ALMANYA BASINI:
Der Tagesspiegel: "Türkiye Doğu'ya Bir Köprüdür":
"Vatikan Devleti Bakanlık Müsteşarı Kardinal Tarcisio Bertone'ye göre,
Türkiye'siz bir Avrupa, Doğu'ya olan köprüsünü kaybeder. Vatikan Hükümet
Başkanı, La Croix adlı Fransız gazetesiyle yaptığı mülakatta,
‘Türkiye'de esaslı bir demokrasinin inşası Avrupa'nın çıkarlarının
gereğidir.’ dedi. Öte yandan Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn,
AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti'nden Kuzey Kıbrıs ile AB arasında muhtemel
bir doğrudan ticareti engellememesi talebinde bulundu. Lüksemburg
Dışişleri Bakanı Asselborn, AB'nin, Nisan 2004 yılında vermiş olduğu,
Kıbrıs Türklerine uygulanan ambargonun kaldırılacağı güvencesini
hatırlattı." ("Kna/ame" rumuzlu, 05/01)
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse: "AB, Türkleri Giderek Daha Fazla Hayal
Kırıklığına Uğratıyor": "Türkiye yeni yıla AB
konusunda düş kırıklığı ile başlıyor. AB Komisyonu sekiz başlığın Kıbrıs
Cumhuriyeti ile ulaşım bağlantılarının açılması konusundaki ihtilafın
çözümüne kadar dondurulmasının ardından, geriye kalan başlıklardan
dördüne ilişkin görüşmeleri başlatmayı planlamıştı. AB ülkeleri
büyükelçileri yeni yıla girmeden önce bunlardan ancak birinin
açılımının yapılması konusunda görüş birliğine varabildi. Bu şu anlama
geliyor: Müzakereler gerçi sürüyor, ama mümkün olduğunca düşük bir
düzeyde. Zaten şimdi açılımı yapılan işletmeler ve endüstri konusundaki
başlığın sonlandırılması da Kıbrıs Rumlarının vetosu ile bloke
edilebilir. Türkiye'de sayıları giderek azalan AB taraftarları
Almanya'nın Dönem Başkanlığı’na endişeyle bakıyor. Ankara tabii ki
Angela Merkel'den olumlu bir şey bekleyemeyeceğini biliyor. Ama şimdiye
kadar Merkel'in Türkiye politikasından biraz ayrılmaya çalışan SPD'ye
mensup Dışişleri Bakanı Walter Steinmeier bile artık bu konuya
bulaşmamaya çalışıyor. Steinmeier, Almanya'nın Dönem Başkanlığı
sırasındaki öncelikli konularını sayarken Türkiye konusunu mümkün
olduğunca küçük tutmaya çalıştı. Ankara'da kimse iyice çıkmaza giren bu
durum karşısında, Türk Hükümeti’nin deniz ve hava limanlarını Kıbrıs'a
açmamakta direnerek, kendi kendini böyle zor bir duruma soktuğunu
hatırlamıyor. Ancak daha dar bir çerçevede AB'ye de, bir yandan
Türkiye'nin üyeliğine kesinlik kazandırmadan, öte yandan böyle tavizler
vermesini beklemenin mantıklı olup olmadığının sorulması gerekir.
Ankara'nın Brüksel karşısında, önce Kıbrıs sorununda belirginleşen
inatçı tutumunun yavaş yavaş diğer alanlara da yayılması şaşılacak bir
şey değil." (Jan Keetman, 05/01)
ULUSLARARASI BASIN:
International Herald Tribune: "Türkiye İçin Çıta
Yükseltiliyor mu?": "Halkı Romanya halkından
daha zengin, ekonomik büyüklüğü Bulgaristan'ı geride bırakır ve iki
Doğu Avrupa ülkesi daha komünizmin izlerini üstlerinden atmaya
uğraşırken, ürettiği mallar Avrupa'da serbestçe dolaşıyordu. Ancak
Türkiye, bu hafta AB'ye kabul edilen Romanya ve Bulgaristan'ın aksine
yakın bir tarihte Birliğe üye olmayacak. Türkiye'nin AB'ye kabulüne dair
tartışmalar ekonomik boyutun daha ötesinde; Türkler de Avrupalılar da,
çoğunluğu Müslüman bir ülkenin 27 üyeli blokta oynayacağı rolü
tartışıyorlar. Ancak üyelik kriterlerine bakıldığında, Türklerin
kendilerine çifte standart uygulandığını düşünmeleri makul görülebilir.
