı ihtimali
ele alındı. Burada sadece, esasen hazır durumda olan Hırvatistan değil,
aynı zamanda, katılımında bir mahsur görmediğimiz Sırbistan da
konuşuldu. İyi de neden Sırbistan'a ‘evet’ de, Ukrayna'ya ‘hayır’, hem
de hiçbir şekilde Moldova ve Gürcistan'ı da hesaba katmaksızın? Her ne
kadar AB içinde bu konuda farklı görüşler mevcutsa da, Polonya ve
Litvanya'nın fikirleri pek önemsenmiyor. Oysa ki, ortak bir AB dış
politikası planlanacaksa, Polonya bu konuda söz sahibi olmak
durumundadır!" (Sandro Scabello, Polonya
Devlet Başkanı Lech Kaczynski ile yapılan mülakat, 29/12)
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima: "Almanya-Yunanistan İlişkilerinde Gelişme
İçin Yeni Fırsat": "Almanya ve Yunanistan
Avrupa Birliği’nin daha dinamik şekilde tamamlanmasını onaylamaktadır.
Parlamentoları, Avrupa Anayasa Anlaşmasını onayladılar. Her iki ülke
de, Türkiye’den önce katılıma aday olan ülkelerin katılım için
uyguladığı siyasi, ekonomik ve kültürel yükümlülükleri tamamlaması
şartıyla, Türkiye’nin AB’ye katılımını desteklemektedir. İki ülkenin
de Avrupa Parlamentosu’nda son iki hafta içinde yapılan görüşmelerdeki
amacı, hem Türkiye’nin katılım sürecinin kesilmemesi hem de katılıma
aday bir ülkenin belirli şartları tamamlaması gerektiği yönünde açık
bir mesajın verilmesiydi." (Almanya’nın
Atina Büyükelçisi Dr. Wolfgang Schultheiss, 30/12)
To Vima: "Dönem Başkanı Almanya'nın Amaçları":
"SORU: Almanya, Dönem Başkanı olarak, Kıbrıslı
Türklerin izolasyonunun kaldırılması konusunda ne yapmayı düşünüyor?
GLOZER: Türkiye'ye imzaladığı Ankara Protokolü'nden
doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda mesaj verildiği
açıkça bellidir. Ancak, önemli olan, AB kapısının Türkiye'ye açık
kalmasıdır. AB, Kıbrıslı Türklere yardım etmek ve izolasyonlarına son
verme olanaklarını aradığını açıkça ifade etmiştir. Dönem Başkanı
Almanya bu amaçla üye devletlerle, özellikle de Kıbrıs Cumhuriyeti ile
görüşmelerde bulunacak. Biz ambargonun son bulması gerektiğine
inanıyoruz"
SORU: Türkiye'nin AB sürecini önümüzdeki dönemde
nasıl görüyorsunuz?
GLOZER: Başta da açıkça ifade ettiğimiz gibi bu uzun
bir süreç olacak. Vatandaşların anlaması için bunu ilk baştan beri
söyledik. Türkiye'nin, yaptığı reformları uygulaması da gerekir. AB'ye
katılım bir ikramdı ve bir ikramı reddetmek herkesin hakkıdır. Bunu
Türk halkının da anlamasını istiyoruz, çünkü Ankara'nın uygulaması
gereken reformlar birçok noktada kendi vatandaşlarının yararınadır.
Türk vatandaşlarının daha fazla insan haklarına sahip olmaları, Türk
mahkemelerin gerçekten devlet hukukunu uygulamaları gerekir. Bunun,
sadece Türkiye-AB ilişkileri açısından değil, Türkiye'nin kendisi için
de önemli olduğunu vurgulamak isterim. Yapılması gereken değişiklikler,
kendi vatandaşlarına yardım edecek, bunu Türklerin anlamaları gerekir.
Konuyu görüşme yöntemi çok önemlidir. Bu nedenle biz politikacıların
çok dikkatli olması gerektiğine inanıyorum."
(Avrupa Konularından Sorumlu Almanya Dışişleri Bakan
Yardımcısı Gunther Glozer ile yapılan mülakat, 31/12)
NOT:
Bu bülten, 29 Aralık 2006-03 Ocak 2007 tarihleri arasında Genel
Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR