ALMANYA BASINI:
Financial Times Deutschland: "AB, Sarkozy'nin Türkiye'ye
Karşı Tutumunu Eleştiriyor": "AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Fransa Cumhurbaşkanı adayı
muhafazakar Nicolas Sarkozy'nin, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı
çıkmasını eleştirdi. Olli Rehn, Roma'da yaptığı açıklamada, Türkiye'nin
AB'ye üyelik perspektifinin sürekli sorgulanmasının, hem AB'nin
Türkiye'deki inandırıcılığını hem de ülkedeki reform hareketlerini
zedelediğini söyledi. Rehn, ‘Bana göre AB, Türkiye'ye adil davranırsa
daha doğru olur.’ dedi. Adil olmanın esası, AB'nin Türkiye'ye sunduğu
tam üyelik perspektifine bağlı kalmasıdır. Nicolas Sarkozy de Alman
Şansölye Merkel gibi Türkiye'nin tam üyeliğine karşı çıkıyor ve bunun
yerine stratejik bir ortaklıktan yana tavır alıyor."
(17/01)
Frankfurter Allgemeine Zeitung: "Türkiye'nin AB'ye Üyeliği
Pahalıya Mal Olabilir": "Türkiye'nin AB'ye tam
üye olması halinde Birlik aşırı bir finansal zorlanmaya maruz kalabilir
ve bu suretle Doğu Alman bölgelerine yapılanma kapsamında ayrılan
teşvik kaynakları tükenebilir. Bu iddiayı CDU Milletvekili Markus
Pieper, AB'nin yeni genişleme turu kapsamında hazırlamış olduğu
‘İnisiyatif Raporu’nda ortaya atıyor. Söz konusu rapora göre,
Balkanlardaki aday ülkelerle Türkiye'nin üyeliği ve henüz tam olarak
entegre edilmemiş durumda olan AB ülkeleri Romanya ve Bulgaristan için
2007-2013 mali döneminde ayrılması gereken kaynak 150 milyar avro
tutarında bulunuyor. Raporu hazırlayan Pieper'e göre, 150 milyar
tutarındaki meblağın yalnızca yüzde 63'ünün, diğer bir deyişle 95 milyar
avronun Türkiye'ye aktarılması gerekebilir. Rapora göre ayrıca, yeni
genişleme turundan sonra Almanya'daki bölgelerin büyük bir çoğunluğu AB
yapısal fonlarından teşvik alma hakkını kaybedebilecek. Aday olan Batı
Balkan ülkeleriyle Türkiye'nin üye olması durumunda, AB toprakları yüzde
35, nüfus yüzde 27, gayrisafi milli iç hasıla ise yüzde 4 oranında
artmış olacak. Bu durumda AB'nin refah seviyesi büyük ölçüde azalmış
olacak ve Almanya'nın Doğu bölgeleri, bu seviyenin üzerinde yer
alacakları için teşvik yardımlarından istifade edememe durumunda
kalabilecekler. Bir bölgenin yapısal fonlardan yardım alabilmesi için
gayrısafi yurtiçi hasılasının, AB ortalamasının yüzde 75'inin altında
olması gerekiyor. Avrupa Parlamentosu'nun hesaplamalarına göre, bugün AB
yapısal fonundan teşvik alma hakkına sahip olan bölgeler, yeni bir
genişleme turunun gerçekleştirilmesi durumunda, artık bundan
yararlanamama durumunda kalabilecekler. Bu durumdan ise en fazla
İtalya, Almanya, İspanya, Yunanistan ve Fransa etkilenebilecek. Bu
bağlamda Pieper, Türkiye'nin AB üyeliğinin, Birliğin ekonomik açıdan
yeni üye alma kapasitesine bağlı kılınmasını talep ederken, ‘AB, Romanya
ve Bulgaristan konusunda yaptığı hatayı tekrarlamamalı ve geri
dönemeyeceği taahhütlerde bulunmamalıdır’ açıklamasında bulundu. Pieper,
Türkiye'nin 2024 yılında AB üyesi olması halinde yapısal fonlardan
yılda 22,4 ile 26 milyon avro arasında teşvik alabileceğini, başka
alanlarda aşırı derecede kesintiler yapılmaz ise Birliğin bunu
sağlayacak durumda olamayacağını, bugüne kadar teşvik alan bölgelerin
yalnızca ‘istatistiki’ açıdan daha zengin hale gelecekleri için bu
teşviklerden yararlanamayacak olmalarının kabul edilemez olduğunu ifade
ediyor. CDU Milletvekili bu nedenle, öncelikle Türkiye'nin tam üye
olarak kabul edilmemesinden, bunun yerine belli sektörlerin
geliştirilmesinden ve bölgelerin kalkınmasına yönelik finansal
yardımların yapılmasından yana tavır alıyor. AB, Türkiye'nin refah
seviyesinin Birliğin refah seviyesine uyumlu hale getirilmesi amacıyla
bu finansal kaynağı 2009 yılı bütçesinin revizyonu kapsamında temin
edebilir. Türkiye bu suretle, tam üye yapılmadan da AB'ye bağlanabilir.
Pieper'in görüşüne göre, yapılanma için ayrılan kaynaklar, daha çok,
küreselleşmenin yol açtığı ve toplumun yaşlanmasının doğurduğu
sonuçlara yönelik çalışmalara aktarılabilir. İnisiyatif Raporu bu ayın
sonunda Bölgeler Kurulu’nda, nisan ayının sonunda da Genel Kurul’da
görüşülecek. ("hmk" rumuzlu, 17/01)
AVUSTURYA BASINI:
ORF2: "Hükümet Programı": "Bösch:
‘SPÖ, Türkiye konusunda Avusturya'ya ihanet ediyor.’ dedi. Avusturya
Özgürlükçü Partisi FPÖ'nün Avrupa Sözcüsü Dr. Reinhard E.Bösch, Federal
Hükümetten Türkiye ile AB müzakerelerini derhal durdurmasını istedi.
Yaklaşık 10 yıla kadar Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda, halkın
karar vermesinin hükümet programında yer almasını göz boyamacılık
olarak nitelendiren Bösch, muhalefetteyken katılıma karşı çıkan SPÖ'den
bundan sonraki AB toplantılarında müzakerelerin sürdürülmesine karşı oy
kullanmasını istedi... Plassnik: ‘Avusturya'nın dış politikası ne
kırmızı (SPÖ'nün rengi), ne siyah (ÖVP'nin rengi), kırmızı-beyaz
(Avusturya bayrağının renkleri) olacak. Asıl önemli konu Avrupa'nın
yeniden birleşmesi.’ dedi. (…) Plassnik, ayrıca hükümet programında
Türkiye konusunda adım adım ilerleneceğinin ve katılım halinde halk
oylamasına gidileceğinin yer aldığını da vurguladı..."
(16/01)
BELÇİKA BASINI:
Euobserver: "Sarkozy, Cumhurbaşkanlığı Yarışını Türkiye
Karşıtı Açıklamalarıyla Başlattı": "Fransa
İçişleri Bakanı Nicholas Sarkozy'nin nisan ayında yapılacak
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde merkez sağ partisinin adayı olduğu resmen
teyid edildi. Sarkozy seçim kampanyasını ise ‘Türkiye'ye Avrupa
Birliği'nde yer yok’ sloganıyla başlattı. 80 bin partiliye hitaben
yaptığı kabul konuşmasında sivri dilli siyasetçi, analistlerin
Türkiye'nin Avrupa girişimi konusunda yapılan en sert açıklama olduğunu
söyledikleri bir konuşma yaptı. Basında Sarkozy'nin, ‘Avrupa'nın
kendisine sınırlar belirlemesi gerektiğini söylemek istiyorum, bu başta
Avrupa Birliği'nde yeri olmayan Türkiye olmak üzere, her ülkenin Avrupa
üyesi olma çağrısı almamasıyla olur. Avrupa'nın sınırsız genişlemesi,
Avrupa'nın siyasi birliğinin yok olması tehlikesi yaratır ve ben bunu
kabul etmiyorum’ şeklinde konuştuğu belirtildi."
(Lucia Kubosova, 16/01)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "AB Türkiye ile Katılım Müzakerelerinde İlerleme
Kaydetmeye Hazırlanıyor": "Avrupa Birliği
diplomatları, AB'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerinde iki küçük adım
atmaya hazırlandığını söylediler. Diplomatlar, ayrıca 27 ülkeli
Birliğin, geçen ay prensipte verilen sözün tutularak önümüzdeki
pazartesi günü Kuzey Kıbrıs'taki Kıbrıslı Türklere yönelik ekonomik
tecridin sona erdirilmesi konusunda müzakerelerin yeniden başlamasını
resmen kabul etmesinin beklendiğini kaydettiler. Bir diplomat, AB
temsilcilerinin Türkiye'nin istatistiklerdeki sicilinin ‘tatmin edici ve
müzakerelere başlamak için yeterince hazırlanmış’ olduğunun, ancak
‘sosyal ve istihdam politikalarında yeterince hazırlıklı olmadığının’
belirtildiği bir raporu kabul edeceklerini söyledi."
(17/01)
İSVİÇRE BASINI:
Basler Zeitung: "Sarkozy ve Royal'ın Avrupa Sınavı":
"Sarkozy Türkiye'nin üyeliğine kesinlikle karşı ve Türkiye'nin ‘yerinin
Avrupa'da olmadığına’ inanıyor. Sarkozy'nin rakibi, bu konuda da zamana
oynuyor. AB'nin de işi aceleye getirmeyeceğini savunan Royal, Jacques
Chirac'ın yeni üyelikler için söz verdiği referanduma işaret ediyor ve
halkın arzusunu kendisine ilke edineceğini belirtiyor."
(Rudolf Balmer, 17/01)
İTALYA BASINI:
Apcom: "D'alema: Balkanlar ve Türkiye Avrupa Politikası
İçin Bir Sınavdır": "İtalya Dışişleri
Bakanlığı’nda, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli
Rehn ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın
toplantısında konuşan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı D'Alema,
‘Türkiye ve Batı Balkan ülkelerini Avrupa politikaları için bir nevi
sınav şeklinde değerlendirerek, Avrupa kriterlerine uyumlu bir genişleme
politikası izleyelim’ çağrısı yaptı. D'Alema sözlerine, ‘İtalya, Kopenhag
Kriterleri temel alınmak suretiyle, Avrupa'nın açık kapı politikası
izlemesinden yanadır ve daha önce üzerinde anlaşmaya varılmayan birtakım
ek kriterlerin sürece dahil edilmesi eğiliminde olan kapalı tavırlara da
karşıdır’ diyerek devam etti. D'Alema'ya göre ‘büyük bir başarı’ olan
genişleme politikası, AB'yi daha güçlü kılan, barışa ve istikrara katkı
sağlayan unsurlardan birini teşkil ediyor. Türkiye hakkında da konuşan
D'Alema, ‘Ankara'dan tabii ki birtakım taleplerimiz olmalı, ancak
Kıbrıs meselesinde daha genel ve ortak bir çözüme varmak için de
gerekli girişimlere başlamalıyız.’ dedi. D'Alema, ‘İtalya, Türkiye'nin
katılım müzakerelerinin yavaşlamasına yol açan sebepleri haklı
bulmaktadır, çünkü AB'nin, Ankara Protokolü ile üstlendiği
yükümlülükleri tam manasıyla yerine getirmeyen Türkiye'ye karşı
tepkisiz kalması düşünülemezdi. Buna rağmen katılım müzakerelerinin tüm
başlıklarının görüşülmeye devam ettirilmesi gerektiği kanaatindeyiz… AB,
Türkiye'deki reform sürecini teşvik etmeyi sürdürmelidir.’ dedi."
(16/01)
ANSA: "Türkiye... Rehn: Somut Adımlar Bekliyoruz":
"’Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin ilerleyişi her şeyden önce
ülkedeki reform sürecinin işleyişine bağlı olacaktır’ diyen AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, sözlerine, ‘Müzakereler devam
edecektir. Avrupa anlaşmalarıyla belirlenen kriterleri karşılamak
durumunda olan Türkiye, medeniyetler arası bir köprü vazifesi görmesi
nedeniyle, Orta Doğu'da istikrarın sağlanmasında da önemli bir rol
oynayabilir’ diyerek devam etti. Rehn, ‘AB'nin Türkiye'ye yönelik olarak
benimseyebileceği en iyi yaklaşım adil ve de kararlı olmaktır. Daha
farklı bir anlatımla, Türkiye kriterleri yerine getirdiği andan
itibaren, AB de, Türkiye'nin katılımı konusundaki taahhütlere sadık
kalmalıdır.’ dedi. Rehn'e göre, ‘AB'ye katılım sürecinin bir özelliği
olan katı şartların altının önemle çizilmesi konusunda kararlı
olunması’ gerekiyor. Rehn, ‘Türkiye, öte yandan, son dönemde yavaşlayan
reform sürecini enerjik bir şekilde yeniden canlandırma becerisini
göstermelidir. Bunlardan sadece birkaçına değinecek olursak; ifade, din
ve kültür özgürlüğü gibi temel hak ve hürriyetler konusunda ilerleme
kaydetme gücüne sahip olmalıdır.’ dedi. Olli Rehn, ‘AB'nin Türkiye'den
somut adımlar beklediğinin’ altını çizerek sözlerini tamamladı."
(16/01)
NOT:
Bu bülten, 16-17 Ocak 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan
haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
-
ESKİ SAYILAR