05.01.2007

   

Anasayfa

e-posta


 

FRANSA BASINI:

La Croix: "Vatikan Türkiye'nin AB Üyeliğini Destekliyor": "Sadece bir ikinci kuşağa ait olacak olsa da Türkiye'ye  evet. Vatikan'ın tutumu, daha önce görülmediği bir şekilde  artık açık ve çelişkisiz. Bu sözleri söyleyen Papa XVI. Benedict değil, sağ kolu olan Sözcüsü Kardinal Tarcisio  Bertone. Kardinal, 15 Eylül'de göreve atanmasından bu yana  Fransızca yapacağı ilk söyleşisi için, Bayard Yayınevi’nin  çıkardığı ve 7 Ocak 2007 sayısıyla yenilenen La Documentation  Catholique dergisini seçti. Vatikan'ın kilit adamı haline gelen bu din adamının ifade  ettiği üzere, elbette Katolik Kilisesi’nin ‘Türkiye'nin AB'ye  katılımını sağlamak veya veto etmek gibi bir gücü yok. Ancak,  Avrupa'nın Türkiyesiz kalarak, bu ülkenin tarih boyunca Batı  ile Doğu arasında kurduğu köprüden istifade edemeyeceği  görülüyor’ diye ekliyor. Eski Cenova Başpiskoposu konunun  hakimi: ‘Türkiye uzun süredir Avrupa ile işbirliği içinde. Ceneviz Cumhuriyeti'nin Türkler ile ilişkileri iyi yöndeydi  ve İngiltere'nin, Saint Georges bandırasını elde etmesinin  sebebi, onlarla ticaret yapma ve Osmanlı limanlarına girebilme isteklerinden kaynaklanır.’ Din adamının öne sürdüğü diğer yakın tarihin savları  ise şöyle: ‘Türkiye'de bugün özel bir laiklik sistemi ve  demokraside ilerleyen bir rejim mevcut. Değer sistemini  güçlendirmek için Türkiye'ye gerçek bir demokrasi olması  yönünde yardım etmek Avrupa'nın yararına olacaktır.  Türkiye'yi Avrupa dışında bırakmak, ülkede kökten dinci  İslami akımı destekleyecektir.’ Somut anlamda Kardinal, ‘Avrupa entegrasyonunun,  kuşak sistemiyle yani eski Avrupa ülkelerini içeren  bir kuşakla yeni katılan ülkeleri kapsayacak bir  ikinci kuşak’ şeklindeki fikri savundu. Papa'nın Türkiye ziyaretinin ardından yapılan bu  söyleşinin olumlu yanı, Katolik Kilisesi’nin bu zorlu  konuya ilişkin tutumu üzerindeki tartışmaya son vermesi."  (Jean-Marie Guenois, 04/01)

 

İNGİLTERE BASINI:

Financial Times: "Türkler Arasında Avrupa'ya Yönelik Hayal Kırıklığı Artıyor": "Modern Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 1933'te Cumhuriyetin kuruluşunun 10'uncu yıl dönümünde vatandaşlarına  yüksek hedefler gösteriyordu: ‘Ülkemizi en müreffeh ve medeni  ülkeler seviyesine yükseltmeliyiz... Ulusal kültürümüzü çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmalıyız.’ 1938 yılında hayata veda eden Atatürk, ardından, Türklere  cesaret verici pek çok özlü söz bıraktı. Bugün bunlar okul  kitaplarında ve resmi kurumların duvarlarında görülebilir.  (…) Türkiye'nin uzun yıllardır sürdürdüğü  Avrupa Birliği'ne katılım girişiminde geçen yıl kafa kafaya  bir mücadele yaşandı. Katılım müzakereleri Brüksel ile Kıbrıs  konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle kısmen donduruldu. Bazı AB ülkelerinde Türkiye'nin üyeliğine dair düşmanlık  artarken Türkler arasında üyeliğe verilen destekte düşüş  görüldü. Bu yıl Türkiye'nin Avrupa girişiminde iki olayın  önemli etkisi görülecek. Türk Meclisi mayıs ayında yeni  Cumhurbaşkanını seçecek. Bu süreç, özellikle de henüz böyle  bir açıklamada bulunmuş olmasa da Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı yarışına girmesi halinde ülkenin  siyasi dinamiklerini değiştirebilir. Ayrıca kasım ayında  yapılması planlanan Meclis seçimlerinin sonunda Erdoğan'ın  AB üyeliğini amaç edinen Adalet ve Kalkınma Partisi ile aynı  fikirde olmayan bir koalisyon hükümeti ortaya çıkabilir. 2007 yılının sonunda Türkiye-Avrupa ilişkilerinde ne  olacağı kesinleşmeyecek, ancak büyük ölçüde netleşebilecektir.  Seçimler halkın AB konusunda ciddi bir fikir değişimi yaşadığı  sırada yapılacak. Kamuoyunda AB konusunda yaşanan bu değişim ülkenin  kaderini Avrupa'da gören en sadık destekçilerin inancını  dahi zedeliyor. AB'nin azınlık hakları ve silahlı kuvvetlerin rolü  üzerinde ısrarla durması, Avrupa'da İslam korkusunun  yükselmekte olduğunu düşünen Türklerin AB'nin Türkiye'nin üyeliğine hayır demek için bir mazeret aradığı düşüncesini  destekledi. Buna rağmen AB yetkilileri, aday ülkelerde  insan haklarının ve siyasi hakların yakından takip  edildiğini ve Türkiye'ye kapının hala açık olduğunu  ısrarla söylüyorlar. Türkiye, diğer AB üyeliğine aday ülkelerden farklı.  Eski komünist blokta yer alan pek çok ülke AB'ye katıldı. Bu ülkeler Soğuk Savaşın sona ermesinden bu yana kaderini  Avrupa'da görmüştü. Ancak bu durum Türkiye için geçerli  olmadı. (…) AB'ye kabul süreci, ülkedeki Ceza Yasası'nın değişmesi  ve ölüm cezasının kaldırılması gibi değişikliklere neden  olarak Türkiye'de önemli reformlara imza atılmasını sağladı.  Ancak bazı yorumculara göre Türkiye ile AB arasındaki kabul  anlaşmasında başarısızlık tohumları var, çünkü AB Türkiye'ye  üyelik konusunda herhangi bir garanti vermiyor. Türkiye ile Avrupa arasında sağır bir diyalog var. Türk halkı şimdi AB'ye ‘Türkiyesiz bir AB’ mesajı veriyor."  (Vincent Boland, 04/01)

 

İSPANYA BASINI:

El Pais: "Türkiye'yi AB'ye Katmak": "10 yıl önce, Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle uzayıp giden  müzakereleri darbe aldığında, vicdan muhasebesi yapmak ve devam edip etmemeye karar vermek zorunda kalanlar Türklerdi.  Şimdi sıra, Avrupa'da. Avrupalılar, Hıristiyan Batı ile İslam  dünyası arasında var olan köprülerden birini havaya uçurmayı  tercih edecekler mi? Genel ifadelerle Avrupa, mesafeli  davranıp sürekli olarak ikinci sınıf ve şüpheli vatandaşlar  olarak addettikleri Müslümanları Birliğe dahil edecekler mi? Kıbrıs konusunda anlaşmazlık, Türkiye'ye pusu kurmak  için utanç verici bir bahaneydi: Türkler, adanın bölünmüşlüğüne bir çözüm bulabilmek için BM tarafından yürütülen  müzakerelerde çok mesafe kaydetti. Başta İspanyol, İngiliz ve  İsveçli bazı yöneticiler, büyük Müslüman komşuya daha olumlu bir tavır alınmasını savundular. Ancak şimdi Alman, Fransız,  Avusturyalı ve Hollandalı politikacılar, dış politikaları  için günah keçisi arıyorlar. Ekonomileri tıkanırken,  Müslümanlara ve göçmenlere karşı tavır alınırken, her  defasında Türkiye'nin asla Hıristiyan bir Avrupa'nın tam  bir üyesi olamayacağını ilan etme konusunda daha da hazır  oldukları görünüyor. Türkiye'nin 2020'den önce AB'ye katılmak  için hazır olacağı düşünülmüyor. Hatta Avrupa'nın düşmanlığından  rahatsız olan Türkler de, kesin adım konusunda kararsızlık gösteriyorlar. Türkiye'nin huzursuz Orta Doğu'daki  Müslüman dünyasında, istikrarlı ve ılımlı bir model kabul  edilmesinden dolayı AB'ye tam katılımı önemlidir. Türkiye'nin olası kabulü, Avrupa'daki Müslüman azınlığın  entegrasyonu açısından da yararlı olacaktır. Yeni göçmenlerin  olumsuz hallerinden, kadınlarına karşı baskıcı davranışlarından  İslamı sorumlu tutan bazı Avrupalılar için bu fikri kabul etmek  pek mümkün değil. Aslında dinden ziyade eğitim, refah seviyesi  ve şehir yaşantısına uyumla ilgili sorunlar söz konusu. (…) Avrupa'daki İslam karşıtları, Doğu ve Batı'nın geçmişte karşılıklı olarak birbirlerini zenginleştirdiklerini unutmak istiyor. İspanya, Medeniyetler İttifakı fikrini Türkiye ile  birlikte üstlendi. AB, oyunun kurallarını durmaksızın  değiştirirken, Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Batı  dünyasıyla aynı projeyi paylaşmaya devam ettiği konusunda  halkını inandırmak ve kendi içinde var olan korkunç Hıristiyan  karşıtlığına sınır koymak için bu Birliğe sık sık değiniyor.  Avrupalılar, İslami köktendinciliğe sebep olan farklı nedenleri  gerçekten derinlemesine incelemek istiyorlarsa, Türkiye'nin  AB'ye tam katılım perspektifini destekleyen Tony Blair'in  İngiltere'si ve de Jose Luis Rodriguez Zapatero'nun  İspanya'sıyla daha fazla işbirliği yapmalılar." (Hugh Pope, 03/01)