Türkiye ise pek çok ekonomik kritere göre katılım müzakereleri
başlamadan önce dahi Bulgaristan ve Romanya'dan çok daha iyi
durumdaydı. Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili hususları değerlendirmek
üzere bir grup Avrupalı siyasetçinin oluşturduğu Bağımsız Türkiye
Komisyonu’na göre, Türkiye henüz müzakerelere başlamadığı 2003
yılındaki yüzde 11'lik işsizlik oranıyla, 1999'da Bulgaristan'ın
müzakerelere henüz başlamamışken kaydettiği yüzde 16'lık oranın
gerisindeydi. Bu işsizlik oranı müzakereleri öncesinde Polonya'nınkiyle
eşit, 1997 yılında Slovenya'nınkinden ise daha iyi bir orandı.
Türkiye'de, Romanya ile kıyaslandığında nüfusun daha küçük bir kesimi
tarım alanında istihdam edilirken, kişi başına düşen gelir, gerek
Romanya gerekse Bulgaristan'dan daha yüksekti. Londra'da Avrupa Reform
Merkezi baş ekonomisti Katinka Barysch, AB'nin aynı hatayı şu aşamada
ne Türkiye'ye ne de yakın bir gelecekte Sırbistan ya da Hırvatistan
gibi adaylara katılım tarihi vererek tekrarlamayacağını söylüyor. (…)
Türkiye'nin üyeliğine dair Fransa gibi ülkelerde yapılacak
referandumlarla ilgili olarak ise Türkiye'deki serzenişin ‘boşuna’
olmadığını ifade ediyor. Şurası kesin ki, Türkiye'nin ekonomik
avantajları karşılığında aldığı kredi çok yetersiz, kaydettiği
ilerleme Ankara'nın Kıbrıslı Rum gemilerine Türk limanlarına erişim
hakkı vermemesinden kaynaklanan siyasi tartışmaların gölgesinde kaldı
ve nihayetinde AB Türkiye'yi aralık ayında sekiz başlığı askıya alarak
cezalandırdı." (Caroline Brohters, 05/01)
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima: "Roland Dumas: Türkiye'nin AB'ye Katılmı
Mümkün Değil":
"SORU: Türkiye Avrupa Birliği'ne girmeli mi?
DUMAS: Bu mümkün değil.
SORU: 10 yıldan fazla bir süre içinde de mi mümkün
değil?
DUMAS: Nüfusu ikiye bölemeyeceğiz! Avrupa Birliği
içinde her yere gitme olanağına sahip Türklerin nüfusu 80 milyon
olacak. Bu sorunu düşünmeliyiz. Bunun dışında başka önemli bir etken de
Türkiye'nin, ABD'nin egemenliği altında olan NATO'nun mükemmel bir
üyesi ve ABD'nin etkisi altında olmasıdır. Bu yüzden AB içinde
-İngiltere'yle birlikte- ABD'nin sıkı bir müttefiki olmasının ne demek
olduğunu düşünmeliyiz. Türkiye'ye katılım sözü verdiğimiz zaman çok
düşüncesiz davrandık, ancak öyle şartlar ortaya koyduk ki bunların
gerçekleşmesi olanaksız." (Tania Bozaninou,
Fransa Dışişleri eski Bakanı Roland Dumas ile yapılan mülakat, 04/01)
Aegeantimes: "Yunan Kamuoyu Türkiye Konusunda İkiye
Bölünmüş Durumda": "Kapa Research şirketinin
To Vima gazetesi için yaptığı ankete göre, Yunanlılar Türk-Yunan
yakınlaşmasından yana tavır koyuyor, fakat Türkiye'nin AB'ye üye
olmasını istemiyor. Türk-Yunan ilişkileri, Türkiye'nin AB üyelik
süreci ve Kıbrıs sorunuyla ilgili sorulara verilen cevaplara göre
oluşan bu durum, muhtemelen bir çekimserlik ve ilgili uluslararası
gelişmelere bakış nedeniyle ortaya çıkıyor. ‘Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulunacağı konusunda iyimser misiniz yoksa çekimser misiniz’ sorusuna,
soru sorulanlardan yüzde 50'sinin ‘İyimser değilim’ ve yüzde
45.2'sinin de ‘İyimserim’ demesi dikkat çekicidir. ‘Kıbrıs'ın 10 yıl
sonra nasıl olacağı’ konusunda soru sorulanlardan görüşleri
alınanlardan yüzde 39.4'ü ‘Hiçbir şeyin değişmeyeceğini’ ve yüzde 36'sı
‘Adanın birleşmiş ve tamamının AB'ye girmiş olacağını’ söyledi. Ancak
yüzde 17'si ‘Adanın bölünmüş olacağı’ yolunda değerlendirmede bulundu.
Anketin, ‘Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda muhtemel bir halk
oylamasında nasıl oy kullanırdınız’ şeklindeki sorusunun ilginç
sonucuna göre, soru sorulanlardan yüzde 56'5'i ‘Hayır’ ve sadece yüzde
40'ı ‘Evet’ oyu kullanacağını bildirdi."
(05/01)
NOT:
Bu bülten, 05-07Ocak 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan
haber ve yorumlardan derlenerek
hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR