ALMANYA BASINI:
Deutsche Welle: "AB Müzakerelerin Sürdürülmesine İstekli":
"Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, AB'nin, Türkiye'yle
üyelik müzakerelerini sürdürmeye istekli olduğunu gösterdiğini söyledi.
Steinmeier, Berlin'de Yabancı Gazeteciler Derneği (VAP) tarafından
düzenlenen bir toplantıda, Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili
açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı, geçen yıl aralık ayında varılan
uzlaşmayı ‘olumlu’ bulduğunu belirterek, ‘Türkiye'nin Kıbrıs'tan gelen
uçak ve gemilere limanlarını açmamasından dolayı AB'ye karşı
yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediğini tespit ettik. Ancak
bunun anlaşmada yeri vardı. AB, yine de almış olduğu kararla Türkiye'yle
müzakerelerin sürdürülmesine istekli olduğunu gösterdi’ diye konuştu.
Almanya'nın, AB Dönem Başkanlığı boyunca AB-Türkiye ilişkilerini
geliştirme yönünde çaba harcayacağını, Kıbrıslı Türklere yardım
yapılması konusunu ele alacaklarını ifade eden Steinmeier, bu konuda üye
ülkelerin yanı sıra Kıbrıs'taki taraflar ve Türkiye'yle de
görüşeceklerini kaydetti." (20/01)
Deutschlandradio: "Avrupa İçin Tanıtım":
"Askıya alınan üyelik müzakerelerinden etkilenmeksizin Türk Sanayici ve
İş Adamları Derneği TÜSİAD, Türkiye'nin AB katılımına yönelik
tanıtımlarda bulunmayı sürdürüyor. TÜSİAD, 10 yılı aşkın bir süredir,
Ankara'daki hükümetler hoşnut olmasa da demokrasi ve insan hakları için
bazen devreye giriyor. Ömer Sabancı TÜSİAD Başkanlığını devretmeye
hazırlanıyor. Sabancı, Alman-Türk Ticaret Odasına seslenirken,
ümitsizliğe kapılmış bir görüntü vermiyordu. Toplantının gündemini ‘AB
ve Türk Ekonomisi’ oluşturuyordu; bu öyle bir konu ki, Sabancı gibi
ateşli bir AB savunucusunun bile gayret ve azmini zorlayabilirdi. TÜSİAD,
10 yılı aşkın bir süredir Ankara'daki yönetenlerin hoşnutsuzluğuna rağmen
demokrasi, insan hakları ve AB üyeliği için zaman zaman devreye giren
bir kuruluştur. Ancak TÜSİAD açısından bu çabalara değdi: Türkiye esaslı
reformlardan geçti ve AB katılım müzakerelerine başlanmasını sağladı.
Sabancı, Türkiye'ye hala birçok hükümet tarafından istenmeyen misafir
gibi davranılmasını ekonomik açıdan olduğu kadar siyasi olarak da körlük
olarak nitelendiriyor. Sabancı, ‘Türkiye, geçen beş yıl boyunca ortalama
yüzde yedilik bir oranla Avrupa'nın en güçlü büyüyen ekonomilerinden
birine sahip. AB'den gelen doğrudan yatırımlarda deyim yerindeyse
patlama yaşanıyor. Ayrıca AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği de
büyük AB ülkeleri içerisinde -aralarında Almanya da dahil- sayısız
istihdam alanları ve iş imkanları yarattı. Öte yandan ülkemizin enerji,
doğalgaz ve petrol koridorundaki transit ülke bakımından Avrupa için
önemini de hesaba katın. Ama katılımımız her şeyden evvel medeniyetler
arası çatışma kavramının ne denli önemsiz kılınacağını ispatlayacaktır’
diyor. Ancak Türkiye'deki AB destekçilerinin işleri sadece dışarıdan
zorlaştırılmıyor. Ankara'da AB reformları yerine erken seçim
mücadeleleri gündemi belirliyor. Türkiye'yi bu yıl içerisinde iki seçim
bekliyor: Mayıs ayı içerisindeki Cumhurbaşkanlığı seçimi ve kasım
ayındaki genel seçimler. Bunun yanı sıra ülke, endişeyle Irak'taki
gelişmeleri takip ediyor, kuzeyde bağımsız bir Kürt devleti oluşumunun
kendi Kürt yurttaşları üzerindeki etkilerinden çekiniyor. Hatta Ankara
askeri bir müdahale tehdidinde bulunuyor. Bütün bu gelişmelerden dolayı
Türk yatırımcıları, ülkenin henüz yeni kazandığı ekonomik istikrar
ortamı için endişe duyuyor. TÜSİAD, Ankara ve Brüksel'den etkilenmeksizin
ülkesinin AB katılımı için mücadeleyi sürdürmek istiyor. Türk
yatırımcıları, yakında büyük bir imaj kampanyasıyla Avrupalılara
ülkelerini yakınlaştırmayı amaçlıyor." (Gunnar Köhne, 19/01)
BELÇİKA BASINI:
Euobserver: "Bulgaristan Türkiye'nin AB'deki Yeri
Açısından Bir Emsal Oluşturacak": "Hazır
olduğuna dair kuşkular ve iş gücü hareketine getirilen sınırlamalara
rağmen Bulgaristan, en sonunda AB üyesi oldu. Artık Bulgaristan'ın
üyelik öncesi gereklilikleri yerine getirip getirmediğini sorgulamayı
bırakıp ileriye bakmalıyız. Genişlemeye kuşkuyla yaklaşanların çoğu,
Bulgaristan'ın üyeliğinin bir hata olduğunu düşünüyorlar. Diğerleri
ise, Bulgaristan'ın masadaki yerini hak ettiğine inanıyorlar. Bulgarlar
etnik açıdan hoşgörülü tavırları ve İkinci Dünya Savaşı sırasında
Yahudileri kurtardıkları için kendileriyle gurur duyuyorlar.
Bulgaristan'ın AB üyeliğinin sağladığı başka bir fayda daha var.
Türkiye'nin AB'ye katılma amacı yolunda önünü kesen toplumsal, ekonomik
ve demografik meselelerin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak olması.
Türkiye'nin gelecekte AB içinde yer alıp almayacağı belli değil.
Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken, Birliğin daha da
genişlemesi konusunda kimse dingin bir tartışma beklemiyor. Aslında
Sarkozy, kampanyasını, bir kere daha Türkiye'nin Avrupa'da yeri olmadığı
yönündeki tutumunu vurgulayarak başlattı bile. Diğer yandan, Türkiye'nin
AB üyeliğine destek verilmesi için Ankara hükümeti, Kıbrıs konusundaki
tutumunu bir nebze olsun yumuşatabilir, seçimlerden önce ilerlemesi
muhtemel olmayan özelleştirme programını hızlandırabilir ve Kürt
azınlığın siyasi temsiline, kadınların eğitim ve istihdama katılımına,
yabancı yatırıma ve hatta Ermeni soykırımı gibi tarihi bir anlaşmazlığa
dair bir takım tavizlerde bulunabilir. Güvenlik açısından, Orta Doğu'da
devam eden gerilim ve Avrupa'nın İslamcı terörle yaşadığı sorunlar, laik
olması şartıyla Müslüman bir ülkenin Birliğe dahil edilmesi
argümanlarını güçlendirecektir. Tüm bunların Bulgaristan'la ne alakası
var? Bulgaristan Türkiye'nin AB üyeliği için bir emsal oluşturabilir.
Öncelikle, Bulgaristan nüfusunun yüzde 10'u Türk ve bunlar Almanya'daki
gibi misafir işçi değil, yüzyıllardır orada yaşayan yerli nüfus. Siyasi
açıdan iyi temsil edilse de Bulgaristan'daki Türk nüfus, Türkiye'deki
gibi büyük ölçüde kırsal, yoksul ve tütün üretiminde çalışıyor.
Bulgaristan, yüzde 12 ile en büyük ve tek yerli Müslüman nüfusa sahip AB
üyesi. Fransa yüzde 9'la ikinci sırada yer alıyor. Eğer Türkiye AB üyesi
olursa o zaman AB'nin Müslüman nüfusu yüzde 13-14 civarında olacak. Türk
ve Bulgar Müslüman azınlıklarıyla Bulgaristan'ın siyasi ve ekonomik
olarak AB'ye entegrasyonu, Türkiye'nin üyeliği konusunda kuşkucu
olanların şüphelerini yatıştırabilir ya da tutumlarını daha da
katılaştırabilir." (Julian Popov, 17/01)
FRANSA BASINI:
AFP: "Hrant Dink'in Öldürülmesine Tepkiler":
"Avrupa Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Ermeni asıllı Türk
gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesinden üzüntü duyduğunu belirtti.
Yayımladığı bildiride Rehn, ‘Bu şiddet olayı karşısında dehşete düştüm.
Hrant Dink saygı duyulan bir aydındı. Kendisi Türkiye'de ifade özgürlüğü
savunucularındandı’ şeklindeki sözlere yer verdi. Sınır Tanımayan
Gazeteciler Örgütü’nden yayımlanan bildiride, Dink'in öldürülmesinden
duyulan üzüntü dile getirildi. Bildiride, ‘Bu cinayet Türkiye'de bütün
dünyadaki ifade özgürlüğü savunucularını endişelendirecektir. Bu AB'ye
entegre olmayı amaçlayan Türkiye için çok zor bir sınavdır’ ifadesine
yer verildi." (19/01)
YUNANİSTAN BASINI:
Yunanistan Radyo-TV Kurumu: "Dış Politikada Strateji
Konusunda Mutabakat Sağlandı": "Dışişleri
Bakanı Dora Bakoyanni başkanlığında toplanan Dış Politika Ulusal
Konseyi, Balkanlardaki ve Avrupa-Türkiye ilişkilerindeki gelişmeleri
ele aldı. Balkanlar ve Avrupa-Türkiye ilişkilerindeki gelişmeler, Dış
Politika Ulusal Konseyi toplantısının başlıca konularıydı. Toplantıda
Yunanistan'ın stratejik hedefleri konusunda mutabakat sağlandı. PASOK
dışişleri sorumlusu Theodoros Pangalos, Türkiye'nin Avrupa
perspektifinin devam etmesinden yana olduğunu belirtti, ancak Ankara'nın
önce üstlendiği yükümlülükleri yerine getirilmesi gerektiğini
vurguladı., "Kosova sorunuyla ilgili ortaya çıkacak gelişmelerden kaygı
duyuyoruz. Bölgenin tek taraflı bağımsızlaştırılmasının Batı Balkanlarda
zincirleme istikrarsızlığa yol açmasından ve diğer uluslararası
sorunları olumsuz etkilemesinden korkuyoruz. Çözüm uluslararası hukuk ve
ortak mutabakat temelinde olmalı. Balkanlar'da yeni bölünmelere
karşıyız" dedi. Türkiye'nin AB üyeliği yönünde çabalarının sürmesinden
yana olduğunu ifade eden Sol İttifak Partisi temsilcisi Panos Trigazis
ise, ‘Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs üçgeninde barışçı çözüm çabalarının,
Bush'un ek asker göndererek Irak'ta savaşın sürmesinde ısrar etmesiyle,
Orta Doğu'daki gelişmelerden olumsuz etkilenebileceği dikkatimizden
kaçmamalı.’ dedi." (19/01)
NOT:
Bu bülten, 18-21 Ocak 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan
haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.
-
-
ESKİ SAYILAR