22.01.2007

   

Anasayfa

e-posta


 

ALMANYA BASINI:

Deutsche Welle: "AB Müzakerelerin Sürdürülmesine İstekli": "Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, AB'nin,  Türkiye'yle üyelik müzakerelerini sürdürmeye istekli olduğunu  gösterdiğini söyledi. Steinmeier, Berlin'de Yabancı Gazeteciler Derneği (VAP) tarafından düzenlenen bir toplantıda, Türkiye’nin AB üyeliği  ile ilgili açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı, geçen yıl aralık ayında varılan uzlaşmayı  ‘olumlu’ bulduğunu belirterek, ‘Türkiye'nin Kıbrıs'tan gelen  uçak ve gemilere limanlarını açmamasından dolayı AB'ye karşı  yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediğini tespit ettik.  Ancak bunun anlaşmada yeri vardı. AB, yine de almış olduğu  kararla Türkiye'yle müzakerelerin sürdürülmesine istekli  olduğunu gösterdi’ diye konuştu. Almanya'nın, AB Dönem Başkanlığı boyunca AB-Türkiye  ilişkilerini geliştirme yönünde çaba harcayacağını, Kıbrıslı  Türklere yardım yapılması konusunu ele alacaklarını ifade  eden Steinmeier, bu konuda üye ülkelerin yanı sıra Kıbrıs'taki  taraflar ve Türkiye'yle de görüşeceklerini kaydetti." (20/01)

Deutschlandradio: "Avrupa İçin Tanıtım": "Askıya alınan üyelik müzakerelerinden etkilenmeksizin  Türk Sanayici ve İş Adamları Derneği TÜSİAD, Türkiye'nin AB  katılımına yönelik tanıtımlarda bulunmayı sürdürüyor. TÜSİAD, 10 yılı aşkın bir süredir, Ankara'daki hükümetler hoşnut olmasa da demokrasi ve insan hakları için bazen devreye  giriyor. Ömer Sabancı TÜSİAD Başkanlığını devretmeye hazırlanıyor. Sabancı, Alman-Türk Ticaret Odasına seslenirken, ümitsizliğe kapılmış  bir görüntü vermiyordu. Toplantının gündemini ‘AB ve Türk  Ekonomisi’ oluşturuyordu; bu öyle bir konu ki, Sabancı gibi  ateşli bir AB savunucusunun bile gayret ve azmini zorlayabilirdi. TÜSİAD, 10 yılı aşkın bir süredir Ankara'daki yönetenlerin hoşnutsuzluğuna rağmen demokrasi, insan hakları ve AB üyeliği  için zaman zaman devreye giren bir kuruluştur. Ancak TÜSİAD  açısından bu çabalara değdi: Türkiye esaslı reformlardan geçti  ve AB katılım müzakerelerine başlanmasını sağladı. Sabancı,  Türkiye'ye hala birçok hükümet tarafından istenmeyen misafir  gibi davranılmasını ekonomik açıdan olduğu kadar siyasi olarak  da körlük olarak nitelendiriyor. Sabancı, ‘Türkiye, geçen beş yıl boyunca ortalama yüzde  yedilik bir oranla Avrupa'nın en güçlü büyüyen ekonomilerinden  birine sahip. AB'den gelen doğrudan yatırımlarda deyim  yerindeyse patlama yaşanıyor. Ayrıca AB ile Türkiye arasındaki  Gümrük Birliği de büyük AB ülkeleri içerisinde -aralarında  Almanya da dahil- sayısız istihdam alanları ve iş imkanları  yarattı. Öte yandan ülkemizin enerji, doğalgaz ve petrol  koridorundaki transit ülke bakımından Avrupa için önemini de  hesaba katın. Ama katılımımız her şeyden evvel medeniyetler  arası çatışma kavramının ne denli önemsiz kılınacağını  ispatlayacaktır’ diyor. Ancak Türkiye'deki AB destekçilerinin işleri sadece  dışarıdan zorlaştırılmıyor. Ankara'da AB reformları yerine  erken seçim mücadeleleri gündemi belirliyor. Türkiye'yi bu  yıl içerisinde iki seçim bekliyor: Mayıs ayı içerisindeki  Cumhurbaşkanlığı seçimi ve kasım ayındaki genel seçimler. Bunun yanı sıra ülke, endişeyle Irak'taki gelişmeleri takip  ediyor, kuzeyde bağımsız bir Kürt devleti oluşumunun kendi  Kürt yurttaşları üzerindeki etkilerinden çekiniyor. Hatta  Ankara askeri bir müdahale tehdidinde bulunuyor. Bütün bu  gelişmelerden dolayı Türk yatırımcıları, ülkenin henüz yeni  kazandığı ekonomik istikrar ortamı için endişe duyuyor. TÜSİAD, Ankara ve Brüksel'den etkilenmeksizin ülkesinin  AB katılımı için mücadeleyi sürdürmek istiyor. Türk  yatırımcıları, yakında büyük bir imaj kampanyasıyla  Avrupalılara ülkelerini yakınlaştırmayı amaçlıyor." (Gunnar Köhne, 19/01)

