FRANSA BASINI:
La Croix: "Vatikan Türkiye'nin AB Üyeliğini
Destekliyor": "Sadece bir ikinci kuşağa ait
olacak olsa da Türkiye'ye evet. Vatikan'ın tutumu, daha önce
görülmediği bir şekilde artık açık ve çelişkisiz. Bu sözleri söyleyen
Papa XVI. Benedict değil, sağ kolu olan Sözcüsü Kardinal Tarcisio
Bertone. Kardinal, 15 Eylül'de göreve atanmasından bu yana Fransızca
yapacağı ilk söyleşisi için, Bayard Yayınevi’nin çıkardığı ve 7 Ocak
2007 sayısıyla yenilenen La Documentation Catholique dergisini seçti.
Vatikan'ın kilit adamı haline gelen bu din adamının ifade ettiği üzere,
elbette Katolik Kilisesi’nin ‘Türkiye'nin AB'ye katılımını sağlamak
veya veto etmek gibi bir gücü yok. Ancak, Avrupa'nın Türkiyesiz
kalarak, bu ülkenin tarih boyunca Batı ile Doğu arasında kurduğu
köprüden istifade edemeyeceği görülüyor’ diye ekliyor. Eski Cenova
Başpiskoposu konunun hakimi: ‘Türkiye uzun süredir Avrupa ile işbirliği
içinde. Ceneviz Cumhuriyeti'nin Türkler ile ilişkileri iyi yöndeydi ve
İngiltere'nin, Saint Georges bandırasını elde etmesinin sebebi, onlarla
ticaret yapma ve Osmanlı limanlarına girebilme isteklerinden
kaynaklanır.’ Din adamının öne sürdüğü diğer yakın tarihin savları ise
şöyle: ‘Türkiye'de bugün özel bir laiklik sistemi ve demokraside
ilerleyen bir rejim mevcut. Değer sistemini güçlendirmek için
Türkiye'ye gerçek bir demokrasi olması yönünde yardım etmek Avrupa'nın
yararına olacaktır. Türkiye'yi Avrupa dışında bırakmak, ülkede kökten
dinci İslami akımı destekleyecektir.’ Somut anlamda Kardinal, ‘Avrupa
entegrasyonunun, kuşak sistemiyle yani eski Avrupa ülkelerini içeren
bir kuşakla yeni katılan ülkeleri kapsayacak bir ikinci kuşak’
şeklindeki fikri savundu. Papa'nın Türkiye ziyaretinin ardından yapılan
bu söyleşinin olumlu yanı, Katolik Kilisesi’nin bu zorlu konuya
ilişkin tutumu üzerindeki tartışmaya son vermesi."
(Jean-Marie Guenois, 04/01)
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times: "Türkler Arasında Avrupa'ya Yönelik
Hayal Kırıklığı Artıyor": "Modern Türkiye'nin
kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 1933'te Cumhuriyetin kuruluşunun 10'uncu
yıl dönümünde vatandaşlarına yüksek hedefler gösteriyordu: ‘Ülkemizi en
müreffeh ve medeni ülkeler seviyesine yükseltmeliyiz... Ulusal
kültürümüzü çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmalıyız.’ 1938
yılında hayata veda eden Atatürk, ardından, Türklere cesaret verici pek
çok özlü söz bıraktı. Bugün bunlar okul kitaplarında ve resmi
kurumların duvarlarında görülebilir. (…) Türkiye'nin uzun yıllardır
sürdürdüğü Avrupa Birliği'ne katılım girişiminde geçen yıl kafa kafaya
bir mücadele yaşandı. Katılım müzakereleri Brüksel ile Kıbrıs konusunda
yaşanan anlaşmazlık nedeniyle kısmen donduruldu. Bazı AB ülkelerinde
Türkiye'nin üyeliğine dair düşmanlık artarken Türkler arasında üyeliğe
verilen destekte düşüş görüldü. Bu yıl Türkiye'nin Avrupa girişiminde
iki olayın önemli etkisi görülecek. Türk Meclisi mayıs ayında yeni
Cumhurbaşkanını seçecek. Bu süreç, özellikle de henüz böyle bir
açıklamada bulunmuş olmasa da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Cumhurbaşkanlığı yarışına girmesi halinde ülkenin siyasi dinamiklerini
değiştirebilir. Ayrıca kasım ayında yapılması planlanan Meclis
seçimlerinin sonunda Erdoğan'ın AB üyeliğini amaç edinen Adalet ve
Kalkınma Partisi ile aynı fikirde olmayan bir koalisyon hükümeti ortaya
çıkabilir. 2007 yılının sonunda Türkiye-Avrupa ilişkilerinde ne olacağı
kesinleşmeyecek, ancak büyük ölçüde netleşebilecektir. Seçimler halkın
AB konusunda ciddi bir fikir değişimi yaşadığı sırada yapılacak.
Kamuoyunda AB konusunda yaşanan bu değişim ülkenin kaderini Avrupa'da
gören en sadık destekçilerin inancını dahi zedeliyor. AB'nin azınlık
hakları ve silahlı kuvvetlerin rolü üzerinde ısrarla durması, Avrupa'da
İslam korkusunun yükselmekte olduğunu düşünen Türklerin AB'nin
Türkiye'nin üyeliğine hayır demek için bir mazeret aradığı düşüncesini
destekledi. Buna rağmen AB yetkilileri, aday ülkelerde insan haklarının
ve siyasi hakların yakından takip edildiğini ve Türkiye'ye kapının hala
açık olduğunu ısrarla söylüyorlar. Türkiye, diğer AB üyeliğine aday
ülkelerden farklı. Eski komünist blokta yer alan pek çok ülke AB'ye
katıldı. Bu ülkeler Soğuk Savaşın sona ermesinden bu yana kaderini
Avrupa'da görmüştü. Ancak bu durum Türkiye için geçerli olmadı. (…)
AB'ye kabul süreci, ülkedeki Ceza Yasası'nın değişmesi ve ölüm
cezasının kaldırılması gibi değişikliklere neden olarak Türkiye'de
önemli reformlara imza atılmasını sağladı. Ancak bazı yorumculara göre
Türkiye ile AB arasındaki kabul anlaşmasında başarısızlık tohumları
var, çünkü AB Türkiye'ye üyelik konusunda herhangi bir garanti
vermiyor. Türkiye ile Avrupa arasında sağır bir diyalog var. Türk halkı
şimdi AB'ye ‘Türkiyesiz bir AB’ mesajı veriyor." (Vincent Boland,
04/01)
İSPANYA BASINI:
El Pais: "Türkiye'yi AB'ye Katmak":
"10 yıl önce, Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle uzayıp giden müzakereleri
darbe aldığında, vicdan muhasebesi yapmak ve devam edip etmemeye karar
vermek zorunda kalanlar Türklerdi. Şimdi sıra, Avrupa'da. Avrupalılar,
Hıristiyan Batı ile İslam dünyası arasında var olan köprülerden birini
havaya uçurmayı tercih edecekler mi? Genel ifadelerle Avrupa, mesafeli
davranıp sürekli olarak ikinci sınıf ve şüpheli vatandaşlar olarak
addettikleri Müslümanları Birliğe dahil edecekler mi? Kıbrıs konusunda
anlaşmazlık, Türkiye'ye pusu kurmak için utanç verici bir bahaneydi:
Türkler, adanın bölünmüşlüğüne bir çözüm bulabilmek için BM tarafından
yürütülen müzakerelerde çok mesafe kaydetti. Başta İspanyol, İngiliz
ve İsveçli bazı yöneticiler, büyük Müslüman komşuya daha olumlu bir
tavır alınmasını savundular. Ancak şimdi Alman, Fransız, Avusturyalı ve
Hollandalı politikacılar, dış politikaları için günah keçisi arıyorlar.
Ekonomileri tıkanırken, Müslümanlara ve göçmenlere karşı tavır
alınırken, her defasında Türkiye'nin asla Hıristiyan bir Avrupa'nın
tam bir üyesi olamayacağını ilan etme konusunda daha da hazır
oldukları görünüyor. Türkiye'nin 2020'den önce AB'ye katılmak için
hazır olacağı düşünülmüyor. Hatta Avrupa'nın düşmanlığından rahatsız
olan Türkler de, kesin adım konusunda kararsızlık gösteriyorlar.
Türkiye'nin huzursuz Orta Doğu'daki Müslüman dünyasında, istikrarlı ve
ılımlı bir model kabul edilmesinden dolayı AB'ye tam katılımı
önemlidir. Türkiye'nin olası kabulü, Avrupa'daki Müslüman azınlığın
entegrasyonu açısından da yararlı olacaktır. Yeni göçmenlerin olumsuz
hallerinden, kadınlarına karşı baskıcı davranışlarından İslamı sorumlu
tutan bazı Avrupalılar için bu fikri kabul etmek pek mümkün değil.
Aslında dinden ziyade eğitim, refah seviyesi ve şehir yaşantısına
uyumla ilgili sorunlar söz konusu. (…) Avrupa'daki İslam karşıtları,
Doğu ve Batı'nın geçmişte karşılıklı olarak birbirlerini
zenginleştirdiklerini unutmak istiyor. İspanya, Medeniyetler İttifakı
fikrini Türkiye ile birlikte üstlendi. AB, oyunun kurallarını
durmaksızın değiştirirken, Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Batı
dünyasıyla aynı projeyi paylaşmaya devam ettiği konusunda halkını
inandırmak ve kendi içinde var olan korkunç Hıristiyan karşıtlığına
sınır koymak için bu Birliğe sık sık değiniyor. Avrupalılar, İslami
köktendinciliğe sebep olan farklı nedenleri gerçekten derinlemesine
incelemek istiyorlarsa, Türkiye'nin AB'ye tam katılım perspektifini
destekleyen Tony Blair'in İngiltere'si ve de Jose Luis Rodriguez
Zapatero'nun İspanya'sıyla daha fazla işbirliği yapmalılar."
(Hugh Pope, 03/01)
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros: "2007 Yılı, Türkiye İçin Sürprizlere
Gebe": "Vatandaşların Mayıs'ta, Ekim'de veya
bir sonraki yılın baharında seçim sandıklarına yönlendirilmesinden
bağımsız olarak, 2007 yılı, Yunanistan için seçim öncesi yılı olacak.
Başbakan Karamanlis, seçimlerin, dört yıl tamamlandığı zaman
yapılacağını halihazırda garanti ediyor. Ancak basın, konuya, özellikle
gündemin tahrik edici olmadığı zamanda belirli aralıklarla değinecek.
2007 yılının ilk yarısı, özellikle Hükümet için kritiktir. Zira
baharda, Karamanlis'in Ekonomi Kurmayları Yunan ekonomisinin denetimden
çıkacağını umuyor. Türkiye ile ilişkiler konusunda, bu Müslüman
ülkedeki iç gelişmelerle ilgili nedenlerden ötürü 2007 yılının
sürprizlere gebe olması mümkündür. Karamanlis, gerek Ankara'nın Avrupai
yönelimini gerekse üyelik müzakerelerini başarıyla tamamladığı takdirde
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini desteklemeye son vermiyor. Bu şekilde
hareket eden Karamanlis'in, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in,
Türkiye'ye yönelik retçiliğin esas ifadecisi ve Fransa'daki
cumhurbaşkanlığı makamının talibi Nikola Sarkozy ile birlikte Fransız
muhafazakarların ve diğer AB ülkelerinin Türkiye karşısında sergilediği
tutumdan farklılaştığı açıktır. Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter
Steinmeier'in sosyalist bir partiden gelmesi ve Türkiye'nin AB'ye
katılımını candan desteklemesi, Angela Merkel'i bu konuyla ilgili
olarak denge politikası izlemek durumunda bırakıyor. Bu uyumsuzluk,
sonuçta Almanya'nın, Türkiye'nin AB'deki nihai konumuna yönelik
tutumunda bir belirsizliğe neden olacak. AB-Türkiye ilişkileri
konusunun, AB dışında ve Türkiye'deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri
düzeyinde ele alınması ihtimali vardır. Bizzat İslamcı Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan yahut partisinden başka biri Türkiye Cumhuriyeti'nin
Cumhurbaşkanlığı mevkiini talep ederse ve Ankara'nın geleneksel kurulu
düzeni de ne olursa olsun ülkenin en üst düzey görevinin katıksız
Kemalist düşüncelere sahip bir kişide kalmasını isterse, muhtemelen
AB-Türkiye ilişkilerine ilişkin süreci belirleyici şekilde
etkileyebilecek önemli karışıklıklar olacak." (Kostas Yordanidis,
03/01)
NOT:
Bu bülten, 04 Ocak 2007 tarihinde Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR