31.01.2007

   

Anasayfa

e-posta


 

ABD BASINI:

 

Amerika'nın Sesi Radyosu: "Dünya Bankası Başkanı Wolfowitz Türkiye'de": "Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz, İstanbul'da  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bakanı Ali Babacan  ile görüştü. Babacan, Wolfowitz'e Türkiye'ye verdiği kişisel  ve kurumsal destek için teşekkür ederken, Wolfowitz, Erdoğan ve Babacan ile oldukça verimli görüşmeler gerçekleştirdiklerini açıkladı. Türkiye'nin ekonomik kalkınma hikayesinin tam  anlamıyla bir başarı öyküsü olduğunu söyleyen Dünya Bankası  Başkanı, Avrupa ve Asya arasında kritik bir bölgede bulunan  Türkiye'nin güçlü ekonomisiyle bölgedeki ülkelere çok iyi  bir örnek olduğunu aktardı. Wolfowitz, Türkiye'nin AB  üyeliğinden Türkiye kadar Birliğin de fayda sağlayacağının  altını çizdi." (Değer Akal, 29/01)

 

 

ALMANYA BASINI:

 

Nürnberger Nachrichten: "Yeni Kimlik Arayışı": "Türkiye'de daha önce hiçbir siyasi cinayet, Ermeni Hrant  Dink'e düzenlenen suikast kadar tepki çekmedi ve bu kadar çok insanı sokağa dökmedi. Onbinlerce insan Dink'i ebediyete  uğurladı. Yürüyüşe katılanlar, ‘Hepimiz Ermeniyiz’ sloganıyla,  Dink'in, uğrunda mücadele verdiği azınlıklarla dayanışma  içinde bulunduklarını dile getirdiler. Birkaç yıl öncesine  kadar az sayıda insan buna cesaret edebilirdi. Türkiye'de bir  şeyler mi değişiyor? Bu kitlesel gösteri, cesaret verici bir işaret; fakat  yine de Türk toplumunun düşünce ve duygularını göstermekten  uzak. (…) Türkiye'nin AB adaylığı, on yıllardır içten içe  alevlenen kimlik çatışmalarını yeniden başlattı. Liberal sol  eğilimli Radikal gazetesi köşe yazarlarından Türker Alkan,  bu durumu, ‘toplumun ortasından geçen bir fay hattı’na  benzetiyor. Yargı ve siyasi parti çevreleri ile güvenlik güçleri ve  devletin içindeki aşırı muhafazakar unsurlar, Türkiye'nin AB  adaylık sürecinde arpalıklarını tehdit altında görüyorlar. Reformcular, Avrupa'ya entegrasyondan ülkeleri için demokrasi, siyasi istikrar ve ekonomik refah umuyorlar. AB, Türkiye'nin iç meselesindeki bu çatışmalara çözüm sağlayamaz, ancak yardımda bulunabilir. Üyelik süreci devam ettiği takdirde demokratik güçler kuvvetlendirilecektir."  (Gerd Höhler, 29/01)

 

 

AVUSTURYA BASINI:

 

Der Standard: "Türkiye... Yakınlaşma Değişime Neden Olabilir mi?": "Türkiye'nin katılımı karşısındaki en büyük engel İslam  değil, öfkeli Türk milliyetçiliği. Ermeni asıllı Türk gazeteci  Hrant Dink'in, (‘Türklüğe hakaret etti’ diye) kışkırtılan  17 yaşındaki bir genç tarafından öldürülmesi, Türk toplumunu öncelikle de Türk kurumlarını kasıp kavuran radikal sağcılık, milliyetçilik ve ırkçılık akımının yalnızca bir parçası. Batı  yanlısı, liberal bir Türkiye'nin temsilcilerine son yıllarda  yapılan saldırılar, ne tamamen açıklığa  kavuşturuluyor ne de mahkemece cezalandırılıyor. Milliyetçiler, polis, yargı sistemi ve politikanın içine  işlemiş durumda. Geniş halk kitlelerinin (erkeklerin)  saldırganlıktan uzak, masum denilebilecek vatanperverliği  bile, Batı Avrupa'da rastlanmayacak bir yoğunluğa ulaştı.  Türkiye'de hem ideolojik (milliyetçiler ile liberaller  arasında) hem de etnik (Türkler ile Kürtler, Ermeniler ve  diğerleri arasında) nedenlere dayanan bir iç savaş için için  kaynıyor ve ara sıra alevleniyor. Türkiye genelde seçimlerin kurallara uygun olarak  yapıldığı ve ordunun nüfuzunun giderek azaldığı bir demokrasi. Ancak siyasi kültür, demokrasi öncesi bir zamandan kalma.  Nitekim Ceza Yasası'ndaki ‘Türklüğü aşağılama’ maddesinin  asgari düzeyde bir demokratik kültürle bile bağdaşması mümkün değil. Burada akla gelen en önemli soru, Türk toplumunun AB'ye alınarak, milliyetçilikten ve radikalizmden arındırılmasının, yani yakınlaşma sonucu bir değişimin mümkün olup olmayacağı.  Yoksa şiddet sorununa çare bulunmamış büyük nüfuslu bir ülkenin  Birliğe katılması tehlike mi arzediyor? AB, Sırbistan olayında ‘yakınlaşma sayesinde değişim’ yöntemini kullanma cesaretini gösteriyor. (…) Ancak Sırbistan küçük bir ülke. Türkiye onunla  kıyaslanamayacak kadar önemli, ayrıca katılım sürecinde de  bir o kadar ilerlemiş durumda. Acaba Türkiye ile ‘yakınlaşma sayesinde değişim’ yakın bir zamanda başarılı olabilir mi? Bu yakınlaşma ille de tam üyelik anlamına mı gelmeli? Gerçekçi bir değerlendirme yapacak olursak, Türk  toplumunun milliyetçilikten arındırılması, katılımın gerçekleştirileceği 10-15 yıla kadar pek mümkün olmayacaktır. (…)" (Hans Rauscher, 27/01)

 

Kronen Zeitung: "AB: Türkiye Yere Çakılmak Üzere": "Bu fazladan sıkılmış bir kurşundu. Türkiye'deki  Ermenilerin sözcüsü Hrant Dink'in öldürülmesiyle bir muhalif  daha susturulmuş oldu. Zaten daha baştan beri Türkiye'nin  AB'ye katılım şansını kendi hatası yüzünden yitirmesi  bekleniyordu.  Başbakan Erdoğan, ‘Kurbanlardan biri de Türkiye.’ dedi.  Yanlış. Asıl fail olan Türkiye. Muhalifleri ‘Türklüğe hakaret’  maddesinin yardımıyla mahkemeye çıkaran bir devlet sistemi,  onları histerik bir milliyetçiliğin hedef tahtası yapıyor. Bu  Avrupa olgunluğundan başka her şey." (Kurt Seinitz, 27/01)

 

 

İTALYA BASINI:

 

Il Giornale: "Dink Vakası... Türkiye'yi Avrupa'dan Uzaklaştıran Cinayet": "Hrant Dink'in ölümüne Türk yetkilileri tarafından  gösterilen alışılagelmiş nezaketi saymazsak, Türk basınının  bu konuya tamamen kayıtsız kaldığı görülmektedir. Her geçen  gün AB'den daha da uzaklaşan Türkiye'nin üyeliği açısından  bunu bilmek iyi tabii. Milliyet gazetesi tarafından yapılan anket sonuçları Türk halkının, ülkelerinin AB'ye katılım  arzusunun azaldığını ortaya koyuyor. Ankete bakılırsa, artık  Türklerin sadece üçte biri ülkesinin AB'ye katılımının lehinde  fikir beyan ediyor. Bu demektir ki, sadece iki yıl içerisinde  Türklerin yarısından fazlası fikir değiştirdi. Tabii şimdi  Türklerin fikir değiştirmesine yol açan unsurun Avrupa'nın  kendisine çekmiş olduğu çitler olduğu düşünülebilir. Ancak  bunda sanki Amerikalıların Irak'taki başarısızlığının da  payı varmış gibi görünüyor. Netice itibarıyla Türkler, Batı  ile kurulacak yakın ilişkilerden doğacak avantajların neler  olabileceği ve bu oyunu oynamaya değip değmeyeceği hususunda  kendilerini de sorguluyor olabilir. (…) Netice itibarıyla, zirvedeki diplomatların açıklamalarını  bir yana bırakırsak, Türkiye esasen her geçen gün AB'den biraz  daha uzaklaşıyor. Belki de böylesi daha iyi. Irak ve Suriye'ye  kadar uzanacak bir Avrupa bazı askeri problemler yaratabilir.  İki milyon yoksuluyla hazırda bekleyen Türkler, kendi basın  organlarının da belirttiği üzere, Viyana ve Münih kentlerine  yapacakları çıkartma nedeniyle birtakım sosyal problemler  yaratabilir. Türkmenler, Ermeniler, Şiiler, Sünniler ve Kürtler de Avrupa'ya dönüşecek olan Türkiye'ye akın edebilir." (Rino Camillieri, 27/01)

 

NOT: Bu bülten, 29-30 Ocak 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze ulaşan haber ve

           yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.

 

ESKİ SAYILAR