ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi Radyosu: "Dünya Bankası Başkanı
Wolfowitz Türkiye'de": "Dünya Bankası Başkanı
Paul Wolfowitz, İstanbul'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet
Bakanı Ali Babacan ile görüştü. Babacan, Wolfowitz'e Türkiye'ye verdiği
kişisel ve kurumsal destek için teşekkür ederken, Wolfowitz, Erdoğan ve
Babacan ile oldukça verimli görüşmeler gerçekleştirdiklerini açıkladı.
Türkiye'nin ekonomik kalkınma hikayesinin tam anlamıyla bir başarı
öyküsü olduğunu söyleyen Dünya Bankası Başkanı, Avrupa ve Asya arasında
kritik bir bölgede bulunan Türkiye'nin güçlü ekonomisiyle bölgedeki
ülkelere çok iyi bir örnek olduğunu aktardı. Wolfowitz, Türkiye'nin AB
üyeliğinden Türkiye kadar Birliğin de fayda sağlayacağının altını
çizdi." (Değer Akal, 29/01)
ALMANYA BASINI:
Nürnberger Nachrichten: "Yeni Kimlik Arayışı":
"Türkiye'de daha önce hiçbir siyasi cinayet, Ermeni Hrant Dink'e
düzenlenen suikast kadar tepki çekmedi ve bu kadar çok insanı sokağa
dökmedi. Onbinlerce insan Dink'i ebediyete uğurladı. Yürüyüşe
katılanlar, ‘Hepimiz Ermeniyiz’ sloganıyla, Dink'in, uğrunda mücadele
verdiği azınlıklarla dayanışma içinde bulunduklarını dile getirdiler.
Birkaç yıl öncesine kadar az sayıda insan buna cesaret edebilirdi.
Türkiye'de bir şeyler mi değişiyor? Bu kitlesel gösteri, cesaret verici
bir işaret; fakat yine de Türk toplumunun düşünce ve duygularını
göstermekten uzak. (…) Türkiye'nin AB adaylığı, on yıllardır içten içe
alevlenen kimlik çatışmalarını yeniden başlattı. Liberal sol eğilimli
Radikal gazetesi köşe yazarlarından Türker Alkan, bu durumu, ‘toplumun
ortasından geçen bir fay hattı’na benzetiyor. Yargı ve siyasi parti
çevreleri ile güvenlik güçleri ve devletin içindeki aşırı muhafazakar
unsurlar, Türkiye'nin AB adaylık sürecinde arpalıklarını tehdit altında
görüyorlar. Reformcular, Avrupa'ya entegrasyondan ülkeleri için
demokrasi, siyasi istikrar ve ekonomik refah umuyorlar. AB, Türkiye'nin
iç meselesindeki bu çatışmalara çözüm sağlayamaz, ancak yardımda
bulunabilir. Üyelik süreci devam ettiği takdirde demokratik güçler
kuvvetlendirilecektir." (Gerd Höhler, 29/01)
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard: "Türkiye... Yakınlaşma Değişime Neden
Olabilir mi?": "Türkiye'nin katılımı
karşısındaki en büyük engel İslam değil, öfkeli Türk milliyetçiliği.
Ermeni asıllı Türk gazeteci Hrant Dink'in, (‘Türklüğe hakaret etti’
diye) kışkırtılan 17 yaşındaki bir genç tarafından öldürülmesi, Türk
toplumunu öncelikle de Türk kurumlarını kasıp kavuran radikal sağcılık,
milliyetçilik ve ırkçılık akımının yalnızca bir parçası. Batı yanlısı,
liberal bir Türkiye'nin temsilcilerine son yıllarda yapılan saldırılar,
ne tamamen açıklığa kavuşturuluyor ne de mahkemece cezalandırılıyor.
Milliyetçiler, polis, yargı sistemi ve politikanın içine işlemiş
durumda. Geniş halk kitlelerinin (erkeklerin) saldırganlıktan uzak,
masum denilebilecek vatanperverliği bile, Batı Avrupa'da rastlanmayacak
bir yoğunluğa ulaştı. Türkiye'de hem ideolojik (milliyetçiler ile
liberaller arasında) hem de etnik (Türkler ile Kürtler, Ermeniler ve
diğerleri arasında) nedenlere dayanan bir iç savaş için için kaynıyor ve
ara sıra alevleniyor. Türkiye genelde seçimlerin kurallara uygun olarak
yapıldığı ve ordunun nüfuzunun giderek azaldığı bir demokrasi. Ancak
siyasi kültür, demokrasi öncesi bir zamandan kalma. Nitekim Ceza
Yasası'ndaki ‘Türklüğü aşağılama’ maddesinin asgari düzeyde bir
demokratik kültürle bile bağdaşması mümkün değil. Burada akla gelen en
önemli soru, Türk toplumunun AB'ye alınarak, milliyetçilikten ve
radikalizmden arındırılmasının, yani yakınlaşma sonucu bir değişimin
mümkün olup olmayacağı. Yoksa şiddet sorununa çare bulunmamış büyük
nüfuslu bir ülkenin Birliğe katılması tehlike mi arzediyor? AB,
Sırbistan olayında ‘yakınlaşma sayesinde değişim’ yöntemini kullanma
cesaretini gösteriyor. (…) Ancak Sırbistan küçük bir ülke. Türkiye
onunla kıyaslanamayacak kadar önemli, ayrıca katılım sürecinde de bir o
kadar ilerlemiş durumda. Acaba Türkiye ile ‘yakınlaşma sayesinde değişim’
yakın bir zamanda başarılı olabilir mi? Bu yakınlaşma ille de tam üyelik
anlamına mı gelmeli? Gerçekçi bir değerlendirme yapacak olursak, Türk
toplumunun milliyetçilikten arındırılması, katılımın gerçekleştirileceği
10-15 yıla kadar pek mümkün olmayacaktır. (…)" (Hans Rauscher,
27/01)
Kronen Zeitung: "AB: Türkiye Yere Çakılmak Üzere":
"Bu fazladan sıkılmış bir kurşundu. Türkiye'deki Ermenilerin sözcüsü
Hrant Dink'in öldürülmesiyle bir muhalif daha susturulmuş oldu. Zaten
daha baştan beri Türkiye'nin AB'ye katılım şansını kendi hatası yüzünden
yitirmesi bekleniyordu. Başbakan Erdoğan, ‘Kurbanlardan biri de
Türkiye.’ dedi. Yanlış. Asıl fail olan Türkiye. Muhalifleri ‘Türklüğe
hakaret’ maddesinin yardımıyla mahkemeye çıkaran bir devlet sistemi,
onları histerik bir milliyetçiliğin hedef tahtası yapıyor. Bu Avrupa
olgunluğundan başka her şey." (Kurt Seinitz, 27/01)
İTALYA BASINI:
Il Giornale: "Dink Vakası... Türkiye'yi Avrupa'dan
Uzaklaştıran Cinayet": "Hrant Dink'in ölümüne
Türk yetkilileri tarafından gösterilen alışılagelmiş nezaketi saymazsak,
Türk basınının bu konuya tamamen kayıtsız kaldığı görülmektedir. Her
geçen gün AB'den daha da uzaklaşan Türkiye'nin üyeliği açısından bunu
bilmek iyi tabii. Milliyet gazetesi tarafından yapılan anket sonuçları
Türk halkının, ülkelerinin AB'ye katılım arzusunun azaldığını ortaya
koyuyor. Ankete bakılırsa, artık Türklerin sadece üçte biri ülkesinin
AB'ye katılımının lehinde fikir beyan ediyor. Bu demektir ki, sadece iki
yıl içerisinde Türklerin yarısından fazlası fikir değiştirdi. Tabii
şimdi Türklerin fikir değiştirmesine yol açan unsurun Avrupa'nın
kendisine çekmiş olduğu çitler olduğu düşünülebilir. Ancak bunda sanki
Amerikalıların Irak'taki başarısızlığının da payı varmış gibi görünüyor.
Netice itibarıyla Türkler, Batı ile kurulacak yakın ilişkilerden doğacak
avantajların neler olabileceği ve bu oyunu oynamaya değip değmeyeceği
hususunda kendilerini de sorguluyor olabilir. (…) Netice itibarıyla,
zirvedeki diplomatların açıklamalarını bir yana bırakırsak, Türkiye
esasen her geçen gün AB'den biraz daha uzaklaşıyor. Belki de böylesi
daha iyi. Irak ve Suriye'ye kadar uzanacak bir Avrupa bazı askeri
problemler yaratabilir. İki milyon yoksuluyla hazırda bekleyen Türkler,
kendi basın organlarının da belirttiği üzere, Viyana ve Münih
kentlerine yapacakları çıkartma nedeniyle birtakım sosyal problemler
yaratabilir. Türkmenler, Ermeniler, Şiiler, Sünniler ve Kürtler de
Avrupa'ya dönüşecek olan Türkiye'ye akın edebilir."
(Rino Camillieri, 27/01)
NOT: Bu bülten,
29-30 Ocak 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve
yorumlardan
derlenerek hazırlanmıştır.
-
ESKİ SAYILAR