 

BELÇİKA BASINI:

Euobserver: "Bulgaristan Türkiye'nin AB'deki Yeri Açısından Bir Emsal Oluşturacak": "Hazır olduğuna dair kuşkular ve iş gücü hareketine  getirilen sınırlamalara rağmen Bulgaristan, en sonunda AB  üyesi oldu. Artık Bulgaristan'ın üyelik öncesi gereklilikleri  yerine getirip getirmediğini sorgulamayı bırakıp ileriye  bakmalıyız. Genişlemeye kuşkuyla yaklaşanların çoğu, Bulgaristan'ın  üyeliğinin bir hata olduğunu düşünüyorlar. Diğerleri ise,  Bulgaristan'ın masadaki yerini hak ettiğine inanıyorlar.  Bulgarlar etnik açıdan hoşgörülü tavırları ve İkinci Dünya  Savaşı sırasında Yahudileri kurtardıkları için kendileriyle  gurur duyuyorlar.  Bulgaristan'ın AB üyeliğinin sağladığı başka  bir fayda daha var. Türkiye'nin AB'ye katılma amacı yolunda  önünü kesen toplumsal, ekonomik ve demografik meselelerin  daha iyi anlaşılmasını sağlayacak olması. Türkiye'nin gelecekte AB içinde yer alıp almayacağı  belli değil. Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken,  Birliğin daha da genişlemesi konusunda kimse dingin bir  tartışma beklemiyor. Aslında Sarkozy, kampanyasını, bir kere  daha Türkiye'nin Avrupa'da yeri olmadığı yönündeki tutumunu  vurgulayarak başlattı bile. Diğer yandan, Türkiye'nin AB üyeliğine destek verilmesi  için Ankara hükümeti, Kıbrıs konusundaki tutumunu bir nebze  olsun yumuşatabilir, seçimlerden önce ilerlemesi muhtemel  olmayan özelleştirme programını hızlandırabilir ve Kürt  azınlığın siyasi temsiline, kadınların eğitim ve istihdama  katılımına, yabancı yatırıma ve hatta Ermeni soykırımı gibi  tarihi bir anlaşmazlığa dair bir takım tavizlerde bulunabilir. Güvenlik açısından, Orta Doğu'da devam eden gerilim ve  Avrupa'nın İslamcı terörle yaşadığı sorunlar, laik olması  şartıyla Müslüman bir ülkenin Birliğe dahil edilmesi  argümanlarını güçlendirecektir. Tüm bunların Bulgaristan'la ne alakası var? Bulgaristan  Türkiye'nin AB üyeliği için bir emsal oluşturabilir.  Öncelikle, Bulgaristan nüfusunun yüzde 10'u Türk ve bunlar  Almanya'daki gibi misafir işçi değil, yüzyıllardır orada  yaşayan yerli nüfus. Siyasi açıdan iyi temsil edilse de Bulgaristan'daki Türk  nüfus, Türkiye'deki gibi büyük ölçüde kırsal, yoksul ve tütün  üretiminde çalışıyor. Bulgaristan, yüzde 12 ile en büyük ve tek yerli Müslüman  nüfusa sahip AB üyesi. Fransa yüzde 9'la ikinci sırada yer  alıyor. Eğer Türkiye AB üyesi olursa o zaman AB'nin Müslüman  nüfusu yüzde 13-14 civarında olacak. Türk ve Bulgar Müslüman azınlıklarıyla Bulgaristan'ın  siyasi ve ekonomik olarak AB'ye entegrasyonu, Türkiye'nin  üyeliği konusunda kuşkucu olanların şüphelerini yatıştırabilir  ya da tutumlarını daha da katılaştırabilir." (Julian Popov, 17/01)

 

FRANSA BASINI:

AFP: "Hrant Dink'in Öldürülmesine Tepkiler": "Avrupa Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Ermeni asıllı Türk gazeteci Hrant  Dink'in öldürülmesinden üzüntü duyduğunu belirtti. Yayımladığı bildiride Rehn, ‘Bu şiddet olayı karşısında  dehşete düştüm. Hrant Dink saygı duyulan bir aydındı. Kendisi  Türkiye'de ifade özgürlüğü savunucularındandı’ şeklindeki  sözlere yer verdi. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nden yayımlanan  bildiride, Dink'in öldürülmesinden duyulan üzüntü dile getirildi. Bildiride, ‘Bu cinayet Türkiye'de bütün dünyadaki ifade  özgürlüğü savunucularını endişelendirecektir. Bu AB'ye entegre  olmayı amaçlayan Türkiye için çok zor bir sınavdır’ ifadesine  yer verildi." (19/01)

 

YUNANİSTAN BASINI:

Yunanistan Radyo-TV Kurumu: "Dış Politikada Strateji Konusunda Mutabakat Sağlandı": "Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni başkanlığında toplanan Dış Politika Ulusal Konseyi,  Balkanlardaki ve Avrupa-Türkiye ilişkilerindeki gelişmeleri  ele aldı. Balkanlar ve Avrupa-Türkiye ilişkilerindeki gelişmeler, Dış Politika Ulusal Konseyi toplantısının başlıca konularıydı.  Toplantıda Yunanistan'ın stratejik hedefleri konusunda mutabakat  sağlandı. PASOK dışişleri sorumlusu Theodoros Pangalos, Türkiye'nin  Avrupa perspektifinin devam etmesinden yana olduğunu  belirtti, ancak Ankara'nın önce üstlendiği yükümlülükleri  yerine getirilmesi gerektiğini vurguladı.,  "Kosova sorunuyla ilgili ortaya çıkacak gelişmelerden kaygı  duyuyoruz. Bölgenin tek taraflı bağımsızlaştırılmasının Batı  Balkanlarda zincirleme istikrarsızlığa yol açmasından ve  diğer uluslararası sorunları olumsuz etkilemesinden korkuyoruz. Çözüm uluslararası hukuk ve ortak mutabakat temelinde olmalı.  Balkanlar'da yeni bölünmelere karşıyız" dedi. Türkiye'nin AB üyeliği yönünde çabalarının sürmesinden  yana olduğunu ifade eden Sol İttifak Partisi temsilcisi Panos Trigazis ise, ‘Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs  üçgeninde barışçı çözüm çabalarının, Bush'un ek asker  göndererek Irak'ta savaşın sürmesinde ısrar etmesiyle, Orta  Doğu'daki gelişmelerden olumsuz etkilenebileceği dikkatimizden kaçmamalı.’ dedi." (19/01)

 

NOT: Bu bülten, 18-21 Ocak 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

 
ESKİ SAYILAR