THE GUARDIAN:
TÜRKİYE'DEKİ HİLE
ANKARA, 03/07(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan The Guardian gazetesinin 2 Temmuz 2008 tarihli sayısında, Martin Woollacott imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan haberin çevirisi şöyledir:
Adalet ve Kalkınma Partisi çok kısa bir süre öncesine kadar Avrupa'daki en başarılı siyasi hareketlerden biri olarak görülüyordu. Diğer Türk partileri halkı ihmal ederken AKP, ülkenin hızla büyüyen kentlerindeki sıradan Türkler arasında çok daha güçlü bir taraftar kitlesi oluşturdu. Bunu kısmen, hala kendilerinin ya da ebeveynlerinin geldiği taşranın geleneksel taraflarından etkilenen bu seçmenlerin çoğunun rahat hissettikleri İslami değerlere verdiği önem yüzünden yaptı. Aynı derecede önemli olan sıkı örgütsel çalışması ve iktidara gelmeden çok önce partinin yoksul ve avantajsız durumdaki kişilere o dönemki isminde yansıtılan refahı sağladığı gerçeğiydi.
Kendisini yeniden kurarak ve ismini değiştirerek yasaklarla baş etti ve bunu yaparken de, istedikleri siyasi seçimi yapmalarını engelleyen girişime gücenen yandaşlarının daha büyük sadakatini kazandı. Parti daha sonra İslama yaptığı vurguyu azalttı ve Avrupa Birliğine paralel bir İslam Birliğini savunmak gibi mantıksız politikalarını bıraktı. Bunun yerine Avrupa'nın partisi, küçüğün yanı sıra büyük iş dünyasının partisi, bir merkez-sağ partisi ama aynı zamanda da işçi ve toplumsal reform partisi olarak ortaya çıktı. Türk siyasetinin geçmişte sık sık etrafında döndüğü o parlak ve karizmatik "büyük baron"lardan biri olan Recep Tayyip Erdoğan'a sahip olması da yardımcı oldu.
Sonuç, Türk siyasi manzarasının bir dönüşüm geçirmesi oldu. AKP topluca siyasi muhaliflerinin giysilerini çaldı ve bunları daha önce görülmemiş çekici bir paketle yeniden düzenledi. Büyük ve uzun süredir varolan bazıları dahil diğer Türk partileri, siyasi iktidarda değişimin şu an için gerçek bir olasılık olmadığı noktada zarar gördüler. AKP, yandaşları arasındaki bazı hayal kırıklıklarına rağmen oyların çoğuna ve sandalyelerin de neredeyse hepsine sahip.
Parti sistemi, -kısmen gerçekten laik oldukları kısmen de onaylamadıkları toplumsal ve siyasi güçleri kontrol etme yolu sağladığı için- siyasetle din arasındaki sıkı Kemalist ayrımı sürdürmeye niyetli eski Türk meslek ve üst orta sınıflarının çıkarlarını ve görüşlerini yansıtmıyor. Bu bölünmenin neredeyse aşirete dayalı gibi görünen yanları var, ama bir yanda dini alametler diğer yanda da moderniteninkiler var.
AKP bu güçlü gruplarla ilişkilerinin bir tür ateşkese bağlı olduğunu biliyordu, ama akılsız bir şekilde avantajlarını zorlamaya başladı. Hükümette başlangıçtan itibaren iltimas gücünü kullandı ve bakanlıklara ve kurumlara, AKP'li ve bu yüzden de dinci muhafazakar bir geçmişe sahip kişiler geldi. Eski elit sınıf kendisini bu işgalciler karşısında sırayla bütün bakanlıkları kaybederken buldu. AKP daha sonra cumhurbaşkanlığına eşi türban takan pek de tarafsız olmayan bir ismi yerleştirdi. Bunu, totemik başörtüsü meselesinde daha başka girişimler takip etti.
Türkiye'de Kemal Atatürk ve İran'da Rıza Şah gibi liderler ülkelerini modernleştirmeye kalkıştıklarında işe önce kafadan -geleneksel başlıkları ve giyinme ve saçı kapamanın geleneksel yollarını hedef alarak- başlıyorlar. Fesleri, türbanları, peçeleri, başörtüleri ya da sakalları çıkarılan erkek ve kadınlar, giysileri ve alışkanlıkları dini inançlarının birincil önemini yansıtan insanlar olarak değil de, mahçup bir şekilde laik bir devletin yalnız vatandaşları olarak tam anlamıyla ifşa edildiler. Devlet kişisel görünüşü kontrol altına aldı. Şimdi AKP'den, liderlerinden birinin deyişiyle, Türklere bir gecede "giysilerini, dillerini değiştirmelerinin söylendiği" ve "dini tarzlarının söküldüğü" bu travmayı iyileştirmesi isteniyor.
AKP'nin hareketlerinin çeşitli cephelerdeki toplu etkisi, anayasanın din üzerindeki koşullarını hükümeti devirmenin bir yolu olarak kullanmak isteyen bir karşı saldırıyı tetikledi. Hükümet bunun karşılığında, bir grup eski ordu yetkilisini, işadamını ve bir gazeteciyi, AKP'nin devletin laik temellerini yıktığı suçlamasıyla Anayasa Mahkemesi’nde başlayan duruşmasıyla aynı gün gözaltına alarak, laik muhaliflerinin, anayasal bir darbe yapmak suçuyla değil gerçek bir askeri darbe yapmayı planladıkları suçlamasıyla peşine düşerek misilleme yaptı.
Anayasal mücadelenin arkasındakiler sağlam bir çoğunluğa sahip bir hükümeti devirmek isterken kesinlikle demokrasinin ruhuna karşı hareket ediyorlar. Ancak AKP de o kadar suçsuz değil. AKP'nin gerçek niyetinin Türkiye'yi yavaş yavaş İslamlaşma yoluna sokmak olduğu yönünde varolan şüpheler gözönüne alındığında bakanlıkları doldurmak pek akıllıca değildi. Cumhurbaşkanlığı kararı da akıllıca değildi, tehlikesizce daha sonraki bir tarihe bırakılabilirdi.
Ne var ki, kriz sona erse de temel sorun siyasi sistemin tehlikeli bir şekilde yalpalıyor olması. AKP'yi dengelemek için sağlam bir parlamenter güç gerekiyor ve henüz ortalıkta böyle bir şeyin olduğuna dair bir işaret yok.
THE FINANCIAL TIMES:
TUTUKLAMALAR TÜRKİYE'DEKİ MÜCADELEDE YENİ BİR AŞAMAYA GİRİLDİĞİNE İŞARET EDİYOR
ANKARA, 03/07(BYE)--- İngiltere'de yayımlanan The Financial Times gazetesinin 3 Temmuz 2008 tarihli internet sayfasında, Vincent Boland imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan yazının çevirisi şöyledir:
Türkiye'de -sokaklarda tankların gezdiği, toplu tutuklamaların yapıldığı, işkence iddialarının olduğu, Latin Amerika tarzında sert bir operasyon olan- 1980 darbesine önderlik eden Orgeneral Kenan Evren, Akdeniz'in tatil beldesi Marmaris'te mutlu bir emeklilik hayatı sürüyor. Evren'in günlerini resim yaparak geçirdiği söyleniyor.
Diğer Türk generaller ise sessizce kenara çekilmeyi reddediyor. Recep Tayyip Erdoğan hükümetini düşürmeyi amaçladığı iddia edilen bir planla ilgili soruşturma kapsamında Salı günü iki emekli ordu mensubu gözaltına alındı. Söz konusu bu iki kişi, geçen sene Haziran’da başlatılan soruşturmada planla bağlantılı olduğu iddia edilen birçok eski ordu mensubunun arasında yer alıyor. Altıncısı gerçekleşen ve aralarında en önemlisi olan bu haftaki tutuklamalarda henüz hiç kimse suçlu bulunmadı.
Tutuklamalar, sözde planlarla ve kıdemli ordu mensupları arasında doğrudan bir ilişki kurulduğunu gösteriyor. Gözaltına alınan eski Birinci Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve eski Jandarma –iç güvenliği sağlayan askeri nitelikli kuvvet- Genel Komutanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur yakın zamana kadar görev başındalardı ve emekli olana kadar siyasi olarak aktiflerdi.
General Tolon, kökleri siyasi İslam'a dayanan iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) hakkında sözünü esirgemeden eleştiri yapıyor. Köşe yazarı Yavuz Baydar'a göre Tolon, AKP'yi "cumhuriyet için en büyük tehdit" olarak görüyor. Orgeneral Eruygur, modern Türkiye'nin önde gelen laik kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün anısına vakfedilen bir kuruluş olan Atatürkçü Düşünce Derneğinin Başkanı.
AKP karşıtları, partiyi -AKP'nin Türkiye'de şeriatı dayatmaya çalışmakla suçlandığı ayrı bir yasal süreç üzerindeki dikkati dağıtmak için- soruşturma sürecine Ergenekon planını karıştırmakla suçluyor. Bu hafta yapılan tutuklamalar AKP'nin kapatılması anlamına gelebilecek önemli bir dava duruşmasını geri planda bıraktı.
Kapatma davası ve Ergenekon'un Türkiye'deki laiklerle dini muhafazakârlar arasında uzun süreden beri var olan mücadelenin yeni bir cephesi olduğuna inanılıyor. Bu görüşün kuvvetli dayanakları var. Ancak bu haftaki tutuklamaların, Türkiye'de ordu ve siyasetçiler arasındaki labirentvari ilişkiler açısından umut vadeden bir manası olabilir. Ordu, Türkiye'nin en güçlü kurumu ve siyasi otoritenin yıkılmasının tartışılamaz olduğu soğuk savaş düşüncesinin mirasını fazlasıyla taşıyor. (Ordu, 1960-1980 yılları arasında üç hükümeti düşürdü). Ancak ordu, atıl bir yapıya sahip değil ve birçok nedenden ötürü savunma hâlinde.
Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden Soli Özel, orduda kamplaşmanın bariz olduğunu söylüyor. Bu gruplar arasında, Genelkurmayın, tek yanlı hareket etmeye alışkın bir kurum üzerinde daha fazla sivil kontrol sağlamaya çalışan AKP hükümetiyle giderek daha uyumlu hareket etmesinden mutsuz olan daha düşük rütbeli generaller bulunabilir.
Soli Özel konu hakkında şöyle konuşuyor: "Son tutuklamalar, hükümet ve Genelkurmayın orduyu temizlemeye yönelik koordineli bir çabasının sonucu olabilir. Olayın bu boyutu gözlerden kaçamaz."
Demokrasinin karşı konulamaz gücü ile değişmez laiklik ilkesi arasındaki çatışmada az da olsa payı olan Türkiye'nin AB girişimi istikrarını kaybetmeye başladı. Siyasetçiler ve uzmanlar, ordunun kendi içinde -AB üyelik girişiminin yol açtığı- modernleşme talebi nedeniyle bazı sarsıntılar geçirmesine dikkati çekiyor.
Bu durum, bazı emekli generallerin AKP'yi ve partinin temsil ettiği her şeyi küçümseyerek AB sürecini baltalamaya çalışmalarının bir nedeni olabilir. Bu, ayrıca Ergenekon'un neyle ilgili olduğunu da açıklamaya yardımcı olabilir.
DİE WELT:
TÜRKİYE'DE ALENİ GÜÇ MÜCADELESİ KIZIŞIYOR
BERLİN, 03/07(BYE)--- Tirajı günde 264 bin 270 olan sağ eğilimli muhafazakâr Die Welt gazetesinin 3 Temmuz 2008 tarihli sayısında, Boris Kalnoky imzasıyla ve yukardaki başlık altında yayımlanan İstanbul çıkışlı yazının özet çevirisi şöyledir:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, gazetecilerle karşılaşmamak için Anayasa Mahkemesi’ne arka kapıdan girdi. O günkü misyonu, İslamcı hükümet partisi AKP'yi ölüme bir adım daha yaklaştırmaktı. Başsavcı, açılmasını bizzat sağladığı AKP'ye karşı kapatma davasında sözlü mütalâasını verdi. Öne sürdüğü argüman: Bu parti İslamcıdır, tutumu İslamcıdır, bu ise laik Türkiye Cumhuriyeti'nde yasaktır.
Aynı saatlerde polis, Ankara ve İstanbul'da çok sayıda büro ve eve baskın düzenledi, askerî tesislere girerek hükümete karşı askerî darbe hazırlamakla suçlanan 21 kişiyi tutukladı. Aşırı sağcı Ergenekon adındaki örgütle ilgili soruşturmalar ilkbahardan beri devam ediyor. Şimdi olayla bağlantılı olarak ilk kez iki emekli general tutuklandı ve böylece ordu, terör örgütüyle birlikte çalışan bir kurum olarak zan altında bırakıldı.
Laik Kemalistler ve İslami eğilimli hükümet çevreleri arasındaki güç mücadelesi giderek daha da amasız bir hâle geliyor. Geçen yıldan bu yana polisin soruşturmasının yanı sıra, öncelikle İslamcı zihniyetteki medya da darbe planlarıyla ilgili haberleri ortaya çıkararak orduyu zor durumda bıraktı. Nokta dergisi, emekli bir amiralin sözüm ona günlüğünü açıklayarak, ordudaki bazı kesimlerin daha 2002'de AKP'ye karşı darbe yapmak istediğine dair haber yapmıştı. Bunun üzerine kapatılan dergi, "Taraf" adı altında yeniden gazete olarak çıkmaya başladı. Nokta'nın eski genel yayın yönetmeni Taraf'ta yazmaya devam ediyor. Kısa bir süre önce Taraf, ordunun planlarını genişleterek, medya ve yargıyı da sistematik olarak etkilemek ve bu şekilde AKP'yi devirmek istediğini yazdı.
Başsavcı’nın siyaset yasağı konulmasını istediği Başbakan Erdoğan, polisin büyük baskınından memnun kalmış gözüküyordu. Erdoğan, "nihayet karanlığa ışık tutulacak" diye konuştu.
Peki gerçek olan nedir, varsayılan nedir? Türk ordusu bir terör örgütü müdür? Türk ordusunu iyi tanıyan uluslararası uzman Gareth Henkins, tutuklamaların daha ziyade AKP'nin hukuk devleti egzersiziyle ilgili bir güç gösterisi olduğu görüşünde. Jenkins, gazetemize, "Tutuklananların bazılarının Ergenekon ile bağlantısı olduğundan şüphe duyuyorum." derken, operasyonun öncelikle, artık hiç kimsenin, sadece üniforma taşıdığı için kendini güvencede hissetmemesi gerektiği yönünde orduya verilmiş bir sinyal olduğunu düşünüyor. Bunun çok tehlikeli bir strateji olduğunu belirten Jenkins, "Bu, orduyu birbirine kenetleyecek bir adımdır. Onlar da kendilerine saldırıldığını hissine kapılarak, direnmek isteyeceklerdir." diyor. Jenkins'e göre, belki de AKP, hakkında açılan davanın arkasında ipleri elinde tutanların askerler olduğu düşüncesiyle, daha sonra onlara karşı müdahale edebilmek için yeni tutuklama dalgasıyla genç subayları tahrik etmek istemiş olabilir.
Ordunun AKP'den kurtulmak istediği bir sır değil. Ordunun siyaseti etkilemek için toplum üzerindeki nüfuzunu artırmak için çabaladığı da açık. Ancak Ergenekon olayı, hükümetin tamamen öncelikli olarak yürüttüğü bir terör soruşturması. Güvenlik çevrelerinden alınan duyumlar, İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla çok sayıda birimin Ergenekon soruşturmasına yönlendirildiği ve İslamcı terörizmle etkin bir şekilde mücadele etmek için maddi imkan ve personel kalmadığı yönünde.
Ordunun, Ergenekon grubuyla ilişkilendirilmesi, Türk ordusunu terörist faaliyetlere yakınlaştırır. Bu ise, İslamcı kesimle eski Kemalist elitler arasındaki güç mücadelesine yeni bir nitelik kazandırır.
Ergenekon hakkındaki soruşturmalar yaklaşık bir yıldan beri devam ediyor. Baş sanık, emekli jandarma Generali Veli Küçük. Küçük, bir buçuk yıl önce öldürülen Ermeni yazar Hrant Dink'in cinayetiyle ilgisi olmakla da suçlanıyor. Şimdiye dek hakkında dava açılmamış olmasının nedeni, kanıtların net olmayışı. Buna karşın Ergenekon örgütünün, bir amatör örgütü olduğu kesin. Jenkins, Genelkurmay Başkanlığı tarafından yönlendirilen bir terör örgütünün "daha profesyonelce çalışacağı" görüşünde. Küçük, çok sayıda güvenlik politikası konferansına ve başka etkinliklere katıldığı için üst düzey askerlerle şimdi tutuklananların onu şahsen tanıyor olmaları ve belki de bazı faaliyetlerinden haberdar olmaları mümkündür.
İslamcı ve Kemalist elitler arasındaki güç mücadelesi, bu yaz iki sansasyonel davayla yansıtılacak: Bunlar, AKP'ye karşı açılan yasaklama davası ve Ergenekon olayıdır. İki davada da, iki tarafın da lider kadrosunun, yani üst düzey askerlerle AKP yöneticilerinin kaderi söz konusu olacaktır.
Sonunda bir uzlaşı olabilir: Parti yasaklanmaz, en azından Erdoğan'a siyaset yasağı getirilmez ve bunun karşılığında tanınmış subayların çevirdikleri işleri ortaya çıkarmaktan vazgeçilir.
TAGES-ANZEIGER:
ORDU EMEKLİ SUBAYLARLA ARASINA MESAFE Mİ KOYMAK İSTEDİ?
BERN, 03/07(BYE)--- Tirajı günde 216.400 olan Tages-Anzeiger gazetesinin 3 Temmuz 2008 tarihli sayısında, Kai Strittmatter imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan İstanbul çıkışlı yorumun çevirisi şöyledir:
--Türkiye'de İki Emekli Generalin Tutuklanması
Ortalığı Ayağa Kaldırdı. Medya, Ordunun Bu
Dramatik Operasyondaki Rolüyle Meşgul--
Ergenekon, bir efsanede bir grup Türk'ün saklandığı iddia edilen vadinin adı. Anlatılan o ki bir bozkurt, Türkleri buradan çıkarıp özgürlüğe ve yeni bir güce kavuşturur. İşte buradan hareketle kendisini Ergenekon diye adlandıran suç örgütünün amacının da milleti ve devleti kurtarmak olduğu söyleniyor. Çoğunlukla askeri veya hukuki kademelerde bulunan bu kişiler hukuku kontrollerine alan ulusalcılar. 2007'de, Ermeni kökenli Türk gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesiyle ilişkilendirilen Ergenekon'un, Nobel ödüllü Türk yazar Orhan Pamuk'a suikast planları hazırladığı da iddia ediliyor. Ergenekon çetesinin amaçları şöyle sıralanıyor: Azınlıkları ve liberalleri sindirmek, AB sürecini sabote edip AKP hükümetinin devrilmesini sağlayacak bir istikrarsızlık ortamı yaratmak.
Polisin Ümraniye'de gizli bir silah deposu bulmasıyla başlayan soruşturmalar yaklaşık bir yıldır devam ediyor. Ancak Milliyet gazetesinin haberine göre, salı günkü tutuklamalar, İstanbul ve Ankara'da bir tsunami etkisi yarattı. Şimdiye kadar polis, soruşturmalarını hiç bu kadar üst makamlara kadar yükseltmemişti. Ordunun alanına girmeye cesaret edememişti: Emekli General Şener Eruygur askeri lojmanda, emekli General Hurşit Tolon ise hizmet konutunda tutuklandı.
Bu baskın, ordu yönetiminin onayı olmadan yapılamazdı. Tepkiler muhtelif. Liberal "Radikal" gazetesi dün, "Nihayet bazı büyük balıklar..." diyerek sevinç çığlıkları atıyordu. Gazete, Türkiye'nin tarihinde ilk defa darbecilerle hesaplaşacağını umuyor. En azından General Eruygur'un 2004'te, Jandarma Komutanı olduğu sırada darbe planları yaptığı biliniyor. Sıkı bir demokrat olan eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, bu planların gerçekleşmesine izin vermemişti.
Bugün ordunun rolü net değil: Tutuklanmaların bir kısmının askerî kesim içinde yapılmasına izin verilmesi, bugünkü ordu yönetiminin radikal eğilimli emekli subaylarla arasına mesafe koyduğu anlamına gelebilir. Ordunun kuşkuyla yaklaştığı AKP'nin kapatılacağı konusunda neredeyse herkes emin. Böylesi bir durum, Anayasa Mahkemesi hâkimlerinin panzer ve generallerin işini yaptığı "hafif bir darbe" olurdu. Liberal sol eğilimli "Taraf" gazetesi Eylül 2007'ye ait bir askeri belgeyi açığa çıkardı. Bu belgede, AKP’yi düşürmek amacıyla; üniversiteler, yargı, medya ve de sanatçıların nasıl ordu tarafına çekilebileceğine dair yol yordam gösteriliyordu. İstanbullu bir yazar olan ve orduya muhalif Perihan Mağden şöyle diyor: "Her madde sonuna bugün bir işaret koyabilirsiniz: Başardık!"
Polisin terörle mücadele operasyonunda aralarında bir yıldır tutulanların da bulunduğu 49 kişinin gözaltında bulunması ve hâlâ bir iddianamenin ortaya konulmaması problem oluşturuyor. Şimdiye kadar sadece hükümeti eleştirdikleri bilinen yazarlar ve gazeteciler de bu kişiler arasında yerlerini alıyor.
Erdoğan'ı eleştirenler arasında olup arananlar listesinde yerini alan Turhan Çömez de Londra'da yaptığı açıklamada, hükümetin bir korku imparatorluğu kurduğunu belirtti. Liberal köşe yazarı Haluk Şahin "Radikal" gazetesinde, "Bu insanlardan bazılarının fikirlerini söylemek dışında ne yaptıklarını bilmek istiyoruz" diye yazarken eski bir askerî savcı olmakla birlikte şimdi orduya karşı sert eleştirileriyle tanınan Ümit Kardaş ise, hükümeti, "Ergenokon'u bir güç savaşı adına kullanmaması" yönünde uyardı.
ABC:
TÜRK ASKERLERİ İTİDALE ÇAĞIRIYOR
ANKARA, 03/07(BYE)--- İspanya'da yayımlanan ABC gazetesinin 3 Temmuz 2008 tarihli internet sayfasında, Enrique Serbeto imzasıyla yayımlanan Brüksel çıkışlı yazının çevirisi şöyledir:
Durum, askerlerin "itidal, sağduyu ve sorumluluk" çağrısı yapmak için demeç vermek zorunda kalacağı kadar çok hassas.
Türkiye, son yılların belki de en zorlu dönemini yaşıyor ve özellikle de hükümete karşı bir komplo hazırlamakla suçlanan iki generalin de dahil olduğu bazı eski askerlerin ve 20'ye yakın sivilin Salı günü tutuklanmasının ardından siyasi krizin nereye varacağını kestirmek zor.
İslamcı hükümet partisine karşı yürütülen adli davanın ortasında, varlığı konusunda aylardır tartışılan sözde darbeci şebeke "Ergenekon"un gün ışığına çıkarılması, yüzleşmek için ellerindeki mekanizmaları utanmadan kullanan iki uzlaşmaz kesim arasındaki derin çatışmayı açık yaraya dönüştürdü.
Türk Lirası’nın değeri, Salı günkü belirli düşüşünün ardından, Ağustos ayında ülkenin yeni Genelkurmay Başkanı olacak olan Orgeneral İlker Başbuğ'un sükunet çağrısı sonrasında dün kısmi olarak toparlandı. Türkiye'de generallerin tutuklanması sık olan bir şey değil, çünkü üniformalılara dokunmanın iktidarlar için son çare olduğunu herkes bilir. Bu, durumun ciddiyeti hakkında bir fikir veriyor.
Özellikle tutuklamaların olduğu gün, Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı olduğunu defalarca belirten Fransa'nın dönem başkanlığını devralması ve görevinden men edilmesi durumunda Başbakan Tayyip Erdoğan'ı Fransız Hükümetinin desteklemeyi düşünmediği dikkate alınırsa Avrupa Birliği konusu giderek hassaslaşıyor.
Türkiye'de, cumhuriyetin kurumsal yönetimindeki aşırı milliyetçi ve Kemalist mevkilerin daima koruması için gerçekleştirilen ve açığa kavuşturulamayan cinayetlerin arkasındaki olası gizli güçler topluluğundan bahsederken kullanılan "derin devlet" olarak bilinenden çok daha farklı tonlarda birçok tarzdan bahsediliyor. "Ergenekon", aylar öncesinde eski askerlerden oluştuğu ve suçlamaların tutuklama emrine çevrilmesi zamanının beklendiği söylenen bu olası şebekelerden sonuncusu. Ancak, son tutuklamaların, hükümet partisine karşı Anayasa Mahkemesi’ndeki davanın başlamasına denk düşmesi çok dikkat çekiyor.
Türk toplumunda bu durumu yaratan bölünme, haberi verirken gazetelerden bazılarının hükümeti korumaya çalışmasında ve bazılarının da bunu laik Anayasal düzene bir tehdit olarak yorumlamasında göze çarpıyor.
Kimsenin cevaplamadığı soru, iki generalin, bir amiralin ve bazı albayların ordunun rızasını almaksızın tutuklandığı -bunu askerlerin de şu sıralar bölünmüş olduğuna dair bir belirti olarak anlamak gerekip gerekmediğini saymazsak- böyle bir operasyonun nasıl mümkün olduğudur.
