08.01.2007

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

Der Tagesspiegel: "Türkiye Doğu'ya Bir Köprüdür": "Vatikan Devleti Bakanlık Müsteşarı Kardinal Tarcisio Bertone'ye  göre, Türkiye'siz bir Avrupa, Doğu'ya olan köprüsünü kaybeder. Vatikan Hükümet Başkanı, La Croix adlı Fransız gazetesiyle  yaptığı mülakatta, ‘Türkiye'de esaslı bir demokrasinin inşası  Avrupa'nın çıkarlarının gereğidir.’ dedi. Öte yandan Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn,  AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti'nden Kuzey Kıbrıs ile AB arasında  muhtemel bir doğrudan ticareti engellememesi talebinde bulundu. Lüksemburg Dışişleri Bakanı Asselborn, AB'nin, Nisan 2004  yılında vermiş olduğu, Kıbrıs Türklerine uygulanan ambargonun  kaldırılacağı güvencesini hatırlattı." ("Kna/ame" rumuzlu, 05/01)

 

AVUSTURYA BASINI:

Die Presse: "AB, Türkleri Giderek Daha Fazla Hayal Kırıklığına Uğratıyor": "Türkiye yeni yıla AB konusunda düş kırıklığı ile başlıyor. AB Komisyonu sekiz başlığın Kıbrıs Cumhuriyeti ile ulaşım bağlantılarının açılması konusundaki ihtilafın çözümüne kadar dondurulmasının ardından, geriye kalan başlıklardan dördüne  ilişkin görüşmeleri başlatmayı planlamıştı. AB ülkeleri  büyükelçileri yeni yıla girmeden önce bunlardan ancak birinin  açılımının yapılması konusunda görüş birliğine varabildi. Bu şu anlama geliyor: Müzakereler gerçi sürüyor, ama  mümkün olduğunca düşük bir düzeyde. Zaten şimdi açılımı  yapılan işletmeler ve endüstri konusundaki başlığın  sonlandırılması da Kıbrıs Rumlarının vetosu ile bloke  edilebilir. Türkiye'de sayıları giderek azalan AB taraftarları  Almanya'nın Dönem Başkanlığı’na endişeyle bakıyor. Ankara  tabii ki Angela Merkel'den olumlu bir şey bekleyemeyeceğini  biliyor. Ama şimdiye kadar Merkel'in Türkiye politikasından  biraz ayrılmaya çalışan SPD'ye mensup Dışişleri Bakanı Walter  Steinmeier bile artık bu konuya bulaşmamaya çalışıyor. Steinmeier, Almanya'nın Dönem Başkanlığı sırasındaki öncelikli  konularını sayarken Türkiye konusunu mümkün olduğunca küçük  tutmaya çalıştı. Ankara'da kimse iyice çıkmaza giren bu durum karşısında, Türk Hükümeti’nin deniz ve hava limanlarını Kıbrıs'a açmamakta  direnerek, kendi kendini böyle zor bir duruma soktuğunu  hatırlamıyor. Ancak daha dar bir çerçevede AB'ye de, bir  yandan Türkiye'nin üyeliğine kesinlik kazandırmadan, öte  yandan böyle tavizler vermesini beklemenin mantıklı olup  olmadığının sorulması gerekir. Ankara'nın Brüksel karşısında, önce Kıbrıs sorununda belirginleşen inatçı tutumunun yavaş yavaş diğer alanlara da  yayılması şaşılacak bir şey değil." (Jan Keetman, 05/01)

 

ULUSLARARASI BASIN:

International Herald Tribune: "Türkiye İçin Çıta Yükseltiliyor mu?": "Halkı Romanya halkından daha zengin, ekonomik  büyüklüğü Bulgaristan'ı geride bırakır ve iki Doğu  Avrupa ülkesi daha komünizmin izlerini üstlerinden  atmaya uğraşırken, ürettiği mallar Avrupa'da serbestçe  dolaşıyordu. Ancak Türkiye, bu hafta AB'ye kabul edilen Romanya  ve Bulgaristan'ın aksine yakın bir tarihte Birliğe üye olmayacak. Türkiye'nin AB'ye kabulüne dair tartışmalar ekonomik  boyutun daha ötesinde; Türkler de Avrupalılar da, çoğunluğu  Müslüman bir ülkenin 27 üyeli blokta oynayacağı rolü  tartışıyorlar. Ancak üyelik kriterlerine bakıldığında,  Türklerin kendilerine çifte standart uygulandığını  düşünmeleri makul görülebilir. Türkiye ise pek çok ekonomik kritere göre katılım  müzakereleri başlamadan önce dahi Bulgaristan ve  Romanya'dan çok daha iyi durumdaydı. Türkiye'nin  üyeliğiyle ilgili hususları değerlendirmek üzere bir grup  Avrupalı siyasetçinin oluşturduğu Bağımsız Türkiye  Komisyonu’na göre, Türkiye henüz müzakerelere başlamadığı  2003 yılındaki yüzde 11'lik işsizlik oranıyla, 1999'da  Bulgaristan'ın müzakerelere henüz başlamamışken kaydettiği  yüzde 16'lık oranın gerisindeydi. Bu işsizlik oranı  müzakereleri öncesinde Polonya'nınkiyle eşit, 1997 yılında Slovenya'nınkinden ise daha iyi bir orandı. Türkiye'de, Romanya ile kıyaslandığında nüfusun daha  küçük bir kesimi tarım alanında istihdam edilirken, kişi  başına düşen gelir, gerek Romanya gerekse Bulgaristan'dan  daha yüksekti. Londra'da Avrupa Reform Merkezi baş ekonomisti Katinka  Barysch, AB'nin aynı hatayı şu aşamada ne Türkiye'ye ne de  yakın bir gelecekte Sırbistan ya da Hırvatistan gibi adaylara  katılım tarihi vererek tekrarlamayacağını söylüyor. (…) Türkiye'nin üyeliğine dair Fransa gibi ülkelerde  yapılacak referandumlarla ilgili olarak ise Türkiye'deki  serzenişin ‘boşuna’ olmadığını ifade ediyor. Şurası kesin ki, Türkiye'nin ekonomik avantajları  karşılığında aldığı kredi çok yetersiz, kaydettiği ilerleme  Ankara'nın Kıbrıslı Rum gemilerine Türk limanlarına erişim  hakkı vermemesinden kaynaklanan siyasi tartışmaların  gölgesinde kaldı ve nihayetinde AB Türkiye'yi aralık ayında  sekiz başlığı askıya alarak cezalandırdı."  (Caroline Brohters, 05/01)

 

YUNANİSTAN BASINI:

To Vima: "Roland Dumas: Türkiye'nin AB'ye Katılmı Mümkün Değil":

            "SORU: Türkiye Avrupa Birliği'ne girmeli mi?

            DUMAS: Bu mümkün değil.

            SORU: 10 yıldan fazla bir süre içinde de mi mümkün  değil?

            DUMAS: Nüfusu ikiye bölemeyeceğiz! Avrupa Birliği içinde  her yere gitme olanağına sahip Türklerin nüfusu 80 milyon  olacak. Bu sorunu düşünmeliyiz. Bunun dışında başka önemli  bir etken de Türkiye'nin, ABD'nin egemenliği altında olan  NATO'nun mükemmel bir üyesi ve ABD'nin etkisi altında  olmasıdır. Bu yüzden AB içinde -İngiltere'yle birlikte-  ABD'nin sıkı bir müttefiki olmasının ne demek olduğunu  düşünmeliyiz. Türkiye'ye katılım sözü verdiğimiz zaman çok  düşüncesiz davrandık, ancak öyle şartlar ortaya koyduk ki  bunların gerçekleşmesi olanaksız." (Tania Bozaninou, Fransa Dışişleri eski Bakanı Roland Dumas ile yapılan mülakat, 04/01)

Aegeantimes: "Yunan Kamuoyu Türkiye Konusunda İkiye Bölünmüş Durumda": "Kapa Research şirketinin To Vima gazetesi için yaptığı  ankete göre, Yunanlılar Türk-Yunan yakınlaşmasından yana  tavır koyuyor, fakat Türkiye'nin AB'ye üye olmasını  istemiyor. Türk-Yunan ilişkileri, Türkiye'nin AB üyelik süreci  ve Kıbrıs sorunuyla ilgili sorulara verilen cevaplara göre  oluşan bu durum, muhtemelen bir çekimserlik ve ilgili  uluslararası gelişmelere bakış nedeniyle ortaya çıkıyor. ‘Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunacağı konusunda  iyimser misiniz yoksa çekimser misiniz’ sorusuna, soru  sorulanlardan yüzde 50'sinin ‘İyimser değilim’ ve  yüzde 45.2'sinin de ‘İyimserim’ demesi dikkat çekicidir. ‘Kıbrıs'ın 10 yıl sonra nasıl olacağı’ konusunda soru  sorulanlardan görüşleri alınanlardan yüzde 39.4'ü ‘Hiçbir  şeyin değişmeyeceğini’ ve yüzde 36'sı ‘Adanın birleşmiş ve  tamamının AB'ye girmiş olacağını’ söyledi. Ancak yüzde 17'si  ‘Adanın bölünmüş olacağı’ yolunda değerlendirmede bulundu. Anketin, ‘Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda muhtemel  bir halk oylamasında nasıl oy kullanırdınız’ şeklindeki  sorusunun ilginç sonucuna göre, soru sorulanlardan  yüzde 56'5'i ‘Hayır’ ve sadece yüzde 40'ı ‘Evet’ oyu kullanacağını bildirdi." (05/01)

 

 

NOT: Bu bülten, 05-07Ocak 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

ESKİ SAYILAR