 

KIBRIS RUM BASINI:

Fileleftheros: "2007 Yılı, Türkiye İçin Sürprizlere Gebe":  "Vatandaşların Mayıs'ta, Ekim'de veya bir sonraki yılın  baharında seçim sandıklarına yönlendirilmesinden bağımsız  olarak, 2007 yılı, Yunanistan için seçim öncesi yılı olacak.  Başbakan Karamanlis, seçimlerin, dört yıl tamamlandığı zaman  yapılacağını halihazırda garanti ediyor. Ancak basın, konuya, özellikle gündemin tahrik edici olmadığı zamanda belirli  aralıklarla değinecek. 2007 yılının ilk yarısı, özellikle Hükümet için  kritiktir. Zira baharda, Karamanlis'in Ekonomi Kurmayları  Yunan ekonomisinin denetimden çıkacağını umuyor. Türkiye ile ilişkiler konusunda, bu Müslüman ülkedeki  iç gelişmelerle ilgili nedenlerden ötürü 2007 yılının  sürprizlere gebe olması mümkündür. Karamanlis, gerek  Ankara'nın Avrupai yönelimini gerekse üyelik müzakerelerini başarıyla tamamladığı takdirde Türkiye'nin AB'ye tam  üyeliğini desteklemeye son vermiyor. Bu şekilde hareket eden Karamanlis'in, Almanya Başbakanı  Angela Merkel'in, Türkiye'ye yönelik retçiliğin esas ifadecisi  ve Fransa'daki cumhurbaşkanlığı makamının talibi Nikola Sarkozy  ile birlikte Fransız muhafazakarların ve diğer AB ülkelerinin  Türkiye karşısında sergilediği tutumdan farklılaştığı açıktır.  Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier'in sosyalist  bir partiden gelmesi ve Türkiye'nin AB'ye katılımını candan  desteklemesi, Angela Merkel'i bu konuyla ilgili olarak denge  politikası izlemek durumunda bırakıyor. Bu uyumsuzluk,  sonuçta Almanya'nın, Türkiye'nin AB'deki nihai konumuna  yönelik tutumunda bir belirsizliğe neden olacak.  AB-Türkiye ilişkileri konusunun, AB dışında  ve Türkiye'deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri düzeyinde ele  alınması ihtimali vardır. Bizzat İslamcı Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan yahut partisinden başka biri Türkiye  Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanlığı mevkiini talep ederse  ve Ankara'nın geleneksel kurulu  düzeni de ne olursa olsun ülkenin en üst düzey görevinin  katıksız Kemalist düşüncelere sahip bir kişide kalmasını isterse, muhtemelen AB-Türkiye ilişkilerine ilişkin süreci  belirleyici şekilde etkileyebilecek önemli karışıklıklar  olacak." (Kostas Yordanidis, 03/01)

  

NOT: Bu bülten, 04 Ocak 2007 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR