03.07.2008 Anasayfa E-Posta



THE GUARDIAN:
DEMOKRASİ VE HUKUK

ANKARA, 02/07(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan The Guardian gazetesinin 2 Temmuz 2008 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında yayımlanan başyazının çevirisi şöyledir:

Türkiye'nin yasal sistemi, AKP ve laiklik yanlıları arasındaki mücadele açısından gittikçe daha tehlikeli bir savaş alanına dönüşüyor. Başsavcı dün -AKP'nin kapatılmasına ve liderlerinin politikadan menedilmesine yol açabilecek dava kapsamında- Anayasa Mahkemesi önünde sözlü açıklamasını yaparken, polis de aralarında emekli iki generalin bulunduğu önde gelen bazı laikleri tutukladı. Çoğunluk iki olayın bağlantılı olduğunu düşünüyor. İki taraf da dişini sıkıyor. Ortadaki tehlike ise tarafların Türkiye'nin siyasi ve anayasal dokusuna onarılamaz ölçüde zarar verme ihtimallerinin olması.

Türkiye bu noktaya; parlamenter siyasete fazla aldırmadan etkinliğini sürdürmüş eski elitin, parlamentoda gücü ele geçiren yeni sosyal güçleri kabul edememesi sonucunda geldi. Türkiye'nin bu dönüm noktasına gelmesinin eşit derecede önemli diğer nedenleri de, AKP'nin akıllıca olmayan bir şekilde şansını zorlayarak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tarafsızlığı net olmayan bir siyasetçiyi desteklemesi, devlet memuriyetlerine muhafazakar destekçilerini getirmesi ve kadınların türbanla üniversitelere girmelerine izin verecek yasa değişiklikleri peşinde koşması oldu. Bunlardan özellikle sonuncusu her iki taraf için de büyük önem taşıyor.

AKP ideolojisi -liderlerinden birinin "travma" olarak adlandırdığı Türkiye'de yaklaşık bir yüzyıl önce gerçekleşen sert nitelikteki modernleşme hareketini ıslah ederek- ılımlı bir İslami yenilenme öneriyor. Öte yanda laikler ise, din ve devletin, Türkiye Cumhuriyeti'nin temeline aykırı olduğu gerekçesiyle, kesin olarak ayrılması gerektiğinde ısrar ediyor. Ancak sınıflandırmalar ideolojik adlandırmalardan daha önemli olabilir. Laikler, AKP ve destekçilerini köylü olarak görürken, AKP ise sıradan halkın hayat gerçeklerini hor gören, fazla imtiyaza sahip bir gruba karşı geliyor. Sonuç şu ki, tam da Kıbrıs'la ilgili -Türkiye'nin netleşmeyen Avrupa umudunun önünü de açacak- bir anlaşmaya varılmasının olası görüldüğü bir zamanda ülke, yeni bir iktidar partisi seçmesini gerektirecek bir kargaşayla baş etmek zorunda kalabilir. Böyle olduğu taktirde, yasaklı liderler sahne arkasından müdahale etmek zorunda kalabilir. Bu kötü durum, misilleme ve daha fazla kutuplaşmaya neden olabilir ve bu da Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinde daha fazla engele yol açabilir.

Uzlaşma fırsatları kaçırılmış olsa da, tamamen ortadan kalkmamış olabilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın gizli bir komplo iddiasına yer vermeyen iddianamesi sonuçta zayıf çıkabilir, bu da Anayasa Mahkemesi'nin AKP'yi kapatmaktan kaçınmasını sağlayabilir. Bu sırada taraflar da perde arkasında en azından Türkiye'nin ulusal çıkarlarının önceliği hak ettiği konusunda anlaşabilirler.

THE TIMES:
TÜRKİYE'NİN GEÇMİŞİ, LİBERAL BİR GELECEK UMUTLARINI MAHVEDİYOR

ANKARA, 02/07(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan The Times gazetesinin 2 Temmuz 2008 tarihli sayısında, Bronwen Maddox imzasıyla, yukarıdaki başlık altında yayımlanan yazının çevirisi şöyledir:

Türkiye, Başsavcı’nın iktidar partisinin kapatılmasını talep ederek açtığı davada sözlü açıklamasını yapmasıyla ve polisin darbe planladığı iddia edilen bir grubu takibinde -aralarında iki emekli generalin de bulunduğu- bazı kişileri gözaltına almasıyla bir hengamenin içine sürükleniyor.

Türkiye'nin müttefikleri, aylardır süren çatışma daha şekillenme aşamasındayken, bu durumun milliyetçi zihniyetli yaşlı generallerin Avrupa'ya dönük genç siyasetçilere yol vermesiyle son bulacağını umuyorlardı. Ama öyle olmayacak. Öyle görünüyor ki, Türkiye'nin kimlik mücadelesi, liberal ve modern gelecek umudunun yitirilmesiyle beraber daha kötü bir hal alacak.

Laikliğin eski tüfekleri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile onun Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti) altı yıl önce coşkuyla seçilmesinden bu yana sürekli tedirgindiler. Bu noktadan başlamak uygun olacak. Dinin devlet kurumlarını şekillendirmesine ateşli bir şekilde karşı çıkan Türk laikliği, Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923'te kurduğu cumhuriyetin esasını oluşturmaktadır. Laiklik, Türkiye'nin kendisi için belirlemiş olduğu şu olağanüstü duruşun dayanağıdır: Türkiye, NATO'nun tek Müslüman üyesi; İsrail'in tek Müslüman dostu; Orta Asya ile Avrupa arasında kültürel ve diplomatik açıdan bir köprüdür.

Ordu, Türkiye tarihinde daha önce de laikliği korumak adına birtakım müdahalelerde bulundu; ancak bu müdahaleleri modern bir demokrasi inşa etme umutlarıyla sürekli çelişti. Ve nihayetinde ordu, 2002'de Türk halkının liberalizm adına İslami uygulamalara daha çok izin vermeye kararlı bir hükümeti seçmesiyle kritik bir noktaya geldi.

Generaller –ve diğerleri- AK Parti'den başta şüphe duymakta haklıydılar. Çünkü partinin temeli iki bariz İslamcı gruba dayanıyordu. Partinin niyetleri iktidara geldiğinde pek bilinmiyordu. Komşu İran'ın 1979 devrimi, bu endişeleri artırıyordu.

Ancak AK Parti görevdeyken endişelenildiği gibi hareket etmedi. Partinin daimi popüleritesi Türkiye'yi İslamcı bir devlete dönüştürmeye yönelik bir arzuyu da yansıtmıyor. Hükümetin mahkemelerle çekişmeye başlamasına neden olan sorun, kadınların üniversitelerde başörtüsü takmasıyla ilgili yasağı kaldırma girişimiydi. İngilizler bu durumu, "birilerinin dini kıyafet giyme arzusunun işveren veya okul kurallarıyla bağdaşmaması"na dair ilginç bir vaka olarak görebilir. Ancak böyle bir algı, Türkiye'de başörtüsünün dindarlığın sembolü oluşunu ve kıyafeti uygun olmayanların üniversiteye gidememesini önemsiz görmekle eş değerdir.

Türkiye'nin daha liberal ve modern hale gelen demokrasisini böyle bir yasakla bağdaştırmak gittikçe zorlaşıyor. AK Parti'nin tek değişim isteğini, devlete dinin karıştırılması olarak tanımlamak da adil değil. İslam kökenli reformlara zemin hazırlayabilecek herhangi bir anayasa değişikliği söz konusu olduğunda elbette kimse rahat davranmak istemeyecektir. Ancak altı yıllık iktidarı süresince liberal, insan haklarına saygılı ve Avrupa Birliği üyeliğine önem veren bir partinin niyetinin bu olduğunu ima etmek hiç de adil değil.

Mahkemeler laiklik ilkesini savunurken yıllardır tutarsız davranmışlardır. Başsavcı’nın muhalefete kulak vererek başörtüsü yasasına karşı çıkması ve iktidar partisini yasaklama girişimi bir felaket niteliğindedir. Bu durum Türkiye'yi, etkileri uzun sürecek bir kutuplaşmaya ve kesinlikle Avrupa'dan daha uzağa götürüyor.

DIE PRESSE:
ORDUNUN ERDOĞAN'A KARŞI PSİKOLOJİK SAVAŞI

VİYANA, 02/07(BYE)--- Tirajı günde 80 bin olan liberal sağ eğilimli Die Presse gazetesinin 2 Temmuz 2008 tarihli sayısında, Jan Keetman imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan İstanbul çıkışlı yazının çevirisi şöyledir:

--Kemalist Elit Tabaka, Ilımlı İslamcı Başbakan Erdoğan'ı İktidardan Uzaklaştırmak

İçin Her Çareye Başvuruyor. Ancak İktidar Partisi Hakkındaki Kapatma Davası Haricinde, Pek Becerikli Davrandığı Söylenemez--

Geçenlerde İstanbul'da yedibin kadar kişi darbe aleyhinde gösteri yapmıştı. İş yine o raddeye mi geldi? Kısa süre öncesine kadar koyu Kemalist Cumhuriyet gazetesinde yazan Oral Çalışlar, o zamanların artık geçtiğini, yöntemlerin değiştiğini, şimdi "psikolojik savaş" yapıldığını belirtiyor.

Şimdi cephede hukukçular da yer alıyor. Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya Salı günü kapalı kapılar ardında İslamcı iktidar partisi AKP hakkında sözlü açıklamasını sundu. Yalçınkaya Başbakan Erdoğan'ı Türkiye'yi yavaş yavaş İslamlaştırmak istemekle suçlamıştı. Devletin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimlerinin "travma" yarattığını ileri süren AKP Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın söylediklerini de buna kanıt olarak göstermişti.

Yakın tarihteki askerî darbelere (1960,1971 ve 1980) bakılacak olursa, bunların hepsinin ekonomik zorluklarla karşılaşıldığı ve toplumun yoğun bir şekilde kutuplaştığı dönemlere rastladığı görülüyor. Bu, bugün için de geçerli. Ancak ekonomik sorunlar bundan önceki hükümetlerinkiyle kıyaslanamaz. Türkiye belki uzun süreli ve güçlü bir ekonomik patlamanın sonuna geldi, ama hâlâ hissedilir bir kalkınma eğilimi mevcut.

Ayrıca geçmişteki darbelerin üçü de Soğuk Savaşın gölgesinde yapıldı. Türk ordusu Batı'nın önemli bir müttefikiydi. Birçok kişinin ölesiye işkence gördüğü veya idam edildiği 1980 darbesinde, NATO ana karargâhında, "Nasıl olsa kimseyi asmazlar" gibi sözler söyleniyordu. NATO'da Türkiye'ye destek vermekle sorumlu olan Almanya, Türk ordusuna yardımı üç katına çıkarmıştı.

Bugün Batı'nın Türkiye'ye yardımı artırması veya IMF'nin o zamanlardaki gibi, bir kredi paketi sunması düşünülemez. Batı İslam dünyasına Batı'ya bağlanma, demokrasi, pazar ekonomisi ve Müslüman halk çoğunluğunun birbiriyle bağdaştığını gösterecek bir Türkiye istiyor.

--Gizli Eylem Planları--

Darbe yapılacak olsa, Türkiye izole olur ve karşılığında ağır bir ekonomik bedel ödemek zorunda kalabilir. Anlaşılan generaller böyle bir sorumluluk üstlenmek istemiyor.

Buna rağmen komplo yapılmaya devam ediliyor. Polis Salı günü aralarında iki emekli generalin de bulunduğu 24 aşırı milliyetçiyi tutukladı. Bunlar bir darbe planlamakla suçlanıyor.

Ayrıca, ordunun Erdoğan hükümetine karşı bir nevi psikolojik savaş sürdürdüğüne yahut sürdürmek istediğine ilişkin bir dizi delil var. Önce hükümete yakın "Taraf" gazetesi ordunun gizli bir eylem planını yayımladı: Eylül'den itibaren geçerli olan eylem planında, hükümete zarar verecek haberlerin "buna uygun medya kanalları" vasıtasıyla yayımlanması tavsiye ediliyor. Ordunun düşman listesinde iktidardaki ılımlı İslamcı AKP'nin yanı sıra, Kürt yanlısı DTP de yer alıyor. PKK asilerine desteği engellemek üzere, askerî operasyonlarla Kürt bölgelerinde yaşayanların huzurunun kaçırılması planlanıyor. Ordu, sınırın öte yanındaki Iraklı Kürtler için de aynı reçeteyi uygulamak istiyor. Eylem planı ordu tarafından ne inkar edildi ne de doğrulandı.

Diğer taraftan hâkimler, generaller ve muhalefet politikacıları da izleniyor ve dinleniyor. Örneğin: Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ'u Kudüs'teki Ağlama Duvarı önünde gösteren bir fotoğrafla, onun koyu Müslümanların gözünde itibardan düşürülmesi amaçlanıyor. Yahut muhalefetteki CHP'nin Genel Sekreteri’nin ikili bir görüşmede Muhammed peygamber hakkında söyledikleri, kısa bir süre sonra kökten dinci Vakit" gazetesinde okunuyor. Anayasa Mahkemesi hâkimlerinden birinin bundan altı ay önce Genelkurmay Başkanlığına yaptığı ziyaretten söz ediliyor.

Zihinlerde ister istemez, generallerin karşılarına çıkacak bir oyuncu, hükümet tarafından görevlendirilen, ordunun yaptığını, ondan daha başarılı bir şekilde gerçekleştirecek bir merkez bulup bulmadığı sorusu uyanıyor. "Radikal" gazetesinde İçişleri Bakanlığının önemli veriler toplayıp toplamadığı konusunda spekülasyonlar yapılıyor. Orada Erdoğan başkanlığında, faaliyetleri tam olarak bilinmeyen bir "Toplumla İlişkiler Başkanlığı" kuruldu.

ST.GALLER TAGBLATT:
ANKARA'DA SIFIR TOPLAMLI OYUN

ANKARA, 02/07(BYE)--- İsviçre'de yayımlanan St.Galler Tagblatt gazetesinin 2 Temmuz 2008 tarihli internet sayfasında, Walter Brehm imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:

--Türkiye'nin İktidar Partisi Kapatılma Tehlikesiyle

Karşı Karşıya. Milliyetçi Bir Kampanya, Ama Aynı

Zamanda Kendi Hataları da Kapatma Davasına Zemin Hazırladı--

Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya dün kapalı kapılar ardında savunmasını verdi. Yalçınkaya, Erdoğan'ın partisini laik Cuhuriyeti İslam devletine dönüştürmek için bir İslam planını tatbik etmekle suçluyor. Yarın ise AKP Anayasa Mahkemesi'nde savunmasını yapacak.

Geçen yaz seçmenlerin yüzde 47'si İslami-muhafazakar AKP'yi ikinci kez iktidara taşımıştı. Bu sonuç, Türkiye'de bugüne kadarki kökten dinci partilerin seçim sonuçlarının yüzde 12 ila 15 puan üzerinde. AKP, yolsuzluğa bulaşmış burjuva güçleri ve Türkiye'nin giderek Avrupa'dan tecrit edilmesinden sorumlu tutulan milliyetçi sol CHP'nin çöküşünden faydalanmasını bildi.

AKP ilk iktidar döneminde Türkiye'ye somut bir AB üyelik seçeneği sunabilen bir parti olarak öne çıktı. Özellikle bu nokta, ona İslami-muhafazakar profilinin üzerinde bir seçmen potansiyeli kazandırdı. Milliyetçi olmayan sol çevrelerin yanı sıra birçok Kürt ve dini azınlık olan Alevilerden de bu yüzden AKP'ye oylar geldi. Hepsi de AKP'den reform eğilimli ve açık bir Türkiye beklentisindeydi.

--AKP'nin Hataları--

Ancak, mecliste kayda değer bir muhalefetle karşılaşmayan AKP, İslam odaklı bir talebe yoğunlaşıp aynı zamanda Türkiye'yi liberalleştirme konusunda başka adımlar atılmasını ihmal etti. İlan edilen geniş kapsamlı anayasa reformu yerine başörtüsü meselesini gündemine aldı ve böylece laikleri kızdırdı.

Türkiye'nin yoksul Güneydoğu Bölgesi lehine reformlara hız vereceğine, PKK gerillaları ve onların kuzey Irak'taki sığınaklarına karşı savaş açtı ve böylece Kürt ile sol tabanlı seçmenlerine hayal kırıklığı yaşattı. Alevileri Sünnilerle eşit bir dini statüye kavuşturma sözü de yarı yolda bırakıldı. AKP'nin, kendi hatalarından kaynaklanan, halk nezdinde gerileyen gücü, CHP ve onun ardında duran generallere, partiler üstü bir direnişle karşılaşmaktan endişe etmeksizin AKP'ye kapatma davası açmasının yolunu açtı.

--Ve Rakiplerin Hataları--

AKP'nin kapatılması zorunlu olarak erken seçimleri gündeme getirecek. Fakat yine de yeni bir dindar-muhafazakar partinin kurulmasının önünü kesemeyecek. Şimdiki AKP, bir yasaklamanın ardından İslamcı şahinlerle liberal reformculara bölünse dahi milliyetçilerin çok da işine yaramayacaktır. Zira AKP'yi suçlayanlar henüz ona bir alternatifi sunabilmiş değiller. AKP'ye karşı yürütülen dava perspektiften yoksun bir oyun, çünkü hem Türkiye'nin uluslararası saygınlığına gölge düşürecek, hem de ülkenin iç istikrarına zarar verecek.

IL SOLE 24 ORE:
ANKARA'DA LAİKLİK KARŞITI BASKIN

ROMA, 02/07 (BYE)--- Tirajı günde 500 bin olan ekonomi ağırlıklı il Sole 24 Ore gazetesinin 2 Temmuz 2008 tarihli sayısında, Vittorio Da Rold imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan haber-yorumun çevirisi şöyledir:

--Darbe Planlamakla Suçlanan ve Aralarında İki

Eski Generalin de Bulunduğu 25 Kişi Tutuklandı--

Türkiye'de laiklerle İslam yanlıları arasında gerilim yükseliyor. Dün sabah saatlerinde, şüphe uyandıran bir zamanlamayla, iki emekli general Şener Eruygur ile Hurşit Tolon, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün ve gazeteler arasında en laik olanı kabul edilen ve Başbakan Erdoğan tarafından birçok kez askerlere yakın olmakla suçlanan Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın da aralarında olduğu 25 kişi tutuklandı. Kamuoyunu en fazla etkileyen unsur, bugün Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı olan eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'un tutuklanması oldu. Nitekim, Eruygur'un başkanı olduğu dernek, çağdaş Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün düşüncesini izliyor. 2007 Nisan-Mayıs dönemine rastlayan Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına seçilmesi için yapılan ve sonuçsuz kalan ilk teşebbüs sırasında milyonlarca insanı AKP'yi protesto için meydanlara çağırmıştı. Daha sonra, AKP'nin büyük farkla kazandığı erken seçimlerin ardından Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığına seçildi.

25 tutuklunun hepsi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki İslam yanlısı hükümete karşı bir darbe hazırlığı içinde olmakla suçlanıyor.

İstanbul, Ankara ve Trabzon illerinde düzenlenen baskınlar, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın, iktidar partisi AKP'nin bir İslam cumhuriyeti kurarak, şeriat getirmeyi tasarlayan gizli bir programı olduğu suçlamasıyla kapatılmasına ilişkin iddianamesini Anayasa Mahkemesinde okumaya başlamasından az önce yapıldı. Eğer Abdurrahman Yalçınkaya'nın öne sürdüğü suçlamalar geçerli bulunacak olursa, Anayasa Mahkemesinin 11 üyesi AKP'nin kapatılmasına ve aralarında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da bulunduğu 71 üyesinin beş yıl boyunca siyasetten men edilmesine (partinin bütçesinin haczi de dahil olmak üzere) karar verebilir. Anayasa Mahkemesi daha önce de, aralarında AKP'nin selefinin de bulunduğu yirmiden fazla siyasi oluşumun İslam yanlısı veya ayrılıkçı Kürt faaliyetler nedeniyle kapatılması kararını almıştı.

İddianamedeki talep kabul edildiği takdirde erken seçimlere gidilebilir. Yarın ise hâkimler karşısına çıkıp, savunma yapma sırası, AKP temsilen Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve Meclis Grup Başkan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın olacak.

Laiklerle İslam yanlıları arasında yaşanan bu son gerginlik haberi ardından, İstanbul Borsa endeksi yüzde 6'lık bir düşüş kaydetti; Türk Lirası zayıfladı ve tahvil gelirleri arttı. UniCredit Group'tan Matteo Ferrazzi şu açıklamaları yaptı: "Ayrıca, Türkiye'nin Temmuz-Ağustos ayları arasında çok yüksek finansman gereksinimi var. Bu aylarda, Hazine tarafından 34,5 milyar dolarlık (20 milyarı temmuzda ödenmek üzere) iç borç ödemesi yapması gerekiyor."

Öte yandan Başbakan Erdoğan polisleri savunarak, 25 şüpheli şahsın tutuklanması olayının, "Ergenekon" adlı esrarengiz bir grup hakkında uzun süre önce başlatılmış bir soruşturmayla bağlantılı olduğunu açıkladı. Eski Türk kabilelerinin Batı'ya doğru harekete geçtiği efsanevi Orta Asya topraklarından ismini alan aşırı milliyetçi bu hareket, "Derin Devlet" adıyla anılan ve yakın Türkiye tarihinin en beter cinayetlerine (İtalyan Katolik rahip Don Santoro cinayetinden, Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink'in katline kadar) adı karışmış bir çete niteliğinde. Muhtemelen, 2006 yılı Nobel Ödülü sahibi Orhan Pamuk'u da öldürme planları yapıyorlardı. Başbakan Erdoğan: "Bunlar, demokrasi ve milletin arzusunu kabullenmek istemeyen insanlar." dedi.

Laiklerin cevabı hemen hazırdı. Laiklik yanlısı ana muhalefet partisi CHP Milletvekili Mustafa Özyürek'in cevabı şöyle oldu: "Hükümet, Türkiye'yi bir korku imparatorluğuna dönüştürmeyi arzuluyor ve buna karşı gelenleri hedef alıyor."

Bir örneğini, üniversitelerde türban yasağının iptali (daha sonra Anayasa Mahkemesince yasak, tekrar yürürlüğe konuldu) sırasında gördüğümüz gibi, laikliğin savunulması hususunda ince "kırmızı çizgiyi" aşmaması konusunda sürekli olarak Erdoğan hükümetine ihtarda bulunan askerler konuyla ilgilerinin olmadığını belirtti ve soruşturma altındaki milliyetçi grupla aralarındaki bağa ilişkin her türlü suçlamayı reddetti. Ancak, kaya gibi sert Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, dolaylı yoldan da olsa askerleri soruşturmaya dahil etme yolundaki girişimden hiç hoşnut kalmadı. Nitekim haberlere göre, Orgeneral Büyükanıt, Hükümetin bu saldırısına karşı verilecek uygun bir cevap arayışında.

Eurasia Group analisti Wolfango Piccoli şu açıklamayı yaptı: "Bazı analistlerin ifadesine göre, Ergenekon operasyonu, askerlerin itibarına zarar vermek ve AKP'ye en fazla eleştiri yöneltenleri susturmak amacıyla, AKP tarafından laiklere karşı yürüttüğü mücadelede araç olarak kullanıldı."

Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Cüneyt Arcayürek, şu konuya dikkati çekti: "Polislerin bürolarımıza girdiği saatlerin, Başsavcının AKP aleyhindeki iddianamesini okuduğu saatlere denk gelmesi elbette ilginç bir tesadüf."

KOMMERSANT:
TÜRKİYE'DE TOPLU GÖZALTILAR DALGASI

MOSKOVA, 02/07(BYE)--- Tirajı günde 128 bin olan liberal eğilimli Kommersant gazetesinin 2 Temmuz 2008 tarihli sayısında, Aleksandr Reutov imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan haberin çevirisi şöyledir:

Türk polisi, önemli görevlerde bulunan emekli generaller de dahil 20'den fazla insanı gözaltına aldı. Türk basını, gözaltına alma operasyonunun "Ergenekon" adlı yasa dışı milliyetçi örgütünün faaliyetinin araştırılmasıyla ilgili olarak Savcılığın verdiği talimat üzerine yapıldığını bildirdi. İstanbul ve Ankara'da düzenlenen operasyonlarda toplam 24 kişi gözaltına alındı. Bunlar arasında, eski Birinci Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Orggeneral Şener Eruygur, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün ve Cumhuriyet gazetesinin Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay bulunuyor. Savcılık, gözaltına alınanların Ergenekon örgütünün üyesi olduğu veya bu örgüte dolaylı olarak yardım ettikleri görüşünde. Bazı bilgilere göre, eskiden önemli görevlerde bulunan emekli subaylarla milliyetçi görüşlü üst düzey memurlar Ergenekon örgütü üyesi. Söz konusu bu aşırı milliyetçi örgütün, Kürt yanlısı Demokratik Türkiye Partisinin bazı yöneticileri, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk ve bazı gazetecilerin öldürülmesini planladığı tahmin ediliyor. Ayrıca, Ergenekon örgütünün, Ermenice ve Türkçe yayımlanan Agos gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesinde parmağı olduğu düşünülüyor. Gerçi, Ergenekon davasının iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından tezgahlandığı da ihtimal dahilinde. Bu arada, Türkiye Anayasa Mahkemesi, AKP'nin kapatılması davasını incelemeye başladı. Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın liderliğindeki parti, Türkiye'yi İslamlaştırma çabasında bulunmakla suçlanıyor. Bu çabalar, Türkiye'nin laik devlet yapısını belirleyen Anayasa'sına ters düşüyor. İslamcıların başında olduğu partinin yasaklamasını, muhalefet ve destekçileriyle askerî çevreler talep ediyor. Zaten, Ergenekon davasıyla ilgili gözaltına alınan kişiler de bunlardan oluşuyor.

AS SAFİR:
TÜRKİYE'DE İKİ DEVLETİN KAPIŞMASIYLA BU YAZ SICAK GEÇECEK

BEYRUT, 02/07(BYE)--- Lübnan'da yayımlanan As Safir gazetesinin 2 Temmuz 2008 tarihli sayısında, Muhammed Nureddin imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan haberin çevirisi şöyledir:

--Temmuzun İlk Günü Sabah Saat 07.00'de

Türkiye'de Kapışma Başladı--

Anayasa Mahkemesi AKP hakkında karar vereceğinden Temmuz’un sonunda Türkiye'de havanın ısınacağı düşünülse de, generaller, basın mensupları ve bazı ticaret odaları yetkililerinin de aralarında bulunduğu cesur ve geniş tutuklama kampanyasıyla dün yaşananlar havanın erken ısınmasına sebep oldu. Bu, askerî darbelerin dışında en büyük kampanya oldu. Bu tutuklamaların Ergenekon şebekesiyle ilgili olduğu söyleniyor. (Ergenekon'a mensup bazı kişiler bu senenin başlarında tutuklanmıştı.)

İstanbul'da bir evde patlayıcıların bulunmasından sonra Haziran 2007'de gizli milliyetçi bir şebeke olan Ergenekon hakkında soruşturma başlatılmıştı. Bu şebeke, "derin devletin" bir parçası olarak görülüyor. Derin devlet, Türk güvenlik kuvvetleri ve devletin idari mekanizması içindeki aşırı milliyetçilere verilen bir sıfattır. Söylentilere göre bu şebeke, Türk milliyetçiliğine karşı olan şahsiyetlere karşı suikastlar düzenlemek için planlar yapıyordu. Bunlar arasında Nobel ödülü sahibi Orhan Pamuk da bulunuyor.

Ergenekon soruşturması çerçevesinde, aralarında emekli askerler, bir siyasi partinin lideri, basın mensupları ve avukatların da bulunduğu yaklaşık 40 kişi tutuklanmıştı. Yakalananlar henüz suçlanmadı. Bu soruşturma, muhaliflerini korkutmak için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu davadan faydalandığını söyleyen laikçileri rahatsız ediyor. Ordudan yapılan açıklamada ise, Silahlı Kuvvetlerin bu şebekeyle bir ilgisi olmadığı ifade edildi.

Başbakan Erdoğan, Partisinin, dünkü tutuklamalarla bir ilgisi olmadığını belirtti. Partili milletvekillerine hitap eden Erdoğan, "Yargı, yapması gerekeni yapmalıdır. Partimizi kapatma davası açıldığı gibi, onlar hakkında da bir dava açılacaktır zannediyorum." dedi. Bu tutuklamaların Ergenekon şebekesi hakkındaki soruşturmayla ilgili olduğunu söyleyen Erdoğan şöyle dedi: "Tahammül edemedikleri şey, AKP değil, demokrasidir, milletin hür iradesidir, halkın düşünceleri ve duygularıdır."

Öte yandan ana muhalefet partisi CHP Milletvekili Mustafa Özyörük, "Bunlar tanınmış kişilerdir. Ortak noktaları, laikliğe bağlı olmalarıdır. Hükümet korku imparatorluğu kurmak istiyor." dedi.

--Tutuklamalar Kimleri Kapsadı?--

Tutuklamalar Ankara'yı şoke etti, çünkü 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolun ilk tutuklanandı. İkincisi, Jandarma Genel Komutanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapmış ve son olarak Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı olan Orgeneral Şener Eruygur oldu.

Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, Cumhuriyet gazetesinde yazan ünlü gazeteci Mustafa Balbay, ünlü araştırmacı Erol Mütercimler, Profesör Ercüment Ovalı, Tercüman Gazetesinin sahibi Ufuk Büyükçelebi ile beraber ülkenin farklı yerlerinden 20'den fazla kişi tutuklandı. Bunların hepsi de AKP'ye ve ülkenin Avrupa Birliği'ne üye olmasına karşı açıklamalar yapan aşırı milliyetçi görüşlere sahip kişilerdir. Bu kişiler, AKP hükümetine karşı 2004'te bir askerî darbe yapılacağını defalarca dile getirmişti. Bunlardan bazılarının ve özellikle Eruygur'un, 2007 ilkbaharında AKP'ye karşı yapılan laik gösterilerde büyük rolü vardı.

Tutuklanan kişilerin evleri de arandı. Bunlardan bazıları askeri birliklerinden dikkatli bir şekilde alındı. Bütün şahsi dosyalarına, evraklarına ve bilgisayarlarına el konuldu.

Bu operasyon, 22 Ocak'tan sonra ikinci operasyon sayılıyor. Çoğu gözlemcilere göre, AKP'nin kapatılması davası, bu ilk operasyona verilen cevaptı. Bu ikinci operasyon ise, kapatma davasına cevaptı.

Dünkü tutuklamalarda dikkati çeken şey, emrin nereden geldiğinin bilinmemesiydi. Basında yer alan haberlere göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin geçen Pazar günü emir vermişti. Ama Başsavcı böyle bir emir vermediğini söyledi, başka herhangi bir savcı tarafından da böyle bir emir verilseydi, öncelikle kendisinin haberdar edilmesi gerektiğini ifade etti.

Tutuklamalar henüz resmen suçlanmadı, ama "Anadolu Ajansı" adli kaynaklara dayanarak verdiği haberde, bu haftanın sonunda sanık listesinin tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın dün Anayasa Mahkemesinde verdiği ve bir buçuk saat süren sözlü iddianamesinde yeni herhangi bir şey yoktu. Son iddianamesini tekrar etti ve şöyle dedi: "AKP, Devletin temellerini dini esaslara uydurmak isteğiyle yakın ve görülen bir tehlike oluşturuyor. Türban kanunun iptal edilmesi, AKP'yi kapatma davasını güçlendirir." dedi.

Yargıtay Başsavcısı’na göre, AKP Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk inkılaplarının toplumda travmaya yol açtığını söylemesi, AKP'nin sisteme karşı olduğunun başka bir delildir. Bununla beraber bunu, davaya ek bir delil olarak sunmadı.

Son olarak Yalçınkaya, yarın şifahi savunmasını verecek olan AKP'nin kapatılmasını isteyerek sözlerini tamamladı.


ESKİ SAYILAR