Diplomatik kaynakların yorumladıkları üzere, bütün bunların tek açık yanı, laik güçlerin siyasi partisi aleyhinde ettiği şikayetle meydan okudukları bu durum içerisinde Başbakan Tayyip Erdoğan'ın her pahasına karşı koymaya hazır olduğudur. Cumhurbaşkanlığı görevine partisinden birinin veya kendisinin gelmesi çabalarına karşı baskılar olduğu zaman aldığı tehditler, kendisini yıldıramadı. Şimdi tüm belirtiler, öngörülen partisini kapatma kararı karşısında da kolayca vazgeçmek gibi bir niyetinin olmadığını gösteriyor.
İMERİSİA:
ERDOĞAN: KARARLILIK GÖSTERGESİ
ATİNA, 03/07(BYE)--- Tirajı günde 12 bin olan İmerisia gazetesinin 3 Temmuz 2008 tarihli sayısında, Yorgos Kapopulos imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan haberin çevirisi şöyledir:
Senenin başında, "Ergenekon" davasına ilişkin ilk tutuklamalar yapıldığında, hükümetin gündemi belirliydi: Anayasa değişikliklerine paralel olarak, istihbarat birimlerinin, Silahlı Kuvvetler üyelerinin, aşırı sağcı milliyetçilerin karıştığı bir örgütün dağıtılması amacıyla uygulanacak yasayla birlikte Kemalist kurulu düzen de ortadan kaldırılacaktı.
Kısa bir süre sonra, yargı darbesinden az sonra cevap geldi: Atılan ilk adımla Yargıtay Başsavcısı AKP'nin kapatılması, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve onlarca milletvekilinin siyasi faaliyetinin yasaklanması istemiyle dava açtı. İkinci adımda, Anayasa Mahkemesi bu davanın görülmesini kabul etti. Aslında bu siyasi terör hareketinden beklenen, birkaç ay önce yapılan erken seçimlerde oyların yüzde 47'sini alan bir hükümeti siyasi alanda bağımlı tutmaktı. O günden sonra Başbakan Erdoğan'ın bu olaylara nasıl tepki vereceğine dair inanılmaz senaryolar ortaya atıldı:
Kaderine boyun eğerek partisinin kapatılmasını ve siyasi faaliyet yasağının gelmesini mi bekleyecek, mahkemeden aleyhine bir karar çıkmasını önlemek için Kemalist kurulu düzene perde arkasından güvence mi verecek, ayaklarının altından iktidar halısının çekildiğini anlayan "elitin" telaşını yansıtarak, yargı darbesine karşı atağa mı geçecek?
Başbakan Erdoğan'ın, Anayasa Mahkemesi'nin başörtüsü konusunda aldığı karara gösterdiği tepki, karşı atağın sert olacağına dair verilen ilk mesajdı. Başbakan, kararı yasa dışı ve anayasaya aykırı olarak değerlendirerek, bunun Meclis’e yasa çıkarma yetkisi veren halkın egemenliğine karşı fiili bir hakaret olduğunu söyledi.
Geçen Salı günü hükümetin niyetine dair bütün şüpheler ortadan kalktı. Başsavcı, Anayasa Mahkemesi'nde iddianamesini savunurken, Ergenekon davasına ilişkin ikinci tutuklama dalgası gerçekleşiyordu. Bu da yanlış anlamaya yer bırakacak bir mesaj değildir. Bir dönem daha Kemalist kurulu düzenle aynı çatı altında yaşama konusunu tartışmayan ve bu konuda sınır tanımayan Başbakan Erdoğan, yeniden erken seçimlere gidildiği takdirde partisinin veya partisinin kapatılmasından sonra açılacak yeni bir partinin, halkın egemenliğinin yok sayılarak engellenmesi durumunun son bulmasını isteyenlerin oylarını alacağını biliyor. Verilen mesaj son derece açık: Yargı darbesine her şekilde karşı konulacak ve AKP aleyhine alınacak bir kararın sorumluluğu bu darbeyi hazırlayanlara ait olacak.
Hükümet, karşı koymaya kararlı ve darbe olanakları artık yok. Artık hükümeti devirmek isteyenlerin, alışılmış bir darbenin bedelini ve ülkeyi açıkça diktatörlükle yönetmenin sorumluluğunu üstlenmeleri gerekecek.